YARDIMLAŞMA VE KARDEŞLİK

YARDIMLAŞMA VE KARDEŞLİK

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin zamanının fetret devrinden ayrıldığı en önemli nokta İslâmdaki bu kardeşlik ve yardımlaşma unsurudur. Bilhassa zengin ile fakirin aralarındaki uçurum,bu yardımlaşma ile ortadan kalkar.

Dinin zekâtı tesis etmesiyle,içtima-i alandaki nizam ve intizamı temin etmiş olmaktadır.

Ehemmiyet ve lüzumuna binaendir ki,İslâmın beş esas ve temelinden birini teşkil etmektedir.

Zekât,cemiyetteki bükük boyunları,mahrum gönülleri,ızdıraplı kalbleri tedavi eden bir tiryaktır.

Zekât,günahlardan ve cimrilikten kurtarıp,iman köprüsünden geçirerek saadete ulaştıran,dindeki samimiyetini gösteren bir hakikat aynasıdır.

Evet. Zekât İslâmın bir köprüsüdür. Fakirle zengin arasındaki geçiş,zekat köprüsüyle gerçekleşir.

Zekât,mü’minler arasındaki kardeşliğin tesisiyle,kişiyi mali ihtiraslardan,onu gaye bilmekten koruyup ilahi rahmete vesile kılan bir ibadettir.

Âyette:”Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin. O (yüce) rasule itaat edin. Tâ ki ilâhi rahmete kavuşturulasınız.”[1]

Şu halde ilahi rahmete kavuşmanın,imanın hakikatına ermenin,rasulün sevgisini kazanmanın şartıdır.

Hz. Ebubekir:”Vallahi namaz ile zekât arasında ayırım yapanlarla (namazını kılıp,zekâtını vermeyenlerle)harb edeceğim. Çünkü zekât malın hakkıdır.”buyurur.

Evet,dünya bir imtihan meydanıdır. her kes bir türlü imtihan olmaktadır.

Kur’an-ı Kerimde:”Onlar ki altın ve gümüşü (her çeşit malı) yığıb biriktirir de,onları Allah yolunda harcamazlar. (zekât vermezler,hayır ve hasenata koşmazlar) İşte bunlara acıklı bir azabı haber ver.

(Habibim) O gün bunlar,üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak ve o kimselerin alınları,böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak. (ve kendilerine şöyle denilecektir): İşte bu kendiniz için biriktirip sakladığınızdır. Artık saklayıp biriktirdiğiniz bu şeylerin acısını haydi tadın.”[2]buyurulmaktadır.

Hz. Enes (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Hz. Ebü Bekir es-Sıddik (radıyallâhu anh), kendisini Bahreyn’e gönderdiği zaman, ona şu gelecek talimatı yazılı olarak vermiş ve altını da Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın mührü ile mühürlemişti. Mühüre nakşedilen yazı üç satır halinde idi. Bir satırda Muhammed, bir satırda Resül, bir satırda da Allah yazılı idi. Mektup şöyle idi: “Bismillâhirrahmânirrahim. Bu, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın müslümanlara farz kıldığı ve Allah’ın da Resülüne emretmiş olduğu zekât farizasıdır. Müslümanlardan her kimden bu, usülünce taleb edilirse, derhal vermelidir. Kimden de belirtilenden fazlası istenirse vermesin: 1) 24 ve daha aşağı miktardaki deve için koyun olarak vâcib zekât, her beş devede bir koyundur. 2) 25’e ulaştı mı, 35’e kadar, dişi bir bintu mehâz (ikinci seneye basan dişi deve); eğer bintu mehâz yoksa, bir ibnu lebun (ikisine basan erkek deve). 3) 36’ya ulaştı mı 45’e kadar, bir dişi bintu lebun (üç yaşına basan dişi deve). 4) 46’ya ulaştı mı 60’akadar, erkek devenin aşacağı bir dişi deve Tarükatu’l-fahl). 5) 61’e ulaştı mı 75’e kadar, bir ceza’a(beş yaşına basan bir deve). 6) 71’e ulaştı mı 90’akadar iki bintu lebun. 7) 91’e ulaştı mı 120’ye kadar, erkek devenin aşacağı iki hıkka (dördüne basan deve). 8) 120’yi aşınca, her kırk için bir bintu lebun. 9) Her 50’de, bir hıkka. 10) Sâdece 4 devesi olana zekât düşmez, sahibi nâfile olarak verirse o başka. 11) 5 devesi olana bir koyun düşer. 12) Koyunun zekâtı sâime olanlardan alınır. (Sâime kırda otlatılan hayvana denir.) Sâime koyun 40’a ulaştı mı 120’ye kadar, bir koyun alınır. 13) 120’yi geçti mi 200’e kadar, iki koyun alınır. 14) 200’ü geçti mi 300’e kadar, üç koyun alınır. 15) 300’ü geçti mi her yüz koyunda bir koyun alınır. 16) Adamın sâime koyunları 40’tan bir eksik olsa ona zekât düşmez. Sahibi (nafile olarak) kendiliğinden verirse o başka. 17) Zekât korkusuyla, müteferriklerin araları birleştirilmez, birleşik olanlar da ayrılmazlar. 18) İki ortağın malından alınan zekâtta her ikisi de, adalet üzere birbirlerine müracaat ederler. 19) Zekât olarak çok yaşlı, ayıplı ve (koç, teke gibi) döl hayvanı verilmez, zekât memuru kabül ederse o başka. 20) (İki yüz dirhemlik) gümüşte, onda birin dörtte biri (yani kırkta bir miktarı) zekât vâcibtir. 21) Gümüş miktarı 190 dirhemse, 200 dirhemden az olursa zekât yoktur. Sâhibi verirse o başka. 22) Kimin deve sayısı, zekât olarak bir ceza’a vermeyi gerektiren miktarı bulur ve fakat sürüsünde ceza’a olmaz da hıkka olursa, bu kimseden hıkka kabul edilir ve buna, adama kolay geldiği takdirde iki koyun eklenir veya yirmi dirhem eklenir. 23) Kimin zekât olarak hıkka vermesi gerekir ve fakat sürüsünde hıkka olmaz ceza’aolursa, adamdan ceza’a kabul edilir, zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. 24) Kimin zekât olarak hıkka vermesi gerekir, fakat sürüde hıkka değil bintu lebun olursa adamdan bintu lebun kabul edilir, kendisine iki koyun veya yirmi dirhem verilir. 25) Kimin zekât olarak bintu lebun vermesi gerekir, ancak bintu lebun’u yok, hıkka’sı varsa kendisinden hıkka kabul edilir, zekât memuru kendisine ayrıca yirmi dirhem veya iki koyun öder. 26) Kimin zekât olarak bintu lebun ödemesi gerekir, fakat bintu lebün’u olmaz, bintu mehâz’ı olursa, ondan bintu mehâz kabul edilir, ancak yirmi dirhem veya iki koyun daha verir. 27) Kimin zekât olarak bintu mehâz vermesi gerekir, fakat bintu mehâz’ı olmaz, bintu lebün’u olursa kendisinden bintu lebün kabul edilir, zekât memuru yirmi dirhem veya iki koyun verir. 28) Eğer adamın münasip şekilde bintu mehâzı yoksa, ibnu lebün’u varsa, bu ondan kabül edilir, beraberinde bir ödeme gerekmez.” [3]

Sâlim, babası Abdullah İbnu Ömer’den naklen anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) (mallardan alınması gereken) zekâtlarını miktarını belirten bir kitap yazmıştı. Âmillerine göndermeden vefat etti. Resülullah onu kılıncına yakın olarak asmıştı. Hz. Ebü Bekir (radıyallâhu anh), ölünceye kadar onunla amel etti. Sonra Hz. Ömer (radıyallâhu anh) de ölünceye kadar onunla amel etti. Bu kitapta şunlar yazılı idi: Develer 1) 5 devenin zekâtı 1 koyundur. 2) 10 devenin zekâtı 2 koyundur. 3) 15 devenin zekatı 3 koyundur. 4) 20 devenin zekâtı 4 koyundur. 5) 25’e ulaştı mı 35’e kadar, zekat bir bintu mehaz’dır. 6) 36’ya ulaştı mı 45’e kadar, zekât bir ibnu lebun’dur. 7) 46’ya ulaştı mı 60’a kadar, zekât bir hıkka’dır. 8) 61’e ulaştı mı 75’e kadar, zekât bir ceza’a’dır. 9) 76’ya ulaştı mı 90’a kadar, zekat 2 ibnetu lebûn’dur. 10) 91’e ulaştı mı 120’ye kadar, zekât 2 hıkka’dır. 11) Deve 120’den fazla ise zekât her elliye bir hıkka; her kırka bir ibnetu lebûn zekât gerekir. Koyuna Gelince 12) 40’a ulaşınca 120 koyuna kadar zekâtı 1 koyundur. 13) 121’e ulaşınca 200 koyuna kadar zekatı 2 koyundur. 14) 201’e ulaşınca 300 koyuna kadar zekatı 3 koyundur. 15) 300’ü aştı mı her 100 koyuna bir koyun zekât düşer, yüzden aşağıda kalan küsurata zekât düşmez. 16) Zekât korkusuyla müctemi (birleşik) olanlar ayrılmaz, müteferrik (ayn) olanlar da birleştirilmez. 17) İki ortağın malından alınan zekâtta, her ikisi de adalet üzere birbirlerine müracaat ederler. 18) Zekât olarak, çok yaşlı ve ayıplı olan hayvan alınmaz. 19) Zühri der ki: “Zekâtı almak üzere memur geldiği vakit, koyunlar üç sınıfa ayrılır: Üçte biri kötü, üçte biri iyi, üçte biri de vasat. Zekat memuru, zekât payını vasat kısmından alır.” Zühri, sığırdan bahsetmez.” [4]

(Zekât alırken kendi cinsinden olandan alınacak)2015 – Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) Yemen’e gönderirken kendisine demiştir ki: “Zekât oIarak hububâttan hububât aI, davardan koyun aI, deveden erkek veya dişi bir deve (bâir) aI, sığırdan da bir sığır aI.” [5]

Beşir İbnu Yesâr (rahimehullah)’dan nakledildiğine göre, Sehl İbnu Ebe Hasme denen Ensâr’dan bir zât ona şunu haber vermiştir: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), kendisine (Sehl’e) zekât develerinden yüz tanesini diyet olarak ödemiştir. Yâni, Hayber’de öldürülen Ensâri’nin diyeti olarak.” [6]

Zekâtın verileceği yerler ayette şöyle belirlenir:”Zekât,ancak fakirlere,yoksullara,zekât toplayan memurlara,kalbleri İslâma ısındırılmak isteyenlere,hürriyetine kavuşturulacak kölelere verilir.”[7]

Allah malla insanları imtihan etmektedir. Bunun bir örneği olarak;

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Benî İsrail’den üç kişi vardı: Biri ala tenli, biri kel, biri de âmâ. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi. Melek önce ala tenliye geldi. Ve: “En çok neyi seversin?” dedi. Adam: “Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!” dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu: “Hangi mala kavuşmayı seversin?” “Deveye!” dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek: “Allah bunları sana mübarek kılsın!” deyip (kayboldu) ve Kel’in yanına geldi. “En ziyade istediğin şey nedir?” dedi. Adam: “Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi!” dedi. Melek,keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar: “En çok hangi malı seversin?” diye sordu. Adam: “Sığırı!” dedi. Hemen kendisine hâmile bir inek verildi. Melek: “Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!” diye dua etti ve âmânın yanına gitti. Ona da: “En çok neyi seversin?” diye sordu. Adam: “Allah7ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!” dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da: “En çok hangi malı seversin?” diye sordu. Adam: “Koyun!” dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi. Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vâdi dolusu develeri, diğerinin bir vadi dolusu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu. Sonra melek, ala tenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve: “Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkanlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Tâ ki onunla yoluma devam edebileyim!” dedi. Adam: “(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!” dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de: “Sanki seni tanıyor gibiyim!Sen ala tenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi” dedi. Ama adam: “(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevârüs ettim!” diyerek onu tersledi. Melek de: “Eğer yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin!” dedi ve onu bırakarak kel’in yanına geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da: “Eğer yalancıysan Allah seni eski hâline çevirsin!” deyip, âmâ’ya uğradı. Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir âmâ olarak) göründü. Buna da: “Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânım kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!” dedi. Ama cevaben: “Ben de âmâ idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!” dedi. Melek de: “Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi” (ve gözden kayboldu).” [8]

Hadiste de:”Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allaha,yahud kendisinden başka ilah olmayan Allaha,-yahut nasıl yemin ettiyse (öylece)-yemin ederim ki:Devesi,sığırı yahut koyunu olupta zekâtını vermeyen bir kimse bulamazsın ki,bunlar kıyamet gününde şaşılacak derecede büyük ve semiz oldukları halde getirilip,sahibini ayakları altında ezmesin ve boynuzları ile boynuzlamasın. Bu eziyet,hayvanlardan sonuncusu ezme ve boyunlamayı bitirince,ilki aynı işe başlamak suretiyle,ta insanlar hesaba çekilip herkesin hükmü verilinceye kadar devam eder.”buyuruyorlar.

Peygamber Efendimizin:”Zekâtını tam ihlas ile vermeyen kimse,hiç zekât vermeyen gibidir.”Böylece esas olan ihlas yani Allahın rızasıdır.

Zekât olarak bütün servetini alıp getiren ve Hz. Rasulullahın;-Çoluğuna çocuğuna ne bıraktın?-sualine;-Allahı ve rasulü bıraktım ya habiballah-diye cevap veren Hz. Ebubekir gibi hakiki mü’minlerden ibret almalı.

Yine Efendimiz:”Beş vakit namazına devam eden,ramazan orucunu tutan,zekâtını veren ve yedi büyük günahdan sakınan hiçbir kimse yoktur ki;cennetin bütün kapıları açılıp kendisine:selamet ve emniyetle girin”denilmesin”buyurmuşlardır.

Evet. Cümlemizi bu ilahi lutfuna mazhar kılsın…

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Nur.56.

[2] Tevbe.34-35.

[3] Mürşid.CD.1990. Buhâri, Zekât 33, 34, 35, 37, 38, 39, 40, Şirket 2, Hiyel 3; Ebü Dâvud, Zekât 4, (1567); Nesâi, Zekât 5, (5,18-23).

[4] Mürşid.CD.1991. Tirmizi, Zekat 4, (621); Ebu Davud, Zekat 4, (1568, 1569, 1570); İbnu Mace, Zekat 9, (1798).

[5] Age. Ebü Dâvud, Zekât 11, (1599); İbnu Mâce, Zekât 15, (1814).

[6] Age.2040. Ebü Dâvud, Diyât 8, 9, (4521, 4523); Buhâri, Diyât 22.

[7] Tevbe.60.

[8] Age.4963. Buhari, Enmiya 50, Müslim Zühd 10, (2964).

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .