RABBİN TECELLİSİ İNSAN – 2 –

RABBİN TECELLİSİ İNSAN – 2 –  Sesli Dinle

            Her şeyin oluşmasında üç isim devrededir;

            İlim-İrade-Kudret…

            Üç şey tecellidedir;

            İsim-Sıfat-Fiil.

            Bunların tecellisi ise;yumuşatılmış,süzülmüş haliyle yansıtılmakta, kolaylaştırılmaktadır.

            “Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh”

            “Eğer Biz, bu Kur’ân’ı, dağa indirseydik, O’nu mutlaka, Allah’ın korkusundan huşû ile boynunu bükmüş, parça parça olmuş görürdün.”[1]

            Bütün kısık ve kısır seslerin,ezeli ve ebedi boyutlu sadâsı ile nasıl olur?

            Güneşin ışığı atmosferde süzülmeden direk olarak gelse,varlıklar yanardı.

            Bunu taşıyacak varlık nihayet bulundu.Ona insan denildi.

            Eğer o ismiyle ve müsemmasıyla bir insan olmasaydı,yine de taşıyamazdı.

            -İnsan unutan idi.

            İnsanın bir tahliye borusuna ihtiyacı vardı.

            Her şeyi içinde taşıyamazdı.

            Ağırdı,yakardı.

            Azı bile saçları ağartıp,belleri büken külli hakikatlarla karşı karşıya idi o.

            -İnsan bir yönüyle de hakkın mahlukuyla ünsiyet etti.Onlarla tanıştı,yanaştı.

            Muhabbetle var oldu,muhabbetle varlığını devam ettirdi.

            Yaratılanı sevdi,yaratandan ötürü.

            Yaratılanı seyretti,yaratandan ötürü.

            Müşahede etti,imanından ötürü.

            Yaratılanı seyrederiz,yaratanı tanımak için…

            -Allah alıştırmak için iğne deliğinden baktırdı.Anahtar deliğinden bakan delirdi.Meczub olup,cezbeye kapıldı,çöllere düştü.

            -Yer ve göğe emretti;” fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn.”,

” Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: ‘İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler.”[2]

O zamandan bu zamana hala bir isyan çıkmadı.Onlara bir söz yetti.

Hani bizde bir söz vermiştik ya…Tutmadık,tutamadık.

Sözümüzü yuttuk.Cansızlar kadar olamadık.

Hâlık yinede bizi onlara tercih etti.

Sevimli haylaz bir çocuk…

*********************    

*Allah insanı zıtlıklarıyla yarattı.Ona bir ayrıştırıcı da verdi.

Ruhu da vahdaniyetin tecellisi içinde kontrol edip değişmesin diye başa geçirdi.

Alemi kontrol eden külli hakikatın cüz-i örneğini insana koydu.Bu özelliğiyle tüm varlıkların dikkatini çekti.

-Allah insana sahip çıktı.

İnsan dokunulmaz oldu.Varlıkların üzerinde müfettişlik görevine atandı.

-İşitmesi alemin sesler dünyasını kontrol ederken,gözü meşhudat alemini, görünen her şeyi birbirinden ayırdı.Renk,boy,güzellik,çirkinlik vs. ayrımına tabi tuttu.

            Diliyle tatlar ve lezzetler dünyasını teftiş etti,takdir ve tekdirde bulundu.

            Aklıyla kıymet biçti.

            Dokunmasıyla onlardaki estetiği ortaya koydu.

            Nefesiyle bedenini besledi.

            Burnuyla kokular dünyasına yöneldi.

            Kalbiyle on sekiz bin alemi taradı.Radar gibi mesaj aldı,haber verdi.

            -O insana geçici bir elbise verilip,dünya tarlasına gönderildi.

            Düğüne gelmedi.Yatmak için var olmadı.

            Sorumsuz değildi.

            Ortalama bir yaşam süresinde yıprandı,yıprattı.

            Değişim gerekti.

            Ölüm o elbisenin değişim ve devir teslim anı idi.

            Değişti.Çünkü oldu ve öldü.

            Elbette değişecekti.

            Değişimde olanların elbiseleri en güzelleriyle değiştirildi.

            Prenslere layık bir karşılama töreniyle,hil’at gerçekleşti.

            Dünyaya gelenleri bekleyenler olduğu gibi,gidenleri de bekleyenler var idi.

            O da ne muhteşem!!!

            Meleklerin ihtişamı başlı başına muhteşem idi.

            Merakla bekliyor,hayretle gözlüyorlardı.

            Alkışlarla ve omuzlarda o insanı geldiği alemde gezdiriyorlardı.

            Zaten o da yabancı değildi.Duymuştu,biliyor ve inanıyordu.

            İnandığının karşılığını almayla karşı karşıyaydı.

            Yaratılmışları seyirden artık yaratanı temaşa etmeye adım atmıştı.

            Ağzı gibi tüm duyguları açık kalıyordu.

            Zaten o duyguların açılımını burada başlatmıştı.

            Rabbim nasib etsin..Lutfetsin..İhsan etsin…

            Dua ve gayretleri tahakkuk ediyordu.

            Dualar o alemlerin kapılarını açan bir anahtar olmuştu.

            Birer birer açılıyor,içeriye onu davet ediyorlar ve o da içeriye giriyordu.

            Selam sözüyle giriyordu.

            Artık selam ve selametteydi.

            Buradaki İslâm orada Selam oluyordu.

            “Selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn.”

            “Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya…”[3]

            Müjdesine mazhar oluyordu.

            “Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ”

            “İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin…”[4]

            Cehenneme çağrılanlardan olmamıştı.O korkunç kapılardan girmeyecekti.

            Hem korkudan emin olmuş,hem de selamda kalmıştı.

            -“ İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten. Fedhulî fî ibâdî. Vedhulî cennetî.”

            “O, senden, sen de O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön! Gir kullarımın içine! Gir cennetime!”[5]

            O Rabbinden,Rabbi de ondan razı olmuş olduğu halde,diğer kullarıyla birlikte cennete giriş yapıyordu.

            O nasıl Rabbisinden razı olmayacaktı ki?!

            Hele birde Rabbi ondan razı olmuşken…

************************  

            -Uzaktan iletişim kuran abd ile mabud,cennette eskisi gibi tekrar yakınlaşmıştı.

            Artık eskisi gibi arş ve kürsinin cızırtılarını duyacak,hayreti artacaktı.

            Kendisinde şüphe olarak bulunan ve şeytanın da o damarından yakaladığı hulud ve ebedilik konusunda –pahalıya da mal olsa- şüpheler yerini yakine bırakacaktı.

            Artık imanı tamdı.Aynel yakinden Hakkal yakine ulaşmıştı.

            Yaşayarak görecekti.

            Kendini biliyordu ama tanımıyordu.

            Kendisini de tanımış oldu.

            Kendini tanıyınca,kendisi kendisine Rabbisini tarif etmeye başladı.

            Yokluktan vücuda,ilimden irfana geçti.

            Geriye muhabbet ve rü’yet kalmıştı.

            Bunlarda kendisini ilim okyanusuna daldıracaktı.

            Mecazi mahbublardan geçip,gerçek sevgiliyi bulmuş ve ona kavuşmuştu.

            Aşk için dünya çöllerine düşmüş,aradığının burada değil,başka yerde olduğunu anlamıştı.

            Bedeli ağır da olsa…

            Leylanın peşine düşmüşken,tam Leylayı buldum derken,Mevlasına kavuşmuştu.

            Buldum Mevlayı / Neyleyim Leylayı…

            Allah kendisini bize yaşatarak öğretmiş oldu.

            Artık nisyandan alınan biz insanlar,hiç unutur muyuz?

****************  

            İnsanlar bu dünyaya çıraklık yapıp acemiliğini gidermek,ustalık belgesini almak için gönderilmiştir.

            Bütün sanatlar insanın burada bulunmasıyla ortaya çıkmıştı.

            İnsan ve cin dışında her şey haddini bilmekte,onu tecavüz etmemekte,ölçüsünü kaçırmamaktadır.[6]

            Her şey terbiyesini muhafaza etmektedir.

            *Heyecanlanıyorum…

            Âhiret mahkemesinde kendimin sorgusundan korkuyor,başkalarınınkinden de heyecanlanıyorum.

            Kurt postu giymiş kuzular, kuzu postu giydirilmiş kurtların sorgusu beni heyecanlandırıyor.

            Merakım zirvede…

*****************  

            Cennette bize yeni bir ad konulmalı veya adımızın ikinci kullanımı olan enis ve ünsiyetli manası hep öne çıkmalı,unutan manası unutulmalı!!!

            Belli ki çok şeyler değişecek.Çok bildik dediklerimiz sönük olacak,kısır kalacak.

            Biz de değişeceğiz…

            Tığ gibi delikanlı…

            Cennete münasib bir hal.

            -Âdem atamız cennetteki ilmini,dünyaya gelerek marifete dönüştürdü.

            Dünyaya iki kişiyle geldiler,milyarlarla dönüş yapıyorlar.

            Tohum idiler,ağaç oldular.Sayısız meyve verdiler.

            O da ne meyveler!!!

            Nebiler,Sıddıklar,Şehidler ve Salihleri netice verdiler.

            -Kurtlularda olmadı değil,çürükler ve kabiliyetsizler ayrıştırıldı…

            *” Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ..”,

            “O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür.”[7] Nidasıyla çürükler cehenneme dökülmek üzere;

            “Vesîkallezînettekav rabbehum ilel cenneti zumerâ”,

            “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir..”[8] ile de cennetin ashabları birbirinden ayrıldılar.

            -“ Vemtâzûl yevme eyyuhel mucrimûn..”,

            “Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!”[9] hakikatı ezelden tahakkuk etti.

            Kuvveden fiile geçti her şey…

****************  

            Aman Allahım! Bunlar bir rüya mı,bir hayal mi?

            Korkanlar bunun bir hayal ve rüya olmasını temenni ediyordu.

            Tekrar bir daha uyumak istiyor,uykusundan uyanmamak ve uyandırılmamayı arzu ediyorlardı.

            Ancak her şey ne hayal ve ne de hayali değil,bir hakikat idi.

            Allah hayali söylemez,hayali emretmez,hayali vaad etmez,

            Hak ve hakikatın ta kendisi olan Allah,elbette hakikatı söyler.

            Yediğimiz şeyler hayali değildir.Hayali yememekteyiz.Para verip aldığımız, yetiştirilen,soyulan,pişirilen şeyler,çekilen acılar hayal ürünü değildir.

            Nefsin ve insanın görecekleri de hayali olmayacaktır.

******************

            Nuru Muhammedi noktasıyla başlayan bu uzun yolculuk,rü’yet son noktasıyla noktalayacaktır.

            Bütün cereyan eden olaylar,iki nokta arasındaki vakıalardır.

            Noktayla başlayan varlık alemi,nihayetinde bir nokta ile noktalanmaktadır.

            İlk nokta çekirdek oldu,son nokta meyve…

            Aradakiler teferruatta kaldı.

            “Ayinedir bu âlem, her şey Hak ile kaim / Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim.”

******************  

            Allah insanın dostu oldu.Onu kendine dost edindi.

            O yâr ise her yer yarardı.

            O dost olunca her şey dostluğunu ilan etti.

            Allaha râm olana,alem yâr oldu.

            Allaha ağyar olana,her şey bâr oldu.

******************  

            Allah aktif olanı,monotom olana,değişeni değişmeyene tercih etti.

            Ebed okyanusunda yüzecek dalgıçları arıyordu.

            Dalgalara göğüs gerecek,derinliklerdeki cevherleri çıkartacak,mücevherden anlayacak ve anlatacaklardan yana oy kullanıyordu.

            İnsan ağır bastı.Allah insanı ağır bastırdı.

            Ona dağların,yerlerin ve göklerin yüklenmekten imtina ettikleri yükü yüklendi.

            İnsan ise neticeyi görünce yüklendi.

            Ancak neticeye giden yolda dökülmeler başladı.

            *Allah kendi temsiliyetini Ademe tevdi etmişti.

            Ağır bir yüktü.

            Riskli bir işti…

            Dünyasını kararta da bilir,ampulünü patlata da bilirdi…

*********************

            İnsan bir bütündü,eşya ise bir cüz…

            İnsanlar bil küll idi..Küllün küllü.

            Cüzler insanı küllendirirken,küll-er insanın külünü alıyor,küll-ünü ortaya çıkarıyordu.

            Âdem küll-ün babasıyla,kendisinden küll-er çıkan cüzler oldu.

            Âdem damla oldu,okyanusları çıkardı.

            Okyanusların damlası oldu.

*******************    

            Şarz olan insan deşarz olmalıydı.Emniyet sübabına sahib olmalıydı.Sigortası bulunmalıydı.

            Bunun için de Havva olmalıydı.

            Havva Âdemin âhirete giden yolunda,dünyaya bakan yönüydü.

            Bir imtihanıydı..Kabulüydü..Haliydi..

            Yanmaktan koruyucu suyuydu.

            Havva hava oldu,su oldu,ateş oldu,toprak oldu…

            Oluşun anası oldu..Oluşa analık yaptı..

            Âdeme devam oldu,onu idamdan,yokluktan,unutulmuşluktan,yalnızlıktan kurtardı.

            Enis oldu..onunla ünsiyet etti.

            Nefes oldu..Onunla nefes aldı.

            -Beni rahatlat ya Havva- dedi.Kendisiyle sükuna erdi,huzur buldu.

            “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.”[10]

            Bu hakikatı Havva da gördü.

            Hayatın dalgalarından sükun buldu.

            Bütün canlılar Âdemle canlandı.Âdemde Havva ile canlandı.

            Canlar onda can buldu.

            Âdemin canları Havva-da canlandı.İncileri kendinde sakladı.

            Havva Âdeme mana oldu.Âdem manasını Havva-da buldu.

            Âdem Havva-ya lafız oldu.Havva Âdemin lafızlarını manaya çevirdi.

            Âdem Allah-dan bir sözdü.

            Havva Âdemden bir öz oldu..özünü onda buldu..

******************  

*Allah Fatihleri seçti,Fatihleri yetiştiren Akşemseddin-leri seçti.

-Meleklerde bir Mevlana,bir Yunus,bir Bediüzzaman,bir İsa,bir Musa,bir Âdem,bir Nuh,bir nebiler nebisi Hz.Muhammed yok…

Evet,gururlanabilirler melekler,içlerinde nemrudların bulunmamasından…

Hani İbrahimleri???

Onlar çiçek gibiler ancak çiçekleri büyütüp renklendirecek,geliştirecek gübreleri de yok…

Kahramanları,ilim adamları,mucitleri yok…

İhtiyaç da yok…

Muhtaç değilse,hiçbir şeyleri de yok demektir.

Zaten neredeyse onlar yok-tular.

İnsanın her şeyi var,her şeye muhtaç.

Ondandır ki,o var-da,gerçek varlıkta,varlığı bulmuş,var olmuş…

MEHMET ÖZÇELİK

11-03-2015

           

[1] Haşr.21.

[2] Fussilet.11.

[3] Zümer.73.

[4] Zümer.72.

[5] FECR-28-30.

[6] Bak.Hicr.19,Ra’d.8,İnfitar.7.

[7] 39/ZUMER-71.

[8] 39/ZUMER-73.

[9] 36/YÂSÎN-59.

[10] 30/RÛM-21.

No ResponsesMart 11th, 2015

Yoruma kapalı .