BİREYSEL ZENGİNLİĞE DOĞRU

BİREYSEL ZENGİNLİK
Bireysel hakimiyet dönemi başladı.
Devletler değil, fertler öne çıkmaktadır.
Medya fertlerin önünü açtı.
Artık herkes evden yayın yapmakta radyoyu televizyonu YouTube Facebook Twitter
WhatsApp’ı bütün Medya kuruluşlarının sosyal medyaları çok kullanabilmekte ve
kendisini öne çıkartıp dünya hitap etmektedir. Bir de konuşulan ve yazılan şeylerin
farklı dillere çevrilmiş olması Böylece kişinin top dünyadaki hakimiyetini ve etkisini
daha fazlası ile göstermektedir.
**************
Hadislerde ahirzamanda malın çoğalacağı ve kimsenin yüzüne bakmayacağı anlatılır.
-“”Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal
sahibi “Acaba sadakamı kim alır?” diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere
biri çağrılacak olsa, “İhtiyacım yok!” diye cevap verecek.”Müslim.
-İbnu’t-Tîn şöyle der:
-“”Bu hâl, Hz. İsa’nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin
doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir.”
-“Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle
dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak.”
-Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:
“Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat
kendisine bağışta bulunulan kimsenin “Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama
şu anda ona ihtiyacım yok.” diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir
kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman
yakındır.” [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]
-Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:
“Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka
ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi
bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların
çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” [Buharî, Zekât 9;
Müslim, Zekât 59, (1012)]
https://sorularlaislamiyet.com/kiyamete-yakin-zenginlesme-olacagi-ve-altincaginyasanacagi-zulum-olmayacagi-kuran-ahlakinin-butun
https://sorularlaislamiyet.com/kiyamete-yakin-insanlarin-zenginlesmesi-ile-ilgilihadisleri-nasil-yorumlamaliyiz
*Devasa altın keşfi! Değeri 700 kentilyon dolar
NASA, çılgın bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Üzerinde devasa düzeyde servet
barındıran altın ve değerli maden bulunduran asteroidle ilgili harekete geçti. Asteroid
üzerindeki kaynak tüm insanlara eşit olarak pay edilirse kişi başına 93 trilyon dolarlık
bir miktar düşüyor.
http://m.haber7.com/dunya/haber/2936940-devasa-altin-kesfi-degeri-700-kentilyondolar
Bu gün koronadan dolayı sahip olunan mallar kullanılamamakta ve şehirler bom boş
bir vaziyette, sakin ve sessiz bulunmaktadır.
Öyle ki bazı yerlerde hayvanlar dolaşmaktadır.
https://www.ntv.com.tr/galeri/seyahat/corona-virus-nedeniyle-issizlasan-dunyasehirleri,EpLFDip9oEivmJXpLj1TLA/sYj2mTnlnkGfkPHwa57kag
https://www.milliyet.com.tr/galeri/corona-viruse-kadar-istanbulun-en-kalabalikyerlerinden-biriydi-simdi-bombos-6175845/5
Paralar öyle kullanılamaz ve de yüzüne bakılamaz hale geldiki yollara saçıldı.
http://www.tesbitler.com/2020/04/30/olume-ve-oldurmeye-harcananlar/
***************
-AÇLIK:” Yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiri iledir. Onlar gitse, bunlar
da azalır.”(S.619,L.209,Ş.72,Ms.222)
“Hem Hazret-i Fatıma için dua etmiş: 1Yani: “Açlık elemini ona
verme.” Hazret-i Fatıma der ki: “O duadan sonra açlık elemini görmedim.”(M.146)
“Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın küçüklüğünde ona bakan ve
hizmet eden Ümm-ü Eymen demiş: “Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
1 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:328; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:134; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:203.
açlık ve susuzluktan şikayet etmedi, ne küçüklüğünde ve ne de
büyüklüğünde.”(M.178,K.K.479)
“Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı mâliye ve meşakkat-ı bedeniye
nedendir?”
“Cenab-ı Hak, bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir,kendi
verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin
ve hasedlerini men’etsin. Biz hırsımız için tama’kârlık edip vermedik. Cenab-ı Hak
müterakim zekatını, kırkta otuz, onda sekizini aldı. Hem her senede yalnız bir ayda
yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık, muvakkat ve lezzetli bir
açlığı çekmedik. Cenab-ı Hak ceza olarak yetmiş cihetle belalı bir nevi orucu beş sene
cebren bize tutturdu. Hem yirmidört saatte bir tek saati, hoş ve ulvî, nuranî ve faideli
bir nevi talimat-ı Rabbaniyeyi bizden istedi. Biz tenbellik edip, o namazı ve niyazı yerine
getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi’ ettik. Cenab-ı Hak onun keffareti
olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı.”
demiştim.”(M.273,L.147,Ks.111,205, St.53, T.296,317)
“Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam
hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve
fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak
edemez.”(M.400,399-404)
“Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen
nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azab vermiş, Cehennem’e atmış, yine
sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten
vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene
vema ente?” Nefis demiş: “Ente Rabbiye’r-Rahîm., Ve ene abdüke’l-âciz.”Yani: “Sen
benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim.”(M.404,K.K.565-566)
“Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire suretinde iddihar olunan
gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek, terk-i âdetten neş’et eden maraz öldürür; rızıksızlık
değil.”(M.476,L.63,Ş.173)
“Kudret-i Fâtıra ihtiyaç ile, hususan açlık ihtiyacıyla; başta insan bütün
hayvanatı gemlendirip, nizama sokmuş. Hem âlemi herc ü mercden halas edip, hem
ihtiyacı medeniyete üstad ederek, terakkiyatı temin etmiştir.”(M.477)
“Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisad vasıtasıyla
aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en
a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir.”(L.143)
“İkinci sualin: İbrahim Hakkı, “Cû’ ism-i a’zamdır” demesinin muradını
bilmiyorum. Zahiren manasızdır, belki de yanlıştır. Fakat ism-i Rahman madem
çoklara nisbeten ism-i a’zam vazifesini görüyor. Manevî ve maddî cû’ ve açlık, o ism-i
a’zamın vesile-i vusulü olduğuna işareten mecazî olarak Cû’ ism-i a’zamdır, yani bir
ism-i a’zama bir vesiledir, denilebilir.”(B.347,St.257)
“Endişeli Sual: Bu âhirzaman fitnesinde, açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak.
Onunla ehl-i dalalet, bîçare aç ehl-i imanı derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı
diniyeyi ya unutturup, ya ikinci, üçüncü derecede bırakmağa çalışacak diye,
rivayetlerden anlaşılıyor. Acaba,
Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli
açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve
teslimiyet yapmağa çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle, dilenciliğe ve hırsızlığa ve
anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin
ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nur’u dinleyip, bu mecburî açlık hissiyle açlara
merhamete gelip zekatla yardımlarına koşmaktır. Ve nefsini güzel yemeklerle şımartan,
serkeş eden ve hevesat-ı rezile ve tuğyanlara sevkedip sarhoş eden gençler dahi, Risale-i
Nur’un irşadıyla, bu hâdiseden merdane istifade ederek, fuhşiyat ve günahlardan
ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyanlarını
kırdığı vesilesiyle taate ve hayrata girip, o hâdiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp,
lehlerinde istimal etmektir. Ve ehl-i ibadet ve salahat dahi, ekser insanların aç kaldığı
bu zamanda ve çok karışmış ve haram ve helâl farkedilmeyecek bir tarza gelmiş ve
şübheli mal hükmünde ve manen müşterek olan erzak-ı umumiyeden helâl olmak için
mikdar-ı zaruret derecesine kanaat ediyorum diye, bu mecburî belaya bir riyazet-i
şer’iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlahiyeye karşı şekva ile değil, rıza ile
karşılamaktır.”(Ks.140-141)
“Bu dehşetli ihtikârdan çıkan kaht u galâ ve açlık ve zaruret, yaşamak damarını
şiddetle yaralandırıyor. Bu yara,hissiyat-ı ulviye-i diniyeyi bir derece susturmaya vesile
olup, ehl-i dalalete yardım ediyor. Herkes midesini düşünmeye başlıyor. Kalb,
hakikatten ziyade ekmeği düşünüp hayata, yaşamağa yardıma koşup, vazife-i
hakikiyesini ikinci derecede bırakır.”(Ks.193-194,201,235,St.239,T.311)

No ResponsesHaziran 20th, 2020

Yoruma kapalı .