PEYGAMBERLERİN BİRBİRİNDEN ÜSTÜNLÜK FARKI

PEYGAMBERLERİN BİRBİRİNDEN ÜSTÜNLÜK FARKI

Bakara suresinin 285.ayetini izah sadedinde, Bakara 253. Ayetin izahıyla ilgili olarak tefsirlerde;

-Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”

-Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir diğer hadiste şöyle deniyor: “Birçok hususta diğer peygamberlerden üstün kılındım: İlahi mesajların tümünü içeren bir kitap bana verildi. Heybetim düşmanlarım üzerinde etkili kılındı. Savaşta ganimet almam helal kılındı. Yeryüzü benim için temiz bir mescid kılındı. Bütün alemlere elçi olarak gönderildim. Benimle birlikte peygamberlik son buldu.”

-Ve ; “Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, biz peygamberlerin bir kısmım bir kısmına üs­tün kıldık ve Davud’a da Zebur verdik.”[1]

-Zaten Bakara 253.ayetin içerisinde yoruma gerek kalmadan izah mevcuttur.

“İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.”

-Nisa suresinin 164. ayetinde: “Yüce Allah Musa ile direkt ola­rak konuştu” denilmektedir.

-Zaten peygamberler belirlenirken; Kendisine kitap verilen resuller ve kitap verilmeyen nebiler olarak zikredilir.

Tüm peygamberler peygamberlik ücretini tam olarak alacaklardır.

İsterse hiçbir ümmeti olmasın.

Tıpkı milletvekilleri seçilirken kimisi yüz bin oy alırken, diğeri beş bin oy almaktadır.

Maaşları ödenirken aldıkları oya göre değerlendirilmezler.

Ancak başbakan ve bakanlar milletvekillerinden çıkarlar.

Burada bir başbakanlık ve bakanlık ücret farkı devreye girmektedir.

Tıpkı bunun gibi, Kur’an-ı Kerim-de adı zikredilenle zikredilmeyen, kendilerine kitap verilenle verilmeyen, Allahın kendisiyle konuşup Beyyinelerle destekleyip ve miraç ile huzuruna aldıklarının elbetteki bir farkı olacaklar.

Yoksa hepsine iman etmek farzdır, bu noktada ayrım söz konusu değildir.

Veya bunu kavga ve ihtilaf sebebi yaparak üstünlüğü ortaya atmak elbette tasvib edilecek bir durum değildir.

Ne yazık ki, ihtilafı körükleyerek üstünlüğü gündeme getirenlerin bu ifrat hareketinin verdiği zarar gibi, bu farkı görmeyip inkâr ederek tefrit edenler de en az onlar kadar zarar vermektedirler.

-Ümmet, peygamberlerin bazısının diğer bazılarından üstün olduğu ve Hz. Muhammed (s.a.s)’in de, bunların   hepsinden   üstün  olduğu   hususunda  ittifak  Hz. Muhammed etmiştir.

İşte o üstünlük farkının Kur’an-ı Kerim-den misalleri;

-“Biz seni ancak, âlemler için bir rahmet olarak yolladık”[2] âyetidir.

-“Ve senin zikrini yücelttik”[3]

-“Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur”[4]. O’na yapılan bia­tin (bey’a) kendisine yapılmış olacağını beyan ederek,”Sana beyât edenler (bilsinler ki), Allah’a beyât etmektedirler. Allah’ın eli onların eli üzerindedir”[5]; Hz. Peygamber (s.a.s)’in şerefinin, kendi şerefi olduğunu söyleyerek,: “Halbuki şerefve kuvvet Allah’ın ve peygamberinindir”[6]; Peygamberin rızasının, kendi rızası demek olduğunu ilân ederek,  “Allah’ı ve Resulünü razı etmeleri daha doğru­dur”[7] ve O’na uymanın, kendisine uyma olduğunu bildirerek de,”Ey imân edenler, Allah’a ve Resulüne uyun..”[8] buyurmuştur.

-Allah Teâlâ, Kur’an’m herhangi bir sûresi ile meydan okumasını emrederek, Hz. Muhammed (s.a.s)’e  “O’nun sûreleri gibi bir sûre getirin”[9] buyurmuştur.

Allah Teâlâ, Hz. Musa’yı dokuz mucize ile şereflendirdiğini beyân buyurmuştur. Binaenaleyh bunca sa­yısız mucize ile Hz. Muhammed (s.a.s)’ı şereflendirmiş olması elbette pek mü­nasiptir.

-Hz. Peygamber (s.a.s)’in mucizesi, diğer bütün peygam­berlerin mucizelerinden daha üstündür.

Hz. Peygamber (s.a.s)’in mu­cizeleri üç binden fazladır.

-Hz. Peygamber (s.a.s)’in en büyük mucizesi Kur’an’dır.

-“Biz seni, ancak insanların tamamı için peygam­ber olarak gönderdik”[10] âyeti delâlet eder.

-Hz. Muhammed (s.a.s)’in dini, dinlerin en üstünü­dür. Binaenaleyh Hz. Peygamber (s.a.s)’in de, peygamberlerin en efdali ol­ması gerekir.

-Muhammed ümmeti, ümmetlerin en üstünüdür. Bun­dan dolayı, Hz. Peygamber (s.a.s)’in de, peygamberlerin en üstünü olması gerekir.

Birinci cümlemizin delili, “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz”[11] âyetidir.

İkinci cümlemizin delili ise şudur: Bu ümmet Hz. Muhammed (s.a.s)’e ta­bî oldukları için bu dereceye ulaşmıştır. Nitekim Cenâb-ı Allah,”De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin”[12] buyurmuştur. Tabî olanların üs­tünlüğü, tabî olunanın da üstün olmasını gerektirir.

Yine Hz. Muhammed (s.a.s)’in sevabı daha çoktur. Çünkü o hem cinle­rin, hem de insanların peygamberidir. Bundan dolayı sevabının da çok olması gerekir. Çünkü uyanlarının çokluğunun, uyulan kimsenin yüceliğinde bir tesi­ri vardır.

-Hz. Peygamber (s.a.s)’in, Hz. Adem ve diğer  peygamberler kıya­met günü benim sancağım altında olurlar” hadisidir. Bu da, O’nun Hz. Âdem ve bütün ademoğullarından daha üstün olduğunu gösterir.

Yine Hz. Peygamber (s.a.s), “Ben, âdemoğullarının efendisiyim fakat bunda övünülecek bir şey yok” ve, ”Ben girmedikçe cennete hiçbir peygamber giremez ve benim ümmetim girmeden de hiçbir ümmet giremeyecektir” buyurmuştur. Enes (r.a), Hz. Peygamber (s.a.s)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“İnsanlar diriltildiği zaman, kabirden ilk çıkacak benim. İnsanlar mah­şerde toplandıklarında, onların hatibi benim. Ümitsizliğe düştüklerinde, ben onların müjdecisi olacağım. Liva ‘ül hamd benim elimdedir. Ben Rabbimin ya­nında âdemoğullarının en kıymetlisiyim. Ama övünmüyorum’

İbn Abbas’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Sahabeden bir grup otur­muş, karşılıklı konuşuyorlardı. Hz. Peygamberi (s.a.s) de onları duyuyordu. Birisi, “Ne güzel, Allah, Hz. İbrahim’i dostu saymış” dedi. Bir başkası, “Bu, Cenâb-ı Allah’ın Hz. Musa ile bizzat konuşmasından daha şaşırtıcı bir şey değil” dedi. Bir diğeri, “Hz. İsâ, Allah’ın kelimesi ve ruhudur”; bir diğeri de, “Allah, Hz. Adem’i seçmiştir” dedi. O sırada, Hz. Peygamber yanlarına çıkarak: “Söz­lerinizi ve delillerinizi duydum. Hz. İbrahim Allah’ın halilidir, doğru. Hz. Mu­sa, Allah’ın konuştuğu kimsedir, doğru. İsâ (a.s), rûhullahdır, doğrudur. Allah, Hz. Adem  seçmiştir, doğrudur. Ben de Allahın sevgili kulum, (Habibullah ‘ım) fakat övünmüyorum. Ben kıyamette Liva-ul -hamdin taşıyıcısıyım, fakat Övünmüyorum. Ben kıyamet günü İlk şefaat edecek ve şefaati ilk kabul edile­cek olanım, fakat övünmüyorum. Cennet kapısını ilk ben çalacağım, o bana açılacak ve fakir mü’minler yanımda olarak oraya gireceğim, fakat Övünmü­yorum. Ben gelmiş geçmiş insanların en şereflisiyim, fakat övünmüyorum” buyurmuştur.

-Mücahid, İbn Abbas’tan, Hz. Peygamber (s.a.s)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Bana, benden önce hiç kimseye verilmemiş olan beş şey verildi: Bunda övünülecek bir durum yok: Ben, hem beyaza (kırmızı derili), hem de siyah derili insanlara peygamber olarak gönderildim; halbuki benden önceki peygam­berler, sadece kendi kavimlerine gönderilmişlerdi. Yeryüzü benim için bir mescid ve tertemiz kılınmıştır. Bir aylık mesafeden, önümdeki düşmanlara korku salmamla yardım olundum. Benden önce hiç kimseye olmadığı halde, gani­metler bana helâl kılınmıştır. Bana şefaat etme izni verildi, ben de bu hakkımı ümmetim için kıyamet gününe erteledim. Binaenaleyh bu şefaâtım, inşaallah, Allah’a hiçbir surette şirk koşmamış olan kimselere ulaşacaktır”

-Allah’u Teâlâ Kur’an’da, peygamberlerine her hitab ettiğinde onlara isimleriyle seslenmiştir. Meselâ  “Ey Adem, otur…”[13] “Ona, ey İbrahim diye nida ettik”[14] “Ey  Musa, benim ben, senin Rabbin..”[15]  buyurmuştur.

Ama, Hz. Peygamber (s.a.s)’e  nida ettiğindeyse, “Ey Nebî”[16] ve, “Ey Resul…” (Maide, 67)diye hitâb etmiştir. Ki bu da, Hz. Peygamber’in üstünlüğünü gösterir.

-Hadiste, “Adem su ile top­rak arası bir sey iken ben peygamber  idim”

-Mevlana Mesnevi’sinde peygamberler arasındaki üstünlükleri anlatır­ken; “Peygamberler aynı kaynaktan gelen sular gibidirler sular aynı ama kaplar değişik.

MEHMET ÖZÇELİK

02-09-2016

[1] İsra, 55.

[2] Enbiya, 107.

[3] İnşirah, 4.

[4] Nisa, 80.

[5] Fetih, 10.

[6] Münafıkün.8.

[7] Tevbe.62.

[8] Enfal, 24.

[9] Bakara. 23.

[10] Sebe, 28.

[11] Âl-i-lmran, 110.

[12] Al-i imran, 31.

[13] Bakara, 35.

[14] Saffat, 104.

[15] Taha, 11-12.

[16] Ahzab, 1.

No ResponsesEkim 1st, 2016

BAKLAYI AĞIZDAN ÇIKARMAK

BAKLAYI AĞIZDAN ÇIKARMAK

Paralel yapının dehşet veren darbe uygulamaları ve planları ortaya çıktıkça insan kendisini alamıyor.

Bütün bu dehşet girişimlerine rağmen bu darbe teşebbüsünü yapanlar ve hala onlara destek olanlar, ağızdan baklayı çıkarmamak mümkün olmuyor.

Artık baklayı çıkarma zamanı bile az kalıyor.

Sevmediğim bakla ve ağızdan baklayı çıkarma yerine her ağır şeyde aslında onlara yakışmaktadır.

Baklayı çıkarmaya gelince, aslında hak etmiyor mu?

“Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.
‘Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum’ demiş. Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları ‘küfürbazlık’tan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu.
‘Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy’ demiş. ‘Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkarırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin.’
“Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:
‘Bilge efendi, biraz durur musun?’ demiş ve pencereyi kapatmış. Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar  pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:
‘Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz…’
“Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki ‘eski’ küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış.
Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş;
‘Gidebilirsiniz artık!..’ demiş.
Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:
‘İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?’
“Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:
‘Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim’ demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:
‘Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.’
“Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki ‘eski’ küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:
‘Hak ettiler bu ana kız’ demiş. ‘Çıkar ağzından baklayı!..’”

*Paralel yapıya yönelik görevden almalar, Fetö-nün zulmüne ortak olanları o zulümlerinden caydıracak mı yoksa birbirlerine dünya menfaatı için tekrar ortaklaşıp, yeni operasyonlara girişecekler mi?

Fetö mensubları ağır bir sınavdan geçmektedirler.

Halisiyet ve samimiyetleri ciddi manada test edilmektedir.

-Ergenekonu devre dışı bırakan Fetö acaba şu aşamada ergenekonla ortaklık yapar mı?

Şeytanlarla, teröristlerle ortaklık yapan biri, ergenekonla da, herkesle de ortaklık yapar.

Mehmet özçelik

28-09-2016

No ResponsesEylül 30th, 2016

KABİR HAYATI

KABİR HAYATI

“Onlardan birine ölüm geldiği vakit: “Rabbim! Beni geri gönder. Umulur ki terk

ettiğim o yerde ve hayatta salih ameller işlerim” der. Hayır! Bu onun söylediği (boş) bir

sözdür. Onların arkalarında ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir (Berzah) hayatı

vardır.” [1]

-Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise, “Kabir, Âhiret menzillerinin ilkidir”[2]

-Peygamberimiz Dualarında sık sık kabir fitnesinden ve azâbından Allâh’u Teâlâ’ya sığındığı gibi, bunu ashabına ve ümmetine de tavsiye etmiştir.[3]

-Kur’an-ı Kerim-de de kabir hayatı anlatılmaktadır.[4]

-Kabir azâbına delalet ettiği belirtilen bazı âyetler şöyle zikredilir:

“Ve Firavun’un ailesini azâbın en kötüsü sarıverdi. Ates! sabah-aksam ona arz

olunurlar.(Dünya durdukça azab böyle devam eder). Kıyâmet koptugu gün de:’Firavun

ailesini azâbın en çetinine sokun! (deriz).” [5]

-“Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar, sıkıntılı bir geçim vardır.”[6]

Kurtubî, buradaki ‘dar geçimin’ kabir azâbı olduğudur.

Ashâbdan Ebû Saîd el-Hudrî ve Abdullâh b. Mesûd bu görüştedirler. Ebû Hureyre de (r.a.) bu konuda Peygamber Efendimiz’den merfu olarak şu hadisi nakletmiştir: ‘Kâfire kabri o kadar daralır ki, kaburga kemikleri birbirine geçer. İste bu, âyette geçen dar geçimdir.” [7]

-“Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, kabirleri (bile) ziyaret ettiniz.

(Ölülerinizin çokluğunu bile hesaba kattınız). Hayır (olmaz bu), yakında bileceksiniz!

(hatanızı).Yine hayır yakında bileceksiniz! (hatanızı) ” [8]

Zirr b. Hubeys’in Hz. Ali’den (r.a.) nakletmiş olduğu aşağıdaki rivayet, yukarda

kaydetmiş olduğumuz bu âyetin, kabir azâbıyla ilgili olduğunu ifade etmektedir:

“Biz, Tekâsür süresi nazil oluncaya kadar kabir azâbından şüphe içindeydik.” [9]

-Muhakkak ki, zalimlere bu azâbın dışında bir azâb daha vardır. Fakat onların

çoğu bilmezler. [10]

Taberî ve Kurtubî gibi âlimler, âyette kendisinden söz edilen azâbın, Âhiret

azâbının dışında kalan kabir azâbı olduğunu kaydetmektedirler. [11]

İlk dönem müfessirlerinden Katâde, bu konuda İbn Abbâs’tan bir rivayet nakletmiştir. Buna göre İbn Abbâs bu âyet hakkında: “Siz kabir azâbını Allâh’ın kitabında bu âyette

bulacaksınız” demiştir.[12]

-Kabir azâbı hakkında nâzil olduğu bildirilen, “Belki dönerler diye, onlara büyük azabdan önce daha küçük bir azâbı tattıracağız” [13]

-“Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular ve ateşe sokuldular, kendilerine de

Allâh’tan başka bir yardımcı bulamadılar.” [14]

Burada bahsedilen kimselerin, suda boğulmalarını müteakip ateşe sokulduklarının belirtilmesi, durumlarının Firavun’un adamlarının akıbetine benzediğini göstermektedir. [15]

Hadiste de onlarca kabir ve azabı ile ilgili hadisler bulunmaktadır.

Bunları başlıklar halinde zikredecek olursak;

-Kabir Azâbına Sebep Olan Fiillerle İlgili Rivayetler.

-Hayvanların Kabir Azâbını İşitmeleri İle İlgili Rivayetler

-Kabirde Azap Şekilleri İle İlgili Rivayetler

-Kabir Azâbından Kurtulanlar. Bunlar ise;

Şehidler, Karın Ağrısından Ölenler, Mülk Sûresini Okuyanlar, Cuma Günü Ölenler.[16]

 

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2016

[1] Mü’minun 23/100.

[2] Hanbel, Ebû Abdillah, Ahmed b. Muhammed es-Seybâni, el-Müsned, Müessesetu Kurtuba, Mısır Trs., I, 63; Beyhâkî, Ahmed b. Hüseyin b. Ali b.Mûsâ

Ebu Bekir, et-Tirmizî, Ebû İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, tah. Ahmet Muhammet Sakir, Dâru İhyai’t-Turasi’l- Arabi, Beyrut, Trs., IV, 553; İbn Mâce, Muhammed b. Yezid Ebu Abdullah el-Kazvini, es-Sünen, tah. M. Fuad Abdu’l-Bâki, Dâru’l-Fikir, Beyrut Trs., II, 1426; İbn es-Sünenü’l-Kübra, tah. Muhammed Abdulkâdir Ata, Mektebetu Dâru’l-Bâz, Mekke 1994, IV, 56; Hâkim, Muhammed b. Abdillah Ebu Abdullah en-Nisâbûri, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, tah.

Mustafa Abdulkadir Ata, Dâru’l-Kütübi’l-_lmiye, Beyrut 1990, I; 526; el-Makdîsî, Muhammed b. Abdulvâhid b. Ahmed, el-Ehâdîsu’l-Muhtâra,tah. Abdulmelik b. Abdullah b. Duheys, Mektebetu’n- Nahda el-Hadîse, Mekke 1410, I, 523-524; es-Suyûtî, Celâleddin b. Abdirrahmân, Serhu’s-Sudûr bi Serhi Hâli’l-Mevtâ ve’l-Kubûr, tah. Yusuf Ali el-Bedyûvî, Mektebetu Dâru’t-Turas-Dâru _bn Kesir, 2. Baskı,

Beyrut 1992, s. 212.

[3] Buhârî, Muhammed b. İsmail Ebu Abdillah, el-Câmiu’s-Sahîh, 3. Baskı, Dâru İbni Kesîr, Beyrut 1987,I, 463, V, 2341; Müslim, b. Haccac Ebu’l-Hüseyin el-Kuseyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, tah. M. Fuad Abdulbâkî, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabi, Beyrut Trs., I, 410-412, II, 621, 2050; Ebû Dâvûd, Süleyman b. Es’as es-Sicistâni, es-Sünen, Dâru’l-Fikir, Beyrut Trs., II, 90; et-Tirmizî, V, 566; en-Nesâî, es-Sünenu’l- Müctebâ, tah. Abdulfettah Ebû Gudde, 2. Baskı Mektebetu’l-Matbûâtu’l-İslâmiyye, Haleb Trs., III, 133-134.; İbn Hanbel, el-Müsned, I, 22.

[4] Kuranda kabir. Bkz. Abese 80/ 21; Tekâsür 102/ 2; Hacc 22/ 7; İnfitâr 82/ 9.

[5] Mü’min, 40 /45-46.

[6] Taha 20/ 125.

[7] Kurtûbî, el-Câmi, XI, 259.

[8] Tekâsür 102/ 1-4.

[9] Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXX, 284; Kurtûbî, el-Câmi, XX, 172-173; Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kurân Dili, Eser Yay. İstanbul 1979, IX, 6045.

[10] Tur 52/ 47.

[11] Taberî, Câmiul-Beyân, XXVII, 36-37; Kurtûbî, a.g.e., XVII, 78.

[12] Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXVII, 36.

[13] Secde 32/ 21.

[14] Nuh 71/ 25.

[15] Kurtûbî, el-Câmi, c. 18, s. 311; Yazır, Hak Dini Kurân Dili, IX, 5378; Farklı görüşler için Bkz.Özdemir, a.g.m., s. 162.

[16] Geniş bilgi için bak.-SUYÛTÎ’NİN ŞERHU’S-SUDÛR Bİ ŞERHİ HÂLİ’L-MEVTÂ VE’L KUBÛR

 

No ResponsesEylül 29th, 2016

MAHZENLİ ALİ EFENDİ VE KABİR AZABI

MAHZENLİ ALİ EFENDİ VE KABİR AZABI

Kırşehir-in  Çiçekdağ ilçesine doğru 50 km civarındaki bir köyde yaşayan maneviyat önderi veli bir zat yaşamaktadır.

Mahzenli Ali Efendi.

Bu zatın ilk tanınması Kıbrıs savaşıyla olmuştur.

Pilot Subay anlatmaktadır.

Kıbrıs savaşında beşparmak dağlarını bombalıyorduk.

Uçakta yakıt kırmızı sinyal ile bitişi haber veriyordu.

İkmal yapmak üzere dönüş yapacağım sırada bir el omuzuma dokundu.

Dönüp baktığımda beyaz sakallı, kısa boylu, nurani bir zat.

Kendisine kim olduğunu sorduğumda cevaben;

Bana Mahzenli Ali Efendi derler, dedi.

Bana gösterdiği yerlere bombardumanda bulunmamı söyledi.

Bende kendisine yakıtımın bitmekte olduğunu söylememe rağmen bir saatten fazla bombardumana devam ettim.

Beşparmak dağları düşmüş, dönüşü yapmıştım. Ancak O zat uçakta yoktu.

Uzun süre Mahzeni aradım, bulamamıştım.

Bir gün yine İzmirde bu konuyu anlattığımda Kırşehirli bir arkadaşım, bunu bildiğini ve Kırşehire bağlı bir köy olduğunu söyledi.

Köye varıp halka sorduğumda bana cevaben; Öyle bir zatın olduğunu ancak çoktan yani Kıbrıs savaşından çok önce vefat ettiğini söylediler.

Akrabalarıyla görüşüp eşkalini söylediğimde aynen doğruladılar.

……………………………     

Mahzenli Ali Efendi bazen Kırşehire gelip, halkın tezahürat ve muhabbetiyle karşılanırdı.

Bir gün yine geldiğinde, kendisi hafız olan imam Kamil hoca Ali Efendinin elini öperek bir müşkilinin olduğunu söyler.

Yine kendisi gibi hafız olup vefat etmiş olan babasını rüyasında gördüğünde, büyük bir azab içerisinde olduğunu söyler.

Ali Efendi birkaç dakika murakabede bulunduktan sonra; doğrusun , baban azab içinde, kendisine izin verilmiyor, der.

Sağ ayağından başlayarak 7 kere Âyet-el Kürsiyi okuyarak, etrafında dönerek oku der.

Kamil hoca aynen denileni yapar.

Bir müddet sonra babasını rüyasında görür. Babası sarıklı olarak Kırşehirin Kapıcı camisine geldiğini görür ve kendisine şöyle der;

Bana izin verdiler, ondan dolayı geldim, der.

Daha sonra Ali Efendiyle görüşüp durumu söylediğinde Ali Efendi yine kısa bir müddet murakabeye daldıktan sonra cevaben;

-Evet, baban kabir azabından kurtulmuş ancak kardeşin öldü, hemen git, der.

Kamil hoca eve vardığında gerçekten de evde bulunan özürlü kardeşinin ölmüş olduğunu görür.

*********************    

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2016

 

No ResponsesEylül 28th, 2016

DEHŞETE KAPILDIM

DEHŞETE KAPILDIM

Muhsin Yazıcıoğlu – nun ciddi bir meseleden dolayı öldürüldüğü belli idi.

Farklı söylentiler ortada gezmekte, birileri belgeleri ya yok etmede veya sümen altı etmede idi.

Ancak en dehşetlisi ise; Dünyada bir örneği olan ve daha sonra bir komutan tarafından mikro filimleri alınan, dünyada gayet sınırlı, bir elin parmakları kadar dahi örneği olmayan Barnabas incili idi.

Çürümüş, kokmuş ve kokuşmuş olan Hristiyanlık dünyasını bitirecek olan ve Hz.İsa- nın havarilerinden Barnabasın Hz.İsa-dan duyduklarını yazdığı, diğerlerinden daha sahih, özellikle tevhidi işleyen ve Efendimizden haber veren eser.

İşte o dehşet haber;

-“Hz. İsa’nın öğrencisi olan Aziz Barnabas tarafından yazıldığı ve orijinal nüshalarından birinin de Türk devletinin elinde olduğu iddia ediliyor. İncilin ortaya çıkması durumunda dünyadaki tüm paradigmaları altüst edeceği söyleniyor.

15 Temmuz FETÖ/PDY darbe girişiminin ardından BBP lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesinin 9 Ağustos’ta yaptığı suç duyurusu, yeni iddialar içerdi. Suç duyurusunda, Yazıcıoğlu’nun ‘Barnabas İncili’ni sinema filmi yaptırmak istediği, bu durumun FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i rahatsız edip etmediği ve helikopterin Gülen’e bağlı Hava Kuvvetleri’ndeki FETÖ’cüler tarafından düşürülüp düşürülmediğinin araştırılması talep edildi. Dilekçede, Yazıcıoğlu’nun kaza sırasında yanında bulunan ve içinde Barnabas İncili’nin fotoğraflarının bulunduğu hafıza kartının da kayıp olduğu vurgulandı.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun olay esnasında yanında bulunan Blackberry marka telefonunda bu Barnabas İncili’nin görüntülerinin kayıtlı olduğu ve bu görüntülerin saklandığı hafıza kartının telefonunun içerisinden alınmış olduğu da telefonun teslim edildiğinde ve tespit tutanaklarıyla sabittir. Yine Yazıcıoğlu’nda Barnabas İncili’nin ayrı suretinin de muhafaza edildiği, bunun film yapımında senaryo çalışmaları için kullanmak istediği bilinmektedir.’

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda vermiş olduğu ifadesinde görüşmede yanlarında bulunan Ramazan Akgün’ün, ‘Efendim, siz bu İncil’i gördünüz mü’ demesi üzerine merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun, ‘Evet. Bu İncil’i Genelkurmay’da gördüm ancak bu İncil’i görenler pek uzun yaşamıyor’ dediğini ifade etmektedir.’

-Kardinalliğe soyunan ve rahmetli ve aslında öldürülen Aytunç Altındal Gülenin islam alemindeki ismi belirlenmeyen Kardinal olduğunu söylemiş ve çok yaşamamıştı.

Yoksa dünyayı değiştirecek olan Barnabasın ortaya çıkmasından korkan batı, Fetö kanalıyla Barnabası da ele geçirmeye çalışmakta, daha doğrusu ortaya çıkmasını engellemektedir.

Aslında batının yani Hristiyan dünyasının islam dünyası ile olan savaşı, çökmekte ve yıkılmakta olan Hristiyanlığın, yıkılışını geciktirme çabasıdır.

Barnabasın ortaya çıkması, Hristiyanlığın bitişidir.

Tevhid inancını ele alan Barnabas incili, bu günkü Hristiyanlığın teslis inancına aykırı ve doğru bir incili yansıtmaktadır.

Türkiye-de ilk defa Aramice uzmanı, bilim adamı Dr. Hamza Bektaş(Hocagil)la yaptığı konuşma ve “İncil’in bulunma hikayesi” ni anlatmaktadır.

Kitabın giriş kısmında; “Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından, Mesih’e vahyedileni, ondan duyduğum gibi 48 yıl sonra, aynen duyduğum gibi, Demir Nüsha olarak yazıyorum. Ben Kıbrıslı Barnabas’ım” ifadeleri vardı.

Soru: Kitabın bu bölümüne kadar içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Cevap: Tevhit’ten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah’a eş koşmama. Komşulara yardımcı olma. Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ve ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacaklar!” ayeti vardı.[1]

Ergenekon-la başlayıp 15 Temmuz darbesiyle devam eden ve bundan sonra da devam edecek olan kavganın önemli iki sebebi bulunmaktadır;

1-Yıkılan Hristiyanlığın yıkılışını geciktirmek.

2-Ortadoğuyu Hristiyanlaştırmak.

Bunu da iç unsur ve projelerle yapmaya çalışmak…

-Başbakana şimdiki cumhurbaşkanına da aslında bunun yani Barnabas incilinin ortaya çıkması korkusuyla saldırılmaktadır.

-“Türk, İngiliz ve İsrail ajanları tarihinin en önemli kapışmalarından birini yaşadılar. MOSSAD ve MI6’nın peşine düştüğü 1900 yıllık el yazması Tevrat, MİT operasyonuyla Başbakan’a ulaştırıldı.”

1900 yıllık tahrif edilmemiş Tevrat’ta İsrail oğullarının dini ve siyasi anlayışlarına dayanak yaptığı bazı unsurların doğru olmadığı ortaya çıktı.

Ve hepsinden daha önemlisi, tahrif edilmemiş Tevrat’ta son peygamberin Hz. Muhammed olduğu açıkça vurgulanıyor.[2]

-Türkiye başta Erdoğan bir an evvel bu incili İbraniceden tercüme ettirmeli, dünyaya duyurmalıdır.

Bütün Avrupa-nın top yekün saldırısından daha dehşetli, gök gürültüsü gibi bir ses getirecek, -İnşaallah- Hristiyanlık İslâmiyete inkilab edecektir.

*(İncilin 20.babının devamında)2000 yılından sonra şeytanın yeryüzündeki ekser insanları saptırarak Müslümanların üzerine saldırttığını, fakat akıbette Müslümanların galib gelerek küffarın helak olduğunu ifade etmektedir. Şöyle ki: “Ve bin sene tamam olduğunda, şeytan kendi zindanından salıverilip zeminin dört köşesinde olan taifeler yani Ye‟cûc ve Me‟cûc‟ü (ifsadata giren milletleri) –ki miktarı deniz kumu gibidir- idlal ve muharebeye cem‟ etmeye çıkacaktır. Ve yeryüzüne çıkıp mukaddeslerin ordusunu ve sevgili şehri ihata ettiler. Ve Allah tarafından semadan ateş inip onları telef etti.

Ve onları idlal eden iblis, canavar ile yalancı peygamberin bulundukları ateş ve kükürt gölüne atıldı. Ve gece gündüz ebed-ul âbâd azab olunacaklardır. (Esrarnama-den)

-Not: Kabirdekilerin pişman oldukları şeyler için, kalanlar birbirleriyle kavga etmekte, birbirlerini boğazlamaktadırlar.

Dönüşsüz bir yola gidenler ve girenler, bile bile hayatlarını çıkmaza sokmaktadırlar.

MEHMET ÖZÇELİK

26-09-2016

[1] http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2008_haberleri/eylul/eylul35.asp

http://www.tesbitler.com/2015/01/03/hristiyanligin-dogum-sancilari/

http://www.umutavci.com.tr/barnabas-incili-hakkinda.html

[2] http://www.habervaktim.com/haber/305503/1900-yillik-sir-erdoganda.html

 

No ResponsesEylül 27th, 2016