NASIL BİR İRAN ?

NASIL BİR İRAN ?

Bir İran düşünün ki tüm camilerinde Hz.Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Âişeye lanet ediliyor ve her türlü olumsuz ifadelerde bulunuluyor.

Bir iran düşünün ki; Mut’a nikahı gibi, imamların masum olduğu inancı gibi farklılıkların olduğu ve siyasetin öne çıktığı bir devlet…

*Şah İsmail‟in hâkimiyeti ele geçirdikten sonra istila ettiği şehirlerde Sünni ulema ve halka yaptığı zulüm tarih kitaplarında mühim bir yer işgal eder. O hutbeleri On iki İmam adına okutup onlar adına para kestirmiş; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Muaviye‟ye lanet edilmesini, aksine hareket edenlerin katlini emretmiştir. Onun ezana ilave ettirdiği “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah” ve “Hayye ala hayri’l-amel” sözü bugün de devam etmektedir.[1]

Şah İsmail‟in Anadolu Kızılbaşları vasıtasıyla İran‟a getirdiği ve zor kullanarak yerleştirdiği [2] Kızılbaş İsnaaşeriyyeciliği ile gerçek (kitabi) İsnaaşeriyye doktrini arasında fark vardır. [3] Şah İsmail‟in düşmanlarına karşı gaddarlıklarının Moğollardan geri kalmadığını ifade eden Aubin, onun mehdilik iddialarının da daha sonra Divan‟ından çıkarıldığını, aynı şekilde Şah Tahmasb‟a Kızılbaşların tanrı gibi taptıklarının görgü şahitleri vasıtasıyla bilindiğini söylemektedir. [4]

*Kızılbaşlara karşı harp açılmasının cihaddan da “ehemm ve akdem” olduğuna dair fetva alındı. [5] Zamanın müftüsü Hamza Efendi ve bazı ulemanın imzasıyla neşr olunan fetva özetle şu hususları ihtiva eder:

a- Kızılbaşların Şeriat ve Hz.Muhammed‟in sünnetine hakaret etmeleri;

b- Dini ve Allah‟ın kitabını tahrif etmeleri;

c- İbahiyyecilikleri;

d- Kur‟an ve diğer dini eserlere karşı hürmetsizlikleri;

e- Ulemayı hor görmeleri;

f- CamiIeri tahrip etmeleri;

g- Şah İsmaile tapmaları;

h- Büyük sahabelerden teberri etmeleri. Bu sebeplerden dolayı onlar mülhid ve kafir ilan edilmiş ve tövbelerine bakılmaksızın onlarla cihad zaruri ve İslami kaidelere uygunluk kabul edilmiştir. [6]

Sair ulema da fetvaları, risaleleri ve va‟z u nasihatları ile kamu-oyunu hazırlamaya gayret ettiler. Kemalpaşazade‟nin “Feteva-i Kemalpaşazade der Hakk-ı Kızılbaş”, “Risale fî tekfiri’r-Revafız” ve “Risale li’1-Mevla[7] adlı risaleleri bunlar arasında zikredilebilir. Daha sonra çıkarılan bir fermanla tehlikeli görülen, Anadolu Kızılbaşları öldürüldü. Sümer, bazı kaynaklarda geçen 40.000 Kızılbaşın katledildiği kaydının mübalağa olduğunu, daha sonraki vesikalardan bunların ancak faal olanlarının öldürüldüğünün, hapsedildiğinin veya sürgüne gönderildiğinin anlaşıldığını ifade eder. [8]

Bu dâhili faaliyetlerden sonra Yavuz Sultan Selim İran‟a düzenlediği seferde, Çaldıran‟da Şah İsmail‟in ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı (920/1514-). [9] Asıl gayesi Safevilere kuvvetli bir darbe vurmaktan öte onları yok etmek olan Yavuz, devlet adamları ve yeniçeri ocağının beklenilmeyen muhalefeti ve sair sebeplerle [10] Çaldıran zaferiyle yetinmek zorunda kaldı. Birçok müellifin belirttiği bir diğer hususta; Şah İsmail‟den itibaren Safevilerin Osmanlılara karşı Hıristiyan dünyası ile ittifak kurma teşebbüsleri olmuştur. Başlangıçta mesafe uzaklığından dolayı bu ittifak sağlanamadı ise de, I. Abbas‟tan itibaren Hıristiyan dünyası ile özellikle de İngilizlerle temasa geçildiği bilinmektedir. [11]

Mağlubiyetten sonra Şah İsmail artık sefere çıkmaktan ve devlet işleriyle uğraşmaktan imtina ederek kendini içkiye verdi ve 930/1524‟de öldü. Bundan sonra yapılan Osmanlı-İran savaşlarında İran ordusu meydan muharebesi yerine sınır bölgelerini tahrip etmekte ve daha iç bölgelere kaçmakta; Osmanlı ordusu geri çekildiğinde ise yeniden sınır boylarını işgal etmekteydi. Bu usul bilhassa Şah I. Tahmasb ve I. Abbas zamanlarında bariz bir şekilde görülür.

1578‟de Lala Mustafa Paşa İran seferi ile görevlendirilmiş, on iki sene gibi uzun süren mücadelelerden sonra 998/1590‟da İstanbul Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşma maddelerinden ilki: “Hz. Peygamber’in ashabı ve halifeleri hakkında sebb-ü şetmin men’i; Şah Tahmasb zamanında olduğu gibi teberrailiğin lağvedilip hiç kimseye ve hususiyle İran Sünnilerine nefret telkin olunmaması”dır. [12]

Bu günde batı sürekli iran üzerinden İslam ülkelerine saldırmakta ve de iranı İslam ülkelerine saldırtmaktadır.

İran da maalesef batı ile ortaklık kurarak, İslam ülkesine ve özellikle Türkiye-ye çelme takmakta ve vurmaktadır.

Bu gün iran bu amaçla pkk-yı bile desteklemektedir.

.. Osmanlı Devleti İran‟la mücadelesinde ulemanın fetvasıyla hareket etmiştir. İki devlet arasındaki münasebetlerde dini motif ve mezhep unsuru hâkim rol oynamış, bilhassa teberra (sahabeyi ta’n ve tekfir) hemen her antlaşmanın maddeleri arasında yer almıştır.[13]

-İranda 35 milyon civarında Türkler yaşamaktadır.Türkiye-den sonra en çok Türkün bulunduğu yer irandır.

*”Saniyen: Yemen imamı olan Zeydîler Seyyidi hakkındaki sualiniz, hakikaten ehemmiyetli ve yümünlüdür. Fakat meymenetsiz bir zamana rastgeldi. Hem zihnim kapalı, hem hal müsait değil, hem ve hem… Yalnız bu kadar var ki, meşhur İmam-ı Zeyd sâdât-ı azîmeden ve eimme-i Âl i Beyttendir. Ve müfrit ?îaları reddeden ve deyip Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’den teberrîyi kabul etmeyen ve o iki halife-i zîşânı hürmet edip kabul eden bir zattır. Onun etbâları, Şîaların en mutedili ve en Sünnîsidir. Bunlar hem ehl-i insaf ve hem çabuk hakkı kabul eder bir taifedir. İnşaallah, Vehhâbîlerin tahribatını tamire sebep oldukları gibi, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten Zeydîlerin inhirafları dahi istikamet kesb edip, Ehl-i Sünnete iltihak edip imtizaç edecekler. Bu âhirzaman çok çalkalanıyor; bu fitne-i âhirzaman acip şeyler doğuracağını ihsas ediyor. “[14]

****************

 İslâmın ilk döneminde fitnenin ilk olarak kapısı İran tarafından açıldı.

İran ajanı olan Ebû Lü’lü Firuz tarafından islamın adaletli halifesi Hz.Ömerin bunun tarafından şehid edilmesiyle,o zamandan beridir fitne durmadı.

Hz Ömer bir gün esnaf teftişinde iken, Firuz’a, “ Duydum ki, senin değirmen yapmanda üzerine yokmuş” deyince, “ Şayet sağ kalırsam,sana öğle bir değirmen yapacağım ki, doğda ve batıda herkeks ondan bahsedecek” demişti. Hz Ömer ‘de, “ Vallahi bu beni tehdit etti” buyurmuştu.

Fitnenin devamı geldi.O dönemi özetle;

*Sıffinde Hz.Ali tarafında yüz bin, Muaviye tarafında yüz yirmi bin kişinin bulunduğu söylenir.

Mes’ûdi’ye göre Hz. Ali’nin ordusu doksan bin, Muâviye’nin ordusu seksen beş bin kişiden meydana gelmişti.

Sıffin üç ay sürdü.

Halebe yakın sıffin denilen yerde, fırata yakın, Rakkada oldu.

Hariciler Nehrevan/Irak merkezlidir.

Başta hakemliği kabul etmişlerken, sonradan reddetmişlerdir.

-Muaviye Yezidi halife yaptı.

-Muaviye güç ve ordu sahibi olup, cemel savaşında yoktu.

-Kufeliler Hz.Aliye tam destek vermediler.

Muaviye ise Şam-da halifeliğini ilan edip, Hz.Ali-ye biat etmemiştir.

Şam islam ordularının ilk günden beri en güçlü yeridir.

Muaviye arabın dört dâhisinden biridir.

(Ziyâd b. Ebîh, Muâviye b. Ebû Süfyân, Amr b. Âs ve Mugīre b. Şu‘`be)

Hz.Âişe gibi Muaviyede Hz.Osmanın katilinin bulunmasını bahane etmiştir.

Muaviye ile Hz.Osman amca çocuğudur. Israrla onun katillerinin bulunmasını istemektedir. Hurucuna bunu bahane etmektedir.

Biat etmemesine de bunu sebeb gösterir.

Hz.Hamzayı şehid eden ve Vahşi tarafından öldürülerek onun ciğerini yiyen Hindin kocası Ebu Süfyan ve onun oğlu da Muaviye ve onun oğlu Yezid-dir.

Ümeyye oğullarındandır.

Fitnenin dehşeti ve kaderin hükmü ile sıffinde 70 bin, Cemelde ise on bin sahabenin şehid olduğu ifade edilmektedir.

 MEHMET ÖZÇELİK

30-11-2015

[1] Yazıcı, Tahsin, İA, “Safeviler” md.; Fığlalı, E.R., İmamiyye Şiası, İstanbul, 1984, s. 186-187.

[2] Aubin, Jean, “La politique religieuse des Safavides”, Le Shi’isme İmamite, Paris, 1970.

[3] Gölpınarlı, A., Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, 2. baskı, İstanbul 1987, s. 182-183. Aynı fikri Ali Şeriati de iddia etmekte, “Ali Şiası”, “Safevi Şiası” ayrımını yapmakta, meseleye daha idealist açıdan yaklaşarak Safeviler döneminde (Safevi Hanedanı Dönemi (906-1149/1501-1736))yapılan çalışmaların koyu bir mezhep taassubunu ihtiva ettiğini söylemektedir (bk. Ali Şeriati, Ali Şiası Safevi Şiası, ter. F. Artinli, İstanbul, 1990, s. 95, 111, 113). Yine aynı eserde müellif, Osmanlı hükümetinin İslami bir hükümet olmadığını iddia ederken (s. 47), diğer taraftan Osmanlıların da “Safevi Şiiliği”ne karşı “Türk Sünniliği”ni oluşturduğunu belirtmektedir (s. 111).

[4] Aubin, “La politique religieuse des Safavides”.

[5] Altundağ, Şerafettin, İA, “I. Selim” md.

[6] Asrar, Kanuni Devrinde Osmanlıların Dini Siyaseti ve İslam Âlemi, s. 48. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, Nu: E 6401 ve E 12071‟den naklen; Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, s. 19-20.

[7] Asrar, Kanuni Devrinde Osmanlıların Dini Siyaseti ve İslam Âlemi, s. 49; Saray, a.g.e., s. 20. Şii Safevi devletiyle cihadın farz olduğuna dair, Atatürk Univ. İlahiyat Fak. Kütüphanesinde de Ebû Suûd Efendi‟ye nisbet edilen “Risale-i Ebû Suûd” adlı yazma bir nüsha vardır. 29 varak, kırma nesih hatlı ve cildi bu risale: Mukaddimeden sonra dört bölüme ayrılmıştır, I. bölüm, Sahabe hakkında varid olan ayet ve hadisleri; II. bölüm Şianın dalâleti ve bazı şen‟i fiillerinin zikri; III. bölüm, Şia‟nın inançlarını kat‟i delillerle çürütme ve tekfirlerini beyan; IV. bölüm ise, tekfirden sonra terettüp eden meselelerin açıklanmasını (4a) ihtiva eder.

[8] Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s. 36; aynı fikri M. Akdağ da kabul eder. Bk., Türkiye’nin İktisadi Ve İçtimai Tarihi, c. II, s. 154.

[9] Celâlzade eserinde Çaldıran seferi için bir bölüm ayırmıştır, bk. Selimname, s. 354-389.

[10] Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s. 37, 41 d, not 72. Yeniçeri ocağının Yavuz‟a muhalefeti seferin uzun sürmesi, sefer güzergâhının İslam toprağı olması hasebiyle yağma ve talana izin verilmemesi gibi sebeplere dayanır; itikadi sebepler söz konusu değildir.

[11] Miquel, İslam ve Medeniyeti, s. 361; A. Hasaneyn, İran fî Zılli’l-İslam, s. 79-80; Asrar, Kanuni Devrinde Osmanlıların Dini Siyaseti ve İslam Âlemi, s. 114; Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, s. 22-23, 36-37, 51-52.

[12] Kütükoğlu, Osmanlı-İran Münasebetleri 1578-1590, s. 195-196.

[13] Bak. DİNİ VE SİYASİ BAKIMDAN OSMANLI-İRAN MÜNASEBETLERİ -M. Saffet SARIKAYA

[14] Barla Lâhikası | Yirmi Sekizinci Mektubun Sekizinci Meselesinin Üçüncü Nüktesi | 181

 

 

No ResponsesAralık 1st, 2015

Yoruma kapalı .