MASONLUĞUN GÜCÜ

MASONLUĞUN GÜCÜ

İttihat ve Terakkinin kurulmasıyla beraber Osmanlının yıkılmasıyla başlayan süreçten itibaren;Cumhuriyetin kurulmasından tut, taa paralel yapının oluşumuna kadar masonların büyük rolünü görebiliriz.

Hastalık bilinmezse tedavisi de zor olur.

Masonluk gizli ve hain bir teşkilattır.

Sağı sola, solu sağa vurdurur.

Çok yüzlüdür, münafıkane hareket eder.

-Yüz sene önce Osmanlıyı yıkmak üzere Abdulhamid Hana bütün güçleriyle saldıranlar, bu gün Osmanlının büyümemesi ve de kalıntılarını tarihten silmek üzere içten ve dıştan kirli bir ittifakla saldırılmaktadır.

Bunda da içten masonların rolleri büyüktür ve de devam etmektedir.

 

*Atatürkün masonluğu kesin olmakla beraber, Atatürkün masonluğu kapatması tam bir göstermeliktir.[1]

Nazarları başka tarafa çevirmek içindir.

 

***********************

Bir Mason’un itirafı…

Louis Massignon:

“Müslümanların her şeyini bozduk, yok ettik. Dinleri inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu. Onların milli ve manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik.

İslamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi suç ve gericilik [irtica] olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyor. 14 Asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik! Onları derin boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolay oldu! Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışı imkanı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları hristiyan yapınız.[2]

*Yunanistanla yapılan savaşta 9163 kişi şehit olmuştur.

Rejimin kurulmasında ise beş yüz bin kişi yok edilmiştir.

Kırşehirli mebus Rıza Bey, Kırıkkaleli Halid Paşa, Adıyaman/Kahtalı Bedir Ağa gücü test edilerek, bir günde bin beş yüz silahlı, atlı askeri hazırlarken, bir günden fazla bir zaman için ise istediği kadar kişiyi hazırlayabileceğini söylemeleri üzerine Rıza Bey ile Halid Paşa Ankara-ya çağrılarak yok edilmiştir.

Atatürk Bursa nutkunda, kansız kurulan rejimlerin uzun ömürlü olamayacağını söyler ve Edirne-den Karsa kadar kurulan dar ağaçları ve istiklal mahkemeleri ile Trabzon mebusu Şükrü Bey gibi muhalefet edenler devre dışı bırakılırlar.

**********************

Türkiyede masonlar hala aktif pozisyondadır.

Bunu Bediüzzaman tesbit ve teşhit etmiş, Büyük Doğu dergisi ve Necip Fazıl deşifre etmiştir.

“[Bera-yı malûmat size gönderildi.]

Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden.

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:

“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”

Lozan’da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet’in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir.”

Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: “Din öldürülecektir.”

Lozan Konferansının ikinci sayfası: “….. Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.”

Nihaî Vesika

Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, “Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:

“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.”

Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası

Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”

Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.

Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.”[3]

********************

Paralel yapı bunlara alet oldu.

Aslında alet oldu demek, onları biraz hafif göstermek gibide anlaşılabilir.

Alet olmanın ötesinde ortak olundu. Tehlikeleri görülmedi, gösterilmedi.

Masonlarla ortak oldular demek daha doğru bir tesbit olmuş olur.

-Paralel yapı sol göstermiş, sağ vurmuştur.

Gizli dinsiz komite ve derin devleti temsil eden masonlar, bu uğurda her aleti menfaatleri icabı kullanmışlardır.

Gerektiğinde de tükürüp atmak üzere…

*1970 yıllarında Türkiye-yi kuzeyden rusya, güneyden iran kuşatmıştı.

Bu gün aynı kuşatma Almanya-nın da ortaklığı, İngiltere-nin planı, Avrupa ve Abd-nin desteği ve menfaatı, Ermenistan-ın piyonluğu, içteki ermeni asıllıların ve solcuların desteği ile aynen devam etmektedir.

Paralel yapıda bunların kulağı ve manevi destekçisi idi.

Türkiye son oyunla iç ve dış destekçileriyle, bütün hızıyla kuşatılmaya çalışılmaktadır.

Tam bir kirli, lekeli, çirkin, pis bir ortaklık sürdürülmektedir.

********************

Risale-i Nur Külliyatını Yaktıran Mason.

Masonlar, Bediüzzaman’ı, yürüttüğü mücadeleden geri çevirmek için gösterdikleri çabanın yanı sıra, Risale-i Nurlar’ın basılması ve okunmasını da engellemeye çalışmışlardır. İstanbul Valiliği yaptığı dönemde, Risale-i Nurlar’ı toplatıp yaktıran mason istanbul Valisi Refik Tulga, bunun en iyi örneklerinden biridir.

Refik Tulga Risale-i Nurlar’a yaptığı uygulamaları Said Nursi Hakkında Aydınlar Konuşuyor adlı eserde kendisi ile yapılan röportajda şöyle anlatıyor:

”-Risale-i Nurlar’ı okudunuz mu?

Tulga: – Hayır, ben vali iken bu kitapları toplatır yakar imha ederdik.

-Peki bu toplatıp yaktığınız kitaplara istanbul Valisi olarak merak saikasıyla olsun “Ne diyor bu Said Nursi?” diye bir defacık bakmadınız mı?

Tulga: -Hayır hiç okumadım.”

Bediüzzaman masonların islam dinine olan düşmanlığını ve kendisine karşı yürüttükleri planları eserlerinin birçok yerinde vurgulamıştır:

“Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve islamiyet’e en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir.

Çünkü masonluk, komünistlik ve dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğuruyor. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında ittihad-ı islam dayanabilir.” (Beyanat ve Tenvirler)

 

*Denktaş, babasının mason olduğunu, Kadir Mısıroğlu-na Ceviz Kabuğunda söyledi.[4]

*Demirel-in masonluğu çok tartışılsa da masonluğu kesin idi. [5]

 

*Hürriyet gazetesinin kuruluşu ile, israilin kuruluşu aynı dönemde gerçekleşmiştir.

MEHMET ÖZÇELİK

31-12-2015

[1] http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/13/m-kemal-ataturk-mason-mu-ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

https://www.google.com.tr/?gfe_rd=cr&ei=CdluVtzwNc_j8wejq7KoAg#q=atat%C3%BCrk+masondu

[2] Louis Massignon, Su Dergisi, yıl 1, sayı:3,mayıs-haziran 2005.

http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/14/bir-masonun-itirafi/

[3] http://www.risaleinur.com.tr/kulliyat/1820.html

[4] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/derin-masonluk/

[5] https://www.google.com.tr/?gfe_rd=cr&ei=CdluVtzwNc_j8wejq7KoAg#q=Demirel-in+masonlu%C4%9Fu+

No ResponsesOcak 2nd, 2016

Yoruma kapalı .