VESVESE

VESVESE
Vesvese,fısıltı demektir.
Kur’an-ı Kerim’de farklı şekilde zikredilir.Mesela Şeytan aynı zamanda kuruntu verir:
Keşşâf’ın ve Ragıb’ın da söyledikleri vechile vesvese esasen fis, hiş demek, yavaş fısıltı yapmak, fiskos etmek gibi gizli sese, gizli fısıltıya denilir. Zinet eşyası hışıltısına “vesvâsü’l-huliy” denilmesi bundandır. Kamus’un kaydettiği vechile avcının ve köpeklerin yavaşça seslerine vesvese ve vesvâs denilmesi de bundandır. Bundan hâtırâ-i redîeye, yani nefsin veya şeytanın kalbe koyduğu hayırsız, faydasız, alçak hatıra ve dağdağaya vesvese denilmek meşhur olmuştur, dilimizde bilinen de budur. “Nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz.” âyeti nefsin vesvesesi hakkında, “Şeytan ona (Âdem’e) fısıldadı.” âyeti de şeytanın vesvesesi hakkındadır.
İlk insan olan Hz.Âdem ve Havvanın ayaklarının kayması vesvese ile olmuştur.
“Lâm” ile “el-vesvâs”, şeytanın bir ismi olmuştur. Çünkü Keşşâf’ın dediği gibi bütün meşgûliyeti, sanatı ve daima üzerine düştüğü hep vesvese ve azdırmadır. Öyle vesvese vermekle bilinen odur. Bahru’l- Muhit’de Ebu Hayyan der ki: “el-Vesvâs, şeytanın ismi demişlerdir, bununla beraber vesvas şehvetlerin fısıldadığı vesveseye de denilir ki yasaklanmış olan nefsin arzularıdır.”
Yaldızlı laflar söyler.
Mü’minler üzerinde hiçbir hakimiyeti olmamasına rağmen, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara’ aldatması etkilidir.
Âyette:”Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliyoruz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” ayeti, nefsin vesvesesine işaret ederken; “Şeytan Adem’e vesvese verdi” manasına gelen bir çok ayet de şeytanın vesvesesine delalet etmektedir.
Adına Muavvizeteyn yani kendisiyle Allaha sığınılan iki sure olan Felak ve Nas suresinin nüzul sebebinde;
“l. De ki: “İnsanların Rabbına sığınırım.
2. O insanların Meliki ‘ne
3. İnsanların ilâhına.
4. O çok vesvese veren sinsi şeytanın şerrinden.
5. Ki o, insanların kalblerine hep vesvese verir.
6. (O şeytan) gerek cinlerden, gerek insanlardan.
Sa’lebî’nin tefsirinde İbn Abbâs ve Hz. Aişe’den rivayetle zikrettiği bir ha¬diste onlar şöyle anlatıyor: Yahudilerden bir çocuk Hz. Peygamber (sa)’e hiz¬met ederdi. Yahudiler onun aklını çelip Rasûlullah (sa)’ın taradığı saçlarından ve tarağından bir kaç diş almasını istediler. O da bunları alıp yahudilere verdi. Yahudiler de bunlarla Rasûlullah (sa)’a büyü yaptılar. Bunu yapan kişi içlerin¬den İbn A’sam adında birisiydi. Yaptıktan sonra o büyüyü Züreyk oğullarının kuyusuna attılar ki o kuyuya Zervan denilirdi.
Bu büyü ile Rasûlullah (sa) rahatsızlandı. Başında saçları dağıldı. Altı ay süreyle kadınlara gittiğini görüyor (ona öyle geliyor) ve fakat onlara (aslında) yaklaşmamış oluyordu. Bir iş yaptığını sanıyor ve fakat yapmamış oluyordu. Erimeye başlamıştı fakat başına ne geldiğini bilmiyordu.
Bir gün uyuduğu bir sırada kendisine (rüyasında) iki melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri ayak ucuna oturdu. Ayak tarafına oturan baş tarafına oturana: “Adamın nesi var?” diye sordu. Başucundaki: “Hasta olmuş.” dedi. Ayakucun¬daki: “Neden hastalanmış?” diye sordu. Başucundaki: “Kendisine büyü yapıl¬mış.” dedi. “Ona kim büyü yapmış?” sorusuna da: “Yahudi Lebîd ibn A’sam.” demiş. “Ona ne ile büyğ yapmış?” sorusuna da: “Tarağı ve taraktan düşen saçıy¬la.” cevabını vermiş. “Peki o büyü nerede?” deyince de “Bir hurma çiçeğinin kabuğunda, Zervan kuyusunun dip taşının altında.” diye cevap vermiş ve o sıra¬da Hz. Peygamber (sa) uykusundan uyanmış ve: “Ey Aişe, farkında mısın Allah Tealâ bana ilâcımı bildirdi.” buyurmuş, sonra da Ali, Zübeyr ve Ammâr ibn Yâsir’i o büyüyü alıp getirmeye göndermiş. Kuyunun başına gelmişler, kuyu¬nun ipini çekmişler, kuyudaki su sanki kına suyu gibiymiş. Kayayı kaldırmışlar, altındaki hurma çiçeği kabuğunu çıkarmışlar. İçinde Hz. Peygamber (sa)’in sa¬çından düşen kıllarla tarağından kırılmış iki diş ve yanında bağlanmış bir ip varmış. İpin üzerinde iğne ile dikilmiş on iki düğüm varmış.
İşte bunun üzerine Allah Tealâ bu iki Sûreyi indirmiş de her âyet okunduk¬ça bir düğüm çözülmüş ve Rasûlullah (sa), ondan her bir düğüm çözüldükçe bir hafiflik hissediyormuş. Nihayet son düğüm de çözülünce rahatlayıp sanki ipten kurtulmuş gibi kalkmışlar. Cibrîl: “Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’ın adıyla sana rukye (muska) yaparım; seni rahatsız eden her kötülükten, hasedçiden ve göz¬den. Böylece Allah sana şifa verir.” demiş.
“Ey Allah’ın elçisi, o pis herifi tutup öldürelim mi?” dediklerinde Rasûlullah (sa): “Bana Allah şifa verdi. İnsanlara kötülük etmekten nefret ede¬rim.” buyurmuş.

*Şeytan aklı bulandırıp,sinyal kesici jammerler gibi manevi canibten gelen ilham ve sinyalleri bozarak aklı karıştırır.
Bu karışıklık ve bulanıklıktan istifade ederek kalbe girmeye bir yol bulur.
Vesvesecinin taktiği akıl ve kalbdir.O bir kalb avcısıdır.
Zira radar gibi sürekli dönüp,alemlerden sinyaller alan kalbin dış desteğini keserek, yalnız bıraktırarak avlamasını kolaylaştırır.
Vesvese psikolojik bir durumdur.Tıpkı kişinin maillerine gelenlerden bazı engelleyici proğramlarla azaltılsa bile,engellenmesi kaçınılmazdır.Vesvese bunlarla gereksiz yere ilgilenmeyi sağlar.Mesele bunların gelmesi değil,nasıl karşılanacağı ve onlarla ilgilenileceği önemlidir.
Ehemmiyet verip üzerine düşüldükçe zararı artar.

*İslâmdan önce kâhinler,cinlerin gökteki fısıltıları,yarım yamalak bilgileri alıp kendilerine getirmeleriyle,onlarda bunu halka bildirirlerdi.
Bazen fısıltı gazetesinin bir haberi,büyük hasarlara sebep olmaktadır.
Bundan dolayı vesvesenin mahiyeti bilinirse ondan korunulurken,cehalet vesveseyi davet eden en büyük âmildir.
*Vesvese irside olabilir.Ancak şart değildir.
Vesvese ilaçlar yoluyla,aklın dengelenmesini sağlayacak tedavi yöntemleriyle de çözülebilir.
*Vesvese bu asrın büyük bir hastalığıdır.Herkes az-çok buna mübteladır.
Kalbin etrafında bulunan melek ilhamı ve şeytan vesvesesini birbirinden ayırıcı bir inanca ve ameli takviyeye ihtiyaç vardır.
Vesvese hayalin bir ürünüdür.Bunun bir hakikatı yoktur.Tıpkı karındaki pislik namaza,aynada görünen yılan sokmadığı ve ateş gerçek olarak yakmadığı gibi.
Gecelerdeki karanlığa dikkat edile edile büyür ancak ehemmiyet verilmezse küçülür.
*Açtığı zararlar içerisinde;abdest alanın bunu sürekli tekrarlaması ve bu yüzden bazen özellikle sabah namazını kaçırmaya veya namazdan kaçmaya sebep olmaktadır.
Ne yaptığını bilmeme ve sürekli durgunluğa sebep olmaktadır.
Yapmamışken yapmış zannetme ve hallisinasyonlar görmeye sebep olur.
Amelin daha iyisini yapayım derken,terk etmesine neden olur.

*Vesvese bu kadar zararlı iken,verilmesindeki sebep;teyakkuza,kendine gelmeye ve tedbire sebebtir.Tıpkı uyuyan insanın yüzüne konan sinek nasıl ki uyanmasına sebep ise,vesvesede kişinin uyanmasına,araştırmasına ve tedbir almasına sebeb olmaktadır.
Ondan korunmak için euzü-besmele çekmeli,felak ve nas surelerini okumalıdır.
Fazla rahatsız ettiği zaman Allah’a sığınmalı,dua ve niyazda bulunmalıdır. Şöyle ki;
Kişi üzerine saldıran bir itten korunmak için,önce o itin sahibini arar.Sahibinin onu bağlamasını,zincirlemesini ondan ister.
Vesvese de saldırgan bir it mesabesindedir.Korunmak için Allah’a sığınarak;
Ya Rabbi!Şu şeytan itine ve onun saldırmalarına karşı beni koru,onu bağla, zararını benden defet,demeli,O’na yalvarmalıdır.
Aslında vesvesenin bir hikmet ciheti de;dolaylı olarak Allah’a sığınmayı sağlamak, ister istemez Allah dedirtmektedir.
Bu durum ümitsizliğe düşmeyi de engellemiş olur.
05-03-2011
MEHMET ÖZÇELİK

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .