AVNİ  BBEYİN   MÜDÜRLÜĞÜ

 

            Avni bey mahallemizin çocuklarındandır.Öyle cılız,ufak ve de tefektir.Biz onun dedesiyle beraber azmı Rusyada savaştık.

            Zorukları gören,yaşayan,zorlu dönemin zorlu insanlarıyız biz.

            Ya şu bizim müdür Avni?

            Fakirdir,pek geliri azdır,hatta annesi pantolonların eskiyen uçlarını keser,ona kısa pantolon bile yapardı.Belkide kısa pantolon modası ondan kalmadır.

            Bir gün İstanbula dört kardeşi ve birde babasıyla giderken iki biletle işi götürdüklerini babası anlatmıştı.Üçü bir koltukta,baba ve öbür kardeşi diğer koltukta,ver elini İstanbul….

            Pek yemek yemezdi çünki pek o kadar da durumları iyi değil veya istediği yemeği bulamayınca aç kalırdı.

            Kısacası bizim Avninin mazisi pek de parlak değildi.

            Avninin bir okula müdür olduğunu duyunca,dedesinin hatırına ve bana gelen davetiye üzerine gecikmeli de olsa,5 ay sonra ziyaretine gittim.

            Ancak müdürün odasına girdiğimde,özür dileyip çıkacağım sırada;

            -Buyur amca,kimi aradın?diye bir ses gelince,

             -Evladım,kusura bakma,ben müdür beyin odası zannetmiştim,vali beyin odasına mı yanlışlıkla geldim,diyerek çıkacaktım ki yine aynı ses;

            -Gel amca gel,yanlış gelmedin,dedi.

-Oğlum,ben Müdür Avniyi görecektim,deyip sözümü bitirecektim ki;

-Amca ben Müdür Avniyim,ya sen kimsin?

-Ben de Akıllı Hamdiyim evladım,senin hayırlı olsun ziyaretine geldim.

-Müdür Avni çok değiştiğinden,şişmanlayıp boynu gömleklere sığmaz,maşallah kurbanlık koyun gibi olduğundan pek çıkaramamıştım.

Meğer 5 aydır herkes benim düştüğüm duruma düşüyormuş,kendisi söyledi…

-Amca kendini düzeltmeyen,başkasını düzeltemez.Ben de önce nefsimden başlayıp,kendimi düzeltmeye başladım,dedi.

Evladım dedim,düzeltmeye yanlış yerden başlamışsın,önce kafadan başlayacaktın,dedim.

Hoşlanmadı tabiî ki…

İstanbula üç kardeşiyle tek koltukta giden bizim Avni,oturduğu koltuğada sığmıyordu.Benim bu bakışımdan anlamış olacak ki;

-Aslında şu anda bir an önce değiştirmem gerekecek olan şu koltuktur.Koltuk arayışındayım,internetten arattım,tüm koltuk çeşitlerini incelettiriyorum,koltuklar meclisdeki gibi kırmızı,ceylan dersinden mi olsun,aslan yelesinden mi olsun yoksa kuş tüyleri daha mı iyi olur diye sözüne devam edecekti ki artık ben dayanamayıp;

Evladım sen önce bu odadan çık ta,buraya bir hayvanat bahçesi aç,daha sonra hangisini beğenirsen,ona göre karar verirsin,dedim.

Haklı olarak öğretmen değilim ama öğretmenler benim öğreticiliğimden dolayı beni çok severler.Onların meseleleriyle bire bir ilgilenirim.Avni beye sordum;

-Öğretmenlere ne yaptın..odaları nasıl..imkanları var mı?Onlara her türlü kolaylıkları sağlıyor musun?Öğrencilerde senin gibi tosun mu bari?gibi değişik iğneleyici,bazen çuvaldızlı sorular sordum.Ancak hiç birine sağlıklı cevablar alamadım,çünki kendisine bakmaktan,çevresine bakmaya vakit bulamamıştı.

Bir anda dedesiyle beraber yaşadığımız yarım asırlık geçmişe dalmıştım,o imkansızlıklarda yakaladığımız imkanları,şimdikilerin imkanlardaki kaybettiklerini düşünüyordum ki,çaycının –Buyurun- sesiyle kendime geldim.

Beni devamlı beklediğini,fahri öğretmenlik onaylı belgesiyle bareber maketini vererek oradan ayrıldım.

Her şey boşa gider de,öğretmen ve eğitime harcanan baki kalır.

Sizlerde baki kalın,sevgili ve akıllı okuyucularım…

 

AKILLI HAMDİ

25-09-2005