ZEHİRLİ ŞIRINGA

ZEHİRLİ ŞIRINGA

Bu millete medeniyet adıyla çok zehirli fikirler şırınga edildi.[1]

Bu şırınganın tesirinde olanlar bugün bu milleti idareye talipler, geçmişte olduğu gibi.

Evet, Ne gariptir ki bu milletin değerlerinden kopuk veya taban tabana zıt olan insanlar bu milleti yönetmeye talip oluyorlar.

Mesela, hutbeleri beğenmediğinden, cuma namazının farzını kılıp çıkıyorum. Hutbeyi dinlemiyorum.

Teravih namazı 40 rekat.

Cuma namazını salı gününden kılıyorum.

Cumayı evde kılıyorum.

Veya Ramazan’da utanmadan, sıkılmadan gündüz vakti milletin gözü önünde veya meclis kürsüsünde hakaret amaçlı su içilmesi gibi.

Türkiye’de ya Şia veya Ermeni yanlısı bir yönetim oluşturulması yönünde çaba gösteriliyor.

PKK bunun silahlı gücü.

Suriye’deki gibi azınlığın çoğunluğa sahip ve hakim olması sağlanmaya çalışılıyor.

Tıpkı yüz yıldır yapmaya çalışılıp, kavgalı bir ortam oluşturma amacıyla darbelerle yönetilmesi gibi.

Zira azınlıkların büyük devletlerce yönetimi kolay olur.

Onun için yüz yıldır uyuyan kripto hücreler uyandırılmış, bulundukları önemli mevkilerin kullanımını kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktadırlar.[2]

Dağda olan eşkıya şehre indi hatta devletin içine sızdı.

“İçişleri Bakanlığı: İBB’de işe alımlarda süreç gereği gibi işletilmedi

İçişleri Bakanlığı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ilk defa işe alımlarda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sürecinin gereği gibi işletilmediği anlaşılmıştır.”[3]

Türkiye’deki sol PKK’nın ve terörün göbeğinde faaliyet göstermektedir.

-Menderes bu millete devlet olacağını gösterdi.

Özal devletle tanıştırdı.

Erdoğan devletle buluşturdu.

Bu millet kolay bozulmadı. Evvela fikir ve kalbinden vuruldu. İşte 1931 yılında Devlet  tarafından basılan Tarih kitabından zehirli örnekler;

“İnsan, tabiatın mahlukudur. Hayatın büyük kaidesi de tabiata tabi olmaktır.
Tabiatta hiçbir şey yok olmaz ve hiçbir şey yoktan var olmaz. Yalnız tabiatı vücuda getiren varlıklar, tabiatın kanunları icabı olarak· şekillerini değiştirirler. Arzın ve hayatın mütalea ve tetkikinde bu hakikat pek açık görülür.

…insanların bütün bilgileri ve inanışları, insanın zekası eseridir.
Zeka tabii olan dimağdan çıkar. Bun dan, tabiatı anlamakta zekanın, en büyük cevher ve müessir olduğu anlaşıldığı gibi tabiatın fevkinde ve haricindeki bütün mefhumların, insan dimağı için kendi tarafından uydurma şeylerden başka bir şey olmayacağı meydana çıkar.”
1/2.

“Bundan 200 sene evveline kadar, dünyanın 5 – 6 bin sene evvel yaratıldığı ve insanın Basraya iki günlük yolda, Fırat nehri üzerinde bulunan cennette yaratıldığı
zannolunmakta idi.
Bu kanaatler hep din kitaplarındaki hikayelerin olduğu gibi hakikat sanılmasından doğuyordu.
Artık, hayatın 6 bin senelik değil, milyonlarca senelik olduğu anlaşılmıştır.”

Hayatın oluşumu tam bir tesadüfler zinciri neticesinde olduğu işlenmektedir.

“Her halde, hayatın, herhangi bir tabiat harici amilin mü­dahalesi olmaksızın dünya üzerinde tabii, zaruri bir kimya v e fizik seyri neticesi olduğunu kabul etmek lazımdır.

Filhakika umumiyetle iddia olunuyor ki, insanın ve büyük maymunların (Res. 1,2) müşterek bir cetleri vardır. Bu cet dahi, daha basit şekilleri haiz bir nesilden, ilk memeli hayvan cinslerinin birinden ayrılıyor. Bu memeli hayvan da bir nevi yerde sürünen hayvandan ve nihayet bu da balıklardan geliyor. Bunların hepsi de ilk hayat şekli olan iptidai hücreye dayanıyor.
İnsanın bu şeceresi, insanın teşrihile sair kemikli hayvanların teşrihi arasındaki mukayeselere müstenittir.
İnsan, doğmadan evvel, vücudunun geçirdiği pek garip safhalar vardır ki, onlar bilinecek olursa, bu iddianın sıhhatini kabul etmemek mümkün olmaz. Filhakika rüşeymi hayat ile cenin hayatı devirlerinde insan, evvela bir balık olacakmış gibi başlar; yerde sürünen hayvanları hatırlatan birtakım şekillerden geçer; basit memeli hayvanların bünyelerini tekrarlar; hatta bir müddet için kuyruğu da vardır.
İnsan doğduktan sonra dahi, şahsi inkişafında insan olarak başlamaz. İnsanlığa doğru atılmak için, adeta ilk hayvanların yaptıkları gibi, çırpınır durur.
Hülasa insanlar, sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcuttan, çok yavaş yürüyen bir tekamülle, bugünkü şekle geldiler.

İnsanın bugünkü yüksek zeka, idrak ve kudreti, milyonlarca nesilden geçerek hazırlandı. Artık o, bugün, tabiatın, nihayetsiz büyüklüğüne ve tabiat içinde, kendi nev’inin, mukadderatına, gittikçe büyüyen bir irade ve şuur ile bakıyor.”1/5.

“İnsanların ceddi olarak tavsif olunan mahluk idi. Bu mahluk kolayca ağaçlara tırmanabiliyor, ayaklarının baş parmakları ile ikinci parmakları arasında bir maddeyi tutabiliyordu.”1/6.

Kitapta o kadar mantık dışı ve zehirli ifadeler var ki, o da ancak kitabın tümünü yazmak gerekir.

Tamamen ilahi iradeyi dışlayan, bir plan ve proje çerçevesinde olmadığını nazara vererek adeta dinin aksine aid ne varsa ele alınmaktadır.

Sanki sırf dine muhalefet olsun diye.

“Çocuğu olmayan Hazreti Davut, Allah’a dua etmiş ve ’Ya Rabbim bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim’ demiş.

Dua tutmuş; Davut, kızının adını Ayşe koymuş.

Gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş. Hz. Davut kızı yatırmış, tam boğazını kesip kurban edecekken Azrail gökten bir keçiyle çıkagelmiş ve ’Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et’ demiş.

Dinleyenlerden biri dayanamamış: “Yahu bunun neresini düzelteyim.”

“Hz. Davut değil Hz. İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, kurban edilen de keçi değil koç olacaktı!”

Bu kadar yanlışlığın neresini düzeltelim?”

Toplum yıllarca bu yanlışlarla zehirlendi. Zehirlenmiş nesil türetildi.

“İptidai insanların atadan korktukları anlaşıyor. Çocuklar bu ata korkusu içinde büyüyordu. Öldükten sora bile onu hoşnut etmeğe çalışıyorlardı. Zaten atanın, yani reisin öldüğünden kat’i bir surette emin olunamıyordu.
Ata korkusu yavaş yavaş anlaşılmaz bir surete “kabile allahı,, korkusuna intikal eti. Dimağları bu düşünceyi geçmeyen insanlar, kainatı da aile çerçevesi için de gördü. İnsanlarda ata korkusu tehlikeli hayvanlara karşı olan korku ile karıştı. Bu suretle Allah mefhumunun başlangıç hali olan “ulvileştirilmiş ata,, ya , temsili olarak, muhtelif hayvanlara ait şekiller verildi.”
1/21.

“İnsanların hayatına taalluk eden her şeyde olduğu gibi dini meselelerde de bir tekamül hadisesi görünür. İptidai insanda Allah ve din hakkında hiçbir fikir ve kanaat yoktu. Bu
kadar umumi ve şümullü telakkilere, insanın dimağı ancak yavaş yavaş alıştırıldı. Din fikri, insanlar cemiyet hayatına sarahaten atıldığı nispette genişlemeye başlar, vahdet mefhumuna yaklaşır ve nihayet, tabiatın kudret ve azameti ile daha ziyade
anlaşılması kabil, hakiki bir mahiyet alır. Görülüyor ki insanlar cemaat halinde yaşamaya başladıktan sora, diğer içtimai müesseseler gibi din müessesesini de vücuda getirmişlerdir.
Uluhiyet mefhumunu bulan, bu mefhumun sırlarını keşfeden ve bugün dahi keşfetmeye devam eden, insan zekasıdır.”
1/23.

Belli ki bu tarih ve tarih kitabı bizim tarihimiz değildi.

“Muhammet Mekke’de müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler pek derin bir surette, zihnini işgal ediyordu. Muhammet 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammedin davet ettiği bu dine o zamanın haniflerine imtisalen “İbrahim dini” yahut inkıyat manasını ifade eden “islam” denilmiştir.”2/89.

“Medineliler Muhammedi ve müslümanları himaye edeceklerine söz verdiler. Muhammet te Mekkeden kalkıp Medineye kaçtı (622) ; buna hicret denildi ve bu hicret islam tarihine sonradan başlangıç oldu.

Muhammedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir .

Tarihi nokta-i nazardan da mütalea edildiği zaman gö­rülüyor ki: Muhammet birdenbire Allahın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sora kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur. Vahiy, ilham fikri Muhammetten evel de
Araplarca meçhul değildi. Bütün iptidai kavimler gibi, Araplar da, şairlerin, akil erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler Araplar için cinlerdi.

…Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.
Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir m evcudiyet olduğuna samimi surette kani idi.”
2/90-1.

“Muhammet, islam teşkilatına Medine’de başladı, orada islam cemaatinin siyasi ve askeri reisi oldu ; Mekke müşriklerine karşı harp ilan etti.”2/93.

Eserde normal bir şahıstan bahsedilir gibi söz edilirken, bir peygamber sıfatıyla değerlendirilmemektedir.

Normal batılı birinin yazdığı tarih kitabı gibi. Müslümanların kitabı ve Müslümanca yazılmış değildir. İçi ruhsuzdur.

“Kuran ayetlerini bir cilt halinde toplayarak Kuran denilen kitabı ilk vücuda getiren Ebubekirdir. Kullanılan yazının esası Summer Çivi yazısından alınmış hususi bir alfabe idi. Bu alfabe sonraları muhtelif yerlerde yapılan şekillere göre muhtelif isimler almıştır.”2/119.

“Abdülhamit devrinin keyfi, muvaffakıyetsiz, şerefsiz ve sıkıcı idaresi osmanlı müslümanlarının bir kısım genç mü­nevverlerini, muhalefete sevk etmiştir. Bunlar da Yeni Osmanlılar – ikinci bir tabirle Genç Türkler – namını aldılar. Hafiye ve polislerin tecessüs ve takiplerine rağmen dahilde biraz teşkilat yapmağa ve ecnebi memleketlerinde serbest ve tenkitkar gazeteler çıkarmağa muvaffak oldular ; 1897 ye
doğru, bu hareket, hayli ciddiyet kespetti.”
3/140.

  1. Ciltte ise cumhuriyetin kuruluşundan inkılaplara, lozandan dini hayatın kurulacak yeni devletin oluşumunu kolaylaştıracak yaptırımlara, hilafet ve eğitimden askeriyenin düzenlemesine kadar geniş perspektifli yeni oluşumu ele almaktadır.

*Tarihi bir belge:

“25 yıldır saklanan Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın kendisiyle yapılan röportajında Türkiye’deki yüz yıllık ihaneti deşifre etmektedir

Yalçın Özer, “Bunu Hasan Cemal’e sorun” bölümünü açmasını isteyince, Özal şunları anlattı: “Bizim sıkıntılarımızdan birisi de ülkemizin sıcak kuşakta bulunmasıdır. Bu ülkelerde satılık insan bulmak çok kolay. Bir Almanı, İngilizi, Fransızı, Japonu ve bir Rusu satın alamazsınız. Osmanlı’yı yıkmadan önce içerden bazı kimseleri İngilizler satın almışlar.

(…) İngilizlerden maaş alan Osmanlı Güney Cephesi Başkomutanı Cemal Paşa’ya (Hasan Cemal’in dedesi) talimat vererek, Şam’daki İslam alimlerinin (ki Şam o zaman İslami ilim merkeziymiş) genç kızlarını konağına getirmesi, onlara alkollü içki içmeye zorlaması ve tacizde bulunarak geri bırakılmaları istenmiştir. Bu emri alan (Cemal) Paşa, derhal bu işlemi yapmıştır.

ARAP OSMANLI DÜŞMANLIĞINI HASAN CEMAL’E SORUN

Bu yüz kızartıcı olaylar süratle Arap alemine yayılmış ve ‘Osmanlı artık bozulmuş ve İslami yoldan çıkmıştır’ propagandası yapılarak, Araplar Osmanlıya düşman yapılmıştır. Özellikle Hicaz’da hazır bekleyen Şerif Hüseyin de işin esasını bilmeden ve duyduklarına inanarak Arapların Osmanlı aleyhine İngilizler ile birlikte kıyama geçmesine sebep olmuştur. İşte bu nedenle ‘Arap-Osmanlı düşmanlığının kaynağını Hasan Cemal’e sorun’ dedim.”

OSMANLI İÇTEN YIKILDI

Özal, röportajında, Avrupalıların satın aldıkları adamlarla Osmanlıyı içten yıktığına dikkat çekerek, böylece Türkiye’nin hem Arap dünyasından, hem de Hindistan’daki Müslüman aleminden koparıldığını anlattı. Özal, “İngilizler, bu yolla iki şeye kavuştu: Ortadoğu’daki petrol sahasını kontrol altına aldılar ve İslam Halifesi’nin etki alanındaki bir türlü hakim olamadıkları Hindistan’a hilafeti kaldırarak hakim oldular” dedi.

DİN CAHİLİ GAZETECİLER

Merhum Özal, Türk gazetelerindeki şeriatçı devletler tartışması konusunda ise şunları söyledi: “İran Şiidir, bu güne kadar daha gayrimüslim bir devlet ile savaştıkları görülmemiştir. Şiiliği yaymak için sürekli Sünni Müslümanlarla savaşmışlardır. Vahhabiler ise İngilizlerin kurduğu bir cereyandır, bunlar da çok Sünni kanı dökmüştür. Bunların ikisi de mezhep değildir, birbirlerine düşmandır. Şeriat İslam’ı yaşamaktır, bizim gazeteciler din cahili oldukları için bilmiyorlar ve bunlara şeriat devleti diyorlar. Tıpkı Paris’te bir patlamada ölen Hıristiyanlara şehit diye haber yaptıkları gibi.”

İNGİLİZLERE ‘HİLAFETİ KALDIRMA SÖZÜ’ VERİLDİ

Özal, Osmanlı’nın çöküşüne neden olan İttihat ve Terakki ile bugünkü CHP yöneticileri arasındaki paralelliğe de dikkat çekti: “CHP’lilerin büyük dedeleri Mithat Paşa ve ‘Kinim dinimdir’ diyen Ispartalı Hüseyin Avni Paşa ekibidir. Dedeleri ise Jön Türkler ve 600 yıllık Osmanlı devletini 6 yılda yıkmayı becerebilen 3’lü çete: Yüzbaşılıktan paşalığa yükselen Enver, posta memurluğundan paşa olan Talat ve malum Cemal paşalar…”[4]

MEHMET ÖZÇELİK

26-04-2022

[1] http://www.tesbitler.com/2022/04/17/hangi-medeni-bilgiler/

[2] http://www.tesbitler.com/2015/05/01/icteki-ermeniler/

http://www.tesbitler.com/index.php?s=Ermeni

[3] https://www.haber7.com/siyaset/haber/3209849-icisleri-bakanligi-ibbde-ise-alimlarda-surec-geregi-gibi-isletilmedi

[4] https://www.yeniakit.com.tr/haber/turgut-ozalin-kayip-roportaji-ortaya-cikti-iste-gunumuze-ayna-tutan-o-sozler-231515.html

 

No ResponsesNisan 26th, 2022

Yoruma kapalı .