YOKLUKTAKİ VARLIK

YOKLUKTAKİ VARLIK – Sesli Dinle

            Yokluktan geldim,var oldum.

            O’na ve Gerçek Varlığa gidiyorum.

            Karanlıktan aydınlığa çıktım.

            O’nsuz idim,yokta kaldım.

            O’nun ilminde ve O’nunla oldum,var oldum ve aydınlandım,aydınlığı buldum.

            O’nun dışındakileri yoklukta bıraktım,yokluğa attım.

            O var idi..O’nun varlığı benim yokluğumla zuhur etti.

            Bende zahir oldu.

            Ben de bende zahir oldum.

            Batından zahire zuhur ettim.

            Damla idim,okyanusta yok oldum,gerçek varlığı buldum.

            Ben iken,biz oldum.Biz de ben oldu.

            Ben de oldu,benliğini buldu.

            Kendini bende buldu.

            Ben ise benliğimi bizde buldum.

            Var mı yokta yoksa yok mu varda?

            Bilemedim.

            Tıpkı kişinin kendisini var bildiğinde yok,yok bildiğinde ise var olması gibi.

            Çünkü var ve varlık yokluktan çıktı.

**************  

            -“ Yokluk ispat edilemez.” [1]

            -“ Gördüm ki, esassız, fâni olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk zulümatında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem ararken, zehir ilâve etti.”[2]

            -“ O öyle bir Vâcibü’l-Vücuddur ki, akıp giden mevcudat, ancak Onun icad ve varlığının tecelliyatının tazelenen aynalarıdır. Onunla, Ona intisap etmekle ve Onu tanımakla hadsiz varlık nurları kazanılır; Onsuz ise sınırsız yokluk karanlıklarına düşülür ve ayrılık elemleri çekilir.”[3]

            -“ Beni yaratan, yokluk karanlıklarından çıkaran ve vücud nurunu bana ihsan eden Zat, bana kafidir.”[4]

            -“ Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelinin kudretiyle, yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık alemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezeli, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azim insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezeliden risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelinin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’an-ı Azimüşşan elimdedir. Şüphen varsa al, oku!”[5]

            -“ Yokluk içinde tükenmez bir varlık…”[6]

            -“ Başta nev-i insan olarak bütün zî-hayatlar ve bütün eşya, fenâya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve yoklukta îdam edilmek için yaratılmamışlar; belki, bekaya terakkî ile ve devama tasaffî ederek sermedî vazifeye istidat ile girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli ispat eder.”[7]

******************  

            Kâfiruna ihlaseyn denilir.

            Zira Kâfirun kelime-i tevhiddeki La-dır.

            İhlas ise İlla-dır.

            Kâfirunda şirki red varken,ihlasda Allahı kabul vardır.

**************  

            Verilenler birer nimet olduğu gibi,verilmeyenlerde de bir nimet vardır. Mesela;Unutma.Her şeyi unutmadığımızı bir düşünün.Ağırlaşan bir bilgisayar gibi.

            Ölüm.Ölüm olmasaydı,dedelerimizin dedelerinin tüm hastalıklı ve zahmetli halleriyle yanımızda olduğunu bir düşünün…

            Bayılma,hastalık,açlık,vs…

            Tez-antitez,virüs-antivürüsü gerektirir.

            -Olaylara nereden bakıyoruz?

            Hastanın penceresinden mi,doktorun mu yoksa eczacının mı,yoksa ilaç fabrikasının mı,daha ilerisi tabiattaki çiçeklerin penceresinden mi?

            Yoksa penceremiz yok mu veya kapalı mı,kalın perde mi,tül mü?

****************  

            Mutlak hayr,mutlak güzel olan Allah ve diğer tarafta karmaşık ve karışık mahlukat!!!

            Nereden bakalım?

            Kader de öyle değil mi?

            Kimin tarafından olaylara bakmaktayız?

            -Başlangıçta bir kalem yaratılmış,hala durmuyor.Yazmaya devam ediyor.

            Yazıyor..yazıyor,bir türlü bitmiyor ve bitiremiyor…

            -Allah her şeyi oluşturacak,her şeyin ana-sını yönetiyor.

            Allah üretime yönelik şeyleri yaratıyor.

*******************  

            Bir ayna yaratmış ki,her şeyi içine alıp eritiyor,yansıtıyor.

            Dürüst ve yalan söylemiyor..Değiştirmiyor.

            Ondan olsa gerek ki,parlak kalmış.

            Kötüleri hep arkasına atıyor..arkasında saklıyor.Kimseye göstermiyor.

            Biz Rabbe,Kur’an-a,İslama ne kadar aynalık yapıyoruz?

            Biz kirlerimizi arkaya atmadık,içimizde sakladık,içimize attık.Oda yüzümüze yansıdı.

            Kalbimiz ayna olamadı.

            18 bin alemi görmedi ve gösteremedi,kendini bile.

***************  

            Kalem ve Kelâm;gaybdan vücuda çıkarıyor.Batından zahire,bilinmezi bilinir yapıyor.

            Karanlıktan aydınlığa çıkarıyor.Aydınları çıkarıyor.Aydınlar aydınlatıyor.

            Sahte aydınlar karartıyor.

******************  

            İnsanlar cennetten Rablerini ve kendilerini bilmek için dünyaya gönderildiler. Çünkü cennette zıtlıklar,olumsuzluklar ve Lâ yoktu.

            Orada her şey İllâ idi.Hu idi.Masivadan Lâ-yı alarak,daha doğrusu atarak İllâ-yı,O’nu bulduk,O’nu bildik,O’nu tanıdık…

            Aslında biz O’nu burada bulduk..Orada bildik..Burada da tanıdık..

            Bir damla olarak atıldığımız bu dünyadan ,okyanus olarak dönüyoruz.

            Kimi damlalar ise buharlaştılar,kayboldular.

            Bir tohumdan,bir çekirdek ve yumurtadan her şeyi çıkaran Rabbim,insan damlasından da ne harikalar çıkarıyor!

            Kendi sonsuz marifetini ve muhabbetini o insana ekiyor ve ondan bitiriyor.

            Allah insanı dünya toprağına ekti,ondan kâinatı çıkardı.

            Sonsuza kadar bunla ve bununla idare edeceğiz.

            Dünyada ektik ve ekildik.Ebedde ebediyyen sümbül vereceğiz.

            Ezeli olmayıp ebedi olmak böyle bir şey.Ebede namzed,aday.

            Aslı içine alan aday..asılda yutulan aday..asıl yolunda…

*******************  

            Allah mahremiyetinin kapısını insana açtı.Sırrını onunla paylaştı.

            Onu oraya davet etti.

            Her şeyini onunla,kendisini bile onunla paylaştı.

            Onunla anlaştı,söyleşti.

            Söz aldı,söz verdi.

            Sözü verdi,özü verdi.

            Bilindikçe bilinmez oldu.

            Marifet cehaletimizi arttırdı.

            Ne kadar bilmediğimizi bildik.

            Ancak artılarımız arttıkça,eksilerimizi ve eksiklerimizi daha çok hisseder olduk.

            -Allah bir cümle kurdu.

            Alem oldu.

            Kelimeleri,harfleri de varlık….

MEHMET ÖZÇELİK

09-03-2015

 

[1] Lemalar | On Üçüncü Lem´a | 82,125.

[2] Lemalar | Yirmi Altıncı Lem´a | 229.

[3] Şualar | Dördüncü Şuâ | 79.

[4] Şualar | Dördüncü Şuâ | 85.

[5] İşaratül-İcaz | Kur’an’ın Dört Temel Unsuru | 18.

[6] Tarihçe-i Hayat | İkinci Kısım : Barla Hayatı | 149

[7] Tarihçe-i Hayat | Beşinci Kısım : Denizli Hayatı | 389

 

No ResponsesMart 9th, 2015

Yoruma kapalı .