ÂDEM DÜNYADA

ÂDEM DÜNYADA – 6 – Sesli Dinle

Âdem dünyaya geldiğinde her şey ondan korkup kaçmaya başladı.

O da onların peşlerinden kaçtı.

Bazen ünsiyet etmek,bazen de onlarla hayatını devam ettirmek için…

Onları tanımak ve onlarla tanışmak için çok çaba harcadı…

Kolay olmadı bu…

Belli ki onlar Âdemi,Âdemin ise onları tanımasından önce tanımıştı…

Âdem dünyaya geldi,ne umdu ne buldu.

Geldiği yer hep taşlık,kayalık,kendisine her yönüyle zor ve yabancı idi.

Ünsiyet aleminden vahşet alemine bir geliş.

Dünyada her şey kan üzerineydi.Kan kokuyor,kan akıyor,kan davaları sürüyordu.

Herkes kan akıtmayı inadına sürdürüyordu.

Cennetten gelen Âdem,buraya nasıl alışabilirdi ki?

-Ve her şeyde bir denge.

Bu dünya ise kendisinin dengesini bozuyordu.

Her şey adalet terazisinde bir düzen içinde iken,düzene uymakta zorlanılıyordu.

Belli ki Âdemin buradan geldiği yere tekrar dönüşü kolay olmayacaktı.

Tuzaklarla dolu bir yolda seyredecekti.

Her adımında bir tuzakla karşılaşmış ve karşılaşmaya da devam edecekti.

O da ne tuzaklar!!!

Her iki hayatı bitirici tuzaklar.

-Avını bekleyen arslan mı dersin,döküntülerine saldıran sırtlan mı dersin, kenarda bekleyen kartallar mı diye düşünürsün,son artıkların kaldığı sinekler ve karıncalar…

Bir avı bekleyen yüzlerce avcı…

Bazen de avcının av olduğu bir avcılar ülkesi…

Gel de avlanma!!!

Uyanık olmak gerekti.

Tüm avcılardan kurtulma söz konusu olsa da,sonunda Azrail yakalıyordu.

Ölüm avı.Azrail avcısı.Hayat avcısı…

-Bütün olumsuzluklara rağmen,Rabbi onu terk etmemiş,yine onunla beraberdi.

Ona yol gösteriyor,kılavuzluk ediyordu.

**************  

İnsan Âdem sayesinde her şeyi burada öğrendi.

Kazak örmeyi nerede öğrenecekti?

Cennette ihtiyaç olmadığından,örme işine de girmeyecekti.

Kim tekstil fabrikası kurar ki?

Ekmek yapılır mıydı?

Baklava ve pasta yapma yoluna gidilmezdi.

Her şey hayal hızında insanın huzurunda hazır…

Hayatımızda olan her şeyi buna kıyas edebilirsiniz.

*****************

Buğday ne mübarek bir yiyecekmiş.

İmtihanda onun adı geçiyor.Hayatta o kullanılıyor.

Bir yandan nimet ve nimetin anası.

Nebatatın ilk atası..

Pastalar ve her çeşidi de ondan.

Oda insan gibi ham-pişme ve yanma devrelerine sahip.

Toprakla çok barışık.

Adeta iç içe.

Bizden veya biz her şeyimizle ondanız.

Toprak en gözde maddelerini ona ayırıyor.Ona veriyor.

Ondan da bize veriyor.

Hayatın dengesi onunla kuruluyor.Hayatın dengesini o kuruyor.

***************  

Âdem zahir ve batın duyguya sahipti.

Artık içinde kıpırdayan iki duygu daha vardı;

Sâika ve Şâika.

Onlar kendisini coşturuyorlardı.

Bir yerlere doğru sevkediliyordu.

Ama nereye?

Havva-yı arıyor.Her şeyi arıyordu.

Sorabildiğini soruyor,göremediklerini Rabbisine arz ediyordu.

Sâika ile sevkediliyor,sürekli bir yerlere yönlendiriliyordu.

Belli ki,insanın vatanının haritasını çiziyordu.

Mekke-Filistin derken,Asya-yı yurt ediniyordu.

Şâika ile şevk ve iştiyak aşkını kaybetmemeye çalışıyordu.

Sâika içinde kuruyan çılı çırpıyı tutuşturuyor,kendisini harekete geçiriyordu.

Yoksa dayanmak ve ayakta durmak ne mümkün!!

********************  

Neden Havva ile Âdem uzun yıllar birbirinden ayrı ve uzak noktalara bırakılmıştı?

Nadasa mı bırakılmışlardı?

Aşk ateşini yakmak için miydi?

Ceza mıydı?

Hayatı tanımak için miydi?

Biri Serendib diğeri Cidde.

Bu bir nişanemiydi?

Yoksa bir şan mıydı?

Fakat yine de bir şey-di.

**************  

Cennet evinden çıkan Âdem ve Havva,dünya evine girdiler.

Cennet gibi olmuyordu.

Ancak kişinin aile hayatı,onun cennet hayatı idi.

Veya cehennemi…

Havva ayrılığıyla cehenneme sebeb olurken,şimdi Âdemle cennet hayatı yaşıyorlardı.

Cennetten gelen ve oradan cennetimsi güzellikleri getiren Havva,Âdeme cenneti nisbeten unutturuyor,eskisi gibi olmasa da…

Ancak zamanla çocukları üzerinde şeytanın ektiği şeytani duygular,dünyaya aid nefsani istekler o aileyi gölgeliyor,bazen çekilmez haller alıyordu.

Zamanla dünya âhirete ve cennete nisbeten,zindan halini alıyordu.

***************  

İnsanoğlu hem kirleniyor hem de kirletiyordu.

Dünyanın bu sıkıcı hali,vatanı asliyesi olan cennete şevk ve iştiyakı arttırıyordu.

Dünyada kopan kıyametler,büyük kıyameti tetikliyordu.

-Havva cennetin yolları üzerinde seyrediyordu.

Dünyaya gelip anne olmasıyla,artık cennet onun ayakları altına seriliyordu.

-Âdem niye gelmişti dünyaya?

Unuttuğu bir şey mi vardı?

Bir şeyler götürmek için mi geldi?

Hasreti,ayrılığı,elemi,vs tadıp,cenneti ve nimetlerini anlamak ve tanımak için miydi?

Cennette olmayanları,zıdları almak ve anlamak için mi?

Çünkü her şey zıddıyla bilinir.

Cennet nimetlerinin anahtarını almak için mi geldi?

Çocuk sevgisini farklı olarak tatmak için mi?

Belli ki buraya gelmek burası için değil,doğrudan gideceği yer içindi…

Her şey orayı inşa içindi.

Malzemeler buradan gidecek,orada gerçekleşecekti.

Dünya Âdeme hareket kattı.

Farklılıklar bir hâle ve desen oluşturdu.

Gök kuşağı…

******************  

Havva Âdemin geleceği oldu.

Geleceğini onda buldu.

Geleceğini onunla sürdürdü.

Havva Âdemin tarlası,dünya ise Âdem oğlunun tarlası oldu.

-Herkes neden kaçıyordu Âdem ve Âdem oğlundan?

Onlarda mı yabanilik yoksa bizlerde mi?

Ortada bir gariplik vardı.

Allaha isyan eden bu insan,kim bilir bize neler yapar,mı diyorlardı?

Alışanı bile uzun çabalar sonucu ünsiyet edebiliyordu.

Âdem oğlu öyle olmadığını isbat etmeliydi.

Oysa bu da kolay değildi.

Denizin dibindeki balıklar bile,insanların kendi rahatlarını bozduklarından şikayet ediyorlardı.

Balıklar bile kendilerini parçalayıp yutacak olan diğer balıklardan değil de,insan oğlundan çekiniyorlardı.

Suda çok rahat gezinip yüzüyorlar.Âdem oğlu oraya bile el atıyordu.

Nedir bu canlıların insan oğlundan çektikleri!!!

İnsan hem çekiyor ve hem de çektiriyordu.

-Hem en seçilmişi o,hem de en dökülmüşü.

İsmi gibi hem enis hem de en cani.

Öldürdüğünde bile bir anda yüz binleri öldürebiliyor.

Köpek balığı,sırtlan,arslan bile bir sürüye girdiğinde sadece birisini avlıyor.

Demek ki bu insan oğlunda bir sır,bir cevher var ki,onu kıymetli yapıp,öne çıkarıyor.O değeri o insanlık içinden çekip çıkarıyor.

Bir yandan cenneti,diğer yandan da cehennemi netice veriyor.

Demek ki Âdem ve Havva bu dünyaya;oraya adam yetiştirmek ve eleman göndermek için gelmişlerdi.

İkisi de kendisine münasip maddelerle dolacaktır.

Âdem ve Havva da kendi içlerindeki zıtlıkları adeta cennet ve cehennemi taşıyorlardı.

O kökten gelen meyveler,farklılık arzediyordu.

-Âdem aşılanmalı ve çeliklenmeliydi.

Rabbinden bir ruh olmanın ve almanın esintisiyle,esip kavurdu.Her şeyi savurdu.

Kibir abidesi olup,her şeyi küçük gördü.

O Kabil oldu.

Habil ise ses oldu,nefes oldu.

Esintisiyle eşyayı okşadı,,kokladı,kokular saçtı.

Biri güneş oldu,biri don..dondurdu.

-Tıpkı güneşle mücadeleye giren rüzgarın durumu gibi.

Kendisinin üstün olduğunu söyleyen rüzgar,esip bir insanın üzerindekileri uçurtmaya çalışırken,o kişi daha fazla korunup sarmalanmakta,atması zorlanmaktadır.

Güneş ise sıcaklığıyla bir doğup sıcaklığını arttırdıkça,o kişi üzerinde bulunan her şeyi indirmiş,zorlama da olmamıştı.

MEHMET ÖZÇELİK

24-03-2015

No ResponsesMart 28th, 2015

Yoruma kapalı .