DERBEDER EDEN DARBELER

DERBEDER EDEN DARBELER

Bizdeki darbe faaliyetleri osmanlıyı önce yıkmak , sonra da kalıntılarını tamamen ortadan kaldırmak üzere süre gelmiştir.

Birlik ve yükseliş perdesi altında İttihat ve Terakki ile başlayıp, bize aid olmayan bir adla genç Türkler değil de Jön Türkler adıyla yabancı bağlantılı darbelerin temeli atıldı.

Ve Cumhuriyet perdesi altında İngiliz uyruklu bir devlet kurulmasına karar verildi.

Bunu sağlamlaştırmak amacıyla sürekli on yılda bir darbe yapılmaya devam edildi.

Bugünkü saldırılar, on yılı aşmış olmasına rağmen bunun sarsıntıya uğrama sıkıntısı ve saldırısıdır.

-İşte cumhuriyet yolunda döşenen taşlar;

*Rıza Tevfik, “Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kasdıyle değil, tamamiyle aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han’a edilen iftiraları tesbit gayesiyle yazdım.

31 Mart Vak’asını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük Hükümdar, bu isnadla, sadece iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur. 31 Mart’ı tertipleyen İttihadçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben de vardım! 31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı Tarcan ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulağını kabartsın!” [1]

*Nutuk’da Dinleri Birleştirme Hayali. 

“Efendiler, bütün beşeriyetin tecribe, malumat ve tefekkürde teali ve tekemmülü,  Hristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizmden sarfı nazar ederek basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak hale konulmuş alemşümûl saf ve lekesiz bir din teessüsü ve insanların şimdiye kadar kavgalar, levsiyat (pislikler) kaba arzu ve iştihalar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek bütün vücutları ve zekaları zehirleyen ufûnet tohumlarına galebe etmeye karar vermesi gibi şeraitin husulüne müstelzim olan bir “cihanşümûl ittihadı hükümet” tahayyülünün tatlı olduğunu inkar edecek değiliz.”

*“Mustafa Kemal’in Güneş-dil teorisi bir sapıklıktan başka bir şey değildir. Baştan başa Mustafa Kemal’in icadı olup aşırı alkol tüketiminin de bunda büyük yardımı olmuştur. Tamamıyla bunaklık alametidir. (…) Âh Mustafa Kemal! Ne olurdu şu zehiri bu kadar içmese idin; aklın başında kalsa ve yaşasaydın!…” Bu sözler çok yakınlarında bulunan ve Paşa tarafından kendisine milletvekilliği “ihsan edilen” bir Kemaliste ait; Saim Ali Dilemre’ye.[2]

*Fevzi Çakmak hatırasında bu olayı şöyle anlatır;

”Eylül’ün (1918) ilk haftasında Suriye’den çok fena haberler geldi; İngilizler büyük bir taarruza geçmişler ve bir hamlede tekmil Filistin ve Suriye’yi ele geçirmişlerdi. General Liman von Sanders, Alman Kurmayı ve M. Kemal de geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

”Ben bu acı haberi öğrendiğim anda Enver Paşa, bir top güllesi gibi bulunduğum odaya girdi. Beni görünce;
”M. Kemal ordusunu bırakıp kaçmış. Hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim, dedi.
…”Odada daha bazı arkadaşlarda vardı. Hemen cesaretimi topladım;

”Paşam, gelen haberlere göre .M. kemal, Alman Generaliyle birlikte çekilmek zorunda kalmış. Eğer kendisini kurşuna dizdirmeye kararlıysanız, aynı suçu içleyen bütün Alman general ve subaylarını da kurşuna dizdirmeniz gerekir. Adalet bunu icap ettirir, dedim”
Fevzi Çakmak, bu sözlerin Enver Paşa’ya çok tesir ettiğini ve böylece M. Kemal’i kurşuna dizilmekten kendisinin kurtardığını anlatıyor…”[3]

-Fevzi Çakmak, Sakarya Savaşı sırasında İsmet Paşa’nın son derece hatalı davrandığını anlattıktan sonra sözü şuraya getiriyor: ‘‘Sonradan Büyük Millet Meclisi’nde yapılan bir konuşmada bu hatalı davranışlarından dolayı İsmet Paşa’yı Yüce Divan’a vermeye, hatta idama mahkûm ettirmeye kalkıştılar. Hemen müdahale ederek, bu kararı benim de tesvip ettiğimi, aynı cezanın bana da verilmesi gerektiğini söyledim. Böylece onu kötü bir akıbetten kurtarmış oldum…’’ [4]

*Peki 1914’te ne oldu da…

O zaman çok sayıda İngiliz casus Irak’a gelmişler. Meşhur Lawrence’de en etkililerinden. Irak Şeyhül Meşayihi Uceymi Sadun Paşa’nın emrinde 40 bin altı vardır. O yıllar İngilizler Arapları Osmanlılara karşı ayaklandırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Casus Lawrence ayaklanmayı reddeden tek kişi olan Sadun Paşa’ya Emir Abdullah ile şu haberi gönderir; “Bizimle birlikte ol seni Irak kralı yapalım.” Sadun Paşa bu teklifi hemen reddeder ve Emir Abdullah’a şu cevabı veriri; “O hain elime geçmesin. Bir insan sadakati bilmeyebilir, fakat kendi ihanetini başkasında düşünmesi için bir sebep lazımdır. Ona bir gün bu teklifi bana yapabilme cesaretini nereden bulduğunu soracağım.”

Sonra ne oldu?

Amcam; “İngiliz bayrağı dalgalanıyor, ben oraya gelmem. Müslüman kardeşlerimle rahatım, ilelebet gelmem” dedi ve emrindeki kuvvetlerle Osmanlı’nın yanında kahramanca çarpıştı. Savaşta Türklerle beraber çok sayıda şeyhlerimiz öldü. İngilizler bizi rüşvetlerle satın alamadılar ama kimi Arap aşiretleri İngilizlerin yanında yer aldılar.

….Araplarda bugün bir Osmanlı kırgınlığı var mı?

Hayır Araplarda hiçbir zaman Osmanlı’ya karşı bir kırgınlık olmadı. 1900’lerin başında da olmadı, gün kimi Araplar kandırılmışlardı Osmanlı’ya karşı… Araplar Türklere çok bağlıdır, çok severler, daima kardeş ve dostturlar. O İngiliz yalanları bitti gitti. [5]

*******************    

*Ergun Babahan’ın da yine Neşe Düzel’e verdiği röportajda “28 Şubat’ı ABD organize etti. Amerikan devleti adına en önemli ayak eski Ankara Büyükelçisi Abramowitz’di… Sabah’a çok gelip gitti… Zaten 28 Şubat organizasyonunda Amerika adına en önemli ayak oydu” dediği Abramowitz..

….1960 ihtilalinden sonra, alt kadrolar yanlış yapmasınlar diye orduda öyle müthiş bir istihbarat ağı kuruldu ki, Genelkurmay karargâhının ve Genelkurmay başkanının bilgisi olmadan orduda hiç bir darbe hazırlığı yapılamaz.[6]

“ABD post-modern darbeyi destekledi. Meğer 28 Şubat’tan iki hafta sonra, 12 Mart cumartesi günü Washington’da Dışişleri Bakanı Albright’ın çağrısıyla bakanlığın yedinci katında, Türkiye toplantısı yapılmış.”

“Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi orada. Türkiye’ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o gün konuşulmuş. Toplantıdan çıkan sonuç, ‘doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli’ olmuş.

Bernard Lewis bir tarihçi. Onun ne işi var Genelkurmay’da?

Kendisi Neo-conların… Amerika’daki İsrail lobisinin beyni. Bizim Genelkurmay’la hep sıkı ilişkileri oldu onun.

28 Şubat’la ilgili geçen hafta gözaltına alınanların hepsi Batı Çalışma Grubu’yla ilişkili askerler. Size yönelik andıç operasyonunu da BÇG mi yaptı?

Kuvvetle muhtemel. BÇG diye hudayinabit bir istihbarat örgütlenmesi oluştu orada. BÇG’nin sadece askerlerden ibaret olmadığı kanısı var bizde. BÇG’nin sivil ayakları da var. Medya ayağının da olması icap ediyor. Bakın… Medyaya bizimle ilgili çıkan düzmece haberi bir bilgi notu olarak gönderdiler! Haber, Genelkurmay’da hazırlanmıştı ve iki gazeteye verildi. Aynı metin hem Kanal D’de okundu hem de iki gazetede yayımlandı. Rahmetli Ufuk Güldemir, bana, “Haber Milliyet’e de geldi ben direndim, koymadım” dedi ama…

28 Şubat’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu oldu. Bu soygunun bedelini vatandaş 2001’de feci bir ekonomik krizle yoksullaşarak ve işsiz kalarak ödedi. Sadece bankaların içinin boşaltılması, vatandaşa 380 milyar liraya mal oldu. Vatandaş bu faturayı fakirleşerek ödedi.

Öyle… 28 Şubat sürecinde yaşananlar o kadar aleniydi ki! Ama medya kontrol altında tutulduğu ve manipüle edildiği için bunlar yazılmadı. 28 Şubat darbesi göstere göstere yapıldı! Herkes belli roller üstlendi. Demirel, hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi. Aradan 10-15 gün geçti, parlamento aritmetiği birden değişti ve DYP’den istifalar başladı. Yılmaz’ın partisi ANAP aniden Meclis’te en büyük parti oldu. Hüsamettin Cindoruk ve Ecevit’le koalisyon yapıldı.

28 Şubat sadece iç güçlerle yapılmış bir darbe değil mi?

Hayır. Amerika’nın en İsrail yanlısı çekirdeği de dâhil bu darbeye. O dönemde iktidarda Clinton yönetimi var. O yüzden doğrudan askerî darbeyi istemediler. 28 Şubat’ın simge ismi olan Çevik Bir o dönemde çok muteber biriydi. Amerika’da iki tane aleni, kote edilmiş İsrail lobisi var. Çevik Bir’in bunlarla o kadar yoğun ilişkisi vardı ki, 2000 yılında ilk kez ihdas ettikleri “uluslararası devlet adamı” ödülünü Bir’e verdiler. Bir’in Demirel’den sonra cumhurbaşkanı olması gerektiği fikrini yaydılar. Çevik Bir’in İsrail askerî sanayileriyle de çok sıkı ilişkileri vardı

Emekli olduktan sonra İsrailli silah firmalarının temsilcisi olmadı mı?

Evet. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ile İsrail establisment’ı ve Amerika’daki İsrail yanlısı çekirdek kadrolar arasındaki çok yoğun ve yakın ilişkiyi görmeden 28 Şubat’ı anlayamayız. Bir de tabii dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın hiç mi haberi ve onayı yok olup bitenlerde? Mesela dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, o sırada Londra Büyükelçisi olan Özdem Sanberk’e, “Andıç sırasında ben Çevik Bir’e söyledim. Bunu yapmayın dedim. Bu iş sızar ve Bumerang gibi dönüp bizi vurur, yaralar, dedim. Ama dinlemediler” diyor.

Sizce neden 28 Şubat davası en yavaş ilerleyen dava oldu?

28 Şubat’ın diğer çıplak darbelerden farklı olarak çok daha girift dış bağlantıları var. İnce dengeleri var. İşin, Amerika’ya ve İsrail’e giden bir boyutu var.


İsrail destekli bir darbe miydi 28 Şubat?

Tabii öyleydi. Türkiye-İsrail işbirliği ve askerî ilişkileri 28 Şubat’la nereden nereye gitti, hangi rakamlara ve mali boyutlara vardı görmek gerekir.[7]

 “Abramowitz, ‘Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz.’ dedi. Erbakan ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran’dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.”[8]

-Çandar;” Tarihimizle ilgili ciddi bir soruşturma ve yüzleşme yapılacaksa askerlerle sınırlı kalamaz. Mesela 28 Şubat darbesine çok önemli bir katkısı var Demirel’in. Zaten 28 Şubat’ın özelliği post-modern darbe olmasıdır. Yani bunu, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül’den ayırt eden bir özelliği var. Arkasında askerin olduğu, fakat siviller tarafından icra edilmiş bir darbedir bu.”

 

*******************  

Darbe dönemi bitmedi ve kapanmadı.

Soldan olmadı, sağdan başladı.

Darbe için her yol meşru görülmeye başlandı.

**Yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Kürşat Yılmaz, bir soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade verdi. Geçtiğimiz aylarda verdiği ifadede çarpıcı iddialarda bulunan Yılmaz, 2005 yılında paralel örgütün ‘Ankara imamı’ tarafından kendisine “Gel bizim mafyamız ol, seni koruruz” teklifi yapıldığını söyledi. 2005’te Fetullah Gülen’e bağlı örgütün ‘Ankara imamı’ İsmail Issuz ile birlikte örgüte ait Bank Asya’nın Kızılcahamam’daki Asya Termal tesislerine gittiklerini anlatan Yılmaz, burada kendisine şok teklifler sunulduğunu anlattı. İşte Yılmaz’ın ifadesinden satır başları:

SOLCU HAKİMLERİ VUR.

“Kızılcahamam’da kalırken Ömer Küçük ve kayınbiraderim Zeki Bacacı’nın da bulunduğu bir ortamda İsmail Issuz bana ‘Sen bizim mafyamız ol. Yargıtay’da Aleviler ve solcular yoğunlukta. Onlardan bir iki tane hakim vurdurursan vatana hizmet etmiş olursun. Hem de onlar kendilerine çekidüzen verirler. Bir de Hrant Dink var, Türk düşmanı, onu da vurdur. Biz seni bu işlere hiç dahil etmeyiz’ dedi.”

.. Bir ara ben İsmail’in teyzesinin oğlu İrfan Yaman’a ‘bunlar ne iş yapıyorlar, her yerden iş bitiriyorlar’ dedim. O da bana ‘Bunlar CIA ile çalışıyorlar. Sen işlerini halletmene bak’ dedi. İstanbul’a geldiğimde ben rahatlıkla gezip dolaşıyordum, kimse bana bir şey sormuyordu. Yaklaşık 10 gün sonra Ömer Küçük, İsmail ve Hüseyin Albay bana geldiler. Bu kişiler 10-15 gün İstanbul’da kaldılar. Gündüz ne iş yaptıklarını bilmiyordum. Bana ‘senin işlerini hallediyoruz’ diyorlardı. Bunlar da benim İstanbul’da takip edilmem gibi hususlardı.”[9]

*Bunları da bilelim ama;
1-Murat Belge-1984’te Milli Gazete bir ara Fehmi Koru’nun yönetimine geçmişti. Güya entelektüel yayınlar yapacaktı. O zamanlar entelektüel yayın demek “solcu, batıcı, marksist”leri konuşturmaktı. Milli Gazete Murat Belge ile konuşma yapmış o da göğsünü gere gere “ateistim” demişti. Bereket rahmetli Erbakan Hoca müdahale etmişti de Fehmi Koru ve ekibini Milli Gazetenin başından uzaklaştırmıştı.
2-Mehmet Altan, 2010 yılına kadar bizim Müslüman kesimin gözbebeği idi. Ordu aleyhindeki her konuşması bazılarını mest ediyordu. Hükümete yakın medyada dünyanın parasını kazandı.Dindar kesimin konferanslarında baş konuşmacıydı. Alkol almadan da konuşamazdı. Bu haram alkol ona ev sahipliği yapan güya dindar kuruluşlar tarafından ikram edilirdi.
3-Nazlı Ilıcak, ona ve gazetesi Tercümana karşı mücadele etmek bazı mütedeyyinlere sanki farz olmuştu. Ancak 28 Şubatta birden dümen kırdı. Refah Partisine arka çıkmaya başladı. Rüşveti kelam bir iki laf etti, hemen baştacı edildi. Merve Kavakçı olayında, Fazilet Partisi -sakin bir zamanda yemin edecek, kararı almışken, o, bu planı bozup, Merve Kavakçı’nın kolundan tutup TBMM’ye getirdi. Sonu malum tabi. Fazilet Partisi kapatıldı. Zaten destek için nereye gitti ise orayı batırmıştır.
4-Cengiz Çandar 1980’lerin başında Cumhuriyette yazıyordu. Humeynici olmuştu. Filistin Dramını yazıyordu. Yine bazı mütedeyyinler tarafından baştacı edilmişti.1990’da Özal’ın danışmanı I. Körfez Savaşında Irak’a karşı en amansız savaş kışkırtıcısıydı. Bu tutumunu hiç bozmadı. II Körfez Savaşında da Irakın yok edilmesi için TV’lerde az konuşmadı. O gün anlatıkları şuydu ” Irak halkı zarar görmeyecek, sadece Saddam’ın savaş makinaları yok edilecekti” diyordu, sonuç ortada![10]

Nuh dedi ki: ‘Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma.’

«Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).»[11]

 

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Hilmi Yücebaş,Filozof Rıza Tevfik: Hayatı, Hâtıraları, Şiirleri,İst. 1978, s. 347.

[2] http://www.derintarih.com/desifre/ataturkun-yakin-dostu-boyle-yakinmisti-ah-mustafa-kemal-ne-olurdu-su-ickiyi-bu-kadar-icmeseydin/

 

[3] Hürriyet Gazetesi – Meraşal Fevzi Çakmak’ın Hatıraları,Tef.No:2.

http://birdeburadandinleyin.blogspot.com.tr/2012/10/mkemal-kursuna-dizilmekten-nasl.html

[4] http://www.hurriyet.com.tr/cakmak-cumhurbaskanligini-uc-kez-neden-reddetti-64720

[5] http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=30223

[6] http://farukarslan.com/genel/niye-boyle-oldu-cengiz-abi/

http://www.medyagundem.com/candarin-muteber-adam-diye-sundugu-darbeciyi-iyi-taniyin/

[7] http://www.duzceyerelhaber.com/Nese-Duzel/7584-Cengiz-Candar-28-Subat-darbesinde-israil-var

[8] http://www.duzceyerelhaber.com/Huseyin-GULERCE/24537-Cengiz-Candar-demisti-ki

[9] http://www.yenisafak.com/gundem/gel-bizim-mafyamiz-ol-2428627

http://www.habervaktim.com/haber/459718/fetoden-sinirlari-zorlayan-teklif.html

[10]https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10153923663178006&set=pcb.10153923682713006&type=3&theater

[11] Nuh.26-27.

No ResponsesMart 14th, 2016

Yoruma kapalı .