EHL-İ SÜNNETTEN AYRILAN GÖRÜŞLER

EHL-İ SÜNNETTEN AYRILAN GÖRÜŞLER

Ehli sünneti diğer batıl mezheblerden ayıran temel fark,iman ve ameldeki istikamet ve orta yolu takip etmesidir.

İfrat ve tefritten uzak bir görüş ve yaşantı ortaya koymasıdır.

Ehli sünnetin görüşleri hayatın denge unsurudur.

Fikir ve düşüncedeki denge ve düzen, hayatında düzenini sağlamaktadır.

Sahili selamete götüren nurlu bir yoldur.

Ana yoldur.

Efendimizin kapsamlı ve külli yoludur.

İfrat ve tefrit üzerine gidenler ise dine hizmette değil hezimette bulunuyorlar.

Dine yaklaştırıcı değil, uzaklaştırmaya hatta soğuyup kopmaya başlıyorlar.

-İhtilafı körükleyenler fitne ateşini körüklemekte ve cevapları verilmektedir.

Mesela; Hz. Âdem indirildiği yer ile ilgili olarak cennet değil de dünyada bir bahçe olarak zayıf görüş öne çıkarılmaya çalışılmaktadır.

*Eğer Allahın Adem ve Havva için, İnin cennetten, dediği yer dünyada her hangi bir yer olmuş olsaydı, bu insanın ölüp de tekrar oraya gitmesine gerek kalmazdı.

Yani tüm kainat çapında bir kıyametin kopmasına gerek olmaksızın, dünyada muhasebe ve sorgu yapılır, kıyamet kopacaksa da burada o kıyamet gerçekleşerek, varlıklar bulundukları yerle sınırlı kalırlardı.

Oysa olay kainat çapındaki bir olaydır.[1]

-Cehennemin ebediliği  [2] cennet için kullanılan lafızlarla beraber zikredildiği halde, cehennemin ebedi olmadığını söyleyenler sadece Firavun ve Nemrudu değil, şeytanı bile cehennemden çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Ehli sünnet ve diğer mezheplerin genel görüşleri şöylece sıralanmaktadır;

-“Ehl-i Sünnet’in genel görüşleri:
• Allah vardır, birdir, eşi benzeri yoktur ve ona mahsus sı-
fatları vardır.
• Allah, her şeyin yaratıcısıdır.
• İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir.
• İman ve amel birbirinden farklıdır. Amel imanın bir parçası değildir. İnandığı halde dinin emir ve yasaklarını yerine getiremeyen kimse haramları helal saymadıkça dinden çıkmaz.
• İnsanlar hür irade sahibidirler ve yaptıklarından sorumludurlar.
• Muhammed peygamberlerin sonuncusudur. O’ndan sonra peygamber gelmeyecektr. Onun peygamberliği evrenseldir, tüm cihana şamildir.
• Kur’an Allah’ın vahyidir ve Allah’tan geldiği gibidir, değişmemiştr.
• İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerdir. Cennet ve cehennem haktır, el’an yaratılmışlardır. Allah ahirette müminler tarafından görülecektir.
• İlk dört halifenin hilafet sırası, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, şeklindedir.
• Bir mümine kâfir demek doğru değildir. Ehl-i kıble (namaz kılan bir kimse) tekfr edilemez.
Ehl-i Sünnet, ana bünyeyi temsil etmektedir ve diğer mezheplerin genel dinî hareketten kopmalarından sonra geride kalan çoğunluğun ortak adı olmuştur. Bu sebeple prensipleri de daha kapsamlı ve daha kuşatcı bir özellik taşımaktadır.

-Selefilik:
Mu’tezile ekolünün akaid konularındaki aklî yorum ve açıklamalarına karşı çıkan ve özellikle nass’daki müteşabih (farklı anlayış ve yoruma müsait) ifadelerin yorumlanmasına şiddetle karşı çıkan Selef âlimlerinin müteşabihat ile ilgili görüşleri şu yedi temel prensip üzerine bina edilmiştr:
• Takdis: Cenab-ı Allah’ı şanına uygun düşmeyen şeylerden tenzih etmek.
• Tasdik: Kur’an-ı Kerim ve hadislerde Allah’ın isim ve sıfatları hakkında nasıl bir ifade kullanılmış ve ne söylenmişse, onları olduğu gibi kabul etmek; yani, Allah’ı bizzat kendisinin ve peygamberinin tanıttığı gibi bilip tasdik etmek.
•Aczini itiraf etmek: Bilhassa Nass-ta geçen müteşabih ifadeler konusunda tevil ve yorum yapmadan, bu konuda aczini kabul etmek.
• Sükût (susmak): Yine nass’ta geçen müteşabih ifadeleri anlamayanların, bunlar hakkında soru sormayıp susmaları.
• İmsak (uzak tutma): Müteşabih ifadeler üzerinde yorum ve te’vilden kendini alıkoymak.
• Keff: Müteşabih olan hususlarla zihnen bile meşgul olmamak.
• Ma’rifet ehlini teslim: Müteşabihe giren konuları bilmesi mümkün olan Hz. Peygamber, Sahabe, uzman ve otorite âlimlerin söylediklerini kabul ve tasdik etmek.

-Eş’arîliğin bazı görüşleri:
• İman: Eş‘arî kelâmcılarının çoğunluğuna göre iman Hz. Peygamber’i, vahiy yoluyla Allah’tan alıp tebliğ ettiği ve bize kadar sağlam yöntemlerle ulaşan hususlarda kalben tasdik etmekten ibarettir. Eş‘arî başta olmak üzere Beyhakī ve Beyzâvî gibi bazı âlimler ise kalpteki tasdikin dille ifade edilmesini de şart koşmuşlardır.
• Ma’rifetullah (Allah’ın bilinmesi): Akıl hiçbir şeyi vacip kılamaz. Akıl, Allah’ı bulabilecek güçte bile olsa, Allah’ı bilmek dinen vaciptr. Aklen inanmayı zorunlu kılacak bir durum söz konusu değildir. Şeriatan, dinden- haberi olmayan insan, hiç bir şeyden sorumlu değildir.
• Nübüvvet (Peygamberlik): Nübüvvet için erkek olmak şart değildir. Kadın da peygamber olabilir.
• Güç Yetirilemeyen Şeyle Teklif: Allah’ın insanın gücünün dışında kalan bir şeyin yapılmasını emretmesi ve kullarını bununla mükellef tutması caizdir. Ama böyle bir durum vaki olmamıştr.
• Şefaat: Şefaat haktr ve kıyamet günü gerçekleşecektr.
• Rü’yet (Allah’ın görülmesi): Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafndan gözle görülmesi mümkündür ve görülecektir.

-Maturîdîliğin bazı görüşleri.
• İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdik’ten ibarettir.
• Amel imandan bir cüz değildir. Allah Kur’an’da bu ikisini ayrı kullanmıştır.
• İnsanın akıl yoluyla Allah’ın varlığına ulaşması mümkündür.
• Kur’an Allah’ın kelamıdır; kelam Allah’ın zat ile beraber olan ezeli bir sıfatıdır. Ancak Kur’an harfleri ve sesleri sonradan yaratlmışttır.
• İnsanın fiillerini Allah yaratır, insan kesb eder. İnsan bütün fillerinden sorumludur.
• Cüzi irade yaratılmamıştır. Allah kudretiyle yaratır, kul tercih eder ve bu tercihinden dolayı sorumludur.
• Büyük günah işleyen kimse günahı helal saymadıkça dinden çıkmaz.
• Allah, Ahiret’te görülecektir. Fakat biz bunun keyfyetini bilemeyiz.

-Hâricîlerin görüşlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
• İslam’ın en ideal uygulaması Hz. Ebu Bekir ve Ömer döneminde olmuştur.
• Halife olmak için Kureyşli olmak şart değildir.
• Zalim yöneticilere isyan etmek zorunludur.
• Amel ile iman bir bütündür. Büyük günah işleyen kişi dinden çıkarak kâfir olur.
• Hz. Osman ilk altı yıldan sonra, Hz. Ali de hakem olayını kabul ettiği için küfre düşmüştür.

-Mürcie’nin bazı görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
• Büyük günah sebebiyle insan imandan çıkmaz, küfre de düşmez. Fâsık olur. Durumu Allah’a kalmıştr.
• İman; Allah’ı ve Resulünü bilmek ve tanımaktır. Küfür Allah’ı bilmemektir.
• Amel imanın parçası olmadığından amele bağlı olarak iman artmaz veya eksilmez.

-Şianın Görüşleri ise;
Şöyle ki;
• Hz. Ali’nin halifeliği ayet ve hadisle bildirilmiş olsaydı, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatının hemen sonrasında ashab (ensar ve Muhacirler) halife seçimiyle meşgul olmazdı.
• Hz. Ali’nin halifeliği döneminde de bu tip fikir ve görüşlere rastlanmamaktadır.
• Hz. Ali’nin hakem olayına razı olması da Şia’nın iddialarını boşa çıkarmaktadır.
Şia birbirinden farklı düşünen bir çok kola ayrılmıştır. Bununla beraber genel olarak Şia’nın bazı görüşleri şöyle sıralanabilir:
1. Hz. Peygamberden sonra Müslümanların en üstünü Hz. Ali’dir. Halifelik ve imamet, çözümü insanlara bırakılabilecek işlerden değildir. Şia’ya göre imamet meselesi dinin asıllarındandır ve bir kimsenin mü’min olabilmesi için imameti kabul etmesi gerekir.
İmamet nass ve tayin iledir.
2. İmamlar peygamberler gibi büyük ve küçük günahlardan korunmuşlardır. (Masum imam anlayışı)

-Mutezilenin Görüşleri ise;
Mutezilenin Temel İlkeleri (Usul-i Hamse):
• Tevhid: Allahın sıfatları zatının aynıdır. Allah zat ile bilir, zat ile görür. Mutezile Allah’ın sıfatlarını reddeder. Allah’ın zat dışında ayrıca sıfatları yoktur.
• Adalet: İnsan yaptığından sorumludur. Mutezile’ye göre insanın yaptıklarından sorumlu tutulabilmesi için kendi fiillerini kendisinin yaratması gerekir. İnsanın yaptıklarını da Allah yaratsaydı insan bu fiillerinden sorumlu tutulamazdı. Mutezile bu konudaki görüşü sebebiyle Ehl-i Sünnetin kader anlayışının dışına çıkmış, ilahi takdiri yok sayarak, insanın kendi kaderini kendisinin belirlediğini söylemiştr.
• El-Menzile beynel menzileteyn: Büyük günah işleyen ne tam mümin ne de kâfirdir. Bu ikisi arasındadır. Eğer tövbe etmeden ölürse ebedi olarak cehennemde kalacak, tövbe
ederse mü’min olarak cennete girecektir.
• El Va’d ve’l Va’id: Allah’ın adaleti iyilikleri mükâfatlandırmayı, kötülüklere ceza vermeyi zorunlu kılar. Mutezile bu sebeple günah işledikten sonra tövbe etmeyen kulu Allah’ın bağışlamasını ve şefaatı reddeder.
El Emr bil Maruf ven Nehy anil Münker: İyiliği emir kötülükten sakındırmak her
kul için zorunludur.

-Cebriyenin Görüşleri ise;

  • İnsan herhangi bir şey yapmaya kadir değildir; Allah tarafndan yazılmış ve yaratılmış fiilleri yapmaya mecburdur.
    İnsanın iradesi de hürriyeti de yoktur.
    • Allah, yarattıkların vasıflandığı sıfatlarla vasıflanmaz. Allah’ın sıfatları yoktur.
    • Allah’ın ilmi ve kelamı hâdistir, sonradan yaratılmıştır.
    • Yapılan iyilik ve kötülüklere sevap ve cezanın verilmesi zorunludur. Allahın af ve mağfiret, Peygamberin şefaatı kabul edilemez.
    • Cennet ve Cehennemin sonu vardır.
    • İman, Allah’ı bilmektir.
    • Allah ne dünyada ne ahirette görülmez.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

29-03-2018

 

[1] Geniş bilgiler için bakınız. www.tesbitler.com/2015/01/02/mustafa-islamoglunun-meal-tefsirinin-tenkidi

[2] Ahzab.34-35,Bakara.167,Nebe.23.

 

[3] Mezheplerin bu görüşleri İmam Hatip Lisesi 12. Sınıf Kelam kitabından alınmıştır.

No ResponsesMart 29th, 2018

Yoruma kapalı .