AYRIK OTLARI

Daha önceki bir yazımda – DİNE EKİLEN AYRIK OTLARI – [1] adıyla, dindeki ayrık otlarını yazmıştım.

Ancak ayrık otlarının bulunduğu alan o kadar çok ki, gerçek gül ve çiçeklere yer kalmamaktadır.

Bir mecelle kuralıdır ki; “Def-i şer, celb-i nef’a racihtir.”

Yani kötülüğü defetmek, iyiliği çekip elde etmekten evla ve önceliklidir.

Zira kötülüğü defetmekte, aynı zamanda iyiliğin gelmesi söz konusu olmaktadır.

Dinde imandan sonra en üstün makam, takvadır.

Takva ise iyiliği yapmak değil, kötülükten kaçınmaktır.

Büyük devletler başta Abd ve Rusya, gizli güçlerden İsrail, İngiltere, fransa, almanya, iran ise dünyaya ayrık otları ekmekle varlıklarını sürdürmektedirler.

Mesela; Abd incirlikten kökümüze incir ağacı dikiyor.

Bu durum önceden daha hızlı idi, dün de yapıldı.

Bir aradan sonra şimdide yapılmaktadır.

Abd ortadoğuyu hatta bizi incirlikten kontrol etmektedir.

Haberde:” ABD, PYD ile sadece Suriye’de aynı cephede yer almakla kalmıyor, Türkiye’yi de içeriden vuruyor.”[2]

Abd hem terör estiriyor, hem terörü besliyor, ekiyor, yetiştiriyor ve de dünyaya salıyor.

Teröristler toplumun birer ayrık otlarıdırlar.

Dünya bu ayrık otlarıyla dolu ki; ahirzamanın on büyük alametinden birisi de diğer adıyla ye’cüc- Me’cüc denilen ayrık otlarıdırlar.

Yüz yıl önce bizler böyle bir ayrık otlarının ekildiği ortamda yetişirken, bu gün kürtler aynı kıskacın içerisinde bir defa daha kıstırılmaya çalışılmaktadır.

Kürtler sosyalist, Marksist, ateist, Zerdüşt olan insanlara teslim edilmeye çalışılmaktadır.

Kesinlikle kürtler maddi ve manevi mahrumiyetler içerisinde yetişseler bile, bu zihniyetteki insanlara teslim edilmemelidir.

-Doğuda ekilen en büyük ayrık otlarından birisi de, kürt veya alevi görüntüsünde varlığını sürdüren ermenilerdir.

*Ne kadar gariptir değil mi?

Suriye ve iran gayrı müslimle savaşıp, Müslüman olmayanı öldürmüyor.

Öldürdüğü kimseler bir çok noktadan kendisiyle ortak olduğu noktalardır.

Onlar Müslümanlardır.

*********************  

İşte devletin kademelerindeki ayrık otları.

-Bülent Ecevit- Mesut Yılmaz- Devlet Bahçeli hükümeti döneminde 22 bankayı batırıp, 47 milyar dolar hortumlandığında, ortada olmayıp, ses çıkarmayanlar.

-Türkiye-de mahalleyi yönetemeyenlerin hükümet olmasına, kendisini idare edemeyenlere devlet yönetimi veriliyor.!

Ne tezat değil mi?

-İşte bütün bunlar milletin isteği doğrultusunda gelişmezken, araya sızdırılan ayrık otlarının yerleştirilmesiyle geliştiriliyor.

-Bu gün ayrık otlarının gereğini yapmak üzere ortaya çıkıyorlar.

Onlar dün neredeydi?

Neden sesleri çıkmadı?

Ki onlar bir şey yapmadıkları gibi, Türkiye ilk defa o dönemde ekonomikmen çökmüştü.

*Bülent Arınç kozmik odaya girilmesine alet oldu.

Veya birileri tarafından alet edildi.

Özellikle o…

Sebeb oldu mu?

Onu vicdanına danışarak kendi açıklasın!

*17-25 aralık başarılı olup, Erdoğan devrilseydi yerine kim gelecekti?

Elbette sıradaki Chp ve Hdp…

Çapulcular…

Taksim gezgincileri…

Türkiye-ye 3. Havalimanı yapılmasın.. kanal İstanbul yapılmasın yani yatırımlar dursun diyenler iş başında olacaklardı.

Paralel yapı kime hizmet etmiş oldu?

Bir asırdır zaten bu milleti bunaltarak, dünya ve ahiretini bitirerek yönetenlere?

İşte tam bir oluşacak kaos ortamı!!!

-Bu sadece memleketimizde yapılmadı, tüm islam dünyası aynı ayrık otlarıyla ayrıştırıldılar.

İşte Mısır…

Bu gün Sisi islam dünyasına ekilmiş bir ayrık otudur.

Mısırda despot kral Faruka karşı, sosyalist ve münafık olan Abdunnasırla ortaklık yapıp, Kral Faruku devirerek yerine geçen Abdunnasır ilk iş olarak onunla ortaklık yapan kişi tarafından kırk bin ihvanı müslimin öldürülmüştü.

Bizdeki sinsi oyun ondan daha dehşetli olacaktı.

Tam bir basiretsizlik…körlük…ihanet…

MEHMET ÖZÇELİK

10-02-2016

 

[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/dine-ekilen-ayrik-otlari/

[2] http://www.haber7.com/guncel/haber/1788763-pyd-incirlikten-mi-yonetiliyor

 

No ResponsesŞubat 12th, 2016

EN’AM.1-2

No ResponsesŞubat 11th, 2016

MEVCUDATIN LİSANI

MEVCUDATIN LİSANI

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” [1]

Allah-ın dışında var olan tüm mahlukat, varlıklar ve mevcudat kendi lisanları ve dilleriyle Allahı, Rablerini tesbih edip, takdis etmektedirler.

Hiçbir varlık yoktur ki, Allahı teşbih etmiş olmasın…

Bu da ancak iman kulağıyla duyulur ve anlaşılır.

“Kulaktaki zar, nur-u İmân ile ışıklandığı zaman, kainattan gelen manevi nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hatta o nur-u İmân sayesinde rüzgarların terennümatını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbani kelamları ve ulvi tesbihatı işitir. Sanki kainat, İlahi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nurani alemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. [2]

Küfür ise bu sesi işitmeye manidir.[3]

Kur’an-ı Kerimde anlatılan karıncaların beyinin konuşması ,[4] Süleyman Peygamberin hayvanların dilini bilmesi ve Hüdhüd kuşuyla konuşması, [5] Allahın yer ve göğe emrederek emrine gelmelerini emrederek, onlarında itaatle emre uymaları,[6] Hadislerde geçen devenin konuşması, taşların avucunda tesbih etmeleri , ağacın davetine icabet etmesi, kurdun konuşması gibi hadiseler göstermektedir ki;

Kâinatta bulunan atomdan oluşan her şey yani taş ve toprak, bitki ve hayvan kendi dilleriyle konuşmaktadırlar.

Allah kâinatın birbirleriyle olan konuşmasını kendi lisanıyla, lisanının tecelli ve tezahürü olan Kur’an-ı Keriminde anlatmaktadır.

*“Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra’dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz. Terennümât-ı hava, naarât-ı ra’diye, nağamât-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecâtı, kuşların seceâtı birer tesbih-i rahmet, hakikate bir mecaz.

Eşyada olan asvat birer savt-ı vücuttur; ben de varım derler. O kâinat-ı sâkit birden söze başlıyor: “Bizi câmid zannetme, ey insan-ı boşboğaz!”

Tuyurları söylettirir ya bir lezzet-i nimet, ya bir nüzul-ü rahmet. Ayrı ayrı seslerle, küçük âğazlarıyla rahmeti alkışlarlar. Nimet üstünde iner, şükür ile eder pervaz.

Remzen onlar derler: “Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz.”[7]

*” Eğer o yüksek hakîkatleri yakından temâşâ etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. “Ne diyor­sunuz?” de! Elbette “Yâ Celîl, Yâ Celîl, Yâ Azîz, Yâ Cebbâr!” dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde mer­hamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor. “Ne diyorsunuz?” de! Elbette “Yâ Cemîl, Yâ Cemîl, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm! (Hâşiye)” diyecekler. Semâyı dinle. Nasıl “Yâ Celîl-i Zülcemâl!” diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl “Yâ Cemîl-i Zülcelâl!” diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl “Yâ Rahmân, Yâ Rezzâk!” diyorlar.”[8]

*Sınırlı işiten,duyan,tadan,düşünen insanların önündeki tüm perdelerin kaldırıldığını düşündüğümüzde, muhteşem bir ortam olacaktır. Sonsuz boyut ve imkânları içerisinde bir hareket alanı oluşturacaktır.

-Sesin şiddeti doğrudan kulak zarına ulaşan mekanik basınçla ilişkilidir ve desibel (dB) olarak ölçülür. Kulağımız 0-140 dB arası sesleri algılar. 140 dB kulakta ağrı, kulak zarında yırtılma gibi etkiler yapar. İnsan kulağı 20-20 bin Hz arasındaki sesleri duyar.

-Cennet bütün güzellikleriyle fâş olacak, tezahür edecektir.

Yani kulak rahatsız olmadan tüm desibel sesleri işitecek ve lezzet alacaktır.

*”Güya âleme teşrif ettiğinden, herbir nevi, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi, Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtârını intak edip herbir tel başka lisanla mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minâda ilelebed tanîn-endaz etmiştir. Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik; ve zemin, kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân; ve cevv-i feza, kendi cin ve bulutların işârâtıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân; ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüp ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatin fecr-i sadıkını göstererek müjdeci; ve zaman-ı hal, yani asr-ı saâdet, lisan-ı haliyle tabiat-ı Araptaki inkılâb-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def’aten tevellüdünü şahit göstererek nübüvvetini ispat; ve zaman-ı müstakbel, kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmâne ile irşadatına teşekkür; nev-i beşer kendi muhakkikleri ile, bahusus hatîb-i beliği ki, şems gibi kendi kendine burhan olan Muhammed’in (a.s.m.) lisan-ı fasihânesiyle haktan geldiğini ilân; ve Zât-ı Zülcelâl kendi Kur’ân’ının lisan-ı beliğanesiyle ol Nebiyy-i Ümmînin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve okuyorlar.”[9]

*”İKİNCİ BURHAN: Kâinat kitabıdır. Evet, şu kitabın bütün hurufu ve bütün noktaları, efrâden ve terekküben Zât-ı Zülcelâlin vücud ve vahdetini, elsine-i mahsusaları kıraatla – “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin.” [10] ‘yi tilâvet ediyorlar. Cemî zerrat-ı kâinat, birer birer, zât ve sıfât ve saire vücuh ile hadsiz imkânat mabeyninde mütereddit iken, birden bire bir ciheti takip, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsus bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşâ hikemi intaç ettiğinden, Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar.” [11]

*”Güya âsuman, kendi mirac ve melek ve kamerin elsine-i semâviyesiyle risaletini tebrik ediyor.” [12]

*”Yedi kat semâvât ve arz ve onlarda olan herşey elsine-i mahsusalarıyla Onu takdis ve tesbih ediyorlar.” [13]

*”Bununla beraber, her cebelin bir şahs-ı mânevîsi bulunduğunu ve ona münasip birer tesbih ve birer ibadeti olduğunu, eski Sözlerde beyan etmişiz. Demek her dağ, insanların lisanıyla aksisada sırrıyla tesbihat yaptıkları gibi, kendi elsine-i mahsusalarıyla dahi Hâlık-ı Zülcelâle tesbihatları vardır.”[14]

*Risale-i Nurda kâinat lisanları nazara verilirken, şu dillerle konuştuklarına işaret edilir.

*Yaklaşık 358 kere tekrarlarla beraber zikredilmektedir. Dilleri ise;

Asr-ı Saadet lisân-ı hâliyle , kendi lisan-ı mahsusuyla, mevcudatın lisan-ı hâl ve kal ile ettiği tesbihat, Lisan-ı gayb, lisan-ı ubudiyet, lisan-ı istidadıyla, lisan-ı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanla, lisan-ı şeriatte, lisân-ı Arabî vacip, lisân-ı tazarru ve ubudiyetle ve duayla ilân et, , lisan-ı nahvî, lisan-ı ehl-i Cennetten sayılan Fârisî lisanıyla, lisan-ı ihtiyaç ile, lisan-ı risaletin irsiyet noktasında, lisan-ı sâdıkı, lisân-ı tasavvufta, lisân-ı zâkir-i tevhid, lisan-ı acz, lisan-ı işaretiyle, lisan-ı ismetiyle, lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî, lisan-ı remziyle, lisan-ı nâtıkı, lisan-ı ıztırarî, lisan-ı mahsusuyla, lisan-ı Ahmedîden gelen, lisan-ı Üstad, lisan-ı vâhidle, lisan-ı tarihte, lisan-ı mu’cizatlarıyla, lisan-ı âdât ve ef’âlin telkinatıyla,, lisan-ı tasrihiyle, lisân-ı âdât ve ef’âlin telkinâtıyla, lisân-ı hamasetinden, zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların, lisan-ı Nübüvvete, o şeriat, lisan-ı i’câzıyla, lisan-ı ulvisinden, lisan-ı hikmetle, Kur’ân’ın lisan-ı semâvîsinden, lisan-ı şehadettir ki, Lisan-ı siyasette, lisân-ı belâgatin, lisân-ı resmiyeye

ulvî lisan-ı Nübüvvetten, lisan-ı mu’cizü’l-beyân-ı Nebevî, lisan-ı hikmetle, lisan-ı Türkî ve Arabî, lisan-ı Cennet, lisan-ı mânâ, lisan-ı nâsta…[15]

Bizler bilmediğimiz bir lisanla konuşan hakkında anlayabildiğimiz veya yakıştırabildiğimiz manaları ona yükleriz.

Bunun gibi de; Ya Rahim diyen kedinin teşbihine, mırmırları yakıştırırız.

Tüm ses çıkaran varlıklar kendi dilleriyle konuştuklarından, onların dillerini iman kulağıyla dinlemeyip bilmediğinden, yakıştırma yollarına gider.

-Alemde her şeyin bir dili vardır. O dil ile söyler.

-Her şey Allah der.

Mü’min onu işitir ve seyreder.

MEHMET ÖZÇELİK

[1] 17/İSRÂ-44.

[2] İşaratü’l-İ’caz, Sayfa 71-71.

[3] Enam 25

[4] 27 / Neml  18-19.

[5] Neml suresinin 16-44.

[6] Fussilet suresi 11. Ayet.

[7] Sözler.252. http://www.erisale.com/#home

[8] Sözler .Yirmi Dördüncü Söz -124.

[9] Muhakemat.16.

[10] İsrâ Sûresi, 17:44.

[11] Nur’un İlk Kapısı.156.

[12] Nokta Risalesi.53.

[13] Nur’un İlk Kapısı. 48.

[14] Sözler.20.söz.351.

[15] http://www.erisale.com/#content.tr.11.252

No ResponsesŞubat 9th, 2016

FİTNEYE ALET OLANLAR

FİTNEYE ALET OLANLAR

-Fitnenin başında şah olacağıma, ıslahın başında geda olmayı tercih ederim.

Fitneyi ateşleyen ateş olacağıma, cehennemde kor ateş olmayı tercih ederim.

Bir binayı yakan ateş olmaktansa, kül olmayı tercih ederim.

Hadiste; Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.

Fitneyi uyandırmamak gerektir.

“Haricî ve büyük bir düşmanın hücumu zamanında, dâhilî küçük düşmanlıkları bırakmak elzemdir. Yoksa, hücum eden büyük düşmana yardım hükmüne geçer. Bunun için daire-i İslâmiyede eskiden beri tarafgirane birbirine mukabil, muarız vaziyetini alan ehl-i İslâm, o dâhilî düşmanlıkları muvakkaten unutmak, maslahat-ı İslâmiye muktezasıdır.” [1]

Arınç ve Gül bu hakikatı kendilerine kıble etmeleri gerektir.

*Gül, Arınç, Babacan Parti Mi Kuruyor?[2]

Korkulan odur ki, kendi girdabına birkaç temiz insanı daha çekmektir.

Gerçi temiz insanı mı yoksa Abdullatif Şener-in akıbetine düşmek ve düşürmek midir?

*****************    

Neden hücum ve fitne çıkarmak için Abdullah Gül ve Bülent Arınç tercih ediliyor?

-“Bence yol ikidir; mizânın (terazinin) iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.”[3]

Haricî saldırı zamanında,dahilî husumeti terk etmeli…
Menfi insanlarla beraber olanlar ve onlara destekte bulunanlarda sefih, sefil ve rezildirler.

*Bülent Arınç tam bir Brütüslük yapmakta , patavatsız çıkışlar sergilemekte, Akibeti hayırla sonuçlanmayan ve de sonuçlandırmayan bir yola girmektedir…

Tam da Erdoğan’dan Arınç’a: O zat dürüst değil, sözü yerinde olan adam, ne kadar adamsa…

Abdullatif Şener-in [4] akıbetine uğrayan adam yani Adıyamanın ikinci Dursun Çavuş bile olamayan adam.

Buna yediği sofrayı kirletmek, arkadan hançerlemek denir ey zat…

Tam bir Truva atı oluşturmaktır.

Namazı ifsad edip, Niyeti iyi, karnı kurulayan adam gibi davranmaktır.

“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.” [5]

-“O biçareler, “Kalbimiz Üstadla beraberdir” fikriyle kendilerini tehlikesiz zannederler. Halbuki, ehl-i ilhâdın cereyanına kuvvet veren ve propagandalarına kapılan, belki bilmeyerek hafiyelikte istimal edilmek tehlikesi bulunan bir adamın “Kalbim sâfidir, Üstadımın mesleğine sadıktır” demesi bu misale benzer ki: Birisi namaz kılarken karnındaki yeli tutamıyor, çıkıyor, hades vuku buluyor. Ona “Namazın bozuldu” denildiği vakit, o diyor: “Neden namazım bozulsun? Kalbim sâfidir.”[6]

Bu sözüm Bülent Arınç ve Abdullah Gül-e atfedilir. Fayda vermeseniz de, zarar vermeyin.. gölge etmeyin.

Bu kumpasa dikkatlerini çekerim.

17-25 Aralık kumpası ile Kılıçdaroğlu’nu başbakan yapacaklardı.[7]

Kendine de yazık etti, yıllarına da…

**********************    

Şu anda güneydoğuda yapılan olayları görmeyip kör olmak, dışarıdan bunca baskılara karşı tavus kuşu gibi kafayı kuma sokup görmemek ve de görmek istememek saflığın ve iyi niyetin değil, kuruntu ile beraber bir ihanetin işidir.

-Güney doğudaki pkk-nın yaptığı operasyonlar birinci derecede kürtleri imha etme faaliyetidir.

Oradan bir kanal açarak, Türkiye-yi yıpratma faaliyetidir.

*Rahmetlik dedem taa 1970 yıllarında derdi;

-Evlat eşkıya eskiden dağdaydı, şimdi ise şehre indiler.

Dedem bu gün olsaydı , meclise girdiklerini görürdü.

Artık terörist ve terör destekçileri meclisde bulunmaktadırlar.

-Guguk kuşu [8]farklı bir hayvan.

Bizdeki ermeni-chp-paralel uygulamalarına çok benzemektedir.

************************    

Düne kadar refah-fazilet-selamet partisine katılımın olmaması, tavır ve çıkışlarının tasvib edilmemesinin en büyük ve birinci sebebi, bu gün Gül-ün gösterdiği benzeri tavırlardandır.

Erdoğan-ın kabulüne vesile olan tavır ise, o istikametsiz, vefasız, ölçüsüz ve ifrat tavırların terkedilmesidir.

En önemlisi de mertliğidir.

Bilinçli olarak suya da sabuna da dokunmasıdır.

Gül-de o vasıf yok.

Herkesi memnun edeyim derken, hakkın hatırını kırmaktadır.

-İyi ki Hdp var diyen Gül-den, açıkça tavrını ortaya koyan Erdoğana…

Ankara-daki bombalı saldırıda ölmelerden dolayı Hdp başkanını arayarak baş sağlığında bulunan Gülden, bunu hdp-nin yaptığını söyleyen Erdoğana ve “Kendi takdiridir ama taziye evi Başbakanlıktır. Burada taziye evi kim taziye kime verilir. Burada taziye evi bütün Türkiye’dir. Sadece HDP’ye taziye dilemek bütün vatandaşlarımızı HDP ile özleştirmek olurdu. Hepimizi araması lâzımdı, tüm Türkiye’nin taziyesi bu” diyen başbakan Davutoğluna…

Gül hala 70-lerdeki gömleğiyle otururken, onu çıkaran ve yenilenen Erdoğana…

-”İran İstihbarat Teşkilatı.

İranda 13 MOSSAD Ajanının faaliyette olduğunu fark eder. Uzun süre bu ajanları takip eden iran istihbaratı hepsini suç üstü eş zamanlı bir operasyonla ele geçirir.

İran yasalarına göre yargılanan ajanlar ömür boyu hapis cezasına çarptırılırlar.

İsrailli bir gurup diplomat Abdullah Güle gelerek bu ajanların Erbakan Hoca tarafından kurtarılarak kendilerine verilmesi için Abdullah Gülden yardımcı olmasını isterler.

Eğer ajanları Erbakan irandan alır ve bize verirse ABD deki yahudi lobilerinin
REFAH YOL HÜKÜMETİ ne yardımcı olacaklarını söylerler.

Erbakan Hoca Abdullah Gülü dinledikten sonra sert bir şekilde azarlar bir daha böyle işlere burnunu sokarsan seni disiplin kuruluna sevkeder ve partiden atarım der.

bu uyarıdan sonra Gül direk İran büyük elçiliğine giderek ajanları ister.

Durum tahrana bildirilince İran Başbakanı Erbakan Hocayı arayarak sitem eder.

İşte bu ABDULLAH GÜL ,İkbal merdivenlerini hızla tırmanarak çankaya ya çıkar.

Not: bu bilgiler gazeteci Nasuhi Güngörün 1999 yılında neşrettiği (yeni dünya düzeni ve yenilikci hareket) isimli kitabının 122. sayfasında bildirilmektedir.[9]

-Abdullah Gül hala eski gömlekle gezmektedir. Erdoğan gibi gömleğini çıkarmamıştır.

-Abdullah Gül çekingen bir insan, hep mevcudu muhafazaya çalışmış, çoğunluğu değil, birilerini memnun etmeye veya kuruntu gereği herkes tarafından sevilen bir insan olarak görülmeye çalışmış bir insandır.

-İyi ki Hdp var –diyen bir insanın aslında gerçek olarak içinde neyi sakladığını bilmek istiyorum.

Kimi memnun etmeye çalıştı veya kimleri kırdı, neleri yıktı.?

Aslında çok şey yazılabilir ama değmez…

*Gül ve Arınç fitneye meyilli olmasalar da, fitneye açık kimselerdir. Onlar kanalıyla partiye darbe vurulmaktadır.

Onlar bu noktada kapıyı açık bırakmaktadırlar.

-Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, “Türk İmparatorluğu’nun Yıkılışına Dair Kehanetler” adlı kitapta yer alan “Türkiye’nin 11’inci liderinin adı 11 harfli” cümlesinin Abdullah Gül’e işaret ettiğini belirtti ve ekledi: “Kehanetlere göre bu cumhurbaşkanı döneminde Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecek”

Acaba onlarında fitneye kapı açmalarının bir dahli var mıdır?

MEHMET ÖZÇELİK

04-02-2016

 

 

[1] Bediüzzaman. Emirdağ-1 – 211.

[2]http://www.habervaktim.com/haber/454786/gul-arinc-babacan-parti-mi-kuruyor.html

[3] Sünûhat, s. 67.

[4] http://www.tesbitler.com/wp-content/uploads/2015/01/sener-ve-dursun-cavus.doc

[5] Hûd Sûresi, 11:113.

[6] Yirmi Dokuzuncu Mektup- 102) / Altıncı Risale Olan Altıncı Kısım.

[7] https://www.youtube.com/watch?v=rEzel0bmmOU

[8]https://www.google.com.tr/?gfe_rd=cr&ei=FDKzVsvOE4uH8Qek2Kf4Cw&gws_rd=ssl#q=guguk+ku%C5%9Fu

[9]https://www.facebook.com/mg.s.akademi/photos/a.374490419320488.1073741831.374131112689752/618977054871822/?type=1

 

No ResponsesŞubat 5th, 2016

EN’AM-1-

No ResponsesŞubat 4th, 2016