CENNET HASRETİ

CENNET HASRETİ – 5 – Sesli Dinle-

-Âdemin baş eğiciliği,baş kaldırısından daha güçlüydü.

Secdesi zulmün!den daha ağırdı mizanda…

Günahı işlerken akıttığı çabanın teri,göz yaşlarının oluşturduğu sele kapılıp gider,onda boğulurdu.

Yine de o kadar göz yaşı,o kadar çaba bir damla günahın lekesini kazıyamamış, aslı gibi olamamış,izi kalmıştı.

*******************  

Rabbın sorgusu ve gazabı günahından değildi.

Günahın oluşturduğu gazab dalgasının,rahmeti perdelemesindendi.

Gazab rahmete galib gelmemeliydi.

-Sebakat rahmeti alâ ğadabi.-

-Rahmetim gazabımı geçti.-

-Bütün isimleri oluşu müjdeler,oluş için çalışırken,günah yok edici Kahhar ismini tetiklemişti.

Kibriyaya dokundu.

Kibri ortaya çıkarıp,tardetmek istiyordu.

İzzet ve azamet öyle istiyordu.

Haşmeti onu gerektiriyordu.

********************  

Âdem bir kere virüs kapmıştı.

Onunla mücadele etmeli,mücadeleye alışmalıydı.

Gizli cevherleri açığa çıkarmalıydı.

-Artık Âdem çeliklenmiş ve aşılanmıştı.

            Tehlikeye dayanıklıydı.

            Ben o yoldan geçtim,bilirim o yolların serencamını…

            Tehlikelidir,diyordu.

            Bir mümin bir delikten bir kere ısırılırdı.

            Âdemi yılan ısırmış,şeytan da zehirini kusmuştu.

            Çok şükür ki,Âdem tevbe panzehirine sarıldı.

****************  

            Asırlarca gözledik orayı..özledik orayı..oraya ulaşmanın hasretiyle yandık..yandık..yandık..

            Hamdık..Piştik..Yandık..

            Biz her şeyi tam sandık..

            Bu cehalet uğruna yandık..

            Cennete daha kanmadan,kandırıldık..

****************  

            Kabak sadece Âdem ve Havva-nın başına patlamamıştı.

            Beni Âdem de buna ortak olurken,buna melekler,hayvanlar,nebatlarda eşlik etti.

            İmtihanın nesnesiydi onlar.

            Öznesi Âdem ve Havva.

            Şıkları Âdem Oğlu..

Doğrusu Hak iken,

Yanlış şık şeytan oldu.

Kağıt,hayat kağıdı sorularla doldu.

-En azından tardedilmemiş,şeytan gibi lanetlenmemişti.

******************  

Âdemin günah utangaçlığı onu bitiriyordu.

O da Rabbisine karşı bir utanç içindeydi.

O yaklaşma demişti,kendisi ise yaklaşmıştı.

-Âdemin ilk sözü;Bir nefsimize zulmettik,oldu.

Tıpkı Yunus gibi…

Artık mahrumiyet dönemi başlamıştı.

Cennetin nimetlerinden,arşın rahmetinden mahrum kalmıştı.

Artık işler eskisi gibi değildi.

Eskisi gibi hatta daha fazlası olması için risk alması gerekiyordu.

İmtihana tabi tutulacaktı.

O da bir ömür boyu imtihan…

Her çeşit soru ve sorunun olduğu karmaşık ve sarmaşık iplikler yumağı…

Çöz çözebilirsen…

Süz süzebilirsen…

Düşün düşünebilirsen…

Beyni zonklatacak sorular…

Düğümler kör düğüm…

Kıldan ince kılıçtan keskin olan sırat meğer böyleymiş…

Burada da sırattan geçmekteyiz.

Zor yol…zorlu yol…

-Rabbimiz Âdemin şahsında bize de çok dersler veriyordu.

Yakarış ve dua kelimelerini talim ediyordu.

*******************  

Bir sınav hakkı verilmişti ona ve bize..

Telafi sınavı…

Geçmişi telafi etmeliydi.

Kaybettiklerini ekleriyle elde etmeliydi.

Bir koymalı,bin kazanmalıydı.

Allahtan kredisi de vardı.

Allah Âdeme büyük bir kredi açmıştı…

Sınırsız Kredi…

*******************

Âdemin affedilişi,günahın mahcubiyetini unutturacak kadar onu sevindirmişti.

Peki kâinatı ayağa kaldıracak kadar işlenmiş bir suça karşı onu affettiren sebeb ne idi?

Kâinat çapında bir sebeb olmalıydı.

Âdemin gidişini durduran bir nur idi.

Kâinata nüfuz eden bir nur…

Nur-u Muhammedi…

Âdemin günah zulmetini giderdi.

Zulmeti nura,günahı sevaba kalbetti.

******************

*Ebubekir Kâni Efendi .Bir hristiyan kızına aşık olur.Babası hristiyan olmasını söyleyince cevaben;

Kırk yıllık Kâni olur mu yani,der.Daha sonra kız Müslüman olur,evlenirler.

-Gubâr-i pâyine almam cihânı ya Rasulullah
Değişmem mâyine heft âsumânı ya Rasulullah
Duyunca makdem-i teşrifin âdem sulb-i pâkinden
Değişti habbeye bağ-ı cinânı ya Rasulullah.

-Ayağının tozuna cihânı verseler, almam Yâ Resûlallah,
Saçının bir teline, yedi kat göğü değişmem Yâ Resûlallah.
Senin teşrifinin, ter-temiz sulbünden geleceğini duyunca Hz. Âdem,
Bir habbeye, cinânı/cennetleri değişti Yâ Resûlallah.

***************

-Yerle gök münazaraya başlarlar.

O der ben üstünüm,üstünlük sebebini ve üstünde olanları sayar.

Diğeri der,ben üstünüm,oda sayar üstündeki üstün olanları.

Bir mücadeledir sürer gider.

İkisi de eşittir.

Son söz finali belirler;

Ol Resulü mücteba hem Rahmeten lil alemin …

Bende medfundur deyu eflâke fahreyler zemin…..

Ravzasın ziyaret edipte Cibril-i Emin….

Hadi cenneti ADN ‘in fedhuluhe hâlidîn.

 

*N’ola tâcum gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rusûl’ün
Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Bahtiyâ durma yüzün sür kademine o gülün.Bahtî (Sultan I. Ahmed)

***************  

Hz.Âişe anlatır;”Yusuf’u görenler bıçakla ellerini kestiler,eğer onlar benim Efendimi (Hz. Muhammed s.a.v) görselerdi,değil ellerini kesmek bıçağı kalplerine saplarlardı.”

*Fuzuli de hayranlığını toprak olmakla dile getiriyordu;

- Dest-bûsi ârzûsuyla ölürsem dostlar,Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su.

*“Kudûmün rahmet ü zevk u safâdır yâ Rasûlâllâh

Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Rasûlâllâh” Hz. Hüdâyî.

*”Gönül yüz sürmek ister hâk-i pâye yâ Rasûlâllâh”

*”Cânım kurbân olsun senin yoluna

   Adı güzel kendi güzel Muhammed” Yûnus Emre

*”Aşkın ile âşıklar, yansın yâ Rasûlâllâh” Yûnus Emre

 

 

MEHMET ÖZÇELİK

21-03-2015

 

 

 

 

No ResponsesMart 26th, 2015

HAVVA ANA

HAVVA ANA -4- Sesli Dinle

NOKTADAKİ NÜKTE

            Allah her şeyi noktaya koyuyor.İnsan ve insan için nokta açılıyordu.

            Okyanuslar damlada iken,damla olan insan,yüzmek için damlalardan okyanus oluşturuyordu.

            Damladan okyanus çıkaran Allah,okyanusu damlaya sığdırıyordu.

            Noktada kitabı derceden Allah,kitabı noktaya sığdırıyordu.Onda var ediyordu.

            Bunun için de akıl ve iradeyi teşvik ediyor,tahrik ediyordu.

            Âdem damlasına Allah,okyanusu koydu.

            Âdem sakindi,Havva onu dalgalandırdı.

            Hareketlendirdi,canlandırdı..can verdi..can aldı..canına kattı.

            İki okyanus birleşti..bir oldu..bir kaldı..Bir cesed iki ruh haline geldi.

            Neticede bir okyanus oldu.

            Doldu..doldu..doldu…

            -Havva Âdeme anne oldu.

            Âdem damlasını okyanuslaştırdı.

            Aktı..aktı..aktı…

            Yaratılışta tohum olarak atılan tüm duygular ortaya çıkmalıydı.

            Ortam ona göre döşenmiş,akıp ona göre seyrediyordu.

***************  

            Bütün varlıkları tanımaktasınız!

            İsimleriyle değil mi?

            Bir anlık siz dahil,tüm varlıkların isimlerini kaldırınız..unutunuz..

            Tüm lafızlar gittiği gibi,manaları da gidecektir.

            Lafızlar manaları ayakta tutan kolonlardır.

            Lafızlar çekirdeğin içindeki manaları,ağaç olup büyüten dallardır.

            Çekirdek mana ise,ağaç lafızdır.

            Cesed lafız ise,ruh manadır.

            Ruh cesedle kaimdir.Ayakta durup,varlığını devam ettirmektedir.

            Allah kâinat lafzıyla kendi manasını teşhir etmekte ve ilan edip aleme duyurmaktadır.

            Allah bi-zatihi kâimdir.

            Kâinat O’nunla kâim ve dâimdir.

            O’nsuz kâinat zâildir,zelildir.

            -İsim müsemmasız olmaz.

            Müsemma ismi gerektirir.

            Hakikat varsa,o hakikatın tesmiyesi de var olacaktır.

******************  

Âdem Havva-yı ismiyle tanıdı.

            Eşyayı ismiyle bildi.

            Meleklere isimleri bilerek üstünlük sağladı.

            O isimli kahraman oldu.

            Kahramanlığı ve babalığı ismiyle yayıldı.

            Çocukları ona ismiyle bağlandı.

            Beni Âdem yani Âdem Oğlu oldu.

            Binti Havva oldu.

            Esma binti Havva dendi.

            Her şey isimleriyle birbirine bağlandı.

            İsim zincir oldu,her şeyi birbiriyle irtibatlandırdı.

            Toplumlar ve milletleri bozmak isteyenler,önce isimleri bozdular.

            İsimde değişiklik yaptılar.

            Allah ilk söze isimle başladı.

            İlk ismi O koydu.

            Âdeme isimleri O öğretti.

            O’na Âdem dedi.

            Meleklere;Eğer iddianızda doğru iseniz,haydi,bu eşyanın isimlerini bana haber veriniz,dedi.

            -Senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur,dediler.

            Veremediler,kaybettiler.

            Çünkü eşyanın ismi onlara talim edilmemişti.

            -Hayvanlarda bundan mahrumdu.

            Bir koyun ömrü boyunca Me-den başka bir şey bilmiyordu.

            Bir öküz Mö-den başkasını söyleyememektedir.

            Bir merkeb anırmaktan başka ne bilmektedir ki?

            Bütün varlıklar iletişimin halkasını oluştursunlar diye sadece bir kelimeyle bir ömür sürmektedirler.

            Bir at bir ömür boyu koşturduğu halde,eğitilse dahi kendi adını bile ne söyleyebilir ve ne de yazabilir!

            Kendilerinden bile habersizler…Kendisinin ne olduğunu bile bilememektedirler..

************  

            Allah her şeyi çift olarak yarattı.O çiftten birini ana yaptı.

            Her şeyi o ana-dan çıkardı.

            Tohum-çekirdek-yumurta ana oldu.

            Havva da insanlığın anası oldu.

            Havva sadece insanlığa analık yapmadı.

            Âdeme hem eş oldu,hem de annelik hasretini giderdi.

            Âdemin ihtiyaçlarına da analık yaptı.

            En fazla dört şeye muhtaç olan Âdem,Havva ile artık her şeye muhtaç hale geldi.

            İhtiyaçlara da analık yaptı.

            Kendi istediği kadarını istedi.

İsteyemediklerini de kızları istemekle bitiremedi.

Bir türlü isteklerin sonu gelmedi.

*Havva eş olmaktan çok,anneliğiyle ön plana çıktı.

Anne olarak bilindi.

Cennet ödül olarak ayaklarının altına serildi.

Âdemin damlasını okyanus yapıyor,sel olup akıyordu.

Âdem damla iken deniz oluyordu.

İçine çekerek tam bir hasretle hocaya yönelen şahıs ona soruyordu;

-Hocam,niye atamız Âdem cennetten çıktı ki?Keşke orada kalsa,bu işler başımıza gelmeseydi!

-Hoca tebessümle karışık cevabında;

-Oğlum,daha iyi ya…

Cennetten iki kişi olarak geldiler,milyarlar olarak geri dönüyorlar.

Kim kârlı?

İki kişi olarak orada kalan mı yoksa milyarlarca olarak geri dönen mi?

*************  

Âdemin kelimeleri de sınırlıydı.

Konuşuyor ve hemen de bitiyordu.

Havva kelimelere de analık etti.

Kelimeleri de çoğalttı.

Konuştukça konuşuyor,susmak bilmiyordu.

Âdem dinlemekten yoruluyor,Havva konuşmaktan yorulmuyordu.

-Havva zorluyordu.

Zarif ve narin de olsa,zorlu insanlara analık ediyordu.

Belli ki Havva tecelliye sebeb ve bahaneydi.

Her bahaneyi de üretecekti.

*Havva sevaba da analık yaptı,günaha da…

İlk günahıyla Âdemi yerinden etti..vatanından etti..ona vatan hasreti yaşattı..

Aslında sanki o yapmamış,ona yaptırılmıştı!

Hadis-i Kudsi de;”Eğer siz günah işlemeseydiniz,sizi helak eder,günah işleyen bir toplum yaratırdım.”

-Aslında Havva günahıyla Âdemi helak olmaktan kurtarmıştı,bilmeden..

Esmaya mazhar olmuş ve mazhar kılmıştı.

Allahın Ğafur-Tevvab-Cebbar-Kahhar isimlerinin zuhuruna vesile olmuştu.

Hadis-i Kudsi de;”Ben gizli bir hazine idim,mahlukatı yarattım tâ ki kendimi bileyim ve bildireyim.”

Havva Rabbin bilinmesine de ANA-lık etmişti.

Allah Havva-yı safileştirmek ve saflaştırmak istiyordu.

Bunun için de iki mihenk taşı yaratıldı:

-İlk ayrıştırıcı Ağaç oldu.O işlenecek günahların simgesi oldu.

Şeytanın soyu onunla ayrıştırıldı.

Havva sevaba analık yaparken,şeytan günahın anası oldu.

Artık ana iki olmuştu.

Havva-nın iki oğlundan birini Âdem alırken,diğerine şeytan sahiplendi.

Havva cennete de cehenneme de analık yapıyor,oralara evlatlar yetiştiriyordu!

Nefsi şeytanla ortaklık yapıp,firavunlar ve nemrudları alırken,kalb ve vicdanı Musa ve İbrahimleri öne çıkarıyordu.

***************  

Nasıl bir ağaçmış ki mübarek!;

-Âdemin denizini dalgalandırdı,bir çoğunu dalgalarıyla boğdu.

-Bu gün de bu dalgalar ağaç ile dalgalandırılıyor.

Havvalar Âdemleri ağaca çekiyor,Taksime davet edip,taksimat yapıyor.

Belli ki şeytanlar Havvaların kulaklarına ebediliği fısıldamış!!!

*Ağaca yaklaşan Âdem ve Havva-nın ilk olarak elbiseleri açılmıştı.

Taksimdeki ağaç da fuhşun perdesini açtı.

Elbiseler düştü…

Yüzdeki maskeler de…

Masumlarda çekildi oraya.

Kabil-ler oradaydı.

Habil-de ilk anda meyletti.

Taksimdeki Kabillerin perdesi ve maskesi bir daha düşmüş oldu.

Tarihle beraber,günah da tekrar ediyordu.

*****************  

Âdem cennetten çıkarılıp,Tavzif edildi.

Ona önemli vazifeler verildi.

Artık o andan itibaren Rabbi onunla beraberdi.

Allah kelâmını devreye koydu.

Âdeme on suhuf gönderdi.

Emretti ve Nehyetti…

O zamandan beridir bu hal devam etti.

-Âdeme şeytandan Helû hastalığı bulaşmıştı.

Artık Âdem Sabırsız ve Hırslıydı.[1]

Şeytan hep Âdemin bu tarafına üfledi.,küllenmesine izin vermedi.Har-lanmasını sağladı ve sürdürdü.Ateşi açığa çıkardı.

Kendisi gibi yakacak insan neslinden bir şeytan aradı.

-Şeytan öcünü almak için Âdeme değil,çocuklarına yöneldi.

Onu canından değil,can damarından,canından çok sevdiği evladından yakalamış,çocuklarıyla tehdit etmiş,canını yakmıştı.

*********************  

İşlenen günah bir yandan insanın örtülü ayıplarını dışa vururken,diğer yandan da görebildiklerinin önüne perde çekti.

Bir yandan da perdeler kalktı,diğer yandan perdeler indi.

Günah hakikatları perdeledi.

Günah sırları fâş etti.

Öyle ki;kader gelince göz kör olurmuş.

Âdem Oğlu kör oldu,görmedi,gösterilmedi.

*Artık Âdem unutur oldu.

Hafızasının büyük bir bölümünü cennette bıraktı.Burada yetecek kadarını yanına aldı.

Neleri alınmadı ki!!!

Verilenlerin en az yüzde doksanı alınmış,yüzde onuyla dünyada idare eder olmuştu.

Zahiren kaybetmişti fakat hakikatte ise;hakikate giden yolda önü açılmıştı.

-Kazanırsan dünyalar senin,kaybedersen de hapis senin…

Bir imtihana tabi tutulmuştu.

Oda nasıl bir imtihan!!!

Eleyici..saflaştırıcı..saflara ayırıcı..atıcı..sürücü…hapsedici..cezalandırıcı…

Diğer taraftan ebedi saadetler zincirinin bir halkası…

-Acı-hüzün-ayrılık ateşi-cehennemden birer bölge,cennetten hakikatlar da dünyaya gelmiş,insanı kendisine götürmeye…

-Ashab-ul Cenneti ve Ashab-ul Cahim,Ashab-ul Yemin ve Ashab-uş Şimal-lerini toplamaya…

-Vesikallezine cehenneme zümerâ,

Vesikallezinet tekav,hakikatları burada tecelli edecekti.

*Bir şeylerde problemler başladı.

Gözler mi problemli oldu,yoksa görünen şeyler mi?

Görünmeyen ayıblar görünür olurken,görünen hakikatler de görünmez oldu..

-Allahım!Eşyanın hakikatını bize göster.

-Allahım hayretimizi arttır…

MEHMET ÖZÇELİK

19-03-2015

           

           

[1] Mearic.20-21.

No ResponsesMart 24th, 2015

SİYASETİN KİRLİ VE ÇİRKİN YÜZÜ- Sesli Dinle-

SİYASETİN KİRLİ VE ÇİRKİN YÜZÜ- Sesli Dinle-

            Siyaset mi kirli olduğundan dolayı kirlendiriliyor yoksa insandaki kirleri ortaya çıkarıyor ve kiri mi üretiyor?

            Takdir ve tevil sizin ancak yorumuna gelince;

            Görünen o ki siyaset;insandaki kirleri,hırsları,menfaatleri,doyumsuzlukları ve iktidar savaşlarını ortaya çıkarıyor.

            -Aslında siyaset seyisliktir.İyi bir at bakıcılığıdır.

            Uygulamadaki adıyla;iyi bir yönetim sistemidir.

            Bozukluk ya sistemde olur ya da sistemi kullanan da…

            Ancak şimdiye kadar yanlış kurulan sistemden,hep defolu!! Mallar!! Üretilmiş…

            Siyasetçiler genelde hep defolu çıkmış.Dolayısıyla hep yönettikleri de defolu mamuller haline gelmiş…

            Cumhuriyetin çocukları üretim hatası sonucu defolu ürünlerdir.

            -Yarım asrı aşkın bir süre içinde üç tane samimi olan lider gelmiştir;

            1-Menderes Dönemi.

Aslında o da defolu olan tek şef döneminin defosuz ürünüdür.Onlara göre defolu…

            Milletin sesine kulak vermiş ve bunu da hayatıyla ödemiştir.

            Çevresindekilerin yetersizliği sebebiyle ancak on yıl sürdürebilmiştir.

Bu dönem hürriyetlerin başladığı ve fikirlerin çarpıştığı dönemdir.

            2-Turgut Özal dönemi.

            Birikimi olan bir insan.Avrupa görmüş bir kişi.

            O da Menderesin araladığı kapıyı açmış ancak yılların verdiği boşluk ve hasret ve de açlık,denetimsiz,dengesiz ve densiz bir döneme girmiştir.

            Gelişmeyle beraber,su-i istimallerin önünün açıldığı dönemdir.

            Tek şef döneminin zincirleyip bağladığı zincirler kırılmış,ipler gevşetilmiş, gayretlilerle beraber ip-sizlerin ip-sizliklerini sürdürmeleri dönemine girilmiştir.

            İpler pazara çıkmış…

            Mücahitlerin mütait olduğu dönemdir.

            Bu dönem sefahetin kapısının açıldığı,fikrin ve düşüncenin geriye atıldığı dönemdir.

            Ancak olumlu gelişmelere tahammül edilmemiş,Özal da zehirlenerek öldürülmüştür.

            3-Erdoğan dönemi.

            Bu devre maddi ve manevi gelişmelerin kemale doğru açıldığı devredir.

            Özal ne kadar maddi ve manevi açıdan Menderesten ileri ise,Erdoğan da en az o kadar Özal-dan ileri idi.

            İşlerin yerine oturma ve yeni bir revizyon kazanma,kişiliğini bulup kendisini dünyaya duyurma devresidir.

            Özal döneminde başlayan alternatif yapılar arttırılmış,müsbet yapılar en azından menfiliklerle boy ölçüşür hale gelmiştir.

            Tek şef döneminin ve solun düşüşe geçtiği dönemdir.

            Bir türlü millet iradesiyle başa geçemeyenler,darbelerden de ümidini kesince,bu sefer soldan değil,sağdan gelmişlerdir.

            Şeytanın sağdan geldiği dönem…

            Paralel bir hat kurarak,sol sağa transfer olmuştur.

            Bir vekilin dediği gibi;Tabanı ibadetle,ortası ticaretle,tavanı ihanetle meşgul bir yapı,bu gelişi engellemeye çalışmış,önceki başkanlara uygulanan öldürme teşebbüsleri, fazlasıyla Erdoğana yapılmıştır.

            Vekilin unuttuğu bir şey daha var;

            Acaba Gülen işin neresindedir?

            Her üçünde de bulunmaktadır.

            Hem ibadetle,hem ticaretle hem de ihanetle meşgul olmaktadır.

            Ancak millet eski millet olmadığı gibi,dönemde eski dönem değildir.

            Uygulanan eski ve eskimiş yöntemler çözümsüz kalmıştır.

            Bu gün İslam dünyası işte bu üçüncü devresini yaşamaktadır.

            İman-Hayat-Şeriat.Yani siyaset-yönetim ve ittihadı İslam devresi…

            *Bu gün siyaset şahıs eksenli olarak sürdürülmektedir.

            Tıpkı paralel yapının şahıs eksenli sürdürülmesi gibi…

            Bu ise bir çok riski içinde barındırmaktadır.

            Eğer vatandaşlar;-Ben bu adama milletvekilliği veya belediye başkanlığı için kesinlikle oy vermem ama Erdoğanın hatırına oy veriyorum-diyorsa,o siyasetçi bunu düşünmelidir…

            Acaba kaç kişi Şahsının kemalatından veya becerisinden dolayı kazanmıştır?

            Hangi siyasetçi bunu rahatlıkla söyleyebilir?

            Babadan kalan miras biter.İleriye dönük siyaset üretilmelidir.Üretim ve kazanç olmalı,özellikle liyakat aranmalıdır.

            -Siyasette seçme yapılırken;en az 10-20 tane yapacakları ile ilgili proje istenmelidir.

            Başa geçince ne yapacaksınız?Proje ve planlarınız nelerdir?

            Yoksa dost ve ahbab çavuş ilişkisi içerisinde mi sürdürülmektedir?

            Paralel yapıyı götürüp,liyakat aranmadan ahbabları doldurma siyaseti er geç çökmeye mahkumdur.

            Yeni bir paralel yapı oluşturulmamalıdır!!!

            -On beş milyarı getir,işi götür.

            Bizzat bunu bir yakınımda gördüm.Oğlunun işe alınması için on beş milyarı verdi ve işe girdi.

            -Görevler liyakatsız olarak dağıtılmaktadır.

            Parasıyla işe giren insandan ne kadar randıman alınabilir ve ona iş yaptırılabilir?

            *Özellikle bu dönemde en fazla üzerinde maddi olarak durulması gereken husus ise;İşsizliğin bir an evvel gayet asgariye indirilmesidir.

            Boş ve boşta olan insan her olumsuz işte piyon olarak kullanılabilir.

            -Devlet baba durumunda olup,vatandaşından ve de üniversiteyi bitiren ve iş bulamayan kişiden kesinlikle sağlık hizmeti taleb etmemeli ve de onu gayrı meşru yollarla çözüm içerisine sevketmemelidir.

            *Siyasetin bir çirkinliği de vefasızlık ve hayırsızlıktır.

            Seçilen kişi seçilmeden önceki vaadlerini unutmuş,şahsının ve çevresinin iyileştirilmesiyle,tanıdıklarını bir yerlere yerleştirmeyle uğraşmakta,ihale peşinde koşmaktadır.

            Memleketine pek hayrı dokunmamaktadır.

            Bunu sadece ben değil,herkes de görmektedir.

            Kaldığı süre içerisinde neler yaptığına bir bakılmalıdır veya neler yapması gerekirken,ne kadarını yapmıştır?

            Siyasette bir gelişme olsa da,siyaset hala kirli,siyasetçi hala yeterli derecede temiz değil!!!

            Vefasız ve Hayırsız…

            *Türkiye-deki dengeli ve düzenli siyasete –zeminin kayganlığından dolayı- on yıldan fazla tahammül ve müsaade edilmemektedir.

            *Menfaat üzerine dönen siyaset,canavardır.Başkasını yutmakla beslenir.

            -Bir hizmet ki;siyaset ve ticarete kayıyor ise;onun ömrü uzun olmaz.

            -Bir siyaset ki;toplumun değerlerine değer veriyorsa,o siyaset uzun ömürlü olur.

           

19-02-2015

MEHMET ÖZÇELİK

           

No ResponsesMart 19th, 2015

YÜZLEŞMEK

YÜZLEŞMEK-Sesli Dinle-

İlk dönemlerden beri devam eden kavga,münakaşa,cidal,öldürme,cemel ve sıffin,siyaset…

-Nifakın tesiri

-Ayrıştırma…

-Yetersizlik….

-Şartlar….

-Zamanın hükmü….

-Çekirdek kadronun tesisi için tasaffi…

-İslam vücudunun fıtri olmayanları dışarı atması,vücudun vs irinleri kabul etmemesi.

-Büyümesi.

-Gelişmesi.

-Müslümanları ataletten,uyuşukluktan çıkarması.

-Baharı netice veren fırtınalar.

-Hayatın gübresi.

-Fikirleri canlandırması.Düşünceleri harekete geçirmesi.

-Hak mezheblerin itikad ve ameldeki zuhuruna zemin hazırlaması.

-Bu yangında Müslümanların sahabetini kazanması.

-Sağlıklı büyümesi için bir gereklilikti.

-Gıdayı hazmedemeyen midenin bunu dışarı atması gibi.

**************  

Siyaset bize hiç yaramadı.Siyasetin olduğu yerde hep kirlenme oldu.Kirlendik..Kirletildik..

Tıpkı Hz.Ali siyasetin değil,velayetin şahı idi o…

Zira siyaset İslâmın %- 1- ini oluşturmaktadır.Onu da ulül emirlerimiz düşünsün.

% – 1 –i % – 99-unun yerine geçirdik,kaderden tokat yedik…

-İşte blanço;

Cemel vakasında on bin,Sıffinde ise yetmiş bin kişi ölmüştür. -Sıffin savaşında da 4000 dolayında Müslüman şehit olmuştur da denilmektedir.

*************  

Abbasi halifesi Me’mun mutezilenin,Allahın kelam sıfatının kadim olmadığını, dolayısıyla Kur’anın mahluk olduğu görüşünü devletin resmi görüşü kabul etmesi, Ahmed bin Hanbel gibilere işkence içinde zorluklar yaşatmıştır.

Sonraki dönemlerde bu görüşten vaz geçilmiştir.

*Mutezile islamın felsefesini savunmaya soyunmuş,aklı esas alıp nakli yine akla göre yorumlamış,yorumunu engelleyen hadislere de –sahih değildir,itibar edilmez.- yaftasını yapıştırmıştır.

Oysa Kur’anın ilk müfessiri hadislerdir.Kabul etmeleri halinde akıllarını rahatça tasarrufta kullanamamaktadırlar.

Mutezilede şeytani bir haz vardır.

Bugünde aynı hal devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Bir çok itikadi konularda reddetmelerine kaynak bulunmayıp,sadece akli yorum varken,kader –rüyet vs gibi konularda bir çok hadis olayı izah etmektedir.

*Bir arap şairi:”Tabib,tıbbı ve devası ile kaderi bozmaya muktedir olamaz ve daha önce tedavi ettiği hastalıktan kendisi ölür.”

*İmam ibni Huzeyme,Rasulullahtan sahih isnadla birbirine zıd iki hadis rivayet edildiğini bilmiyorum.Kim böyle iki hadis biliyorsa,getirsin aralarını telif edeyim.”

*Zamanımızdaki Işid gibi fırkaların çıkması kader cihetiyle Müslümanlar arasında bulunan ayrık otlarının toplanması,ayrıştırılması,mecrasını bulması sebebiyledir.

Her su kendi mecrasını bulur.

*Mezheblerin reddiyle beraber yerine yeni bir mezheb koymak,islamın mecrasını değiştirmek demektir.

Mezhebleri birleştirmek,yeni bir mezheb ortaya koymaktır.

**************  

Yarım asırdan fazla süredir ve özellikle 1970-den beri iç mihraklar harekete geçirildi,Müslümanların enerjilerini tüketmek üzere birbirleriyle uğraşmalarının fitne kapısı açıldı.

Çin atasözünde denildiği gibi;şiddetli rüzgara karşı iki işlem yapılır;Biri,önüne setler yapılır ancak bu da zamanla aşınır ve yıkılır.

Diğeri ise,önüne yel değirmenleri konulur,enerji üretilir.

Müslümanların önüne duvarlar örüldü.

Önce dinini yaşaması yasaklandı,daha sonra ise dinin içten bozulması sağlandı.

Şiilik,vehhabilik,selefilik adlarıyla İslâmiyet kirletilmeye çalışılmaktadır.

Safiyet bozulmaktadır.

Sosyolojik bir gerçek olarak,toplumda çatışma ortamı sürekli oluşturulup, körüklenmektedir.

MEHMET ÖZÇELİK

15-03-2015

No ResponsesMart 17th, 2015

ŞEYTANIN KRALLIĞI

ŞEYTANIN KRALLIĞI- Sesli Dinle-

Önceki ve sonraki haliyle şeytan,aslında cinleri ve insanları kötülükte temsil eden,virüs üreten bir kompüter.

Ana Virüs…

Hayatları çökerten virüs…

Dost görünen düşman…

İnsanın en küçük boşluğundan girerek,boşluklar açan trojen…

İçinde yanan kibir ateşiyle,çok haneleri yakan ateş külçesi.

Serapa kibir…

Kibir abidesi…

İnsanların ve cinlerin korunmasız hali…

Gelecekleri en son nokta..

Yüceliklerdeki ilahın,düşüşteki mahluku.

A’lanın esfeli…Zirvenin ednâsı..Ekremin ebteri…

Aşağıların temsilcisi…

Aşağılığın her çeşidi ondan sorulur.

Her sözü fitne…

Nimetleri netice veren gübre..

Dokunanı,ona yanaşanı yakıyor.

Nuru gitmiş,zulmeti kalmış.

Bir suya yenilip işi biten,ateşin ilahı..

Zıddı olan ateşten ilah!

Önüne geleni yakıyor.

Durdurulmaz zannındadır.

Aslında hikmet cihetiyle bir mıknatıs gibi,o kendisine benzeyenleri kendine çekmekte,onları kendinde toplamaktadır.

Aynı tinette olanlar ona koştu.

“Kul kullun ya’melu alâ şâkiletih, fe rabbukum a’lemu bi men huve ehdâ sebîlâ”

“De ki: ‘Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir.”[1]

Eşkıya başılık yaptı o..Terörist başı…

Çok başları çıkardı;Fir’avn,Nemrud,Şeddad,Buht-un Nasr,Karun,Deccal,Süfyan…

Bu zakkumları yetiştirdi.

Hepsini kendine benzetti.

Hepsi ona benzedi.

Kendi hizbini kurdu.

Çetelerden bir ordu oluşturdu.

“Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah’ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şeytanın taraftarları, gerçekten hüsranda olanlar, onlar değil mi?”[2]

“Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.

Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah’ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.”[3]

“Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden”[4]

Düğümlere üfledi..Gönülleri ve kafaları kilitledi.

Gönülleri saptırdı,şaşırttı.

Gün be gün mensublarını arttırdıkça,kibri de arttı.

Kendi hükümdarlığını ilan etti.Darbe üstüne darbeler yaptı.

Allahın mahremiyet alanına girdi.

O’na rakib olmak için adaylığını ilan etti.

-Sen sensen,ben de benim,dedi.

Bir çok ilahlar çıkardı..Sahte ilahlar..

Âdeme meydan okurken,Rabbine de isyan bayrağını açmış oldu.

İlaha karşı huruç..baş kaldırı..

İlk çıkış…

İsyan nisyanı netice verdi.

Unuttu kime karşı geldiğini..

Nisyanı arttıkça,isyanı da arttı.

Mel’un olup tardedildi.

Tarziyede bulunmadı.Gururu onu bırakmadı.Lanetliğine devam etti.

Bunu kıyamete kadar da aksatmadı…

-Hz.Musa bir gün Tur-u Sinaya gider.Yolda şeytanla karşılaşır.

Son bir defa daha şeytana tevbe teklifinde bulunur.

Şeytan ise,-Affetmez ki!der.

Musa ise;Ben Rabbime ricada bulunurum,affeder,der.

Allahtan gerçekten de af çıkar ancak cezalar işlenen suç nevinden olduğu için yani Âdeme secde etmemeden kaynaklandığından,tekrar Âdeme secde etmesi gerekmektedir.

Âdem olmadığından onun toprağına secde etmesi halinde affedileceği teklifi sunulur.

Duruma sevinen Hz.Musa,küfrün son kalesinin de teslim alınıp yıkılmasından memnun olarak dönüşte durumu şeytana sevinçle anlatır.

Şeytan ise yine şeytanlığını yapar ve;

-Ben onun dirisine secde etmedim,ölüsüne mi secde edeceğim!”diyerek reddeder.

Şeytanın kalbinde marifet olmadığından kabulü de reddetmiştir.

-Şeytan yoldan çıkardıklarına âhirette de sahip çıkmayacaktır.

-O Azazildi.

Rahmetten kovuldu Şeytan oldu.

Hayatı bulandırıp İblis oldu.

Öyle de kaldı.

Rahmetten mahrum kaldı mel’un oldu.

Mahrum kaldıkça kini,nefreti,hasedi arttı.

Arttıkça mensublarını arttırdı.

O iman cihetindeki kulluğa,küfür cephesindeki krallığı tercih etti.

Desinler…Şeytan kral olmuş!!!

Aaa!!Şeytan Allaha baş kaldırmış…

Vay bee!!!

Artık herkes ondan bahsedecekti…

Lanetle bile olsa,onda zevk buldu…

Battıkça battı…

Diklendikçe diklendi.

-Konuşma lan!!Ben kimim biliyor musun?

Ben Allaha kafa tutmuş bir şeytanım!!!

Var mı bana yan bakan!!!

Ben Allaha ters bakan,tersinden bakan adamım!!!???

*Kader ve hikmet cihetiyle bir çok hayırları verdiğinin de farkında değildi.

Zaten farkında olsaydı,mani olurdu.

Hayırlar bu zıtlıklarla zuhur etti.

En önemlisi Allahın Cebbar,Müntakim,Mütekebbir gibi isimlerinin tecellisine sebeb oldu.

Bilinmesini sağladı….

-Gavur aklı tavuk aklı gibidir,derler.Doğruymuş…

Tıpkı Ebu Leheb gibi.

Tebbet suresi inmesine rağmen,yalancıktan da olsa,münafıkane de olsa,yalancı çıkarmak amacıyla da olsa,göstermelik olarak inandım diyebilirdi.

Demedi…

Ancak daha uzun yıllar yaşadığı halde bunu yapamadı çünkü kalbinde marifet yoktu.

-Şeytan yakıcı ve ayrıştırıcı madde oldu..asit oldu.Farklılıkların açığa çıkmasına dolaylı yoldan sebeb oldu.

Allahın hikmetine bahane oldu,oluşturdu.

-Âdeme dönerek;-Sen görürsün-dedi.

Seni ve zürriyetini yoldan çıkaracağım.

Madem benim bu duruma düşmeme sen sebeb oldun,kıyamete kadar da senin ve çocuklarının geçtikleri yerde oturacağım,onları ve yollarını saptıracağım…

Meydan okuduğu ilahından kıyamete kadar süre istedi.

Bilmeden ayrı bir hikmetin kapısını açtığının farkında değildi.

Şeytanın tek hedefi vardı;

Kendi gibi secde etmeyecek nesiller oluşturmak…

Secdesizler güruhu…

Secdesizler sürüsü!!!

Çobanı da kendisi…

-“Ma selekeküm fiy Sekar;
“Sizi Sakar’a sokan nedir?”.

Dediler ki: namaz kılanlardan değildik. Yoksulu doyurmazdık. Ve biz bâtıla dalanlarla beraber bâtıla (boş şeylere) dalıyorduk. Ve biz dîn gününü yalanlıyorduk. Bize yakîn gelene kadar (ölüm anı gelinceye kadar).”[5]

*Şeytan bütün çabasıyla kendini isbata çalışıyordu.

İsbat etmeliydi.

Allahı aciz bırakmalıydı!

Kimmiş haklı..kimmiş üstün!!

*Şeytan ana bilgisayara sızdı,bir virüs gibi.

Server-ın başında durdu.

Oradan sürekli mailler gönderdi.

Bütün hedefi akılları ele geçirmekti.

Akılları saptırmak,uyuşturmak,yanıltmakla iş gördü.

Aklı devre dışı bırakmalıydı.

Kaynaklarını araştırdı ve buldu.

Tüm vesileleri kullandı.

İçten kuşatmak için de nefisle anlaşma yaptı.Ona çok şeyler vadetti.

Ona ajanlık görevi verdi.

-Tüm pislikleri üretti,türetti.

Âdem çocuklarının üzerine saldı ve pisliği çaldı.

Oltalar kullandı.

En çok da aklı giderici olarak kadın ve içkiyi kullandı.

Diğer duyguları esareti altına aldı,diğer duyguları depreştirdi.

İnsana attığı leke ve çamurlarla,ya onu hayattan siliyor veya silikleştiriyor ve de lekeli kalıyordu.

Peygamberlerin korunması dışında,herkes korumasızdı.

Allah ise korumalarını gönderiyordu.

Tevbe ve istiğfar kapısını açık tutuyordu.

O’nun rahmeti olmasa,zahmet kaçınılmazdı.

Şeytan düzenli hayatı karmaşıklaştırıyordu.

İpe düğüm atıyor,köreltiyordu.

Pas ve pis hep ondandı.

Et onun nefesiyle ve işiyle koktu.

Allah o insanın önünü açmışken,o ise insanın önünü tıkıyor veya saptırıyordu.

-“Eûzübillahimineşşeytanirracîm”

*****************    

*”Bütün fenalıklar ve günahlar ve şerlerin mayası ve esasları ademdir, tahriptir. Sureten vücudun altında, adem ve bozmak saklıdır. İşte cinnî ve insî şeytanlar ve şerirler bu noktaya istinaden gayet zayıf bir kuvvetle hadsiz bir kuvvete karşı dayanıp,[6] ehl-i hak ve hakikatı Cenâb-ı Hakkın dergâhına ilticaya ve kaçmaya her vakit mecbur ettiğinden, Kur’ân, onları himaye için büyük tahşidat yapar. Doksan dokuz esmâ-i İlâhiyeyi onların ellerine verir. O düşmanlara karşı sebat etmelerine çok şiddetli emirler verir.”[7]

*” - “Onun ve neslinin, kovulmuş şeytanın şerrinden korunması için Sana sığındım.” [8] – diyen Hazret-i Meryem’in validesi gibi zürriyetçe çok müşerref olacağını ilân ediyor.” [9]

*” Amma inkâr ise, o adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur.

O halde, senin gibi bir şeytan, onun aklını elinden alır, sonra inkârı ona yutturur.“[10]

-“( Yahudi’leri savaşa teşvik hususunda münafıkların hali), şeytanın hali gibidir: Hani insana “Kâfir ol.” demişti de, kâfir olunca: “- Ben, senden berîyim; çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’dan korkarım.” deyiverdi.”[11]

-Allahım ondan Sana dönüyorum.Beni ondan koru..Amin…

MEHMET ÖZÇELİK

14-03-2015

[1] 17/İSRÂ-84.

[2] Mücadele.19.

[3] Zuhruf.36-37.

[4] Felak.4.

[5] Müddessir.42-47.

[6] Nisa.76,120,İbrahim.22,Mücadile.10.

[7] Bak.Bakara.168,Âl-i İmran.175,Nisa.76,120,Araf.22.

[8] Âl-i İmrân Sûresi: 3:36.

[9] Lemalar | On Dördüncü Lem´a | 97, Meryemin validesi; Hanne bintü Fâkúz-dur.Bak.Hakim .Müstedrek. 2/648,651, et-Taberi.Camiul Beyan.3/235,237,241,244,294.

 

[10] Mektubat | Yirmi Altıncı Mektup | 302.

[11] Haşir.16.

No ResponsesMart 14th, 2015

Maide-20-25

No ResponsesMart 12th, 2015

RABBİN TECELLİSİ İNSAN – 2 -

RABBİN TECELLİSİ İNSAN – 2 –  Sesli Dinle

            Her şeyin oluşmasında üç isim devrededir;

            İlim-İrade-Kudret…

            Üç şey tecellidedir;

            İsim-Sıfat-Fiil.

            Bunların tecellisi ise;yumuşatılmış,süzülmüş haliyle yansıtılmakta, kolaylaştırılmaktadır.

            “Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh”

            “Eğer Biz, bu Kur’ân’ı, dağa indirseydik, O’nu mutlaka, Allah’ın korkusundan huşû ile boynunu bükmüş, parça parça olmuş görürdün.”[1]

            Bütün kısık ve kısır seslerin,ezeli ve ebedi boyutlu sadâsı ile nasıl olur?

            Güneşin ışığı atmosferde süzülmeden direk olarak gelse,varlıklar yanardı.

            Bunu taşıyacak varlık nihayet bulundu.Ona insan denildi.

            Eğer o ismiyle ve müsemmasıyla bir insan olmasaydı,yine de taşıyamazdı.

            -İnsan unutan idi.

            İnsanın bir tahliye borusuna ihtiyacı vardı.

            Her şeyi içinde taşıyamazdı.

            Ağırdı,yakardı.

            Azı bile saçları ağartıp,belleri büken külli hakikatlarla karşı karşıya idi o.

            -İnsan bir yönüyle de hakkın mahlukuyla ünsiyet etti.Onlarla tanıştı,yanaştı.

            Muhabbetle var oldu,muhabbetle varlığını devam ettirdi.

            Yaratılanı sevdi,yaratandan ötürü.

            Yaratılanı seyretti,yaratandan ötürü.

            Müşahede etti,imanından ötürü.

            Yaratılanı seyrederiz,yaratanı tanımak için…

            -Allah alıştırmak için iğne deliğinden baktırdı.Anahtar deliğinden bakan delirdi.Meczub olup,cezbeye kapıldı,çöllere düştü.

            -Yer ve göğe emretti;” fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn.”,

” Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: ‘İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler.”[2]

O zamandan bu zamana hala bir isyan çıkmadı.Onlara bir söz yetti.

Hani bizde bir söz vermiştik ya…Tutmadık,tutamadık.

Sözümüzü yuttuk.Cansızlar kadar olamadık.

Hâlık yinede bizi onlara tercih etti.

Sevimli haylaz bir çocuk…

*********************    

*Allah insanı zıtlıklarıyla yarattı.Ona bir ayrıştırıcı da verdi.

Ruhu da vahdaniyetin tecellisi içinde kontrol edip değişmesin diye başa geçirdi.

Alemi kontrol eden külli hakikatın cüz-i örneğini insana koydu.Bu özelliğiyle tüm varlıkların dikkatini çekti.

-Allah insana sahip çıktı.

İnsan dokunulmaz oldu.Varlıkların üzerinde müfettişlik görevine atandı.

-İşitmesi alemin sesler dünyasını kontrol ederken,gözü meşhudat alemini, görünen her şeyi birbirinden ayırdı.Renk,boy,güzellik,çirkinlik vs. ayrımına tabi tuttu.

            Diliyle tatlar ve lezzetler dünyasını teftiş etti,takdir ve tekdirde bulundu.

            Aklıyla kıymet biçti.

            Dokunmasıyla onlardaki estetiği ortaya koydu.

            Nefesiyle bedenini besledi.

            Burnuyla kokular dünyasına yöneldi.

            Kalbiyle on sekiz bin alemi taradı.Radar gibi mesaj aldı,haber verdi.

            -O insana geçici bir elbise verilip,dünya tarlasına gönderildi.

            Düğüne gelmedi.Yatmak için var olmadı.

            Sorumsuz değildi.

            Ortalama bir yaşam süresinde yıprandı,yıprattı.

            Değişim gerekti.

            Ölüm o elbisenin değişim ve devir teslim anı idi.

            Değişti.Çünkü oldu ve öldü.

            Elbette değişecekti.

            Değişimde olanların elbiseleri en güzelleriyle değiştirildi.

            Prenslere layık bir karşılama töreniyle,hil’at gerçekleşti.

            Dünyaya gelenleri bekleyenler olduğu gibi,gidenleri de bekleyenler var idi.

            O da ne muhteşem!!!

            Meleklerin ihtişamı başlı başına muhteşem idi.

            Merakla bekliyor,hayretle gözlüyorlardı.

            Alkışlarla ve omuzlarda o insanı geldiği alemde gezdiriyorlardı.

            Zaten o da yabancı değildi.Duymuştu,biliyor ve inanıyordu.

            İnandığının karşılığını almayla karşı karşıyaydı.

            Yaratılmışları seyirden artık yaratanı temaşa etmeye adım atmıştı.

            Ağzı gibi tüm duyguları açık kalıyordu.

            Zaten o duyguların açılımını burada başlatmıştı.

            Rabbim nasib etsin..Lutfetsin..İhsan etsin…

            Dua ve gayretleri tahakkuk ediyordu.

            Dualar o alemlerin kapılarını açan bir anahtar olmuştu.

            Birer birer açılıyor,içeriye onu davet ediyorlar ve o da içeriye giriyordu.

            Selam sözüyle giriyordu.

            Artık selam ve selametteydi.

            Buradaki İslâm orada Selam oluyordu.

            “Selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn.”

            “Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya…”[3]

            Müjdesine mazhar oluyordu.

            “Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ”

            “İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin…”[4]

            Cehenneme çağrılanlardan olmamıştı.O korkunç kapılardan girmeyecekti.

            Hem korkudan emin olmuş,hem de selamda kalmıştı.

            -“ İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten. Fedhulî fî ibâdî. Vedhulî cennetî.”

            “O, senden, sen de O’ndan hoşnut olarak Rabbine dön! Gir kullarımın içine! Gir cennetime!”[5]

            O Rabbinden,Rabbi de ondan razı olmuş olduğu halde,diğer kullarıyla birlikte cennete giriş yapıyordu.

            O nasıl Rabbisinden razı olmayacaktı ki?!

            Hele birde Rabbi ondan razı olmuşken…

************************  

            -Uzaktan iletişim kuran abd ile mabud,cennette eskisi gibi tekrar yakınlaşmıştı.

            Artık eskisi gibi arş ve kürsinin cızırtılarını duyacak,hayreti artacaktı.

            Kendisinde şüphe olarak bulunan ve şeytanın da o damarından yakaladığı hulud ve ebedilik konusunda –pahalıya da mal olsa- şüpheler yerini yakine bırakacaktı.

            Artık imanı tamdı.Aynel yakinden Hakkal yakine ulaşmıştı.

            Yaşayarak görecekti.

            Kendini biliyordu ama tanımıyordu.

            Kendisini de tanımış oldu.

            Kendini tanıyınca,kendisi kendisine Rabbisini tarif etmeye başladı.

            Yokluktan vücuda,ilimden irfana geçti.

            Geriye muhabbet ve rü’yet kalmıştı.

            Bunlarda kendisini ilim okyanusuna daldıracaktı.

            Mecazi mahbublardan geçip,gerçek sevgiliyi bulmuş ve ona kavuşmuştu.

            Aşk için dünya çöllerine düşmüş,aradığının burada değil,başka yerde olduğunu anlamıştı.

            Bedeli ağır da olsa…

            Leylanın peşine düşmüşken,tam Leylayı buldum derken,Mevlasına kavuşmuştu.

            Buldum Mevlayı / Neyleyim Leylayı…

            Allah kendisini bize yaşatarak öğretmiş oldu.

            Artık nisyandan alınan biz insanlar,hiç unutur muyuz?

****************  

            İnsanlar bu dünyaya çıraklık yapıp acemiliğini gidermek,ustalık belgesini almak için gönderilmiştir.

            Bütün sanatlar insanın burada bulunmasıyla ortaya çıkmıştı.

            İnsan ve cin dışında her şey haddini bilmekte,onu tecavüz etmemekte,ölçüsünü kaçırmamaktadır.[6]

            Her şey terbiyesini muhafaza etmektedir.

            *Heyecanlanıyorum…

            Âhiret mahkemesinde kendimin sorgusundan korkuyor,başkalarınınkinden de heyecanlanıyorum.

            Kurt postu giymiş kuzular, kuzu postu giydirilmiş kurtların sorgusu beni heyecanlandırıyor.

            Merakım zirvede…

*****************  

            Cennette bize yeni bir ad konulmalı veya adımızın ikinci kullanımı olan enis ve ünsiyetli manası hep öne çıkmalı,unutan manası unutulmalı!!!

            Belli ki çok şeyler değişecek.Çok bildik dediklerimiz sönük olacak,kısır kalacak.

            Biz de değişeceğiz…

            Tığ gibi delikanlı…

            Cennete münasib bir hal.

            -Âdem atamız cennetteki ilmini,dünyaya gelerek marifete dönüştürdü.

            Dünyaya iki kişiyle geldiler,milyarlarla dönüş yapıyorlar.

            Tohum idiler,ağaç oldular.Sayısız meyve verdiler.

            O da ne meyveler!!!

            Nebiler,Sıddıklar,Şehidler ve Salihleri netice verdiler.

            -Kurtlularda olmadı değil,çürükler ve kabiliyetsizler ayrıştırıldı…

            *” Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ..”,

            “O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür.”[7] Nidasıyla çürükler cehenneme dökülmek üzere;

            “Vesîkallezînettekav rabbehum ilel cenneti zumerâ”,

            “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir..”[8] ile de cennetin ashabları birbirinden ayrıldılar.

            -“ Vemtâzûl yevme eyyuhel mucrimûn..”,

            “Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!”[9] hakikatı ezelden tahakkuk etti.

            Kuvveden fiile geçti her şey…

****************  

            Aman Allahım! Bunlar bir rüya mı,bir hayal mi?

            Korkanlar bunun bir hayal ve rüya olmasını temenni ediyordu.

            Tekrar bir daha uyumak istiyor,uykusundan uyanmamak ve uyandırılmamayı arzu ediyorlardı.

            Ancak her şey ne hayal ve ne de hayali değil,bir hakikat idi.

            Allah hayali söylemez,hayali emretmez,hayali vaad etmez,

            Hak ve hakikatın ta kendisi olan Allah,elbette hakikatı söyler.

            Yediğimiz şeyler hayali değildir.Hayali yememekteyiz.Para verip aldığımız, yetiştirilen,soyulan,pişirilen şeyler,çekilen acılar hayal ürünü değildir.

            Nefsin ve insanın görecekleri de hayali olmayacaktır.

******************

            Nuru Muhammedi noktasıyla başlayan bu uzun yolculuk,rü’yet son noktasıyla noktalayacaktır.

            Bütün cereyan eden olaylar,iki nokta arasındaki vakıalardır.

            Noktayla başlayan varlık alemi,nihayetinde bir nokta ile noktalanmaktadır.

            İlk nokta çekirdek oldu,son nokta meyve…

            Aradakiler teferruatta kaldı.

            “Ayinedir bu âlem, her şey Hak ile kaim / Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim.”

******************  

            Allah insanın dostu oldu.Onu kendine dost edindi.

            O yâr ise her yer yarardı.

            O dost olunca her şey dostluğunu ilan etti.

            Allaha râm olana,alem yâr oldu.

            Allaha ağyar olana,her şey bâr oldu.

******************  

            Allah aktif olanı,monotom olana,değişeni değişmeyene tercih etti.

            Ebed okyanusunda yüzecek dalgıçları arıyordu.

            Dalgalara göğüs gerecek,derinliklerdeki cevherleri çıkartacak,mücevherden anlayacak ve anlatacaklardan yana oy kullanıyordu.

            İnsan ağır bastı.Allah insanı ağır bastırdı.

            Ona dağların,yerlerin ve göklerin yüklenmekten imtina ettikleri yükü yüklendi.

            İnsan ise neticeyi görünce yüklendi.

            Ancak neticeye giden yolda dökülmeler başladı.

            *Allah kendi temsiliyetini Ademe tevdi etmişti.

            Ağır bir yüktü.

            Riskli bir işti…

            Dünyasını kararta da bilir,ampulünü patlata da bilirdi…

*********************

            İnsan bir bütündü,eşya ise bir cüz…

            İnsanlar bil küll idi..Küllün küllü.

            Cüzler insanı küllendirirken,küll-er insanın külünü alıyor,küll-ünü ortaya çıkarıyordu.

            Âdem küll-ün babasıyla,kendisinden küll-er çıkan cüzler oldu.

            Âdem damla oldu,okyanusları çıkardı.

            Okyanusların damlası oldu.

*******************    

            Şarz olan insan deşarz olmalıydı.Emniyet sübabına sahib olmalıydı.Sigortası bulunmalıydı.

            Bunun için de Havva olmalıydı.

            Havva Âdemin âhirete giden yolunda,dünyaya bakan yönüydü.

            Bir imtihanıydı..Kabulüydü..Haliydi..

            Yanmaktan koruyucu suyuydu.

            Havva hava oldu,su oldu,ateş oldu,toprak oldu…

            Oluşun anası oldu..Oluşa analık yaptı..

            Âdeme devam oldu,onu idamdan,yokluktan,unutulmuşluktan,yalnızlıktan kurtardı.

            Enis oldu..onunla ünsiyet etti.

            Nefes oldu..Onunla nefes aldı.

            -Beni rahatlat ya Havva- dedi.Kendisiyle sükuna erdi,huzur buldu.

            “İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.”[10]

            Bu hakikatı Havva da gördü.

            Hayatın dalgalarından sükun buldu.

            Bütün canlılar Âdemle canlandı.Âdemde Havva ile canlandı.

            Canlar onda can buldu.

            Âdemin canları Havva-da canlandı.İncileri kendinde sakladı.

            Havva Âdeme mana oldu.Âdem manasını Havva-da buldu.

            Âdem Havva-ya lafız oldu.Havva Âdemin lafızlarını manaya çevirdi.

            Âdem Allah-dan bir sözdü.

            Havva Âdemden bir öz oldu..özünü onda buldu..

******************  

*Allah Fatihleri seçti,Fatihleri yetiştiren Akşemseddin-leri seçti.

-Meleklerde bir Mevlana,bir Yunus,bir Bediüzzaman,bir İsa,bir Musa,bir Âdem,bir Nuh,bir nebiler nebisi Hz.Muhammed yok…

Evet,gururlanabilirler melekler,içlerinde nemrudların bulunmamasından…

Hani İbrahimleri???

Onlar çiçek gibiler ancak çiçekleri büyütüp renklendirecek,geliştirecek gübreleri de yok…

Kahramanları,ilim adamları,mucitleri yok…

İhtiyaç da yok…

Muhtaç değilse,hiçbir şeyleri de yok demektir.

Zaten neredeyse onlar yok-tular.

İnsanın her şeyi var,her şeye muhtaç.

Ondandır ki,o var-da,gerçek varlıkta,varlığı bulmuş,var olmuş…

MEHMET ÖZÇELİK

11-03-2015

           

[1] Haşr.21.

[2] Fussilet.11.

[3] Zümer.73.

[4] Zümer.72.

[5] FECR-28-30.

[6] Bak.Hicr.19,Ra’d.8,İnfitar.7.

[7] 39/ZUMER-71.

[8] 39/ZUMER-73.

[9] 36/YÂSÎN-59.

[10] 30/RÛM-21.

No ResponsesMart 11th, 2015

YOKLUKTAKİ VARLIK

YOKLUKTAKİ VARLIK - Sesli Dinle-

            Yokluktan geldim,var oldum.

            O’na ve Gerçek Varlığa gidiyorum.

            Karanlıktan aydınlığa çıktım.

            O’nsuz idim,yokta kaldım.

            O’nun ilminde ve O’nunla oldum,var oldum ve aydınlandım,aydınlığı buldum.

            O’nun dışındakileri yoklukta bıraktım,yokluğa attım.

            O var idi..O’nun varlığı benim yokluğumla zuhur etti.

            Bende zahir oldu.

            Ben de bende zahir oldum.

            Batından zahire zuhur ettim.

            Damla idim,okyanusta yok oldum,gerçek varlığı buldum.

            Ben iken,biz oldum.Biz de ben oldu.

            Ben de oldu,benliğini buldu.

            Kendini bende buldu.

            Ben ise benliğimi bizde buldum.

            Var mı yokta yoksa yok mu varda?

            Bilemedim.

            Tıpkı kişinin kendisini var bildiğinde yok,yok bildiğinde ise var olması gibi.

            Çünkü var ve varlık yokluktan çıktı.

**************  

            -“ Yokluk ispat edilemez.” [1]

            -“ Gördüm ki, esassız, fâni olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk zulümatında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem ararken, zehir ilâve etti.”[2]

            -“ O öyle bir Vâcibü’l-Vücuddur ki, akıp giden mevcudat, ancak Onun icad ve varlığının tecelliyatının tazelenen aynalarıdır. Onunla, Ona intisap etmekle ve Onu tanımakla hadsiz varlık nurları kazanılır; Onsuz ise sınırsız yokluk karanlıklarına düşülür ve ayrılık elemleri çekilir.”[3]

            -“ Beni yaratan, yokluk karanlıklarından çıkaran ve vücud nurunu bana ihsan eden Zat, bana kafidir.”[4]

            -“ Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelinin kudretiyle, yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık alemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezeli, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azim insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezeliden risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelinin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’an-ı Azimüşşan elimdedir. Şüphen varsa al, oku!”[5]

            -“ Yokluk içinde tükenmez bir varlık…”[6]

            -“ Başta nev-i insan olarak bütün zî-hayatlar ve bütün eşya, fenâya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve yoklukta îdam edilmek için yaratılmamışlar; belki, bekaya terakkî ile ve devama tasaffî ederek sermedî vazifeye istidat ile girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli ispat eder.”[7]

******************  

            Kâfiruna ihlaseyn denilir.

            Zira Kâfirun kelime-i tevhiddeki La-dır.

            İhlas ise İlla-dır.

            Kâfirunda şirki red varken,ihlasda Allahı kabul vardır.

**************  

            Verilenler birer nimet olduğu gibi,verilmeyenlerde de bir nimet vardır. Mesela;Unutma.Her şeyi unutmadığımızı bir düşünün.Ağırlaşan bir bilgisayar gibi.

            Ölüm.Ölüm olmasaydı,dedelerimizin dedelerinin tüm hastalıklı ve zahmetli halleriyle yanımızda olduğunu bir düşünün…

            Bayılma,hastalık,açlık,vs…

            Tez-antitez,virüs-antivürüsü gerektirir.

            -Olaylara nereden bakıyoruz?

            Hastanın penceresinden mi,doktorun mu yoksa eczacının mı,yoksa ilaç fabrikasının mı,daha ilerisi tabiattaki çiçeklerin penceresinden mi?

            Yoksa penceremiz yok mu veya kapalı mı,kalın perde mi,tül mü?

****************  

            Mutlak hayr,mutlak güzel olan Allah ve diğer tarafta karmaşık ve karışık mahlukat!!!

            Nereden bakalım?

            Kader de öyle değil mi?

            Kimin tarafından olaylara bakmaktayız?

            -Başlangıçta bir kalem yaratılmış,hala durmuyor.Yazmaya devam ediyor.

            Yazıyor..yazıyor,bir türlü bitmiyor ve bitiremiyor…

            -Allah her şeyi oluşturacak,her şeyin ana-sını yönetiyor.

            Allah üretime yönelik şeyleri yaratıyor.

*******************  

            Bir ayna yaratmış ki,her şeyi içine alıp eritiyor,yansıtıyor.

            Dürüst ve yalan söylemiyor..Değiştirmiyor.

            Ondan olsa gerek ki,parlak kalmış.

            Kötüleri hep arkasına atıyor..arkasında saklıyor.Kimseye göstermiyor.

            Biz Rabbe,Kur’an-a,İslama ne kadar aynalık yapıyoruz?

            Biz kirlerimizi arkaya atmadık,içimizde sakladık,içimize attık.Oda yüzümüze yansıdı.

            Kalbimiz ayna olamadı.

            18 bin alemi görmedi ve gösteremedi,kendini bile.

***************  

            Kalem ve Kelâm;gaybdan vücuda çıkarıyor.Batından zahire,bilinmezi bilinir yapıyor.

            Karanlıktan aydınlığa çıkarıyor.Aydınları çıkarıyor.Aydınlar aydınlatıyor.

            Sahte aydınlar karartıyor.

******************  

            İnsanlar cennetten Rablerini ve kendilerini bilmek için dünyaya gönderildiler. Çünkü cennette zıtlıklar,olumsuzluklar ve Lâ yoktu.

            Orada her şey İllâ idi.Hu idi.Masivadan Lâ-yı alarak,daha doğrusu atarak İllâ-yı,O’nu bulduk,O’nu bildik,O’nu tanıdık…

            Aslında biz O’nu burada bulduk..Orada bildik..Burada da tanıdık..

            Bir damla olarak atıldığımız bu dünyadan ,okyanus olarak dönüyoruz.

            Kimi damlalar ise buharlaştılar,kayboldular.

            Bir tohumdan,bir çekirdek ve yumurtadan her şeyi çıkaran Rabbim,insan damlasından da ne harikalar çıkarıyor!

            Kendi sonsuz marifetini ve muhabbetini o insana ekiyor ve ondan bitiriyor.

            Allah insanı dünya toprağına ekti,ondan kâinatı çıkardı.

            Sonsuza kadar bunla ve bununla idare edeceğiz.

            Dünyada ektik ve ekildik.Ebedde ebediyyen sümbül vereceğiz.

            Ezeli olmayıp ebedi olmak böyle bir şey.Ebede namzed,aday.

            Aslı içine alan aday..asılda yutulan aday..asıl yolunda…

*******************  

            Allah mahremiyetinin kapısını insana açtı.Sırrını onunla paylaştı.

            Onu oraya davet etti.

            Her şeyini onunla,kendisini bile onunla paylaştı.

            Onunla anlaştı,söyleşti.

            Söz aldı,söz verdi.

            Sözü verdi,özü verdi.

            Bilindikçe bilinmez oldu.

            Marifet cehaletimizi arttırdı.

            Ne kadar bilmediğimizi bildik.

            Ancak artılarımız arttıkça,eksilerimizi ve eksiklerimizi daha çok hisseder olduk.

            -Allah bir cümle kurdu.

            Alem oldu.

            Kelimeleri,harfleri de varlık….

MEHMET ÖZÇELİK

09-03-2015

 

[1] Lemalar | On Üçüncü Lem´a | 82,125.

[2] Lemalar | Yirmi Altıncı Lem´a | 229.

[3] Şualar | Dördüncü Şuâ | 79.

[4] Şualar | Dördüncü Şuâ | 85.

[5] İşaratül-İcaz | Kur’an’ın Dört Temel Unsuru | 18.

[6] Tarihçe-i Hayat | İkinci Kısım : Barla Hayatı | 149

[7] Tarihçe-i Hayat | Beşinci Kısım : Denizli Hayatı | 389

 

No ResponsesMart 9th, 2015

YA DÜŞMAN İŞGAL ETSEYDİ ?

YA DÜŞMAN İŞGAL ETSEYDİ ? - Sesli Dinle -

Deccal gelmeseydi,süfyan gelmemiş olup,daha sonra gelecek olsaydı ne yapardı?

Yani yapılmamış veya kaldırılmamış ne kaldı ki,geldiğinde onları yapsın?

*Hilafet ve saltanatı İngiliz kaldırmadı,camileri kapatıp ahır yapan rus değil,harf inkilabını yunan yapmadı,kılık kıyafetimizi Fransa zorla kaldırmadı,Müslüman alimleri darağacında İtalyan asmadı,bin yıllık eserlerini,kütüphanelerini pkk yakıp,yıkıp satmadı,çin gelip geçmişimize sünger çekip,geçmişle olan köprülerimizi bombalamadı.

Tarihin bitiremediği,yedi düvelin gelip de yok edip elimizden alamadıklarını, cumhuriyeti kuranlar yaptı.

Kur’anı-ezanı Bulgar gelip yasaklamadı,ezanı ve Kuranı okuyanları içeriye atan düşman askeri değil,bizim askerimizdi.Her on yılda bir gelişmenin önünü tıkayan bu ordunun dışında,dışarıdan gelip darbe yapmadılar.

Özetle;düşman içimize girseydi,bu kadar yıkım yapmaz ve yapamazdı.

*****************  

*Konya milletvekili Hoca Vehbi Efendi gazinin Kur’an-ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek fikrine karşı şu tesbiti yapıyordu:”Gazi Kur’an-ı Kerim-i bazı İslamiyet aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır.”[1]

Sonrada Kur’an-ın Arapça okunmasını,namazda bile yasaklayarak bu çeviriyi okutacak! Ve o züppelerle işi alaya alarak güya Kur’anı da islamiyeti de kaldıracaktır. Çevresindekiler kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.”

(Nitekim ilk Kuran tercümesi,Kazimirski’nin Fransızca tercümesinden Türkçeye çevrilen,yani suyunun suyu kabilinden olan Cemil Sait Barlas-ın çok eleştirilen bir çevirisidir.Bir din alimi olmayan Cemil Sait Barlas,yazar Mehmet Barlas-ın babasıdır.”[2]

*Kazım karabekirin karşı çıkmasına karşı Kemal şu cevabı vermiştir;”Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an-ı tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım!Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.”[3]

*İsmetin deyimiyle,Macarlar ve Bulgarlar hristiyan oldukları için özgür oldular,biz ise Müslüman olduğumuz için özgür olamadık.

Böylece lozanla başlayan süreçte dine karşı takınılan sert ve olumsuz tavırlar,özgürlük elde etme ve iki taraflı vurma bahanesi…

*Bir taraftan Avrupaya bağlama çabası içerisine girilirken,diğer taraftan da İslam dünyasından koparılıyordu.

-Fırsatları kollayan kemal paşa,kazım ve ismetin münakaşasının sonunda içindekini ortaya döktü;

-“Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız.Mecvut kudret ve prestijimizle bugün bu inkilabı yapmazsak,başka hiçbir zaman yapamayız.”[4]

Ve her şey şu üç maddede toplanıyordu:

1-İslamiyet ilerlemeye engeldir.

2-Arap oğlunun yavelerini Türklere öğretmeli.

3-Hocaları toptan kaldırmalı.[5]

*Mehmet Akifin oğlu askeriyeden kaçar,suçu ise bir askere tefsir dersi vermesidir.

Bunun yüzlercesi bu vatanda yaşanmıştır.

-Nitekim Karşısında bulunan suçluyu sorgulamaktadır.

Evladım sen Allah demişsin,dosyanda yazmaktadır.

Vatandaş ise ne kadar Allah demedim desede,Hakimin ısrarı üzerine artık dayanamayan vatandaş şöyle bir müdafaada bulunur;

-Hakim bey! Ben Allah demedim,Allah diyenin Allah belasını versin!!!

*İstanbul gazetelerini susturmak için,gazete sahiplerini sorguya çeken istiklal mahkemesi,ikinci millet meclisinin güveninden ziyade,m.kemal paşanın emrine kul olan zatlardı.

*Ankaraya girişi yasaklamak amacıyla veba vakası tesbit edilmiş bahanesi uydurulmuş,8 gün girişler yasaklanmıştır.Bu da sırf istiklal mahkemesinin halkı korkutmak için baş vurduğu bir tedhiş hareketidir.[6]

Bu iş için üç tane eşkıya,üç aliler yetiyordu.

*Maalesef savaşta kazanılan prestij;istiklal mahkemesiyle kaybedilmiş,nefrete dönmüştür.

Fevzi paşa ise maalesef bu konuda çekimser kalmıştır.

Acaba kendisinden,kendisinin de aynı akibete uğramasından mı korkuyordu?

-Ordu istanbulda padişah lehine yapılacak bir isyan ve ihtilalde onları yok etmek üzere hazırdı.

Sanki bir çok düşman kovulmuş,ondan daha dehşetlisiyle karşılaşılmıştı.

Hatta bu amaçla kemal,padişahlık ihtilali çıkarmak için çabalıyordu.

Göz dağı verilmesi düşünülüyordu.

Geriye atatürkü büyütmek kalıyordu.

O her yerdeydi.Tüm başarılar ona aitti.

Muhalifleri ise hep başarısızdı.

Başarılı olanlar da yaftalamalar ve iftiraya zorlamalarla devre dışı bırakılıyordu.

*Cumhuriyet ankarada öylesine bir oldu bittiyle ilan edilmişti ki;İstanbul gazetecileri dahi onu atılan 101 pare top sesinden öğrenmişlerdi.Bu kadar acelenin sebebi ne olabilirdi acaba?[7]

Rakip olacaklara duyurmamak…

Tek adam.Tek şef.Tek diktatör.Rakipsiz despot bir yönetim.

*Vatanı kurtaranlar vatan haini addedilmiş,millet kin ve nefretle doldurulmuş, patlayacak hale getirilmişti.

Amaçta zaten bu idi.

Bir ayaklanmayı Tahrik edip,susturulması gerekenleri susturmak,çivisi çıkmış tutmayan rejimi perçinlemek…

Cumhuriyet dönemi,entrikalar dönemidir.

Kuruluşundan zamanımıza kadar hep entrikalarla ayakta kalmıştır.

Rakiplerini o bahane ile devre dışı bırakmıştır.

*Sivas kongresinde m.kemal ve rauf beyle beraber imzaladıkları bir mektupla Amerikan senatosundan Amerikan mandalığını taleb ediyorlardı.

Ancak onun yerine gizli olarak İngiliz mandalığı gerçekleşmiş oldu.[8]

*Atatürk görüşlerini kabul ettirmek üzere ispirtizma yapmıştır.[9]

-“Büyük Deccalın, ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ, rivayetlerde “Deccalın bir gözü kördür”[10]diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.
Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler.
Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve talihli ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur-u İmân ve Kur’ân ışığıyla hakikat-ı hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır.”[11]

*Hilafet ve saltanatın kaldırılmasıyla birlikte,İslam dünyasıyla bağımız kopmuş,büyük devletten küçük bir devlet haline dönüşmüş,hanedanın sürülmesiyle onlara aid olan bir çok değerli eşya ve mülkler Yahudilere hiç fiyatına,haraç mezat satılmıştır.

Devlet talan edilmiştir.

Kan üzerine yeni bir devlet kurulmuş,ordu da keyfi yönetimin mükemmel bir aleti olarak kullanılmıştır.

*Atatürkün tüm icraatı yine kendisinin karabekire söylediği ve tüm muhaliflerine göz dağı mahiyetindeki şu sözde gizlidir:”Millette ancak bir gazi olur.”[12]

*kemali sivasta tutuklamayı düşünen Fevzi paşa buna gerekçe olarak onun;ihtiraslı, çıkar düşkünü ve diktatörlüğünü gerekçe göstermektedir.[13]

Ancak KADER!!!…

O zamandan bu zamana söylenen hep şu oldu;

“İstiklal savaşını bunun için mi yaptık?”

*Halk partisi tüm Türkiyeye kirli taşlarını döşemeye başlamıştı bile…

4 haziran 1924 günü izmirde yapılan toplantı belgesinde:”İlçeye ait “la-dini” ve “la-ahlaki” (din ve ahlak dışı) mahfel yapılana kadar uygun görülecek yerde toplanılması…”[14]

-İzmirde yunan sanki denize değil,toprağa dökülmüştü.

*Ve ardından yalakalık dönemi başlayacaktı.

Yalakalık yapanlar terfi ettirilirken,yapmayıp tenkid edenler –ölümde dahil- ağır şekilde cezalandırılacaklardır.

*Cumhuriyet neyle hatırlanır denirse derim ki;

O kadar lekeli şeyle anılır ki;asırlara dağıtılsa yeter.

Evvela anılacak olanlar devre dışı bırakılmış,ortadan kaldırılmış,aleyhlerine propağandalar yapılmıştır.

Moğollar öldürme ve kitapları yok edip yakmayla anıldılar.

Cumhuriyette;entrikalarla,faili malum ve meçhullerle,kitap yakma,satma,dili değiştirip yok etmelerle,camileri kapamakla,edirneden karsa kadar darağaçlarıyla,bin yıllık birikimi bitirmekle,dış düşmanın yapamadığını içten yıkmakla,insanlık tarihinin mecrasını değiştirmekle ve münafıkane faaliyetlerle anılır.

Tamiri 300 yılda yapılamayacak Tahriblerle…

Asırların yazmakla bitiremeyeceği kirli oyunlarla…

Hem tükettikleri hem de ürettikleriyle…

Rasulullahın haber verdiği dehşetli şahsiyet ve faaliyetleriyle…

Bediüzzamanın haber verdiği,Dinsiz Gizli Komitesiyle…

*Bediüzzaman bir asırlık cumhuriyet yönetimi altında yapılanları aslında dört madde de özetlemiştir:

”Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.

…..Efendiler! Otuz kırk seneden beri ecnebî hesabına ve küfür ve ilhad namına bu milleti ifsad ve bu vatanı parçalamak fikriyle, Kur’ân hakikatine ve İmân hakikatlerine her vesileyle hücum eden ve çok şekillere giren bir gizli ifsad komitesine karşı, bu meselemizde kendilerine perde yaptıkları insafsız ve dikkatsiz memurlara ve bu mahkemeyi şaşırtan onların Müslüman kisvesindeki propagandacılarına hitaben, fakat sizin huzurunuzda zâhiren sizinle bir kaç söz konuşacağıma müsaade ediniz. (Fakat ikinci gün beraat kararı o dehşetli konuşmayı geriye bıraktı.) “[15]

MEHMET ÖZÇELİK

06-03-2015

 

[1] Kızıl Pençe.M.Armağan.1.

[2] age.101.

[3] age.102-3.

[4] age.107.

[5] age.108.

[6] age.149.

[7] age.156.

[8] age179.

[9] age..175.

[10] Buhari, Fiten: 26, Enbiya: 77; Müslim, Fiten: 100, 109; Ebû Dâvud, Melâhim: 14, Sünnet: 25; Tirmizi, Fiten: 56, 62; İbni Mâce, Fiten: 33; Muvetta, Sıfatü’n-Nebî: 2; Müsned, 1:176, 182, 240, 311, 2:22, 27, 37, 39, 122, 124,127, 131, 144, 154, 149, 3:79, 103, 115, 173, 233, 333, 4:139-140, 5:13, 383, 397.

[11] Şualar | Beşinci Şuâ | 513-4, 506, Sözler | Yirminci Söz | 234.

[12] age.191.

[13] age.191.

[14] age.207.

[15] Şualar | On İkinci Şuâ | 256-7.

 

No ResponsesMart 6th, 2015

28 ŞUBAT VE GÖTÜRDÜKLERİ

28_subat

28 subat ve derin devlet

 

No ResponsesŞubat 28th, 2015

DEVLET VE MHP BU MU ?

DEVLET VE MHP BU MU ? – Sesli Dinle-

Normalleşen Yeni Türkiye’nin “kişiye özel devlet imajından kurtulması” olarak yorumlanan gelişme sosyal medyada büyük destek gördü.[1]

*”MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yeni yıl mesajında, dün Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılan MGK toplantısını eleştirerek, “Ne acıdır ki, kaçak ve karanlık sarayda Atatürk resmini asmadan toplanan MGK’nın gerçek ve hakiki gündemi sanaldır, millet ve devlet menfaatiyle asla bağdaşmamaktadır” dedi.”[2]

Mhp bu mu?

Mhp solun sağ kolu mu?

Türkiye-yi sağdan ve soldan kuşatmanın diğer bir adı ve yöntemi.

*”Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “Son dönemde ülkemizde demokrasi ve özgürlükler alanında yaşanan normalleşme süreciyle birlikte toplum olarak birtakım vesayetçi zihinsel bariyerlerin aşılmasında önemli ilerlemeler kaydetmiş olduğumuz kanaatindeyim” dedi.”[3]

*Hep anlatıyorum;Türkeş-in ölümü üzerine hafta başını bekleyip başsağlığı dilemek üzere okulumuzda bulunan değerli ve maneviyatçı mhp-nin ikinci adamı öğretmen arkadaşa baş sağlığı dilemeyi düşünüyordum.

Baş sağlığı dilediğimde hayrette kaldığım şu cevabı vermişti;

-“Boş ver hocam ya..iyi ki öldü.Eğer ölmeseydi Mhp-yi Atatürkçü yapacaktı.”

*Mhp aslan postunda görüntü vererek,neye büründüğünü gösterememe sıkıntısı mı yaşamaktadır?

*Oyuna her an açık bir kapısı bulunmakta mıdır?

*Chp nin değirmen suyuna giren paralel yapı veya chp-yi kendi değirmen suyuna getirdiğini düşünen paralel yapı gibi,mhp-de acaba her an chp-nin değirmen suyuna açık bir parti midir?

*Mhp-nin takdir edilecek olan en önemli işi, kendi gençliğini sokağa dökmemesi olmakla beraber,Bahçeli beyanatlarıyla adeta içinde bulunanların hırçınlık yapmasına sürekli kapı açmaktadır.

Saldırgan bir tavır sergilemektedir.

Projesi olmayan,şiddet konuşmaları yapmaktadır.

*Genel kurmay başkanını tenkid ederken,adeta darbeci genelkurmay başkanlarına hasretini dile getirmektedir.

Darbeye davetiye çıkarmaktadır.

Mhp kimliğini mi bulmalıdır yoksa kimliğine mi kavuşmalıdır?

Mhp kimlik problemi yaşamaktadır.

Bir türlü ne olduğunu net olarak göstermemektedir.

Bir yandan erkeklik yaparken,diğer yandan devletin ve genelkurmayın erkekçe Süleyman Şahın türbesini korumalarını tenkid etmektedir.

Mhp-de chp gibi kaostan mı beslenmektedir?

Hükümetin devrilmesi için adeta sağdan da soldan da memleketin kaybı bile düşünülmektedir.

Mhp milliyetçi mi,maneviyatçı mı,Atatürkçü mü,ulusalcı mı yoksa hepsi mi?

Eğer hepsi ise,o zaman o hiçbir şey değildir…

*Solu ve şimdilerde paralel yapıyı anlıyorum da,mhp-yi anlamaya çalışırken,bir türlü o kendisini anlatamamaktadır.

Gençliğin cevvaliyetinden istifade etmeye çalışmaktadır.

Maneviyatı da yüzüne gözüne bulaştırarak…

Çok değerli insanlar da harcanmaktadır.

*********************  

Türkiye bir asırlık kimlik çöküntüsünden kurtulamamaktadır.

Kişilik sorunu yaşanmaktadır.

Manevi çöküntü içerisinde bulunmaktadır.

Hala aslan postundaki koyun melemeleriyle yaşamaktayız.

Utanmadan köşk tartışması yapılmakta,ecdadtan ders alınmamakta ve dünyanın öbür ucundan menfaat için gelen abd-ye ses çıkarmazken,askerin korunması için yapılan operasyonu bir türlü hazmedememektedir.

Türkiye kısırlaştırıldı.

Bir asırdır yerde sürünenler bir türlü ayağa kalkamamakta,kaldırmaya çalışanlara da direnmektedirler.

İzzet ağır gelmektedir.

Tıpkı Musanın kavmi gibi,firavun korkusu ve baskısı ruhları yaralamakta ve kanatmaktadır.

Toplum silkelenmeli,daha ağır bir tokat yemeden…

Kişiliğini bulmalı,tamamen kaybetmeden…

Zilletle yaşamaktansa,izzetle ölümü tercih etmelidir.

MEHMET ÖZÇELİK

25-02-2015

 

[1] http://www.yeniakit.com.tr/haber/ak-saraydaki-ilk-mgkda-dikkat-ceken-ayrinti-43736.html

[2] http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1261111-bahcelinin-ataturk-tepkisi-bosa-cikti

[3] http://www.habervaktim.com/haber/401140/avci-egitim-sisteminde-hasar-buyuk.html

 

No ResponsesŞubat 25th, 2015

Maide-17-19

No ResponsesŞubat 19th, 2015