MEVCUDATIN LİSANI

MEVCUDATIN LİSANI

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” [1]

Allah-ın dışında var olan tüm mahlukat, varlıklar ve mevcudat kendi lisanları ve dilleriyle Allahı, Rablerini tesbih edip, takdis etmektedirler.

Hiçbir varlık yoktur ki, Allahı teşbih etmiş olmasın…

Bu da ancak iman kulağıyla duyulur ve anlaşılır.

“Kulaktaki zar, nur-u İmân ile ışıklandığı zaman, kainattan gelen manevi nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hatta o nur-u İmân sayesinde rüzgarların terennümatını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbani kelamları ve ulvi tesbihatı işitir. Sanki kainat, İlahi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nurani alemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. [2]

Küfür ise bu sesi işitmeye manidir.[3]

Kur’an-ı Kerimde anlatılan karıncaların beyinin konuşması ,[4] Süleyman Peygamberin hayvanların dilini bilmesi ve Hüdhüd kuşuyla konuşması, [5] Allahın yer ve göğe emrederek emrine gelmelerini emrederek, onlarında itaatle emre uymaları,[6] Hadislerde geçen devenin konuşması, taşların avucunda tesbih etmeleri , ağacın davetine icabet etmesi, kurdun konuşması gibi hadiseler göstermektedir ki;

Kâinatta bulunan atomdan oluşan her şey yani taş ve toprak, bitki ve hayvan kendi dilleriyle konuşmaktadırlar.

Allah kâinatın birbirleriyle olan konuşmasını kendi lisanıyla, lisanının tecelli ve tezahürü olan Kur’an-ı Keriminde anlatmaktadır.

*“Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra’dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz. Terennümât-ı hava, naarât-ı ra’diye, nağamât-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecâtı, kuşların seceâtı birer tesbih-i rahmet, hakikate bir mecaz.

Eşyada olan asvat birer savt-ı vücuttur; ben de varım derler. O kâinat-ı sâkit birden söze başlıyor: “Bizi câmid zannetme, ey insan-ı boşboğaz!”

Tuyurları söylettirir ya bir lezzet-i nimet, ya bir nüzul-ü rahmet. Ayrı ayrı seslerle, küçük âğazlarıyla rahmeti alkışlarlar. Nimet üstünde iner, şükür ile eder pervaz.

Remzen onlar derler: “Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz.”[7]

*” Eğer o yüksek hakîkatleri yakından temâşâ etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. “Ne diyor­sunuz?” de! Elbette “Yâ Celîl, Yâ Celîl, Yâ Azîz, Yâ Cebbâr!” dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde mer­hamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor. “Ne diyorsunuz?” de! Elbette “Yâ Cemîl, Yâ Cemîl, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm! (Hâşiye)” diyecekler. Semâyı dinle. Nasıl “Yâ Celîl-i Zülcemâl!” diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl “Yâ Cemîl-i Zülcelâl!” diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl “Yâ Rahmân, Yâ Rezzâk!” diyorlar.”[8]

*Sınırlı işiten,duyan,tadan,düşünen insanların önündeki tüm perdelerin kaldırıldığını düşündüğümüzde, muhteşem bir ortam olacaktır. Sonsuz boyut ve imkânları içerisinde bir hareket alanı oluşturacaktır.

-Sesin şiddeti doğrudan kulak zarına ulaşan mekanik basınçla ilişkilidir ve desibel (dB) olarak ölçülür. Kulağımız 0-140 dB arası sesleri algılar. 140 dB kulakta ağrı, kulak zarında yırtılma gibi etkiler yapar. İnsan kulağı 20-20 bin Hz arasındaki sesleri duyar.

-Cennet bütün güzellikleriyle fâş olacak, tezahür edecektir.

Yani kulak rahatsız olmadan tüm desibel sesleri işitecek ve lezzet alacaktır.

*”Güya âleme teşrif ettiğinden, herbir nevi, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi, Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtârını intak edip herbir tel başka lisanla mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minâda ilelebed tanîn-endaz etmiştir. Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik; ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân; ve cevv-i feza, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân; ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüp ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatin fecr-i sadıkını göstererek müjdeci; ve zaman-ı hal, yani asr-ı saâdet, lisan-ı haliyle tabiat-ı Araptaki inkılâb-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def’aten tevellüdünü şahit göstererek nübüvvetini ispat; ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür; nev-i beşer kendi muhakkikleri ile, bahusus hatîb-i beliği ki, şems gibi kendi kendine burhan olan Muhammed’in (a.s.m.) lisan-ı fasihânesiyle haktan geldiğini ilân; ve Zât-ı Zülcelâl kendi Kur’ân’ının lisan-ı beliğanesiyle ol Nebiyy-i Ümmînin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve okuyorlar.”[9]

*”İKİNCİ BURHAN: Kâinat kitabıdır. Evet, şu kitabın bütün hurufu ve bütün noktaları, efrâden ve terekküben Zât-ı Zülcelâlin vücud ve vahdetini, elsine-i mahsusaları kıraatla – “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin.” [10] ‘yi tilâvet ediyorlar. Cemî zerrat-ı kâinat, birer birer, zât ve sıfât ve saire vücuh ile hadsiz imkânat mabeyninde mütereddit iken, birden bire bir ciheti takip, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsus bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşâ hikemi intaç ettiğinden, Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar.” [11]

*”Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semâviyesiyle risaletini tebrik ediyor.” [12]

*”Yedi kat semâvât ve arz ve onlarda olan herşey elsine-i mahsusalarıyla Onu takdis ve tesbih ediyorlar.” [13]

*”Bununla beraber, her cebelin bir şahs-ı mânevîsi bulunduğunu ve ona münasip birer tesbih ve birer ibadeti olduğunu, eski Sözlerde beyan etmişiz. Demek her dağ, insanların lisanıyla aksisada sırrıyla tesbihat yaptıkları gibi, kendi elsine-i mahsusalarıyla dahi Hâlık-ı Zülcelâle tesbihatları vardır.”[14]

*Risale-i Nurda kâinat lisanları nazara verilirken, şu dillerle konuştuklarına işaret edilir.

*Yaklaşık 358 kere tekrarlarla beraber zikredilmektedir. Dilleri ise;

Asr-ı Saadet lisân-ı hâliyle , kendi lisan-ı mahsusuyla, mevcudatın lisan-ı hâl ve kal ile ettiği tesbihat, Lisan-ı gayb, lisan-ı ubudiyet, lisan-ı istidadıyla, lisan-ı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanla, lisan-ı şeriatte, lisân-ı Arabî vacip, lisân-ı tazarru ve ubudiyetle ve duayla ilân et, , lisan-ı nahvî, lisan-ı ehl-i Cennetten sayılan Fârisî lisanıyla, lisan-ı ihtiyaç ile, lisan-ı risaletin irsiyet noktasında, lisan-ı sâdıkı, lisân-ı tasavvufta, lisân-ı zâkir-i tevhid, lisan-ı acz, lisan-ı işaretiyle, lisan-ı ismetiyle, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî, lisan-ı remziyle, lisan-ı nâtıkı, lisan-ı ıztırarî, lisan-ı mahsusuyla, lisan-ı Ahmedîden gelen, lisan-ı Üstad, lisan-ı vâhidle, lisan-ı tarihte, lisan-ı mu’cizatlarıyla, lisan-ı âdât ve ef’âlin telkinatıyla,, lisan-ı tasrihiyle, lisân-ı âdât ve ef’âlin telkinâtıyla, lisân-ı hamasetinden, zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların, lisan-ı Nübüvvete, o şeriat, lisan-ı i’câzıyla, lisan-ı ulvisinden, lisan-ı hikmetle, Kur’ân’ın lisan-ı semâvîsinden, lisan-ı şehadettir ki, Lisan-ı siyasette, lisân-ı belâgatin, lisân-ı resmiyeye

ulvî lisan-ı Nübüvvetten, lisan-ı mu’cizü’l-beyân-ı Nebevî, lisan-ı hikmetle, lisan-ı Türkî ve Arabî, lisan-ı Cennet, lisan-ı mânâ, lisan-ı nâsta…[15]

Bizler bilmediğimiz bir lisanla konuşan hakkında anlayabildiğimiz veya yakıştırabildiğimiz manaları ona yükleriz.

Bunun gibi de; Ya Rahim diyen kedinin teşbihine, mırmırları yakıştırırız.

Tüm ses çıkaran varlıklar kendi dilleriyle konuştuklarından, onların dillerini iman kulağıyla dinlemeyip bilmediğinden, yakıştırma yollarına gider.

-Alemde her şeyin bir dili vardır. O dil ile söyler.

-Her şey Allah der.

Mü’min onu işitir ve seyreder.

MEHMET ÖZÇELİK

[1] 17/İSRÂ-44.

[2] İşaratü’l-İ’caz, Sayfa 71-71.

[3] Enam 25

[4] 27 / Neml  18-19.

[5] Neml suresinin 16-44.

[6] Fussilet suresi 11. Ayet.

[7] Sözler.252. http://www.erisale.com/#home

[8] Sözler .Yirmi Dördüncü Söz -124.

[9] Muhakemat.16.

[10] İsrâ Sûresi, 17:44.

[11] Nur’un İlk Kapısı.156.

[12] Nokta Risalesi.53.

[13] Nur’un İlk Kapısı. 48.

[14] Sözler.20.söz.351.

[15] http://www.erisale.com/#content.tr.11.252

No ResponsesŞubat 9th, 2016

Yoruma kapalı .