İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE TÜRKİYE

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE TÜRKİYE

OSMANLI TOPRAKLARINDAN BİR İNGİLİZ TİLKİ SÜRÜSÜ GEÇTİ

İngiliz gizli belgelerinde Türkiye için şu hesaplar yapılır;[1]

Sayfa No: 8 Belge: 9- 25 Ocak 1898
Markiz Salisbury’den Sir. N. O’Conor’a. (Gizlidir)

Bizim kanımıza göre; Çin ve Türk İmparatorlukları öylesine zayıftır ki, bütün hayati konularda bizim hariciyemizin öğütlerine tamamen uyacaklardır. Ancak ingiltere ve Rusya öğütlerde bulunurken hep birbirlerine zıt hareket ediyorlar. Şayet Rusya ile anlaşırsak bunda her iki memleketin ortak çıkarları vardır. Kendimi hiç bir kayda bağlamadan gerçekleri teslim etmek icin şöyle söyliyebilirim: Türkiye’nin Karadeniz’e çıkan boğazları ve Bağdad’a kadar olan Fırat vadisi Rusları ilgilendirir.
Diğer taraftan Türkiye’nin Afrika toprakları ve Bağdat’tan aşağıda kalan bölümleri bizi ilgilendirir; buralarda ingiliz çıkarları vardır.
Aynı şekilde Çin’de de Hoango vadisi ve Kuzey Yangtze vadisinde ortak çıkarlarımız vardır.
Şayet biz iki memleket birbirimizle anlaşır ve ortak hareket edersek cok iyi olur. Çünkü bu iki memleket söz konusu bölgelerdeki kendi çıkarlarından haberdar değiller. [2]

-Sayfa No: 208 Belge: 254     26 Mayıs 1899
Markiz Salisbury’den Anthopoul Paşa’ya…
Sizin, Majestelerinin Hükümetine ve Fransız Cumhuriyetine yolladığınız notaları almak onuruna eriştik. Majeste Sultanın Devletinden elde ettigimiz toprakları derhal geri verecegiz. Mısır’a gelince Majestelerinin hükümeti burada kalmak kararındadır.[3]

(Çünkü orada büyük menfaatları ve kontrolleri bulunmaktadır. Bırakmak istemiyorlar.)

-Ortadoğu Avrupalı emperyalist devletlerin dünyayı kontrol amacıyla yaptıkları büyük çekişmelere sahne oldu, bu bölgenin zengin doğal kaynakları, Uzak doğunun ticaret yollarını kontrol eden stratejik değeriyle birleşince, batılıların onu derhal yutmak istedikleri büyük bir ödül haline geldi. 1889 da Alman İmparatoru II nci William’ın İstanbul’u ziyareti Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlangıcı oldu, Bu ziyaret emperyalist Almanya’nın Ortadoğu’ya duyduğu ilginin bir kanıtıdır
Almanya birliğini çok geç elde etmişti. 1871 de Almanya siyaset sahnesine çıktığı zaman dünyanın kıymetli kolonileri çoktan paylaşılmıştı. 1886 da bir Alman bilim adamı:

-Doğu ihtiraslı milletlerin denetimine girmeyen tek yerdir, kolonileşmek için şahane bir alandır, eğer Almanya bu firsatı kaçırmazsa, dünyanın paylaşılmasından en iyi payı almış olacaktır” dedi. Bu düşünce Kayzer’in dikkatini Ortadoğu’ya çevirmiştir. Kayzer Türklerin desteğini sağlamak için:
·Dünyada yaşıyan 300 milyon islam Almanların kendilerinin dostu olduğunu bilsin» dedi. G.P. Gooch Modern Avrupa tarihi s. 262 de bu ziyaretin sonucu olarak
Haydarpaşa garı bir Alman firmasına yaptırıldı ve bunu Bağdad demir yolu izledi. Bu yolun geçtiği yerler dünyanın en önemli yerleriydi, zengin maden stokları, zirai maddeler ve stratejik önemi vardir. Avrupalı devletlerin bu yolu denetimlerinde tutmalarında hayati çıkarları vardır, der. [4]

-Sayfa No: 228- Belge: 213 – 26 Mart 1906
Sir E. Grey’den Mr. S. Rice’e :
Rusya, bizim Japonya’yla birlikte Türkiye’-nin toprak bütünlüğüne teminat verdiğimizi sanıyor. Biz hiç bir şekilde Türkiye’nin toprak bütünlüğüne güvence vermedik. Bu konuda Ruslara istedikleri her türlü güvenceyi vermeğe hazırız. [5]

-Tüm bu ingiliz gizli belgelerine baktığımızda saraydaki durumdan tüm islam ülkelerine kadar olan bağlantılarımızı verdikleri raporlarla bizden daha iyi bildiklerini, haberdar olduklarını göstermektedir.

Saray erkanının tüm özelliklerini ve bağlantılarını çok iyi fişlemiş ve işlemişler.

Bu raporda; “Türk kızların tahsili ise çok kötüdür. Hiç bir işe yaramayan Fransız romanlarını edebiyat diye öğrenirler.” [6]

-“Hristiyan çocukları için ise Fransız, ingiliz, Amerikan ve italyan okulları vardır. Bulgaristan bugünkü mevcudiyetini bu okullara borçludur• sözü bu okulların etkisini göstermek bakımından gerçeğe en yakın ifadedir.[7]

-“Türk askerinin çok büyük ismi olmasına karşı bu yeteneklerini yeniden gösterecekleri şüphelidir.
Türk askeri birçok kez malzemesiz, yiyeceksiz, ayakkabısız, barınaksız, yaşamış. Yürümüş ve savaşmıştır.[8]

-“İngiltere Ortadoğu’dan elde ettiklerini kaybetmek üzeredir. Bir iş ya yürümeli ya da çökmelidir. Yerinde duramaz. Diğer devletler ilerlerken ingiltere geriliyor, gözümüzü açalım ve gerçekleri görelim; Alman ve Fransız etkisi doklara, rıhtımlara ve tramvaylara girmeğe başladı. [9]

-“Son bir kaç yıldan beri Türkiye’nin içinde ve dışında genç Türkler denilen ihtilalci bir hareket vardı. Sultan kurduğu çok kusursuz casus örgütü ile bu hareketin halka yayılmasını önledi. Türkiye’de her hareket, her söz kontrol edildi, bütün Türkler bundan ıstırap çektiler.

Bu hareketi yapanlar ordu kendi taraflarında olursa başarılı olacaklarını, aksi halde başarı sağlamalarına imkan olmadığını biliyorlardı.[10]

-Nitekim 1960 ihtilalinden itibaren ordu ele geçirilmiş ve on yılda bir orduya halkın içindeki isyancılarla beraber darbe yaptırılmıştır.

-“1908 ihtilaline Çeşitli Devletlerin Tepkileri;
İngiliz gazeteleri: Yeni hükümetin başarısı olanaksızdır. Türkler için parlementer hayat gülünç bir şeydir.
-Alman Basını; Türkiye’de anayasa uygulanırsa Mısır ve Hindistan da birer anayasa istiyeceklerdir.
-Avusturya Basını; Türkiye’nin kuvvetlenmesi Avusturya’nın çıkarlarına aykırıdır, özellikle sarayın ticaret meselelerindeki hissi davranışını yeğleriz.
Rusya’da; Oldukça sempatik karşılandı. Özellikle Balkanlardaki kritik durumdan çok memnunlar. Büyük elçileriyse bu işin yürümiyeceği kanısında.

Bulgaristan’da; iyi karşılandı çünkü ingiltere’nin istanbul’a daha çok nüfuz etme olanağını bulup kendilerine daha fazla yardım edeceğinden emin görünüyorlar.
Yunaistan’da; Halk ve basın çok neşeliydi. Bu olay Helen ırkının Türkler’e olan üstünlüğünü göstermişti. (Belge No. 19)

Bu hareketin özelliklerinden biri de Türkiye’yi bir türlü düzene sokamayışıdır.[11]

Osmanlının yıkılışını bekleyen sırtlanlar kendi paylarını alma sevinci içerisindeler.

Ancak üzüntü verecek olan taraf ise; ihanetin şimdilerde de olduğu gibi içeriden olmasıdır.

O gün manda devleti olmayıp isteyenler gibi, bu günde Abd- nin bir manda devleti olmayı isteyen nasipsizler bulunmaktadır.

-“ Sayfa: 30 :Doğu Anadolu’da Majestenin konsili tarafından verilen raporda durum olduğundan karanlık gösterilmiştir. Van, Ermeni ihtilalcilerinin merkezi haline geldi. Şubat ayında bu şehirde büyük sayıda silah ve cephane ele geçirildi. Ermeni fedailer dinamitle yirmi askeri öldürdüler. Mart ayında da elli kişiyi öldürdüler. Bunun üstüne Türk otoriteleri harekete geçtiler. Vali on sekiz Ermeni lideri yüz adamı tutukladı. iki yüz kilo dinamit ve silah ele geçirdi. Fedailer çok güzel örgütlerle Türk otoritelerini tehlikeye koyuyorlar. Hareketleri gayet hesaplı bir genel katliam gayesi taşıyor. Bütün bu işler aynen köylerde de yapılıyor. Tutuklamalar üstüne diğer ihtilalciler kaçtılar. Bütün bu durumlarda Türk otoriteleri gayet sakin hareket ediyor. [12]

İngilizler doğuyu köyleriyle beraber bizden daha iyi biliyor desem yeridir.

Kimi ve kimleri, neyi ve nereyi harekete geçireceklerine çok iyi vakıflar.

Çünkü yıllardır araştırmacı, papaz, gezici, petrol arayıcısı adıyla doğuyu karış karış gezdiler.

Amcam 1950-den beri Adıyamanın ilk fotoğrafçılarındandır.

O yıllarda Alman bir karı koca masumane bir seyahatta bulunduklarını ifade ediyorlar.

Bir gün çektikleri manzaraların filmi yerine yanlışlıkla bulup sakladıkları tarihi eserlerin filimlerini veriyorlar.

Amcam da bunu valiliğe haber vererek son anda kaçırılacak eserlere el konuluyor.

Bu yüzlerce belgeden sadece birisi…

-“ Cilt 262, Yıl: 1909, Sayfa: 759
Eski bir diplomat ; İngilizler Türk düşmanı hristiyanlara iyi davranır, Türk köpeğini dövmek için her kırbaç mübahtır, derdi. Londra’daki Türkler için olmayacak yalanlar uydururdu. Ön Asya’da zengin madenler, izmir’de altın gümüş var. Kürtler Diyarbakır ve Musul da huzursuzlar. . . . . .
-Yıl: 1911, Cilt: 267, Sayfa: 50.
GENÇ TÜRKİYE ve Üçlü anlaşma.
Anadolu’da Ermeni bölgelerinde güçlükler yayılabilir, bu bir iç harbe dönebilir, bu iç harp genç Türkleri alaşağı edebilir. [13]

-“ Yil: 1911, Cilt: 271, Sayfa: 241,
H. N. Bralsfrod-
(Arnavutlukta milliyet hislerinin nasıl yaratıldığını anlattıktan sonra)

Türkler anayasa kurarak Avrupanın karışmasından ebediyen kurtulacaklarını sandılar. Türk olmayanların kurtarılması bizim görevimizdir. Örnek olarak Arnavutluğu verebilirim. Yakında harbe girip özgürlüklerini alacaklardır.
Sonuç olarak şunu söyliyebiliriz. Türk imparatorluğu bitmiştir. Zaten onun kaderini Abdulhamid çizmiştir. [14]

İngiliz gizli belgelerinde Türkiye 1819-1939 yılları arasındaki 311 sayfalık bu belgelerde her konuda bir gölge gibi takip edildiğimiz, hangi gazetelerde lehte ve aleyhte çıkan yazılar ve devletlerle yapılan yazışmalara varıncaya kadar her şey jurnallenmiş.

Gelişmelere göre de tavırlar alınmış ve planlar yapılmış.

Ve çok rahat şu hükme varabiliyorlar;

-“ Bize göre Avrupa sulhu küçük Balkan devletlerinden çok İstanbul’daki anarşi yüzünden tehlikededir. [15]

-“ 21 Şubat 1911.
Sir G. Lowher’den Sir E. Gry’e :
İstanbuldaki krizler devam etmekte, Mahmut Şevket kabinedeki aşırı insanları temizlemeğe çalışmaktadır. Tanin gazetesi yazarlarıdan Hüseyin Cahit ve ismail Hakkı gibi yazarlar yeni kabinedeki maliye ve dahiliye bakanlarından takdir ile bahsetmektedirler. [16]

Size bir şey söyleyeyim mi?

Sakın kimseye bahsetmeyesiniz;

Eğer yüz sene sonra benim bu yazımdan da bahsederlerse şimdiden torunlarınıza söyleyin şaşırmasınlar!!!

-“ Türkiye’de Amerikan Protestan misyonerleri:

Ortadoğuya Misyonerler müslümanlar ve museviler için gitti. Ancak üç faktör yüzünden çalışmalarını Hristiyanlara yönelttiler.
1- Müslümanları Hristiyan yapmanın zorluğunu gördüler.
2- Yerli Hristiyanların arasında çalışmalarının parlak sonuçlarını anladılar.
3- Hristiyanlığın o günkü haliyle isa’nın gerçek dinini temsilden uzak olduğunu gördüler.

Misyonerler bütün çalışmalarını Rum ve Ermenilere yönelttiler. Başlangıçta Ermeni kilisesi buna direndi, ancak 1850’de Türk hükümeti Protestan Ermeni kilisesini tanıdı. Amerikan misyonerlerinin en büyük başarısı kolejler vasıtasıyla oldu. İstanbuldaki
kolej 1840’ta Cyrus Hamlin tarafından kuruldu sonradan Robert Koleji adını aldı. ilk talebelerinin hemen hepsi Ermeni gençlerindendi. Bir kaç yıl sonra boğazdaki şahane yerine geçti. Bu koleji bitirenler zamanla bir çok milletin lideri durumuna geldiler. Buradan çıkan Bulgar ögrencileri Bulgaristan’daki milli hareketin başına geçtiler. Bu örgüt Türk ihtilali sırasında çok zorluk çekti. İstiklal harbinden sonra milliyetçiler misyonerlere cephe aldı ve sadece 6 tane misyoner doktor bırakıldı.. . . . .
Türkiye’de Amerikan Misyonerleri Kapitulasyonlardan yararlanan Amerikan misyonerleri Osmanlı devletine karşı çalışıyorlardı. Bunlar Ermenilerin Gregorian kilisesini protestan yapmağa uğraşıyorlardı. Amerikan protestanlarına göre müslümanlar kafirdir, bu yüzden onların aleyhine sistemli propağanda yapıp insan kasabı oldukları efsanesini yayıyorlardı. Ermenilere ise yapay evliyalık payesi veriyorlardı. (The Rebirth of Turkey Clair Price)

-Ön Asya’da Amerikan Misyonerleri:
Misyonerler tamamiyle din etkisinde kalarak Ermenileri müslümanlara karşı hazırladılar, dinamit yapmasını ögrettiler ve her fırsatta onları islamlara karşı kullandılar. [17]

Abd işgal etmek için önce ortamı hazırlayıp düşman üretiyor, diğer bir ifadeyle tavşana kaç tazıya tut, yöntemiyle avlama yapıyor.

-“ Jagow’a göre Türkiye’nin parçalanması üç yoldan olabilir.
1 Adalarda ve Anadolu’da yaşayan Rumlar kanalı ile,
2 Bulgarlann Çatalca hattını geçip İstanbul’a yürümesiyle.
3 İstanbul’da başlayan sıkıntılar sonucu Anadolu’da ayaklanmalar ve Asya Türkiye’sinde katliam ile. . . . . . [18]

-“ Sayfa No: 501 Belge: 562  – 22 Haziran 1913
Sir E. Grey’den Lord Granville’ye
Alman hükümeti Asya Turkiye’si konusunda planlarını bana verdi. Alman hükümeti Ermeni reformlarmda Rusları tatmin edecek projeyi iyi karşılıyor. Ancak altı ilin birleşik bir Ermenistan için ayrılması Asya Türkiyesi’ndeki diğer ırkların da ayrı
yolu tutmasına neden olacaktır, bu nedenle Türklerin verdiği projeyi de incelemek ve bu yürümediği durumda değiştirmek uygun olur, diyorlar. . . . . . [19]

-“ Belge 567’ye Mr. Fiturice’in eki:

Hint Müslümanları İngiltere’nin aldığı sert kararlardan rahatsızlık duyuyorlar. Bu Ermeniler için çok kötü olabilir. Eski Sultan arada bir Panislamizimden bahsederdi, ben bunun tamamen bir blöf olduğunu biliyorum. Şimdiki idareciler daha modern. . . . . . Eski süvari birliklerinde Ermeni ve Kürt subaylar vardı, Şimdi bunların işlerine son verildi. Biz bunları Ermeni ve Kürt bölgelerinde kullanabiliriz, bu çok normaldir. . . .[20]

-“ Sayfa No: 301 Beige: 211 – 26 Haziran 1919
Lloyd George’den Memerandum :
1 – Arapça konuşan her yer Osmanh İmparatorluğundan alınmalı ve manda haline getirilmelidir.
2 – Fransızlar Suriyenin mandasını, İngilizler Mezopotamyayı, Amerika ya da, ingilizler Ermenistanı, boğazları ve istanbulu, italyanlar belki Kafkasyayı alacaktır.
3 – Filistinde Sionist politika buranın ekononik gelişmesine çok yardım eder.
4 – Fransızların Anadolu sahillerinden alacakları yerler İtalyanları çok kızdırabilir.
5 – Türkler Anadolunun büyük bir kısmına sahip olacaklar, fakat Avrupada hiç bir toprak sahibi olamayacaklardır. Türklere boğazlarda ve denizlerde hiç bir yer verilmiyecektir.
Türklerin manda yapılmasını istememin nedeni nasıl olsa ilerde bizden ekonomik yardım isteyeceklerdir. Onları Osmanh İrparatorluğunun bir parçası ya da zaptedilmiş bir koloni olarak kabul etmeyelim.
Bulgaristan yada Macaristan gibi düşünelim daha iyidir. [21]

-“Sayfa No: 678 Belge: 451 – 10 Haziran 1919
Amiral Si A. Cathorpe’den Lord Curzon’a:
Binbaşı Noel Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa bundan büyük faydalar sağlıyacağını söylüyor. Bunlar İstanbul’da Abdulkadir ve Bedir Han ve daha az önemli bazı kimselerdir. Bunlar şüphe uyandırmamak icin Noel’den ayrı olarak Kürt bölgelerine gidecekler. Türkler sulh konferansına Kürtlerin de getireleceğinden korkuyorlar. Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı ama Noel bunu sağlalayacağından emin. [22]

-“Sayfa No: 693 – 21 – Belge: 464 –  Temmuz 1919
Mr. Hohler’den Si E. Tilley’e :
Benim problemim Kürtler. Noel Bağdad’tan buraya geldi, çok iyi bir insan, çok güçlü biri, fakat diğer bakımdan da Kürtlerin peygamberi olmak istiyor. Kürtler gibi kimse yoktur, onlar çok asil, çok iyiler diyor. Ermenilerin ise değersiz ve hilekar oldukları görüşünde. Kürtler hiç Ermeni öldürmedi, aksine onları korudular, fakat Ermeniler Kürtleri öldürdüler, diyor. Korkarım ki Noel bir Kürt Lawrence’i olabilir.
Mezapotamya şimdi bizim olacağına göre ona bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Abdul Kadir ve onun gibilerle konuştum. Onlara
etki edebilmek için bizde Türklere hile yapıyoruz diye belki beş defa tekrarlamak mecburiyetinde kaldım.
Ancak Kürtlere fazla güvenilmez. Majeste’nin Hükümetinin amacı Türkleri azami derecede zayıflatmak olduğuna göre Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plan degil. [23]

-“Sayfa No: 704 Belge: 469
29 Temmuz 1919
Amiral Sir A. Cathorpe’den Lord Curzon’a
Beyazıt ve Kara Kilisede on bin Kürt Ermenilere karşı ayaklandı. Biz şimdi çok garip bir durumdayız. Bu uzak bölgelere ve bu kuvvetlere karşı bir şey yapamayız. Sulh şartları müslümanların çok aleyhine ve hristiyanlarm çok lehine olması üstelik
Büyük Ermenistan hakkındaki söylentiler, Kürtleri Türklerin yanına itiyor. . Sh.193

-“Sayfa No: 734 –  Belge: 488 -18 Agusos 1919
Mr. Balfour’dan Lord Curon’a ;
Mr. Polk ile yaptığım konuşmadan öğrendiğime göre Amerikan Senatosu bütün  Türkiye’nin mandasını kabul edecek.

-Sayfa No: 735 –  Belge: 492 -19 Agustos 1919
Amiral Webb’den Lord Curzon’a :
Amerika, Trabzon ve Erzurum’u içine alan bir
  Ermenistan’ı himaye edecek. Geri kalan dört ili de bir Kürt Devleti olarak ingilizlerin himayesine bırakıyor.
Ben Amerikan misyonerlerinin tehlikeli hareketlerinden korkuyorum, din etkisinde kalıp halkın büyük çoğunluğunu teşkil eden müslümanlara kötü davranacaklardır.[24]

-“Sayfa No: 742 – Belge: 498  -27 Aguslos 1919
Mr. Hohlcr’dcn Mr. C Kerr’e :
Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez. Kürt sorununa verdiğimiz önem Mezapotamya bakımındandır. Diğer taraftan Wilson beni korkutuyor ajanları devamlı hatalar yapıyorlar. Noel’e gelince fanatiğin biri. Ermenistan’ın ve Kurdistan’ın sınırlarının kesin olmadığı konusunda sizle aynı fikirdeyim.[25].

-“Sayfa No: 745 Belge: 501 – 31 Agustos 1919
Mr. Balfour’dan Lord Curzon’a:
Amerikalılar Türkleri tehdit ederek Ermenilere birşey olursa kendilerinin de son adamlarına kadar ortadan kaldırılacağın söylüyorlar. [26]

-“M. Cambon Turkiye’de 7 yıl kalıp Abdulhamid’e mali reform planları yapmıştır. Cambon-a göre, Türklerin mali kontrolü mümkündür. Türklerden hiç kimse bu işi anlayamaz, dolayısıyla sesleri çıkmaz.

Sayfa 58: Türkler yabancı kontrolünü kabul  ederler. Türk memurların maaşlarını aldıkları sürece sesleri çıkmaz. Mr. Cambon’a göre Biz bu durumdan yararlanarak Türkleri mali ve idari kontrole alırsak durum her bakımdan düzelir. . . . . . Müttefiklerin Türkiyede çok önemli mali ve politik çıkarları vardır.
Boğazları kontrol edip para alsak yılda bir milyon sterlin toplarız. [27]

-“ Sayfa 178 Türkleri yatıştrmak için izmir üstündeki isteklerini kabul etmiş görünelim. Yunanlılar daha fazla asker çıkartsınlar, sonra Türk isteklerini kabulden vazgeçeriz. [28]

-“ Sayfa 1 9 1 – İtalyan S. Nitti, Türklerin bütün arazilerini ellerinden aldık, bari ağır borç altına sokmayalım, diyor.
Sayfa 231 – İzmir’e bir Türk bayrağı asarak Türk varlığını kabul etmiş görünelim, diyorlar. . . . . .
Sayfa 258 – Venizelos, Türk bayrağı şehrin dışına asılsın. Giritte’de Türk bayrağı ada dışında bir kayalıkta asılıydı, diyor. . . . . .
Sayfa 258 – İngiltere Kürt devleti kurmak istedikleri bölgede çok fazla  maden olduğundan eminler. . . .

-“ Sayfa 280 Lord Curzon, Erzincanın da Ermenilere verilmesini, Karadenizde de, bir Lazistan kurup Ermenilerin mandasına vermek istiyor, bu teklifi diğer delegeler tarafından kabul edilmiyor. [29]

-“ Lloyd George, Sultana şöyle deriz: Biz bütün etleri alıyoruz sen de bir kaç kemikle yetin. Gerçekte Türkiye’den geri ne kaldı? En zengin, en verimli topraklarının hepsi ve imparatorluğun yarısı gitti. Bütün bunlara ilaveten boğazlar işgal edildi, üstelik bütün masrafları da Türkler ödeyecek. Simdi Sultan’a müjde verir gibi seni İstanbul’da bırakıyoruz, demenin anlamı var mı?

Mustafa Kemal’e gelince, Yunanlılar hariç Türkler herkesden dayak yediler. Kendilerinin 1 /3 i kadar olan Bulgaristan tarafından bile dövüldüler. Türklerin şöhreti yalancı bir şöhrettir ve müttefikler hala bu şöhretten dehşet duymaktadırlar. İngiltere kendi payına düşeni yapmağa hazırdır. Türklerle ancak savaşarak başarılabilir. [30]

-“ Sayfa No: 642 Belge: 71’e ikinci ek – 25 Mart 1920
Gelecekteki Ermeni devletinin kurulması hakkında rapor:
Ardahan, Batum ve imer vadisi verilecektir. Ermenistan’ın Kürdistan ve Türkiye’yle olan sınırı şöyledir: Karadeniz’de Yan batı deresinin bir kilometre batısı, Erzurum’da Zelfek dağına kadar olan yer, Güney batıda Hatap dağı, Erzurum ilinin batı sınırı, Karasu, Paluk çayı, Bağır Paşa çayı, Büyük Sultan Su, Aktaş. Masla Deresi, Murat Suyu, Güldere, Bitlis Suyu, v.b. [31]

-“ Lloyd George ve Lord Curzon, biz Türk meselesine çok fazla para sarf ettik bu bakımdan Amerika’-dan önce kendimizi düşünürüz, tezini savundular. [32]

-“ Sayfa No: 139 Belge: 13
Aynı toplatı.
Lloyd George, eğer Erzurum’suz Ermenistan olacaksa bu hiç bir zaman bir Ermenistan olamıyacaktır anlamına gelir, dedi. [33]

-“ Mütarekeden beri Amerikalı servet avcıları dünyanın her yerinde faaliyettedirler. Bunlardan en önemlisi Chester isimli ve hükümetçe de desteklenen bir firma doğal kaynakları 10 milyarın çok üstünde olan Turkiye’de haklar elde etmeğe çalışmaktadır. (Emperyalizm ve milliyetçilik s. 79)
Türkiye işgale uğrayınca Amerikan kapitalistleri de bu yağmadan hisse kapmak için İstanbul’a doldular. (The Rebirth of Turkey, Clair Price S. 125)
…… 1914 yılında pek az Amerikan vatandaşı Türkiye’ye ilgi duyabileceğimizi düşünebilirdi. 1920 de Amerikan Devlet Bakanı Bainbridge Colby, Lord Curzon başkanlığındaki İngiliz hükümetini uyararak Amerikan halkının Mezapotamya’ya ilgi duymakta olduğunu anlattı. Petrol meselesi çok önemliydi ve Amerikanın çıkarları buradaydı. [34]

 

İNGİLİZ BELGELERİNDE KÜRDİSTAN[35]

İngiliz kürdistan ve hatta Türkiye rejiminin entrikasını doğudaki olayları kışkırtmakla başlar. Bunun başlangıcını 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanı alır.

İngilizler İsrail devletini kurdurdukları gibi, onların güvenini sağlayıp devam ettirmek amacıyla da özellikle ve özellikle bir kürt devletinin kurulmasında ısrarla çaba göstermişlerdir.

Bu amaçla doğuyu karış karış ajanlarıyla gezmiş, her yeri aşiret reisleriyle görüşerek çok iyi tanımaktadırlar.

Bu aynı zamanda İsrailin Vadedilmiş toprakları elde etmesi için bir köprü vazifesini de görecektir.

“FO 371/4191 Belge No: 16746 – 30 Ocak 1919

Askeri İstihbarat Şefi Dışişleri Müsteşar Vekiline selamlarını sunmakta ve kendisini Paris’teki İngiliz misyonundan 17 Ocak tarihinde alınan mektup hakkında bilgilendirmeyi istemektedir.
M. Picot (Fransız yetkilisi -çn.), 12 Ocak tarihli telgrafında “Musul’u da içerecek bağımsız bir Kürt Emirliği’nin kurulması ve bu bağımsız devletin Britanya mandasına verilmesi,” şeklindeki öneri hakkında Sör Mark Sykes’in kendisini bilgilendirmiş
olduğunu belirtmektedir.
M. Picot bu planı, Fransız çıkarlarına ters düştüğü, Keldani ve Nasturiler gibi geleneksel olarak Fransa tarafından himaye edilmiş halkları zarara uğratacağı gerekçesiyle göz önüne almayı reddetmiştir.[36]

– FO 371/4191 Belge No: 56928 – 12 Nisan 1919

Bağdat Siyasi Kısmı, 9 Nisan 1919
(Kahire, İstanbul, Simla (Hindistan -çn.) ve Tahran’a tekrar edilmiştir.)
Diyarbekir’in doğusundaki aşiretler arasında İngiliz karşıtı bir kışkırtmanın yürütülmekte olduğu gittikçe sarih hale gelmektedir. Çelişkili çeşitli haberlerden aşağıdaki olgular ortaya çıkmaktadır:
1. Önderleri a) Seyid Abdülkadir ve Seyid Taha’nın kardeşi,
b) Doktor Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif ve Bedirhan’ın oğulları olan hareketin beyni İstanbul’dadır.
2. Kışkırtıcılar telgraf kullanımına ve Mardin ile Diyarbekir’deki görevlilerin desteğine sahiptirler.
3. Bildiriler yoluyla etkinlik göstermektedirler.
4. Ajanları oldukça etkindirler; Halep, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Musul, Büyük Zap ve diğer yerlerde çalışmalar yürüttükleri bilinmektedir.
5. Hareket önemli başarı göstermektedir. Hareket sonucunda Halep, Midyat, Azeh, Goyan, Zaho’nun kuzey kısmında ve doğuya yayılan yerlerde karışıklıklar yaratan, bir Pankürt ve anti Hıristiyan hareket biçimine bürünmektedir.
6. Hareket şimdiden bir İngiliz subayının ölümüne ve Asuri mültecilerin dönüşünün süresiz bir şekilde ertelenmesine sebep olmuş görünmektedir.
7. (Hareketin -çn.) Bedirhan’ın oğlu Süreyya’nın başında olduğu bir Mısır şubesi vardır.
8. Eğer genel merkezle alakadar olunursa tüm hareket bir anda çökertilebilir; ancak alakadar olunmadan daha fazla ilerlerse hareket ilerde genel merkezsiz de yürüyecek bir düzeye erişebilir. (…)[37]

– Viranşehir ziyareti günlüğü, 11-18 Mayıs 1919.
11 Mayıs: Mutasarrıfın sağladığı 4 zaptiyenin refakatinde Urfa’dan hareket edip saat 14.45’te Karacaviran’a vardık.
12 Mayıs: 11.30’da Siverek’e vardık. Bir eskort ayarlayacağını söyleyen mutasarrıfla görüştüm. At sağlayamayınca, katırları önerdi. Beni gördüğüne pek memnun olmuş gözükmüyordu, ancak nazikti. Kırvar aşireti reisi Mahmut Efendi’den bizim için at sağlayan Zaza Kürtlerinin reisi Cudi Paşa tarafından mü­kemmel bir şekilde ağırlandım. Hepsi Kürt olan birçok resmi görevliyle ve yerel kişilerle görüştüm.
13 Mayıs: Siverek’ten ayrıldık ve 16.30’da Kırvarlardan Eyyüp Hoca’nın evine vardık. Beni çok iyi ağırladı ve bol bol siyaset konuştuk.
14 Mayıs: Saat 18.30’da Viranşehir’e vardık. Mahmut Bey’in evinde İbrahim Paşa’nın kardeşleri tarafından karşılandım. Oldukça dostaneydiler ve istediğim tüm bilgiyi vereceklerine söz verdiler. Daha çok Kürt ulusalcılığı üzerine ve nefret ettikleri Türkler hakkında konuştuk.
15 Mayıs: Sohbet ve öğlen yemeğinden sonra çadırdan çıktık. 1.5 saat güneye gittik; bundan önce bütün yerel görevliler saygılarını bildirmek üzere geldiler ve bunların birkaçı bizimle geldi. Öğleden sonraki görüşme çoğunlukla Barış Konferansı ve Milletler Cemiyeti üzerindeydi.
16 Mayıs: Sağanak yağmur; dolayısıyla ayrılış ertelendi. (…)
Akşam yemeğinden sonra Mahmut beni yalnız olarak bir odaya aldı ve gizli olarak konuştuk.
17 Mayıs: Ayrılırken Mahmut Bey 1-2 mil refakat etti; bundan sonrasını 8 aşiret üyesi, kaymakam tarafından sağlanan 1 Türk görevlisi ve 5 zaptiyenin eşliğinde devam ettik.
18 Mayıs: Saat 16.30’da Urfa’ya vardık.
imza-Yüzbaşı C. L. VVoolley.”
[38]

– MAHMUT BEY’İN MEKTUBU
Ekselansları Britanya Generali, Halep.
Saygılarımı sunduktan sonra, Yüzbaşı VVoolley’in buraya geldiğini ve kendisinden çok memnun kaldığımı belirtmek isterim.
Yüzbaşı, Britanya hükümetinin Milli ve komşu aşiretlerin Urfa bölgesindeki İngiliz birliklerine saldırıda bulunmak üzere toplantılar yaptıkları yolunda haberler aldığını ve kendisinin bu konuyu soruşturmak üzere gönderildiğini belirtti. Bu haberler doğru değildir. Böyle bir şeyi asla düşünmedik, çünkü böyle şeylerin ateşkes döneminde yapılması imkansızdır.
Babam zamanında Britanya hükümetiyle özel dostluğumuz vardı; ve şimdi biz sizden iyi niyet bekliyoruz. Bu tür iftiralara kulak asmamanızı istiyoruz ve bundan sonra herhangi birileri bizim hakkımızda bir şeyler söylerse bize bildirmenizi istirham ediyoruz. Size gerçeği bildireceğiz. Britanya hükümetine karşı hiçbir kötü niyet beslememekteyiz. Ancak eğer Anezeh, Bin Hazeyl veya İbn Muheyd gibi aşiretler sınırlarımızdan içeri girerlerse bunu yapmalarını engelleyeceğiz. Buna izin vermeyiz, çünkü bunlar her zaman disiplinsizdirler ve yalnızca karışıklık çıkarırlar.
Tüm kardeşlerim ve aşiretlerimin şeyhleri saygılarını iletirler.
Milli Aşiretleri Reisi Mahmut Bey ibn İbrahim Paşa”
[39]

– Hindistan Bürosu’ndan Dışişleri Bakanlık Müsteşarı’na,
Mezopotamya: İngiliz-Kürdistan İlişkileri
A. Ateşkes Öncesi Olaylar:
1. Kürdistan’la ilişkimiz 1917 yılında kuruldu; bu tarihten ateşkese kadar olan süreçte izlenen politika sadece askeri kaygı­lardan esinlendi.
2. Bağdat’a varışımızdan kısa bir süre sonra, Hanikin’deki en nüfuzlu Kürt olan Mustafa Paşa Bajlan, yardım istemek üzere bize geldi, (söylediğine göre -çn.) Ruslar bölgeyi yağmalamakta ve yıkmaktaydılar; bizzat kendisi soyulmuş ve küçük düşürülmüştü; kendilerini temin edecek bir şey yapılmazsa, Türk zulmünden kurtulmak için oldukça istekli olan Kürtler, bu yeni ve daha vahşi baskıdan kurtulmak için, ağırlıklarını, eski efendilerinin (Türkler -çn.) tarafına koyacaklardı. Ancak Ruslar çekilene ve Türkler de Diyala’dan dışarı atılana değin hiçbir şey yapılamadı. Bu da 1917-18 kışındaki saldırıda başarıldı.
Hanikin ve daha sonra da Kıfri ele geçirildi, aç insanlara yardım edildi, tarım canlandırıldı ve halkın desteği bize çevrildi. Korkunç acılar çekmişlerdi. Yiyecek o kadar kıttı ki yenebilir her kalitedeki buğday, arpa ve darı hepsi aynı fiyattan satıldı.
Haberleşme kanallarımızın aç haydutlarca tahrip edilmemesi için bir hükümet kurmak gerekiyordu. Aceleyle tohumluk getirildi ve sivil bürolar açıldı. Kendimizi bir yönetim oluşturmaya adamıştık.
1917 baharının sonunda, harmandan hemen önce, Türklerin Kerkük’ten atılmalarına karar verildi. Operasyonlar ba­şarılı oldu ve Kerkük ele geçirildi. (…)
24 Ekim 1918’de Türklere karşı nihai operasyonlar başlatıldı.
Ateşkes imzalandığı esnada 18. Bölük Musul’un hemen dı­şındaki bir noktaya kadar ilerlemişti; Levvin’e bağlı kol ise Altınköprü ve birkaç mil ötesine kadar ilerlemişti.
[40]

– FO 371/4193 13 Ekim 1919
Kürtler ve Ulusal Hareket.

…. Toplantı sonunda aşağıdaki karar oy birliğiyle alınmıştır.
“İngilizler bizim tek dostumuzdur ve Kürtler İngilizlerden başka hiçbir himayeci istememeye karar vermişlerdir.”
İstihbarat Örgütü Tarafından imzalanmıştır. Karadeniz Ordusu, İstanbul.
[41]

FO 371/12255 Belge No: E74 – 5 Ocak 1927 –  GİZLİ
Bay Clive’dan, 4 Ocak 1925, Tahran.
İran Genelkurmay Başkanının -Irak’taki İngiliz yetkilileri ile Şeyh Mahmut arasında- Şeyh Mahmut’u Kürdistan’da bağımsız yönetici olarak tanıyacak ve İngilizlerin Kürdistan’ın özerkli­ğinden yana olduklarını belirttikleri bir anlaşmanın kopyası mahiyetindeki bir belgeyi almış olduğunu gizli ve güvenilir bir kaynaktan öğrenmiş bulunmaktayım.” [42]

*************************   

 

Bediüzzaman Hazretleri eserlerinin bir çok yerinde boğazımıza basıp küstahça tavırlarda bulunan İngilizlerin dehşet oyunlarından bahseder ve yüzlerine tükürür.[43]

-Bunların başında;” İngiliz iki yüz sene zarfında, tahakküm ettiği iki yüz milyon İslamdan iki yüz adamı Purutluğa (Protestanlık) çevirememiş ve çeviremez.[44]

Ve bizdeki bu menfi cereyanı şöyle izah eder:

Şimdi Kur’ân, İslâmiyet ve bu vatan zararına üç cereyan var:
Birincisi : Komünist, dinsizlik cereyanı. Bu cereyan, yüzde otuz, kırk adama zarar verebilir.
İkincisi : Eskiden beri müstemlekâtların Türklerle alâkalarını kesmek için, Türkiye dâiresinde dinsizliği neşretmek için, ifsad komitesi namında bir komite. Bu da yüzde on, yirmi adamı bozabilir.
Üçüncüsü : Garplılaşmak ve Hıristiyanlara benzemek ve bir nevi Purutluk mezhebini İslâmlar içinde yerleştirmeye çalışan ve dinde hissesi olmayan bir kısım siyasîler heyetidir. Bu cereyan yüzde, belki binde birisini Kur’ân ve İslâmiyet aleyhine çevirebilir.”[45]

-Ve bu münafıkane oyuna ve başımıza açtıkları tehlikeye şöyle dikkat çeker:

Bu yakında İngiliz ve İtalya gibi ecnebîlerin bu hükümete ilişmesiyle, eskiden beri bu vatandaki hükümetin hakikî nokta-i istinadı ve kuvve-i mâneviyesinin membaı olan hamiyet-i İslâmiyeyi tehyiç etmekle şeâir-i İslâmiyenin bir derece ihyâsına ve bid’aların bir derece def’ine medar olacağı halde, neden şiddetle harp aleyhinde çıktın ve bu meselenin âsâyişle halledilmesini dua ettin ve şiddetli bir surette mübtedi’lerin hükümetleri lehinde taraftar çıktın? Bu ise, dolayısıyla bid’alara tarafgirliktir.
Elcevap: Biz ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz-fakat kâfirlerin kılıcıyla değil! Kâfirlerin kılıçları başlarını yesin; kılıçlarından gelen fayda bize lâzım değil. Zaten o mütemerrid ecnebîlerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler.”[46]

-Kaderin rolünü ise şöyle izah eder:

“Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”
Cevaben Eski Said demiş ki: “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslam, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti. inayet-i İlahiyeyle onların muhafazası için kader mağlubiyetimize fetva verdi.”
Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, “Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind’i de kurtararak, bizimle ittihata getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, faydasız bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?” diye sual benden oldu.
Gelen cevap, manevi cânipten geldi. Bana denildi ki: “Sen, yirmi sene evvel manevi suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslama, mevki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslamın selameti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler.”[47]

-“Sâdattan olan şerif i Mekke, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten iken, zaaf gösterip, İngiliz siyasetinin Haremeyn-i Şerifeyne müstebidâne girmesine meydan verdi. Nass-ı âyetle küffârın girmesini kabul etmeyen Haremeyn-i Şerifeyni, İngiliz siyasetinin, Âlem-i İslâmı aldatacak bir sûrette, merkez-i siyâsiyesi hükmüne getirmesine yol verdiğinden, ehl-i bid’attan olan Vehhâbiler, hariçten medâr-ı istinad aramayarak, filcümle nim-müstakil bir siyaset-i İslâmiye takip ettiklerinden, şu cihette haklı olarak o gibi Ehl-i Sünnete galebe ettiler denilebilir. [48]

-Ve Bediüzzaman bu oyun düğüm noktasının Lozan da gerçekleştiğini şu tarihi belgeyle ifade ve ifşa eder.

Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden.
İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:
“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”
Lozan’da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:
“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet’in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir.”
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: “Din öldürülecektir.”
Lozan Konferansının ikinci sayfası: “….. Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.”
Nihaî Vesika:
Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, “Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:
“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.

Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.”
Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası:
Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.”[49]

-İngilizlerin bu sinsi planını yüz sene önce gören Bediüzzaman Hazretleri kürtlere hitaben şu beyanatta bulunmuştur:

-“Gavurlardaki iki cereyanları nasıl görüyorsun?
–Şimdilik biri necis, biri encestir. Tâhir-i mutlak yalnız desatir-i İslâmiyettir. Öyle ise iki cereyana da lanet!..
Evet, lâkin bize bulaşmış olan encesin temizliği hesabına onun izalesine çalışan necise
necis demekle, onu da kendimize sıçratmak maslahat olmasa gerektir.
Meselâ: Bir hınzır seni boğuyor, bir ayı da onu boğuyor. Ayının bağrına dürtmekle
kendine musallat etmek, akıldan ziyade cünûndur. Zâten bir cinnet-i müstevliye dünyaya dağılmıştır.”[50]

-“İslâm gaflet edip küstü. Hristiyanlık dini fen ve medeniyeti kendine maledip iki silahla
galebe çaldı.
Şimdi şarkta müthiş bir silah îmal ediliyor. Bunun hak kısmına sahip olmalı. Yoksa
yine küssek, onu da Hristiyanlık İslâmiyet aleyhinde istimal edecektir. Buna karşı
dayanılmaz.
Cumhur-u avama müteveccih olan bir fikir, bir kudsiyet almazsa söner. O desatire
kudsiyet verecek iki muazzam rakîb din var.
Şu keskin fikir gözünü açtığı vakit, hasmını ve hasmının elindeki silahını Hristiyanlık
dini bulmuştur. Öyle ise o fikir, kudsiyet almak için İslâmiyete dehâlet etmeye
mecburdur.”[51]

-“S- Neden bu kadar (İ.G.Z.)(İngiliz) den nefret ediyorsun? Musalahasını da
istemiyorsun?
C- Sebeb bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, manen ahlâkımıza vurduğu
darbedir. Çekirdek halinde olan secaya-i seyyieyi içimizde inkişaf ettirdi. Hayatın yarası
iltiyam bulur; izzet-i İslâmiye, namus-u millînin yarası pek derindir.
Edirne Câmii’nde,-
Yani: Edirne Kapı Camiinde. –Naşir– -) bir İslâm hocasının lisanıyla, Venizelos gibi şeytan zalime dua ettirdi. Merkez-i Hilafette, müslümanlar lisanıyla hizb-üş şeytan olan (İ.G.Z.), Yunan askerlerini halaskâr, tathirci ilân ve karşısındaki güruh-u mücahidîni cani, zalim söylettirdi.
Acaba bir vâlide o dereceye getirilse ki; çocuğunu kendi eliyle öldürerek, müteessir
olmayarak, parça parça etse, hiç mümkün müdür ki, onda hissiyat-ı âliye ve ahlâk-ı
sâmiye intıfa etmesin?!.

S- Neden (İ.G.Z.) siyaseti galib çıkar?
C- Siyasetinin hassa-i mümeyyizesi; fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her
alçaklığı irtikâb etmek, yalancılık, tahribkârlık, hariçte menfîliktir. Bir adam kocaman bir binayı bir günde harab eder, bir taburu ihtilale verir. Şu alçak siyasettir ki (K.T.T.- Kostantin’i kasd ediyor. –Naşir– -)ni zahiren tel’in ettiği halde, gizlice dehalet ediyor. Fenalık ve ahlâk-ı seyyie, siyasetine vasıta olduğu için, her yerde ahlâk-ı seyyieyi himaye ederek teşci’ eder. Şimdiki İstanbul hali şahiddir.

S- Anadolu’da pekçok zulüm ediliyor ve pekçok müslümanlar i’dam ediliyor.
Neden böyle yapıyorlar?
C- Evet maatteessüf pek feci’ şeyler oluyor. Fakat asıl sebeb; mel’un mimsiz medeniyet,
öyle zalimane bir silâh, şu harb-i vahşiyaneye vermiştir ki, o silâhın karşısında dayanmak, onun naziriyle mukabele etmek lâzım gelir. Şeşhane ile mitralyoza mukabele edilmez.
İşte o silâh, o düstur ki, medeniyet harbin eline vermiştir; ben de kendi gözümle Grandük Nikolaviç’in namına iki emri gördüm.
Der: “Askerimize bir köyden bir tüfenk açılsa, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.”
İkinci emri de: “Bir cemaatte bir adam, cephe zararına bize hıyanet etse, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.”
İşte böyle azlam bir düstur ile (İ.G.Z.) Anadolu’ya hücum ediyor.”[52]

Bediüzzaman 1920’de İngilizlerin İstanbul’a tasallut ve işgali zamanında Türkçe ve
Arabça olarak müellifi tarafından yazılmış ve neşredilmiş olan Hutuvat-ı Sitte -yani altı adım ve maddede- adlı eserinde İngilizler hakkında gayet ağır ve yerinde şu tesbit ve teşhisi yapar;

“Herbir zamanın insî bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan suretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekârane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas, altı hutuvatıyla âlem-i İslâmı ifsad için: İnsanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menba’ları ve tabiatlarındaki muzır ma’denleri fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor.
Kimin hırs-ı intikamını, kimin hırs-ı câhını, kimin tama’ını, kimin humkunu, kimin
dinsizliğini, hattâ en garibi, kimin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.”[53]

-“Ey Kürdler! Görüyorum ki bizde pınar yoktur. Onun için uzaktan gelen, taaffün eden
bir suyu içiyoruz. Eskisi gibi istibdadı görüyoruz. Öyle ise gayret ediniz, çalışınız; sebeb-i saadetimiz olan meşrutiyeti takviye için fikr-i milliyeti haffar yapıp ma’rifet ve fazîleti
eline veriniz!.. Şu yerlerde de bir küngân atınız, tâ bir kemâlât pınarı bizde de çıksın.
Yoksa daima dilenci olacaksınız. Ya susuzluktan öleceksiniz. Hem de dilencilik para etmez. İnsan dilenci olursa nefsine olsun. Bence merhamet dilencileri ya haksız veya
tenbeldirler. Eğer siz insan olsanız, hükumet ve İstanbul ve Türkler nasıl olsalar olsunlar, size fenalıkları dokunmaz. Fakat iyilikleri gelir.[54]

-“Altıyüz seneden beri bayrak-ı tevhidi umum âleme karşı i’la eden, ve istibdada şiddet-i itaât; ve terk-i âdât-ı milliye ile ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi peşkeş ve hediye edelim.
Ona bedel: Onların akıl ve mârifetinden istifade edeceğiz. Ve asaletimizi de göstereceğiz.
Elhasıl: Türkler, bizim aklımız… Biz de onların kuvveti… Mecmuumuz bir iyi insan

oluruz. Hodserane yapmayacağız. Bu azmimizle başka unsurlara ders-i ibret vereceğiz. İyi evlad böyle olur. Hem de istibdad zamanında bir batman itaât etmişsek, şimdi on batman itaât ve ittihad lâzımdır. Zîrâ, şimdi sırf menfaâtı göreceğiz. Çünkü hükûmet-i meşruta, hakikî hükûmet-i meşruâdır.
Elhasıl: İttifakta kuvvet var. İttihadda hayat var. Uhuvvette saadet var. İtaât-ı hükûmette selâmet var. Hablül metin-i ittihada, ve şerît-i muhabbete sarılmak zarurîdir.”[55]

-“Ey Kürd Milleti!
İttifakda kuvvet, ittihadda hayat, kardeşlikte saâdet ve hükümette selâmet vardır.
İttihadın ipini (zincirini) ve muhabbetin şeridini iyi tutun ki, sizi belâdan halâs etsin. Size bir şey söyleyeceğim, kulağınızı iyi verin. Biliniz ki; bizim üç cevherimiz vardır, ki bunlar muhafazalarını bizden istemektedirler.
Birincisi: İslâmiyettir ki, milyonlarla şüheda onun bahasına kanlarını vermişlerdir.
İkincisi: İnsaniyettir ki, biz aklî hizmetlerle civanmerdânelik ve insanlığımızı halkın
nazarında dünyaya güstermemiz lâzımdır.
Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Eskiler bu iyilik ve meziyetiyle
yaşamaktadırlar. Biz de milliyetimizin korunması yolunda çalışmalıyız ki, kabirlerinde
yatanların ruhlarını şad edelim.
Bundan başka: Bizim üç düşmanımız vardır ki, bizi harab etmektedir. Bu düşmanlardan birincisi fakirliktir. İstanbul’un kırk bin hammalı bunun delilidir.
İkincisi: Cehalet ve okumamazlıktır. Bizde binde birinin gazeteleri okuyamaması
onun delilidir.
Üçüncüsü: Düşmanlık ve ihtilâftır ki, bu adavet kuvvetimizi tüketmektedir. Bizi de
terbiyeye müstehak eyler. Hükûmet de insafsızlığından bize zulüm ediyordu.
Bunu işittikten sonra biliniz ki, tek çaremiz şudur: Biz üç elmas kılıncı elimize
almalıyız. Tâ ki o üç cevherimizi elimizden etmemeli… Ve o her üç düşmanımızı
üzerimize saldırtmamalı. İşte o kılınç: Adalet, maarif ve okumadır.
İkinci kılınç: Millî ittifak ve muhabbettir.
Üçüncüsü: Her insanın kendi işini kendisinin yapmasıdır.. Ve sefiller gibi halkın
himmet ve yardımına muntazır olmamak ve vasiyetlere sırtı dayamamaktır.
Ve sonuç olarak: Okuma, okuma, okuma!.. Ve elele verme, elele verme, elele verme!..”[56]

-“Görülmüyor mu ki; en hürriyetperver maskesini takan, (İ.G.) (ilk baskı: “En
hürriyet-perverleri olan İngiliz”) elini uzatıp arıyor. Nerede Hristiyan bulsa, hayat veriyor.
İşte Habeş, Sudan. İşte Tayyar, Ertuşî. İşte Lübnan, Havran. İşte Mal-Sur ve Arnavut. İşte Kürd ve Ermeni, Türk ve Rum ilâ âhir…”[57]

MEHMET ÖZÇELİK

03-09-2018

[1] İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE TÜRKİYE. EROL ULUBELEN. 5.8.1967.

[2] Sh.9.

[3] Sh.10..

[4] (Fazla bilgi için Emperyalizm ve Milliyetçilik) Sh.13.

[5] Sh. 17.

[6] Sh.31.

[7] Sh. 31.

[8] Sh.33.

[9] Sh.54.

[10] Sh.58.

[11] Sh.63-64.

[12] Sh.64-65.

[13] Sh.75.

[14] Sh.75-76.

[15] Sh.95.

[16] Sh.96.

[17] (Foreig affairs, Cilt 7 Sayfa 398 .E. M. Eale) Sh.160-161.

[18] Age. Sh.162.

[19] Age. Sh.167.

[20] Age. Sh.169.

[21] Age. Sh.184.

[22] Age. Sh.192.

[23] Age. 192-193.

[24] Age. Sh.194-195.

[25] Age. Sh.195.

[26] Age. Sh.196.

[27] Age. Sh.214.

[28] Age. Sh.216.

[29] Age. Sh.216.

[30] Age. Sh.220.

[31] Age. Sh.225.

[32] Age. Sh.226.

[33] Age. Sh.231.

[34] Age. (Political Science Quarterly C. 39 S. 265, Mead Earle) . Sh.273-274.

[35] MESUT YEĞEN.İNGİLİZ BELGELERİNDE KÜRDİSTAN.311 sahife.

[36] Age. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı” Sh.35.

[37] Age. 39-40.

[38] Age.Sh.55-56.

[39] Age. Sh.61-62.

[40] Age.Sh.103-104.

[41] Age. Sh.116-117.

[42] Age. Sh.225.

[43] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/%c4%b0ngiliz

[44] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/beyanat-ve-tenvirler/beyanat-ve-tenvirler/251

[45] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/emirdag-lahikasi/demokratlara-buyuk-bir-hakikati-ihtar/423

[46] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/lemalar/on-altinci-lem-a/107

[47] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/kastamonu-lahikasi/sayfa/19

[48] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/mektubat/yirmi-sekizinci-mektub/354

[49] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/emirdag-lahikasi/nihai-vesika/277

[50] Asar-ı Bediiyye. Sh.62.

[51] Age.Sh.67.

[52] Age.84-85.

[53] Age.93.

[54] Age.242.

[55] Age.346.

[56] Age.362.

[57] Age.134.

No ResponsesEylül 15th, 2018

Yoruma kapalı .