HİSSE-22

HİSSE-22

NECMİ ABİ VE BİR PROFESÖR

 

Tanıdığı bir profesörü ilk defa makamında ziyaret eder, Necmi Abi.

Profesör Bey biraz sohbetten sonra: Necmiciğim kahveni nasıl alırsın,der.

Necmi Abide şakayla karışık: Koca profesör oldun da, benim nasıl kahve içtiğimi bilmiyor musun, der.

O da der: İlk defa sana kahve ısmarlayacağım, nereden bileyim.

Necmi abi der: baksana odunlar bile benim nasıl şekerli, elma, portakal, karpuz, kavun yiyeceğimi biliyor da, sen nasıl koca profesörsün bilmiyorsun, hayret der.

**************   

SOKRATES DEMOKRASİ’DEN NEDEN NEFRET ETTİ?

 

Bir gün Sokrates yine taleberiyle sohbet ederken bir talebesi Sokrates’ e sorar ki:

– “Eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir?

Mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde, elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur, yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı?

Hem çok mümkündür ki, daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadıgı gibi haklı da sayılmaz.”

Bunun üzerine Sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o talebeye önce sorar:

– “Bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur? “

Talebe:

– “Elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur.

Bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.”

Sokrates:

– “Peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur, yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur? “

Talebe:

– “Elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.”

Sokrates:

– “Peki bize yine söyler misin, bir gemide yüz yolcu bulunsa, geminin nerde nasıl hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir, yoksa o yüz yolcu mu?”

Talebe:

– “Eğer yolcular içinde Denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.”

Sokrates:

– “Peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez .

Herkes bildiği yerde konuşmalı.

Her iş ehline verilmeli….”

Talebe:

– “Pek tabi olması gereken budur.”

Sokrates:

– “Peki o halde, bize yine söyler misin,kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden,sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi ?

Hem sen de kabul ettin ki,bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur.” ALINTI

**************  

“Bir gün bir ağacın altında oturmuş dinleniyordum.

Bir karınca dikkatimi çekti. Kendinden hayli büyük bir ekmek kırıntısını yüklenmiş, sürükleye sürükleye götürüyordu.

Bazen bir su birikintisiyle karşılaşıyor ve etrafından dolaşıyor, bazen de otlara takılan ekmeğin ucunu kurtarmak için didinip duruyordu.

Ama ne ekmek parçasını bırakıyor, ne de rahatça taşıyabilmek için ekmeği ufaltıp küçültmeye râzı oluyordu.

Bu şekilde o sıcak günde, bu ekmek parçasını uzun bir mesafe taşıdı. Nihâyet yuvasına geldi.

Lâkin yuvasına giden koridor küçük, taşıdığı lokma ise büyüktü. Binbir zahmetle yuvanın ağzına kadar getirdiği ekmek parçasını bir türlü içeriye sokamıyordu. Ekmeğin etrafında dolaşıyor, parçayı döndürüyor, öbür tarafından çekiyor, ama bir türlü lokmacık yuvaya girmiyordu.

Bu manzara, beni, insanın hâlini düşünmeye sevk etti. İnsan, bir ömür boyunca istif edip biriktirdiği dünyalıkları, köşkleri, serveti, ufacık kabir kapısından (mezarına) nasıl

sokabilecek, bu aklıma geldi.”(Mesnevi / MEVLANA)

***************   

Eski Bir İstanbul hanımefendisi anlatıyor ;

Yıl 1919 . İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.

Güzel bir kızdım. Dünür gelmeye başladılar.

Biri avukatmış. Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim. Nişanlandık. Nişanlımı seviyordum.

Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.

Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.

(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler. Alt üst oldum.

Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…Yıkıldım. Nişanı atıp, ayrıldık.

Aradan 5 yıl geçti. Evlenmiştim, Bir de çocuğum olmuştu.

1924 yılıydı. Artık ülkemiz özgürdü.

Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona. Oğlum yanımdaydı.

Beni görünce titredi, çeketini düğmeledi.

Saygı göstererek durdu önümde.

Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.

Olur, dedim. Bir büroya girdik.

Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.

İçerde yardımcıları çalışıyordu.

Siz gerçekten avukat mısınız, dedim. Evet, dedi.

Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.

Durdu, başı öne eğildi.

Beni affedin,dedi. İstanbul işgal altındaydı,

Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.

Her şeyi didik didik arıyorlardı.

Biz de Anadoluya ,Milli kuvvetlere ancak,cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.

Bu ülke için hayati bir işti.

Bunu size bile söyleyemezdim… !

Alıntıdır

******************  

New York’ta küçük bir çocuğu azgın bir köpeğin dişlerinden kurtaran

ve hayvanı boğan iri yarı delikanlının yanına koşan muhabir sorar:

– “Kahraman Amerikalı, çocuğun hayatını kurtardı!” diye yazabilir miyim?

– “Ben Amerikalı değil, Afganistanlıyım…” der adam.

Ertesi gün gazetede bir manşet:

“Köktendinci Müslüman, Central Park’ta bir köpeği boğdu!

FBI, olayın El Kaide bağlantısını araştırıyor.”

***************  

Blil Gates e : “Bu dünyada senden daha zengini var mı?” Diye sordular..

Gates :”Evet benden daha zengini var..”

Ona : “Peki kim bu?” diye sordular.

Gates : “Eğitimi tamamlayıp Microsoft şirketini kurmaya karar aşamasında bir uçuş öncesinde Newyork havaalanındaydım.. Birden gözüme gazete satıcısı ilişti… Elindeki gazetelerinin birindeki başlık ilgilimi çekti.. Elimi cebime attım ama hiç bozuk param yoktu.. Oradan uzaklaşmak üzere ayrılıyordum ki..

Siyahi ve genç delikanlı birden atılarak :”beyefendi buyurun gazete benden size hediyem olsun..” dedi. Ben de ona : “elimde bozuk param yok ” dedim.

O da : “Sana ben onu hediye ediyorum” dedi.

Bu olaydan 3 ay sonra yolcuğum yine aynı hava alanına denk geldi..

Gözüm bir gazeteye ilişti.. Elimi cebime attım ama yine de bozuk param yoktu. Aynı çocuk geldi :”gazeteyi al” dedi.

Ben de ona : “oğlum geçen gün aynı durum yaşandı. Sen bu durumla her karşılaştığında insanlara gazeteyi hediyemi ediyorsun?” dedim..

Dedi ki : “Tabi ki.. Ben verdiğimde, tüm kalbimle veriyorum. Bu beni mutlu edip rahat kılıyor…

Bil Gates diyor ki : “Bu cümle benim aklımı o kadar kurcaladı ki daima acaba çocuk hangi mantık esasına ve hangi hissiyata göre böyle söylüyordu..”

19 yıl aradan sonra… Ekonomik gücümün doruğuna ulaşıp, dünyanın en zengin adamı olduğumda.. Bu genç delikanlının iyiliğinin karşılığını verebilmek için onu arayıp bulmaları için bir grup oluşturdum.. Onlara falan havaalanına gidin ve bana o gazete satıcı siyahi genç delikanlıyı bulun dedim. Bir buçuk ay aradan sonra alanın birinde bekçilik yaptığını öğrendim… Ona bir davetiye gönderip ofisimde ağırladım. Ona “beni tanıyor musun?” diye sordum.

O da : “Tabi ki sen Bil Gates sin herkes seni tanır”

Ona : “Hatırlar mısın sen ufakken gazete satıyordun bende bozuk yoktu ve sen bana gazeteyi hediye ettin. Bunu neden yaptın?

O da : “Belli kesin bir neden yok. Yalnız birine karşılık beklemeden bir şey verdiğim zaman mutluluk duyuyorum ve beni rahat ve huzurlu kılıyor” dedi.

Ona dedim ki : “Sana iyiliğinin karşılığını vermek istiyorum.. Dile benden ne dilersen..!”

Dedi ki : “Nasıl..”

Ona : “Sana istediğin ne ise vereceğim..”

Gülerken bana dedi ki :”Ne istersem onu mu bu gerçek mi?”

Ona : “Evet. Ne istersen vereceğim..”

O da : “Size teşekkür ediyorum beyefendi. Fakat hiç bir şeye ihtiyacım yok…”

Ona : “Bir şey istemen lazım sana iyiliğinin karşılığını telafi etmek istiyorum..”

O da : “Sayın Bil Gates her şeyi yapacak gücün var ama benim iyiliğimi telafi edemezsin..”

Ona : “Ne demek istiyorsun ve nasıl olur da telafi edemem”

O da :” Seninle benim aramızdaki fark ben sana yoksulluğumun doruğunda verdim, ama sen zenginliğinin doruğunda bana veriyorsun buda durumu telafi etmez… Ama senin yaptığın (karşılık vermeye çalışman) bu güzellik beni çok mutlu etti.. Teşekkür ederim”

 

Bil Gates anlatıyor : “İşte o sözü kendisinin benden daha zengin olduğunu hissetmeme neden oldu…

Çünkü en makbul verme, senin ihtiyacın var iken vermen.. Çocuğun bana yaptığı da budur…En makbul iyilik hiç bir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir ..

****************  

“Hakiki Türkler zulmetmez”

  “Hazret-i Üstad, iman nuruyla baktığı için Anadoluyu çok severdi. İslâmın ileri karakolu olarak bakardı Türkiye’ye… Ve burada meskûn ahaliye kalbinin tâ derinliğinden şefkat gösterirdi. Türk milletini çok severdi.

 

  “Ben bakıyorum; kim bana zulmediyor, dikkat ediyordum, onlar katiyen Türk değillerdir. Çünkü, hakiki Türklerde zulmetmek damarı yoktur. Bana zulmedenler, Türklük perdesi altına girmiş başka millettendir, ‘ ve ‘Her milletten ziyade yüksek bir haslet, bir manevi kahramanlık Türklerde görüyorum’ derdi.

Tanıyanların Dilinden-sh-289.(Mustafa Sungur)

 

MEHMET ÖZÇELİK

23-05-2022

No ResponsesMayıs 23rd, 2022

Yoruma kapalı .