AZRAİL

AZRAİL (a.s) NEDEN ÖLÜM MELEĞİ OLDU

Hepimiz biliyoruz ki, ilk insan olan Adem Aleyhisselam topraktan yaratılmıştır. Adem babamız yaratılmadan önce, Hz. Allah (c.c.) Cebrail Aleyhisselam’ı göndererek dünyadan toprak getirmesini istedi. Hz. Cebrail, Adem Aleyhisselam’ınyaratılacağı toprağı alacağı

zaman toprak ona yalvardı:

– Ne olur benden alma. Çünkü benden yaratılacak olan insandan çoğalacak olanlardan bir kısmı, Allah’a isyan edip cehenneme gidecekler. Bir parçamın cehenneme gitmesini istemem. Ne olur benden bir şey alma.

Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselam toprak almadan geri döndü.

Hz. Allah bu sefer Hz. Mikail’i gönderdi. Toprak Mikail Aleyhisselam’a da yalvardı, o da almadan geri döndü. Üçüncü olarak Allah Teala İsrafil Aleyhisselam’ı gönderdi. Toprak ona da yalvardı. O da almadan geri dönmek mecburiyetinde kaldı. Allah Teala Hazretleri son olarak Azrail Aleyhisselam’ı gönderdi. Toprak ona da yalvardıysa da, Azrail Aleyhisselam dinlemedi ve toprağı aldı ve Hazreti Adem o topraktan yaratıldı.

Allah Teala Hazretleri, Azrail Aleyhisselam’a buyurdu ki:

– Ey Azrail! Madem Adem’in yaratılcağı toprağı sen getirdin, Ademoğlunun canını alma vazifesini de sana veriyorum.

Azrail Aleyhisselam bunun üzerine,

– Ya Rabbi! İnsanların hepsi bana düşman olur. Benden nefret ederler, dedi. Hazreti Allah

buyurdu ki:

– Ey Azrail! Merak etme. Ben çeşitli hastalıklar, kazalar yaratacağım. İnsanlar o vesileyle ölecekler. Onların canlarını hep sen aldığın halde, onlar seni hiç düşünmeyecekler. Falan hastalıktan öldü, falan kazada öldü, diye konuşacaklar ve seni kimse suçlamayacak.

KAYNAK: ölüm, kıyamet, ahiret ve ahir zaman alametleri. (İmam Şa’rani

*****************   

Sonradan Müslümân olan, Prof.Dr. John Davenport kendisinin Müslümân oluşunu ve Mekke’nin Fethini ne güzel anlatıyor. : Ben bir tarihçiydim. Her şeyi incelediğim gibi İslâm’ı ve Hz. Muhammed Aleyhisselâmı da inceledim. Bu çalışmamı ‘ilmî olarak yaptım ve çocukluğundan başladım. Gerçekten tertemiz bir çocukluğu var. Gençlik döneminde herkesin örnek gösterdiği ve ‘el-emîn’ dediği güvenilir bir insan. Vahiy dönemine ve diğer olaylara baktım ve bunlar üstün bir insanın özellikleri dedim. Ancak bu son peygamberdir, diyemedim. Ne zamân ki Mekke’nin fethini incelemeye başladım, o zamân işin rengi değişti. Mekke’nin fethi hakkında yazılmış en güzel kitaplardan birinin adı; ‘İzzus Sacide, ya’ni Secdedeki ‘İzzet’tir. Mekke’nin fethiyle Müslümânlar tarafından en büyük zafer kazanılmışken ve kendisine en büyük zulümleri yapan insanların hepsi teslim olmuş tir tir titrerken, Efendimiz intikamla hareket etmedi. Hatta Uhud Savaşı’nda kendi öz amcası Hz. Hamza’nın ciğerini çiğneyen insanı bile affetti. John Davenport diyor ki: İşte böylesi mu’azzam bir olayı gördüğüm zamân titremeye başladım. Peki, ‘Bütün bunlardan sonra ne yapacak?’ diye baktığım zamân bir de gördüm ki; yine Medine’ye döndü ve yine arpa ekmeği yiyerek, hasırın üzerinde yaşamaya başladı. ‘Bunların hepsini normal insanlar yapar ama bu zaferi kazandıktan sonra sade hayâtına tekrar dönmek ancak büyük bir peygamberin ahlâkı olabilir.’ dedim ve koşarak secdeye kapandım. Müslümân oldum.

*****************  

Kur’an öğrettiğim gruba katılmak için küçük bir çocuk geldi.

Dedim ki çocuğa: Kur’andan ezberinde bir şey var mı? Evet dedi.

Dedim ki ona “ Amme cüzünden bir şey okur musun?” Okudu.

Sonra dedim Tebârake suresi ezberinde mi?

Yaşı küçük olmasına rağmen, okuyuşu hoşuma gitti, beğendim.

Ve Nahl suresini sordum. Onu da ezberlemişti, hayranlığım arttı.

Uzun sureleri sordum bu kez: “Bakara suresi ezberinde mi?”

Evet dedi ve hatasız okudu.

Bu kez sordum yavrucuğum sen hafız mısın?

Evet dedi.

SubhanAllah maşaAllah tebarekAllah..

Ertesi gün velisiyle birlikte gelmesini istedim ondan.

Ben hayretlerdeyim.

Bir baba nasıl böyle olabilirdi, nasıl böyle bir çocuk yetiştirmişti?

Ve geldi velisi.

Babanın gelişi benim için büyük sürpriz oldu.

Çünkü babanın görünüşü hiç de sünnete uygun yaşıyormuş izlenimini vermiyordu.

Sözü ilk o aldı ve dedi ki:

Biliyorum sen onun babası olduğuma hayret ettin.

Ben seni merakta bırakmayacak, ve söyleyeceğim, bu gördüğün çocuğun arkasında bin adam değerinde bir kadın var!

Ve müjde vereyim sana evde 3 oğlum var ve hepsi de Kur’an hafızı.

 Bir de 4 yaşında bir kızım var, o da Amme cüzünü ezberliyor şimdi.

Hayret ettim, bu nasıl olur?

Dedi ki bana: Anneleri çocuk konuşmaya başladığı andan itibaren Kur’an ezberletmeye başlatıyor ve çocukları hep bu yönde teşvik ediyor.

Kim önce ezberlerse, o günün akşam yemeğini, o seçiyor.

Kim ezberini önce verirse, hafta sonu tatilinde nereye gidileceğini, o belirliyor.

Kim önce hatim yaparsa, o yıl senelik tatilde nereye gidileceğine, o karar veriyor..

İşte böylece çocuklar arasında Kur’an ezberlemede, hatim yapmada tatlı bir yarış ahlakı oluştu.

Evet işte hayırlı evlat yetiştiren saliha kadının hali bu..

Eğer kadın ıslah olursa, evi, ailesi, yetiştireceği nesiller de ıslah olur.

*****************   

Belh’in meşhur velisi Hatem-i Esam, hacca gidiyordu.

 Hanımına teklifte bulundu:

Hanım,

ne kadar nafaka bırakayım sana ben gelinceye kadar?

 Tevekkül ve teslimiyet timsali hanımın cevabı ibretliydi:

-Ne kadar yaşayacaksam o kadar!

Hanım senin ne kadar yaşayacağını ben nerden bileyim?..

Öyle ise dedi, benim nafakamı ne kadar yaşayacağımı bilene bırak.

 O beni şimdiye kadar hiç nafakasız bırakmadı, şimdiden sonra da bırakmaz.

Sen harçlığını yanında tut, gurbette sana lazım olabilir.

Hatem-i Esam yola çıktıktan sonra mahalle hanımları ziyarete geldiler.

Allah kavuştursun beyiniz hacca gitti, dediler.

 Hemen arkasından da mahalli dille sormadan edemediler:

Beyin sana ne kadar rızık bıraktı gelinceye kadar?..

Benim beyim dedi, rızık veren değil rızık yiyendir.

 Rızık yiyen, rızık veremez.

 Ben rızkımı hep rızık verenden beklemişim şimdiye kadar.

 O beni hiç rızıksız bırakmamış, yine de bırakmayacağına inanıyorum.

Hanımlar bu cevaptan pek memnun olmadılar, dudaklarını büküp aleyhte konuşarak gittiler…

Aradan çok geçmedi Hatem’in evinin kapısında at kişnemeleri duyuldu.

Dışarıya çıkan hanım, bir atlı kafilesiyle karşılaştı.

Hacıları uğurlamaktan dönen

Bağdat halifesi susamış, su içmek için uğramış buraya.

Hanım hemen bir testi su ile bir bardak uzattı.

Soğuk suyu kana kana içen halife yanındaki vezirine emir verdi:

İçtiğimiz suyun bedelini bize yakışan şekilde öde!..

Toprak çanağın içini altınla dolduran vezir, bardağı kapının yanına bırakırken söylendi:

Allah’a emanet olun bacım, soğuk suyunu içtik, hakkını helal et…

Kafile uzaklaşırken Hatim’in hanımı bardağın içinde beyi hacdan dönünceye kadar yetip de artacak miktarda para bırakıldığını gördü.

 Her zaman yaptığı gibi yine seccadesine yönelip şükür secdesine kapandı:

Rabb’im dedi, çocukken anam babamın eliyle gönderiyordun rızkımı.

Evlenince beyim Hatem’le göndermeye başladın rızkımı…

Şimdi ise beyim hacca gitti, bu defa da halifeyle gönderiyorsun rızkımı.

Beni hayatım boyunca hiç rızıksız bırakmadın. Zaten ben de seni hep böyle bildim.

 Bu yüzden tevekkül ve teslimiyetim hiç azalmadı, hep arttı.”

İşte Razzak- ı Alem olan Cenab-ı Hakk’ a teslimiyet.  Allah  (cc) boyle bir teslimiyet nasip etsin.

Amin Ecmain. İnşaAllah..

*********************  

TAHİR

Onu hiçbir sınıf arkadaşı sevmiyordu. Çünkü derslerine asla çalışmayan, tembel ve bön bir çocuktu. Özellikle öğretmeni “beni delirtiyorsun” diye hep kızıyordu Tahir’e. Bir gün Tahir’in annesi okula geldi. Öğretmeni ile görüştü. Öğretmen dürüstçe “çocuğunuz ders çalışmayan aptalca şeyler yapan bir çocuk, notları da düşük, hayatımda bunun kadar tembel bir öğrenci görmedim” dedi. Annesi çok şaşırdı, Tahir’i okuldan aldı ve Kayseri’ye taşındılar. Aradan 25 yıl geçti. Öğretmen de Kayseri’ye tayin olmuştu. Bir gün öğretmen ağır bir kalp krizi geçirdi. Bütün doktorlar ameliyat olması gerektiğini söylediler. Bu zor bir ameliyattı ve Kayseri’de ameliyatı yapabilecek tek bir cerrah vardı. Öğretmen ameliyat oldu. Gözünü açtığında karşısında yakışıklı cerrah ona gülümsüyordu. Öğretmen tam teşekkür edecekti ki suratı morarmaya başladı. Bir şey söylemek için elini kaldırdı ama söyleyemeden küt diye öldü. Cerrahın Tahir çıkacağını sandınız değil mi? Yapmayın, komik olmayın… Doktor şaşırdı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir baktı ki o da ne? Odaları temizleyen Tahir, solunum cihazının fişini çekip elektrik süpürgesini takmış..

DERLEYEN

MEHMET ÖZÇELİK

*******************  

No ResponsesOcak 10th, 2022

Yoruma kapalı .