KUDÜS

KUDÜS

 

Kudüsten; İsra suresinin 1. Ayetinde; etrafı bereketli kılınan yer olarak bahsedilmektedir.

-Kutsal şehirlerin üçüncüsüdür. Kudüs İslam’ın kutsal saydığı şehirlerin üçüncüsüdür İslam’da ilk kutsal şehir, Allah’ın Mescidi haramla şereflendirdiği Mekke-i Mükerremedir. İkinci kutsal şehir Taybe olarak da anılan Medine-i Münevveredir. Yüce Allah’ın Mescidi Nebevi ile şereflendirdiği bu şehirde Hz Peygamberin kabri de yer almaktadır. Üçüncü kutsal şehir ise Kudüs, diğer adıyla Beytül Makdistir.

Ebu Hureyre ve Ebu Said El hudri Buhari ve müslim’de geçtiği üzere rivayet edilen bir hadiste Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder; ibadet maksadıyla sefer ancak 3 mescide yapılır. Bunlar Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve benim şu mescidimdir.

Kudüs peygamberlik ve bereket yurdudur. Kudüs Filistin topraklarının en önemli bölümü ve aynı zamanda kalbidir. Yüce Allah bu yeri Bereket sıfatı ile birlikte kitabında 5 yerde de bunu zikretmiş olmaktadır. Nitekim İsra.1, Enbiya 71,81, Araf 138, Sebe. 18. ayetlerde bu ele alınmış olmaktadır.

Bu bereketli kılınması ifadesi ile her ne kadar ağır olsa bundan kasıt Şam şehirleridir.

 

Kudüs 3 dininde kutsal mekanıdır. Kudüs Müslümanların ilk kıblegahıdır.

Bu duruma düşülmüş olması başta, İslam dünyasının ilgisiz ve sessizliğidir.

Nitekim denilir; Firavun’a, seni azdıran neydi diye sorulmuş.

O da beni yaptığımdan alıkoyacak birinin çıkmaması cevabını vermiştir.

 

Kudüs Yahudiler tarafından Mescidi Aksa, özellikle uzun yıllardır yarım asra yaklaşan dönem içerisinde yıkılmaya çalışılmış, altı boşaltılmaya çalışılmış ve bir gün hiç olmadığı, duyulmadığı ve belki de kendilerinin dile getirerek Müslümanları eziyeti ifade sadedinde yıkılacağı da ifade edilmektedir.

Bazı Çağdaş alimler İsra suresindeki İsrailoğulları ile ilgili derler ki, şeyh Şaravi ile şeyh abdulmuizz abdulsettarın başını çektiği bir grup Alim, israiloğullarını işledikleri ilk fesadın Hz Muhammed’in hicretinden sonra meydana geldiği görüşündedirler.

 

İkinci fesadını günümüzde büyüklük taslayarak, Azgınlık yaparak, Haddi aşarak, hakları çiğneyerek ve kan dökerek gerçekleştirmektedir. elindeki geniş ve Etkin Medya ağı ile insanları etkileyen Yahudiler dünyada büyük bir imtiyaz elde ettiler.

 

 

Kur’an-da kafir ve günahkar kimseler için de  -kullarımız- (Furkan.17,) ifadesini kullanır. onlar için de mesela -haddi Aşan kullarım- şeklinde de ( Furkan 17, Zümer 53) ayette ifade etmiş olması, onların da üstünlüğünü elbette ifade etmez.

*Müslümanlar Yahudilerin mescitlerine daha evvel kılıç zoruyla hiç girmediler. ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip de etmediler. Müslümanlar yürüttükleri savaş ve fetihlerin Hiçbirinde yıkıp yağmalamadılar. Bu tamamen israiloğullarına musallat edilen babilliler ile romalıların işidir.

Eski mufessirler beni İsrail’in her iki fesadı işlediği ve her bir fesat için ayrı ayrı cezalandırıldığı konusunda İcma etmişlerdir. babilliler ve Romalılar eliyle hezimete uğramaktan, esir alınmaktan, aşağılanmaktan, yağmalanıp talan edilmekten daha şiddetli ve alçaltıcı bir ceza olamaz. babilliler onların devletlerini tarihten sildiler. kutsal kitaplarını yakıp, heykellerini yerle bir ettiler. Romalılar da onların üzerine indirdikleri öldürücü bir darbeyle Filistin’deki varlıklarına son vererek, küçük topluluklar halinde onları dünyanın çeşitli yerlerine dağıttılar.

Yüce Allah şöyle buyuruyor; onları yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak Paramparça dağıttık.

-Yine İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivinden (FO), Osmanlı Devleti’nin Yahudi göçüne karşı kararlı tutumunu belgelerle teyit etmektedir. Bunlardan biri de İngiltere’nin Kudüs konsolosu Dickson o dönemde tuttuğu raporlardır.

Dickson-un 14 Şubat 1892 tarihli raporunda şöyle denilmektedir; “babıali’den sadır olan talimatlarda, Filistin’de kalıcı ikamete dönüşecek bir Yahudi göçüne izin verilmeyeceği ifade edilmektedir. fakat Hac maksadıyla şehri ziyaret etmek isteyen Yahudilere 1 ile 2 ay arasında değişen sürelerde oturum izni verilecektir. kendilerine tanınan süre sona erer ermez şehri terk etmeleri gerekmektedir. siyonist liderler Teodor herzl, Sultan 2. Abdülhamit ten Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin verecek resmi bir ferman elde etmek için yoğun bir çaba sarf etmiştir. amacına ulaşmak için Vatikan, İngiltere, Avusturya Almanya ve Amerika’nın yanı sıra bazı Türk çevrelerin arabuluculuğunada başvurmuştur. bütün çabaları başarısızlıkla sonuçlanan herizl-e göre Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulması için Osmanlı Devleti’nin yıkılması gerekiyordu. herzl bu durumu şöyle açıklıyordu: “Yahudi devletinin kurulması için tek çıkar yol Osmanlı Devleti’ni yıkmak, yahut parçalamaktır. Türkiye yakın gelecekte parçalanırsa Filistin’de kurulacak siyonist devlet onun karşısında hep bir engel olarak kalacaktır. öyle olmaz da Sultan Yahudilerin istek ve şartlarını kabul ederse siyonizmin kendisine olan bakış açısı olumlu yönde değişecektir. sahip olduğu topraklar yanında Sultan için çok büyük değer taşımayan bir toprak parçasını bize bırakması halinde Mali yönden onun en güçlü destekçileri biz olacağız der.

 

Türk ve İngiliz arşivlerindeki tarihi vesikalar, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Yapı itibarıyla türklükle ve İslam’la ilgisi olmadığını belgelemektedir. kuruluşundan beri başkanları ve yöneticilerinden Türk asıllı olan bir kişi bile çıkmamıştır. Örneğin Enver Paşa’nın babası Polonyalıdır. Cavit dönme Yahudilerdendi. Karasu İspanya Yahudilerindendi. Talatpaşa Bulgardı. Roman asıllı bir aileden geliyordu. görünüşte İslamı seçenlerdendi. Ahmet Rıza yarı Çerkez yarı Macardı. Nesim Ruso ve Nesim Mazlıyah her ikisi de yahudiydi. Sultan ikinci Abdülhamide karşı ayaklanıp onu tahttan indiren Jön Türkler hareketinin de en aktif üyelerindendir.

 

Yahudiler genel olarakdan kendilerinin Seçkin olduklarını kabul ederler. onlar mantığın gücüne değil gücün mantığına inanan bir topluluk olduklarını gösterirler. Arzı mev’ut denilen Kutsal Topraklar Allah tarafından kendilerine bağışlanmıştır.

Hatta Hristiyan olan bir Yahudi filistinliye sorar evladım der Allah’ın kitabında Allah burayı vaat etmiş iken niye Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsunuz ,niye buraları Yahudilere vermiyorsunuz dediğinde o Filistinli şöyle söyler, Allah hırsız değil, Allah zalim de değil. Bizim malımızı mülkümüzü neden bizden alıp da Yahudilere versin der.

 

Yahudilikte kan ve savaş vardır. Tevrat kitabında 10 Emir’den birisi öldürmeyeceksin demesine rağmen onlar kendi kendilerini öldürmeyeceklerini, başkalarını öldürmenin, kol kırmanın sevap olduğunu ifade ederler.

Nitekim savaşıyorum o halde varım diyen menahem begin in İsyan isimli kitabında bu durum açıklık kazanır. Begin şöyle der; kan Ateş kül ve gözyaşından dünyanın 1800 yıldan beri hiç görmediği, “savaşan Yahudi” adında yeni bir insan türü doğacaktır. Bizler bunu gerçekleştirmek için bir an evvel hücuma geçmeli ve katillere saldırmalıyız. sonunda bu uğurda akıtılan ter ve kanla gurur duyacak asil ve güçlü bir nesil doğacaktır der.

 

 

Talmud da şöyle denilir; üzerine düşen İnsanların en iyilerini öldürmendir.

yine vaftizci yuhanna ve Mesih onlara, “Ey peygamber katillerinin çocukları!” şeklinde  seslenmiştir.

yine Kur’an Onlar hakkında şöyle der; israiloğullarından kafir olanlar Davut’un ve Meryem oğlu isanın lisanı ile lanetlenmiştir.

yine Kur’an’da onların üzerine Zillet damgası vurulur, üzerlerine miskinlik damgası vurulur, der. Maide 78-79 ile Ali İmran 112 ayetlerde…

yine Telaviv Üniversitesi öğretim üyesi İsrail Şahak bu görüşü dillendiren Siyonistlerdendir.

Şahakın açıklamaları İsraillilerin içlerinde gizlediklerini açığa vurmaktadır.

Şahak bu açıklamalarına İngilizce olarak yayınlanan bir kitabında yer vermektedir. o bu kitabında kavminin hayalindeki İsrail’in Suriye Lübnan Türkiye Irak Suudi Arabistan Yemen Kuveyt ve iskenderiye’ye kadar mısırı içine aldığını ifade etmektedir. onlar bütün buraları ele geçirmek için her türlü kan dökmeyi kendilerine meşru görmüşlerdir.

yine Yahudilerin ahlaksızlığı tavırlarına yansıyan geçici bir durum değildir.  Bilakis tarihleri boyunca kendilerinde ve kutsal kitaplarının ifadesi ile peygamberlerin de derin kök salmış bir vasıftır.

Tevrat’ın Tekvin bölümünde Lut’un iki kızının Lutu sarhoş edip onunla birlikte olduklarını ve ondan zina yoluyla Moablılarla Ammonileri doğurdukları belirtilmiş olmaktadır.

yani Kur’an’ın ifadesiyle tahrif edilmiş olan Tevrat’ta her türlü zulüm çirkinlik fuhuş ifadeleri çekinmeden ifade edilmekte ve de dile getirilmektedir.

 

Aslında filistin İngilizlerin Yahudilere hile yoluyla elde ettikleri verdikleri bir hediyedir Şöyle ki bunu Kendi yaşadığım bir örnekle merhum amcam bir gün Adıyaman’ın Merkezi bir yerinde arabayla evine kendisini götürürken bir yeri gösterdi burayı dedi Benim Babam dedi kaç kişiye yalvardı ne olur vergisi karşılığında ücretsiz bedavaya burayı size veriyorum dedi zorla yalvararak tam bir kişiye sadece vergisini vermek karşılığında almasını yalvararak Ben ona tavsiye etti verdi aynı Oyunu İngilizler filistinlilere uygulamıştır öyle ağır vergiler getirmişlerdir ki İngilizlerin bu ağır vergisi hilesi neticesinde tarlanın vergisi tarladan daha değerli olduğu içindir ki filistinliler o arsalarını satmak mecburiyetinde kalmışlardır.

 

Bak. Her Müslümanın ortak davası Kudüs. Prof. Yusuf Karadavi.

İlahi büyüksün büyüksün büyük
Büyüklük yanında kalır pek küçük

No ResponsesAğustos 4th, 2018

Yoruma kapalı .