NOKTADAN KAİNATA

NOKTADAN KAİNATA

Evet bir Noktadan kainata.. Damla’dan Derya’ya yani bir damla sudan anne karnına, oradan dünyaya, dünyadan kabre, haşre ve ebede giden, uzun bir sonsuzluk yolculuğu devam eden şu insan…

Gerçekten hala yumurtanın içerisindeyiz. Kendi yumurtamızı kıraraktan yumurtanın dışına bir türlü çıkamıyoruz. Yumurtanın içerisinde kalıp her şeyi orada zannedip de, yumurtanın dışındaki bulunan on sekiz bin alemin durumundan habersiziz.

Belki de bu on sekiz bin Alem kesretten kinaye söylenmiştir. Ama hala kabımızın içerisinde, kendi kalıbımızda dönüp dolaşıyoruz. Dink beygiri gibi.

Bilinçsiz ve şuursuz olarak hareket ediyoruz. Oysa kabuğu kırmak ve birçok alemlere kabuğu kırarak onların içerisinde, her bir kabuğun arkasındaki bir alemi, bir öncekinden daha gelişmiş alemleri görüp vakıf olmak ve o alemlerde Kulaç atmak, fikirde bulunmak insaniyetimizin bir gereği ve gerçek kapasitesidir.

Hiç olmazsa o alemlere fikren olsun, hayalen olsun gezmek ve geçmek lazım.

Aman Allah’ım! Sonsuz boyutlu alemde, sonsuz boyutlu alemlerin kendisi için yaratılan bu insanın, sonsuza dek, o sonsuz olanları anlaması, düşünmesi ve kulaç atarak o sonsuzlukta gezmek insan projesinin ana temasıdır.

Bazen bir nokta ve bir damlada boğulan insanın, o sonsuz alemde gezmiş olması bu insanın o sonsuzlukta hareket edeceğini kabiliyet ve kapasitesi göstermektedir.

Hakikaten şaşılmayacak gibi de değil.

İşte bazen bir noktada boğulurken, bütün noktaları, dergahları, okyanusları aşarak sonsuza yani sonsuz olan Allah’a ve O’nun ötesi olmayan, kendisi sonsuz olan Rabbe miraç ile bunu isbat etmiştir.

Miraç bunun kesişme noktası olduğu gibi, ötelerin ötesine geçmek, fizik alemini geride bırakarak; Hadiste buyurulduğu üzere; ‘O vardı hiçbir şey yoktu.’ denilen o aleme geçiş yaptı, start verdi, izin ve müsaade çıkmış oldu.

Sonsuzluğun kapısı insana açıldı.

-Gerçekten biz neredeyiz?

Hakikaten noktanın içerisindeyiz. Okyanustan haberimiz yok.

Hem Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi;’ İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”

Bu hakikat doğrultusunda gerçekten hala uykudayız. Yani Damla’nın içerisinde, bir Spermin içerisinde, bir menide bulunmaktayız.

Kabuğunu kırıp da ana rahmindeki oluşumunda, ana rahminden bu dünyaya çıkıp da gerçek insaniyet makamına, en yüksek makama çıkamıyoruz, zorlanıyoruz.

Böyle bir sınav içerisindeyiz. Kulaç atmaktayız.

Kabuğunu kırıp bir türlü Damla’nın dışarısına çıkarak okyanusların farkına varamamaktayız.

Ve de duygusuna varmış değiliz. Bu hayatın koşturmacası içerisinde basit şeylerle meşguliyet, bizi gerçekten sonsuza kulaç atmaktan, kanat çırpmaktan adeta geri bırakmakta ve alı koymaktadır.

Özetle; Sonsuzluğa doğru kucak açan bu insan, Sonsuzluğa doğru giderken dünyaya uğradı.

Uğrayıp da basit şeyler de yani noktada boğulması, bir yandan okyanuslar için yaratılmış, okyanusları aşabilecek kabiliyette iken; gündelik, geçici, lüzumsuz, basit şeyler içerisinde olması hakikaten şaşılacak bir şeydir.

Bu da bir yandan şeytanın diğer yandan da nefsin o insanı frenlemesi, dizginlemesi, dengesinin bozulmasından kaynaklanır.

Bu insan damlada boğulmamalı, okyanusları aşmalıdır.

Geçici haz, sonsuzluk hızını azaltmamalıdır.

Baki olan, fani olana feda edilmemelidir.

Allah’a imandan ahirete imana ve dinin meselelerini inkarda şeytani bir zevk var.
Haram yemede de hayvani bir zevk olduğu gibi.

-“ Ey insan! Fâtır-ı Hakîmin senin mahiyetine koyduğu en garip bir hâlet şudur ki:
Bazen dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi “of, of” deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun.
Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ Bazen söner ve ölür.
Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a’mâlin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi, çok cüz’î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder.”[1]

MEHMET ÖZÇELİK

21-05-2022

[1] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/lemalar/on-yedinci-lem-a/140

No ResponsesMayıs 21st, 2022

Yoruma kapalı .