VECİZ İKTİBASLAR

VECİZ İKTİBASLAR

-Hadiste:”Essahiyyu habibullah velevkâne fâsikan. Elbahilu aduvvullah velev kâne sâlihan.”

”Cömert Allah’ın dostudur velev fâsıkta olsa,Cimri Allah’ın düşmanıdır velev sâlihte olsa…”

-Din bir imtihandır.Dinin mahiyeti,imtihanın neticesinde altın ve kömür ruhlu insanları Temyiz ve Tefrik etmektedir.

-İnsan yeryüzünün halifesi olma liyakatını Talim-i Esma ile elde etmiştir.

-Meleklerin Allaha karşı;Yeryüzünde fesad çıkaracak,kan dökecek varlıkları mı yaratacaksın?”sözünden murad,itiraz olmayıp belki İstifsar yani açıklanmasını istemek için olduğu belirtilir.

-Hadisteki;dünya öküz ve balığın sırtı üzerindedir.-sözünden maksad mecaz olup,karada yaşayanların geçimi bugün dahi öküzün sırtından kazanılması,diğer sahillerde yaşayanlarında balık ve balıkçılıkla maişetlerini temin etmelerinden kinayedir.

-Dünya ve içindekiler bir resmi geçit tarzındadırlar.

-Rabbimizi bize tarih eden üç külli muarrif vardır:Kur’an,Kâinat,Rasulullah.

-Kader ilimdir,ilim maluma tabidir.

-Müçtehid,şâri’ ve müşerri’ olamaz.

– En sağlam hallerimde ve en genç zamanlarımda, en zevkli ve lezzetli evradımda bulmadığım bir manevî sürur hissettim. Ve hadsiz şükür edip, o dehşetli hastalığıma razı oldum.

– İnsanlar kaderin verdiği cezayı kabullenmemektedirler,red ve inkâra gitmektedirler.Ancak ödüllendirildiklerinde kabullenip,inkâr etmemektedirler.

– Hz.Alinin;Kimse yok mu şu sadrımdakini boşaltsam,demesi ve bunu da bir kuyuya boşaltması,konuşması.hakikatların doğrudan onlardan alındığının bir ifadesidir.

-Bu hizmet akıl,fikir,bilgi,zenginlikle değil,doğrudan doğruya ihsanı ilahi tarafından omuzumuza konulmuştur.Risale-i Nur şimdiye kadar gelen hizmetlerin zincirinden âzadedir.

-Mesele dava adamı olmaktır.Dava adamı olanda tüm esma,tam manasıyla tecelli etmektedir.Mazhariyeti tâmdır.

-Miskin bir kimseye yapılan bir sadaka yerine geçerken,akrabaya yapılan sılayla beraber iki sadaka yerine geçmektedir.

-Peygamberimiz;İsteyenin bir hakkı var,der,velev at üzerinde de gelse…

-Eğer ruh geçiş yapıyorsa ilk devirde Hz.Adem ve Havva arasında değişmesi gerekirdi.Fakat havuz dolmada ve sürekli boşalmada.

-Gadab,kalbi tutuşturup yakan bir ateştir.

-İbni Abbas der:”Allahın en büyük cünudu rüzgardır.

-İbni Abbas dedi;O nebi (SAM) ümmi idi.Yazmaz ve okumaz ve hesab etmez (zanda bulunmaz) idi.(Mecmuat-ün minet-Tefasir.Arapça.2/647)

-“Lâ tezalu min ümmeti ümmeten gaimeten min emrillah.”,”Ümmetimden bir ümmet ve taife kıyamet kopuncaya kadar Allah’ın emrini ikame eder,yerine getirirler.”(Mecmuat-ün minet-Tefasir.Arapça.2/676)

-“Hani bir zaman da onlar:”Ya Rabbi,eğer bu Kur’an senin tarafından gelmiş hak bir kitap ise hemen üzerimize gökten taş yağdır,yahut bize acı bir azap ver!”demişlerdi.

“Halbuki sen onların aralarında bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmaz;eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azab etmez.”(Enfal.32-33.Bak. Mecmuat-ün minet-Tefasir.Arapça.3/36-37)

-“Ey Peygamber!Müminleri savaşa teşvik et.Eğer sizden tam sabırlı yirmi kişi olursa,ikiyüz kişiye galib gelir ve eğer siz müminlerden yüz kişi olursa,kâfirlerden bin kişiyi mağlub eder;çünki o kâfirler gerçeği ve akibeti anlamayan bir güruhtur.

Ama şimdi Allah yükünüzü hafifletti,çünki sizde savaşma konusunda bir zayıflık olduğunu müşahede etti.O halde sizden sabırlı yüz kişi,Allah’ın izniyle onlardan ikiyüz kâfire üstün gelir ve eğer sizden bin kişi olursa,onlardan ikibin kişiye galib gelir.Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfal.65-66, Mecmuat-ün minet-Tefasir.Arapça.3/66-67)

– Hz.Enesden,Rasulullah dedi:”Namazımızı kılan ve kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen bu kimse Allahın ve rasulullahın zimmetinde bir müslümandır.”(Mecmuat-ün minet-Tefasir.3/89)

– Cilbab celbedici değil,nazarları defedici olmalıdır…

– Halkı şer şer değil belki çok hayırlara vesile olmasıyla bilvesile hayırdır,hayırlara sebebdir…

-İçtihad kapısı açık olup oraya girmeye bazı maniler vardır,aşılırsa girilebilir….

-Cihat,musibet,cehennem gibi şeyler azab olmayıp rahmete münafi değildir.Oysa şehid on kere ölümü istemektedir,öldürüldüğünden dolayı,cehennemlik cehenneme girmese yok olacak ki buda cehennemin ta kendisi,ondanda beterdir.Bütün bunlar rütbenin yükselmesine sebebtir…

-Yaratılışın amacı marifetullah,muhabbetullahtır…

-Yer ve göğün 6 günde yaratılışı,ömrününde 6 gün olacağına işaret etmektedir.(Bak.Sözler.B.S.Nursi.14.söz)

– Allahın danışmayı ve meşvereti öğretmek üzere insanın yaratılışını meleklere sormuştur…melekler itiraz etmeyib isticvab yani cevabı öğrenmeyi taleb etmişlerdir…

-Din bir imtihan olup,âla ile esfeli tefrik etmek içindir.Vemtâzu-daki ayrıştırma….”Fakat bugün sizler,şöyle bir tarafa çekilin ey mücrimler.”Yasin.59.

-Allah kadın erkeği yaratıp,çocuklarını dünyaya gönderdikten sonra onları öldürüyor.Hikmeti nedir?Tıpkı insan gibi ki;oda buğdayı ekip,daha sonra onu kesip,toprağından ve yuvasından alıp koparıyor.Tâ ki,sapla saman birbirinden ayrılsın diye.Biri anbara,diğeri ahır ve samanlığa…Sapla samanın karıştığı dünyadan sonra,-Vemtâzul yevme eyyühel mücrimûn- emriyle tefrik edilecek…
-Cenab-ı Hak kendi dininin ve şeriatının hak olduğunu göstermek ve zihinlerde tesbit etmek üzere yanlışlara tahakküm etmiyor,hikmeti müsaade ediyor,itiraz kapısını kapatıyor,bizzat tattırıp,müşahede ettiriyor.Geriye dönüş,heves ve temennisini ortadan kaldırıyor.

-“İsterseniz dünyayı gezip dolaşın da dini yalan sayanların akibetlerini görün.”Âl-i İmran.137.

-Her şey tek bir su damlasından yaratılmaktadır.”Hayatı olan her şeyi sudan yaptık.”(Enbiya.30)Suyun maddesi bir olduğu halde,yaptığı iş binlerce…

-Gonca-güller gibi gülesin güzel gözlü gülüm,güllerle geceleyesin,güller göresin,günün gününden güzel geçsin gülüm,güller gibi gülesin.

-“Zilletle içilen âb-ı hayat, tıpkı Cehennem gibidir; İzzetle Cehennem ise, benim için iftihar ettiğim bir menzildir”.

– Dilimizi sal-a bindirdiler,sel-e götürdüler.Milletimizin kamus-u namusudur.Ödün verme,odun ver.Yanıta kanıtın var mı?Olasılık mı,güldürme kısık kısık,ağrıyor bendeki kasık.

– Haşir ve Nisa surelerindeki bazı ayetler yahudi şair olan Ka’b b. Eşref-in şenaatinden dolayı inmiştir.(İslam Ansiklopedisi.İsam.24/4)

-Tevbe suresinini 117-119.ayetleri Rasulullahın,savaştan geri kalan şairi Ka’b b. Malik-in aklanması üzere inmiştir. Ve Ka’b-ın bu anlatımı Buhari-de geçmektedir (İslam Ansiklopedisi.İsam-24/5)

-Rasulullahın meşhur 3 şairi;1)Ka’b b. Malik.2)Hassan b. Sabit.3)Abdullah b. Revaha.Bunlar Medinenin 5 büyük şairlerinden üçüdür.(İsl.ans.24/4-5)

-Rasulullah şiire müsaade etmiş,savaştaki kılıçla eş tutmuştur.

-Kader konusunda alimlerin genelde yaptıkları usul ve tarz;kadere yaratma açısından bakıp değerlendirirler.Bediüzzaman ise,asli yönü olan ilim ve takdir açısından değerlendirerek baştan sona doğru bir gidiş yolu takib eder.Diğerleri ise,sondan başa doğru gelmeye çalışarak zorlanmışlardır.

– Tevfik Fikret’in “Beşerin böyle delâletleri var/Putunu kendi yapar, kendi tapar”

– Hz.Süleyman:”O da demişti ki:”Gerçekten ben,mal sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.”(Sad.32.)

-Ka’b b. Ucre hakkında fidye ayeti nazil olmuştur.(Bakara.196,İsl.Ans.age.24/6-7)

-Dil,farsça gönül demektir.Buna binaen,dil,gönüldekileri aktarıp dışa aksettiren bir alettir.

-Bütün emir ve yasaklar vahiy yoluyla gelmiştir.Namaz ise miraçta farz kılındığından dolayı hadiste;”Namaz mü’minin miracıdır.”denilmiştir.

– Ciddi cemiyetler kadınlardan ulvi, bozuk cemaatler de kadınlardan süfli şeyler ister. Sosyal ve siyasi meseleler karıştırıldığı için Avrupa’daki feministlerin siyasi hak talepleri bizdekilere sosyal hak ve hürriyet talebi olarak aksetmiştir.” (Said Halim Paşa.Buhranlarımız)

– Kadir gecesinin hangi gece olduğu konusunda;Muhammed bin Hanbele göre 21. gece,Ahmed bin Hanbele göre 23. gece,İmamı Şafiiye göre 25. gece,İmamı Azam Ebu hanifeye göre 27. gecedir.Bediüzzaman hazretleri ise ramazanın 25. gecesi vefat etmiştir.Hafız Hacı Ali abi o gecede bazı harikalıklara şahid olduğunu ve kendisine o gecenin kadirgecesi olduğunu manevi canibden haber verdiklerini ifade eder.Sabahının ise,başka vakitlerde güneş kırmızı ve sarı olarak doğarken,kadir gecesi sabahının beyaz renkte doğub,herkesin çıplak gözle görebileceği ve kendisinin de buna şahit olup,bakarak gördüğünü anlatmıştır.Hadisde ise 21-den sonraki tek gecelerde aranması tavsiye edilmiş,böylece tüm geceler ibadetle geçirilmiş olmaktadır.

-“Ey mü’minler! (Müşriklerle harb ettiğiniz gibi) ehl-i kitab ile de harb edin. Zira onlar, Allah’a ve Ahiret’e hakkıyla iman etmezler ve Allah ve Resulü’nün haram ettiğini haram etmezler ve hak din olan islamiyeti din olarak kabul etmezler (Yani İslamiyeti terk edip Yahudilik veya Hıristiyanlık diye tabir edilen uydurma bir dine inanırlar). İşte bu ehl-i kitap ile, onlar kendi elleriyle ve zillet içinde cizyelerini verinceye kadar harb edin.”

(Beyzavi-İbni Abbas-Tevbe-29)

-Her insanda bir potansiyel enerji ve güç vardır.Önemli olanın;bunun ortaya çıkarılması ve iyiye kanalize edilmesidir.

-İkbal diyor ki;İnsanlar geçmişteki peygambere dönüyor ancak o peygamber geçmişte olupta,geleceğe gitmektedir.

-Dinin ihtiyarlara hitab ettiği kadar,gençlere de hitab ettirildiğini bilmek ve bildirmek gerekir.

-Dinin ruhuna da inilip aktarılması gerekir.

-Neden eskiden yazılanlar bir ağırlık kazanırken,yeni yazılanlar o ağırlığı gösterememektedir?Acaba beslenme farklılığından mıdır?

-Hadisde;Kıyametin bir belirtisi de,İstanbulun ikinci defa fethedileceği,bunun alameti ise,Ayasofyanın tekrar aslına yani camiye çevrilişidir.

-İnsanların hüviyeti,akibet penceresinden bakmakla anlaşılır.

-”Yabancı kadınlara bakmak,zehir ile su verilmiş,şeytanın oklarından bir oktur.Allah korkusundan gözünü koruyana öyle iman verilir ki,tatlılığını kalbinde duyar.”Hadisi Şerif.

”Ey Davud, gözünü haramdan sakın ki,dünyayı senin itaatine vereyim.”Zebur-dan.

-Kutlu doğum,mutlu doğumdur.

– Peygamber Efendimiz bir ara sahabelerle beraber giderlerken,ölmüş ve çöplüğe atılmış bir koyun gördüler.Yanındakilere;”Bu koyunun sahibinin yanında bir değeri var mı?”buyurdular.Onlar da cevaben;”Değeri olmadığı için atılmış!”dediler.Bunun üzerine buyurdular ki;”Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yeminle söylerim ki;İlâhi ahlak esaslarına uymadan geçirilen bir dünya hayatının Allah yanında,bu koyunun sahibi yanındaki kıymeti kadar da değeri yoktur.Eğer Kur’an esaslarına uymadan geçirilen bir dünya hayatının Allah yanında bir değeri olmuş olsa idi,kâfirler bir yudum su içemezlerdi.”

– Damladaki Deryalar-dan:

*Gününü gün eden,yarınını tüketir,dün eder.

*O’n-dan gelen,O’n-a gider.From God,To God.Min-el ezel,ile-l ebed.

*İdrâk anlayandır,ihata eden değil!Göz görür,idrak edemez.Allah bilinen meçhuldür.

*Hasret vuslattandan mukaddemdir.Hasret olmadan vuslat olmaz.Vuslat hasretle güzeldir.Hasret vuslatı sağlar,vuslat hasreti bağlar.

*Var olduğun için yoksun,yokluğun varlığından.Yok ol ki,var olasın.Yâr,var da değil,yoktadır.

*Ümmi,hakikat ilmine enesini karıştırmayandır.İçini dışa yansıtan,içindekine başkasını karıştırmayan…

*Allah’ın eserini tanıyıp bilmeyen,O’nu nasıl anlayabilsin?

*”İnsanlar uykudadırlar,ölünce uyanırlar.”hakikatınca,uyanmamak için bunca sıkıntı ve feryat niye?

*İntihar,bedenin değil,ruhun ölümüdür.

*İmtihan,verilenlerin denenmesidir.Verilmeyenler imtihana tabi değillerdir.İmtihanın dehşeti,verilenin haşmeti nisbetindedir.

*Kendisini bilen şirketmez,kâinatı bilen küfretmez.

– Kalb;tecelli karşısında sürekli değişmelere maruz kalıp,bukelemun gibi olmak değildir.Kalb,ân be ân değişendir,tecelli karşısında ayrı ayrı mazhariyetlere sahib olmaktır.Değişmeyen,değişiminde farklılık olmayan kalbsizdir.Rasulullah (ASM):Ben her gün yetmiş kere tevbe ediyorum,derken,buradaki tevbe günahtan kaynaklanan bir tevbe olmayıp,hergünki mazhariyet,değişim ve tecelli neticesinde yükseliş bir önceki güne nisbetle yetmiş katıdır.

-*Kıymetsiz Yazılar-(”Kıymetsiz Yazılar.İ.Rabbani.Terc.S.Sadeddin Efendi) kitabından seçmeler:

*Âdem aleyhisselâmın hilkatinden [yaratılmasından] beri yedi bin yıl tamam olmadı.

*Âdem aleyhisselâmdan evvel geçen Âdemlerin vücûdları âlem-i misâlde idi. Âlem-i şehâdette [madde âleminde] ilk mevcut olan Âdem aleyhisselâmdır ki, sıfatı Cemiyet üzere mahlûktur. Çok vasflar sahibidir.

*“Âhır zamanda bir kavm zuhûr eder ki, râfizî diye adlandırılır. İslâmı terk ederler. Onları öldürün ki, onlar müşriktirler.” Hadis-i şerif.

*Ebû Bekr hakkında, Resûlullah : (Allahü teâlânın benim kalbime akıttığını, Ebû Bekrin kalbine akıttım) buyurmuşlardır.

*Ebû Bekr hakkında, Resûlullah buyurdular ki: “Hak teâlânın bana ihsân eylediği, esrârın tamamını, Sıddîkın kalbine döktüm.”

*Ebû Hüreyre buyurmuştur ki, “Resûlullahdan iki ilim edindim ki, birini beyan eyledim [açıkladım]. Diğerini âşikâre eylesem [açığa çıkarsam] öldürülürüm. O ilim, ilm-i esrârdır ki, herkesin idrâki ona yetişemez.”

*Eşref saat, cevf-i şebdir [gece yarısıdır.]

*“Eshâbın bir müd arpa sadakasına verilen sevaba, sâirleri Uhud dağı kadar mal verseler vâsıl olamazlar.” Hadis-i şerif.

*Eshâb-ı kirâmın üsûl-i dinde ihtilâfı yoktur. [Îmanda ihtilâfları yoktur.] Var ise fürû’dadır.

*İmâm-ı Gazâlî buyurdular ki, Sıffîn vak’ası, halîfe olmak için değil, şeriatin kısas emrini yapmak içindi.

*Timûr hânın Buhârada, Şâh-ı Nakşîbende olan tevâzu ve tezellülü sebebi ile, hüsn-i hâteme ile müşerref olması [son nefeste îman ile gittiği] umulur. Zîrâ Hâce Nakşîbend, Emîrin vefâtından sonra buyurdular ki, (Timûr mürd ve îman bürd). [Tîmûr öldü, îmanı da götürdü.]

*“Hamele-i Kur’anın diğer insanlar üzerine fazîleti, Halıkın mahlûk üzerine olan fazîleti gibidir.” Hadis-i şerif.

*Delîl, medlûlden ezhârdır. [Delîl, delîl getirilmiş şeyden açıktır]. Hak sübhânehudan daha açık birşey yoktur.

*Resûlullahın sâyesi [gölgesi] yok idi. Âlemde Ondan eltaf [daha latîf] olmayınca, sâyesi [gölgesi] nasıl olur.

*Resûlullahın uykusu abdestini bozmazdı. Çünki, Nebî çoban gibidir. Kendi ümmetini muhâfazada gaflet, Onun, Peygamberlik makamına uygun değildir.

*Resûlullahın uykusu itidal üzere idi. Mubârek kalbleri uyumaz; belki, çeşm-i saadetleri [mubârek gözleri] uyur idi. Ve ayın onyedinci veya ondokuzuncu veya yirmi birinci günü fast ettirirlerdi [hacamat olurlardı].

*Resûlullah Eshâb-ı kirâma buyurdular ki, “sizler bir zamanda vücûda geldiniz ki, emirlerin ve yasakların onda birini terk eyleseniz helâk olursunuz. Sizlerden sonra dahî bir gürûh [zümre] gelse gerektir ki, emirlerin ve yasakların onda birini yapınca, felaketten kurtulurlar.” İşte şimdi, o vakittir.

*Zeytine, yetmiş Peygamber, bereket ile duâ etmiştir.

*Zeytinin en çok faydalısı [faydası çok olanı], Şâmda yetişir. Mübârek bir ağaçtır.

*Şü’ûnât-ı ilâhî [ilâhî şü’ûnât] sıfatların aslı olup, zat-i ilâhîde kâinlerdir. [Vardırlar]. O yüce mertebede ayrılık görülmediğinden, bu şü’ûnât, zat-i akdesten ayrı değildir. Ve zatın gayrı değildirler. Ve birbirlerinden ayrılmaları da yoktur. Ve birbirlerinin aynı da değildirler. Zat-i teâlâ, tamamiyle bu şü’ûndan herbirinin renginde zuhûr eder.

*Şü’ûnâtın îtibarât üzerine üstünlüğü vardır.

*Şü’ûnât-i ilâhî, hakîkî sıfatların asllarıdır.

*Şü’ûnât-i ilâhî, kemâlât-ı zâtiyyeyi mündemiçtir [içine alır].

*Şü’ûnât-i ilâhî, zat üzere zâid değildir. [Zat ile berâberdir.]

*Şü’ûnât-i zâtiyyeden terakkî [yükselme] câiz ve vâkı’dır [olur, vukû’ bulur].

*Şü’ûnât-i ilâhî azze şânühüde mücerret îtibarâttır.

*Şü’ûnât ile sıfat arasında kâbiliyyetler vardır ki, bunlar hem şü’ûnlara, hem sıfatlara benzerler.

*Şü’ûnât-i ilâhî zat-i ilâhîye bağlıdır. [Onunla alâkalıdır.] Mâsivâ ile alâkalı olmaktan uzaktır. Sıfât-i ilâhînin te’alluku mâsivâya maksûrdur. [İlâhî sıfatlar mâsivâya tealluk eder.]

*Şü’ûnlar ile sıfatlar arasında fark çok incedir. Bu farkı kimse bildirmemiştir. (Bu farktan bir kulun konuşması mâlûm değildir.).

*Subbet aleyye, mesâibü lev ennehâ.

Subbet alel eyyâmi sırna leyâlehâ.

(Üzerime yağan musîbetler bellidir herkesce,

Eğer gündüzlere yağsalardı, hepsi olurdu gece.)

Âişe-i Sıddîka, Resûlullahın vefâtlarında buyurmuşlardır.

*Tarîkat-i Nakşibendiyyeye silsile-i zeheb derler.

Tarîkat-i Nakşibendiyye, Eshâb-ı kirâmın yoludur.

*Tavr-ı aklın verâsı [aklın ötesi, akıl sâhasının ötesi] öyle bir sâhadır ki, orada kalb yolu ile keşf ve müşâhede olunan bazı şeyler anlaşılır ki, akıl onun idrâkinden âcizdir. Hislerin, aklın idrâk ettiği şeylerden âciz olması gibidir. “Mevlânâ Câmî”.

*Tûfândan sonra gelen ulül’azm Peygamberlerin evveli İbrâhîm aleyhisselâmdır.

*Tûfândan sonra, ilk biten ağaç zeytindir.

*Zâlim zulmünü mazlumdan kaldırmadıkça, özrü kabûl olmaz. “Hadis-i şerif”

*Zâlimin zulmünü kaldırmaya gücü yetmiyen, oradan hicret etmelidir. “Hadis-i şerif.”

*Zâlim sultan yanında adaleti söylemek, cihâdların en eftalidir.

*Osman, vilâyet ve nübüvvet yüklerini taşıdığı için (zinnûreyn) denir. Çünki, Ebû Bekr ve Ömer nübüvvet, Ali vilâyet yükünü taşımaktadır.

*Akıl, hissin ötesi olup, his ile idrâk edilmiyeni, idrâk ettiği gibi, nübüvvet gücü de, akıl gücünün ötesi ve üstüdür. Akıl ile anlaşılamıyan, nübüvvet gücü ile idrâk edilir.

Akıl, ancak his edilenleri [beş duyu ile] idrâk edebilir. Görülenlerde misâli olmıyan işleri, akıl idrâk edemez.

*İlm-i ezelî, eşyaya varlıklarından önce te’alluk eden ilimdir.

*Îsâ aleyhisselâm vilâyette, Mûsâ aleyhisselâm nübüvvette çok yüksek mertebededirler.

*Fıkhın kurucusu Ebû Hanîfedir. Ve fıkhın dörtte üçünü o ictihâd etmiştir.

*”Kerâmet, yakîni kuvvetlendirmek içindir. Yakîn verilmiş [ihsân edilmiş] olan için kerâmete hâcet yoktur.”

*”Âlem-i emr latîfelerinin başlangıcı kalbdendir. Ve kalbin üstü ruh, ruhun üstü sır, sırrın üstü hafî, hafînin üstü ahfâdır. Kalb, âlem-i halk ile âlem-i emr arasında geçiddir.

*”Kalb latîfesinin aslı, fiiller makamıdır. Ruh latîfesinin aslı, sıfâtın zılleridir.

Kalb latîfesinin izâfî sıfatlara, ruh latîfesinin hakîkî sıfatlara bağlantısı vardır.

Kalb latîfesinin nasibi, fiiller mertebesidir. Ruh latîfesinin nasibi, sıfatlar mertebesidir. Sır latîfesinin nasibi, şü’ûnât mertebesi, hafî latîfesinin nasibi, tenzîh ve taktîs mertebesidir. Cehl ve hayret mertebesi, ahfânın nasibidir.

*”Allahü teâlâ ile öyle vakitlerim olur ki, o anda hiçbir melek ve hiçbir Peygamber bana yaklaşamaz [aramıza giremez]” hadis-i şerifindeki nâdir vakit namazdır.

*”Meleklerin hakîkatleri, İsrâfil aleyhisselâmın hakîkatından meydana gelmiştir.

*”Mehdînin “aleyhirrahme” hakîkati, sıfat-ül-ilimdir [ilim sıfatıdır].

*”Mehdînin gelişi, yüzyıl başında olacaktır. Daha evvel doğuda, kuyruklu yıldız görülecektir.

*”Nefsin makamı dimâgdadır.

*”Nefs, bir merkez, santraldır. Duygular, organlar onun tafsîlatıdır [âletleridir].

Nefsin kalb ile bağlılığı vardır. Gönül vâsıtası ile ruha bağlanır. Ruhdan gelen feyzler, tafsîlatlı olarak kalbe ve nefse ve nefsten his organlarına yayılır.

*“Nûr-ı kalb, asfer [sarı], nûr-ı ruh, ahmer [kırmızı], nûr-ı sır, beyaz, nûr-ı hafî, esved [gizli siyah], nûr-ı ahfâ, ahdar [yemyeşil]dir.

*“(Vebtegû ileyhil-vesîlete…) [Mâide sûresinde, Ona kavuşmak için vesîle arayınız!] buyurulmuştur. Bu râh-i gaybül-gaybda, mürşid-i kâmilin yardımı olmadıkça, yol almak ve sülûk eylemek çok zordur. Mecâzî sultânın [dünya sultânlarının] huzuruna vesîlesiz kavuşmak mümkin değil iken, hakîkî sultânın dergâhına [kavuşmak için], vesîle zarûrî lâzımdır.

*”Lâ yese’unî erdî ve lâ semaî ve lâkin yese’unî kalbü abdil mümini [Yere ve göke sığmam. Fakat, mümin kulumun kalbine sığarım] hadis-i şerifinde, yer ve gök, imkân dâiresine dahildir. Lâ mekânî [mekânsız] olan, mekâna sığmaz. Bi-çûn olan, çünde ârâm eylemez. [Allahü teâlâ, yaratılanda yerleşmez]. Müminin kalbi mekânsızdır. Niçin ve nasıldan berîdir. Onda sığışma mütehakkıktır [tahakkuk edendir].

*-Lâ yese’unî erdî ve lâ semaî ve lâkin yese’unî kalbü abdil mümini [Yere ve göğe sığmam. Fakat, mümin kulumun kalbine sığarım]. Bu sığmadan murâd, vücûd mertebesinin kendisi değil, sûreti, örneği sığmaktadır. Kendisinin sığması düşünülemez.”

-Kur’an-da Maldan;hayr,fazl,zinet diye bahsedilmektedir.Bakara.198,Cuma.10,nisa.32,Araf.32,Kehf.7.

-Kur’an-da Nimetlerden faydalanma konusunda ise;A’raf.32,Maide.87.

-“Kötü tuzak,sadece hazırlayanın ayağına dolanır,sadece onu perişan eder.”Fâtır.43.

-” Alim bir şair olan Fuzuli şiir hakkındaki görüşlerini Türkçe divanının önsözünde şu şekilde açıklamıştır: “İlimsiz şiir esası yok dîvar olur ve esassız dîvar gayette bî i’tibâr olur.”

-“Kargalar her yerde serbest de bülbül kafeste tutsak.”

-Feyizlerden Damlalar.M.Feyzi Efendi-den-Musa Özdağ.

“Âdemin sulbünden ihrac edilen cüz-ü lâ yetecezza hâlindeki zerreler bütün küre-i arzı istila etmişti.Herbir ruh,kendi zerresiyle birleşti.Rabbimiz bu halde onlara “Elestü bi Rabbiküm” diye hitapta bulundu.Bütün ruhlar,-Kâlû belâ:Evet,Rabbimiz sensin- cevabını verdiler.-Münâfık ve kâfirler dahi-Belâ-demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.

-Elest-bezmindeki o zerrecikler,sonradan vakti gelince dünyaya gelenher çocuğun kalbine tevdi ediliyor.”sh.25.

-“Kâbenin hakikatı bütün hakaikin fevkindedir.Hakikati kâbe dünyadan değildir.”29.

-“Medine Harem-i Rasul,Kâbe-de haremullahtır.”29.

-“Güneş Nur isiminin,ay Mübin isminin,hayvanat Müzill isminin,su Muhyi ismininhava Hayy isminin,madenler Aziz isminin,toprak Mümit isminin,ateş Kâbız isminin,Enbiya ve bütün müminler Hâdi isminin,şeyâtin Mudil isminin mahzarıdırlar.”36.

-“Âlem-i misal bütün avâmilden geniştir.Çünki onda hepsinden temessülât vardır.”36.

-“Sekeratta Rasulullah Efendimiz ümmetine temessül ediyor.Kabrinde temessül ediyor,lehinde şahitlik ediyor.”42.

-“Efendimiz (SAM),Vahyi tevakkuf anında ve bir de mu’cize izharı zamanında nerede ise beşer denmeyecek kadar kuvve-i kudsiyye kesbederlerdi.Bunun dışında kendisinde beşeri vasıflar bulunurdu.Cihadda mübarek yüzlerine yetmiş kılıç darbesi isabet ettiği halde,hiçbir yara almamamıştı.Yalnız bir defa lihikmetin tesir etti.O da mücahidin-i islamı teskin için idi.”43.

-“Erkek küldür.Kadın ise erkekten bir cüzdür.Kadının erkeğe meyli,cüz’ün külle olan meyli gibidir.Bunun için kadının erkeğe meyli,erkeğin kadına meylinden daha fazladır.Fakat kadında haya olduğu için bu meyli perdeler.Kadının meylinin çok olmasının bir hikmeti de,âile saadeti ve neslin devamıdır.“45.

-“Bütün yer altı madenleri Mehdi Rasul (ASM) zamanında çıkacak.Mehdi rasul zamanında altın o kadar çok olacakki,kendine istemeye gelenlerin eteğini altınla dolduruverecek.Kıyamet yakın olduğu için,altın artık kıymetsiz olacak.”46.

-“İnsan,dünyada iken kendisinde hangi hayvanın sıfatı galibse,o hayvanın suretinde haşrolacak.Bu durum hesab kitab görülünceye kadar devam edecek.”48

-“İnsanın bütün mafsallarında,bütün organlarında ve duyularında vazifeli melekler bulunur.Tayin edilen zaman gelince melekler çekiliverir.O zaman organ hastalanır veya ölüm vaki’ olur.Doktorlar da ilaçlar da tesir edemez.O vakit doktorlar:Bizim yapacağımız bu kadar,tıbbi imkânlar bitti deyiverirler!”

-“Ulemamız ahkâma dair olan meselelerde aslâ zayıf hadisle amel etmediler.Fazâile ait zayıf hadisler varsa,ona da ilişmediler.”51

-“Her ruhun ahsen-i takvim üzere sureti de vardır.Ervah fevk’al arş halkolundu.Alem-i ervahta seciyeleri birbirine uygun olan ruhlar birbirleriyle tanıştılar.Âlem-i ervahta birbirleriyle tanışan,bir araya gelen ruhlar,bu dünyada da çeşitli vesilelerle bir araya gelirler,buluşurlar,tanışırlar,kaynaşırlar.”52.

-“Mü’minlerin kabirde çürümesi hatta cehenneme girmesi tathir içindir;azab için değildir.”62.

-“İbrahim (AS) Mekke-i Mükerreme için dua ettiler.Rasulullah Efendimiz de Medine-i Münevvere için dua ettiler.Medine-i Münevvere Harem-i rasuldür.Mekke-i Mükerreme ehli,İbrahim (AS) duası berekâtıyla,Medine-i Münevvere ehli de Rasul-ü Ekrem Efendimizin duası berekâtıyla rızıklanırlar.”61

-“Hz.Hasan’ın altı aylık hilafetiyle otuz senelik hilafet-i kâmile tamam olup,kutbiyet bâtına intikal etti.Âhirde;Mehd-i Âl-i Rasul-de,hem hilafet hem kutbiyet cem’ olacak(Birleşecek)”66.

-“Kur’an-da bin emir,bin nehiy,beş yüz helal ve beş yüz haram beyan edilmiştir.“-66

-“Zikrullahtan cünudullah halkolunuyor.”69

-“Ta’lim-i esmâ,Âdem(AS)’a icmâlen oldu.Rasulullah Efendimize ise tafsilen oldu.”70

-“Şuûnat-ı ilâhiye nâmütenahidir.”87

-“Cevher-i ferd olan atom,inkisam edip parçalanmıyor,enerji neşrediyor.Eğer cüz parçalansaydı,Arşın sahibine yol bulurlardı.”93 –Belki “Tekessür ve Tevessü” yani çoğalıp,genişliyor.(Bak.sh.147)

-Ezan huzura davettir,Kamet huzura girmeye izindir.”97

-“Geceleri tecelli Cemallidir.Gündüzleri ise Celallidir.”100

-“Farz,Vacib,Sünnet,haram,mekruh gibi,şer’i istilahlar Cibril’in(AS) vahyi aldığı makamlardan dolayı değişiyor.”114

-“Üç yüz altmış bin alem,iki aleme inkilab edecek.”117

-“İbrahim Hakkı Hazretleri,İmam-ı Şa’rani sıddıkindendir.Sıddık her mertebeyi gözetir ve hakkını verir.”120

-“Bir veli sıddıkiyyet mertebesinden sonra irşadla vazifelendirilir.Meczûbîn irşada kâdir değildir.”120

-“Her asırda sıdıkta vardır,zındık da.Ama her asrın sıddıkı da zındıkı da o asra göredir.”121

-“Sıddıklar da,sıdklarını yerinde kullanıp kullanmadıklarından sual olunacaklar.”121

-“Tevhid-i mezhebi ancak,İsa(AS) gerçekleştirebilecektir.Zira O’na,hangi mezheb isabet etmiş,hangisi hata etmiş,vahiyle bildirilecek.”123,51

-“Tasdik nuruna mahzar her mü’min,veliyyullahtır.”124,149

-“Aldatmayan,hileden,yalandan,dolandan,sakınan sadık tacir habibullahtır.Sadık tacirin,ahirette yüzü ayın on dördü gibi parlayacak.”126

-“Muamelatında doğru sözlü olana sadık denir.Sıddık ise,her işinde sıdkı benimseyendir.Şu halde her sıdık aynı zamanda sadık,ama her sadık,sıdık değildir.Aralarında umum husus farkı vardır.”127

-“Mekke-i Mükerremenin havası latif ve çok güzeldir;bir seviye gidiyor.”129

-“Mekke-i Mükerreme küre-i arzın kalbidir.Medine-i Münevvere de,Mekke-i Mükerremenin kalbidir.”129

-“Kâbe,Mekke-i Mükerremenin kalbi hükmündedir.Ayların kalbi ramazan-ı şeriftir.Gecelerin kalbi,Kadir gecesidir.Kur’an-ın kalbi de,Yasin-i şeriftir.”129

-“Harem-i şerif Kâbenin,Mekke,harem-i şerifin,mîkat mahalleri Mekkenin;yeryüzü de mîkat mahallerinin haremidir.”130

-“Kâbeye her an yüz yirmi rahmet nazil olur.Rahmetin altmışı tavaf edenlere,kırkı etrafında namaz kılanlara,yirmisi O’na nazar edenleredir.”131

-“Üstad,”Fıkıhda Şafii fıkhı,usulde ise Hanefi usulü mazbuttur (sağlamdır) derdi.”143.

-“Tecelli olmasaydı,marifetullah mümkün olmazdı.”147

-“Sıddıkiyyet mertebesi,merâtib-i nübüvvetin ibtidası,derecât-ı velayetin müntehası olan bir mertebe-i berzahiyyettir.Nübüvvetle ittisali yoktur.”151

-“Aşkta insan her şeyini kaybeder (Hallac-ı Mansur gibi).En iyisi şevktir.”153

-“Her makamın,her zamanın sözü başkadır.Her makamın hakkını vermek,her şeyin zamanını gözetmek,ancak sıdıklara mahsustur.”155

-“Allah’ı bilmeyen ise,ondan ne korkacak.”155

-“Nüzul-ü İsa(AS),daire-i nübüvveti,Mehdi Âl-i Rasulün (AS) zuhuru da daire-i velayeti temhir içindir.”160

**Feyizli Sözler.(M.Feyzi Efendi’den-R.Küllüoğlu)

*”Kıyamete yakın sırlar meydana çıkacak ve kıyamet kopunca zahir-batın;iç-dış;alt-üst;kalb-galb olacak.”31.

*”Arş cennetin tavanıdır.Arşın fevki ise âlem-i emirdir.”32.

*”İmam-ı Azam ticaret için mal göndermiş.Malın içinde bir tane defolu top kumaş varmış.Satıcıya,”Bu topu satarken defolu yeri göster”diye tenbih etmiş.Satıcı geri dönünce;”O top kumaşı satarken kusurlu yerini gösterdin mi?”diye sormuş.Satıcı da unuttuğunu,malın arasında diğerlerinin fiatına satıldığını söyleyince,İmam-ı Azam,o seneki bütün kazancını tasadduk etmiş.”36.

*”Peygamberimizin Ümmi olması ise,bazı muhakkikine göre şöyledir:Ümm kelimesi Arapça,”ana,asıl” mânasınadır.Peygamberimiz,yaratılanların evveli olması hasebiyle onların aslı,ümmüdür.O,aslî vaziyetini değiştirmediği için,ümmi denmektedir.”53.

*”Sıddıkiyet mertebesi,meratibi nübüvvetin ibtidası,derecât-ı velayetin müntehâsı olan bir mertebe-i berzahiyettir.Nübüvvetle ittisali yoktur.”56.

*”Sizden biriniz,bir münker görürse onu eliyle;gücü yetmezse,diliyle önlesin.Eğer ona da gücü yetmez ise,kalbiyle buğz etsin.Bu ise,imanın en zayıf mertebesidir.”

İmam-ı Âzam efendimiz,”El ile mani olmak ümerânın;dil ile mani olmak ülemânın;kalben buğz etmek de avâmın vazifesidir.”şeklinde tevil etmişlerdir.Eğer ümerâdan olan kişi eli ile mani olmayıp,kalben buğz ile yetinse,işte bu,en zayıf imanın tezahürüdür.”58.

*”Üstad hazretleri,kesbî ilimlerden başka;ilmi,Üveysî olarak İmam-ı Gazali’den;o da,Üveysî olarak Hz.Ali (RA) hazretlerinden aldılar.”87.

Veysel Karanî(RA) ümmi idi.Dersini,batında A.S.M Efendimizden aldı.Ümmi olup da dersini mânen A.S.M. Efendimizden alan evliyalara Üveysî denir.

Rasulullah Efendimiz Veysel Karani’den haber verdi ve hırkasını Veysel karani’ye bıraktı.Bu hırkayı Hz.Ömer ve Hz.Ali Veysel Karani’ye getirip verdiler.Ondan dua istediler.”143.

*”Şeytan,bir sabah Abdulkadir Geylani hazretlerini sabah namazı için uyandırmış.Abdulkadir-i geylani hazretleri bunun sebebini sorunca şeytan:”Bir sabah namaza kalkamayınca,Allah’a nice yalvarıp af dilediydin de,o gün sabah namazına kalkamayanların hepsinin affedilmesine vesile olmuştun.Yine uyandırmazsam tekrar af dilersin,öteki kılmayanlar da affedilir ve benim de bütün emeklerim boşuna gider”demiş.”108.

*”Enbiya masumdur,evliya mahfuzdur.”131.

*”Ahz-ı Misak ânında,Âdem(AS) zahrından çıkan zerreler,küre-i arzı tamamen doldurdular.En ön safta Enbiya(AS),ikinci safta evliya-i kiram(RA),onun arkasında müminler,onun arkasında münafıklar ve kâfirlerin safı vardı.

Birinci saftaki enbiya(AS) Cenâb-ı Hakkı perdesiz,müşahede ettiler.Hitabı bizzat işittiler.Saçılan nur,onlara bizzat isabet etti.İkinci saftaki evliya ya Peygamberler perde oldular.Hitabı işittiler,saçılan nur isabet etti.Üçüncü safta müminler vardı.Müminlere evliya-ı izam ve peygamberân-ı kiram hazeratı perde oldular.Müminler de hitabı işittiler.Saçılan nur isabet etti.

Müminlerin arkasında münafıklar ve kâfirler vardı.Münafıklar saçılan nuru hayal meyal parıltı şeklinde gördüler.Kâfirler ise,karanlıkta kaldılar.Hitabı işitemediler.Nuru da göremediler.

Cenâb-ı Hak enbiyaya,evliya ya,müminlere cemal tecellisi ile tecellide bulundu.”Elestü birabbiküm”hitabına karşı,”-Kalu- belâ Şehidna” dediler.

Cenâb-ı Hak münafıklara ve kâfirlere Celâl ile tecelli buyurduğundan,münafık ve kâfirler “Elestü bi rabbiküm”hitabına,”Belâ”ile cevab verdiler.”

Hz.Ali (KV):”Elestü bi rabbiküm hitabında verilen Belâ cevabını,dünkü gibi,bugünkü gibi hatırlıyorum”diyor.

Sehl b.Abdullah(KS):”Belâ ‘yı çok iyi hatırlıyorum;önümdekini,arkamdakini,sağımdakini ve solumdakini ismen sayarım”diyor.141.

*”Âhirzamanda en son inkiraza maruz kalacak olan;Mezheb-i Hanefiyyedir.”142.

*”Namazda Rasulullah Efendimiz,bütün külliyeti ile teveccüh ederdi.Namaza başlanacağı zaman,Cenâb-ı Hak kul ile arasında olan 70.000 hicabı kaldırır.İnsan,Cenâb-ı Hakkın vechi şerifiyle karşı karşıya gelir.Namazın kıyamında,rükusunda, secdesinde, tahiyyatında Cenâb-ı Hakkın vechi şerifiyle karşı karşıyadır.

Namazda Cenâb-ı Hakla insan arasında perde kalmaz.Fakat insanın nefsi,enaniyeti,masiyetleri kendisine perde olur.”144.

*”İmam Buhari Hazretleri,sahihine dercetmek istediği her bir hadis için,güzelce gusleder,iki rekat namaz kılıp istihare yapardı.Bilahare sıhhati tahakkuk ettiğinde dercederdi.İmam Buhari hadis mevzuunda çok titizdi.Çok ince eleyip sık dokurdu;senedine ve ravilerine çok dikkat ederdi,çok tahkik ederdi.

İmam-ı Buhari Hazretlerinin hıfzında senedi ve ravileriyle beraber 600 bin hadis vardı.Ravileri ile,senedleriyle,metinleriyle altı tane hadis-i şerifi bilemeyen adamlar,İmam-ı Buhari aleyhinde konuşamazlar.(Hoca efendi bu sözü birkaç defa tekrarladı)

İmam-ı Buhari Hazretleri vefat edip kabre konulunca,topraktan güzel bir koku neşrolmaya başladı.Herkes kabrin toprağından avuç avuç aldı.İmamın cesedi meydana çıktı.Ne kadar toprak örttülerse de toprağı yağma ettiler.En sonunda İmam-ı Buhari’nin kabrinin üstünü tahta ile örttüler.

Ehadis-i sahihanın asılları da vahiydir.Lafzı,peygamber aleyhisselamdandır.”153-154.

*”Alışverişin 28 kadar mesâili vardır.Hz.Ömer,halifeliğinde esnaflık,ticaret yapacak kimseden bunları sual ederdi.Esnaflık,ticaret yapabilmek için,sıhhatını,fesadını bilecekti.Yoksa o kişiyi ticaretten men ederdi.”165.

*”Türbe-i saadette yeşil atlasta Efendimizin ikiyüzbir ismi de yazılıdır.Delâil-i hayratta da Efendimizin ikiyüzbir ismi yazılıdır.

Tecelli-i icadiyede ilk halkolunan Efendimizin ruh-u hakikatı,nur-u Muhammedidir.”176.

*”Kişi mertebe-i daire-i nefiste olduğu halde,nefs-i nâtıkayı künhüyle keşf edemez.Kalb mertebesibe terakkiden sonra,nefsin künhüne kalbin nuruyla nazar eder ve kendine nefsin hakikatı münkeşif olur.

Mertebe-i kalbde olduğunda,kalbin hakikatı künhüyle bilinemez,tâ ki mertebe-i daire-i ruha terakkisinde ruhun nuruyla kalbin hakikatı inkişaf eder.Diğer meratib de bu minval üzeredir,fakat ifşaya mezun olunamaz.”177.

*”İmam-ı Rabbani hazretleri”Kâbenin hakikatı her hakikatın fevkindedir”diyor.Kâbe’nin hakikatı,bu dünyadan değildir.”180.

-Hadiste:”Benden sonra hilafet 30 senedir.Sonra ısırıcı (işini adaletle değil,kuvvetle halden) melikler gelir.”

Bu 30 yıl ise;

Hz.Ebubekir:2 yıl,3 ay,10 gün.

Hz.Ömer:10 yıl,6 ay,8 gün.

Hz.Osman:11 yıl,11 ay,9 gün.

Hz.Ali:4 yıl,9 ay,7 gün

Yekun=29 yıl,6 ay, 4 gün halifelik yapmıştır.

Hz.Hasan-ın;6 aylık süresi ile 30 yıla tamamlanmaktadır.(Bak.age.200-1.

-Köle azad etmede;“Resul-i Ekrem-in 63,Hz.Âişe-nin 67,Hz.Abbas-ın 70,Hz.Hakim b.Hüzam-ın 100,Hz.Abdullah b. Ömer-in 1000,Hz.Nedel-Kelâh el-Humeyri-nin 8000,Hz.Abdullah b.Avf’ın 30 bin köleyi azad ettiği bilinmektedir.age.250,bak.İslam kültürünün garbı medenileştirmesi.A.Gürkan.215.

-Kunut duaları birer Hadistir..age.26. Bak Edebi ve ilmi açıdan Hadis.Yr.Doç.İ.Bayraktar.200.

-Teşehhüd hadisi de böyledir.27.

-Hadis:“Kıyametin nefesi zamanında peygamber olarak gönderildim.”39.

-Ehli sünnetin Prensipleri için el-İsferâyinî,et-Tabsir adlı eserinde 47 madde de özetlemiştir..155-7.

-“Düşüncenin Gökkuşağı.Cemil Meriç.Hazırlayan.Mustafa Armağan.Cemil Meriç’in sözleri:”Her asırda birkaç kişi düşünür.Gerisi,düşünülenleri düşünür sadece.”319.

-“Bütün İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri”dir.14,138.

-C.Meriç,Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında;”Tanpınar’da samimi,dürüst,mütecessis bir müsteşriktir.Maddi sıkıntı çekmedi.Babası kadıydı.Halk partisine yalvardı,mebus seçilmek için.Ahmed Kudsiye çok yalvardı,ihsan için.Zaafları olan bir insandır Tanpınar.Batı’yı bilir.Doğu bilgisi ise dekoratiftir,plastiktir.Tanpınar arayan adamdır.Ve küçük tatminlerin adamıdır.Hamdi bey küçük hesaplar için avuç açan ve ayak öpen bir şahsiyettir..”26.

-C.Meriç bununla beraber Tanpınar için:”Bu (Tanpınar) istisna-i olarak kayayı çatlatan incir çekirdeği..”28.

Böylece hem –çatlatan-ifadesiyle büyütür,hem de –İncir çekirdeği-ifadesiyle küçültmüş olur.

-Cemil Meriç,Said Nursi’yi”Kabuğuna çekilmiş yüz binlerce insanı uyandırdı.Bu hayalî insanlar o kunuştukça gerçekleşti.Yani Nurculardan önce kelâm var.

O konuştukça Laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer.

Tanzimattan beri her hisarı deviren teceddüd dalgası ilk defa olarak Nur kalesi önünde geriler.”121.

-Cemil Meriç,”Nâzım’ı,Kemal Sülker’in ısrarı ile okudum,anlamadım ve sevmedim.Ondokuzunda putperestir insan.Kozasını yırtmak ister.Kanatlarını tutuşturacak bir alev arar pervane.

…Nâzım’ı Avrupa çapında meşhur eden ne?Şairliği mi?Hayır,kavgası.”126-7.

-“Haçlılardan bu yana Avrupalının amacı,İslâmiyeti tanımak değil,İslâmiyeti yıkmaktır.”216.

-“Anarşitti (Fikret);toplumdan kopmuştu.Ferdiyetçi anarşitti.(Ama)Ahlak,hamiyet sahibidir.İslâmiyetin emrettiği her şeye karşı çıkmıştır.”317.

NOT:Cemil Meriç;okuyan ve dokuyan bir kişi ancak sık dokuyan değil,sık okuyan ve yazan,konuşan…

Her telden çalan bir tellal,bazen de çalınan.Kulağa hoş gelen cinsde,herkesi kucaklamasa da…

Düşünceler anaforunda bocalayan,bocaladıkça yazan,yazdıkça bulunduğu alanı deşeleyen bir kişi.

O bir şey olamayan her şey..istediği de bu idi.

O bazen Marksist,bazen sosyalist oldu.Kendi ifadesiyle;hem tanrıya inanıyor,hem inanmıyordu!Her iki taraftan sermayesi ve delilleri vardı…

Ancak yine de bir şey olmak ve öyle görünmek istiyordu;Namuslu Bir Çığlık…

O;başına düşenleri deşeleyerek döşeyen bir yazar.Geniş bir perspektifle eşseydi,belli bir noktaya düşseydi,eşsiz olurdu.

O bir fikir avcısıdır.Fikir dokuyucusu ancak avları ve dokudukları farklı farklı olmasını isteyen adam ve tasarlayıcı.A’raf,Arasat ve berzahtaki kişi.

Manevi istikametteki bir hat ve minval üzere gitseydi,asrın Veysel Karanisi olurdu.

O dinlerin olmasa da,düşüncelerin üstüne çıkmaya çalışan bir düşünce ve fikir adamı.

O bertaraf olma düşüncesiyle,bîtaraf olmaya çalıştı.O yine de bir tarafı ağır basan, tarafsız bir yazardı.

O doğulu değildi,batılı da kalmadı.

O,o idi.

-Zübdet-ül Hakaik-İmam Nesefi.Terc.M.T.Yüksel-kitabından:

“İnsanın hicabı kendi cism,unsurudur.Ruh cisimden dışarı geldiğinde hiçbir nesne ona hicab olamaz.”25.

-“Hak değirmeni,hakkın kaderiyle devreder.”35.

-“el abdu yüdebbiru,vallahu yukaddiru.”,(Kul tedbir eder,Allah Takdir eder.)

-“Vahdet ehli derler ki;insanın ruhu kendi cismine aşıktır.Zira görünen cisim ruhun sıfatıdır.Ruh sıfat ve isimlerini onda müşahede etmek için kendi cismini görmek ister.”50.

-“Sahih olan kavillere göre;Mehdi Taklid edici olmayıp Tahkik edici olduğu için İslâm arasında mehdice malum olacağından öylece amel ve hüküm olunacaktır.Mehdinin keramet ve harikulade halleri sınırlı ve sayılı değildir.”66.

-“Seyr-i ilallah için son vardır.Seyr-i fillah için son yoktur.”104.

“Allahümme erini hakaikel eşya-i kem âhiye.”,(Allahım!Eşyanın hakikatını olduğu gibi göster.)

“Şeriat hakikatın esasıdır.”108.

-“Tabiat süfli alemin padişahıdır.”100.

-“İnsanın bedeninde akıl Hudanın halifesidir.Yıldızı aklı evveldir.Zira aklı evvel alem-i kebirde Hudanın halifesidir.”104.

-“Hadisi kudside Hz.Musa’ya;Tecevvâ terâni,tecerred tâsıl.”Aç kalki beni göresin,dünya ve ahiret fikrinden sıyrıl ki bana eresin.”

-“Ferîkun fil cenneti ve ferîkun fissaîr.”,”O ne müdhiş manzara!Bir kısım cennette,bir kısım cehennemde!(Şûra.7)

-“Hadis:”es-Saidu saidun fi batni ümmihi,veşşakiyyu şakiyyun fi batni ümmihi.”

“Said ve mes’ud kişi annesinin karnında da mes’ud olan kişidir.Şaki ve eşkıya olan da annesinin karnında iken şaki ve eşkiyadır.”

-Kaçıyorum,sigara içilen ortamdan

Kaçırıyorum aklımı ve sigara içenleri kendimden…

-Bir kimsenin ruhu dünyada hangi makamda ise,öldükten sonra da o makama rücu eder.Böylece mukadder olan makamına ulaşır.Herkes tayin edilen makamına doğru seyretmektedir.Günahlar bunu yavaşlatırken,küfür geriye döndürmektedir.”Tûba lehüm ve hüsne meâb”,”Eninde sonunda dönüp gidilecek güzel yurt onların olacak.”(Ra’d.29)olur.

-“Küllü hizbin bima ledeyhim ferihun.”,”Her grup,kendilerine ait görüşten ötürü memnun ve mutludur.”(Mü’minun.53,Rum.32)

-Hz.Hızır kendisinden istekte bulunan ;üç kişiden birine ilim,diğerine mal,üçüncüsüne de helal süt emmiş saliha zevce isteklerini verir,ancak üçüncüsü kazanır,diğerleri kaybedip,ellerinden alınır.

-Ruh bu aleme organlar penceresiyle ve sınırlı olarak bakar,lezzet alır.Lezzeti organların sınırı nisbetindedir.Ağzı,ferci,gözünün inkişafı nisbetinde lezzet alır.

-Ali Ulvi Beyin bir gencin yıllar önce İslâm’ın sanata bakışıyla ilgili soruya verdiği ayaküstü irticâli cevap da ilginç: “İslâm çirkini güzelleştirir, güzeli daha da güzel eyler!” Yine hâtıralar âlemine dalıyoruz; “Mısır’da Hattat Şevki Bey’in bir levhasını gördüm, bir hadis—i şerifi yazmış: ‘Rave’l Hasen, ani’l Hasen, an ebi’l Hasen, an cedd’i—l—Hasen: Ahsenü’m hasen, el—hulk’ul— hasen.’ Yani, ‘Güzel olan Hasan—ı Basrî, güzel olan Hasan’dan, güzel olan Hasan’ın babası Aliyyel Murteza’dan

-” Resûlullahı medh eden şu iki beyt, Hz. Âişenindir:

Ve lev semi’û ehl-ü Mısre evsâfe haddihî,

Lemâ bezelû fî sevm-i Yûsüfe min naktin.

Levîmâ Zelîhâ lev reeyne cebînehû

Le âserne bil-kat’il kulûbi alel eydi.

Mısrdakiler, Onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, Yûsüf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Yâni, bütün mallarını, Onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihâyı kötüliyen kadınlar, Onun parlak alnını görselerdi, ellerinin yerine kalblerini keserlerdi (de acısını duymazlardı). “

-“Ya men bi dünyahuş teğal

Gad ğarrehu tulül emel.

Evelem yezel fi ğafletin

Hatta dena minhul ecel

El-mevtu ye’ti bağteten

Vel kabru sandukül amel

İsbir alâ ehvaiha

Lâ mevte illa bil ecel.”

-Anlamı:”Ey dünya ile meşğul olan kişi!Muhakkak ki uzun emel seni aldatmıştır.Gaflet içinde devam ederken,ölüm ona yaklaştı.(Ölüm yaklaşıncaya kadar gaflette devam etti.)

Ölüm ansızın gelir.Kabir amellerin sandukası,amellerin kasasıdır.Dünya ve hayatın zorluklarına karşı sabret.Ölüm ancak ecel iledir.”

-“Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse

Yalnızca birkaç günlüğüne

Aniden çalsa kapınızı

Merak ediyorum neler yapacağınızı

Biliyorum ama

Böylesine şerefli bir konuğa

Açacağınızı en güzel odanızı

Ona sunacağınız tüm yemeklerin

En iyisi olacağını

Ve inandırmaya çalışacağınızı

Onu evinizde görüyor olmaktan

Mutluluk duyacağınızı

Gerçekten de evinizde

Ona hizmet etmekten alacağınız hazzı

Fakat söyleyin bana

Efendimizi,evinize doğru gelirken gördüğünüzde

Onu kapıda mı karşılayacaksınız?

Yoksa Onu içeriye almadan önce

Aceleyle bazı dergileri,gazeteleri çarçabuk saklayıp

Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız?

Peki hala Amerikan filmlerini seyredecek misiniz, televizyonda?

Yada kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle. O size kızmadan önce?

Kim bilir belki de

Ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını dilerdiniz

Hatırlayabildiğiniz en son çirkin kelimenin

Peki ya

Dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?

Ve bunun yerine ortalığa

Kitaplığınızın raflarında tozlanmış hadis kitapları mı çıkaracaksınız?

Hemen içeriye girmesine müsaade edecek misiniz?

Yoksa telaşla “ne yapayım” diyerek,

Sağa sola mı koşturacaksınız?

Merak ediyorum

Eğer peygamber efendimiz

Birkaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa

Yapmaya devam edecek misiniz,

Her zaman yaptığınız şeyleri?

Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı?

Her yemekten sonra sofra duası etmeyi yine zor mu bulacaksınız?

Hiç yüzünüzü asmadan

Oflayıp puflamadan her vakit namazınızı kılacak mısınız?

Ya sabah namazı için

Sıcacık yataktan erkenden fırlayacak mısınız?

Peki ya yine mırıldanacak mısınız

Her zaman söylediğiniz şarkıları

Ve okuyacak mısınız her zaman okuduğunuz kitapları?

Peki izin verecek misiniz

Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri?

Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz?

Şöyle diyelim ya da,

Gideceğiniz her yere

Götürebilecek misiniz Peygamberi de?

Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız?

Tanıştırmaktan onur duyar mısınız

En yakın arkadaşınızı O’nunla

Yoksa hiç karşılaşmamasını mı umardınız

Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?

Şimdi söyleyin açık yüreklilikle

Onun kalmasını ister misiniz sizinle

Sonsuza dek, hep birlikte?

Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,

Ziyareti bitip gittiğinde?

Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi?

Bilmek ve düşünmek

Eğer bir gün

Peygamber Efendimiz

Ziyaretimize gelse,

Yapacağımız şeyleri? “

– Lokman Hakîm, oğluna şöyle nasihat ederdi: Oğlum, horoz senden daha akıllı olmasın! Hâlbuki o, her sabah zikir ve tesbîh ediyor, sen ise uyuyorsun. Şu iki beyti burada söylemek çok güzel olur:

Gece karanlığında güvercin, dallar üzerinde,

Feryâd ile zikrediyor, ben ise uykudayım.

Bu hâl, beni utandırsın! Eğer âşık olsaydım.

Güvercinden evvel, gece ben ağlardım. “eyyühel veled.tercümesinden.

– Gayrı müslimlerin en önemli bir özellikleri de,Mantıklarına uygun gelen bir şeyi hemen kabul etmeleridir,isterse bu dinlerini değiştirmeye sebeb olan bir şey bile olsa…

” Meşhûr edebiyatçı Bernhard Shaw, daha ileri giderek, (Dünyada en tehlikeli kitap Tevrât ve İncîldir. Onu sağlam bir kilit altına koymalı ve bir daha meydana çıkmamasını temîn etmelidir) demektedir. “herkese lazım olan iman.kitabı

-“ Kitap-ı mukaddes bugüne kadar pek çok defalar dînî hey’etler tarafından tedkîk ve tebdîl edilmiştir. Bu tedkîkler hâlâ devam etmektedir. Bir rivayete göre, bugün elde birbirinden farklı tamam 4000 Kitap-ı mukaddes vardır. Her tedkîk hey’eti, bir evvelki Kitap-ı mukaddesin içinde çok ağır hatâlar bulunduğunu iddiâ etmektedir.

-İmparatorler, krallar Kitap-ı mukaddeste tâdîlât yapılması için emirler vermişler ve bu emirleri yerine getirilmiştir. “herkese lazım olan iman.kitabı

-Aynalar yalan söylemez.Ameller aynalarımızdır.Nasılsak,öyle görünürüz.Göründüğümüz gibi olmazsak,olduğumuz gibi görünürüz.Aynaları şekillendiren bizleriz.Aynaya tükürmiyelim!Yoksa aynada bize tükürür.Lekelediğimiz aynalar,bizde kalıcı leke bırakırlar.

-Hz.Hasan-ı karısı zehirledi.

-Ebu Hanife’nin babası ölünce,dul kalan annesiyle Cafer-i Sadık evlenmiştir.

-”Hz. Süleyman bir gün büyük çadırını kurunca kuşlar gelip hünerlerini birer birer sayıp dökmeye başladılar. Her biri hünerini anlatıyor, sonra diğeri geliyordu. Nihayet sıra Hüthüt kuşana geldi. Hüthüt:

“Ey ulu padişah, dedi, ben size küçük bir hünerimden bahsedeceğim.”

Hz.Süleyman:

“Buyur söyle, seni dinliyorum.” deyince, Hüthüt:

“Yükseklerde uçarken baktığımda yerin derinliklerindeki suyu görürüm, o suyun ne kadar derinlikte olduğunu, renginin nasıl olduğunu, topraktan mı, yoksa taştan mı kaynadığını görür, bilirim. Ey ulu padişah sefere gidersen beni yanına al. Sana konaklayacağın yer konusunda faydalı olurum.” dedi.

Hz. Süleyman da:

“Ey güzel arkadaş, susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde bize arkadaş ol, böylece bize faydalı olursun.” dedi.

Bunu duyan karga araya girdi:

“Bu zavallı yalan söyleyip yüzünü kara etmektedir, dedi, çünkü eğer böyle bir hüneri olmuş olsa önce yerdeki tuzağı görüp ona yakalanmaz ve kafeslerde mahkûm olmazdı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman:

“Ey Hüthüt yaptığını beğendin mi, bizim huzurumuzda yalan söylemek olur mu?” diye Hüthütü azarladı.

Hüthüt:

“Ey yüce padişah, benim hakkımda karganın söylediklerine inanma. Ben huzurunuzda yalan söylemedim. Dediklerim doğrudur. Benim tuzağı görmeyişimin sebebi kaza ve kaderin gözümü kapatması, aklımı bağlamasıdır. Yoksa elbette ki yerin üstündeki tuzağı görürüm. Fakat ne yazık ki, kaza gelince bilgi uykuya dalar, ay tutulur, gün kararır.” dedi. (Mesnevi’de Geçen Bütün Hikâyeler, Hazen Y.)

-İmam-ı Azam Ebu Hanife vasiyetinde: “Beni gasbedilmemiş bir toprağa gömün”.

-“Muhiddin-i Arabi (k.s.) hazretleri vefat ederken:

“- Benim kıymetimi bu havali ahalisi bilemediler, mezarımı bile tarumar

edecekler…Fakat gelecek nesiller beni anlayacaklardır. Ve “Sin” “Şin’e”

girdiği zaman benim kabrim bulunacaktır.

Yavuz Sultan Selim Han, Doğu’ya çıktığı seferinde Şam şehrini aldığı

zaman, yanında bulunan ulemadan Muhiddin-i Arabi’nin kabrini bulmasını

istedi. Buldurdu ve türbesini yaptırdı. Muhiddin’i Arabi hazretlerinin

kerameti, “Selim” “Şam’a” girince gerçekleşmiş oldu.”

-”‘…Küçük insan, Büyük Alemin (makro-kozmos) bir minyatürüdür… İnsan varlığı, alemden daha da küçük olsa da, o Büyük Alemin bütün hakikatlerini kendisinde toplamaktadır. Bu sebepledir ki, bilge insanlar, bu aleme Büyük İnsan (İnsan-ı kebir) adını veriyorlar…’’İbn’ül Arabi, Fusüs Ül-Hikem(2) “

-Sevginin mahalli kalptir.Kalb kasasında gizli olarak bulunan bu sevgi,söz ve fiille ortaya çıkar.Çiçekler bile sevgiyle açar ve büyürler.Sevgi bir ihtiyaçtır.

-Sevgiyle yapılan bir işin neticesi kötüde olsa,güzeldir.Sevginin neticesi kolay kolay kötü olmaz ve çıkmaz.Çünki insan sevdiği şeyin yok olmasını değil,yaşamasını ister.

-Kur’an-da dünya hayatı,hayatın bir süsü olarak belirtilmiştir.(Kehf.46)

-İnsanlar bir çok yeteneklerle donatılmış olarak dünyaya gönderilmişlerdir.

-Hadiste:”Büyük kardeşin küçük kardeş üzerindeki hakkı,babanın çocuğu üzerindeki hakkı gibidir.”İhya.2/195.

-Kardeşler arasında en kötü davranış kıskançlıktır.Yusuf Peygamberin kerdeşleri arasındaki durum gibi.

-Ailedeki en önemli sıkıntı kaynağı;Fertlerin birbirlerini Anlamama,Anlıyamama,Anlamak istememeden kaynaklanmaktadır.Birbirlerini sonuna kadar dinlememekden kaynaklanır.Tesbite göre;Erkek günde 13 bin hece sarfetmesi gerekirken,kadın 25 bin hece sarfetmek durumundadır.Ondan kadın hissiyle hareket eder,konuşmaya ve dinlenilmeye yönelirken,erkek bunu çözme,dinlememe ve konuşmamayla halletmeye çalışır.

-Kötü alışkanlıklar özellikle uyuşturucu kullanmanın % 83-ü arkadaş grubuyla,% 28-i merakla,% 25-i arkadaş etkisiyle ,% 5-i de bilmeden kullanma sonucu başlamaktadır.

-Bir millet kendisini değiştirmedikçe,Allah’da onların durumunu değiştirmez.(Ra’d.11)

-Almanya Münih üniversitesinde kurulan “Kur’an araştırmaları enstitüsü” dünyadaki toplamış olduğu 42 bin Kur’an nüshasını bir araya getirip incelediğinde bunlar arasında hiçbir farkın olmadığını tesbit etmiştir.

-Muhammed İkbal:”Allah özgür iradeye sahib insanı yaratmakla,bazı konularda kendi iradesine sınır koymuştur.”

-”Ünlü bir fıkra vardır: Bir Yeniçeri, kılık-kıyafetinden Yahudi olduğunu anladığı birini yolda yakalamış, kılıcıyla dürtüyormuş; “Sen neden bizim İsa Aleyhisselâm Efendimizi öldürdün” diye… Yahudi, şaşkın, “Ama, bu söylediğin 1700 yıl önce oldu” deyince, Yeniçeri, “Olsun, ben yeni duydum” cevabını vermiş…”

-*”Ebu Hanife Camii ile ilgili basında yazılar peşpeşe gelmeye devam ediyor. Bunlardan birisini de Rey gazetesinden Celil Marka’ya ait yazı idi. ‘Ebu Hanife’nin ayaklarını uzatması vakti geldi’ başlıklı yazıda ilginç bir kıssa aktarılıyor :” Simasına celal ve vakarın aktığı bir zat birgün Ebu Hanife’nin meclisine gelir. Meclisindekiler ayağındaki bir ağrıdan dolayı Ebu Hanife’nin huzurlarında ayaklarına uzatmasını mazur görürlermiş. Ancak İmam, vakar sahibi adamı karşısında görünce hürmetinden dolayı ayaklarını geri çekmiş. Meclistekilere sabah namazının vaktini anlatmaktadır ve vaktin güneşin doğumu öncesine kadar devam ettiğini belirtir. Adam bütün vakarını ortadan kaldıran bir soru sorar: Fecirden önce güneş doğarsa, bu namazın hükmü nedir? Ebu Hanife taaccüp eder ve şöyle düşünür: Bu vakar ve celal bu cehaletle nasıl bir araya gelmiş! Bunun üzerine meşhur sözünü söyler: Ebu Hanife’nin ayaklarını uzatması vakti gelmiştir…” Adam vakarını kaybederek karşı tarafın kendisine yönelik hürmetini ıskat etmiştir. Bu kıssa, bu gibi durumlar için anlatılagelir. Bağdat’taki işgalcilerin durumu da bu vakarsız adamın durumu gibidir.”Mustafa Özcan.Yeni Asya.29-4-2003.

İmam-ı Azam 30 yıl ders halkasını sürdürmüş bir kişidir.İmam-ı Ebu Yusuf,fakir olduğundan babasının tavsiyesi üzerine ders halkasını bırakır,geçimini sağlamak peşinde koşar.Durumu araştıran imam-ı Azam Ebu Yusuf-u çağırtarak ders halkasına devam etmesini sağlar ve kendisine bir kese akçe vererek her bittiğinde bildirmesini söyler.Ve her ihtiyacı anında 20 yıl süren keseyi vermeyi devam ettirir.Ebu Yusuf imamın büyük çömertliğini ikrar ve tasdik eder.

”Kur’ân’ın yanısıra Sünnete de gereken değeri veren, Peygamberi yaşamı gıpta ile ölçü edinmenin yanısıra hadisleri de eserlerine delil olarak yansıtan bu velinin “Makâlât”ı, büyük ve eşi bulunmaz bir hazinedir. Nitekim şu ifadeler bunun bariz bir ifadesidir:

“Dünyada her şeyi içine çeken, boğan yedi de deniz var. Tende de her şeyi içine çeken ve boğan yedi deniz var:

Birincisi gözdür, görerek içine alır.

İkincisi dildir, söyleyerek içine alır.

Üçüncüsü kulaktır, işiterek içine alır.

Dördüncüsü boğazdır, ezilerek içine alır.

Beşincisi karındır, acıkarak içine alır.

Altıncısı ağrı, sızıdır, ölümle neticelenerek içine alır.

Yedincisi sevdadır, delirterek içine alır.

Dünyada ırmaklar da var, gözyaşları ırmaklara benzer…”Milli gazete.A.F.Gün.2-3-2003

-İbni Abbasdan;”Allah ruhları cesedlerden 4 bin sene önce yarattı ve rızıkları ruhlardan 4 bin sene önce yarattı.Daha mahlukat olmamış ve yer ve gök ve kara ve deniz yok iken öncesinde o şehid ve hazır idi.(Mec.tefs.1/471,Al-i İmran.18)

-Ebu Hureyreden rivayet edilen hadisde:”Nefsim yedi kudretinde olan Allaha kasem ederimki;Eğer siz günah işlemeseniz,Allah sizi götürür,günah işleyen bir kavmi getirir.Onlar istiğfar eder,Allahda onları affeder.”(Mec.tefs.1/591)

-Peygamberimiz;Sılayı rahimin rızkın genişliğine ve ömrün uzamasına neden olduğunu söylemektedir.(Mecm.tefs.2/70)

-“Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke’de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146).

-Hz.Osman:”Fil olayından altı sene sonra Mekke’de doğmuştur.

-“Hz. Osman on iki sene hilâfet makamında kalmıştır.

-“Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

-Arabi aylar;Zilkade,Zilhicce,Muharrem ve Receb;bu dört aya Eşhur-u Hurum denip,onlarda işlenen günahlar diğer aylarda işlenen günahlardan,o aylarda işlenen sevablar da diğer aylarda işlenen sevablardan daha fazladır.(Bak.tevbe.36)

-Şimdiye kadar hep Arapçadan Türkçeye ve diğer dillere tercümeler yapılırken,Risale-i Nur bunu değiştirerek önemli bir inkilab yapmış,artık Türkçeden Arapça ve diğer dillere tercümeler yapılır olmuştur.

-Hindistanlı Vahididdin adındaki bir alim.2002 yılında –Küreselleşme ve Bediüzzaman-sempozyumunda yaptığı konuşmada,Hadislere dayabdırarak,ahirzamanda gelen şahsın tecdid hareketinin iki asır devam edeceğini ifade etmiştir.Bu da bediüzzamanın;-Eğer farzı muhal olarak o beklenilen zat da gelse risale-i nurları kendisine ölçü ve düstur alacağını-ifade ederken bu hakikatı ifade eder.Nitekim hadisde;-her yüz senede bir müceddidin geleceği umumi olarak ifade edilirken,ahirzamanın dehşetinin külli olması,yapılan tahriblerin ancak iki asırda tamir edilebileceğininden dolayı ahirzamanda gelecek olan şahıs hem kendi asrına hem de kendisinden sonraki asra hitab edecektir.

-” Kadın hürriyeti medeniyet başlatmaz, batırır. Hak eden hürriyeti kendisi alır. Bizde kadınlardan gaspedilmiş bir hürriyet değil, içtimai yapımız böyledir.”

-Ebu Hureyre’den (R.A.) Peygamber (A.S.M.) şöyle buyurdu:

“Benimle İsa (A.S.) arasında bir peygamber yoktur. O inecektir*. İsa (A.S.) yeryüzünde 40 yıl yaşayacak, sonra vefat edecek, cenaze namazını da Müslümanlar kılacaktır”.

Abdullah ibn Selam’dan (R.A.):

“Tevrat’ta Muhammed (A.S.M.)’ın sıfatı yazılıdır. İsa (A.S.)’da yazılıdır ve İsa (A.S.) Muhammed (A.S.M.)’ın yanına defnedilecektir”.(Tirmizi

-«İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki: Onların endişeleri mideleri olacak, şerefleri de meta-ı dünya olacak ve kıbleleri de ka­dınları olacak ve dinleri de dirhem ve dinar­ları (paraları) olacak. Bunlar mahlu­katın en şerlileridir ve Allah ka­tında onların hiç na­sibleri yoktur.» (Keşf-ül Hafa hadîs: 3270) (Ramuz-ul Ehadîs sh: 504)

-Rasulullahın Hz.Hasan ve Hüseyini sığındırdığı dua.Hz.İbrahim oğulları ismail ve İshakı da öyle sığındırırdı:”Eîzüküma bi kelimatillahit-tâmmeti an külli şeytanin ve hâmmetin ve min külli aynin lâmmetin.”Sahihayn.İbni Abbas.

-Hadisi şerifte “Eshabı Kehf Mehdinin yardımcılarıdır” şeklinde buyuruldu.

-Ebu Hureyre (Radıyellahu anhu) şöyle dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Davaları bir olan iki gurup savaşmadıkça kıyamet kopmaz.”(Buhari)

-Ebu Hureyre (Radıyellahu anhu) şöyle dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İki gurup savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Aralarında büyük ölümler olur. Davaları birdir. Otuz taneye yakın yalancı Deccallar gönderilmedikçe kıyamet kopmaz. Bunlardan herbiri, kendini Allah’ın Resulu zanneder.”(Buhari)

-Sizden herkim Deccala kavuşursa, Kehf suresinin başını (on ayeti) ona karşı okusun. Onlar sizi Deccalın fitnesinden korur.”

-Ebu Hureyre’den rivayet edildiki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Rum (hıristiyan ordusu) A’mak veya Dâbık’a inmedikçe kıyamet kopmaz. Onlara karşı, Medine’den o vakitte yeryüzü müslümanlarının en hayırlılarından olan bir ordu çıkar. Karşılıklı saf olunca, Rumlar derki ‘Bizim ile bizden esir alanların arasını serbest bırakın ki onlarla savaşalım’

Müslümanlar ‘Hayır! Vallahi sizin ile kardeş lerimizin arasını asla serbest bırakmayız.’ Onlarla (Rumlarla) savaşırlar. Ordunun üçte biri hezimete uğrar. (kaçar) Allah, onların ebediyyen tevbesini kabul etmez. Ordunun üçte biri şehid olur. Allah katında en faziletli şehidler bunlardır. Üçte biri savaşı kazanır. Bunlar ebediyyen fitnelenmezler (asi olmazlar) Kostantiniyye’yi (İstanbul’u) feth ederler.

Onlar, kılıçlarını zeytin ağaçlarına astıkları halde ganimetleri taksim ederlerken, içlerinde şeytan nida ederek ‘Mesih Deccal arkanızdan ehlinize musallat oldu’ der. Yola çıkarlar, halbuki bu söz batıldır.

Şam’a vardıklarında Deccal çıkmış olur. Bir de onlar savaşa hazırlanıp saf olduklarında namaz için kamet edilir. Meryemoğlu İsa (Sallallahu aleyhi ve sellem) gökten iner. Onlara namaz kıldırır.

Allahın düşmanı (Deccal) onu görünce tuzun suda eridiği gibi erir. Şayet onu kendi haline bıraksaydı elbette eriyip helak olurdu, fakat Allahu Teala O’nun elinde Deccal öldürür. Onlara kanını, süngüsünde gösterir.”

-Feminizm;kendisine bir kocanın az geldiği,yedi kocalı Hürmüz gibi,çok kocalılık sanatıdır.

-”Mezhebi farklılıklar,ilmin tabii neticesi olmanın yanında –ümmet için bir genişlik olması sebebiyle-Allah’ın bir lütfu ve nimetidir.”Soruşturma.-3-Fıkıh – İçtihad.H.A.Kansızoğlu.sh.80)

-Allah Yahya (AS) daha çocukken nebi nebi yapmıştır.”Ey Yahya!Kitaba kuvvetle sarıl,deyip daha çocukken ona hüküm verdik.”Meryem.12.

-Barnabas-ın ilkesi-nin 17.bölümünde;Allah’ın eşi olmayıp,tek olan olduğu ki ihlas suresini hatırlatır.

” Barnabas İncîlinin 70. bâbından; (Îsâ, kendisine, ‘Sen Allahın Oğlusun’ diyen Petrusa çok kızdı. Onu azarladı. Ona, “Def ol” benden uzaklaş! Sen şeytansın ve bana fenalık yapmak istiyorsun, dedi. Ondan sonra havârîlerine dönerek,bana böyle söyliyenlere yazıklar olsun! Çünkü, Allah bana bunlara lânet etmek emrini verdi, dedi. )

-Devletlerin hukuken yasakladıkları şeyleri bilmek için,hukuk fakültesini bitirmek gerekmediği gibi;Allah-ın yasaklarını bilmek için de özel bir tedris gerekmemektedir.Zira fıtrat fıtri olmayan şeyleri reddedip atar.Mide kendisine uygun olmayan bir şeyi istifrağ ile dışarıya attığı gibi,günahlara karşı da fıtrat soğuktur,reddeder,kabul etmez,yasak olduğunu bilmiyordum-mazereti mazeret ve bahane olmaz,kabul edilmez.

-” Rus ihtilâli elliiki milyon insan boğazlamıştır ki, bunun kırk milyonu tarım ve fabrika emekçileridir. (Toprak dağıtacağım, işletmelere ortak edeceğim) diye gelmiş, fakir köylünün birkaç dönüm tarlasını, yoksul işçinin kulübesini de ellerinden almış, dîni, îmanı olanları, Allah diyenleri öldürmüştür. “Koministlik ve Koministlerde din düşmanlığı…kitabından.

-“Bediüzzaman, yanında bulunan talebesi Ziya Arun ile Fener’deki Patrik Athenagoras’a gider ve onunla mülâki olur. Bu görüşme sırasında, Bediüzzaman ona:

-Hıristiyanlığın din-i hakikisini kabul etmek, Hazret-i Muhammed’i (ASM) peygamber ve Kur’ân-ı Kerim’i de kitabullah kabul etmek şartıyla, ehl-i necât olacaksınız’ der. Athenagoras ise cevaben: ‘Ben kabul ediyorum’ deyince,

Bediüzzaman: ‘Pekalâ, siz bunu dünyanın diğer manevî reislerine de söylüyor musunuz?’ diye sorar. Aldığı cevap şöyledir: “Söylüyorum, fakat onlar kabul etmiyorlar… “Bu mülâkat veya görüşme II. Vatikan Konsili kararlarından önceye rastlamıştır. II. Vatikan Konsilinden ise Athenagoras’ın söylediklerine benzer sonuçlar çıkmıştır. Ve Vatikan’da bu tutum, Patriğin şahsî kabulünün ötesinde kilise kararı haline gelmiştir. Bununla birlikte kilise içinde bu kararlara bazı muhalefet şerhleri düşenler vardır. Nedeni de, necât ve kurtuluş ihtimalinin İslâmiyet gibi diğer dinlere de şamil olmasının kilisenin manevî erkanını zayıflatacağını ve misyonerliğin anlamını buharlaştıracağını öngörmeleridir.”[1]

-”Peygamberimiz bir Sahâbîye buyuruyor ki: (Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış! Âhıret için, orada sonsuz kalacağına göre çalış! Allahü teâlâya, muhtaç olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle!).”

-“Sadrazam Talât Paşa birgün aylak aylak dolaşan ve parası-pulu olmayan Neyzen’e güya iyilik yapmak niyetiyle “Gel seni devlete memur olarak alalım” der. Neyzen de “Niçin?” diye sorar. Talât Paşa “Niçin’i var mı, iş güç sahibi olursun, para kazanırsın” diye cevap verir. Konuşma şöyle devam eder:

— Peki sonra?
— Sonrasını ne bileyim, belki âmir olursun.

— Sonra?
— Belki müdür, hatta genel müdür olursun.

— Sonra?
— Eğer azmedersen siyasete girer, mebus (milletvekili) bile olabilirsin.

— Sonra?
— Çabalayıp nâzır (bakan), hatta sadrıâzam (başbakan) olman dahi mümkün!

— Peki daha sonra?

O devirde sadrıâzamın üstünde sadece padişah vardır ve padişahlık da verasetle olup çalışıp çabalamakla kazanılamadığından Talât Paşa çaresiz der ki:

— Hiiiiiç!

Neyzen’in cevabı enfestir:

— Ben zaten şimdiden hiçim paşam! O halde niçin bu kadar yorulayım ki!?! (Neyzen Tevfik gerçekten de göğsüne ‘Hiç’ yazılı bir kağıt asar, öyle dolaşırdı.)”[2]

-” 3 Mart 1931 tarihli Son Posta gazetesi, İstiklâl Mahkemesi cellatlarından biri olan Cellat Kara Ali’yle bir röportaj yapar. Orada Kara Ali, “İstiklâl Mahkemesi’nin kararına istinaden astığı insanların toplam sayısının 5216 olduğunu, bunlardan 3.000 küsurunu yalnızca Konya ve civarında astığını” dile getirir.” Vakit gaz.16-3-2003.Arif Çevikel.

-Hz.Hüseyinin şehid edilerek göğüslediği zulüm ve sel,milyonları kurtarmıştır.Her şey bir bedel istemektedir.Tıpkı Yunus peygamberin denize atılarak gemi ve içindekilerin kurtulmasında bir bedel teşkil etmesi gibi,büyük zatlar gelecek olan büyük selleri göğüsleyerek,selin önüne baraj olarak kurtarır ve başarıların üretimini sağlayıp canlı tutarlar.İşte o zatlatr bu sebeble büyüktürler ve büyüklüklerini ilel ebed muhafaza ederler.Gökten inen dlu,kar,fırtına önce dağlara iner,tüm haşmet ve dehşetiyle…

Küçük çakıl taşlarının milyonlarcası bir araya gelmeliki bir dağı oluştursun,yüz binlercesi bir araya gelmeliki bir tepeyi oluştursun.Onlar dağ ve tepe,bizler birer çakıl taşıyız.Zorlukları kim göğüsleyebilir?

O zatlar bedenen kendilerini feda ettiler,o ruhu koruyup devam ettirdiler.

Bugün onlar kabirlerinde başarılarımızı manen alkışlamakta, başarısızlık larımızdan da en az bizim kadar ızdırap duymaktadırlar.

-H.5.asırda yaşayan Serahsi ile ilgili olarak Muhammed hamidullah şu sitayişde bulunur.Ki tüm İslam alimleri din ile siyasetin,din alimleri ile devlet yöneticilerinin zaman zaman karşı karşıya geldiklerini,barışamadıklarını da göstermektedir.

“… Hicretin beşinci asrında yaşayan ünlü Hanefi fakihi Serahsi bir diğer şarihti. Onun eserini yazdığı şartlar gerçek anlamda korkunçtu.

“Son derece zeki, âlim, dürüst ve korkusuz bir fakih olan İmam Serahsi, o zamanki idarecilerin koydukları adaletsiz vergiler aleyhinde verdiği fetvadan olsa gerek hapsedilmişti. Büyük bir fakih olarak sahip olduğu şöhreti nedeniyle yönetim onu ortadan kaldıramamış, kurumuş bir kuyuya atmıştı. Kuyuda tutulduğu ondört yıl boyunca, talebelerinin kuyunun duvarında oturmalarına ve onun derslerini kağıda dökmelerine her nasılsa izin verilmişti.

“Ondört yıllık hapis hayatı müddetince verdiği abidevî eserlerin uzun listesini görünce insan gerçekten hayrete düşmektedir. Kitâbu’l-Mebsut otuz cilt halinde yayınlanmıştır. Bu eser kuyunun içinde yazdırılmıştır. Şeybânî’nin es-siyeru’l-Kebir’inin dört ciltlik şerhi de kuyudan yazdırılmıştır. Bir düzineden fazla eser meşhur fakihin hapis hayatı sırasında bu şekilde yazdırılmıştır. Hürriyeti tepe tepe kullanan bizler, yanında tek kitap dahi bulundurmasına izin verilmeyen, buna rağmen çalışmalarına kurumuş kuyuda dahi devam eden ve bu şartlarda dahi ilmî derinliğinden taviz vermeyen bu büyük alimden ders almalıyız…”[3]

-“Endülüs Emevilerinin genç halifesi Hişam bekâr idi.Evlenmek istediğinde gelin adayında aradığı tek şart hafız olmakdı.Araştırmalar neticesinde tam720 kişi çıktı.Halife bunun üzerine ikinci bir şart eklemeyi düşündü.İmam-ı Malik-in hadis kitabı,El-Muvatta-yı ezbere bileceklerdi.

İkinci şarta rağmen yine yüksek bir rakamla karşılaştılar.Tek Kurtuba şehrinin gelinlik kızları içinde 500 kişi hem Kur’an-ı Kerim-i,hem de El-Muvatta ki hem hadis,hem fıkıh ve hem de bir kanun kitabı sayılır,ezbere biliyorlardı.

Müslümanlar Endülüs’e (Bugünkü İspanya) ya iman ve insanlık,sanat ve medeniyet,zarafet ve ilim götürdüler.Sadece Kurtuba’da 800 medrese,1700 cami vardı.O zamanın Avrupa okullarında Arabça dersi mecburen okutuluyordu.Hatta krallar,Endülüs’e iyi yetişmeleri için yüzlerce kız ve erkek talebe gönderip,onların iyi eğitimlerini Müslümanlardan rica ediyorlardı.”[4]

-Garip isim ve soyadlar

Geçenlerde gazetelerde de yayınlanan bir istatistik dikkatimi çekti. Bu bir rekordu bana göre; şöyleki: Türkiye’de kadınların 4 milyon 199 bin 600’ü Fatma, 3 milyon 184 bini Ayşe, 2,5 milyonu Emine, 2 milyonu Hatice isimlerini taşıyorlar…

Erkeklerde ise 3 milyon Mehmet, 2 milyon Mustafa, 1 milyon 700 Ahmet, 1,5 milyon Ali, 1 milyon da Hüseyin (bendenizin mübarek ismi yani)…

-”İnsan vücudunun değeri 45 milyon dolar

Kullanılabilir parçalarının ayrı ayrı satılması halinde insan vücudunun toplam değerinin yaklaşık 45 milyon doları bulacağı hesaplandı.

İnsan vücudunun kullanılabilir parçalarının ayrı ayrı satılması halinde toplam değerinin 45 milyon doları bulacağı hesaplandı. “Wired Magazine” adlı dergi tarafından yapılan araştırmaya göre insan vücudundaki sıvılar, dokular ve mikrop öldürmeye yarayan antikorlar büyük para ediyor. Ancak bunları satmak mümkün değil, vücut parçaları olmadan insanlar yaşayamıyor. Parasal açıdan yapılan değerlendirme, insan vücudundaki her bir parçanın satılabilecek durumda çıkarılması esasına dayanıyor.

En pahalısı kemik iliği

Araştırma, hayati organların pahalı organlar olmadığı gerçeğini de ortaya koydu. Örneğin insan vücudunun en pahalı unsuru kemik iliği. Kemik iliğinin gramı 23 bin, kilosu ise 23 milyon dolar. Her hücrede bulunan DNA’lar ise gramı 1.3 milyon dolardan işlem görüyor. Vücuttan alınabildiği takdirde antikorlar da 7.3 milyon dolar ediyor. Buna karşılık bir akciğer 116 bin 400, böbrek 91 bin 400, kalp ise 57 bin dolara alınabiliyor. Araştırmaya göre üretken kadınlar, 8 yılda toplam 32 yumurtalık hücresi satarak 224 bin dolar kazanabiliyor. Bir erkeğin bu kadar para kazanabilmesi için 20 yıl boyunca her ay 12 sperm bağışı yapması gerekiyor. “[5]

“Üstad ezanı Türkçe okutmadı”

“Yanına kötü niyetle geleni bilirdi. Yani sıdkı bütün olanla, sıdkı bütün olmayanı bilirdi. Bizim hapishanede ezanı Kandil’cinin oğlu Ahmed okurdu. O zamanlar ezanlar “Tanrı uludur? Tanrı uludur?’ diye okunurdu. Üstad bir gün pencereden Kandilci’nin oğlu Ahmet’e:

“Hükümet ne derse desin, bana ne ceza verecekse versin “Tanrı uludur” diye uluyup durma, bana ‘Allahüekber! Allahüekber! diye ezan oku’ dedi. Ondan sonra Kandilci’nin oğlu Ahmet ezanı ‘Allahüekber! Allahüekber’ diye okumaya başladı. Kimse de ‘Niye böyle’ diye karışamadı.”[6]

“Duada elleri ters çevirmenin izahı”

“Bediüzzaman’ın sakalı yoktu. Saçları uzundu. keskin bakışlıydı. Şafii mezhebine bağlıydı.

“Bir gün namazdan sonra dua ediyordu. Elleri havaya doğru açıktı. Birden ellerini yere doğru eğdi, aşağıya çevirdi. Ona: ‘Hocam’ dedim. ‘Avuçları yukarıya çevirmek hadi Allah’tan istemek. Peki ellerini yüzgeri edip, yere dikmek ne oluyor? Bilmiyorum.

“Bu, kazasız ver, ya Rabbi demektir’ dedi.”[7]

”Bir defasında, ‘Üstadım, ben müezzin olmak istiyorum’ demiştim. Üstad da, ‘Şimdi ezan-ı Muhammedi (a.s.m.) hoparlör vasıtasıyla Arş-ı Âzama işittirilecek derecede gidiyor’ dedi. Bundan anlamıştım ki, Üstad hoparlör gibi bir icada taraftardı.”[8]

Bediüzzaman:” “İmam Hatip Okullarını eski zamanın medreseleri olarak görüyorum”[9]

“Namaz kortizonu düşürüyor…

Case Western Reserve Üniversitesi Weatherhead School of Management Örgütsel Davranış Bölüm Başkanı, duygusal zeka uzmanı Prof. Richard Boyatzis, meditasyon ve benzeri uygulamalar sayesinde vücudun rahatladığını ve daha iyi verim alındığını ifade ederek, ”Bu Müslümanlar için çok daha kolay. Namaz kılarak vücutlarını rahatlatıyorlar. Namaz, vücudun kortizon seviyesini düşürdüğü için rahatlatıyor” dedi.

”STRES BEYNİN BİR KISMINI DÜŞÜNMEYE KAPATIYOR”

– Boyatzis, ”Stres olduğunda hormonlar harekete geçiyor ve 48 saat boyunca bağışıklık sistemimiz kapanıyor ve vücudumuz kendi kendini yiyor” dedi.

Özellikle negatif iş ortamında strese giren insanların meditasyon ve benzeri uygulamalarla vücutlarını rahatlattıklarını anlatan Boyatzis, ”Bu Müslümanlar için çok daha kolay, çünkü 5 defa namaz kılıyorsunuz. Müslümanlar namaz kılarak vücutlarını rahatlatıyorlar. Namaz, vücudun kortizon seviyesini düşürdüğü için rahatlatıyor” diye konuştu.”[10]

“DİE verilerine göre boşananların sayısında ürkütücü bir artış yaşanıyor. Uzmanlar değer erozyonunun evlilik kurumunu da tehdit ettiği görüşünde.

1990 ile 2000 yılları arasında yaşanan boşanma vakalarında yüzde 36’lık artış oldu. Boşanma nedenleri arasında “geçimsizlik” başı çekiyor. Uzmanlar ise ayrılığın en son verilecek karar olduğunu söylüyor”

“Ülkemizdeki boşanmalarda büyük artış yaşanırken uzmanlar “Ayrılık çözüm değil, daha büyük sorunların kaynağıdır” diyerek çiftleri uyarıyor.”[11]

Rasulullah ne okur,ne de yazardı.O Ümmi idi.

“Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin.Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.”[12]

İntihar;Askerlik süresi bitmeyen bir askerin önceden firarı ve izinsiz kaçışıdır.Bir erken doğumdur.Sezeryanla doğumu yaklaşmamış olan yavrunun zorla doğumudur.Koşuş değil,kaçıştır.

-12 ayda 22 bayramla dünyada görülmemiş bir rekora imza atıyor.

”11 Eylül’den sonra Amerikalılar’da vatandaşlık ruhu canlanmış, pekçok kapıda ve bahçede bayrak asılı, Müslümanlar’a karşı da bir soğukluk oluşmuş.”[13]

İçki içene veya kumar oynayan kimseye,şeytanın bol olsun derler.Çünki bu işler şeytan işidir.

-İç dünyamızda Tesettürle,

Dış dünyamızda Filistinle,

Tüm dünyada İsraille,

Musibetlerden zelzele,sel,sars,ekonomi ve sefahetle..

İmtihan olunmaktayız.

-Büyük işler çıkaran küçük işler.Bazen küçük işler büyük iş çıkarır veya başa büyük işler açabilir.Küçük işler küçük görülmemeli

-Çocuk ailesine,Bağlı olmalı,bağımlı olmamalı.Bağlılık ilgi ve sevgiyi gösterirken,bağımlılık onlardan kopmamayı,kopamamayı,onlarsız hiçbir iş yapamamayı gerektirir.Bağımlı olan bağlanır.

-“Duaya icabet,nefsin için seçtiğin vakitte değil,Allah’ın senin için tercih ettiği zamanda tecelli ve tahakkuk edecektir.”H.Ataiyye.

-Hiçbir şey yokluğa gitmiyor.Hayvanlar bile yok olmuyor.Bu konuda Bediüzzaman:

“Eğer zîruh ise, zevil-ukûlden değilse, onların zeval ve firakı, bir adem ve fena değil; belki vücud-u cismanîden ve vazife-i hayatın dağdağasından kurtulup, kazandıkları vazifenin semerelerini bâki olan ervahlarına devrederek; onların o ervah-ı bâkiyeleri dahi birer esma-i İlahiyeye istinad ederek devam eder, belki kendine lâyık bir saadete gider.”[14]

Akıl sahibi olmayan hayvanlar,ahirette cesed itibariyle yok olsalar bile,ruhen baki kalıp,dünyada gördükleri hizmetlerinin mükafatlarını kendilerince bir saadet olarak elde ederler.

Hesaptan sonra ahirette hayvanların cesedlerinin toprak olmasını gören âsi insan şöyle der:” Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: “Keşke toprak olaydım” der.”[15]

“Hayvanların ruhları bâki kalacağını.. ve Hüdhüd-ü Süleymanî (A.S.) ve Neml’i, ve Naka-i Sâlih (A.S.) ve Kelb-i Ashab-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev’in arasıra istimal için birtek cesedi bulunacağı rivayet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rububiyet öyle iktiza ederler.”[16]

-İttifak olmadan ittihad olmaz.İttifak-ı İslam değil,ittihad-ı İslam.Önce ittifak-ı mü’min olmalı,daha sonra ittihad-ı İslam olmalıdır.İttihadın yolu ittifaktan geçer.Gönüllerin birleşmesiyle,vücutlar birleşebilir.

-Acaba bizler ve tüm varlıklar bir holigramda mı yaşıyoruz?Yani hakikatı doğuran hayali proğramlarla mı uğraşıyoruz?Tıpkı hadisde belirtildiği gibi ki:”İnsanlar uykudadırlar,ölünce uyanırlar.”

Yoksa uyur gezer,uykuda,belli bir kabuk,yumurta ve zarın içindemiyiz?Ölüm o tohumun,zarın ve yumurtanın yırtılıp parçalanması ve dağılmasıyla vücut bulması gibi,vücut mu bulacağız?

Maddeyi aşmak gerek.

İmtihanımız;Madde de boğulmadan,mâna da yükselmektir.

-Nâci’nin mısralarından birinde şöyle bir duada bulunur:

* “Bir hakikat kalmasın âlemde Allah’ım nihân”…

*”Mal ve mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi.

Bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi!

*“Hâşâ, zulmetmez kuluna Hudâsı,

Herkesin çektiği, kendi cezâsı!

*”Geçti gençlik tatlı bir rüyâ gibi ey çeşmim zâr! [ağla!]

Beni mecnûn etti girye, meskenim olsun mezar!”

*“Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde!”

*”Güzel yanağını bilen, güle hiç bakmaz.

Senin sevginde eriyen, derman aramaz!”(Faideli bilgiler.A.C.Paşa)

*“Edib olur kişi sermaye-i hayası kadar.”

*“Yâr için ağyara minnet ettiğim ayb eyleme,

Bağban bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.”

*-Dil bedest âver ki hacc-ı ekberest

Sad hazâran Ka’be yekdil bi-derest

Ka’be bünyad Halil-i âzerest

Dil nazargâh Celil-i ekberest.

(En büyük hac olan gönül yapmak,yüz bin hac yapmaya mukabildir.Zira Ka’be Âzer’in oğlu İbrahim Peygamberin yaptığı bir bina olup,Ka’be ise Allah’ın nazar ettiği ve yaptığı bir binadır.)

*İdrak-i maâli bu küçük akla gerekmez.

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

*“Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizamat,

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.”

*Mâl-ü mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi?

Bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi!”

*Hak tecellî eyleyince, her işi âsân eder.

Halk eder esbâbını, bir lahzada ihsân eder

*Herkesin var bir kesi,

Ben bî-kesin yok kimsesi.

Ben bî-kesin, sen ol kesi,

Ey kimsesizler kimsesi!

*Yüzbin ok ve kılınc yapamaz aslâ,

Göz yaşının seher vakti yaptığını.

Düşmanı kaçıran, süngüleri, çok defa,

Toz hâline getirir, bir müminin duâsı.

*Kamış boşum dedi, şekerlendi,

Ağaç yükseldi, baltayı yedi.

*Geçti gençlik, tatlı bir rü’yâ gibi, ey çeşmim zâr!

Beni mecnûn etti girye, meskenim olsun mezar!

*“Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizamat,

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.”

*Soysuz olana, kıymet mi verir hiç diploma?

Altın palan vursan, eşek yine eşektir!

*Allaha tevekkül edenin yâveri Haktır.

Na-şâd olan bu kalbim, birgün şâd olacaktır.

* Hudâ Rabbim, Nebim hakkâ Muhammeddir Resûlullah.

Hem islâm dînidir, dînim; kitabımdır kelâmullah.

Akâidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim hamdolsun.

Amelde, Ebû Hanîfe mezhebi, mezhebim vallah.

* Hak teâlâ, intikâmını yine kul ile alır.

Bilmiyen (ilm-i ledünnî) anı kul yaptı sanır.

Cümle eşya Hâlıkındır, kul elîle işlenir.

Emr-i Bârî olmayınca, sanma bir çöp deprenir!

*İnsana sadâkat yaraşır, görsede ikrâh,

Yardımcısıdır doğruların hazreti Allah.

*“ Köpek, aya bakınca havlar,

Ayın bunda ne kusuru var,

Köpekler, her zaman havlar.

Beyt:

Ağız tadının kaçması, hastalığı bildirir.

En lezzetli şerbetler hastaya acı gelir.

* Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünya, sîm-ü zer,

Bir harap olmuş gönül, tâmîr etmektir hüner.

Buna fânî dünya derler, durmayıp dâim döner,

Âdem oğlu, bir fenerdir, âkıbet bir gün söner.

*”Yunus Emre: “Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere

Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu…”

*”Muin-i zalimin, dünyada, erbab-ı denaettir.
Köpektir zevk alan, seyyad-ı bî-insafa, hizmetten!.”

N.FAZIL-DAN :

“Üstün çile dev gibi, gelip çattı birden: Tos!

Sen cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos…

İşte bütün meselem, her meselenin başı.

Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı…”

***

“Kaçır beni ahenk, al beni birlik,

Artık barınamam gölge varlıkta.

Ver cüceye onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta.”

***

“Her fikir, her düşünce bir mevsimlik vesselâm

Zaman ve mekân üstü biricik nizam: İslâm!..”

***

“Mezarda kan terliyor babamın iskeleti

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti…”

***

“Ölüm güzel şey, odur perde arkasından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?..”

****

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader

Aldırma bu dünya böyle gelmiş,böyle gider.

ÖZLÜ SÖZLER

-Hiçbir zaman gökten gül yağmaz;daha çok gül istersek,daha çok fidan dikmemiz gerekir.

-Âilemiz,bize tutulan boy aynalarıdır;kim olduğumuzu ve kim olabileceğimizi onlara bakıp anlarız.

-Dört şey geri gelmez;Söylenen söz,atılan ok,geçen zaman,kaçırılan fırsat.

– Acı çekmeyenler,başkalarının acı çekebileceğini akıllarına getirmezler.

Eğer bir yerde,küçük insanların gölgeleri,büyük görünüyorsa,orada güneş batıyor demektir.

-Kötülüğün hakim olmaması için tek şart,iyilerin gayret göstermesidir.

-Milyonların girip çıktığı tuvaletleri kimse kutsal saymaz.

-Gençliğinde bilgi ağacı dikmeyen,yaşlılığında rahatlayacağı bir gölge bulamaz.

-Bize değer kazandıran şey,yaptığımız işlerdir.

-Aslan mağarada can verse dahi,köpeğin artığını yemez.

-İnsan hayatının dörtte üçü yapamayacağı şeyleri istemekle geçer.

-Cahiller içinde bir alim,ölüler içinde diri gibidir.

-Hane tamiriyle kendimi viran ettim.

-Kadın bir hanenin kanı gibidir.

-Milletler parasızlıktan değil,ahlaksızlıktan çekerler.

-İki şeyi asla unutma;Allah’ı ve ölümü.İki şeyi de asla hatırlama;yaptığın iyiliği ve gördüğün kötülüğü.-L.Hekim.

-Ölüm,ajandanızda kayıtlı olmayan tek randevu.

-Fikir ve idealler,yaş keçe gibidir.Dövüldükçe kuvvetlenirler.

-Kadın evlenmeden önce,erkek evlendikten sonra ağlar.

-Büyük kafalar fikirleri,orta kafalar olayları,küçük kafalar ise kişileri konuşur.

-Doğruyu söyleyip zincire vurulmak,yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir.

-Hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilmez.Sevgi bütün gönül gümrüklerinde geçerli tek pasaporttur.

-Fil olduğundan küçük,bit ise olduğundan büyük çizilir hep.

-Hayata yeniden başlasaydım,saniyelerin nabzını tutardım.

-Ne kadar yaşadığınız değil,nasıl yaşadığınız önemlidir.

(Bunlar-Tebessüm Saati- (Mahir Duman) kitabından alınmıştır.

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Yeni Asya.6-7-2003.Mustafa Özcan

[2] Yeni Şafak.6-7-2003.Dücane Cündioğlu.

[3] Milli gaz.A.F.Gün-ün köşesinde.5-7-2003.

[4] Hizmet takvimi.16-12-2002.,”Rönesansı Bizans değil,Endülüs tetikledi.”bak.Aksiyon.M.Öztürk.1-6-2003.

[5] Yeni Şafak.5-7-2003.ve Yeni Asya,Milli gaz.5-7-2003.

[6] Son.Şahidler.Necmettin Şahiner.2/288.

[7] Son.Şahidler..age.2/288.

[8] Son Şahitler.Age.Receb Onaz.4/136.

[9] Son Şahitler.Age.4/150.

[10] Sonsaniye.30-6-2003.

[11] Milli Gaz.29-6-2003,Tercüman.29-6-2003.

[12] Ankebut.48.

[13] H.Karaman.Yeni Şafak.15-6-2003.

[14] Mektubat.287.

[15] Nebe’.40.

[16] Lemalar.370.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .