ZULMETMENİN ADI KEMALİZM-ÜÇLER-

ZULMETMENİN ADI KEMALİZM

-ÜÇLER-

Asırlar içerisinde bu asrın en garip ve acip bir uygulaması; bir insanın kanunla korunması ve de sürekli neticeye kavuşmayan bir tartışma merkezinde bulunmasıdır.

Bunun en öenmli sebebi ise toplumun inanç ve yaşantısıyla aynı eksende bulunmayışıdır.

Çok örneklerinden mesela Kur’an-ı Kerim ve Peygamber efendimizle ilgili söylemiş olumsuz sözleridir;

Gökten indiği sanılan dogmalar gibi.[1]

-“Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet (Diğer adıyla Aduvvullah Cevdet) ve Ziya Gökalp Kemalizm’in fikir kaynakları olarak biliniyor.

Tevfik Fikret’in büyük ümitler bağladığı ve millet örnek evlât diye takdime çalıştığı Haluk, gide gide sonunda Papaz olup “haç” çıkardı. Abdullah Cevdet’in kavga- gürültü kaldırıldığı cenazesinde vasıta bulunmadığı için Fener Rum Patrikhanesinden “haçlı” bir cenaze arabası çağırıldı ve mezarlığa öylece götürüldü. Ziya Gökalp de Fransız Hastanesinde can verdikten sonra morgda başında bir “haç” ve ayak ucunda Hristiyanlara ait kutsal bir mum yanan taş üzerinde yatmıştı.” [2]

Annesinin ölümünde ağlamayan gazi, ziya gökalpin ölümünde ağlamıştır.

Atatürkü anlamak için bu üç karanlıktaki aydını anlamak yeterlidir.

-“Tevfik Fikret’e gelince, Atatürk’ün ölünceye dek hayran olduğu kişi, Recep Peker bir anısını şöyle anlatır:
” Bir gün Çankaya’da sofranın belli müdavimleri toplanmıştı. Atatürk o akşam çok dalgın görünü­yordu. Gruplar kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunlardan birinde Fikret üzerinde bahsediliyordu. Ben hem en dikkat kesildim, içimden, işte şimdi parlayacak, dedim.’
” Nitekim birdenbire gürledi:
” Susunuz, susunuz…’
Hepsi sustular; Ata’nın kaşları çatılmıştı. Dudaklarından şu sözler döküldü’:
“Siz Fikret’i konuşacak adamlar değilsiniz. O kimdir biliyor musunuz? Onu iyi tanıyanlar, onu iyi tanıyacaklar, benim bugün yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir.”[3]

“Fikret’in öğrencilerinden Vecdi Bingöl anlatı­yor:
“..,.Bu hususi toplantıda Türk müziğinden, edebiyattan konuşuldu. Bu arada Atatürk, benim Fikret’in talebesi olduğumu öğrenince memnun oldu.
Saraya birkaç defa gittim. Hiç unutmam, birgün TEVFİK FİKRET gözlerimin içine bakarak ve derinden gelen bir sesle dedi ki:
“Tevfik Fikret’in o Tarihi Kadim-i yok mu, işte o dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır!

Âkif, Tarih-i Kadim adlı şiirin yayınlanmasından sonra Fikret’ten nefret etmiş, ona düşman kesilmiştir:
Babama sövse affederdim.

“Ahlâk kürsüsünden haykıran bir adamın— ister inansın ister inanmasın — halkın mesnedi olan varlığa uluorta sövmesi… İşte bu, akılların kabul edemiyeceği bir şey.. Bu adam Peygamberime sövdü. Babama sövse affederdim. Fakat Peygamberime (a.s.m.) sövmek… Bunu ölürüm de hazmetmem,.,”
Tevfik Fikret’in bu şiiri Âkif in “Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder” mısrasını yazmasına sebeb olmuştur.

.. Cemil Meriç’in de dediği gibi, içinde yaşadığı, ekmeğini yiyip, suyunu içtiği cemiyete “angaje” olamayan aydınlar, bu memlekete ye bu millet ne fayda verirler? İçinde yaşadıkları cemiyete bir fener gibi yol göstermeyen, kendilerini aşayamayan, başlarına
TEVFIK FİKRET bir şey gelecek de, işlerinden olacakdar diye ödleri kopanların bu millete bir şey vermesi mümkün mü?
Aslında genç cumhuriyeti bu hâle getiren ve ülkeyi ya tek parti sultası altında, ya da ihtilâlcilerin diktatörlüğü altında inleten insanlar da hep bu akılları başkaları­nın cebinde olanlar değil mi”[4]

-“Peki, Atatürk’ün öve öve göklere çıkardığı, Mehmed Âkif in ateş püskürdüğü bu şiir neyin nesidir?
Tevfik Fikret’in mâzi, mefâhir, din ve iman gibi bü­tün köklü ve esaslı fazilet kaynaklarına hücum ettiği Tarih-i Kadim şiirini, o devirden bugüne kadar, inançsızlık
tarafları bir küfür beyannamesi gibi elden ele dolaştırarak iman düşmanlığı yapmışlardır. Tarih-i Kadim nasıl bir fikir sapkınlığının ve imansızlık dalâletinin eseridir?
Bunu en iyi gösteren kendisidir.
Fikret, şiirin ilk mısralarında, tarihi insanların eski ve karanlık geçmişinden masallar uydurarak onları uyutan, başı belirsiz geçmişte, ayağı ne olacağı bilinmeyen bir
gelecekte sürünen, kuru bir heykele benzetiyor. Daha sonra “O biraz filozof, biraz sırtlan ve bütün kabalığı ile bir hortlaktır” ifadelerini kullanıyor.”[5]

-“Meşhur mürtedlerden Nurullah (haşa sümme haşa) nursuz Ataç da 1939 yılında Vakit gazetesinde yazdığı bir yazıda yoldaşı Fikret için aynen şöyle demişti:
Tevfik Fikret hiç şüphesiz dinsizdi., Tevfik Fikret’i bir çok sebeplerden severim. Dinzizliği de bu sebeplerden biridir.'” [6]

-“Abdullah Cevdet hayranı olan Vedat Günyol’un, Dr. Adnan Adıvar’dan dinlediklerine
bir göz atalım;
“Dr. Adnan Adıvar bence dünyanın en saygın adamı olan Adnan Adıvar onun için bana şöyle demişti bir özel konuşma sırasında: ‘Mustafa Kemal önceleri onu tutmuştu, dinsiz diye. Sonra damızlık olayı ortaya çı­kınca, atın şu keratayı demiş, kovmuştu meclisinden.
Mebus yapmayın onu, demişti.” [7]

-“Mustafa Kemal’in, dinsizliğinden dolayı benimsediği, bizi biz yapan millî ve manevî değerlerimize zıt inkılâpları gerçekleştirirken fikirlerini kaynak olarak kullandığı Abdullah Cevdet aynı zamanda da bir “İngiliz ajanı” idi. “Türkiye’de Sol Hareketler” isimli kitabın 44. sahifesinde “Abdullah Cevdet’in bir İngiliz Ajanı olduğunun bilindiği” de belirtilmektedir. Zekeriya Sertel, “Hatırladıklarım” isimli kitabının 69- sayfasında, Abdullah Cevdet’in İngilizler tarafından himaye edildiğini belirtmektedir.”[8]

-“Merhum Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın onun cenaze merasimine kimsenin gelmediğini belirten ifâdelerinde;
” Abdullah Cevdet Allah’a inanmadığını söylüyordu.
İslâm harflerinin şiddetle aleyhinde bulunuyordu. Dinî değerlerin çoğuna karşı olduğunu yazıp söylüyordu. İş­te bu adam ölünce cenazesi Ayasofya Camiine getirildi.
Fakat hiç kimse cenâze namazını kılmaya gitmedi. Öylece musalla taşında duruyordu. Hocalar da namazını kıldırmaya yanaşmıyorlardı. Bunun üzerine cenâze belediyenin bir arabasına konularak götürüldü.” [9]

-“Ziya Gökalp, Fransız Hastanesinde, sabaha kadar kafasını duvarlara çarparak ölmüştü. Ölüp giderken de en galiz kelimelerle Allah’a sövmüştü.
Yazdıkları, söyledikleri İslâm düşmanı olduğunu gösteriyordu ama, ölümüne şahit olan bir kadının anlattıkları bir “sahte kahraman”ın gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından ayrı bir değer taşıyordu.
Necip Fazıl Kısakürek “Sahte Kahramanlar” isimli eserinde, Abdülhak Hamid’in evinde tanıştığı bir hanı­m efendiden dinlediklerini nakletmişti. Bu hanımefendi,
ömrünü Avrupa’da geçirmişti. Ne Türkiye ile ne de Türk Edebiyatı ile bir alâkası yoktu. Hatta biraz da “züppe” idi. Necip Fazıl, Abdülhak Hamid’e, Ziya Gökalp’in dinsizliğinden bahsederken bu hanımefendi birden doğruldu ve şahit olduğu vak’ayı anlatmaya başladı:
“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım. Ve Fransız hastanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın ne olduğunu sordum.
Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş, profesörmüş… İsmini bile yeni duyuyordum.
Öldüğü gece başını duvarlara çarparak, sabaha kadar Allah’a en galiz kelimelerle sövdü. O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında odamdan .çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’a inanmazmış…
Hem Allah’a inanma, hem O’na söv! Duyulmamış, görülmemiş şey…[10]

-“21 Ekim 1924 Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal”
Gençliğinin başında geçirdiği “manevî” bir kriz sırasında kafasına sıktığı kurşunun, “yürümesi” ile ölen Ziya Gökalp’i Kemâl Paşa Avrupa’da tedavi ettirecekti elbette. Zira, Ziya Halk Partisi’nin “altı oku”unun fikir babasıydı. Lâik’liğin temelini atmış­tı. Halkevleri’nin kuruluşunda önemli rol oynamış­tı, yani tavsiyeleri tutulmuştu.
Halk Partisini kurma fikri Kemal Paşa’nın kafasında iken Ziya Gökalp ile gizli bir görüşme yapmış ve bundan sonra bir risale yayınlanmıştı. Bu risalede Halk Partisi’nin “dokuz prensibini” açıklı­yordu. Dokuz “umde” yani dokuz ok, daha sonra altıya inecek ve CHP’nin amblemi olacak ve günü­müze kadar gelecekti.[11]

“…. Lise son sınıflarında iken geçirdiğim fikir buhranının şiddetini hatırladıkça adeta ürperiyordum. Çocukluğumda, yüreğimde uyandırılmış idealler sönmeye baş­lamıştı. Milletim için birşey yapamaz hale geldiğimi sanıyordum. Alem, bana insan iradesi dışında dönüp giden bir dolap gibi geliyordu. İnsanları bu dolabın basit bir çarkı halinde görüyordum. Aklımın beni sevkettiği kanaatle, gönlümün istekleri arasındaki takat beni’ o cehennem hayatına sürükledi….. Sabaha kadar uyumadığını günler çok oldu. O kadar zayıflamıştım ki, beni görenler’hasta sanırdı. Bende kendi kendimi hasta sanıyordum. Gerçekte ise hiç bir hastalığım yoktu. Hattâ maddî bir sıkıntım da yoktu.
Bu buhran felsefesi, düşünüşten ileri geliyordu.
…..Tasavvufça düşünmenin verdiği alışkanlıkla, “hakikat-ı kübra” dediğim beni tatmin edecek hakikati bulabilseydim, hiç bir derdim kalmayacaktı.
O sırada Doktor Abdullah Cevdet, Diyarbakır’a geldi… Kısa zamanda doktorun dinsizliği Diyarbakır’da yayıldığı için, amcam onunla sıkı fıkı görüşmemi İstemedi.
Buna rağmen bu doktordan bir şeyler öğrenmeye çalışır dururdum. Bir gün bana doktor “Allah’ın İnkârı” adlı bir kitap verdi. Onu okuyunca büsbütün sarsıldım. Kalbimdeki bütün insanların boşaldığını hissediyordum. Yine uykusuz kaldığım bir günde, arkadaşımın birinin verdiği silâhı çektim. Kurşun alnımın kemiğine saplandı.”[12]

-“Yahya Kemal “Sokrat’ın metodu sormakmış. Ziya Bey’in ki, tersine sormadan söylemekti” diyecekti. Ziya konuşmaktan vakit buldukça içecekti; içerken de konu­şacaktı. Yahya Kemal anlatıyor:
“Kendi aramızda, ara sıra onun evinde, ara sıra Ada’nın Yorgolu, Dil, Viranbağ, Hiristos gezinti yerlerindeki rakı ve yemek düzenleyerek içmeye başlarken co­şar ve sofraya otururken şu eski beyti söylerdi.
“İçelim içelim şarap içelim
Nice bir gâv (öküz) gib âb (su) içelim.”
Bir keresinde Yahya Kemal ile karşılıklı atışmışlardı;

Ziya Gökalp “Harabisin harabati değilsin/ Gözün mazidedir/ati değilsin” şeklinde tarizde bulunmuş, “Ne harabi, ne harabatiyim/ Kökü mazide olan atiyim” cevabını
almıştı.[13]

-“Kemal Paşa kendisinden “fikir babam” diye bahsedecekti.”[14]

“Cemil Meric Mağaradakiler isimli eserinde:
“Tanzimattan bu yana Türk aydının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: Aldanmak ve aldatmak… Senaryoyu başkaları- hazırlamıştı. Biz sadece birer  oyuncuyduk.,”[15]

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2019


[1] https://m.youtube.com/watch?feature=youtu.be&v=q074-k98qqQ

[2] Kemalızmin Fikir Kaynakları-Atilla Yargıcı.7.

[3] Age. 14.

[4] Age. 14-16.

[5] 25,29.

[6] Mehmed Âkif. s. 60- 6l).Age.41.

[7] Milliyet .Sanat, Mayıs 1980, s. 767)Age.53.

[8] Age. 69-70.

[9] 15 Kasım 1983. Yeni Nesil).Age.70.

[10] Sahte Kahramanlar /74/75).Age.71-72.

[11] Vehbi Vakkasoğlu/ Ziya Gö­kalp/ 71- 72).Age.74.

[12] Emin E./Ziya Gökalp.

[13] Hilmi Yücebaş/Yahya Kemal/2l6).85-86.

[14] Age. 86.

[15] Age. 87.

No ResponsesŞubat 15th, 2019

Yoruma kapalı .