DİN TAHRİFÇİLERİ

DİN TAHRİFÇİLERİ

Hariçteki Batıl Dinler neyse, dahildeki dini anlayış noktasındaki eksiklik ve yanlışlıklar, İslam içerisinde de batıl ve yanlış olan düşünceler, fikirler, yorumlar, izahlar aynı manayı ifade eder. Biri hariçten bozulmayı tetiklerken, diğeri de içteki bozulmayı arttırmaktadır.

Dünyada on binin üzerinde batıl din var.

Mesela; “Hindistan’da burunsuz doğan keçiye tapıyorlar!

Hindistan‘ın kuzeydoğusundaki Muzaffarpur‘da yaşayanlar, burunsuz doğan oğlağı kutsal kabul etti. Köy halkı, ‘Tanrı’ olarak kabul ettikleri yavru keçiye tapmaya başladı.”[1]

-“6 yaşındaki çocuğa ‘tapmaya’ başladılar! Görenler şaştı kaldı…

Son dakika haberine göre; Hindistan’ın başkenti Delhi’de dünyaya gelen 6 yaşındaki Shivam Kumar’ın kuyruk sokumunda doğuştan kıllar oluşmaya başladı. Bölge halkı, Hindu maymun tanrısı Hanuman’nın reenkarne olduğuna inanıp küçük çocuğa tapmaya başladı.”[2]

***************  

Ulema ile evliya arasındaki ince fark şu; alimler konuşur, söyler ve amel ederler. Veliler ve erbabı ise; önce yapar. Sonra söylerler. Birinde ilim var. Diğerinde eylem var.

-İmam Mâlik’in “Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan sapık olur. Her ikisini edinen, hakikate varır” sözü meşhurdur.

-Asrımızdaki dini tahrib eden din alimleri!?, dini hazmetmemiş ve hayatına yansıtmamış kimselerdir.

İslami tenkide, her türlü fetvayı vermeye açılan ve açık gösterilen kapı, gelenekçilik kapısıdır.

Bulunan suçlu ve günah keçisi ise, Emeviler ve Emeviciliktir.

Elbette varsa yanlışlar tenkid edilir ancak İslama aid her şeyi buna uyduraraktan tenkid etmek hatta devre dışı bırakma durumu at gözlüğü ile meselelere bakmaktır.

-Yıllar ve Yollar kısır kavgalara feda edildi. Bir yandan siyasi alanda ve bir yandan da dini alanda; içtihat serbestliğinin kayıtsız, mutlak ve açık kabul edilmesiyle yanlışlar ve kavgalar içerisine girildi ve toplum bunun içine çekildi.

Hoparlörle okumak caiz mi, değil mi?

Delinen içtihat kapısının kısır tartışmaları haline dönüştü.

Mesela; Lokman.6. ayette geçen; lehve-i hadîs -ifadesini, hadise olan saldırıyı ayetin manasını değiştirerek saptırdı ve sapıttılar.

-Mesela; Mustafa İslamoğlu; “Ama insanlardan öyleleri vardır ki, (başkalarını) Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için (ilâhî mesajlar üzerinde) hadis oyunu oynamaya kalkışırlar: işte onlar onur kırıcı bir terk edilmişliğe mahkûm olacaklar.”

Bu kısa ifadeyle tahrif etmekle kalmamış, genişçe verdiği boş söz ve ifadesiyle tahrifini daha da büyütmüş.[3]

Yaşar Nuri Öztürk Meali -“ İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.”

-Diyanet mealinde ise:-“ İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.”

Elmalı mealinde;” Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.”

-Kur’an-ı Kerim’de Hz Adem’in topraktan yaratıldığı ifade edilirken Mustafa İslamoğlu Hz Adem’in babası olduğunu ifade ediyor. Tam bir tenakuz ve Kur’an’ın bu açık beyanını açıkça inkar etmektedir.

Topraktan yaratılan bir insanın nasıl babası olur?[4]

Ya bu insan dinin dışında, şuursuz, sorumsuz bir halde bunu konuşuyor ya da hakikaten bir ihanetin içerisinde…

-Ve maalesef bu memlekette Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir kimse kendisine sorulan;-“ 5 yıldızlı otellerde isteyen müşteriye alkollü içki servis edilmesi konusu” na verdiği cevapta;” buraya otel yerine hastane yapmış olsaydı. Hastaneye Hristiyan hasta geldiğinde muayene edilmeyecek miydi?”[5] cevabıyla; herhalde müçtehit olduğundan dolayı içtihatta bulunmuş olmaktadır.

Ne kadar mantıklı!?

Maalesef İlahiyat içten kuşatılmaktadır.[6]

Unutulmamalıdır ki; -Kimseyi şaibe altında bırakma söz konusu değildir.- 15 Temmuz startını veren kişi İlahiyatta saklıydı.

*****************

 Yıllar öncesinde bir felsefe hocası diğer bir öğretmenle konuşurken; haccın ve orucun daha serin aylarda yapılmasının uygun olacağını söylemişti.

Ehliyetsiz ve yetkisiz birisinin kendisini İslamiyet’e uyduramamasından dolayı, İslamiyeti kendisine uydurma düşüncesinin reformist ve cehaletine vermiştim.

Ancak bu cızırtılı ses içerden gelince, kurdun gövdenin içerisinde ve ağacı acıtan ve incitenin balta değil de, kendinden görünen onun sapı olunca işin vahameti ve muzırlığı zahir olmuş oldu.

İşte, Bayraktar Bayraklı: Ramazan’ı Eylül ayına sabitleyebiliriz![7]

Sanki babasının malını satıyor. Allah’ın o sıcak belde olan Arabistan’da peygamberine bile vermediği ve o aziz peygamberin böyle bir uygulamaya gitmediği, sahabelerin bile teklif etmediği bir şeyi Tv.de, herkese açık bir ortamda, eğer bunamamışsa dile getirmek en az tabirle küstahlıktır ve dine ihanettir.

Şeytani bir kibrin mahsulüdür.

Zira bu uygulama beraberinde hac, cuma, teravih gibi birçok uygulamaları da  getirecek, dini tahribe kapı açıp, İslam dünyasının birliği bozulacaktır.

Tıpkı Suud-i Arabistan’ın keyfi Rü’yet-i Hilal meselini siyasi bir mesele haline getirmesi gibi..

1980 yılında Diyanetin tertip ettiği Hizmet içinde Tayyar Altıkulaç bir hatırasında; Arabistan’da Rüyeti Hilalin başındaki sorumlu kimsenin a’ma yani gözünün görmediğini ve Rü’yeti Hilale bakmak için davet ettiklerinde gelmedikleri halde, kendilerinin sabaha kadar Arabistan’da bakıp görmemelerine rağmen, Arabistan’da gördüklerini iddia ederek Ramazan orucuna başladıklarını ifade etmiş ve bunu bir kitapçık halinde bastırıp vermişti.

Evet, tıpkı rüyeti hilal fitnesiyle bulandırılması, ittihad ve uhuvvetin yıpranması gibi.

****************   

Tevbe 9/5, 36, Nesi’ ayeti:

Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

(Haram aylar, Cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş ve kan dökülmesi yasak olan kamerî aylar demektir. Bu aylardan Zilkâde on birinci, Zilhicce on ikinci, Muharrem birinci ve Receb yedinci aydır.)

Haram ayları ertelemek, ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez.”[8]

-“Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”[9]

Bu zihniyet ektiklerini biçmekte ve de biçtirmektedir.

O zararlı tohumlar, zararlı fikirleri netice vermektedir.[10]

-Şefaati inkâr etmektedir.

Delili onca ayetle sabit olduğu halde.[11]

-Hz. Musa’nın kavmi birçok sefer kendisine tevessül etmiş, oda kabul etmiş ve de kabul edilmiştir.

9 sefer tevessül de bulunmuşlardır.

“O’na yakın olmak için vesile arayın”[12]

-Peygamberimize getirilen Salavat.

-Yağmur duasında çocuk, hayvan ve yaşlıları götürme uygulaması.

-Hz Ömer’in yağmur duasına İbn-i Abbas’ı götürmesi.[13]

-Neden mihraba ve Kâbe’ye yöneliyoruz?

Lihye-i Şerife neden hürmet edilmektedir?

Neredeyse tevessül edilmeyen bir iş yok gibidir.

Çocuğun anneden doğması!

Musa’nın bastonuyla taşa vurması, suyun taştan çıkması.

Musa’nın kavmindeki suçlunun belli hayvanın organıyla vurup konuşması.

******************   

Mustafa Öztürk skandal açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Benim şahsi kanaatim şudur, iyi kötü İslam’ın ahlaki tarafını değer tarafını taşıyan unsur metinden bağımsız olarak intikal etmiştir. Geleneğin taşıyıcılığı vasıtasıyla biz İslam’ı şu an az çok hayatımızda katar halde yaşıyoruz. Hakikatten bu kültürel hafızamızı resetleseler. Bize dümdüz bom boş bir alan verseler, işte kitaplar önünüzde, alın İslam’ı, yeniden, sıfırdan, katışıksız, gelenekteki bütün tortuları arındırılmış icraat et deseler. İnanır mısınız tahmin bile etmek istemiyorum. Kışkırtıcı bir cümle söylemek istiyorum. Kur’an-ı Kerim bize gelmekle iyi mi oldu diye bazen kendimi alamıyorum. Hakikatten gelmeseydi bundan daha mı kötü olurduk diye düşünüyorum. Bundan daha kötü durumda olabileceğimizin kanaatini taşımıyorum. Emin olun bugün Kur’an-ı Kerim’in işe yararlılığı en fazla faydası, gündelik hayatın kirinden pasından arınmışlık duygusu en işlevsel yönü budur.  Abdest alıp okuyun insan çok iyi geliyor.”

-Cübbeli Ahmet Hoca’nın resmi Twitter adresinden yapılan paylaşımda, “Kur’ân İnmeseydi daha İyi Olurdu” Diyen Mustafa Öztürk Hâlâ Karar Gazetesi’nde Yazıyor, İlahiyat’ta da ders Veriyor!” ifadeleri kullanıldı.”[14]

Bu bozuk düşünce ancak kişiliği gelişmemiş, zihni netleşmemiş, ruhu bulanık, aklı kıt ve şeytani bir vesvesenin tezahürü olsa gerek.

-Kur’an gelmeseydi daha iyi olurdu demek; Cahiliye adetlerinin, kızları diri diri gömmenin, puta tapmanın devam etmesi daha iyi olurdu, demekle eş durumdadır.

-Kur’an gelmeseydi daha iyi olurdu demek; Hz. Muhammed’in gelmesine de pek gerek yoktu, Kur’an gelmeyince O’nun da gelmesine ve vereceği katkının da pek bir önemi olmadığını söylemek demektir.

Sadece Kur’an’ı Kerim’in değil, Hz. Muhammed içinde; gelmeseydi daha iyi olurdu, demektir.

Ve de O günkü Bizans’tan İran’daki Sasani idaresine kadar zorbalığın, ateşe tapmanın ve Hristiyanlığın devam etmesini istemek demektir.

-İlahiyatlarda bulunan azınlıkta da olsa bu çarpıklık içindeki şahidinden de geldi;

“İlahiyat Fakülteleri’nde mesela bugün “Kur’an’ın üçte biri Peygamber sözüdür” diyen profesör görevde, 4-5 kişiler bunlar ama özellikle bunlar el üstünde tutuluyor. Bunlar Batılıların, papazların adamıdır demiyorum fakat onların gazına gelip konuşuyorlar.”[15]

Bunların doğurdukları yavruları durumunda az da olsa öğretmenlerde de görmekteyiz.

-Fetö alternatifsiz ve terkedilmeyecek bir kimse değildir.

Dikkat edilmelidir ki; Büyütülmeye ve ekranlara çıkarılan Mustafa Öztürk de maalesef Fetö’den geri değildir.

Onun kalıntısıdır.

Tahribi ondan da daha tehlikelidir.

Fetö kendisini Peygamber ve Allah’ın yerine yeri geldiğinde koyarken, Mustafa Öztürk ise Allah’ı ve Kur’an-ı Kerim-i devre dışı bırakmakta, çok pervasızca, ölçüsüz ve dengesizce sorgulamaktadır.

Bu adam sadece istikametsiz değil, toplumun ve din adamlarının ve adaylarının istikametini de saptırmaktadır.

Bu adam bir de Üniversite tarafından din adamı yetiştiren ilahiyatta ders vermektedir.

Tehlike büyüktür.[16]

-2013 yılının sonunda Fetöye mensup iki kişi ) ki, biri yurt dışına kaçtı ve diğeri görevden alındı.) gelişen durumlar ile ilgili görüşümü sordular. Onlara şöyle dedim;

-Eğer yarın öbür gün sizin elinize silah verip, diğer cemaatlerle ve  toplumla karşı karşıya getirilirse şaşmayın.

Birisi, öyle olur mu yavv, deyince…

Bak görürsün, demiştim ki; aynen öyle olmakla kalmadı, tank ve uçaklarla saldırıldı.

Ancak bu tehlike bitmiş değil.

-Yüz yıl önce İngiliz Müstemlekat Nazırı yani Kölelik Bakanı Gladiston eline Kur’an-ı Kerim-i alarak; bu Kur’an Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara gerçek hakim olamayız. Ya bunu ortadan kaldırmalıyız veya Müslümanları bu Kur’an-dan soğutmalıyız.” demiştir.

Müslümanları Kur’an-ı Kerim-den sadece soğutmakla değil, şüpheler oluşturup tartışmaya açmakla, olmamasının daha iyi olacağı iddiasında bulunarak Gladiston-dan daha fazla zarar verildiğini ve tehlikeli olduğunu göstermiştir.

İçteki virüs. Kurt gövdenin içindedir.

Diyanet sosyal hayattaki çarpıklıklara cevap vermede ve de toplumu aydınlatmada çok yetersiz kalıyor.

Seviyesiz insanların gösterdiği cesareti, Diyanet kahramanca yönetemiyor, sönük kalıyor.

Ondandır ki, menfi insanlar bundan cesaret alarak hırçınlığını ve tahribatını daha da arttırıyor.

Diyanet camileri aşıp topluma girmeli, Haccı aşıp İslam dünyasına merkez oluşturmalıdır.

Diyanet kendisini sorgulamalı ve test etmelidir.[17]

****************    

İlahiyatların çoğalması sevindiricidir.

İmam Hatiplerin artması memnun vericidir.

Ancak kemiyetten daha önemlisi, keyfiyettir.

Bunlar sayı bakımından çoğalırken, ister istemez içlerinden çıkan kalite ve seviye yetersizliği kendisini gösteriyor.

Zira bu makamlar, dini temsil makamlarıdır.

Yoksa burada dini öğrenip, hayata atıldığında yaşanması ve yansıtılması toplumun kıymet ve değerini arttırır.

Ancak bunların ne kadar yeterli olduğu veya kendisini yeterli kılma yolunda ne kadar çaba gösterdiği tartışmalı bir husustur.

Kemiyet keyfiyetle beraber götürülmelidir.

Bir İlahiyat öğretim görevlisi düşünün ki Kur’an-ı Kerim ile arasında büyük bir kopukluk var.

Kur’an-ı Kerim’in gelmemesinin gelmesinden daha iyi olabileceğini söyleyebiliyor.

Bu insan İlahiyatta ders vermektedir.

***************   

“Cahilliğimizin bedelini çocuğumuzla ödedik! Kızı tarikat şeyhinin istismarına uğrayan ve 6 polis tarafından korunan baba…[18]

Bir yandan ahlaksız Müteşeyyih yani şeyh bozuntusunun gündeme gelmesiyle, diğer yandan İslam’ın içinin oyularak; önce hadislerin devre dışı bırakılması, sonra Kur’an-ı Kerim’in tarihselliği ile tartışmaya açılması, gelmeseydi daha iyi olurdu denilirken, sonrasında Kur’an-ı Kerim’in lafzının Allaha aid olmadığının söylenmesi, Kur’an-ı Kerim’in düşmanlığı körüklemesi gibi ifadeler rast gele, masumca söylenmiş değil, bir projenin ve İslam’ı içten yıkmanın ikinci bir Fetö hareketidir.

Devlet bu kirli oluşumları ya kontrol etmeli ve Diyanete kontrol etmesini yani iş bittikten sonra günah çıkarmadan önce tedbir alması gerektir.

**********************   

Çok hayretteyim hem de çok hayretteyim.

Bu memlekette ticaret yapan, fahişelik yapan Adnan Oktar’ın peşinden gidip de Mehdi diye sarılanlar çok oldu. Bu memlekette Haydar Baş gibi, kendini mehdi ilan eden, Atatürk’e evliya diyen, birçok safsatalara imza atan insanın peşinden gitti bu memlekette, Nur TV’nin sahibi Evrenesoğlu’nun ölümünden sonra, kendisini peygamber olarak ilan etmiş olmasına rağmen, cenaze namazını kılan 3 bin insan oldu. Acip bir durum, korkunç bir asır; elenen ve dökülenlerin çoklukta ve yoğunlukta olduğu bir zaman.

Kendisini kâinat imamı sayan, Cebrail’i dinlemeyen, Peygambere itiraz edebilecek ve kendisini adeta Allah’ın yeryüzündeki en büyük temsilcisi olduğunu iddia edenin arkasından milyonlar gitti yıllardır.

Türkiye’de adeta İran’ın, Şia’nın temsilciliğini yapan insanın arkasından gene on binler gitmektedir.

Aynı şekilde; Kur’an’ın tarihselliği önünde Kur’an’ı eleştirebilen, Keşke Kur’an gelmeseydi daha iyi olurdu diyebilen insanı üniversitede, ilahiyatta görevlendirilip birçok imamların, din dersi öğretmenlerinin, vaizlerin eğitilmesi için başa getirilen kişinin peşinden yine de gidenler var. Hazin bir durum.

****************  

-“Levlake levlak lema halaktül Eflak”[19] Hadis-i Kutsi’sini Facebook’ta yazınca bir cami hocası; “Efendim o muhaddis değil. O Fakihtir.” deyince kendisine sordum; Sen kimsin? dedim. Cevap vermedi, sustu, devamı gelmedi, cevabını almıştı.

Kendisi ne fakih ve ne de muhaddis olmamasına rağmen tenkid ederken, sahabenin Muhaddis olmadığını haddini aşarak sorgulamaktadır.

Bu seviye değil, cehalettir.

Bu hoca görüntülü aslında Peygamberle Ümmeti arasındaki bağı kuvvetlendirmeyip, zayıflatma hatta ve hatta bu durum; şikayet ve tenkit kapısını açarak o bağı ve de bağları koparmaktadır.

İslami hayattaki bozulma, farklı fikir ve akım olarak bozulma, inanç zaafiyeti, düşünce ve sağlıksız bir dini terbiyeden uzaklaşmanın neticesidir.

Tıpkı sağlıklı suyu ve gıdayı bulamayan kimseler, Afrika’da olduğu gibi bulanık, kirli ve sağlıksız su ve gıdalarla beslendikleri gibi.

**************  

Tarikatlar bu milletin mayasıdır. İslam’ın yayılmasına sebeptir.

Asırlardır gönüllerde taht kurmuşlardır.[20]

Bir köpeğin salyası, bir denizi kirletmez. Kur’an hakikatleri ve bunun yaşanılması tarikatlar, cemaatler, samimi ve fedakâr insanlar yoluyla gelmiştir.

Nasıl olur da içlerinden çıkan üç beş tane insanın kirliliğiyle bu koca topluluk kirletilip kurutulabilir?

-“Nasıl ki bir cemaatin malı bir adama verilse zulüm olur. Veya cemaate ait vakıfları bir adam zaptetse zulmeder. Öyle de, cemaatin sa’yleriyle hâsıl olan bir neticeyi veya cemaatin haseneleriyle terettüp eden bir şerefi, bir fazileti o cemaatin reisine veya üstadına vermek hem cemaate, hem de o üstad veya reise zulümdür. Çünkü enâniyeti okşar, gurura sevk eder. Kendini kapıcı iken padişah zannettirir. Hem kendi nefsine de zulmeder. Belki bir nevi şirk-i hafîye yol açar.

Evet, bir kaleyi fetheden bir taburun ganimetini ve muzafferiyet ve şerefini, binbaşısı alamaz. Evet, üstad ve mürşid, masdar ve menba telâkki edilmemek gerektir. Belki mazhar ve mâkes olduklarını bilmek lâzımdır.

Meselâ, hararet ve ziya sana bir âyine vasıtasıyla gelir. Sen de, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, âyineyi masdar telâkki edip, güneşi unutup, ona minnettar olmak divaneliktir.

Evet, âyine muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır. İşte mürşidin ruhu ve kalbi bir âyinedir, Cenâb-ı Haktan gelen feyze mâkes olur, müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla, feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır.

Hattâ bazı olur ki, masdar telâkki edilen bir üstad, ne mazhardır, ne masdardır. Belki müridinin safvet-i ihlâsıyla ve kuvvet-i irtibatıyla ve ona hasr-ı nazarla, o mürid, başka yolda aldığı füyuzâtı, üstadının mir’ât-ı ruhundan gelmiş görüyor.

Nasıl ki bazı adam, manyetizma vasıtasıyla bir cama dikkat ede ede âlem-i misale karşı hayalinde bir pencere açılır, o âyinede çok garaibi müşahede eder. Halbuki âyinede değil, belki âyineye olan dikkat-i nazar vasıtasıyla, âyinenin haricinde hayaline bir pencere açılmış, görüyor.

Onun içindir ki, bazan nâkıs bir şeyhin hâlis müridi, şeyhinden daha ziyade kâmil olabilir. Ve döner, şeyhini irşad eder ve şeyhinin şeyhi olur.”[21]

******************  

1970’lerde ‘Ve men lem yahkum bimâ enzela(A)llâhu feulâ-ike humu-lkâfirûn(e)’

‘Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.’ [22]

Tekfir olayları ve mücadele çoktu.

İbni Abbas ve Bediüzzamanın ifadesiyle; – Men lem yahkum – Bil mana -Men lem yusaddik’tir. Yani tasdik etmeyen kafirdir.

Amel imandan bir cüz değildir.

Ve Dar’ül Harp tartışmaları çok olurdu.

İran’ın siyasi etkisi büyüktü.

Böyle olunca birçok gayrı meşru iş, meşru hale dönüşmüş, birçok emirlerde devre dışı olmuş oluyor.[23]

-Selefilik konusunda daha önce de yazmıştım.[24]

İlk üç asırda yani Sahabe, Tabiin, Tebe-i Tabiin döneminde bulunan İslam’ın ilk temsilcilerinin örnek alındığı dönemden zamanla tenkitçi, tekfirci, radikal ve harici bir yapıya bürünerek öyle ki, Deaş’ın bile temsil ettiği bir hale kadar getirilmeye, safiyetinin bozulmasına kadar gidildi.

Öyle ki İbni Teymiye’nin bile savunduğu ve görüldüğü bir düşünce haline geldi.

Selefilik bulandırıldı.

Türkiye’de aşırı uçlar buradan beslenmektedir.

İslamın bu ilk üç asrında Müslümanlar problemlerini birinci saftaki Kur’an-ı Kerim ve Rasulullaha dayanarak çözümleniyordu.

Zaman geçtikçe, aradaki mesafe uzadıkça, farklı dinlerdeki insanlar eski inanç, kültür ve düşünceleriyle İslam’a girince, problemleriyle beraber girdiler.

Başlangıçtaki safiyet bozuldu, inanç ve amelde farklılıklar, mezhep ve tarikatlar, cemaat ve dernekler ortaya çıktı.

İmam Hatiplerde ve şimdilerde ilahiyatlarda küçük çapta da olsa bu farklılıklar, münakaşa ve aykırılıklar kendisini göstermektedir.

Kur’an bize yeter[25] kısırlığı, Meal müçtehitliği[26], Şia taraftarlığı[27] suyu bulandıranların bulanıklığı toplumun ayağını kaydırmakta, zihinleri bulandırmaktadır.

Özetle:” “Bugün İslam dünyasında hatta bütün dünyada ortaya çıkan radikal sünni selefi örgütler, Suudi selefîliğinin ürünü; o ise Vehhabiliğin sonucudur. Vehhabilik İbn Teymiyye’nin görüşlerinden ilhamını almış bir hareket, İbn Teymiyye ise klasik selefi düşüncenin yetiştirdiği bir ideologtur. Dünyadaki bütün radikal selefi hareketler, İslam tarihinin belirli bir dönemini kutsal, dokunulmaz ve evrensel kılma mücadelesi
içindedirler. Fakat böylesi bir dini anlayış fıtrat kanunlarına aykırıdır.”[28]

-Sadece Pkk ve sosyalist kesimlerle yıpratılmaya çalışılmamakta aynı zamanda sağdan da yıpratılmaya çalışılmaktadır.

Bunlardan biri İran canibinden Şia, Mısır canibinden İhvan-ı Müslimin olup ve özellikle siyasi ağırlıklı yer etmeye çalışılıp desteklenmektedir. Diğeri ise Suud destekli Selefilik siyasi kılıfa büründürülerek geçmişteki yanı çıkışındaki selefilikten saptırılmaktadır.

-Emniyet İstihbarat Dairesi’nin ‘gizli’ Türk selefiler raporunda çarpıcı bilgiler yer alıyor. MİT verilerine dayanarak hazırlanan rapora göre Nisan 2011’den beri Irak ve Suriye’ye 2750 Türk selefinin gidip geldiği, halen bölgede 1211 kişinin bulunduğu, bunlardan 749’unun IŞİD, 136’sının ise Nusra Cephesi’nde (NC) olduğu, bugüne kadar 457 Türk’ün bölgede öldüğü anlatıldı.

Selefilerin Türkiye’deki tabanlarının 10 bin-20 bini bulduğu, Tunus, Suudi Arabistan ve Ürdün’deki seviyeye çıktığı tehlikesine dikkat çekilen raporda, “Bu, ülkemiz açısından bir tehdit niteliği taşımaktadır” denildi.

En çok selefinin çıktığı ilk üç şehrin Konya, Ankara ve Adana olduğu saptanan raporda, Doğu ve Güneydoğu’dan gidenlerin İç Anadolu’dan gidenlerin yarısı oranında olduğu belirtildi. Bu durumun, Doğu’daki tarikat ve cemaat varlığının çok güçlü olmasından ve Hizbullah taraftarlarının çatışma alanlarına soğuk bakmasından kaynaklandığı ifade edildi.[29]

-Türkiye’nin alt yapısının olması ve de tarikat ve cemaatlerin geçmişten günümüze İslami birikimleri radikalleşen, ifrat durumundaki Selefilik ve de Şiilik zemininin oluşup yer tutmasını engelliyor.

Körfez ülkeleri yani başta Suudi Arabistan’ın maddi destekle desteklediği İslâm ülkelerindeki etkisi tesirini gösterirken, Türkiye’de bu durum mevzii kalmakta veya tarikat ve cemaatlere mensup olmayanların dini temayülleri ve yetersizliği yönelmesine sebep oluşturabiliyor.

İmam Hatipte bir öğrencim ailesi Sünni olmasına rağmen Şiiliği benimsediğini söylediğinde; yaptığım konuşma ve tahlilde Sünniliği bilmeden ve yetersiz kalıp, Şiiliğe temayül ettiğini gördüm.

Ve üniversiteye nereye gideceğini sorduğumda, İlahiyat fakültesi demişti.

Ve bu öğrenci okulu bitirip muhtemelen öğretmen olup, öğrenci yetiştirecek.

-1980’ de İlahiyatta diğer bir sınıfta ateist olduğunu söyleyen bir öğrenci vardı.

-Bir ateist öğretmen adayı, bulunduğu branştan öğretmen olamayınca, İlahiyat mezunlarının kolay öğretmen olmasından dolayı İlahiyatı okumuş ve Din Kültürü öğretmeni olmuştur.

Sular bulanıyor ve de bulandırılıyor.

-Devletin bir asırdır dini kısır uygulamaları ve tek şeflik dönemlerin despot uygulaması ve Cumhuriyetin kuruluşunda toplumun dini ihtiyaçlarını besleyen dini kaynaklar olan tarikat, dergâh, tekke, zaviye ve medreselerin kapatılması, daha öteye giderek din adamlarının asılması bir tehdit olarak merdiven altı oluşumların kapısını da açmış oldu.

Aslında Fetö, Adnan Oktar ve de radikal oluşumların taşlarının döşenmesine sebep; başlangıçtaki dine aykırı uygulamaların iktidarı ve uygulamasıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

07-10-2020


[1] https://www.ahaber.com.tr/yasam/2020/08/08/hindistanda-burunsuz-dogan-keciye-tapiyorlar

[2] https://www.ahaber.com.tr/galeri/yasam/6-yasindaki-cocuga-tapmaya-basladilar-gorenler-sasti-kaldi

[3] https://www.kuranmeali.com/Aciklama.php?meal=islamoglu&sureno=31&ayet=6

[4] http://www.tesbitler.com/2016/06/13/yeni-hocalar-cikarilacak-araniyor/

[5] https://www.facebook.com/526182777/posts/10157621476357778/

[6] http://www.tesbitler.com/2016/08/24/icten-kusatilan-ilahiyat/

[7] https://www.youtube.com/watch?v=1VyMQoB5dSM&app=desktop

[8] Tevbe.36-37.

[9] Tevbe.5.

[10] https://www.youtube.com/watch?v=PZiWCarLoB8&t=13s

[11] http://www.tesbitler.com/page/2/?s=%C5%9Fefaat

[12] Maide. 35.

[13] http://www.tesbitler.com/index.php?s=tevess%C3%BCl

[14] https://www.gaste24.com/gundem/ilahiyatci-mustafa-ozturkden-skandal-sozler-kuran-inmeseydi-h101908.html

[15] https://www.yeniakit.com.tr/haber/prof-dr-cevat-aksit-hoca-firtinali-yillari-anlatti-ayik-gezmeyen-adamlar-bu-ulkeyi-yonetti-1391601.html

[16] https://www.youtube.com/watch?v=a67rEjqEDkg&t=4s

[17] http://www.tesbitler.com/2018/03/14/diyanet-guncellenmeli/

[18] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cahilligimizin-bedelini-cocugumuzla-odedik-kizi-tarikat-seyhinin-istismarina-ugrayan-300871h.htm

[19] http://www.tesbitler.com/2016/02/15/sianin-zulmunun-kaynagi/

[20] https://www.gercekgundem.com/guncel/215969/osmanli-bir-seyhlermuritler-devletidir-diyen-akit-yazari-padisahlarin-bagli-oldugu-tarikatlari-yazdi

[21] Mesnevi i Nuriye. Bediüzzaman. Sh. 148.

[22] Maide. 44. Bak.45,47.

[23] http://www.tesbitler.com/2019/01/04/dini-kemiren-kurtcuklar/

[24] http://www.tesbitler.com/index.php?s=selefi

[25] http://www.tesbitler.com/2017/10/20/kuran-bize-yeter/

[26] http://www.tesbitler.com/2015/01/02/mustafa-islamoglunun-meal-tefsirinin-tenkidi/

[27] http://www.tesbitler.com/index.php?s=%C5%9Fia

[28] Koca, 2016, s. 23. Muhammet AYDIN. İslam Düşüncesinde Selefîlik. Genel Karakteristiği ve Günümüzdeki Motivasyonları.

[29] http://www.hazardernegi.org/turkiyenin-radikallesme-haritasi/

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/iste-emniyetin-selefi-raporu-turkiye-tabanlari-20-bine-ulasti-bu-bir-tehdit-40094417

No ResponsesEkim 7th, 2020

Yoruma kapalı .