AYRILAN YOLLAR

AYRILAN YOLLAR
Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır.
Her yol Allah’a çıkar.
Bir ömür, bazen yarım asır arkadaşlık yaptığımız yol arkadaşlarıyla yollarımız ayrılmaktadır.
Bir damla gözyaşı ile de olsa bu durum insana hüzün veriyor.
Bazen çocuklukta, okulda, meslek hayatında beraber olup,belki de uzun yıllar ayrı olduğunuz insanların dünyadan ayrılışı, insanın üzerine hüzün bulutları kaplıyor.
Yollar ayrılıyor.. Hayatlar ayrılıyor..
Rahmetli babamla evden çıkmış sanayiye gidiyorduk. Ben şoför mahallindeydim. Babam ise yanımda oturuyordu.
Aradan birkaç sene sonra babam vefat etmiş oğlum da büyümüştü
Yine sanayiye gitmekteydik. Ancak bu sefer şoför mahallinde oğlum oturmuş, ben de babamın yerinde oturuyordum.
Benim yerimi oğlum, babamın yerini de ben almıştım.
Yine bu durum sanayi yolunda, yokuştan inerken aklıma gelmiş ve oğluma şunu hatırlatmıştım;
Bir müddet sonra sen de benim yerimde olacaksın, senin çocuğun da senin yerinde olacak, demiştim. Bu durum onun çok ilgisini çekmiş ve düşündürmüştü.
Her gün dünyadan 300 binden fazla insan terhis oluyor, yerini yenileri alıyordu.
Sâniyen, rahmetli babam vefat etmeden önce arkadaşlarının durumunu öğrenmek için bazılarını arar, sorar, vefat edenleri de duyunca üzülürdü.
Bunu bizimle de paylaşır, şu gitti, şu da gitti derdi.
Vefatından 3 ay önce Hasan diye bir arkadaşını aradı, o kişi çok kötü olduğunu, yatağa bağımlı bulunduğunu hüzünle kendisine anlatmıştı. Tüm arkadaşları gitmiş, Hasan kalmıştı, o da ağır hastaydı. Babam ise gayet rahat ve sağlıklı idi. Sabahları erken saatte geceden camiye gider, daha imam ve müezzin bile camiyi açmadığı olurdu. Bu durumlarda seher kahvesine giderek bir çay içer ve camiye geçerdi.
Vefatına 3 gün kala nefes alamaz olmuştu, acile kaldırdık ve 3 gün sonra vefat etti.
Kaderin bir cilvesidir ki aynı gün, yatalak olan arkadaşı Hasan da vefat etmişti. Hasan kabristanda 1923 nolu kabirde, babam ise 1924 nolu kabirde yapmaktadır. Ruhları şad olsun.
Sıra bendeydi.
Yaşıtım olan ve muhabbet ettiğimiz meslektaşım Hacı osman Yetiş’in vefatı ben de bir hüzün oluşturdu.Allah kendisine rahmet etsin.
Babamın durumunu hatırladım. Acaba bu durumlar da bizi ölüme hazırlamak için miydi?
Birden gitmesi ağır mı oluyordu?
Bizden küçük ve büyük olanların değil de, aynı yaşıt ve yol arkadaşların gitmesi daha ağır geliyordu. Yol arkadaşları ayrılıyor.. Yollar ve Hayatlar ayrılıyordu.
Bir gün bize de haydi diyecekler.
“Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar, sevkiyat var.
…Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor. Niyazi-i Mısrî’nin
Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber
dediği gibi ruhumun hanesi olan cismimin de her gün bir taşı düşmekle yıpranıyor ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümitlerim, emellerim kopmaya başladılar. Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden müfarakat zamanının yakınlaştığını hissettim. O manevî ve çok derin ve devasız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyazi-i Mısrî gibi dedim ki:
Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim
Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber.
O vakit birden merhamet-i İlahiyenin lisanı, misali, timsali, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan aleyhissalâtü vesselâmın nuru ve şefaati ve beşere getirdiği hediye-i hidayeti; o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel bir merhem ve tiryak oldu. Karanlıklı yeisimi, nurlu bir ricaya çevirdi.”
MEHMET ÖZÇELİK

22-05-2019

No ResponsesMayıs 22nd, 2019

Yoruma kapalı .