CİNAYET

CİNAYET

Dünyada Harf devriminden daha büyük bir cinayet, asırlar boyu daha büyük bir ihanet olamaz.

Bu kişinin hafızasını yitirmesi, silmesi ve silinmesi demektir.

Geçmişini hatırlamayan bir insan düşünün!

Geçmişinden kopuk insanlar düşünün!

Bir gecede 17 milyon okur insanlar, okumaz ve okuyamaz oldular.

Osmanlıdaki okuma ve eğitim oranı neredeyse yüzde yüz idi.

Bir çok kişi esnaf olduğu halde, yazmış olduğu divan edebiyatı şiirlerini bugün dalında Prof. olan bir çok kişi bu konuda yetersiz kalmaktadır.

-Prof.mu cahil yoksa anam mı?

Dil devrimi ile elinden okuma imkanı alınanlar, bir de o yetmiyormuş gibi, dinine dahledilmekte, başörtüsüne müdahale edilmekte, sefahetin önü açılmaktadır.

Bu okuyamama imkansızlığı içerisinde anam, eskimez yazı ile çok rahatlıkla bir üniversitelinin veya bir Prof-un veya her Prof-un okuyamadığı o osmanlıcayı anam çok rahatlıkla okumaktadır.

Yani; Tarih, edebiyat, hatta ilahiyatçı anamın okuduğu Ahmediye, Muhammediyeyi veya herhangi bir osmanlıca eseri, Osmanlıcasından anam gibi rahat okuyabilirler mi?

Anam okuyor.

O ilk okul mezunu bile değil. Bütün çocuklarını da okuttu.

**************   

Dedemin dönemi tam bir eğitim kıtlığı yaşadı. Babamın dönemi ondan geri değildi.

Benim dönemimin neredeyse yarısı kıtlıkla geçti.

Doğru dürüst bir kitap alamamaktaydık.

Nitekim 1980 yılında iken 2 yıllık İmam Hatiplik yapmaktaydım.

Adıyamanda Müslim adında, aynı zamanda naylon satan yaşlı birisi, eski Arapça eserleri Beyruttan getirmiş ancak kimseye de sattığı kitapları göstermiyordu.

Sadece kitabın adını söyleyin, getireyim, diyordu.

Allah insaf versin, ne fiyat isterse vermek mecburiyetinde kalınıyordu.

1980 yılında Elmalı Hamdi Yazır-ın Hak Dini Kur’an Dili tefsirini almak için yanına gittim.

Fiyatını sordum, bin lira dedi.

Eve gidip bir saat kadar bekledikten sonra dükkana vardım, almak istediğimi söyledim.

Birden bire bin beş yüz lira dedi.

Bin lira dediğini söyleyip, bir saat kadar konuştumsa da vermedi.

Eve geldim, dedem bizde kalıyordu. Emekliydi.

Kendisinden beş yüz lira borç istedim.

Parasının olmadığını söyleyip, vermedi.

Bacım daha sonra bana; Abi sen eve gelirken dedem elinde para sayıyordu. Senin geldiğini görünce parayı minderin altına sakladı, dedi.

Bunu hiç unutmuyor ve de unutamıyorum.

Bir ay sonra aldım, 15 sene sonrada o tefsiri bir kütüphaneye hediye ettim.

O kitapçı vefat edip, mirasçıları onun kitaplarını üniversiteye ücret karşılığında verdiler.

-1980 sonrası üniversite hayatımda beş kuruşumuz olsa, hemen kitap alırdık.

Biz kitapların olmadığı bir dönemde, kitapsız bırakılan bir dönemde yetiştik.

Bu acıkmışlıktan olsa gerek ki; bugün internet ortamında on binlerce kitabı arşivlemekteyim.

Bizden önceki, biz ve hatta bizden sonraki nesiller, kayıp nesillerdir.

Bizler büyük bir cinayete ve ihanete kurban gittik.

-Bu gün Milli Eğitim de bu konuda yetersiz kalmaktadır.

Akıl ve kalbin tatmin olmayıp yetersiz kaldığı bir eğitim sistemi içerisindeyiz.

-Milli Eğitimde Eğitim Sisteminin düzelmesi için gayret gösterip başaramayan bir çok insan olmakla beraber ancak başarılı olmaması için çalışıp da başarılı olan az bir kısım insanın olduğu da vardır.
Milli Eğitim akılla kalbi yani Fen ile Din ve ahlakı beraber götürmemekte ve de götürememektedir.

Tıpkı İran kültüründeki takiyye gibi. İnancını gizleme. Daha ötesi münafıkane faaliyet.

Milli Eğitim insan kalb, ruh ve aklının çevresinde değil, bizzat içinde gezmelidir.

MEHMET ÖZÇELİK

18-10-2018

 

No ResponsesEkim 22nd, 2018

Yoruma kapalı .