PKK HAMİSİ – SAVAŞLARIN ANASI ALMANYA

AVRUPA VE ABD-NİN TARİHİ SİCİLİ

SİCİLİ KİRLİ VE LEKELİ DEVLETLER

PKK HAMİSİ – SAVAŞLARIN ANASI ALMANYA

Almanya; Tarihi süreçte yaşadığı yıkımlar, kayıplar ve hiç şüphesiz yaşattığı acılarla bugünkü yerine gelebilmiş bir ülkedir.

…..8 Mayıs 1945’te Almanya’nın teslimiyetini ilan etmesi üzerine Kızıl Ordu Berlin’e girer. II. Dünya Savaşı’ndaki ölü sayısı resmî rakamlara göre 35 milyondur. Ancak bir çok kaynakta bu rakam 70 milyona kadar çıkar. Savaşta hayatını kaybedenlerin yarısından çoğunu siviller teşkil eder.

…Almanya’nın sömürge faaliyetleri kapsamında Osmanlı toprakları üzerinde gözü olduğu tarihi serüvende kabul edilen bir olgudur. Günümüzde uygulanan politikalara bakıldığında da Almanya’nın Türkiye’ye yönelik politikalarında çelişkiler gözlenmektedir. Özellikle Kürt meselesi gündeme getirilerek, bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını desteklediği iddia edilen Almanya; aslında bölge üzerinde bir koruyuculuk kalkanı oluşturarak, doğal kaynakları elinde bulundurmak istediği izlenimi bırakmaktadır. Buna karşın, 1991 yılından bu tarafa Türkiye’nin sürdürdüğü terörle mücadele kapsamında Güneydoğu’da PKK’ya yönelik kullanılan Alman silahları Almanların tepkisini çekmiş; bunu sivil halkın zarar gördüğü gerekçesi ile eleştirmişlerdir.

…Tarihe ‘holokost’ olarak geçen bu sistemli katliamda; Yahudiler başta olmak üzere, Sintiler, Romanlar, Yenişler ve Çingeler de soykırıma tâbî tutulmuştur.
Kurbanların içerisine Nazi aleyhtarı Almanlar, engelliler, homoseksüeller, Yehova şahitleri ve savaş esirleri de eklendiğinde yaklaşık 17 milyon insanın hayatını kaybettiği iddia edilmektedir.

…Almanya Birinci Dünya Savaşı’ndaki siyasî hedefini, Fransa’nın dünya üzerindeki etkinliğini ortadan kaldırmak, İngiltere’nin Avrupa’daki gücünü zayıflatmak ve Rusya’yı Avrupa’dan mümkün olduğu kadar dıþarıda tutmak olarak belirlemiştir.

…Adolf Hitler’in 1920’de kurduðu Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (NAZİ) halk nezdinde giderek artan bir ilgiyle karşılanmış ve nihayet 1933 yılında Hitler, Almanya’da iktidarı ele geçirmiştir.
Hitler’in öncelik verdiği konular Versailles Antlaşması’nın hükümlerinin ortadan kaldırılması, Alman ırkının üstünlüğü fikrinin Alman toplumuna benimsetilmesi ve bu doğrultuda politikalar üretilmesi, Yahudi ve komünist aleyhtarlığı olmuştur.

…19. yüzyılın sonlarında ABD ve İngiltere’deki bilimsel çevrelerde gündeme gelen ve “daha iyi nesiller yaratarak insan ırkını ıslah etme bilimi” olarak tanımlanan “Eugenics” (Öjenik) hareketi Nazi döneminde milyonlarca insanın maruz kaldığı bir soykırım hareketine dönüşmüştür.
Engellileri topluma yük olarak gören, onların insan nesline ve medeniyete zarar verdiğine inanan bu anlayış, ırkçılığın da ötesinde bir vahşeti temsil etmektedir.
1 Ocak 1934 tarihinde yürürlüğe giren Kısırlaştırma Yasası kapsamında kesin rakamlar bilinmemekle birlikte 300 binin üzerinde insanın bu işleme maruz kaldığı tahmin
edilmektedir. 1934 yılında zorunlu kısırlaştırmaya tabi tutulanların tanı analizlerine göre, kısırlaştırılanların %52.9’u gerizekalı, %25.4’ü şizofren ve %14’ü epilepsi olarak
tanımlanmıştır. Bu da ilerleyen yıllardaki benzer uygulamalara maruz kalanların oranına dair bir fikir vermektedir.
İlerleyen dönemde kısırlaştırmaya kürtaj da eklenmiştir.
Çıkartılan Evlilik Sağlığı Yasası kapsamında evlenecek çiftlerin evlenmeden önce Kamu Sağlığı Dairesi’nden ileride doğacak çocuklarının sağlıklı olacaklarına dair bir sertifika
almaları gerekiyordu. Bu da kürtaj ve kısırlaştırma işlemine tabi tutulmayan çok daha fazla sayıda insanın evliliğinin yasaklandığı bir başka deyişle başlamadan bittiği anlamına gelmektedir.
Öte yandan 1940 yılında uygulanmaya başlanan ötenazi işlemlerinde de engelliler gaz odalarında toplu şekilde öldürülmüştür. Bu işleme maruz kalarak katledilen insan
sayısının da 80 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Savaş öncesinde Almanya’daki milyonlarca Yahudi üzerinde
uygulanan ayrımcı politikaların hemen aynısı, sayıları çok daha az da olsa, Çingeneler üzerinde de uygulanmıştır.
Ancak dünya kamuoyunda bu soykırım hak ettiği ölçüde ele alınmamış ve Yahudi Soykırımı’nın gölgesinde kalmıştır.
Bugün dahi bu konuda yapılan araştırmalar sınırlıdır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında toplama kamplarına gönderilen yaklaşık 23 bin Çingeneden 13.614’ü soğuk, kötü beslenme, hastalık ve tıbbî deneyler sebebiyle; 6432’si gazla zehirlenerek, 32’si de kaçmaya çalışırken vurularak öldürülmüştür.

…1939-1945 yılları arasında cereyan eden ve 50 milyonu sivil yaklaşık 70 milyon insanın yaşamını yitirdiği İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli müsebbibi Hitler yönetimindeki Nazi Almanyasıdır. Dünya tarihinin gördüğ ü bu en büyük ve en kanl savaş bittiğinde dünya nüfusunun yaklaşık %4’ü hayatını kaybetmiştir.

…Bir suikast sonucu hayatını kaybeden araştırmacı yazar Necip Hablemitoğlu, Alman vakıfları ile ilgili olarak þu bilgileri vermektedir:
“Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan ‘taşeron ’NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegre sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur. Örneğin, Almanya’nın en büyük partilerinden biri olan Hristiyan
Demokratik Birliği-CDU, Konrad Adenauer Vakfı’na, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfı’na sahiptir. Aynı şekilde, Sosyal Demokrat Partisi-SPD’nin Friedrich Ebert Vakfı, Hür Demokrat Parti-FDP’nin Friedrich Naumann Vakfı da aynı statü içindeki vakıflar arasında yer almaktadır.
Alman Parlamentosu’nda grubu bulunan partilerin bünyesi içindeki bu vakıfların tamamı, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmaksızın Federal Hükûmetin ‘Politik Eğitim
Fonu’ndan finanse edilmektedir. Bu vakıfların yurtdışı faaliyet giderleri de tamamiyle Federal Hükûmet tarafından karşılanmaktadır. Resmen Alman Hükûmeti’nden yardım
alan sözkonusu vakıflar, dış ülkelere ‘Hükûmet dışı Sivil Toplum Örgütleri’ yani NGO olarak takdim edilmektedir.
İşte bu vakıflar, 1984’ten itibaren Türkiye’ye gelerek ve de yasal boşluklardan yararlanarak, her biri birer ‘taşeronun taşeronu’ legal Türk NGO’sunun tabelası ardında faaliyetlerini sürdürmektedirler.”
Almanya’nın Alman vakıfları aracılığıyla 90’lı ve 2000’li yıllarda İzmir’in Bergama ilçesindeki altın rezervi üzerinde uyguladığı politikalar Türkiye’ye nasıl müdahil olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Necip Hablemitoğlu bu süreci deşifre eden bir çalışma yayımlamışsa da daha sonar bir suikaste kurban giderek hayatını kaybetmiştir.

…” 1800’lü yılların sonları, 1912 ve 14’lü yıllara kadar Abdülhamit Dönemi’nde
Osmanlı’nın Fransa, İngiltere ve Rusya tarafından kıskaca alınması ve dünya savaşına doğru zorlanması dönemlerinde, bu kuşatmayı yarmak amacıyla Abdülhamit’in
Almanya’ya yanaşması var. Almanya’ya yanaşması ve bu yanaşmanın sosyo-kültürel ve askeri neticeleri var.

… 1980 darbesinden sonra Türkiye’den kaçarak Avrupa’ya iltica edenlerin ağırlıkta olduğu siyasi göç süreci olarak tanımlayabiliriz. Türkiye’deki sol-sağ, Türk-Kürt çatışmaları, 80’lerden itibaren Almanya’ya taşınıyor ve Türkiye mahreçli olarak gelişmeye devam ediyor”

MEHMET ÖZÇELİK

30-08-2018

 

Kaynak: TARİHTEN BUGÜNE ÜLKE İHLAL KARNELERİ-

  1. Yüzyılda Soykırım ve Katliamlar.

AMERİKAN MÜDAHALECİLİĞİ- NOAM CHOMSKY

Tarihten bugüne Rusya ihlal karnesi raporu.

Tarihten bugüne ülke ihlal karneleri-Almanya.

Tarihten bugüne ülke ihlal karneleri-Hollanda.

Tarihten bugüne ülke ihlal karneleri-İsrail.

Yirminci yüzyılda soykırım ve katliamlar.

Soykırımları unutma!

Sömürgeden soykırıma-Arakan!

FRENKLER ARASINDA 50 YIL.

HER GÜNE BİR BEYİT paylaştı: 23 Ocak 2017 Pazartesi

 

No ResponsesEylül 20th, 2018

Yoruma kapalı .