İÇ TEHDİT

İÇ TEHDİT

2009 tır meselesinden sonra bir netice alınamayınca, dış tehdit artmaya başladı.

Eğer iç tehditle bir sonuç alınsaydı, dış tehdit bu kadar dehşetli olmazdı.

İç tehdit dış tehditten daha korkunçtur.

Bu memlekette; İran, Suriye ve rusyayla çatışmaya girilmesi halinde, iran, suriye ve rusyayı destekleyecek pek çok bu milletten olmayan; kanı, südü ve suyu bozuk insanlar çıkacaktır.

*****************    

İş gerçekten ciddi…

En önemlisi de içteki ihanet, uyuyan hücrelerin uyandırılması, içten kuşatma, abd-nin paralel b planı ve chp, sol, pkk, rus, iran, paralel kirli ittifakı, bütün bu tehditlerle beraber ışid, suriye, iran, pyd, rusya, abd ile dıştan kuşatma faaliyetleri…

Suriye bahanesiyle 40 yıldır terör örgütü pkk-ya devlet kurdurarak Türkiye için uzun süre tehdit oluşturacak oluşumu sağlamak…

İstikbalimiz tehdit edilmektedir.

Farz olan ittihad-ı islamla bunlara karşı mukabele edilebilir.

1970-lerdeki kominizm ve iran tehlikesi bu milleti yıkamadıktan sonra, hiçbir güç bu milleti çökertemez.

Ancak gene de unutulmamalıdır ki, kurt teşhis edilse de hala gövdeden beslenmektedir.

Toplum bilinçlendi…ekonomi düzeldi.. teknoloji düzeldi.. iletişim araçları yaygınlaştı..

Artık yalancının mumu yatsıya kadar yanmıyor. Anında sönüyor, izi kalsa, basiretsizleri etkilese de…

Kader bu saldırılarla perçinlenmeyi ve ittihad-ı islamı tahrik ve tacil ediyor. Bunun hızla gerçekleşmesi içinde hukuk ve meclis ayağının süratle işlettirilmesi gerekmektedir.

 

**********************    

Gülenin kirli ittifakı adeta iranın kirli ittifakına benziyor.

Zira iran hem rusya, çin, İsrail, abd ve Avrupa ile ortak hareket edip, Müslümanların aleyhinde bulunabiliyor.

 

-Pkk en kısa zamanda zaten piyon olan, kendilerini ve yaptıklarını perdeleyen Hdp-nin vekillerini hatta belediye başkanlarını bile devre dışı bırakacaktır.

Öyle ki, onlarıda ya silahlı mücadelenin içerisinde olma mecburiyetine ya da devre dışı bırakılma tercihine zorlatılacaktır.

 

-Saddamın gitmesi uğruna, iblisle bile iş birliği yaparız.-

Bu cümle Saddamı göndermeye çalışan kürt ve şii arapların sloganıydı.

Oysa bilemediler ki; iblis daha büyük bir fatura çıkarmadan, yardımda bulunmaz. Zalim Saddam-ın gitmesinde rol oynamaz.

Maalesef Türkiye-de de bugün paralel yapının yaptığı tam da budur.

İblisle hatta iblislerle ortaklık yapılmaktadır.

Türkiye-de iblislerin ortaklığı oluşmuş ve de oluşturulmuştur.

 

-Bir dostum Diyarbakır-da bulunan oğlunu ziyarette bir vatandaşla tanışıp konuşur.

Sur-da oturduğunu söyleyen kişi eve gitmediğini söyleyince sebebini sorar;

Evinde 17 tane teröristin bulunduğunu, kızının ve eşinin evde kalarak kendilerini hizmet edip, kendisinin evde bulunmamasını söylerler.

O dostum ise şaşkınlıkla bu kadar tanımadığın insanlara namusunu nasıl emanet ettin, onlar kızın ve eşine saldırırlarsa ne yaparsın? Diye sorunca şaşkınlıkla bunu beklemediğini söyleyen vatandaş, bir yandan da pek umursamaz.

-Diyarbakır kış nedeniyle yollar karlı ve buzludur.

Bir belediye görevlisine neden yolları temizlemediklerini sorduğunda aldığı cevap ise gayet düşündürücüdür;

-Bunlar buna layık değiller ki! Diyarbakırlılar bunu hak etmediler…

Nedenini sorduğunda ise; Onlar pkk-ya yardım etmediler…

-Ve doğu yine de saflığıyla beraber, cahil…

 

*Ahmet Emin Yalman, Naziler’den kaçıp İstanbul’a sığınan Musevi bilim adamlarından Prof. Andreas Schwarz’a, Türkiye’den ayrılmadan önce, Türkiye’de neler gördüğünü sorar. Schwarz şu cevabı verir:
“Türk milleti bünyesinde esaslı ve korkunç bir hastalık var. Türkiye’de iyi niyetli, temiz içli, dürüst aydınları yok etmek, yollarını kesmek, kendilerini bıktırıp kaçırmak için devamlı ve insafsız bir kıyım devam ediyor. Gerçek demokrasinin tabii amacı, en iyileri bulup üste çıkarmak, kendilerine serbestçe çalışmak ve kalkınma yaratmak için yetki ve imkan vermek olduğu halde, Türkiye’de kötü bir seçme ve ayırma sistemi hakimdir. Yeni ve üstün değerler sürekli yok ediliyor, orta ve düşükler, sivrilmenin ve başa yükselmenin yolunu buluyor.”[1]

 

********************    

Dün askeri darbeyle iktidara gelenler, bu gün entrikalar ve ihanetlerle devleti devirmeye çalışıyorlar. Yarında buradan ellerinin boş dönmesiyle silaha baş vuracak, toplumu kırdırmaya çalışacaklardır.

Dün kominizmle rusyayı bu memlekete davet edenler, bu günde rusyadan destek aramakta ve orada büro açmaktadırlar.

Burada meclise düşen iş; bir an evvel bunu organize eden başta milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak, bataklığı kurutma yoluna gidilmelidir.

 

*****************

Solun , iman ve küfür mücadelesinin, Hristiyanlık ve İslamiyet mücadelesinin yeni adı; Işid, pkk gibi mevzii terör örgütleridir.

Yeni dönem, sponsor terör örgütleridir.

Parayı veren, teröristi alır.

-Rejimden herkes şikayetçi.. atatürk ve onun bu millete diktiği elbise dar gelmektedir.

Ancak ne garib ve hazindir ki, mhp, chp, sol, paralel yapı ve bir kısım sağ kesim hala onun muhafazasına çalışmaktadır.

Ölüyü sürekli diri tutmaya çalışmaktadırlar. O perde altında hile ve dolaplarını çevirmektedirler. Bu milleti küçültmek ve küçük tutmak için ,Atatürkçülük şişirilerek büyük tutulmaya ve büyük gösterilmeye çalışılmaktadır.

-Atatürkçülük ve Chp ölüm döşeğinde iken özellikle paralel yapı, batı ve masonlar tarafından diri tutulmaya çalışılmaktadır.

*Türkiye-nin öne çıkarılan insanları, bunlar sanatta, sporda, akademi veya değişik dallarda olsun, seviyeli, yeterli, ölçü alınacak kimseler değillerdir.

Topluma yetersiz olanlar öne çıkarılarak, her şeyleri konuşması ve de sorularak mutlaka cevap vermesi sağlanarak, düşünce ve fikir kirliliği yaşanmaktadır.

***********************    

Tarihe baktığımızda ve özellikle safevilerden itibaren iranın islam dünyası için bir çıban başı olduğu su götürmez bir hakikattır.

Geçmişten günümüze kadarki bir çok eserde bunu görmekteyiz.

İranın batılılarla ve Hristiyan dünyası ile bir problemi olmamış, islam dünyasına problem olmuştur.

“Kanuni Sultan Süleyman devri boyunca Osmanlı Devleti ile Safaviler arasındaki münasebetler 1555’te imzalanan Amasya Barış Anlaşması’na kadar gergin ve düşmanca idi. Şah İsmail’den sonra Safavi tahtına Şah Tahmasb’ın geçmesiyle İranla ilişkiler tekrar sertleşmeye başladı. Safavilerin Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarında hareketleri ve Bağdat’ın sünni valisini katletmeleri Kanuni’nin Irakeyn seferine çıkması için bir sebep teşkil etmiştir. 1534’de başlayan ve 1535 sonuna kadar devam eden bu sefer sonunda istenilen netice elde edilemediyse de Van, Erzurum, Kars, Azerbaycan, Bağdat ve Irak’ın bazı bölgeleri ele geçirilmiştir.

İranlıların doğudaki tecavüzlerine, dini ve siyasi hakimiyetlerine son vermek için 1548’de Kanuni tekrar İran üzerine yürüdüyse de Şah karsısına çıkmadı. Kanuni’nin Halebe çekilmesini fırsat bilen Şah Van, Erciş, Adilcevaz, Erzincan ve Kars bölgelerini yağmaladı.

Safavilerin Adilcevaz, Ahlat ve Erciş kalelerini almaları ve Erzurum’u kuşatmaları sebebiyle Kanuni 1553’te tekrar İran üzerine sefere çıktı. Bu seferin akabinde 1555 yılında Amasya’da bir barış antlaşması yapıldı.

Bu tarihten sonra uzunca bir dönem İran ile ciddi bir çatışma meydana gelmemiştir. Bu antlaşma, Basra, Bağdat, Şehr-i Zor, Van, Bitlis, Erzurum, Kars ve Atabeğler üzerindeki Osmanlı hakimiyetinin Safavilerce tanınması anlamına gelmektedir. Antlaşma yaklaşık II. İsmail’in tahta geçmesine kadar 25 yıl yürürlükte kalmıştır.[2]

 

*İran Şâhı seçilen Nâdir Şâh’ın, Osmanlı Devleti ile musâlaha yapmak için Abdülbâkî Hanı Zengene’yi elçi göndermesi Osmanlı ve İran halkları arasında bir süredir devam edegelen kavga ve ihtilafın, Şah İsmail’in fitnesinin eseri olduğu, Safevî Sülalesi’ne uymaktan vazgeçilerek Sünneti Seniyye’ye tâbi olunduğu; bu ayrılıklara son vermek üzere İran eşrafından ve halktan temsil kabiliyeti yüksek kimselerden oluşan bir hey’etin Mogan Kışlağı’nda toplanarak kendisini Türkmen İli’nin şahı seçtikleri; Karaman Valisi Ali Paşa aracılığıyla Dersaadet’te akdi kararlaştırılan musâlaha için Abdülbâkî Hanı Zengene’nin İstanbul’a sefir tayin edildiği, Mirzâ Ebülkâsım ile Müderris Molla Ali’nin de ona refakatçi tayin edildikleri beyanlarıyla İranlı hacılar için Caferiye Mezhebi’ne Mescidi Harâm’da rükn tahsisi, iki devletin saltanat makamlarında karşılıklı elçi bulundurmaları ve Osmanlı beldelerinde olup kendi rızalarıyla evlenen İranlı esirlerin serbest bırakılmaları hususlarında Nadir Şah’tan Osmanlı şeyhülislamına Farsça mektup…[3]  

*”Müslüman topluluklar arasında hüküm süren kavga ve uyuşmazlıkların, Safevî Şah İsmail’in kişisel ihtiraslarından kaynaklandığı, şahsi ikbâlinin gerçekleşebilmesi yolunda buna tevessül ettiği; bu kavgaya son vermek üzere İran eşrafından ve temsil kabiliyeti yüksek kimselerden oluşan bir heyetin Mogan Kışlağı’nda toplanıp kendisini Türkmen İli’nin şahı seçtikleri; Karaman Valisi Ali Paşa aracılığıyla Dersaadet’te yapılması kararlaştırılan musalaha için Abdülbâkî Hanı Zengene’nin İstanbul’a sefîr; Mirza Ebülkâsım ile Müderris Molla Ali’nin de ona refakatçi tayin edildikleri beyanlarıyla İranlı hacılar için Caferiye Mezhebi’ne Mescidi Harâm’da rükn tahsisi, iki devletin saltanat makamlarında karşılıklı elçi bulundurmaları ve Osmanlı beldelerinde kendi rızalarıyla evlenen İranlı esirlerin serbest bırakılmaları hususlarında Nadir Şah’tan Sultan I.Mahmud’un sadrazamına Farsça mektup…[4]

MEHMET ÖZÇELİK

19-02-2016

 

[1] http://www.gunes.com/yazarlar/omer-ozkaya/agac-ve-balta-152660

[2] 294 NUMARALI HINIS LİVÀSI MUFASSAL TAHRÌR DEFTERİ -( 963/1556 ).sh.12.

[3] 3 NUMARALI NÂME-İ HÜMÂYÛN DEFTERİ. sh.32.

[4] 3 NUMARALI NÂME-İ HÜMÂYÛN DEFTERİ. sh.67.

I.MAHMUD-NADİR ŞAH MEKTUPLAŞMALARI.nda buna benzer mektuplar çoklukla bulunmaktadır.Bak.Devlet arşivleri genel müdürlüğü arşivlerinden,-Arşiv belgelerinden Osmanlı iran ilişkileri.

 

No ResponsesŞubat 19th, 2016

Yoruma kapalı .