YA OLMASAYDI?

YA OLMASAYDI?

*YA OLMASAYDI?
Peygamber Efendimiz zamanında ve sonrasında savaşı uygun görmeyenler düşünmeliler;
-Ya o savaşlar olmasaydı?
Cehalet asrı asırlar boyu devam edecekti.Kızlarını diri diri gömme bir normal adet ve gelenek olarak süregelecekti.
Ya önceki peygamberler olmasaydı?
Asırlar boyu bir tekamül ve gelişme olmayacak,insanlık başı boş,rehbersiz ve hedefsiz olarak bir hayat süreceklerdi.
İnsanlar sahip oldukları saltanatı sürdürmek için,bunların ellerinden alınmasını istemedikleri için her türlü zulme göz yumuyor,zulmediyor,toplumun kanını emerek,haksız olarak hak edinmeye çalışıyorlar.
Dün bedevi müşriklerde durum böyleydi,şimdiki medeni geçinen dünyada da durum pek farklı değil…
Put yapıp satmak,oradan bir gelir elde etmek,bunun içinde putperestliği sürdürmek…
Ya bir meslekten,ya körü körüne bir taklitten,cehaletten dolayı asırlar boyu yanlış sürdürülmektedir.
Putlar alış-veriş sebebi..para kazandırma yöntemi…
Ya O olmasaydı?
‘Levlâke levlâke lemâ halaktül eflâk’
‘Sen olmasaydın sen olmasaydın ben bu kâinatı yaratmazdım…
Sen olmasaydın sen olmasaydın
Alemi..cansızları..bitkileri..hayvanları ve de insanları..hiç bir şeyi yaratmazdım.Yani;
Sen olmasaydın,
Biz olmazdık…
Ben olmazdım…
Sen olmazdın…

*Ya Osmanlı olmasaydı?
Bizans yıkılmasaydı?
Ortaçağdaki karanlıklar ve zulümler hala devam edecekti.
Milyonlarca mazlumun zulmüne göz yummuş olmayacak mıydık?
Kimden yana olunduğu işte burada belli olunmuyor mu?

Ya olmasaydı?
“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.” “Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.“
*Ya ölüm olmasaydı?
Nasıl bir yaşantı olurdu?
Ya zalim hep zulmüne devam etmiş olsaydı?
Zalim uzun ömürlü ve ölümsüz olsaydı?
Mazlumun hali nice olurdu?
Melekler,peygamberler ve hayırlı insanlar tarafından onlar engellenmeseydi ve onlara bir şey anlatılamasaydı?
Cahiller alimlerle defedilmeseydi?
O gelmeseydi mi?
O geldi,pisliklerin pislikleri ortaya çıktı!
Ne güzel pisliklerini devam mı ettirmiş olsalardı?
Ya o olmasaydı?
Bizi şimdiye kadar atalarımızın tapa geldiği şeyden mi alıkoyuyorsun?
Ya onlar yanlış yolda idilerse,devam mı ettireceksiniz?
Kusur pislikte mi yoksa pisliğin görünmesine sebeb olan ve onun kokuşmasına sebep olan güneş de mi?
Güneş doğmasaydı,kokuşmalarda olmayacaktı?
Sürekli gece mi sürseydi?
Kokuşmuşluk,kokmuş maddenin karakterinde mevcuttur.
Güneş güzellikleri göstermek ve görmek için doğar,bu arada çirkinlerde açığa çıkar.
Güneş doğmasa mıydı?
O zat olmasa mıydı?

Ya İslâm dini olmasaydı?
Peki İslam bana ne kazandırır,ne kazandırdı?
Ne kazandırmadı?
İnsanlığımı,varlığımı,kendimi…
Ben İslâma ne kazandırdım?

Hz. Ali (R.A)’nin «Alimler niçin öğretmediniz diye sorguya çekilmedikçe, ca¬hiller niye öğrenmediniz diye sorgulanmazlar.»
“Bin bahar görse de taş, yeşermez!”Mevlânâ Celâleddîn Rûmî

Madem O var her şey vardır.
O var olduktan sonra ne gam.
Şerde olsa var-da,hayır olur orda…
O’nun varlığı şerre bile varlık verdi.
Şer olsaydı O olmasaydı,var-da varlıkta olmazdı.
Rasulünün varlığı bile şerre imkân ve fırsat tanıdı.
Ya O olmasaydı,şer bile,şerrin başı şeytan ve avaneleri bile bu fırsatı bulamazdı.

Lâ illâ ile var oldu.
İllâ ki O olmasaydı,her şey Lâ olurdu.

Yok yok olmazsa O olmaz,varlığa çıkmaz.
Yok yok ise O vardır.
İki yok olan Nâ ve bî olursa,Nâbî olur.
Nâbi-yi Nâbi eden Hüsn-ü nazar.
Urfa köylüsünde nezaket ne gezer!

Ya âhiret olmasaydı?
Ya cennet bulunmasaydı?
Varlıklar avâre dolaşır..hedefsiz kalırdı.
Cehennem yokluğunda kalırdı.
Tüm güzellikler,hayırlar,cenneti netice veren sıfatlar,vasıfsızlaşırdı.

Varlığa,varlıktan gelenlere,var olmaya elest bezminde belâ dedik.
Belâ-ya evet dedik.
O’na ve O’ndan gelene ve O’na dönene evet dedik.
Fuzuli fuzulice değil fazılca olanı söylemiş:
“Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni”

Şeyh Galib-de varlık kandilini elest bezminde yakanlardan…
“Ateşi aşkınla yandır
Kalbimi subh u mesâ
Çünkü hayran olmuşum ben
Bezm-i Elest’te sana .”

*Gökten nazire indi sihamı kazasına
Nef’î diliyle uğradı Hakkın belasına.

Hangi kapıyı çalmışsa orada varlık bulamayan Abdulkadir Geylani,sonunda yoklukta varlığını bulduğunu söylüyor.
“Başka hiçbir yere bakmadan doğru fakirlik kapısına ilerledim.Birde nne görsem? O kapı benim için taa ardına kadar açık değil mi? Hemen içine girdim.Girdim ama bütün terk ettiklerim orada tam tekmil beni bekliyorlardı.
Orada enn büyük hazine kapısı açıldı. En büyük şerefe nail oldum,ebedi zenginlikleri elde ettim.Sonsuz bir hürriyete kavuştum.Bütün boş hayal ve temayüller buz gibi eridi.Bütün sıfatlar toz gibi uçup gitti.Hem de bir daha geri dönmemecesine.”

Allaha karşı fakirlikte büyük zenginlik.
Efendimizin dediği gibi:’El Fakru fahr.’-O’na karşı fakirlik,benim iftiharımdır.-
Varlık yoklukta var oldu.

*Masivadan el yuyup mahluktan midi kes
Virdin olsun her nefes Allah bes,bâki heves…

MEHMET ÖZÇELİK
19-06-2010

Loading

No ResponsesOcak 3rd, 2015