İÇTEN KUŞATILAN İLÂHİYAT

İÇTEN KUŞATILAN İLÂHİYAT

Dıştan engellenmeye çalışılan ilahiyat sahası, aşılan engeller sonucu açılışı sağlanmıştır.
Ancak ondan daha tehlikelisi ise içten kuşatılmaya, sulandırılıp bozulmaya çalışılmasıdır.

-Farklı anlatımı deneyen ilahiyatçıların en büyük hatası, tashihe ve ıslaha yönelik bir davranış içerisinde olmayıp, inkâr ve ifsada yönelik davranmalarından dolayıdır.

-Ne gariptir ki, Kur’an bizim diyenler onlarca eser yazıyorlar.
Peygamberi konuşturmayanlar ve de bu kadar konuşmamış diyenler maalesef kendileri 24 saat konuşmaktadırlar.
Kendilerinin kısır ve sınırlı konuşmalarından onlarca eser ortaya koyanlar, vahye dayalı peygamberi susturmaktadırlar.

*Buharî’ de görmek, aynı Sahabeden işitmek gibidir.”
*İster islami alanda , isterse islam dışı inkar alanında en büyük problem; anlamama veya anlayamamadan dolayı inkâra gidilmesidir.
Oysa bunun en güzel çözüm yolu ise, anlama yolunun takib edilmesi, anlamaya çalışılmasıdır.

*Tesettürde bozulma, defileler, modalar, ayak ayak üstüne atan okul müdiresi, vs, keyfiyet yerine kemiyet. Dar elbiseler.
İmam hatiplerdeki kalite yetersizliği ve örtünme problemleri.
Okulda örtülü, onun dışında açılma, az da olsa var.
İşte bu ve fazlası hep içten bozmaya yönelik işlerdir.

*İlahiyatçılar insanların ruh dünyasına girmeli. Vicdan denilen duyguyu harekete getirmeli. Yüz kapısı olan insanın ölene kadar mutlaka mevcut açık olan bir kapısını bulup, oradan girilmelidir.
İşte yaşanmış hayattan güzel bir örneği;
-15 Temmuz darbe yürüyüşünde ateist olan arkadaşının Allahu ekber deyişi onu şaşırttı.
Özür dileyen Volkan Ertit, “Son 2 senedir sizleri trollediğim için kusura bakmayın, ben de bu halk tarafından trollendim” diye yazdı.
İşte Ertit’in özür yazısı:
“ATEİST ARKADAŞIM ALLAH’U EKBER DİYE BAĞIRDI”

*Asrımızın en büyük diğer bir hastalığı da; kaderi inkârdır.
”Her ümmetin mecusisi vardır. Benim ümmetimin mecusileri ise ‘Kader yoktur.’ diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenazesine katılmayın, hasta olursa ziyaretine gitmeyin. Onlar deccal taifesidir. Allah’ın onları deccale ilhak ettirmesi (ona katılmış bir grup olarak değerlendirmesi) hakkıdır.”
*İslamın bazı meselelerini anlayamayanlar, onu anlamaya çalışırlarsa o zaman inkara gitmeyecek, belki hayretleri artacaktır.
Tıpkı; -Levlake levlake lema halaktül eflak-, Yani –Ey Habibim sen olmasaysın, sen olmasaydın varlıkları yaratmazdım.”

*Bir Müslüman için Hz. İsa ve İncile, Hz.Musa ve Tevrata iman etmek nasılki imanın şartlarından ve olmazsa olmaz şartlardan ise, aynı derecede Hristiyan ve Yahudiler için de Peygamberimize ve Kur’an-a iman etmekte olmazsa olmaz ve de imanın ana şartlarındandır.
”Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.”
Tefsirinde;- Cumhur, yani bütün tefsir âlimleri, bu âyetin Ebu Talib hakkında nazil olduğunu nakletmişlerdir ki, bunun dayanağı da Said b. Müseyyeb, Zührî, Amr b. Dinar ve Ma’mer’den gelen bir rivayettir. Demişler ki; Ebu Talib’in hal-i hayatında Hz. Peygamber “Ey amcacığım de.” Bu bir kelimedir ki, Allah’ın huzurunda bunun ben senin lehinde delil olarak kullanayım.” dedi. Orada Ebu Cehl ile Abdullah ibni Ebi Ümeyye de vardı. Bunlar “Ey Ebu Talib, Abdülmuttalib’in milletinden vaz mı geçeceksin?” dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de “Yasaklanmadığım sürece ben de senin için istiğfar edeceğim.” dedi. Sonra da işte bu “Peygamber ve müminler için müşriklere istiğfar etmek diye birşey yoktur.” âyeti ile “Muhakkak ki, sen kendi istediğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 28/56) âyeti nazil oldu.
Bu rivayetlere göre, bu âyetler ya Mekke’de nazil olmuş, ya da bu âyetlerin nüzulüne kadar senelerce Hz. Peygamber istiğfara devam etmiş demek olur ki, bunun ikisi de dış görünüşüyle akla uzak ihtimaller olarak görülmektedir. Bazı rivayetlerde de, bu âyetin Mekke fethinden sonra Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin kabrini ziyaret edip ona istiğfar etmek istemesi dolayısıyla nazil olduğu kaydedilmiştir. Bazıları da bunun yukarıda söz konusu edilen “Onlara yetmiş kere istiğfar etsen de Allah onları affetmeyecektir” âyetiyle ilgili olarak nazil olduğunu söylemiştir. Abdullah b. Abbas’dan gelen bir rivayete göre; bir kısım müminler “Hz. İbrahim’in babasına istiğfar ettiği gibi biz de ölmüşlerimize istiğfar edelim.” demişlerdi, bu sebeple nazil oldu diye söylenmiştir. Bazı âlimler burada istiğfardan maksat namazdır, demişler. Gerçi cenaze namazı da ölü hakkında bir istiğfardır, fakat mağfiret istemek demek olan istiğfar, namazdan daha geniş ve daha genel anlamlıdır. Zahir olan da budur. “Onların cehennemlik oldukları kendilerine açıklandıktan sonra (artık istiğfar etmek yoktur.)”
*Şeyhulislam Molla Hüsrev Dürer kitabında;” Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebeb olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kafir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faydası olmaz.”

-“ Bu ümmetten* bir Yahûdî veyâ Hıristiyan, beni işittiği halde bana îmân etmeden ölürse, o ancak Cehennem ashâbından olur.”
*Hadîsde geçen ümmetten murâd, ümmet-i da’vettir. Ümmet-i da’vet ise, Resûl-i Ekrem (asm)’ın gelmesinden, tâ kıyâmete kadar olan zaman içindeki bütün insanlardır.
*Üstadımızın: “Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa’ya mensub Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir.”
İmam-ı Gazali’nin “Faysalü’t-Tefrika” adlı kitabından o kısmı okutmuştum.
“Efendim, keşke gazetedeki o yazıları bizimle görüştükten sonra yazsaydınız. Üstad Hazretleri itikaden Eşarî mezhebindendir. Biz ise Maturudî mezhebindeniz. Eşari mezhebi ile Maturudi mezhebi arasında bu konuda görüş ayrılığı var. Eşariler;
“Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları necat ehli kabul ederler.” dedim ve kendisine Mektubat’tan şu kısmı okuduk;
“Fakat zaman-ı fetrette “Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” (Âl-i İmrân, 3/64.) sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla’ ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”
İmam-ı Gazali’nin “Faysalü’t-Tefrika” adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim. Faydalı olacağı ümidiyle o bölümü aynen buraya derc ediyorum.
“İnancıma göre, İnşaallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hıristiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır:
Hazret-i Muhammed’in (asm. ) ismini hiç duymamış olanlar.
Hazret-i Peygamber’in ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir.
Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El-Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.”
*İslamın tarlası başkaları tarafından çoktan sürülmüş, hala da sürülmekte, yaban otları ekilmektedir.
-İlahiyatçılara Moon çengeli..
Prof. Yaşar Nuri Öztürkün de aralarında olduğu pek çok ilahiyatçının Moon tarikatının yurtdışındaki toplantılarına katıldığı ortaya çıktı…
Ankara Sheraton Hotelde bilimsel toplantı bahanesiyle Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekeriya Beyazı tuzağa düşüren Moon tarikatı, ilahiyatçılara çok daha önceden çengel atmış. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Mehmet Erkal, İ.Ü. İlahiyat Fakül-tesi Dekanı Prof. Yaşar Nuri Öztürk, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Osman Zümrüt ile Marmara İlahiyat Fakültesin-den Prof. Salih Tuğun tarikatın yurtdışındaki toplantılarına katıldığı belirlendi. Prof. Saim Yeprem, Prof. Hulusi Yavuz, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Erdoğan Alkin, Prof. Kerem Doksat, Prof. Sebahattin Zaim ve Prof. Ergün Arıksal da toplantılara katılan isimler arasında. Prof. Dr. Salih Tuğ: Bunlar bilimsel toplantılardır. Kilise finanse ediyordu. Kilisenin arkasında da Moon denilen şahıs var. San Francisco ve Seuldeki toplantılara katıldım. Önceki toplantılara katılan Yaşar Nuri Öztürk, San Franciscodaki toplantıya da katıldı. Prof. Dr. Saim Yeprem: Romadaki toplantıya İstanbul ve Marmara üniversitelerinden grup olarak gittik. Toplantı Moonla ilgiliydi, ama akademikti. Yaşar Nuri Öztürk de defalarca bu toplantılara katıldı. Prof. Dr. Mehmet Erkal: Romada bir toplantıya katıldım. Kandırıldım. Prof. Dr. Hulusi Yavuz: Atinada bir toplantıya katıldım.
-Neden bir kısmı memnuniyetini dile getirirken, M. Erkal ise; neden, – Romada bir toplantıya katıldım. Kandırıldım.- demiştir?
-F. Gülen-in de Moon tarikatıyla ilgisinin olması düşündürse gerek!!!

MEHMET ÖZÇELİK
15-08-2016

No ResponsesAğustos 24th, 2016

DEHŞET….

DEHŞET….

-15 Temmuzla ilgili hatıralar anlatıldıkça dehşete düşülecek ve gerçek kahramanlar anlaşılacaktır.

Destanlar yazan bu milletin tarihine, şanlı bir destan daha eklenecektir.

-Paralel yapı her alanda kirli işe girmiş.

Böyle her alanda kirli ilişkileri olan bir yapıdan Mit-in haberdar olmaması çok manidardır.

Mit ile ilgili şüphelerimi her zaman sürdürdüm ve darbelerde önemli katkısının olduğuna inandım.

Darbe girişimi sonrası Mit-ten 100 personel görevden alındı.[1]

-Paralel yapı içerisindeki fuhuş yaygınlığı ise, fahişelere taş çıkartacak cinsdendir.

Bir FETÖ ablası dehşet verici  itiraflarında uygulanan Mut’a yani geçici nikahla bir çok kişilerle evlenip, onların hayatlarını bitiren uygulamalarını genişçe itirafının bir bölümünde “Baron Abiler, “Hizmet için evleniyoruz.” “Hoca Efendi(Feto) böyle uygun gördü” der ve kimse sorgulayamaz bu evlilikleri ve çarpık ilişkileri.!!! 3 Eşli en Önemli isimlerden birisi de Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Ekrem Dumanlıdır. 3. Eşi bir Yahudi kızıdır. 4 Aylık hamiledir.!!!

Ekrem Dumanlı. Zaman Gazetesinde 85 000 TL Maaşla çalışır. CIA Tarafından yetiştirilmiş, itikadı bozuk, Gece hayatı hızlı olan bir kişidir.!!!”[2]

-Paralel yapının en büyük başarısı, kendisine inanan ve güvenen milyonları boşluğa itmesi, onları manen çökertmesidir.

Belki de bunların bir kısmı saldırgan hale gelecek, kendi çevresine karşı sorumsuzca saldırıp, kavga edecektir.

-Darbe ile ilgili haberleri gün geçtikçe, okudukça, dehşete düşmemek mümkün değildir.[3]

-Fetullah Gülen’in babası Ramiz Gülen’in Erzurum’da Caferiye Camii’nde imam ve müezzinlik yapan Babası Güleni anlatıyor;” Fetullah’ın babası Ramiz Hoca çok muhterem bir insandı, beyaz uzun bir sakalı vardı, matbaaya gelirdi sohbet ederdik. Ben ona ‘Osmanlı kalıntısı, Cumhuriyet uşağı’ diye espriler yapardım. Bir gün kendisine dedim ki ‘ya Hoca, bu Fetullah Hocam maşallah öyle yerlere tırmandı ki… Nedir bu Fetullah Hocanın hali filan’ deyince (bu anlattıklarım  20 seneden fazla olmuştur herhalde). Dedi ki; ‘Oğul ben de bilmiyorum ama doğrusu sana ben bir mesele anlatayım, sen anla’ ve başlattı anlatmaya: ‘Eskiden Erzurum’da hırsızlar hocaların kavuklarını çalar, bezini satarak geçinirlermiş. Bir gün hırsızın biri muazzam bir kavuk görmüş. Demiş; ‘Ya Rabbi şükürler olsun. Bizim bir haftalık nafaka çıktı.’ Kavuğu almış kaçmaya başlamış. Hoca arkasından bağırmış ‘Oğul o kavuğu getir, o kavukta iş yok.’ Hırsız, anlar mı, köşeyi dönmüş bezini almak için kavuğu soymaya başlayınca bakmış ki bir kat bez, içi çul çaput dolu…’ Ramiz Hoca dedi ki; kavuk çok muazzam da içinde ne var ben de bilmiyorum.”

-Hadislerde otuza yakın deccal ve süfyanın geleceğinden bahsedilir.

Süfyanın tarifi ile ilgili olarak; “Kamus-u Okyanus, bu kelime için “bir isimdir” der, yani mana aranmayacağına işaret eder. Âhirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i islâmiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir şahıs. “Süfyanîler” ise Süfyan cereyanıdır. İbn-i Cerir-i Taberî Süfyanîlerle alâkalı rivayetleri Cami-ül Beyan’da (sebe’, 51) âyeti altında cem’etmiştir.

Ve işin daha vehameti ise;” “Rivayette var ki: “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar.”

Vel’ilmu indallah, bunun bir te’vili şudur ki: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekavetiyle ve fenniyle ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.” demektir.” (Şualar, 585)

-Bundan sonraki devrede ise Fetö diğer hakim olduğu kurumları devreye koyacak veya mağdur olup atılanlarla toplumu karşı karşıya getirmek için fitne yollarını deneyecektir.

-Asıl fitne okullar açıldıktan sonra sürdürülmeye çalışılacak.

Darbeler sulandırılacak.

Önemsiz gösterilmeye, birkaç kişinin bir çıkışı olarak değerlendirilecek.

Şehid olanlar nazara verilerek, onlara suçlu aranacak. Suçlu hükümet olarak gösterilmeye çalışılacak.

BİRLİK

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz! Mehmet Akif Ersoy

MEHMET ÖZÇELİK

6-8-2016

[1] http://www.haber46.com/guncel/hangi-bakanlikta-kac-kisi-gorevden-alindi-iste-bakanliklara-gore-gorevden-alinanlarin-listesi-h168702.html

[2] http://www.yeniakit.com.tr/haber/sok-olacaksiniz-bu-bir-feto-ablasinin-itiraflaridir-200091.html

https://www.facebook.com/ihsan.edil/posts/10154301648117778

https://www.google.com.tr/search?q=Bu+bir+FET%C3%96+ablas%C4%B1n%C4%B1n+itiraflar%C4%B1d%C4%B1r&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=Q66lV4fUMYGua4GqhvAN

[3] Darbe Haberleri-10-.rar http://www.dosyaupload.com/1NvI

Darbe Haberleri-11-.rar http://www.dosyaupload.com/1NxC

Darbe Haberleri-12-.rar http://www.dosyaupload.com/Xyk

Darbe Haberleri-13-.rar http://www.dosyaupload.com/1NH6

Darbe Haberleri-14-.rar http://www.dosyaupload.com/2DJ1

Darbe Haberleri-15-.rar http://www.dosyaupload.com/2DJ6

Darbe Haberleri-16/-.rar  http://www.dosyaupload.com/2DM2

BELGELER-7-   http://www.dosyaupload.com/2DM0

 

No ResponsesAğustos 23rd, 2016

ALLAHA HAVALE EDİYORUZ

ALLAHA HAVALE EDİYORUZ
Peygamberler son raddede dayanamayıp ya Allaha havale etmişler veya beddua etmişlerdir.
Kavminin bir türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anlayan Nuh aleyhisselâm sonunda şöyle dua etmişti: “Ya Rabbî! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma! Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlâksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler. Ya Rabbî beni, annemi, babamı ve evime mü’min olarak girenleri, erkek ve kadın bütün mü’minleri affet. O zalimleri ise, daha da beter, daha da perişan eyle!”
-Firavun ve kavmi küfürde ve imansızlıkta ısrâr edince, çeşitli belâlara mübtela olmuşlar; önce şiddetli bir kuraklık ve çetin bir kıtlığa tutulmuşlardı. Sonra da su baskını, çekirge, haşarât ve kurbağa istilâsına uğramışlardı. Başlarına belâ geldikçe Hazreti Musa’ya gidip ondan eman dilemiş; fakat belâ kalkınca azgınlıklarına devam etmişlerdi. Nihayet, Musa aleyhisselam şöyle yakarışa geçmişti: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve mallar verdin. Öyle ki, netice itibarıyla onlar da, ey Rabbimiz, (başkalarını) Senin yolundan çevirip saptırıyorlar! Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalblerini de sıkıp daraltıver; çünkü onlar, o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.”
-Keldanîlerin türlü türlü zulümlerine, çeşit çeşit işkencelerine ve kendisini ateşe atmalarına rağmen, Hazreti İbrahim ellerini kaldırıp, “Rabbim! O putlar insanlardan çoğunu baştan çıkardı; bundan böyle kim benim izimce yürürse o bendendir. Kim de isyan ederse Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” diyerek dua etmiş; kavmine lanet okumamış ve onların helakini istememiştir.Ancak işlerini Allaha havale etmiştir.
Hazreti İsa da, kavmi, kendisine her türlü ezâ ve cefâyı revâ gördüğü halde, “Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır; şayet mağfiret buyurursan hiç kuşkusuz Aziz Sensin, Hakîm Sensin.” diye niyazda bulunarak ciddî bir edep tavrı sergilemekle beraber şefkat ve merhametini dillendirmiştir.Ancak Allahın İzzet ve büyüklüğüne işleri bırakmıştır.
-Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.
-Kininizden (kahrolup) ölün Şüpesiz allah kalplerinizin içindekini bilmektedir.
-“Canı çıksın o insanın, o ne nankördür.”
-“Onları (yahudileri, hıristiyanları) Allah yok etsin!”
-“Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!”
-“Ey Muhammed! Onlara baktığın zaman, cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Tıpkı sıralanmış kof kütükler gibidirler. Her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar. Onlar düşmandır. Onlardan çekin Allah canlarını alsın Nasılda aldatılıp döndürülüyorlar!”
-“Çünkü o düşündü, ölçtü, biçti! Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti! Canı çıkası sonra yine ne biçim ölçtü biçti!”
-Peygamberimizde beddua ve lanette bulunmuştur.
Bizlerde Türkiye-ye darbe yapanları ve onlara maddi ve manevi destek olanları Allaha havale ediyoruz.
Peygamberlerin bedduasına amin diyoruz.
MEHMET ÖZÇELİK
5-8-2016

No ResponsesAğustos 22nd, 2016

TERÖRÜN İÇİNDEN MESAJ VAR

TERÖRÜN İÇİNDEN MESAJ VAR

-Türkiye-nin maddi-manevi gelişiminin önündeki engel ve takozlar yıllar içerisinde bilinçli olarak konulmuş, her türlü kirli ilişki içerisinde girilmiştir.
Birinci ağızdan terörün öncüsü, teröristin başından düşündürücü mesajlar:
-İmralı tutanaklarından…( „23 Şubat 2013 görüşme notları‟)
Okunduğunda ortada gezen ve planlanan ne kadar kirli oyun ve ilişkilerin olduğuna şahid olacaksınız.
On binlerce insanın ölmesine öldürmesine sebeb olan ve Mit-in kurdurduğu ve İngiliz-İsrail-Abd-Almanya-nın destekleyip büyülttüğü, kullandıktan sonra kendisini atıp, örgütünü desteklediği Öcalan-ın ağzından notlar:
-“Türkiye‟de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD‟de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3‟ü de Anadolu çıkışlıdır. Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletin izdüşümleridir, basit aletleridir; AKP‟ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış, hedeflenen bizim geliştirdiğimiz diyalogdur. MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor. Emre Uslu, Mehmet Baransu MİT‟i hedef aldılar,. arkalarında devasa bir güç var.
Florida kontrgerilla merkezidir. Abdullah Çatlı iki kez gitti. Papa, Palme… Sakine bu tür grupların işidir. Yeni gladyo tam anlaşılamıyor. Çözüm adına yapılan her şeyi sabote ettiler. Sakine olayı bende düşük bir tereddüt uyandırdı. Net değil. Sakine Avrupa‟da barışı temsil ediyordu. Hala aydınlatılamadı.
-Gülen, Nur hareketine sızdı.
Cemaatin merkezi ABD‟dir. Benim buraya alınmamla birlikte Fethullah da ABD‟ye alındı. Bir yazar (yazarın adını hatırlayamadı) „Fethullah Gülen, Nur hareketine sızdı‟ diyor. „Kesin bilmiyorum, Kemalistlerin sızması‟ diyor. Nur hareketini inceleyin, Saidi Nursi eski Nurs köyündendir. Teşkilatı Mahsusa‟ya girdi, sonradan Mustafa Kemal ile takıştı. Fethullah Gülen ABD‟de yaşıyor. 120 devlette okul açmış, para nereden. Florida kontrgerillanın eski merkezidir, Türkeş ve Latin Amerika‟daki kontrgerilla, orada yetiştirildi. Yeni merkez ise Utah‟tadır. Emre Uslu vs. orada eğitildi. Sağda ve solda örgütleri kontrgerilla ele geçirdi.
-Öcalan, “Kirli işler dönemini Baykal, AKP‟ye devretti. Baykal tarihi hata yapmıştır. Tayyip Bey kurnaz çıktı. Deniz Baykal‟ı kullandı. Ergenekonun bizden beklentisi 2002‟den itibaren savaşı tırmandırmamızdı.
…..Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının… 7 Şubat MİT‟e darbesi… Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne „Hakan Bey‟i (MİT Müsteşarı Hakan Fidan‟ı kastediyor) yalnız bırakmamak gerekir‟ dedim.
— Sırrı: Sizin konumunuz ne olacak?
– Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki, „Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız‟. Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin devlet de ben de vazgeçemeyiz. Tarihi bir barış ve demokratik yaşama geçiş.
Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için… Bu yüzden onlara kızıyorum.
-Öcalan: (Altan Tan‟a dönerek) Sen sağdaki örgütleri bilirsin. Kontrgerilla ABD merkezlidir. Yargı ve emniyeti ele geçirdiler. MİT askerlerden güçlü çıktı, savcı çağırdı gitmediler. Bana göre bir direniştir. Erdoğan bunların burnundan fitil fitil çıkarır. İnşallah diyelim.
-İngilizler İslam‟ı kullandılar, Osmanlı‟yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar. Generallerin de faydası yok, imamların da faydası yok. Cemaatin adı kullanılıyor. İslam‟ı kullanan kapitalist tekelci işadamları Başbakan‟ın ağzına idamı veriyorlar. Bunlar barışı istemiyorlar. Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var.
– Altan: Tarikatlarda örgütlendi.
– Öcalan: Geliştirin benden daha iyi biliyorsun.
– Altan: Tam olarak tarif ettiğiniz güçler kimlerdir?
– Öcalan: Ermeni lobisi etkili. 2015‟le gündem olmak istiyorlar.
(Sırrı‟ya dönerek) Sen Adıyaman‟dan bilirsin. Aslında Türkmenlerin tarihine daha çok yoğunlaşmanız lazım. Babai isyanları çok önemlidir. Bu bir Selçuklu ayrışmasıdır. Kurmançiler da Türkmenler de sınıf olarak en altta kalanlardır. Solcular, tarihi milliyetçilere bıraktılar.
– Sırrı: Babai isyanları bu ülkede resmi tarihte en az incelenen olaydır. Baba İshak da biliyorsunuz Adıyamanlıdır. Bir tek Ahmet Yaşar Ocak‟ın Babailerle ilgili bir tek çalışması var.
– Öcalan: Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rum, Ermeni, Yahudi, Anadolu‟da hak iddia eder. Laiklik, milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar. Aslında Sırrı Sakık‟ın Kafkaslardan geldiler sözü doğruldu ama açıklayamadı.
Kürtler kendilerine yer arıyorlar. Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta yer verdi. Devreye giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, „Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz‟ diyorlar. Bu paralel devlettir. Bin yıllık bir gelenektir.
-Birgül Ayman kimdir?
Türklerin karşısına ne kadar Kürt çıkarırsak, o kadar Türk koparırız. Kürtlerle Türkler karşı karşıya gelirse, taviz alırız diyorlar. Türk Kürdü ezmeli, Kürt Türkü vurmalı. Birgül Ayman kimdir? MHP, CHP katı laik bir mezheptir. Faşist CHP olduğu gibi duruyor. CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler.”
-Yukarıda geçen paralel yapının islama ve Risale-i Nura darbe vuruşunu ve sızmayı te’yiden birinci ağızdan gelen ifade ve ifşaat şöyledir;
-Gülen’in bir zamanlar en yakınındaki isim Nurettin Veren, Risale-i Nur’a alternatif olarak FETÖ elebaşının hazırlattığı yayını açıkladı.
Gülen’in diğer cemaatlerin gidişatlarının tehlike arz ettiğini ve kademe kademe grupları yeni bir metotla kendi sistemine taşıdığını açıklayan Veren, “Risale-i Nur’ları alıp, esinlenmelerle kendi kafasına göre kitap yazıyordu. Sızıntı’nın başlaması da Risale-i Nur’dan uzaklaştırmak içindi. 1972 yılında kuruldu. Risale-i Nur’a alternatif okunacak bir eser olarak hazırlattı. Eserin çoğunluğu Gülen’in fotoğrafı ve yazılarından oluşuyordu. Arada ise Risale-i Nur’dan ifadeler vardı” dedi.
*Gülen önce Türkiye’de Ortodoks Fener Patriği Barthholomeos ve Ermeni Patriği II. Karekin ve dönemin İstanbul Başhahamı David Asea ile görüşmeler yapmış. 09 Şubat 1998’de de Vatikan’a giderek dönemin Papası II. John Paul ile görüşmüştür. Gülen bu görüşmede Papa’ya verdiği mektubun girişinde yer alan şu sözleriyle adeta kendi gerçek kimliğini ve sahip olduğu bu kimlik bağlamında da misyonunun ne olduğunu gözler önüne sermektedir. “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler Arası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.”
*Fetö-nün yaptığı bu dehşetli darbenin şahsiyetsizliği, acımasızlığı, korkunçluğu, asla ve asla önceki darbelerinin masumiyet ve önemsizliğini göstermez.
Darbeler umumen şahsiyetsiz ve zulümce bir harekettir.
-Rejim darbelere kapı açmaktadır.
Problem rejim problemidir.
-Türkiye atak yapınca, kendi başına karar vermeye başlayınca, önemli çapta atılım ve yatırımlarda bulunulunca hemen darbeye baş vuruluyor.
-2002- de Türkiye ekonomikmen bitirilmeye çalışılırken ve ekonomi dibe vururken, 2016 darbesiyle siyaseten ve önemli kurumlarıyla dibe vurdurulmuş oldu.
-Asırlardan hiçbir asır bu kadar ihaneti ve haini bir arada görmemiştir.
MEHMET ÖZÇELİK
13-08-2016

No ResponsesAğustos 21st, 2016

TÜRKİYE İSLÂM DÜNYASININ OKÇULAR TEPESİ

TÜRKİYE İSLÂM DÜNYASININ OKÇULAR TEPESİ

Okçular tepesi dağılırsa, islam dünyası dağılır.

Onu ancak deccal ve süfyan ordusu dağıtır.. Sarsar.

Deccal konusunda Ebu’l-Abbas şöyle demiştir:

“İnsanlara olayları karışık göstermesinden, batılı örtüp onu süslü göstermesinden bu şekilde isimlendirilmiştir. Yine Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadislerinde onu çok yalancı diye tarif etmiştir.”

Zamanımızda her şey bulandırılmakta, hakikatlar gizlenmektedir.

*Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş, “Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak” demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü’min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.
Ebu’s-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:
“Bizim Tevrat’ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud’un oğlu Mesih’tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek.”
Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:

“Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah’ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah’a sığın. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla görür.”

Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve “Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür” der. Muhammed Esed’e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman’ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, “Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ”[1] ifadesiyle uyum arz etmektedir.[2]

-Bediüzzaman: “Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”[3]

“Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder… İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer.”[4]

-Tahran geçici Cuma İmamı Ayetullah Muhammed Ali Muvahhid Kermani, Rusya’nın Suriye’ye düzenlediği hava saldırılarında başarılı olması için dua etti.[5]

-Erdoğan çökmüş gururumuzu ayağa kaldırdı.

Bu milletin gururunu korudu. Millet benliğine kavuştu.

Kendisinin farkına vardı bu millet.

Millet top yekün bu kişiliğini bulmasıyla kendisine ve her türlü değerlerine sahiplenmeye başladı.

-Peygamber Efendimiz: “Savaşı kesin olarak kazandığımızı görseniz de, savaşı hepten kaybettiğimizi görseniz de, bu tepeyi terk etmeyin.” Bir diğer ifadeyle, “Sonuca kesin olarak ulaşsak da, sonuca asla ulaşamayacak olsak da, görevinizin başında olun.”

Abdullah b. Cübeyr komutasında elli okçu görevlendirmiş ve onlara şöyle tâlîmât vermişti: “Ne şart ve durum olursa olsun aslâ burayı terk etmeyeceksiniz. Bizlerin cesetlerinin yaban kuşlar (akbabalar) tarafından parçalandığını görseniz bile yerinizi bırakmayacaksınız.”[6]

Bu tepeler okçular tepesidir.

ALLAHIM! BİZLERİ OKÇULAR TEPESİNİ TERKEDENLERDEN EYLEME…

“Allah’ım Sensin Selâm, Sensin kurtuluş. Sendendir selâm, Sendendir kurtuluş.”

“Bizden ölenler Cennet’de, sizinkiler ise Cehennem’de.”

“Ey îmân edenler! Eğer Allah’tan hakkı ile korkarsanız; O, size iyi ile kötüyü birbirinden tamâmen ayırt edecek ince bir anlayış verir, kusurlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.”[7]

MEHMET ÖZÇELİK

7-8-2016

 

[1] Nursî, Lem’alar,17.lema. bk. Buhârî, Enbiyâ 48, Libâs 68, Ta’bîr 11,13, Fiten 26; Müslim, Îmân 273-276.

[2] Sarıtoprak, A.g.e., s. 117.

[3] Nursî, Şuâlar, s. 492.

[4] Nursi., Şuâlar. s. 491.

[5] http://www.haberturk.com/dunya/haber/1159541-tahranda-cuma-hutbesinde-rus-saldirilari-icin-dua-skandali

[6] İbn Sa’d, Tabakât, c. 2, s. 47; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 293.

[7] Enfâl Sûresi, 8/29.

No ResponsesAğustos 20th, 2016