BEDEVİLER

BEDEVİLER

Suud vatandaşı olan Cemal Kaşıkçı-nın üst düzey 15 kişi tarafından İstanbul Konsolosluğunda öldürülmesi nazarları kral Salmana ve Abd-ye çevirdi.

Bunun tamamen oyuna gelen Suudun ABD- nin oyununa geldiğini gösteriyordu.

Zira aynı zamanda Abd vatandaşı olan Kaşıkçı- nın önce Abd konsolosluğa gidipte kendisinin Türk konsolosluğuna gönderilmesi bir hinliği gösteriyordu.[1]

-Beni korkutan ve ilgilendiren Selman değildi.

Korkum veya tedirginliğim acaba Mekke işgal mi edilecek?[2]

Selman bahanesiyle, Cemal Kaşıkçı su-i kastı bahane edilip, Mekke ve Kabe saldırıya mı uğrayacak..

Aslında onda da problem yok çünki Sahibi orayada Ebabillerini gönderir.

-Şu âlemin ihtilali nedir?

-Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.

-Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?

Evet vücûb-u zekat, hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Bediüzzaman

********************   

Bu vahşetin uygulanmasında Kaşıkçı-nın cesedinin testereyle parçalandığı ifade edildi.

Bu da beni Bedevilik konusunu ele almaya sevketti.

Bedevi kelimesinin Türk Dil Kurumuna göre tanımı şöyle;

-Çölde, çadırda yaşayan göçebe. “İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı.” – F. R. Atay

Bedevi dar dünyalı insan. Dünyası çöl, gök, dev eve herşeyini ondan elde ettiği bir hayat, çadırdan ibarettir.

Kur’an-ı Kerim- de Bedevilerle ilgili olarak;

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.”[3]

“Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resûlüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.”[4]

Bedevîler inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[5]

“Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.”[6]

“Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez.

Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah’ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.”[7]

“Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[8]

“Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”[9]

“Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[10]

“Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.”[11]

-Merhum Mevdudi’nin Tefhim-ul Kur’anda Tevbe süresinin 97. ayetinin dipnotunda verdiği bilgileri nakledelim:

“Bu bedeviler dış görünüş itibariyle islamı kabul etmişlerse de tam mutmain şekilde mü’min olmamışlardı. Medine’de yükselen islam gücünü görünce o denli korkmuşlardı ki, islamı görmezlikten gelememişlerdi. Bu nedenle ilk önceleri islam ile küfür arasındaki savaşta çıkarcı bir tavır almışlardı. Fakat islam devletinin gücü Hicaz ve Necd’in büyük bir bölümüne yayıldığında ve düşman kabilelerin güçleri zayıflamaya başladığında İslam’a girmenin uygun olacağını düşündüler.

Fakat içlerinde doğru yol olduğuna kani olup da İslam’ı samimiyetle kabul edenler azınlıktaydı. İşte bu nedenle onlar gerçek inancın gerektirdiği samimi çabalar göstermiyor ve sadece islamın zorunlu kıldığı görevleri yerine getiriyorlardı. Bedevilerin çoğu kendilerine en uygun politika olduğu için islamı kabul etmişlerdi. Onlar islamı kabul etmenin gerektirdiği zorunlu görevleri yapmaksızın sadece müslüman olmanın avantajlarına sahip olmak istiyorlardı.

Tarihte ilk kez bir güce boyun eğdikleri için pişmanlık duyuyorlardı. Bunun da ötesinde islamın istediği, Allah yolunda mallarını ve canlarını feda etmek onların doğalarına aykırı bir tutumdu. Çünkü onlar sadece yağmalamak ve ganimet elde etmek için savaşmaya alışkındılar.

İşte bu nedenle kendilerine uygulanan sınırlama ve zorunluluklardan kurtulmak için her zaman yeni bir bahane icat ediyorlardı. Çünkü “Hak” veya “İnsanların refahı” gibi şeyler onları hiç ilgilendirmiyordu. Onları ilgilendiren tek şey, develeri ve keçileri yani çadırlarının çevresindeki küçük ve dar dünyaları idi.”

Bedevilik konusunda doktora tezleri hazırlanarak geniş malumat verilmiştir.

Maalesef bir Lawrence onları yani bedevileri kandırmak için yetiyordu.

Bediüzzaman Hazretleri de Risalerinde Bedevi ve Araplar hakkında değişik ifadelerle detaylı malumat vermektedir.[12]

İslâmiyetin madde-i esasiyesi olan Araplar…[13]

– Araplar ye’si bırakıp, İslâmiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesânüd ve ittifak ile el ele verip Kur’ân’ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir.”[14]

-“ O asır, hakikaten, o zât (a.s.m.) ile bir saadet-i beşeriye asrı olmuş. Çünkü, en bedevî ve en ümmî bir kavmi, getirdiği nur vasıtasıyla, kısa bir zamanda dünyaya üstad ve hakim eylemiş.”[15]

-“ Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil.”[16]

MEHMET ÖZÇELİK

26-10-2016

[1] http://m.haber7.com/dunya/haber/2740757-infaz-listesini-kushner-verdi

[2] http://www.tesbitler.com/2016/09/10/seytan-kabeyi-isgal-edecek/

[3] Nahl.61.

[4] Tevbe.90.

[5] Tevbe-97-99.

[6] Tevbe.101.

[7] Tevbe.120-121.

[8] Fetih-11.

[9] Fetih-16.

[10] Hucurat.14.

[11] Ahzab.20.

[12] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/bedevi

http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/araplar

[13] Emirdağ Lâhikası – Bağdat’ta Çıkan Eddifa Gazetesinin Muharriri İsa Abdülkadir’in Arabi… – Sayfa 392

[14] Hutbe-i Şamiye – Arabi Hutbe-i Şamiye Eserinin Tercümesi – Sayfa 51

[15] Asa-yı Musa — Birinci Hüccet-i İmaniye (Ayetü’l-Kübra)-106,110

[16] Emirdağ Lâhikası Reis-i Cumhura Ve Başvekile-437.

 

No ResponsesEkim 26th, 2018

Yoruma kapalı .