KABİR HAYATI

KABİR HAYATI

“Onlardan birine ölüm geldiği vakit: “Rabbim! Beni geri gönder. Umulur ki terk

ettiğim o yerde ve hayatta salih ameller işlerim” der. Hayır! Bu onun söylediği (boş) bir

sözdür. Onların arkalarında ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir (Berzah) hayatı

vardır.” [1]

-Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise, “Kabir, Âhiret menzillerinin ilkidir”[2]

-Peygamberimiz Dualarında sık sık kabir fitnesinden ve azâbından Allâh’u Teâlâ’ya sığındığı gibi, bunu ashabına ve ümmetine de tavsiye etmiştir.[3]

-Kur’an-ı Kerim-de de kabir hayatı anlatılmaktadır.[4]

-Kabir azâbına delalet ettiği belirtilen bazı âyetler şöyle zikredilir:

“Ve Firavun’un ailesini azâbın en kötüsü sarıverdi. Ates! sabah-aksam ona arz

olunurlar.(Dünya durdukça azab böyle devam eder). Kıyâmet koptugu gün de:’Firavun

ailesini azâbın en çetinine sokun! (deriz).” [5]

-“Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar, sıkıntılı bir geçim vardır.”[6]

Kurtubî, buradaki ‘dar geçimin’ kabir azâbı olduğudur.

Ashâbdan Ebû Saîd el-Hudrî ve Abdullâh b. Mesûd bu görüştedirler. Ebû Hureyre de (r.a.) bu konuda Peygamber Efendimiz’den merfu olarak şu hadisi nakletmiştir: ‘Kâfire kabri o kadar daralır ki, kaburga kemikleri birbirine geçer. İste bu, âyette geçen dar geçimdir.” [7]

-“Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, kabirleri (bile) ziyaret ettiniz.

(Ölülerinizin çokluğunu bile hesaba kattınız). Hayır (olmaz bu), yakında bileceksiniz!

(hatanızı).Yine hayır yakında bileceksiniz! (hatanızı) ” [8]

Zirr b. Hubeys’in Hz. Ali’den (r.a.) nakletmiş olduğu aşağıdaki rivayet, yukarda

kaydetmiş olduğumuz bu âyetin, kabir azâbıyla ilgili olduğunu ifade etmektedir:

“Biz, Tekâsür süresi nazil oluncaya kadar kabir azâbından şüphe içindeydik.” [9]

-Muhakkak ki, zalimlere bu azâbın dışında bir azâb daha vardır. Fakat onların

çoğu bilmezler. [10]

Taberî ve Kurtubî gibi âlimler, âyette kendisinden söz edilen azâbın, Âhiret

azâbının dışında kalan kabir azâbı olduğunu kaydetmektedirler. [11]

İlk dönem müfessirlerinden Katâde, bu konuda İbn Abbâs’tan bir rivayet nakletmiştir. Buna göre İbn Abbâs bu âyet hakkında: “Siz kabir azâbını Allâh’ın kitabında bu âyette

bulacaksınız” demiştir.[12]

-Kabir azâbı hakkında nâzil olduğu bildirilen, “Belki dönerler diye, onlara büyük azabdan önce daha küçük bir azâbı tattıracağız” [13]

-“Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular ve ateşe sokuldular, kendilerine de

Allâh’tan başka bir yardımcı bulamadılar.” [14]

Burada bahsedilen kimselerin, suda boğulmalarını müteakip ateşe sokulduklarının belirtilmesi, durumlarının Firavun’un adamlarının akıbetine benzediğini göstermektedir. [15]

Hadiste de onlarca kabir ve azabı ile ilgili hadisler bulunmaktadır.

Bunları başlıklar halinde zikredecek olursak;

-Kabir Azâbına Sebep Olan Fiillerle İlgili Rivayetler.

-Hayvanların Kabir Azâbını İşitmeleri İle İlgili Rivayetler

-Kabirde Azap Şekilleri İle İlgili Rivayetler

-Kabir Azâbından Kurtulanlar. Bunlar ise;

Şehidler, Karın Ağrısından Ölenler, Mülk Sûresini Okuyanlar, Cuma Günü Ölenler.[16]

 

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2016

[1] Mü’minun 23/100.

[2] Hanbel, Ebû Abdillah, Ahmed b. Muhammed es-Seybâni, el-Müsned, Müessesetu Kurtuba, Mısır Trs., I, 63; Beyhâkî, Ahmed b. Hüseyin b. Ali b.Mûsâ

Ebu Bekir, et-Tirmizî, Ebû İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, tah. Ahmet Muhammet Sakir, Dâru İhyai’t-Turasi’l- Arabi, Beyrut, Trs., IV, 553; İbn Mâce, Muhammed b. Yezid Ebu Abdullah el-Kazvini, es-Sünen, tah. M. Fuad Abdu’l-Bâki, Dâru’l-Fikir, Beyrut Trs., II, 1426; İbn es-Sünenü’l-Kübra, tah. Muhammed Abdulkâdir Ata, Mektebetu Dâru’l-Bâz, Mekke 1994, IV, 56; Hâkim, Muhammed b. Abdillah Ebu Abdullah en-Nisâbûri, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, tah.

Mustafa Abdulkadir Ata, Dâru’l-Kütübi’l-_lmiye, Beyrut 1990, I; 526; el-Makdîsî, Muhammed b. Abdulvâhid b. Ahmed, el-Ehâdîsu’l-Muhtâra,tah. Abdulmelik b. Abdullah b. Duheys, Mektebetu’n- Nahda el-Hadîse, Mekke 1410, I, 523-524; es-Suyûtî, Celâleddin b. Abdirrahmân, Serhu’s-Sudûr bi Serhi Hâli’l-Mevtâ ve’l-Kubûr, tah. Yusuf Ali el-Bedyûvî, Mektebetu Dâru’t-Turas-Dâru _bn Kesir, 2. Baskı,

Beyrut 1992, s. 212.

[3] Buhârî, Muhammed b. İsmail Ebu Abdillah, el-Câmiu’s-Sahîh, 3. Baskı, Dâru İbni Kesîr, Beyrut 1987,I, 463, V, 2341; Müslim, b. Haccac Ebu’l-Hüseyin el-Kuseyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, tah. M. Fuad Abdulbâkî, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabi, Beyrut Trs., I, 410-412, II, 621, 2050; Ebû Dâvûd, Süleyman b. Es’as es-Sicistâni, es-Sünen, Dâru’l-Fikir, Beyrut Trs., II, 90; et-Tirmizî, V, 566; en-Nesâî, es-Sünenu’l- Müctebâ, tah. Abdulfettah Ebû Gudde, 2. Baskı Mektebetu’l-Matbûâtu’l-İslâmiyye, Haleb Trs., III, 133-134.; İbn Hanbel, el-Müsned, I, 22.

[4] Kuranda kabir. Bkz. Abese 80/ 21; Tekâsür 102/ 2; Hacc 22/ 7; İnfitâr 82/ 9.

[5] Mü’min, 40 /45-46.

[6] Taha 20/ 125.

[7] Kurtûbî, el-Câmi, XI, 259.

[8] Tekâsür 102/ 1-4.

[9] Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXX, 284; Kurtûbî, el-Câmi, XX, 172-173; Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kurân Dili, Eser Yay. İstanbul 1979, IX, 6045.

[10] Tur 52/ 47.

[11] Taberî, Câmiul-Beyân, XXVII, 36-37; Kurtûbî, a.g.e., XVII, 78.

[12] Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXVII, 36.

[13] Secde 32/ 21.

[14] Nuh 71/ 25.

[15] Kurtûbî, el-Câmi, c. 18, s. 311; Yazır, Hak Dini Kurân Dili, IX, 5378; Farklı görüşler için Bkz.Özdemir, a.g.m., s. 162.

[16] Geniş bilgi için bak.-SUYÛTÎ’NİN ŞERHU’S-SUDÛR Bİ ŞERHİ HÂLİ’L-MEVTÂ VE’L KUBÛR

 

No ResponsesEylül 29th, 2016

MAHZENLİ ALİ EFENDİ VE KABİR AZABI

MAHZENLİ ALİ EFENDİ VE KABİR AZABI

Kırşehir-in  Çiçekdağ ilçesine doğru 50 km civarındaki bir köyde yaşayan maneviyat önderi veli bir zat yaşamaktadır.

Mahzenli Ali Efendi.

Bu zatın ilk tanınması Kıbrıs savaşıyla olmuştur.

Pilot Subay anlatmaktadır.

Kıbrıs savaşında beşparmak dağlarını bombalıyorduk.

Uçakta yakıt kırmızı sinyal ile bitişi haber veriyordu.

İkmal yapmak üzere dönüş yapacağım sırada bir el omuzuma dokundu.

Dönüp baktığımda beyaz sakallı, kısa boylu, nurani bir zat.

Kendisine kim olduğunu sorduğumda cevaben;

Bana Mahzenli Ali Efendi derler, dedi.

Bana gösterdiği yerlere bombardumanda bulunmamı söyledi.

Bende kendisine yakıtımın bitmekte olduğunu söylememe rağmen bir saatten fazla bombardumana devam ettim.

Beşparmak dağları düşmüş, dönüşü yapmıştım. Ancak O zat uçakta yoktu.

Uzun süre Mahzeni aradım, bulamamıştım.

Bir gün yine İzmirde bu konuyu anlattığımda Kırşehirli bir arkadaşım, bunu bildiğini ve Kırşehire bağlı bir köy olduğunu söyledi.

Köye varıp halka sorduğumda bana cevaben; Öyle bir zatın olduğunu ancak çoktan yani Kıbrıs savaşından çok önce vefat ettiğini söylediler.

Akrabalarıyla görüşüp eşkalini söylediğimde aynen doğruladılar.

……………………………     

Mahzenli Ali Efendi bazen Kırşehire gelip, halkın tezahürat ve muhabbetiyle karşılanırdı.

Bir gün yine geldiğinde, kendisi hafız olan imam Kamil hoca Ali Efendinin elini öperek bir müşkilinin olduğunu söyler.

Yine kendisi gibi hafız olup vefat etmiş olan babasını rüyasında gördüğünde, büyük bir azab içerisinde olduğunu söyler.

Ali Efendi birkaç dakika murakabede bulunduktan sonra; doğrusun , baban azab içinde, kendisine izin verilmiyor, der.

Sağ ayağından başlayarak 7 kere Âyet-el Kürsiyi okuyarak, etrafında dönerek oku der.

Kamil hoca aynen denileni yapar.

Bir müddet sonra babasını rüyasında görür. Babası sarıklı olarak Kırşehirin Kapıcı camisine geldiğini görür ve kendisine şöyle der;

Bana izin verdiler, ondan dolayı geldim, der.

Daha sonra Ali Efendiyle görüşüp durumu söylediğinde Ali Efendi yine kısa bir müddet murakabeye daldıktan sonra cevaben;

-Evet, baban kabir azabından kurtulmuş ancak kardeşin öldü, hemen git, der.

Kamil hoca eve vardığında gerçekten de evde bulunan özürlü kardeşinin ölmüş olduğunu görür.

*********************    

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2016

 

No ResponsesEylül 28th, 2016

DEHŞETE KAPILDIM

DEHŞETE KAPILDIM

Muhsin Yazıcıoğlu – nun ciddi bir meseleden dolayı öldürüldüğü belli idi.

Farklı söylentiler ortada gezmekte, birileri belgeleri ya yok etmede veya sümen altı etmede idi.

Ancak en dehşetlisi ise; Dünyada bir örneği olan ve daha sonra bir komutan tarafından mikro filimleri alınan, dünyada gayet sınırlı, bir elin parmakları kadar dahi örneği olmayan Barnabas incili idi.

Çürümüş, kokmuş ve kokuşmuş olan Hristiyanlık dünyasını bitirecek olan ve Hz.İsa- nın havarilerinden Barnabasın Hz.İsa-dan duyduklarını yazdığı, diğerlerinden daha sahih, özellikle tevhidi işleyen ve Efendimizden haber veren eser.

İşte o dehşet haber;

-“Hz. İsa’nın öğrencisi olan Aziz Barnabas tarafından yazıldığı ve orijinal nüshalarından birinin de Türk devletinin elinde olduğu iddia ediliyor. İncilin ortaya çıkması durumunda dünyadaki tüm paradigmaları altüst edeceği söyleniyor.

15 Temmuz FETÖ/PDY darbe girişiminin ardından BBP lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesinin 9 Ağustos’ta yaptığı suç duyurusu, yeni iddialar içerdi. Suç duyurusunda, Yazıcıoğlu’nun ‘Barnabas İncili’ni sinema filmi yaptırmak istediği, bu durumun FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i rahatsız edip etmediği ve helikopterin Gülen’e bağlı Hava Kuvvetleri’ndeki FETÖ’cüler tarafından düşürülüp düşürülmediğinin araştırılması talep edildi. Dilekçede, Yazıcıoğlu’nun kaza sırasında yanında bulunan ve içinde Barnabas İncili’nin fotoğraflarının bulunduğu hafıza kartının da kayıp olduğu vurgulandı.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun olay esnasında yanında bulunan Blackberry marka telefonunda bu Barnabas İncili’nin görüntülerinin kayıtlı olduğu ve bu görüntülerin saklandığı hafıza kartının telefonunun içerisinden alınmış olduğu da telefonun teslim edildiğinde ve tespit tutanaklarıyla sabittir. Yine Yazıcıoğlu’nda Barnabas İncili’nin ayrı suretinin de muhafaza edildiği, bunun film yapımında senaryo çalışmaları için kullanmak istediği bilinmektedir.’

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nda vermiş olduğu ifadesinde görüşmede yanlarında bulunan Ramazan Akgün’ün, ‘Efendim, siz bu İncil’i gördünüz mü’ demesi üzerine merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun, ‘Evet. Bu İncil’i Genelkurmay’da gördüm ancak bu İncil’i görenler pek uzun yaşamıyor’ dediğini ifade etmektedir.’

-Kardinalliğe soyunan ve rahmetli ve aslında öldürülen Aytunç Altındal Gülenin islam alemindeki ismi belirlenmeyen Kardinal olduğunu söylemiş ve çok yaşamamıştı.

Yoksa dünyayı değiştirecek olan Barnabasın ortaya çıkmasından korkan batı, Fetö kanalıyla Barnabası da ele geçirmeye çalışmakta, daha doğrusu ortaya çıkmasını engellemektedir.

Aslında batının yani Hristiyan dünyasının islam dünyası ile olan savaşı, çökmekte ve yıkılmakta olan Hristiyanlığın, yıkılışını geciktirme çabasıdır.

Barnabasın ortaya çıkması, Hristiyanlığın bitişidir.

Tevhid inancını ele alan Barnabas incili, bu günkü Hristiyanlığın teslis inancına aykırı ve doğru bir incili yansıtmaktadır.

Türkiye-de ilk defa Aramice uzmanı, bilim adamı Dr. Hamza Bektaş(Hocagil)la yaptığı konuşma ve “İncil’in bulunma hikayesi” ni anlatmaktadır.

Kitabın giriş kısmında; “Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından, Mesih’e vahyedileni, ondan duyduğum gibi 48 yıl sonra, aynen duyduğum gibi, Demir Nüsha olarak yazıyorum. Ben Kıbrıslı Barnabas’ım” ifadeleri vardı.

Soru: Kitabın bu bölümüne kadar içeriğinden bahsedebilir misiniz?

Cevap: Tevhit’ten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah’a eş koşmama. Komşulara yardımcı olma. Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ve ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacaklar!” ayeti vardı.[1]

Ergenekon-la başlayıp 15 Temmuz darbesiyle devam eden ve bundan sonra da devam edecek olan kavganın önemli iki sebebi bulunmaktadır;

1-Yıkılan Hristiyanlığın yıkılışını geciktirmek.

2-Ortadoğuyu Hristiyanlaştırmak.

Bunu da iç unsur ve projelerle yapmaya çalışmak…

-Başbakana şimdiki cumhurbaşkanına da aslında bunun yani Barnabas incilinin ortaya çıkması korkusuyla saldırılmaktadır.

-“Türk, İngiliz ve İsrail ajanları tarihinin en önemli kapışmalarından birini yaşadılar. MOSSAD ve MI6’nın peşine düştüğü 1900 yıllık el yazması Tevrat, MİT operasyonuyla Başbakan’a ulaştırıldı.”

1900 yıllık tahrif edilmemiş Tevrat’ta İsrail oğullarının dini ve siyasi anlayışlarına dayanak yaptığı bazı unsurların doğru olmadığı ortaya çıktı.

Ve hepsinden daha önemlisi, tahrif edilmemiş Tevrat’ta son peygamberin Hz. Muhammed olduğu açıkça vurgulanıyor.[2]

-Türkiye başta Erdoğan bir an evvel bu incili İbraniceden tercüme ettirmeli, dünyaya duyurmalıdır.

Bütün Avrupa-nın top yekün saldırısından daha dehşetli, gök gürültüsü gibi bir ses getirecek, -İnşaallah- Hristiyanlık İslâmiyete inkilab edecektir.

*(İncilin 20.babının devamında)2000 yılından sonra şeytanın yeryüzündeki ekser insanları saptırarak Müslümanların üzerine saldırttığını, fakat akıbette Müslümanların galib gelerek küffarın helak olduğunu ifade etmektedir. Şöyle ki: “Ve bin sene tamam olduğunda, şeytan kendi zindanından salıverilip zeminin dört köşesinde olan taifeler yani Ye‟cûc ve Me‟cûc‟ü (ifsadata giren milletleri) –ki miktarı deniz kumu gibidir- idlal ve muharebeye cem‟ etmeye çıkacaktır. Ve yeryüzüne çıkıp mukaddeslerin ordusunu ve sevgili şehri ihata ettiler. Ve Allah tarafından semadan ateş inip onları telef etti.

Ve onları idlal eden iblis, canavar ile yalancı peygamberin bulundukları ateş ve kükürt gölüne atıldı. Ve gece gündüz ebed-ul âbâd azab olunacaklardır. (Esrarnama-den)

-Not: Kabirdekilerin pişman oldukları şeyler için, kalanlar birbirleriyle kavga etmekte, birbirlerini boğazlamaktadırlar.

Dönüşsüz bir yola gidenler ve girenler, bile bile hayatlarını çıkmaza sokmaktadırlar.

MEHMET ÖZÇELİK

26-09-2016

[1] http://www.yaklasansaat.com/haberdosya/2008_haberleri/eylul/eylul35.asp

http://www.tesbitler.com/2015/01/03/hristiyanligin-dogum-sancilari/

http://www.umutavci.com.tr/barnabas-incili-hakkinda.html

[2] http://www.habervaktim.com/haber/305503/1900-yillik-sir-erdoganda.html

 

No ResponsesEylül 27th, 2016

ŞEFKAT Mİ ADALET Mİ ?

ŞEFKAT Mİ  ADALET Mİ ?

Şefkat ve merhamet mi yoksa adalet mi?

Hangisi esas alınmalıdır?

Adalet merhametin önünde olmalıdır.

Merhamet ve şefkat adaletin önüne geçmemeli ve geçirilmemelidir.

Efendimiz, kızı Fatıma-nın bile suç işlemesi halinde cezalandırılacağını ifade ederken, adaletini şefkatinin önüne geçirmektedir.

Allah-ın rahmeti her şeyi kuşatmış, adaleti de rahmetini kuşatmıştır.

İman etmeyeni cehennemde ebediyyen cezalandırması ,şefkate aykırı değil, adalete uygundur.

-Bu gün yapılan görevden almalarda ya sulandırılmaya gidilmekte veya alınanların yüksekliğini göstererek ayrı bir kaos ortamı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Daha beteri ise; görevden alınanların bir kısım yakınları ve çevreleri dengesiz hareket etmekte, zulme ortak olarak, inandığı davaya ve dava arkadaşlarına karşı kopmalar oluşmaktadır.

Şehit ve gazi olarak kaybedenleri değil de, onlara kaybettirenlerle o kaybettirenlere ortak olunanlar nazara alınmalıdır.

Görevden alınanlar ve çocukları ne olacak, derken, şehid ve gazilerin yakınları, darbe başarılı olsaydı onun mensublarının kaybettirecekleri hatta öldürecekleri ise hiç hesaba katılmamaktadır.

-Şeriatın kestiği parmak acımaz.

Haksızlık yapılmadan yapılan uygulamalar hak ve adalet namına kabul edilmelidir.

Hak- perest olmalıdır.

Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez, hakikatı unutulmamalıdır.

Zulme rıza zulümdür.

Bir şeye sebeb olan, onu yapan gibidir.

Beşer zulmetse bile, kader adalet eder.

Kaderin adaleti düşünülmelidir.

-Fetö bir din alimi değildir.

O darbe için hazırlanmış bir piyondur.

Makam, para, dünya hakimiyeti ve şöhret meftunudur.

Faaliyetinin olduğu ülkelerdeki yöneticiler şimdiden onu öyle değerlendirmeli, tedbir alıp, darbesine hazır olmalıdır.

-En tehlikelisi de budur ki; Fetö-nün darbesinden istifade ile, haram-zadeler gibi, islama ve risale-i nurlara ve cemaatlara sırtlanlar gibi saldırılmaktadır.

Bunu yapanlar sicili temiz olanlar değil, şaibeli, kendisine farklılık kazandırmaya çalışanlardır.

Zaten Gülen de bunu yapıyordu.

Paralel devlet, paralel din- paralel Risale-i Nur.

Risale-i Nurları tahrife çalışan Gülen aslında duvara tosladı. Ve bununla anlaşıldı ki Gülen, aslında Risale-i Nur gibi dinide tahrif etmekteymiş.

-Fetö işi şahsileştirip Erdoğan-ın gitmesi uğruna, şeytanla değil belki şeytanlarla iş birliği yapmış, vatanın onlara peşkeş çekilmesi de bunun cabası…

-Fetö-ye ve taraftarlarına  taraftar olanlar dünyalarını da ahiretlerini de bitirirler.

Ayrıca Abd- nin Fetö-ye taraftar ve destek olması, onu yıkar ve zaten büyük bir çatlak da oluşmuş durumdadır.

-Hala hukuk ve hukukun problemi çözülmüş değil. Mesela durumu ve aşırılığı bilinen Ahmet Altan önce sorgulandıktan sonra bırakılmakta ve sonrasında ise savcının itirazı üzerine tekrar göz altına alınmaktadır.

Birbirine tezad iki durum.

Önce hukuktan başlamalı ve sonra da hukukla başlamalı…

MEHMET ÖZÇELİK

25-09-206

 

 

 

No ResponsesEylül 26th, 2016

DOĞU BATI SENTEZİ

DOĞU BATI SENTEZİ

Gülen fitne amaçlı kurduğu cemiyetini dağıttı.

Bu gün artık Hasan Sabbah ve Haşhaşi cemiyeti diye bir cemiyette yoktur.

Tarihte kara bir leke olarak kaldı.

Gülen de öyle kaldı.

Zira geçmiş olumsuz dönemlerde sessiz kalırken, Türkiye-nin düzene girdiği dönemde darbe girişiminde bulunmuştur.

-Batı suskun. Darbenin başarıya ulaşamamasının şokunu yaşıyor.

Başarılı olsaydı, Mısıra yaptıklarını aynen bize de yapacaklardır.

Batı çirkin ve kirli yüzünü bir daha gösterdi.

Abd günah çıkarmaya, koyun maskesi giyen kurtluğuna devam ediyor.

Haşhaşi lideri Hasan Sabbah ulaşılamayan Alamut kalesinden kontrol ediyordu.

  1. Haşhaşi olan Gülen ise, çevresi Cıa tarafından korunan korunmalı malikhanesi Pensilvanyadan kontrol ediyordu.

Biri devleti dışardan kontrol ederken, kuşatırken, Fetö bunu içerden yapıyordu.

O da devletin imkânları ile.. Bu durum daha tehlikeli idi.

-Şu anda başarısızlığının büyüklüğü içte ve dışta sulandırılmaya, devletin temizlik faaliyetlerine engeller çıkarmaya çalışmaktadırlar.

-Gülen yapısını masonluğa dayandırırken, düşünce ve inancını Şia/ Batinilik ve Haşhaşiliğe dayandırmaktadır.

En önemlisi takiyyeyi çok iyi uygulamaktadır.

50 yıldır sinsice içinde biriktirdiği kusmuğunu asırlar lanetle anlatacak ve de yazacaktır.

-Gülenin başarısının en önemli sebebi; toplumun bir asırlık manevi boşluğundan istifade ile o boşluğu doldurmamış ancak dini hitapta bulunmuş, en azından o görüntüyü vermiştir.

Şarkılar ile buna geniş çerçevede taraftar bulmaya çalışmıştır.

İkinci sebebi ise; iş yapacak ve yaptırılacak kesimin maddi ve makam isteklerini canlı tutuyordu.

Bu manada farklı cemaatlerden kişilere de vaatte bulunarak kendine taraftar yapıyordu.

-Paralel yapının lideri Gülen ve Mensubları; sosyolojik, psikolojik, siyasi, ekonomik, dini, paralel din ve paralel devlet, ahlak gibi açılardan ele alınmalıdır. Tarih bunu uzun süre yapacak, yazacak ve bu konuda doktora tezleri yapılacaktır.

Bir süre önce öne çıkan ağlamasının dışında pek bir özelliği olmayan, yazdığı eserler ne kadar kendisinin olduğu düşünülerek şunu rahatlıkla diyebilirim ki; eserleri beni açmadı, seviyeli bulmadım. Eserlerine bir şeylerden faydalanabilir miyim diye bakıyor , yeterli derecede faydalanamıyordum.

Oysa Peygamberimiz;-Münafık çok rahat ağlar.- ve İmam-ı Gazalinin;-Ağlayarak vaazda bulunan kimseye itimad etmeyin , sözleri düşündürmelidir.

O halde bunca başarı Gülenle bağlantılı olmadığına göre, bu yapıya ihtiyatlı yaklaşılmalı, değil midir?

Mensubları onda ne bulduklarını söylesin ve düşünsünler?

Kendilerini sorgulayıp, dünya ve ahiretlerini tehlikeye atmasındalar.

Oyunun büyüklüğünü düşünsünler…

Darbeden daha büyük ne bekliyorlar ki, o zaman karar vermiş olsunlar?

No ResponsesEylül 25th, 2016