EĞİTİMDE MODEL

EĞİTİMDE MODEL

Eğitim sistemimizin en önemli başarısızlıkların birincisi;

-Çözümü kendi içimizde değilde, hep dışarıda aramamız ve de batıyı referans almamızdan kaynaklanmaktadır.

Tıpkı organ naklinde bedenin farklı organı kabul etmemesinden dolayı uyumsuzluğu, tepki vermesi gibi.

Şu zamanda insane göre ilaç verilme durumu söz konusu iken, bizden bir çok noktada farklılık arzeden, değer uyuşmazlığı içerisinde olan batının eğitimi kısır kalmaktadır.

Bu da kendimizden, değerlerimizden ve de geçmişimizden kopuk olmamızdan kaynaklanmaktadır.

-Ve de aşağılık kompleksini atamamamızdan da doğmaktadır.

Millet olarak belkide en çok muhtaç olduğumuz şey, kaybettiğimiz şahsiyetimizi kazanmamızdadır.

Kendimizi tanımamakta, yapacağımıza inanmamakta, güven kaybı yaşamaktayız.

-Aynı kaynaktan ve aileden, hazmetmiş olmayışımız, hazımsız, karın ağrıtıcı bir eğitimin olmasına neden olmaktadır.

İnsanların farklı kaynaktan beslenmeleri, eğitimde de farklılıkları ve yetersizlikleri ortaya çıkarmaktadır.

-Eğitim eğitici olmayışı, öğretimi zorlaştırmaktadır.

Eğitim köklü ve dava adamı, idealist insan yetiştirmemekte, yetiştirememektedir.

Bizdeki eğitim, rejime yatkın bir eğimi oluşturmaktır.

Çocuğu rejime uygun eğip bükmek uğruna, çok şeyi kaybettirilmektedir.

Verdiğimiz eğitim, aileye ve topluma ve de değerlerine ne kadar hazır hale getirmektedir?

-Bizdeki en iyi eğitim, suya sabuna dokunulmayan eğitimdir.

Normal bir eğitim için toplumun nabzı tutulsa yeridir. Şöyleki;

Toplumun kaçta kaçı eğitimin eğiticiliğinden memnundur?

15 yıldan fazla bir sürede aldığımız eğitim, dünyamızda ne kadar yer kaplamaktadır.

Ne kadar olumlu hatıralar kalmıştır.

-Devlet kendisini kurtarmaya yönelik bir eğitimi sürdürmektedir.

Aslında eğitim çocuğu frenlemektedir.

Eğitim sadece kişilikli kişiler yetiştirmeye yönelse büyük iş başarmış olur.

**********************   

Ebû Muhammed Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e benim şöyle dediğim haber verilmiş:

Allah’a yemin ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğim. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

– “Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu. Ben de kendisine:

– Anam babam sana feda olsun, ya Resûlallah! Evet, ben böyle söylemiştim, dedim. Buyurdular ki:

– “Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et; her aydan üç gün oruç tut; çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.” Bunun üzerine ben:

– Bunun daha çoğunu yapmaya gücüm yeter, dedim. Peygamber Efendimiz:

– “O halde bir gün oruç tut, iki gün tutma” buyurdu. Ben:

– Ama ben bundan daha fazlasını yapabilirim, deyince Resûl–i Ekrem:

– “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma; bu Dâvûd aleyhisselâm’ın orucu olup, oruçların en ölçülü olanıdır” buyurdular.

Bir başka rivayette: “Bu, oruçların en faziletlisidir” şeklindedir. Ben:

– Bundan daha faziletlisine de gücüm yeter, dedim. Peygamberimiz:

– “Bundan daha faziletlisi yoktur” buyurdu.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiye etmiş olduğu, ayda üç gün orucu kabul etmem, bana ehlimden ve malımdan daha sevimli olacakmış.

Bir rivayete göre:

“Senin gündüzleri oruçlu, geceleri uyanık geçirdiğin bana haber verilmedi mi sanıyorsun?” buyurmuştu. Ben de:

– Elbette haber verilmiştir, yâ Resûlallah! dedim. Bunun üzerine:

– “Böyle yapma, bazı kere oruç tut, bazan tutma; gece hem uyu, hem de teheccüde kalk. Şüphesiz senin üzerinde vücudunun hakkı vardır, iki gözünün hakkı vardır, hanımının hakkı vardır, ziyaretçilerinin hakkı vardır. Şüphesiz her aydan üç gün oruç tutman sana yeter. Çünkü senin için her iyiliğin on misli karşılığı vardır; bu da bütün zamanının oruçlu olması demektir.” Abdullah der ki:

– Ben artırdıkça iş aleyhime döndü. Sonra ben:

– Yâ Resûlallah! Ben kendimde güç ve kuvvet buluyorum, dedim. Buyurdular ki:

– “O halde Allah’ın Nebisi Dâvûd’un orucunu tut, daha fazlasını yapma.”

– Dâvûd orucu nedir? diye sordum.

– “Senenin yarısını oruçlu geçirmektir” buyurdu.

Abdullah yaşlandıktan sonra:

– Keşke Allah’ın Resûlü’nün ruhsatını kabul etmiş olsaydım, der dururdu.

Bir başka rivayet şöyledir:

– “Senin bütün günleri oruçlu geçirdiğinden ve her gece Kur’an’ı okuduğundan haberdar olmadığımı mı sanıyorsun?” Bunun üzerine ben:

– Elbette haberdarsındır, yâ Resûlallah! Fakat ben bununla sadece hayra ulaşmayı diliyorum, dedim.

Bir başka rivayette ise şöyledir:

“Senin çocuklarının da senin üzerinde hakları vardır.”

Bir diğer rivayette:

“Bütün zamanını oruçlu geçirenin orucu yoktur.” Bu sözünü üç defa tekrarladı.

(Buhârî, Savm 55, 56, 57, Teheccüd 7, Enbiyâ 37, Nikâh 89; Müslim, Sıyâm 181–193.)

-6 değişik rivayetin aktarıldığı bu hadis her türlü aşırılıktan uzak kalarak orta yolu tutup, peygamber (s.a.v.)’in tavsiyelerine uymanın dünya ve ahiret saadet ve selametine vesile olacağını belirtmiş olmaktadır. Ruhbanların yaptığı insanlardan uzak kalmak ve kişinin kendisini bitkin düşürecek ve bıkkınlık verecek derecede ibadet yapması uygun görülmemiştir. Nafile ibadetler kişiyi helal rızık kazanmaktan ve cihadın her türlüsünden alıkoymaz. Müslüman Allah’ın emrettiği ve peygamber (s.a.v.)’in öğrettiği kadar ibadet ve taata ağırlık verecektir. Çünkü rahiplerin yaptığı gibi dünyadan el etek çekme ve insanlardan uzak yaşama İslamda iyi görülmemiştir.

MEHMET ÖZÇELİK

05-02-2018

No ResponsesŞubat 5th, 2018

Yoruma kapalı .