ABD- Yİ YIKAN DENGESİZ ADAM TRUMP

ABD- Yİ YIKAN DENGESİZ ADAM TRUMP

Şimdiye kadar sinsice dünya devletlerine teker teker savaş açan Abd, Kendi yardımcısının ifadesiyle –Dengesiz- olan Trump[1] tüm dünyaya karşı açık bir savaş açtı.

Önceki dönemleri belirleyenler dengeli dengesiz başa getirdikleri kişilerle de dünyayı yeniden düzenlemeye çalışan aynı belirleyici aktörlerdir.

Tıpkı Irak, Libya, Mısır ve Türkiyedeki yapılan terör, baskı, darbe, işgal faaliyetleri gibi…

Türkiye Abd-ye koz olarak iki uygulamayı devreye koymalıdır;
1-Ayasofyayı açmalı.
2-İncirliği kapatmalı.
Trump’ın tweet’ine cevap veren Klaas “Erdoğan ‘ın hayranı değilim, ama Trump’ın yaptığı pervasız bir çıkış. Türkiye bir NATO üyesi ve Türkiye’de bulunan bir ABD hava üssünde (İncirlik) 50 nükleer bomba bulunuyor.[2]

-” Türkiye 1945’li yıllardan itibaren Amerika’nın daha çok yörüngesine giriyor ve NATO’ya dahil oluyor. Ama bir yandan da Türkiye’nin kendisine tevdi edilecek olan rolleri üstlenebilmesi için güçlenmesi gerekiyor. Bir şekilde sermaye girişlerinin olması gerekiyor. Amerika’nın baskısı işte bu sebeple gündeme geliyor.”[3]

– “ABD Generali Wesley Clark’ın 11 Eylül 2001’den 10 gün sonra kendisine Irak ile savaşa girileceğinin söylendiğini belirtmesi gösterilirken bu savaşın nedenini soran Clark’a; “Bilmiyorum. Tahminime göre başka ne yapacaklarını bilmiyorlar.” cevabına ek olarak ABD’nin 5 yılda 7 ülkeyi alma planı ifade edilmiştir. 5 yılda alınacak bu 7 ülkenin; Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran olduğunu söyleyen Clark’ın bu iddiasını Libya müdahalesi ve öncesinde Irak ve Sudan’da yaşananlar doğrulamaktadır.”

…Prof. Çetiner Irak işgalinin altındaki asıl nedene dikkat çekiyor:
“ABD Saddam Hüseyin’i devirmek için Irak’a girmeden 6 ay önce bu petrol ülkesi petrol satarken Dolar yerine Avro kullanmak için adım attı. Bu bütün dünyayı küresel rezerv para birimi olarak domine eden Dolar için tehdit anlamına gelmekteydi.”

Bu gerekçe Libya için de kullanılmıştır.

Aşiretler ve topraklarından petrol çıkan bölgelerin daha fazla pay isteme yarışına girdiği Libya’da ülke petrollerinin %35’inin Fransa’ya verildiğinin ortaya çıkması da işleri karıştırmıştır. Zira halk petrolün küresel güçlere adeta dağıtılması sonrasında Kaddafi’nin neden dev rildiğini sorgulamaya başlamış, aynı zamanda Kaddafi’nin; “Ben gidersem siz kendinizi yönetemezsiniz!” sözünü düşünmeye başlamıştır.[4]

– ABD, 1955-1973 yılları arasında sürdürdüğü işgal boyunca ülkemde 8 milyon tondan fazla bomba kullandı. Bu rakam II. Dünya Savaşı’nda tüm dünya ülkelerinin kullandığının 3 katı ve Hiroşima’ya atılan atom bombasının 640 katı büyüklüğündeydi. Savaşta 3 milyondan fazla insan yaşamını yitirdi.[5]

-…Amerika kıtası 15. yüzyılın sonlarında Avrupalı sömürgeci güçler tarafından işgal edilirken, kıtanın asıl sahibi olan Kızıldereliler, yüzyıllar boyunca İngiltere, İspanya, Hollanda, Portekiz ve daha sonra da ABD tarafından soykırıma uğratıldık.
Köklü medeniyetlerimiz tahrip edildi, milyonlarca insanımız katledildi, hayatta kalanlar ise köleleştirildi ve yok sayıldı.

-Abd- nin papaz krizi sadece bu güne has değildir.

-Eskiden Cizvit papazlarının kaldığı Pensilvanya malikhanesinde kalan Fetö, farklı kesimleri bir araya getirdi. Tıpkı Evanjelistler gibi.

-İsrailden Abd-ye yapılan teklifte; Fetöyü Beyaz sarayda ağırlayın.[6]

Batılıların bahane bulmak için tinetinde olan bir durumdur.Nitekim yüz yıl öncede;

-Bediüzzamanın ifadesiyle:” YÜKSEKTEN BAKMAK İSTEYEN DESSAS BİR PAPAZA CEVAB:

Bir adam seni çamura düşürmüş, öldürüyor. Ayağını senin boğazına basmış olduğu halde, istifham-ı istihfaf ile (küçümseyerek) sual ediyor ki: Mezhebin nasıldır?

Buna cevab-ı müskit (susturucu cevap); küsmekle sükût edip, yüzüne tükürmektir: Tükürün o lainin(lenetlinin) o hayasız yüzüne.”[7]

***************

Evanjelistler üzerine bir yüksek lisans araştırmasında;”İngiltere’de Anglikan bir papaz olan John Nelson Darby’nin 1870’lerden itibaren ABD’ye yaptığı seferlerden sonra evanjelik düşünce ülkede hız kazanmıştır.

Kitab-ı Mukaddesi esas alan evanjelistler, kitapta bahsedilen kehanetlerin
gerçekleşmesi için kendilerini sorumlu bilirler. Mesih’in dönmesini istiyorlarsa, Tanrı’nın buna zorlanması gerekmektedir. Şartları olgunlaştırmak insanların elindedir. Şartlar olgunlaştığındaysa Tanrı zaten üzerine düşeni yapacaktır.

(Bundan dolayı Müslümanların Tanrısı! İle Yahudilerin Yahovasının hakimiyeti çarpıştırılmakta, savaştırılmaktadır. )

“Savaşımız para veya toprak için değil; savaşımız, Müslümanların Allah’ı mı yoksa İncil’de geçen Yehova Tanrısı mı daha büyük, savaşıdır”

Evanjelistlerin, siyonistlerle birlikte yürüttükleri bu politika bağlamında, Kürt halkını istismar ede geldikleri vurgulanmıştır. Siyonistlerin, bölgedeki Kürt halkıyla neden bu kadar ilgili olduklarını açıklamak için bazı kaynaklarda “Kürdistanlı Yahudi” bazılarındaysa “Yahudi Kürtler” olarak ele alınan Kürt grupları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu çerçevede bölge Kürtlerini temsil ettiğini iddia eden Barzani ve PKK’nın, evanjelistler ve siyonistlerle birlikte hareket ettikleri iddia edilmiştir. Bu ilişkiyi
göstermek için İsrail’in PKK ile olan ilişkisinin yanında Barzani ile olan ilişkisi de ele
alınmıştır.
Evanjelist ve siyonist işbirliğinin Irak Savaşında Kürtlerin bağımsızlığı için
gösterdiği gayretin de aslında Yahudilerin lehine yapılan bir hareket olduğu öne sürülmüştür.
Kürtlerin neden böyle bir işbirliğine gittikleri ise uluslararası ilişkilerdeki Realist kuram ile açıklanabilir. Öyle ki Yahudiler “vaat edilmiş toprakları” ele geçirme telaşındayken, Kürtler de kendilerine “vaat edilen toprakları” ele geçirmenin telaşındadırlar.

…“O gün Rab İbrahim’e ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine
kadar diyarı senin zürriyetine verdim.”(
Tekvin: 15/18.)

…”Genelkurmay, belgelerinde de İsrail’i PKK’yı ulusal çıkarları nedeniyle destekleyen ülkelerin başında saymıştır. Aynı raporda ima yoluyla da olsa ABD’nin de PKK’yı desteklediği iddia edilmektedir. Ele geçirilen mayın tertibatlarının Amerikan menşeli
olması da zaman zaman gazetelerde yer almıştır. Amerika’nın PKK desteğinin 1991 yılında kurulan Çekiç Güç’le daha da arttığı tahmin edilmektedir.”

…Mumcu, Mossad’ın sadece Kuzey Irak’taki Kürtlerle değil, Türkiye’de yaşayan bazı Kürt gruplarla da işbirliği içinde olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır.

….Reagan’ın ve Bush’un evanjelistler sayesinde iki kez seçilmesi, Clinton’ın İsrail
ziyareti, Obama’nın evanjelik olmamasına rağmen onlara yakın durmaya çalışması,
evanjelizmin ABD’de ne kadar etkin olduğunu da göstermektedir.

.. ABD’de 1860’larda evanjelik kilise mensubu sayısı 4 milyon iken bugün bu rakam takriben 70 milyona ulaşmıştır. Dahası, yapılan anketlere göre Amerikan halkının %42’sinin kendisini evanjelist olarak tanımladığı görülmüştür.

….”Falwell; “Ben Muhammed’in hayatını hem Müslüman hem de Müslüman olmayan kaynaklardan yeterince okudum. Ben Muhammed’in terörist olduğunu düşünüyorum, vahşi ve savaşçı bir adam. Her peygamber o dine inanların en iyi örneği olduğuna göre bugünkü Müslümanlar da teröristtir.” demiştir.

(Oysa bilmemektedir ki; Peygamber Efendimiz zamanındaki savaşlarda her iki taraftan ölen ve şehit olan insanların toplam sayısı 256 iken, Abd-nin sayıya bile girmeyen, bilinmeyen öldürdüğü ve ölümüne sebep olduğu insanların sayısı ise milyonlardır.

Ve yine ne hazin bir haldir ki; Hristiyan dünyasının en büyük düşmanının Hz.İsayı şikayet eden ve öldüren Yahudiler olmasına rağmen, onlar bunu unutmuşçasına en büyük dost ve ortaklığı onlarla yapmaktadırlar.

Tarihi akışı içerisinde görülmekte ve bilinmektedir ki; Yahudiler her deliğe girmekte ve her yerde at koşturmaktadırlar.

Evanjelistler kökü itibarıyla Yahudi veya Yahudi bağlantısı içerisindedirler.)

…”Emekli dış hizmet memuru olarak görev yapmış olan Richard Curtis, “Biz merikan vergi mükellefleri, ufacık İsrail devletine her yıl dış yardım ve askeri yardım çerçevesinde 6 milyar dolardan fazla para veriyoruz. Bu rakama federal bütçenin diğer bölümlerinden İsrail’e giden yüzlerce milyon dolar vergi mükellefi parası dâhil değildir.
Amerika’nın İsrail’e yaptığı yardım daima hassas bir konu olagelmiştir. Kongre üyeleri yardımın toplam meblağını asla söylemezler.
Eğer bunu açıklarlarsa belki de seçmenler İsrail’in aynı nüfus oranına sahip ve sakinleri federal hükümete vergi ödeyen ABD eyaletlerinden niçin daha çok para aldığının hesabını soracaktır.”[8]

**************   

Noam Chom sky: Cambridge’de dilbilim profesörü olan yazar, A.B.D.’nin dünyaya yönelik şiddet politikalarını eleştiren ve uluslararası ilişkiler üzerine pek çok kitap ve makale yazmıştır.

Yazar eserinde şu tesbitlerde bulunur;

“Harvârd Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Merkezi Direktörü Samuel Huntington şöyle demektedir: “Bir başka ülkenin işlerine karışmayı veya işi daha ileri götürüp askeri müdahalede bulunmayı sanki Sovyetler Birliğine karşı verilen bir mücadeleymiş gibi satabilirsiniz. Bu, Truman Doktrininden bu yana A.B.D.’nin izleye geldiği stratejidir.”

…Dünya Mahkemesi Haziran 1986 da A.B.D.’ni Nikaragua’ya saldırmakla itham eden kararını açıkladı. Kongre ise kontra gerillalara yardım karannı onaylayarak yasa dışı güçlere itibar etmekte olduğunu tüm dünyaya ilan etti.

…1987 Pulitzer Ödülü sahibi Charles Krauthammer şöyle söylemektedir: “Bugünün Amerikası ne Teddy Roosevelt, ne Eisenhovver döneminin Amerikasıdır. Reagan’ın aday iken içinde yaşadığı Amerikadan bile çok farklıdır. Üçüncü Dünya ülkelerinde gerek sağcı ve gerekse solcu yönetimlerin demokratik olması A.B.D. dış politikasının asli hedefi olmuştur. Bağımsızlığın ise her zaman Amerikanın amacı olmadığı hususu bir gerçektir.

…(Abd kendi halkına söylediği yalanlar ile yaptığı gerçekler arasında büyük bir fark vardır. Birbriyle uyumlu değildir.)

…1987 senesinde A.B.D.’nin İran’da çevirmeğe çalıştığı dolaplarla ilgili olarak halka verilen bilgilerin tutarsızlığı, yönetimin sergilediği ikiyüzlülük, Reagan yönetiminden Kongre kararlarına ve uluslararası anlaşmalara bağlı kalmayı beklemenin bütünüyle beyhude olduğunu en küçük bir şüpheye bile mahal bırakmayacak bir kesinlikle ortaya koydu.

A.B.D. halkının şu dört önemli özelliği vardır:

1) Halkın büyük bir kısmı politik sistem içerisinde aktif olarak yer almamaktadır, dışlanmış vaziyettedir;

2) entellektüel kurumlar devlet ile özel sektörün birlikte oluş­ turdukları güç sisteminin yanında ikinci plana itilmiştir;

3) devletin vatandaşları güç kullanarak kontrol altında bulundurma kapasitesi ne limitler getirilmiştir;

4) 1960’lı ve 1970’li yıllarda yaşanan yaygın kitle hareketleri nüfusun büyük bir kısmının entellektüel ve moral dü­zeyi üzerinde kayda değer olumlu etkiler yapmıştır.

…Medianın veya entellektüel kültürün geçmişe bir göz atıp A.B.D.’nin daha önce imzalamış olduğu anlaşmalara ne derece sadık kaldığını araştırmasını beklemek biraz fazlaca iyimserlik olur. 1954 Cenova anlaşması ve 1973 Paris banş anlaşması, daha mürekkebi kurumadan altına imza koyan devletlerden biri olan A.B.D. tarafından
ihlal edilmiştir.

Reagan döneminde katledilen insan sayısı 150000’ı geçmiştir. Üstelik bu insanlar öldürülmeden önce işkence görmüşlerdir. Kiminin ırzına geçilmiştir. Kimi kayıptır, cesedi bile bulunabilmiş değildir. Amaç, halkı sindirmek, olabildiğince pasifize etmektir. 1982 senesinde İsrail Lübnan’a saldırmış, 20000 civarında insanı öldürmüştür. Katliamda A.B.D.’den aldığı desteğin büyük payı olmuştur.
Öldürülenlerin çoğu sivildir. Her sene uluslararası terörizm, açlık, salgın hastalıklar ve kötü çalışma koşullan yüzünden nice insan hayatını kaybetmektedir.

İsrail’in Lübnan’da terörist eylemleri sürdürebilmesi A.B.D.’nin desteğiyle mümkün olmuştur.

A.B.D. politik sisteminde muhafazakârlıktan pek az esintiler mevcuttur. Güçlü, yasa tanımaz, saldırgan ve vahşi bir devletin, zenginlerinin zenginliğine zenginlik katmak için kendi ulusunun geleceğini tehlikeye atma pahasına, mazlum uluslara ekonomik çıkar temin amacıyla saldın esasına istinat eden bir politika, entellektüeller tarafından gözlerden saklanmakta, muhafazakâr bir politika olarak tanıtılmaktadır.

Ekonomik açıdan savaş A.B.D.’ne çok pahalıya mal olmuş, rakiplerine ise büyük avantajlar sağlamıştı. Fert başına düşen mikdar itibariyle Kanada en büyük savaş ihracatcısı ülke olmuştu. Vietnam’dan yükselen savaş ateşi, A.B.D.’ni hasta, Kanada’yı ise ihya etmiştir.

1980’li yıllarda ise A.B.D. için tehlike çanları çaldıracak boyutlara ulaşmıştı. Avrupa ile olan ticarette de denge 1950’li yılların sonunda A.B.D. aleyhine seyretmeğe baslamıştı.

Güney Vietnam’da A.B.D. için çarpışan 300.000 Güney Koreli askerin yuvalarına gönderdiği dolarlar ülke ekonomisinin geliş­ mesinde olumlu etkilere sebebiyet vermiştir.

Reagan yönetimi beynelmilel bir terör şebekesi oluşturmayı ba­şarmıştı. Bu şebeke son derece sofistikeydi ve bir o kadar da etkiliydi.
Bildiğim kadarıyla tarihte bir benzeri mevcut değildir. Reagan Doktrini ile uyum içerisinde olmak kaydıyla çeşitli amaçlar için bu şebeke kullanılmaktaydı.
Gerçekler su yüzüne çıkınca bazı kaşlar çatıldı. İran-kontra soruşturmasının halka açık kısmı tamamlandığında Reagan yönetiminin aralarında Dışişleri Bakanı George Shultz’un da bulunduğu önde gelen yöneticilerinin 1984 yılının ilk aylarında aldıkları bir kararla Güney Afrika’yı da kontralara yardım amacına yönelik operasyonlarda aktif olarak yer alacak devletler arasına dahil ettikleri anlaşıldı.
Eden Pastora’nın güneyde bulunan kuvvetleri Güney Afrika’dan 200000 paund tutarında askeri malzeme temin etti. Bu gerçek, CIA’nın Şubat 1985 tarihli raporuna da geçti. CIA’nın kontralara el altından yaptığı yardımları yönetmekle görevlendirdiği Duane Clarridge’nin CIA’nın limanlan bombalama girişimlerinin “velvele” olmanın
ötesine geçemediğini ileri sürmesinden sonra Güney Afrika’yı bu işe bulaştırmanın akıllıca bir iş olup olmadığı hususunda teredddütler oluşmaya başladı ve plan rafa kaldırıldı.

Albay North’un Senatör Jack Brooks tarafından sorgulanması esnasında “A.B.D. ordusunun yabancı bir ülkeyi işgali karşısında ülke genelinde bir muhalefet ve beraberinde bir direniş oluşup ülkenin krize sü­rüklenmesi durumunda Anayasanın askıya alınıp sıkıyönetim yasalannın uygulamaya konulması ile ilgili planına” değinildiğinde entrika dolu bir örnekle yüzyüze gelinivermiştir. Böylesi bir durumla karşı­ laşılması halinde A.B.D.’nin yönetiminin ulusal kriz-yönetim birimi FEMA’ya devredilmesi öngörülmekteydi. FEMA’nın başında ise Louis Guiffrida bulunmaktaydı. Reagan’ın ve Edwin Meese’in arkadaşıydı.
Meese 1970 senesinde Ordu Savaş Kolejinde iken kaleme aldığı bir muhtırada ülke genelinde bir düzensizliğin vuku bulması halinde “Amerikalı Zenciler’in tamamının toplama kamplarında toplanmasını tavsiye etmekteydi. Başkan Daniel Inouye müdahale ederek soruş­ turmanın bu çizgide daha fazla derinleşmesine engel oldu. Ortaya çı­kan bu son derece vahim gerçekler halkın dikkatinden kaçınldı.

A.B.D. uluslararası terörizmi ancak güçlülerin imtiyazlanna zarar verir veya seçkinlerin çıkarları için potansiyel bir tehlike oluşturur hale gelirse “skandal” olarak nitelendirilme seviyesine ulaşabilir.

…Terörün usulüne uygun bir tarzda ve başarıyla kullanılmasının skandal olarak nitelendirilebilecek bir yanı* olmasa gerektir. Tam tersine hüsnü kabul görmekte,
alkışlanmaktadır. Orta Doğunun tamamında sürdürülen ve A.B.D. tarafindan desteklenen terörist faaliyetler de bu cümledendir.

A.B.D. askeri yardımı ve CIA’nın yönlendirmesi sayesinde olabildiğince çok insan öldürmeyi, olabildiğince fazla zarar vermeyi, “yumuşak hedefler “i olabildiğince çok rahatsız etmeyi amaçlamaktadırlar.

Bir ülkede özgür seçim yoksa, yönetim özel sektörün çıkarlarını ön planda tutmuyorsa, bir de Washington’un çıkarlarına izlediği politikalar itibariyle ters düşüyorsa o ülke “Marksist” olarak nitelendirilmektedir.

“Marksist” ibaresi A.B.D.’nin siyasi lisanında manasına dikkat etmeden ve genellikle çarpıtarak kullanageldiği bir terimdir.

1987 Politzer Ödülü sahibi Charles Krauthammer’dir. Krauthammer A.B.D.’nin olaylann gelişimini dilediği gibi biçimlendirme gibi bir hakkının olduğunu ileri sürmekte, gereğini yerine getirmek için cesurca hareket etmesini tavsiye etmektedir.

Lewis, Libya’nın bombalanmasının ve 100 kişinin öldürülmesinin, Berlin’de gerçekleşen ve bir Amerikalının ölümüne sebep olan bombalama olayının cevabı olduğunu ileri sürmekte, bir Amerikalıya karşılık 100 Libyalının öldürülmesini makul karşılamaktadır. Bu durumda Nikaragua’ya A.B.D. kentlerini bombalama ve bir milyon
insanı öldürme hakkı doğmaktadır. Ayrıca, Berlin’deki diskotek bombalanması olayına Libya’mn karıştığı yolunda elde kesin deliller de mevcut değildir.

“Hintlilerden oluşan askeri birlikler Hindistan’ın İngiltere adına işgali işinde İngilizlerden daha fazla hizmet vermişlerdir .”

-İşgal tamamlandıktan sonra Hintlilerin kontrol altında tutulması işinde Hintli paralı askerlerden büyük ölçüde yararlanılmış­ tır. Kongo’da Kral Leopold’un komutası altındaki 20000 askerden olu­şan milli ordu yirmi sene içerisinde ülkenin nüfusunun 20 milyondan 10 milyona indirmeyi başarmıştır. Ordu; adam öldürme, talan etme, ırza geçmede dahil olmak üzere akla gelebilecek her türlü yetki ile donatılmıştı ve Nazi benzeri eylemleri ile kendi ülkesini, kendi insanının Belçika’nın hizmetine sunmuştu. Kongo’yu bir esir kampı haline dö­nüştürmüştü. Güney Afrika’da beyaz rejimler siyahlar arasından kendilerine ortakçılar seçiyorlardı ve bu işde hiç de zorlanmıyorlardı.
Bunların vasıtasıyla siyahları askere alıyorlar, beyazları çıkarları doğrultusunda kullanıyorlardı. Siyahlara karşı işlenen en büyük suç­larda bu siyah askerlerin ve polislerin doğrusu büyük emeği geçmiş­tir . Avrupa’yı işgal eden Naziler de aynı yola başvurdular, işlerini yürütmek için yerli ortaklardan yararlandılar. Hindiçin’de aynı takti­ği önce Fransa, daha sonra da A.B.D. kullandı. Bu oyun, imparatorluklann sıkça oynadıklan bir oyundur. Güney Lübnan’da İsrail kendi adamı haline getirdiği Lübnanlılar aracılığıyla zulmünü sürdürmektedir. Amerika kıtasının sömürülmeye başlandığı günden itibaren yerli halkın bir kısmının işbirliğinden yararlanılmıştır. Bunların vası­tasıyla kıtanın fethi tamamlanmıştır. Aynı oyun Filipinler’de ve Hind için’de tekrarlanmıştır. Yerli işbirlikçiler işe yaradıkları sürece baştacı yapılmış, işleri bittikleri an acımasızca bir kenara atılmıştır.
Hmong kabilesinin mensuplan Nikaragua’da CIA tarafından yönetilen operasyonlarda nice savunmasız inşanı katletmişler, vazife yapamaz hale geldiklerinde de kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır.

Karaib adalarında ve Orta Amerika’da da benzeri bir yol izlenmiştir. A.B.D.’nin siyaseti yerli halkı bastırmak için yerel orduları kullanmak olmuştur.

Teknik manada bir yerde demokrasi olması demek, o yerde A.B.D.’li yatırımcıların çıkarlarının emniyet altında olması demektir. Sermayenin yarınından emin olmadığı yerde teknik manada demokrasi mevcut değildir. A.B.D.’nde demokrasinin olması demek, iş dünyasının kontrolü altında bulunan siyasi ve ideolojik bir sistemin mevcut olması demektir

A.B.D., Üçüncü Dünya ülkeleri ile kıyaslanamayacak kadar askeri açıdan güçlüdür, fakat politik açıdan güçsüzdür. Bu durum A.B.D.’nin sü­rekli olarak başını ağrıta gelmiştir.

Yakın tarih, Duarte’nin El Salvador’unda terörün halka karşı bir silah olarak başarıyla kullanıldığını, elde edilen sonuçların A.B.D.’li seçkinlerin pek hoşuna gittiğini göstermektedir. Terör pek çirkinleştiği, yönetimi elinde bulunduranlar ne kadar pişkin olurlarsa olsunlar, devletçe sahiplenilemiyecek kadar rezilleştiği zaman suçun meçhul odaklara, A.B.D. tarafından desteklenen ılımlı güçlerin başa çıkamadığı kaynaklara yıkılması gerekir. Marksist gerillalar, ölüm müfrezeleri günah keçisi niyetine kullanılabilir.
Hedeflere varıldığında, teröre artık gerek kalmadığında terörist eylemlere son verilip “Bizimkiler bu işi de başardı, terörün kökünü kuruttu” diye öğünülebilir. Devlet terörü ile uygun ortam oluşturulduktan sonra serbest seçimler yapılabilir. Bu sonuç A.B.D.’de gerek şahinlerin ve gerekse güvercinlerin pek hoşuna gider. Özgür basın kimsenin
umurunda değildir. Basın yoluyla halka ulaşabilmek imtiyaz sahibi olmakla mümkündür. Bu da kimsenin umurunda değildir. Politik sistem içerisinde aktif olarak yer alabilmek seçkinlerin tekelindedir. Terör, mediamn çizgiye çekilmesini sağlamış, haddi aşmaya cesaret edemiyecek derecede gözünü korkutmuştur. Arzu edilmeyen politik alternatiflerin yaşama şansı yoktur. Ne hoşa gitmiyorsa onu “komünist” olmakla suçlayıp yok etmek modadır. Tüm bunlar terörist kültürün karakteristikleridir ve yalnızca Orta Amerika’ya özgü değildir.
A.B.D.’nin nüfuz alanı içerisinde kalmış, normlarının uygulanmasına engel olamamış her devletin başına gelen işler cümlesindendir.

1979 senesine kadar gerek Nikaragua ve gerekse İran, A.B.D.’nin adamı olan.zalim, barbar, iki eli de kanda bulunan hırsızlar tarafından yönetilmiştir. İran’ın başında bulunan Şah, 1953 senesinde CIA tarafından gerçekleştirilen bir darbe ile İran’ın başına sarılmıştır. Somoza hanedanı ise 1920’li yıllarda Deniz Kuvvetleri nin müdahalesiyle Nikaragua’da yönetimi ele geçirmiştir. Devrildikleri güne kadar A.B.D.’nin ve İsrail’in yardımıyla zulümlerini sürdürmüşlerdir. Nikaragua’nın ve İran’ın, A.B.D.’nin stratejik planlarında stratejik bir önemi vardı. 1979’da bu iki kuklanın kaybı, A.B.D.’nin derin derin düşünmesine sebebiyet vermiştir.

Orta Doğu uzmanı Senatör Henry Jackson’un da açıkça ifade ettiği gibi, bölgede A.B.D.’nin çıkarlarının daim kılınabilmesi için İsrail, Iran ve Suudi Arabistan (Suudi Arabistan derken-ülkenin yönetimini eline geçirmiş çok küçük bir azınlığı kast ediyoruz. Bu azınlık, A.B.D.’ine göbekten bağlıdır.) arasında bir ittifak oluşturulması son derece önemlidir.(294) İran’ın ortaklığının kaybedilmesi, İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki bağın kuvvetlendirilmesini gerektirmiştir.

İkinci Dünya savaşından bu yana Körfez’in ve civarında. bulunan petrol zengini bölgelerin mutlak manada kontrol altında bulundurulması, A.B.D.’nin hedeflerinden biri olmuştur. Tahran’daki köktenci rejim, hedeflerine ulaşabilir,
İslami milliyetçi çabaları sonuç verip bölgenin kaynaklarının kontrolünün bölge halkının eline geçmesini mümkün kılarsa, Batı’nın bu bölgede dilediğince at oynatabilmesi imkan harici olacaktır. Humeyni’nin çağrılarına koşmaya hazır Şii Müslümanların sayısının çokluğu, laik milliyetçi yönetimlerin başarısızlıklarıyla
birlikte boy veren hoşnutsuzluklar, mevcut dengeler için bir tehdit olarak orta yerde salınıp gezinmektedirler. Humeyni rejimi, Nasır dönemi Mısır’ının köktenci milliyetçi rejimi gibi A.B.D. çıkarlarına zarar verecek bir mecrada seyretmektedir ki, bunu Washington’un hoşgörü ile karşılaması olanaksızdır. A.B.D. ve İran’ın amaçlan birbirine açık­ça ters düşmektedir. Bir yolu bulunup İran’ın eski itaatkar günlerine
döndürülmesi şarttır. Bunda başarılı olunamaması durumunda Körfez’in kontrolünün deriz kuvvetleriyle ve civarda bulunan üsler vası
tasıyla temini şarttır. Üs temini işinde bölge ülkelerinden bazılarının gönülsüz davranması ise ayrı bir problemdir.

Temmuz 1981’de İsrail’den İran’a silah taşıyan bir uçak Sovyet sınırına yakın bir yerde Türkiye’ye düştü. Böylece A.B.D.’nin İsrail aracılığıyla İran’a silah sattığı ortaya çıkmış oldu.

İslam’a karşı bir Haçlı-Siyonist ittifakı kurulmuştur ve müslümanların aleyhindeki tüm olup bitenler bu ittifakın ürünüdürler.

-İsrail’in tam güvenliğini sağlamak için ABD tüm gücüyle Ortadoğu’ya yerleşmek istemektedir. Afganistan ve Irak’ın işgaliyle başlayan bu operasyonun bahanesini 11
Eylül olayları oluşturmuştur.”

-”Filistin topraklarının antlaşmalar ile Yahudilere bırakılabileceğini belirten veya Haremeyn’e “çağdaş Haçlıların” girişine cevaz veren fetvalar, “haçlıların iştahını kabartmaktadır.

-11 Eylül’ün 19 hava korsanından 15’inin Suudi vatandaşı çıkması, hiç de tesadüfi değildir.

Kıskaç altına alınacak bir Suudun gelecekteki politikalarını şekillendirmeye yönelik bir sinsi faaliyettir.[9]

MEHMET ÖZÇELİK

16-08-2018

 

 

[1] https://www.habervaktim.com/haber/551209/abd-karisti-eski-yardimcisi-trumpi-desifre-etti.html
[2] https://www.habervaktim.com/haber/551200/trumpa-cok-sert-uyari-incirliki-unutma.html
[3] Bak.FRENKLER ARASINDA 50 YIL.
[4] Bak.yirminci-yuzyilda-soykirim-ve-katliamlar.
[5] Soykırımları Unutma!.
[6] http://www.haber7.com/dunya/haber/2688998-israil-televizyonunda-asagilik-feto-teklifi
[7] https://www.risalehaber.com/iste-said-nursinin-tukurun-dedigi-anglikan-kilisesi-mektubu-265433h.htm
[8] Bak. EVANJELİZM VE TÜRKİYE PLANI.Yasin YAYLAR.
[9] A.B.D. TERÖRÜ-(Terörizm Kültürü)-Noam Chomsky-Türkçesi: Taha Cevdet.

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 25 Ağustos 2016 Perşembe

No ResponsesAğustos 16th, 2018

Yoruma kapalı .