ZULÜM BAŞINA ADALET KÜLAHINI GEÇİRMİŞ

ZULÜM BAŞINA ADALET KÜLAHINI GEÇİRMİŞ

“Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş. Hıyanet, hamiyet libasını giymiş. Cihada, bağy ismi takılmış. Esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.”[1] Evet maalesef zulümler adaleti temin maksadıyla yapılmaktadır.

Ferdi olarak olduğu gibi, devletler çapında da bu ad verilmektedir.

-ABD ve İran destekli Şii güçler Irak’ta 3,5 Sünni Müslümanı tehcir etmiş, 2 milyona yakın Sünni’yi ise beraberce katlederek günümüz Şii Irak yönetimini kurmuşlardı. IŞİD ise buna tepki olarak güçlenmişti.

Madeleine Albright: “Irak’ta 500 Bin Çocuk Öldürdük, Buna Değdi”

ABD Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’e ait ses kayıtları büyük tartışma yarattı. Albright ses kaydında Irak’ta ABD politikaları nedeniyle 500 bin çocuğun öldürüldüğünü ve bunun başarı için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu belirtiyor.[2]

-Dünyanın iki yüzlülüğü, açık Türk düşmanlığına şu bilgi ve belgeler ışık tutmaktadır.

  1. İngiltere, sömürgesi altındaki Avustralya’da 750 bin yerli Aborjin’i gözlerini kırpmadan öldürdü. (Ama İngiltere’ye soykırım lafı edilmiyor.)
  2. Amerika; 25 milyon kızıl deriliyi katletti. Kızıl derililer aç kalsınlar, ölsünler diye 65 milyon Bizon’u öldürdü. Japonya’ya attıkları Atom Bombasıyla yüz binlerce insanı yok etti. Kamboçya’da, bazı Afrika ülkelerinde ,Afganistan’da, Irak ve Suriye’ de dökülen kanların sorumlusuyken; P.K.K ya verdiği desteklerle binlerce insanın ölümüne sebep olan( Amerika’ya soykırım suçlaması yok.)
  3. Hitler Almanya’sı 17 milyon insanı öldürdüğü, fırınlarda 2 milyon insanı yaktığı  halde (Ama Almanya’ya Soykırım suçlaması yok)
  4. Ermenileri kışkırtarak Anadolu’da kan dökülmesine sebep olan ve 1 milyon Cezayirliyi katleden(  Fransa’ya soykırım suçlaması yok.)
  5. Rusya’da Stalin 50 milyona yakın insanı öldürdü. Bunların yarısından fazlası Türklerdi.(Ama Rusya’ya soykırım suçlamasında bulunmuyorlar.)
  6. Mao yönetiminde ki Çin’de 50 milyon insan katledildi.(Ama Çin için her hangi bir soykırım suçlaması yok.)
  7. Sırbistan’da 200 binden fazla Bosnalı öldürüldü.(Ama Sırbistan’ a soykırım suçlaması yok.)
  8. Resmi belgelere dayanarak açıklamalarda, Ermeniler yüz binlerce Türk’ü acımadan, çeşitli işkencelerle öldürmesi gündemlerde yok. Hamile Türk kadınlarının karnında ki çocuk için iddialara girip, karınlarını yardıkları, doğmamış bebekleri süngülerinin uçlarına takmaları, Türk’leri canlı canlı kazığa oturtmalarını görmek istemeyen vampirler, (Ermenistan için soykırım suçlamasında bulunmuyorlar.)[3]

8 dakikada 80 bin kişi hayatını kaybetti.

Hiroşima’ya atom bombası atılmasının üzerinden 71 yıl geçti. ABD’nin Japon şehrine attığı 3 metre boyundaki bomba, sadece 8 dakika içerisinde 80 bin kişinin hayatına mal oldu, on binlerce insanı sakat bıraktı. Japonlar bugün, Hiroşima’ya akın ederek, tarihlerinin acı sayfasını anıyor.[4]

*Ne gariptir ki, teröristlerin yani pkk- nın temsilciliğini yapan, aslında onların vekilleri olan Selahattin Demirtaşın Gaziantep-teki bombalı saldırıda taziye evinde hep beraber birlik verelim, sözündeki hilesi, tamamen Pkk-ya gösterilen infialleri ve tepkileri durdurmaya yöneliktir.

Tamamen sinsice bir davranıştır.

*Yıl 1944, 144 Azeri kardeşimizin Boraltan Köprüsünü geçerek Türkiyeye sığındıktan sonra , Milli Şef’in (İsmet İnönü-nün) emriyle Ruslara teslim edip ölümlerini izlediler. Teslim edilmeden önce Azeri ablamızın :
-” Bizi siz öldürün de Ruslara teslim etmeyin. “dedi.

Bu devletin adalet görüşü namına yapıldı.

*Nuh aleyhisselâm sonunda şöyle dua etmişti: “Ya Rabbî! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma! Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlâksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler. Ya Rabbî beni, annemi, babamı ve evime mü’min olarak girenleri, erkek ve kadın bütün mü’minleri affet. O zalimleri ise, daha da beter, daha da perişan eyle!” (Nuh 71/26-28).

*İmam-ı Ali, Ebu Hureyre ve İbn-i Abbas‟ın (R.A.) rivayet ettiği bir hadîste şöyle varid olmuştur:

“Ahirzaman‟ın harbi cihan harbidir. Çok kimselerin öldürüldüğü iki büyük harbden sonra bir üçüncüsü daha olacak. ikinci cihan harbinin ateşini yakan (başlamasına sebeb olan) “Büyük Reis” künyesinde bir adamdır ki dünya onu “Hitler” ismiyle çağırır.”[5]

-Aslında ahirzaman bütün asırların iyi ve kötü yönde, zulüm ve mazlumluk yönünde zirveye çıktığı bir asırdır.

Bütün asırların kirini birden kusacaktır.

MEHMET ÖZÇELİK

22-08-2016

[1] Bediüzzaman. Mektubat, Sayfa 456.

[2] http://www.haksozhaber.net/irakta-500-bin-cocuk-oldurduk-buna-degdi-63580h.htm

http://www.sabah.com.tr/dunya/2014/11/25/irakta-5-ayda-bin-500-cocuk-oldu

[3] http://www.mucur24.com/yasam/soykirim-iddialari-ve-rezaletleri/241/

http://www.soykirimgercegi.com/newsdetail.asp?id=403

http://www.soykirimgercegi.com/newsdetail.asp?id=983

http://m.turkinfo.nl/iste-avrupanin-soykirim-karnesi/10638/

http://asyaahileri.com/bati-nin-soykirim-haritasi-hayli-kabarik_m73.html

http://vatanseverinsesi.com/bize-soykirim-yaptiniz-diyen-almanya-nin-yahudilere-yaptigi-soykirim-goruntuleri-18

[4] http://www.yenisafak.com/dunya/8-dakikada-80-bin-kisi-hayatini-kaybetti-2507353

[5] El- Mehdiyyul Muntazar Alel Ebvab.

No ResponsesAğustos 26th, 2016

KISA…KISA….

KISA…KISA….

* 15 Temmuzdan bu yana Abd-ye toplumda kin ve nefret oluşmuşken, tam da – SECOND ONE MİNUTE – deme zamanıdır.

Abd iki yüzlülük yapacak, masum pozisyonuna bürünecektir. Ancak keçinin arkası gibi ayıbı açıktır.

Abd güçlünün yanındadır. Mısır da olduğu gibi.

Türkiye-deki darbenin başarısız olmasından dolayı üzülmüş, eğer başarılı olsaydı, darbe yapanlarla beraber hareket edecekti.

*Temmuz darbesinin ertesinde 3 bin kadar hakim ve savcı görevden alınmış ve bu gün itibarıyla -24-8-2016- 3 bine yakın daha hakim ve savcı görevden alınmış olduğu haberi bildirildi.

Bu bir sevinme ve oh olsun demek değil, belki içlerinde suça bulaşmamış insanlar da bulunmuş olabilir ancak genel olarak bir hakikatı ifade etmek için söyleyebilirim ki, ilk ve son haberi duyduğumda ilk tepkim şu olmuştu;

Bu İş Bitmiştir.

Derin devletin, gizli komitenin, Fetö-nün en son korunma ve korunduğu merkezi çökmüştür.

Millet bir asırdır ayak bağlarından son bağını da çözmüş ve de kurtulmuş oldu.

*Türkiye yıllardır hep savunmada kaldı.

Yanlış ve geç kalınmış bir durum.

Türkiye atakta bulunmalı.

Bu gün Cerablusa, suriye sınırına girdiği gibi, pkk-nın yuvalandığı kandile de girmeli, hava indirimi ile bitirilmelidir.

Bilmem nereden yani on binlerce km-den gelen abd- ye karşı, kendi meselesinin çözümü olan burnunun dibindeki pisliği temizlemelidir.

Ordu ayağa kalkmalı, dışarıya karşı aktif hale getirilmelidir.

Ordu sadece beslenmemeli, beslendiğini özellikle dışta operasyonlar ile harcamalıdır. Yediğini helal ettirmelidir.

*Soruşturma açmak, soruşturmak ak partinin millet namına namusu ve şerefidir.

Ak parti yöneticileri namus ve şerefine sahip çık.

Ak partinin namus ve şeref meselesini, partinin yöneticilerine hatırlatıyorum. Bu aynı zamanda temsil ettikleri milletinde namusudur.
ne mi?
Abdurrahman Yalçınkaya, Yargıtay Cumhuriyet eski başsavcısıdır.
Türkiye-yi ve de partiyi uçurumun kenarına getiren bu insanın dosyasını açmak, soruşturmak ak partinin millet namına namusu ve şerefidir.
Ak parti yöneticileri namus ve şerefine sahip çıkmalıdır.

*FETÖ elebaşı Fethullah Gülen, CIA tarafından tasarlanan uzun süreli bir planın baş oyuncusuydu.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ele başı Fetullah Gülen‘in gizli ve karanlık ilişkilerinde her zaman uluslararası siyonist lobiler ve Yahudi cemaatleri baş rol oynadı. 1960’lı yıllardan itibaren devlet kurumlarının içine sızma ve devleti içerden ele geçirme görevi verilen Gülen’in, MOSSAD tarafından desteklendiği 12 Mart muhtırasından sonra sıkıyönetim komutanlığı tarafından hazırlanan raporda yer aldı.

Atatürk’ün Selanik’teki öğretmeni Şemsi Efendi’nin kabrindeki mezarlıkta “Sabetay Sevi’nin ve takipçilerinin gizlilik ilkesini” tarif eden şöyle bir ifade vardır:

“Sakladım./Gizli tuttum./Söylemedim./Uyuttum.”

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ele başı Fetullah Gülen’in adı, İsrail İstihbarat Servisi Mossad’ın “desteklenmesini istediği gruplar” arasında geçti. 12 Mart muhtırasından sonra Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından hazırlanan istihbarat raporunda dini görünümlü örgütlere dikkat çekilerek Gülen hareketinin Mossad tarafından desteklendiği şu sözlerle dile getirildi: “Edirne ve Kırklareli’ndeyken cemaatin içinde yeni bir tarzın temsilciliği olacağını beyan etti. Etrafındaki yetiştirdiği zeki ve akıllı öğrencileri yetiştirerek devletin önemli kademelerine yerleştirmeyi hedefliyordu.”

FETÖ elebaşı Gülen’in, Musevi cemaatleriyle ilişkisine diğer bir delil de sahte mesih Sabetay Sevi’ye inanan insanlarla kurduğu ilişkilerdi. Gülen, İzmir’de vaiz olarak görev yaptığı yıllarda sahte mesih Sabetay Sevi’nin evini ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Sevi’nin evine yaptığı ziyareti özel bir sohbette anlatan Gülen’in söyledikleri sohbete katılan bir kişi tarafından kayda alındı.

Gülen’in Siyonist lobilerle olan ilişkisi, 28 Şubat sürecinde doruğa ulaştı.

-Dünyanın ömrü kaldığı sürece fetö terörle anılacak ve de kıyametin on büyük alametinden biri olan yecüc-mecüc başı olarak söylenecektir.

“Hz. İsa geldiğinde derin imanı ve hikmeti ile nuru olan müminler tarafından hemen tanınacaktır. ‘Muhterem Gülen sen bizim mesih’imizsin’ dediler. Şaşkınlıklar içerisinde kaldım.”[1]

*Semih Terzi’nin 2014 Ağustos ayında Yüksek Askeri Şura kararları kapsamında İstihkâm Kurmay Albaylıktan Tuğgeneral rütbesine yükseltilen isimler arasında olmasıydı.

Semih Terzi’yi darbe öncesinde en iyi tanıyan sivillerden birisi Süleyman Yeşilyurt. Adı geçen şahıs gayri Müslümlerle ve masonlarla ilgili yazdığı kitaplarla tanınıyor.

Süleyman Yeşilyurt’un anlatımına göre “ Albay Semih Terzi, ‘Pensilvanya Canbazı’ adlı kitabı basılmadan önce kapak tasarımını Semih Terzi’ye gösteriyor. Semih Terzi kapak tasarımının çıktısını gördüğünde Süleyman Yeşilyurt’a, “Bugüne kadar sana ağabey diyordum. Sen nasıl kâinat imamına bunu dersin? Nasıl onu böyle aşağılarsın? Kâinat imamı hakkında böyle kitap yazamazsın! Bunun hesabı çok ağır olur” diye tepki göstermiş ve kendisini açıkça tehdit etmiş.

(Genelkurmay’a İlk “Sızıntı” Semih Terzi’yle Gerçekleşti)[2]

*Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Macit, İslam kelamı üzerine çalıştığını, 1990’dan sonra uluslararası stratejide dinin ve kültürün yeri üzerine çalışırken RAND Corporation gibi strateji araştırma merkezlerinin raporlarında Fetullahçı Terör Örgütü’ne ilişkin değerlendirmeler gördüğünü söylüyor:

“Bütün İslam coğrafyasında değişiklik yapmaya çalışıyorlar. Türkiye üzerine faaliyet gösteren istihbarat kuruluşları, İslam coğrafyasındaki ortaklarını zikrederken, FETÖ’ nün ismi geçiyordu. Bu önerilen strateji Türkiye’de muhafazakâr İslam’ın, burada kastedilen Erbakan geleneğidir, tasfiye edilmesini öngörüyordu. Diğer hedefleri radikal hareketlerin yanlışlarının ve suçlarının deşifresi; ılımlı hareketin bütün söylemlerinin desteklenmesi; laik çevrelerin iyice politize edilmesi ve tamamen laik safa ilerletilmesi; milliyetçi kesimi kapsamak için İslam öncesi tarihe atıf yapılmasıydı. O dönemde denk geldiğim bir diğer belge ılımlı İslam ağına ilişkindi. Bu raporların tarihi 1996- 1998. Bunu görünce bunun hayra alamet olmadığını, radikal hareketler kadar problem olduğunu, stratejik bir araç için kullanılacağını yazdım.[3]

*Selattin Demirtaşın bombalı saldırıda hep beraber birlik verme hilesi, tamamen Pkk-ya gösterilen infilalleri ve tepkileri durdurmaya yöneliktir.

Tamamen sinsice bir davettir.

*Darbe girişimi başarısızlığa yönelik bir girişim değildir.

Ancak başarısız olduğunda b planı olarak her iki durum için de geçerli olan iç savaşın çıkmasına yönelik bir harekettir.

Birinci amaç Erdoğanı devre dışı bırakmak, idareye el koymak, bunun kabul görmemesi ve karşı konulması halinde de iç savaşı çıkarmak idi.

Bir diğer hile ise, başarısız olunduğunda, kurumlardan atılanlar güruhundan oluşturulacak memnuniyetsizlerle mevzii huzursuzluklar oluşturmaktır.

Bir diğer düşünce ise, başarılı olma halinde Pkk- Daeş- Abd-İngiltere-İsrail memnuniyeti göz önünde bulundurulacaktı.

Aksi durumda zaten hazır bekleyen bu grupların tekrar saldırısı sağlanacaktı.

* DECCALIN ÖZELLİKLERİ:

Hadiste otuz kadar deccal ve kezzab çıkacaktır.

Ebu Hureyre (Radıyallahu anhu) şöyle dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İki gurup savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Aralarında büyük ölümler olur. Davaları birdir. Otuz taneye yakın yalancı Deccallar gönderilmedikçe kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri, kendini Allah’ın Resulu zanneder.” (Buhari)( Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.)

1- Deccal kendini ilk önce peygamber ilan edecek
Kaynak: İbn Mace, Sünen, hadis no: 4077; İbn Kesir, el-Fiten ve’l-Melahim, 1/32.

2- Deccal bir süre sonra kendini Rab ilan edecek
Kaynak: İbn Ebi Şeybe, Musannef, hadis no: 38635; Abdürrezzak, Musannef, hadis no: 20828 İbn Mace, Sünen, hadis no: 4077

3- Deccal ağlayıp inleyen, üzüntülü, kederli bir görüntüye sahiptir.
Kaynak: İbn Ebi Şeybe, Musannef, hadis no: 38791; İbn Mace, Sünen, hadis no: 4074.

4- Deccalin karargahı köşk şeklinde bir Hristiyanların manastırıdır.
Kaynak: Suyuti, Dibac ale’l-Müslim, 6/261; Müslim, hadis no: 2942; Avnu’l-Mabud, 11/317; Es-Sünen el-Varide Fi’l-Fiten, 6/1149.

5- Deccalin karargahı güneşin batım tarafında bir adada bulunacak.
Kaynak: Suyuti, Dibac ale’l-Müslim, 6/261; Müslim, hadis no: 2942; Avnu’l-Mabud, 11/317; Es-Sünen el-Varide Fi’l-Fiten, 6/1149.

6- Deccal bütün ruhu canı ile, her şeyi ile yalancıdır, hakikati farklı suretlere sokup işin içinden çıkılamayacak duruma getirendir.
Hadis-i şerif

7- Deccalin her şeyden çok şikayet eden bir görüntüsü vardır.
Kaynak: İbn Mace, Sünen, hadis no: 4074; İbn Ebi Şeybe, Musannef, hadis no: 38791.

8- Deccal ayaklarının arası ayrık şekilde yürüyecek.
Kaynak: Ebu Davud, hadis no: 4320; Mervezi, el-Fiten, 2/519.

9- Deccalin askerleri kendilerini birşeylerin arkasında gizleyen tipler olacak(takiyye, gizleme)
(Hadis meali)
Ebu Davud hadis no:4328, Müslim hadis no: 2942

10- Deccal ve askerleri aşırı iftiracı ve hakikatları çarpıtan kimseler olacak
(Hadis meali)
Kaynak: ithafu’l-cemaa bima var fi’l-fiten ve’l melahim 3/85

11- Deccalin askerleri bütün ruhları ile deccale casusluk yapan casus kişiler olacak.
(cessase hadis)
Kaynaklar : Ebu Davut hadis no:4328
Müslim no:294
islamlarda çıkar aldatmakla iş görür..!

12- “Kim deccalı duysa ondan yüz çevirsin. Vallahi, kişi onu mü’min zannederek ona tabi olur. Sevk ettiği şüpheli şeylerin ardına düşer.”
(Ebu Davud, Melahim, Hadis No: 4319)

17- Deccale inanan, onu tasdik edip ona tabi olanlar ne kadar salih amel işlerlerse işlesin hiçbir fayda vermeyecek, deccali yalanlayanlar ise geçmişte işledikleri günahları affedilecek.
Kaynak: el-Müstedrek, 1/330; Taberani, Mucemu’l-Kebir, hadis no: 6815

18- Tahkiki imana ermiş olanlar “Bu herif her şeyi ile yalancıdır ve Allah Rasulü (SAV) bize sizden haber vermişti ve bizi ve evlatlarımızı uyarmıştı. Sizin bizim yanımızda yeriniz yok. Sizler sadece şeytan ruhlu kimselersiniz; bu deccal de Allah’ın cc. düşmanıdır.” diyecekler.
Kaynak: Mervezi, el-Fiten, 2/538.
20- Deccali bu kadar büyülten ve yücelten askerlerinin ona olan sevgisi olacak.

Kaynak: el-Müstedrek, 4/507

21- Müminler deccalden büyük zarar görecekler.
Kaynak: İshak b. Raveheyh, Müsned, hadis no: 262

22- Deccal kendine uyanları zengin edecek, uymayanları batıracak. 
Kaynak: İbn Mace, Sünen, hadis no: 4077.

23- Deccale en çok tabi olanlar Yahudiler ve kadınlar olacak
Kaynak: İbn Ebi Şeybe, Musannef, hadis no: 38633; Taberani, Mucemu’l-Kebir, hadis no: 8409.

24- Deccalin askerleri arasında Mecusiler, Hristiyanlar ve acemler de olacak.
Kaynak: İbn Kesir, el-Fiten ve’l-Melahim, 1/60.

25- Deccalin ordusuna müşrikler, kafirler, münafıklar ve fasıklar katılacak.
Kaynak: el-Müstedrek, 4/542; Müslim, hadis no: 2943;

26- Deccale tabi olacak olan müslümanlar günde üç vakit namaz kılanlar yani namazları vaktinde kılmayıp cem ederek kılanlar olacaklar.
Kaynak: el-Müstedrek, 4/468

27- İslam ümmetinden deccale tabi olanlar Kur’an’ı okuyan ama ondan bir şey anlamayan kimseler olacak.
Kaynak: Abdürrezzak, Musannef, hadis no: 20790; Müstedrek, 4/486

28- Deccalin askerlerinin bir bölümü İslam ümmetinden olacak.
Kaynak: Abdürrezzak, Musannef, hadis no: 20825

29- Yeryüzündeki etkisi, fitnesi ya da hakimiyeti, 40 yıl, ay ya da gün sürecek.
Kaynak: İbn Ebi Şeybe, Musannef, hadis no: 38661; Müslim, hadis no: 2940.[4]

MEHMET ÖZÇELİK

24-08-2016

[1] http://www.haber7.com/guncel/haber/2089342-fetonun-karanlik-dunyasi

[2] http://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/genelkurmaya-ilk-sizinti-semih-terziyle-gerceklesti/

[3] http://www.yenisafak.com/gundem/fetonun-alevi-kumpasi-2515999

http://www.gercekhayat.com.tr/gundem/fetonun-alevi-kumpasi/

[4] http://www.mygaste.com/gulen-deccal-mi-inanilmaz-benzerlik-3127

http://adar.org.tr/tr-TR/haberler/363/deccal-kendini-ilk-once-peygamber-ilan-edecek

http://www.halaskardergisi.com/deccal-neye-benziyor/

https://www.facebook.com/Sohbet.meclisi34/posts/882933431841078

http://mehdiveahirzaman.com/?p=675

 

No ResponsesAğustos 25th, 2016

İÇTEN KUŞATILAN İLÂHİYAT

İÇTEN KUŞATILAN İLÂHİYAT

Dıştan engellenmeye çalışılan ilahiyat sahası, aşılan engeller sonucu açılışı sağlanmıştır.
Ancak ondan daha tehlikelisi ise içten kuşatılmaya, sulandırılıp bozulmaya çalışılmasıdır.

-Farklı anlatımı deneyen ilahiyatçıların en büyük hatası, tashihe ve ıslaha yönelik bir davranış içerisinde olmayıp, inkâr ve ifsada yönelik davranmalarından dolayıdır.

-Ne gariptir ki, Kur’an bizim diyenler onlarca eser yazıyorlar.
Peygamberi konuşturmayanlar ve de bu kadar konuşmamış diyenler maalesef kendileri 24 saat konuşmaktadırlar.
Kendilerinin kısır ve sınırlı konuşmalarından onlarca eser ortaya koyanlar, vahye dayalı peygamberi susturmaktadırlar.

*Buharî’ de görmek, aynı Sahabeden işitmek gibidir.”
*İster islami alanda , isterse islam dışı inkar alanında en büyük problem; anlamama veya anlayamamadan dolayı inkâra gidilmesidir.
Oysa bunun en güzel çözüm yolu ise, anlama yolunun takib edilmesi, anlamaya çalışılmasıdır.

*Tesettürde bozulma, defileler, modalar, ayak ayak üstüne atan okul müdiresi, vs, keyfiyet yerine kemiyet. Dar elbiseler.
İmam hatiplerdeki kalite yetersizliği ve örtünme problemleri.
Okulda örtülü, onun dışında açılma, az da olsa var.
İşte bu ve fazlası hep içten bozmaya yönelik işlerdir.

*İlahiyatçılar insanların ruh dünyasına girmeli. Vicdan denilen duyguyu harekete getirmeli. Yüz kapısı olan insanın ölene kadar mutlaka mevcut açık olan bir kapısını bulup, oradan girilmelidir.
İşte yaşanmış hayattan güzel bir örneği;
-15 Temmuz darbe yürüyüşünde ateist olan arkadaşının Allahu ekber deyişi onu şaşırttı.
Özür dileyen Volkan Ertit, “Son 2 senedir sizleri trollediğim için kusura bakmayın, ben de bu halk tarafından trollendim” diye yazdı.
İşte Ertit’in özür yazısı:
“ATEİST ARKADAŞIM ALLAH’U EKBER DİYE BAĞIRDI”

*Asrımızın en büyük diğer bir hastalığı da; kaderi inkârdır.
”Her ümmetin mecusisi vardır. Benim ümmetimin mecusileri ise ‘Kader yoktur.’ diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenazesine katılmayın, hasta olursa ziyaretine gitmeyin. Onlar deccal taifesidir. Allah’ın onları deccale ilhak ettirmesi (ona katılmış bir grup olarak değerlendirmesi) hakkıdır.”
*İslamın bazı meselelerini anlayamayanlar, onu anlamaya çalışırlarsa o zaman inkara gitmeyecek, belki hayretleri artacaktır.
Tıpkı; -Levlake levlake lema halaktül eflak-, Yani –Ey Habibim sen olmasaysın, sen olmasaydın varlıkları yaratmazdım.”

*Bir Müslüman için Hz. İsa ve İncile, Hz.Musa ve Tevrata iman etmek nasılki imanın şartlarından ve olmazsa olmaz şartlardan ise, aynı derecede Hristiyan ve Yahudiler için de Peygamberimize ve Kur’an-a iman etmekte olmazsa olmaz ve de imanın ana şartlarındandır.
”Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.”
Tefsirinde;- Cumhur, yani bütün tefsir âlimleri, bu âyetin Ebu Talib hakkında nazil olduğunu nakletmişlerdir ki, bunun dayanağı da Said b. Müseyyeb, Zührî, Amr b. Dinar ve Ma’mer’den gelen bir rivayettir. Demişler ki; Ebu Talib’in hal-i hayatında Hz. Peygamber “Ey amcacığım de.” Bu bir kelimedir ki, Allah’ın huzurunda bunun ben senin lehinde delil olarak kullanayım.” dedi. Orada Ebu Cehl ile Abdullah ibni Ebi Ümeyye de vardı. Bunlar “Ey Ebu Talib, Abdülmuttalib’in milletinden vaz mı geçeceksin?” dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de “Yasaklanmadığım sürece ben de senin için istiğfar edeceğim.” dedi. Sonra da işte bu “Peygamber ve müminler için müşriklere istiğfar etmek diye birşey yoktur.” âyeti ile “Muhakkak ki, sen kendi istediğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 28/56) âyeti nazil oldu.
Bu rivayetlere göre, bu âyetler ya Mekke’de nazil olmuş, ya da bu âyetlerin nüzulüne kadar senelerce Hz. Peygamber istiğfara devam etmiş demek olur ki, bunun ikisi de dış görünüşüyle akla uzak ihtimaller olarak görülmektedir. Bazı rivayetlerde de, bu âyetin Mekke fethinden sonra Hz. Peygamber’in, annesi Âmine’nin kabrini ziyaret edip ona istiğfar etmek istemesi dolayısıyla nazil olduğu kaydedilmiştir. Bazıları da bunun yukarıda söz konusu edilen “Onlara yetmiş kere istiğfar etsen de Allah onları affetmeyecektir” âyetiyle ilgili olarak nazil olduğunu söylemiştir. Abdullah b. Abbas’dan gelen bir rivayete göre; bir kısım müminler “Hz. İbrahim’in babasına istiğfar ettiği gibi biz de ölmüşlerimize istiğfar edelim.” demişlerdi, bu sebeple nazil oldu diye söylenmiştir. Bazı âlimler burada istiğfardan maksat namazdır, demişler. Gerçi cenaze namazı da ölü hakkında bir istiğfardır, fakat mağfiret istemek demek olan istiğfar, namazdan daha geniş ve daha genel anlamlıdır. Zahir olan da budur. “Onların cehennemlik oldukları kendilerine açıklandıktan sonra (artık istiğfar etmek yoktur.)”
*Şeyhulislam Molla Hüsrev Dürer kitabında;” Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebeb olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kafir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faydası olmaz.”

-“ Bu ümmetten* bir Yahûdî veyâ Hıristiyan, beni işittiği halde bana îmân etmeden ölürse, o ancak Cehennem ashâbından olur.”
*Hadîsde geçen ümmetten murâd, ümmet-i da’vettir. Ümmet-i da’vet ise, Resûl-i Ekrem (asm)’ın gelmesinden, tâ kıyâmete kadar olan zaman içindeki bütün insanlardır.
*Üstadımızın: “Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa’ya mensub Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir.”
İmam-ı Gazali’nin “Faysalü’t-Tefrika” adlı kitabından o kısmı okutmuştum.
“Efendim, keşke gazetedeki o yazıları bizimle görüştükten sonra yazsaydınız. Üstad Hazretleri itikaden Eşarî mezhebindendir. Biz ise Maturudî mezhebindeniz. Eşari mezhebi ile Maturudi mezhebi arasında bu konuda görüş ayrılığı var. Eşariler;
“Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları necat ehli kabul ederler.” dedim ve kendisine Mektubat’tan şu kısmı okuduk;
“Fakat zaman-ı fetrette “Biz Peygamber göndermediğimiz kavme azab etmeyiz.” (Âl-i İmrân, 3/64.) sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla’ ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.”
İmam-ı Gazali’nin “Faysalü’t-Tefrika” adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim. Faydalı olacağı ümidiyle o bölümü aynen buraya derc ediyorum.
“İnancıma göre, İnşaallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hıristiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır:
Hazret-i Muhammed’in (asm. ) ismini hiç duymamış olanlar.
Hazret-i Peygamber’in ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir.
Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El-Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.”
*İslamın tarlası başkaları tarafından çoktan sürülmüş, hala da sürülmekte, yaban otları ekilmektedir.
-İlahiyatçılara Moon çengeli..
Prof. Yaşar Nuri Öztürkün de aralarında olduğu pek çok ilahiyatçının Moon tarikatının yurtdışındaki toplantılarına katıldığı ortaya çıktı…
Ankara Sheraton Hotelde bilimsel toplantı bahanesiyle Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekeriya Beyazı tuzağa düşüren Moon tarikatı, ilahiyatçılara çok daha önceden çengel atmış. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Mehmet Erkal, İ.Ü. İlahiyat Fakül-tesi Dekanı Prof. Yaşar Nuri Öztürk, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Osman Zümrüt ile Marmara İlahiyat Fakültesin-den Prof. Salih Tuğun tarikatın yurtdışındaki toplantılarına katıldığı belirlendi. Prof. Saim Yeprem, Prof. Hulusi Yavuz, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Erdoğan Alkin, Prof. Kerem Doksat, Prof. Sebahattin Zaim ve Prof. Ergün Arıksal da toplantılara katılan isimler arasında. Prof. Dr. Salih Tuğ: Bunlar bilimsel toplantılardır. Kilise finanse ediyordu. Kilisenin arkasında da Moon denilen şahıs var. San Francisco ve Seuldeki toplantılara katıldım. Önceki toplantılara katılan Yaşar Nuri Öztürk, San Franciscodaki toplantıya da katıldı. Prof. Dr. Saim Yeprem: Romadaki toplantıya İstanbul ve Marmara üniversitelerinden grup olarak gittik. Toplantı Moonla ilgiliydi, ama akademikti. Yaşar Nuri Öztürk de defalarca bu toplantılara katıldı. Prof. Dr. Mehmet Erkal: Romada bir toplantıya katıldım. Kandırıldım. Prof. Dr. Hulusi Yavuz: Atinada bir toplantıya katıldım.
-Neden bir kısmı memnuniyetini dile getirirken, M. Erkal ise; neden, – Romada bir toplantıya katıldım. Kandırıldım.- demiştir?
-F. Gülen-in de Moon tarikatıyla ilgisinin olması düşündürse gerek!!!

MEHMET ÖZÇELİK
15-08-2016

No ResponsesAğustos 24th, 2016

DEHŞET….

DEHŞET….

-15 Temmuzla ilgili hatıralar anlatıldıkça dehşete düşülecek ve gerçek kahramanlar anlaşılacaktır.

Destanlar yazan bu milletin tarihine, şanlı bir destan daha eklenecektir.

-Paralel yapı her alanda kirli işe girmiş.

Böyle her alanda kirli ilişkileri olan bir yapıdan Mit-in haberdar olmaması çok manidardır.

Mit ile ilgili şüphelerimi her zaman sürdürdüm ve darbelerde önemli katkısının olduğuna inandım.

Darbe girişimi sonrası Mit-ten 100 personel görevden alındı.[1]

-Paralel yapı içerisindeki fuhuş yaygınlığı ise, fahişelere taş çıkartacak cinsdendir.

Bir FETÖ ablası dehşet verici  itiraflarında uygulanan Mut’a yani geçici nikahla bir çok kişilerle evlenip, onların hayatlarını bitiren uygulamalarını genişçe itirafının bir bölümünde “Baron Abiler, “Hizmet için evleniyoruz.” “Hoca Efendi(Feto) böyle uygun gördü” der ve kimse sorgulayamaz bu evlilikleri ve çarpık ilişkileri.!!! 3 Eşli en Önemli isimlerden birisi de Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Ekrem Dumanlıdır. 3. Eşi bir Yahudi kızıdır. 4 Aylık hamiledir.!!!

Ekrem Dumanlı. Zaman Gazetesinde 85 000 TL Maaşla çalışır. CIA Tarafından yetiştirilmiş, itikadı bozuk, Gece hayatı hızlı olan bir kişidir.!!!”[2]

-Paralel yapının en büyük başarısı, kendisine inanan ve güvenen milyonları boşluğa itmesi, onları manen çökertmesidir.

Belki de bunların bir kısmı saldırgan hale gelecek, kendi çevresine karşı sorumsuzca saldırıp, kavga edecektir.

-Darbe ile ilgili haberleri gün geçtikçe, okudukça, dehşete düşmemek mümkün değildir.[3]

-Fetullah Gülen’in babası Ramiz Gülen’in Erzurum’da Caferiye Camii’nde imam ve müezzinlik yapan Babası Güleni anlatıyor;” Fetullah’ın babası Ramiz Hoca çok muhterem bir insandı, beyaz uzun bir sakalı vardı, matbaaya gelirdi sohbet ederdik. Ben ona ‘Osmanlı kalıntısı, Cumhuriyet uşağı’ diye espriler yapardım. Bir gün kendisine dedim ki ‘ya Hoca, bu Fetullah Hocam maşallah öyle yerlere tırmandı ki… Nedir bu Fetullah Hocanın hali filan’ deyince (bu anlattıklarım  20 seneden fazla olmuştur herhalde). Dedi ki; ‘Oğul ben de bilmiyorum ama doğrusu sana ben bir mesele anlatayım, sen anla’ ve başlattı anlatmaya: ‘Eskiden Erzurum’da hırsızlar hocaların kavuklarını çalar, bezini satarak geçinirlermiş. Bir gün hırsızın biri muazzam bir kavuk görmüş. Demiş; ‘Ya Rabbi şükürler olsun. Bizim bir haftalık nafaka çıktı.’ Kavuğu almış kaçmaya başlamış. Hoca arkasından bağırmış ‘Oğul o kavuğu getir, o kavukta iş yok.’ Hırsız, anlar mı, köşeyi dönmüş bezini almak için kavuğu soymaya başlayınca bakmış ki bir kat bez, içi çul çaput dolu…’ Ramiz Hoca dedi ki; kavuk çok muazzam da içinde ne var ben de bilmiyorum.”

-Hadislerde otuza yakın deccal ve süfyanın geleceğinden bahsedilir.

Süfyanın tarifi ile ilgili olarak; “Kamus-u Okyanus, bu kelime için “bir isimdir” der, yani mana aranmayacağına işaret eder. Âhirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i islâmiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir şahıs. “Süfyanîler” ise Süfyan cereyanıdır. İbn-i Cerir-i Taberî Süfyanîlerle alâkalı rivayetleri Cami-ül Beyan’da (sebe’, 51) âyeti altında cem’etmiştir.

Ve işin daha vehameti ise;” “Rivayette var ki: “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar.”

Vel’ilmu indallah, bunun bir te’vili şudur ki: “Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekavetiyle ve fenniyle ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.” demektir.” (Şualar, 585)

-Bundan sonraki devrede ise Fetö diğer hakim olduğu kurumları devreye koyacak veya mağdur olup atılanlarla toplumu karşı karşıya getirmek için fitne yollarını deneyecektir.

-Asıl fitne okullar açıldıktan sonra sürdürülmeye çalışılacak.

Darbeler sulandırılacak.

Önemsiz gösterilmeye, birkaç kişinin bir çıkışı olarak değerlendirilecek.

Şehid olanlar nazara verilerek, onlara suçlu aranacak. Suçlu hükümet olarak gösterilmeye çalışılacak.

BİRLİK

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz! Mehmet Akif Ersoy

MEHMET ÖZÇELİK

6-8-2016

[1] http://www.haber46.com/guncel/hangi-bakanlikta-kac-kisi-gorevden-alindi-iste-bakanliklara-gore-gorevden-alinanlarin-listesi-h168702.html

[2] http://www.yeniakit.com.tr/haber/sok-olacaksiniz-bu-bir-feto-ablasinin-itiraflaridir-200091.html

https://www.facebook.com/ihsan.edil/posts/10154301648117778

https://www.google.com.tr/search?q=Bu+bir+FET%C3%96+ablas%C4%B1n%C4%B1n+itiraflar%C4%B1d%C4%B1r&ie=utf-8&oe=utf-8&gws_rd=cr&ei=Q66lV4fUMYGua4GqhvAN

[3] Darbe Haberleri-10-.rar http://www.dosyaupload.com/1NvI

Darbe Haberleri-11-.rar http://www.dosyaupload.com/1NxC

Darbe Haberleri-12-.rar http://www.dosyaupload.com/Xyk

Darbe Haberleri-13-.rar http://www.dosyaupload.com/1NH6

Darbe Haberleri-14-.rar http://www.dosyaupload.com/2DJ1

Darbe Haberleri-15-.rar http://www.dosyaupload.com/2DJ6

Darbe Haberleri-16/-.rar  http://www.dosyaupload.com/2DM2

BELGELER-7-   http://www.dosyaupload.com/2DM0

 

No ResponsesAğustos 23rd, 2016

ALLAHA HAVALE EDİYORUZ

ALLAHA HAVALE EDİYORUZ
Peygamberler son raddede dayanamayıp ya Allaha havale etmişler veya beddua etmişlerdir.
Kavminin bir türlü imâna gelmeyeceklerini iyice anlayan Nuh aleyhisselâm sonunda şöyle dua etmişti: “Ya Rabbî! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma! Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar ve sadece kendileri gibi kâfir, ahlâksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler. Ya Rabbî beni, annemi, babamı ve evime mü’min olarak girenleri, erkek ve kadın bütün mü’minleri affet. O zalimleri ise, daha da beter, daha da perişan eyle!”
-Firavun ve kavmi küfürde ve imansızlıkta ısrâr edince, çeşitli belâlara mübtela olmuşlar; önce şiddetli bir kuraklık ve çetin bir kıtlığa tutulmuşlardı. Sonra da su baskını, çekirge, haşarât ve kurbağa istilâsına uğramışlardı. Başlarına belâ geldikçe Hazreti Musa’ya gidip ondan eman dilemiş; fakat belâ kalkınca azgınlıklarına devam etmişlerdi. Nihayet, Musa aleyhisselam şöyle yakarışa geçmişti: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve mallar verdin. Öyle ki, netice itibarıyla onlar da, ey Rabbimiz, (başkalarını) Senin yolundan çevirip saptırıyorlar! Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalblerini de sıkıp daraltıver; çünkü onlar, o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.”
-Keldanîlerin türlü türlü zulümlerine, çeşit çeşit işkencelerine ve kendisini ateşe atmalarına rağmen, Hazreti İbrahim ellerini kaldırıp, “Rabbim! O putlar insanlardan çoğunu baştan çıkardı; bundan böyle kim benim izimce yürürse o bendendir. Kim de isyan ederse Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” diyerek dua etmiş; kavmine lanet okumamış ve onların helakini istememiştir.Ancak işlerini Allaha havale etmiştir.
Hazreti İsa da, kavmi, kendisine her türlü ezâ ve cefâyı revâ gördüğü halde, “Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır; şayet mağfiret buyurursan hiç kuşkusuz Aziz Sensin, Hakîm Sensin.” diye niyazda bulunarak ciddî bir edep tavrı sergilemekle beraber şefkat ve merhametini dillendirmiştir.Ancak Allahın İzzet ve büyüklüğüne işleri bırakmıştır.
-Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.
-Kininizden (kahrolup) ölün Şüpesiz allah kalplerinizin içindekini bilmektedir.
-“Canı çıksın o insanın, o ne nankördür.”
-“Onları (yahudileri, hıristiyanları) Allah yok etsin!”
-“Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!”
-“Ey Muhammed! Onlara baktığın zaman, cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Tıpkı sıralanmış kof kütükler gibidirler. Her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar. Onlar düşmandır. Onlardan çekin Allah canlarını alsın Nasılda aldatılıp döndürülüyorlar!”
-“Çünkü o düşündü, ölçtü, biçti! Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti! Canı çıkası sonra yine ne biçim ölçtü biçti!”
-Peygamberimizde beddua ve lanette bulunmuştur.
Bizlerde Türkiye-ye darbe yapanları ve onlara maddi ve manevi destek olanları Allaha havale ediyoruz.
Peygamberlerin bedduasına amin diyoruz.
MEHMET ÖZÇELİK
5-8-2016

No ResponsesAğustos 22nd, 2016