İNSAN TAVINDA DÖVÜLÜR

İNSAN TAVINDA DÖVÜLÜR – 7 – – Sesli Dinle

            İnsan dünya tavında dövülmeliydi.

            Bir yandan olurken,diğer yandan da üstündeki pasları atmalıydı.Kirlerini dökmeliydi.

            Bu insana bir yandan su verilmeli,bir yandan ateşe konmalı,bir yandan da tavında,çekicin altında dövülmeli,dövülmeli,dövülmeliydi.

            İnsan bu dünyaya tavında dövülmeye geldi.

            -Adamın biri bir kış günü,bir kişinin yeni doğmuş çocuğunu soğuk suya batırıp çıkardığını görünce;ne yaptığını,böyle yapmakla çocuğu öldüreceğini söyler.

            O şahıs ise;böyle yapmakla çocuğu çeliklediğini,ileride zorluklara ve soğuklara karşı dayanıklı kalacağını söyler.

            Bir zaman sonra kendisinin de bir çocuğu olur.

            Kış günüdür.Yeni doğmuş çocuğunu çeliklemek amacıyla soğuk suya batırıp çıkarır.

            Çocuk sudan çıktığında ölmüştür.

            Duruma hayret eden bu şahıs,önceki adamı bulur ve durumu ona anlatır.Nedenini sorar.

            -Bizimkinin anne ve babası da çeliklenmiş,oysa sizinkinin anne ve babası çeliklenmemiş olduğundandır,cevabını verir.

            Bizler de Âdem boyu çelikliyiz.Dededen ve neneden itibaren.İnsanlık tarihi boyunca.

            Çelik gibiyiz.

            Bunca hayasız akına karşı,göğsümüzü siper ederiz.

******************  

            Âdem cennet hayatında öğrendiği cevapları özledi.

            Zira hiç soru ve sorun yoktu.

            Hep cevaplarla haşir-neşirdi.

            Şeytanın kibir ve inadı,Âdemi testle sınaması sonucu,kendisi gibi Âdemin de sorulara tabi tutulmasını istedi.

            Âdemin cevap anahtarına kendisinden de bir parça konulmasını istedi.

            Kitaba giren şeytan,testlerde de yerini almıştı.

            Yanlışlarla,soru ve sorunlarla da sınansın,devamlı yanlışı işaretleyebilecek nefsi de devrede olsun,dedi.

            Kabul edilmişti.

            Neticesi itibariyle hayırdı.

            Elbette dökülenler ve döküntüler olacaktı.

            Âdem ikinci defa soru ve sorunlarla karşılaşmıştı.

            Birincide meleklerle girdiği imtihanı kazanmış;

            İkincisi ise daha zorlu bir sınav olan şeytan faktörüyle karşı karşıyaydı.

            Her şeyi yıkmaya bina edilen bir şeytan ve avaneleriyle gel de baş et!!!

            Âdem şeytanla olan ilk sınavında sendeledi.

            Yanlışı işaretleyip,ağaca yaklaşmayı en doğru cevab olarak gördü.

            Doğruları doğuran yanlış cevab…

            Kader gelmiş,göz kör olmuştu.

            Tıpkı çocuk Musa-nın tepsideki elmasa eli uzanırken,kaderin değiştirmesiyle kor ateşi eline alıp ağzına götürmüş,bir ömür boyu peltek kalmıştı.

            Ancak bu durum onun hayatını kurtarmıştı.

            Allah da Âdemden yanaydı.

            Şeytan tek soru ve sorunla yetinmedi.Sürekli sorular ve sorunlar üretmeye başladı.

            Sanki mel’un soru ve sorun bankası idi.

            Sorular-cevaplar,sorular ve cevaplar derken epey kaybedenler,finale kalmalar, kabiliyetsizler ortaya çıktı.

            Ancak hiç de küçümsenmeyecek nice kahramanları netice verdirdi.

            İşte o kahramanlar bu soru ve sorunlarla ortaya çıktı.

            Zorlu dönemler zorlu insanlar yetiştirirmiş.

            Öyle de oldu.

            Nebiler-Sıddıklar-Şehidler-Salihler bu kutlu yolun mutlu yolcuları oldular.

****************  

            Testte şıklar işaretlenirken,kimisi madem verilmiş,o halde hepsini veya herhangi birisini işaretlerim derken,kimi de rast gele işaretlemede,işi ciddiye almamaktaydı.

            Bütün soruların en az dokuz doğru cevabı,bir de yanlışı vardı.

            İşin güzel tarafı,her doğru bir yanlışı götürüyordu.

            Bazen bir doğru on sayılıyor,bazen de otuz bine kadar çıkıyor,bir ömre bedel kabul ediliyordu.

            Yanlışlar bir yanlış olarak kalıyordu.

            Şaşılacak bir şey varsa,oda bunca doğrular içerisinde yanlışı yapmaktı.

            -Ancak şeytan durmuyor.Âdemin önüne Allaha giden yolda hile taşlarını döşemeye devam ediyordu.

            O da hırsla…

            O maniler doğru cevablarla birer birer kaldırılmalı,O’na giden yollar açılmalıydı.

            Bütün yollar O’na çıkıyordu.

            O’na giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncaydı.

            Allah kendisine gelen tüm yolları açık bırakmıştı.

            24 saat açıktı.

            -Sadece –Hammaletel Hatab- misali,Ebu Leheb-in karısı Ümmü Cemile-lerin yollara,kanatması için döktüğü dikenler incitiyor,kanatıyordu.

            Kimilerinin kan kaybından,kaybetmesine sebeb oluyordu.

*************

            Şeytan insanın içindeki kendisine benzeyen aşk ateşini sürekli körükledi.

            Temiz olan aşkı kirletti.

            İlahi aşktan,düşüre düşüre hayvani aşka indirdi.

            Gönülleri incitti.

            İnsanların arasına aşkla tefrika tohumları ekti.

            Mevla ile araya Leyla-yı koydu.

            Leyla engel değil,gölgeydi.

            Mevlaya gölge düşürdü.

            Bir ömür boyu Mevlasız Leylalarla insanları avuttu.

            -İnsan aşkla yandı,aşkla yaktı.

            Aşk bir ağaç oldu,dal budak saldı.

            Aşkın adı bazen para,araba,ev,eşya oldu.

            Aşığın yöneldiği şey,onun maşuku oldu.

            Başkalarının gözünde kara kuru bir kız olan Leyla,mecnunun gözünde bir güneşti.

            Aşkın ateşi yükseldikçe,güneş ışığını maşukundan alır oldu.

            Aşk galib geldiğinden kimse mecnunun adının Kays ibni Mülevvah olduğunu, Leyla-nın ise,gecede gelen,geceye aid olan Leyli midir yoksa Leylâ binti Mehdî b. Sa’di’l-Âmirî’midir?

            Kimse onu düşünmedi bile.

            -Anlatıldığı üzere,hayatının sonunda Leyla-yı bulan Mecnun;

            Buldum Mevlayı/Neyleyim Leylayı,der.

            Mevlayı bulmaya yarayan Leylalar kıymetlidir.

            O Leylalar o aşka değer.

            -Maşukunu bulamayanlar onun gölgeleri ve hatıralarıyla avunmaya çalışırlar.

-Bu aşkta Habil-le Kabilin farkı şuydu;

            Habil geldiği yerin aşkıyla yanarken,Kabil buranın ateşiyle yanıyordu.

*****************

            Dünyanın hali ne kadar garipmiş ki;Babanın gördüğü cenneti,oğul Kabil görmeyip veya görmezden gelerek inkâr edip kabul etmiyordu.

            Demek maşuk insanın gözünü kör edip,aklını perdeliyormuş.

            Çok rahatlıkla;-Kim gelmiş ki oradan,diyor,babasının anlattığı hatıraları unutabiliyordu.

            -Âdem ve Havva için gerçekten zor ve güçtü.

            Taşınması dağları yüklenmekten daha zordu.

            Bütün insanlığın acısını,ateşini aklında ve gönlünde taşımak,bu omuzlara ağır gelirdi.        

            Ancak unutma,evlatlıktan düşmeler yükünü biraz hafifletiyordu.

            Nuh da Allaha yalvarmış,oğlu Kenanı Rabbinden istemişti.

            Allah cevaben,küfür sebebiyle onun kendi evladı olmadığını,evlatlıktan düştüğünü ve çıkarıldığını bildirmişti.

            -Sevinçler ona nefes aldırıyordu.

            Bütün bu insana isabet eden musibetler,hep imtihan içindi.

            Ayırmak,ayrıştırmak içindi.

MEHMET ÖZÇELİK

25-03-2015

 

           

No ResponsesMart 30th, 2015

Yoruma kapalı .