ORDUYA KUMPAS MI ?

ORDUYA KUMPAS MI ?
Ergenekon çerçevesinde ordu içinde bir kesimin üzerine şiddetle gidildi. Yaptıkları dehşet uygulamaların belge-bilgi-ses-görüntüleri ortalara döküldü.
Bu doğrumuydu?
Beşer zulmeder kader adalet eder, orduya zulüm bile edilmiş olsa,kaderin orada bir adaleti vardır.
Ordunun hiç mi kusuru yoktu?
Bir asırdır yaptığı,asırlardır yaptığıyla taban tabana zıt şeylerdi. Adeta geçmişini inkâr içerisine girdi.
Bir asırlık geçmişi darbelerle anıldı, iyi hatırlanmadı.
Darbelerin hamiliğini yaptı.
*Ordu masum mu?
Bazı komutanların dediği gibi; ordu bu milletin değerlerini, inancını yıkmak için büyük bir gayret göstermedi mi?
Lafa gerek yok. Görünen köy, kılavuz istememektedir.
Ordu bin yıllık birikimini bir asra yakın sürede bitirmiş oldu.
Bundan sonra yapacağı, bunun keffaretini telafi ile gidermektir.
Asliyetine dönmektir.
Milletine içi doldurulmayan bir rejim ile savaş açan değil, onu koruyan bir kimliğe bürünmelidir.
*Derin Tarih’in Kasım ayı sayısında sansürsüz olarak yayınlanan mektuptan bir bölüm şöyle:
‘..Burada hayat hiç de öyle sâkin geçmiyor; gece gündüz başımızın üstünde durmadan şarapneller ve muhtelif topların daha başka mermileri patlıyor; bir taraftan mermiler vızıldarken, diğer taraftan bombaların gürültüsü topların gürültüsüne karışıyor… Hakikaten bir cehennem hayatı yaşıyoruz!
Neyse ki askerlerim hem cesurlar, hem de düşmandan çok daha mütehammiller! Zâten kalblerindeki inanç da, ekseriyâ ölmeyi gerektiren emirlerimin îfâsını fazlasıyle kolaylaştırıyor. Çünki onlara göre ancak iki semâvî netîce olabilir: Ya gazî, yani muzaffer, ya da şehîd olmak!
Bu sonuncusunun ne mânâya geldiğini bilir misiniz? Dosdoğru Cennete gitmek! Ki orada, hûrîler, yâni Allâh’ın yarattığı bu en güzel kadınlar, onları ağırlayacak ve ebediyen onların emrine âmâde olacaklar! İşte size en yüce saâdet!
Görüyorsunuz ya, Hanımefendi, benim adamlarım şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar!
Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakîkî ihtirâslarının farkındaymış!
Ben şahsen, bu mü’minlerle aynı hasletlere sâhib olmak gibi bir kabiliyetten maatteessüf mahrûm bulunuyorum; bununla berâber onların inançlarını tasdîk etmekten de hiç hâlî kalmıyorum…’
-*Peyami Safa’da bu manada 1965 yılında sansürleyerek yayınladığı mektupta Mustafa Kemal, askerlerinin şehitliğe olan inancını överken, “Benim adamlarım şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar! Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakîkî ihtirâslarının farkındaymış! Ben şahsen, bu mü’minlerle aynı hasletlere sâhib olmak gibi bir kabiliyetten maatteessüf mahrûm bulunuyorum…” satırları dikkat çekiyor.
*Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından Ali Kılıç anlatıyor: “Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman Atatürk’ün önüne sırmalı elbiseler giyinmis bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak, ‘Dua etmeden girilmez!’ dedi. Atatürk, ‘Bu yurt Mehmetciğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil’ dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi. “

*Ordu bu gün gerçek görevinin başına geçmiş durumda.
Musibetler ona görevini hatırlattı, görevinin başına geçmesini sağladı.
* Bediüzzamanın ifadesiyle;(Kahraman Ordu) “Kılıncını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur. Kur’ân’a hizmetkâr eder. Ağlayan âlem-i İslâmı güldürür.”
Bu gün ordumuza ağlayan islam alemini güldürme görevi verilmiş ve de bunu yüklenmiştir. Bu konuda aktif rol oynamalıdır.
*Ordumuzun rus uçağını düşürmesi hukuki olmanın ötesinde millet olarak bizleri kendimize getirdi, kaybedip tozlandırdığımız kimlik ve kişiliğimizi kazanmamıza sebeb oldu.
Buna toparlanmamız, islam ülkelerinin bir araya gelmesi için bir ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı.
*Bir anda yüz sene öncesine gittim.
Dedem de 1914 cihan savaşında savaşmış, rusyaya esir düşmüş, çiftlik sahibi dul bir kadına satılmış, onun çiftliğinde esirlerle beraber çalışmış. 1917 ihtilalinden sonra çiftlik sahibi kadın bu esirleri çağırarak, ihtilal olduğunu artık serbest olup gidebileceklerini söylemesi üzerine gece dağlarda yürüyerek , gündüzleri mağaralarda saklanarak Türkmenistana gelmiştir. Orada bir yıl kaldıktan sonra 14 yıl geçmiş olduğu halde bir gece vakti Adıyamana gelir.
Rusya bilsin ki biz rusyayı biliriz. Dün zorluklar içerisindeki dedem esir olarak gitmişti, Bugün ise torunu olarak ben ve benim gibiler giderse farklı gider.
Gerekirse ayının inine de girmesini biliriz.
MEHMET ÖZÇELİK
10-12-2015

No ResponsesAralık 10th, 2015

Yoruma kapalı .