HARÝCÝLER VE UZANTISI
Hz.Osman halim yani hilim sahibi yumuþak yapýlý bir insandý.Çevresi çevresini bu özelliðinden dolayý çevrelemiþti.
Akraba ve yakýný olan Ýbn-i Âmir-i vali tayin etmesi kendisine sýkýntýlar açmýþtý.
Hz.Muaviyenin Hz.Osmandan habersiz iþ yapmasý sýkýntýyý arttýran sebeblerden idi.
Özellikle Müslüman olduðunu ifade eden münafýk Abdullah bin Sebe’ nifak hareketleriyle barutu ateþleyici oldu.Ve artýk Hicaz,Basra,Kûfe ve Þam’ý karýþtýrmaya baþladý.
Sürekli Hz.Ali’nin üstünlüklerini öne sürerek,Hz.Osman’ý küçük düþürüyordu.
Fitnenin ayak sesleri,patlamak için ciddi bir ateþleme bekliyordu.
Felaketin geleceði önceden biliniyor ve Hz.Osman’ýn korunmasý amacýyla muhafýz görevlendirilmesi kendisine teklif ediliyordu.O ise Allah’a olan ziyade tevekkülüyle âkibeti beklemekteydi.
Amaçlar ve hesaplarýn farklýlýðý birleþilecek tek bir noktanýn oluþumunu tamamlamak için çaba gösterilmekteydi.
Kûfe ve Basradan gelenler söz birliði yapmýþ gibi,hepsinin idareden memnuniyetsizliði dile getirilerek Hz.Omanýn bulunduðu makamdan indirilmesi hep beraber dile getiriliyordu.
40 gün evi muhasara altýnda tutulmuþ,Merva’nýn tahrikleri ve Hz.Osmanýn onun yönlendirmesine kanmasý ve özellikle görevinden alýnan Amr bin Âs’ýn kendi ifadesiyle:”Vallahi dað baþlarýnda çobanlara varýncaya kadar herkesi Osman’ýn aleyhinde kýþkýrtýp duruyordum.”
Þehid edilirken okuduðu Kur’an,Ýstanbul topkapý müzesinde mevcut olup ayný zamanda Özbekistan /Taþkent müzesinde olduðu da bildirilir.
Ve nihayet evine giren üç kiþiden Kuteyre’nin baþýna ilk darbeyi vurmasý,Sevdan bin Himran’ýn ikinci darbesiyle þehid olmuþ ve isyancýlarýn reisi Gâfikî’nin tahrikleriyle isyanýn sonucuna varýlmýþtý.
Böylece Hz.Osman o gece gördüðü rüyadaki davete icabet etmiþti.
Rasulullah kendisine demiþti:”Bu akþamki iftarýný bizimle birlikte yapacaksýn.”
Artýk halifenin seçimi ve nasbý için ayrýca fitne kazanlarý durulmuyor,kaynatýlmaya devam ediyordu.
Hedefte Hz.Ali vardý.
Þimdi ise sýrada o vardý.Daha doðrusu bir engeldi.
Valileri de deðiþtirmiþ olmasý bahaneleri büyüten sebeblerden oldu.Muaviye ise Þam valiliðini býrakmamýþ,muhalefetini sürdürmüþtür.Çünki oda babasý Ebu Süfyan gibi riyasete meyyal,reisliði kolay kolay terk etmeyecek bir kimse idi.
Diðer bir ifadeyle Hz.Ali’ye sorulmuþtu;neden Hz.Ebubekir ve Ömer dönemlerinde fitne olmadý da senin dönemlerinde olmaktadýr?
Cevabý soru gibi keskindir;-Zira onlarýn dönemlerinde bizler vardýk,bizlerin döneminde ise onlar yoktur.
Cemel vakasýyla Hz.Âiþe,Talha,Zübeyir Hz.Aliye karþý mücadele eder,Hz.Osmanýn katillerinin bir an evvel bulunmasýný isterler.Hz.Ali ise temkinlidir.Ancak fitne ateþi tutuþturulmuþ,on bin kiþi öldürülmüþtür.Bunlar içerisinde cennetle müjdelenen Talha ve Zübeyirde vardýr.
Hz.Ali kendisine karþý giriþilen Cemel vakasý sebebiyle þu hükmü verir:”Din kardeþlerimiz olup,üzerimize baðy ve huruç ettiler.”
Sýffin olayýyla da makam hýrsýyla yanan Muaviye Hz.Aliyle savaþýr,90 bin kiþi ölür.
Birinde içtihat,diðerinde ise siyaset hakimdir.
Haricilerin ilk çýkýþý da hakem olayýyla baþlar.
Taraflardan Muaviye tarafýnda bulunupta yenileceðini anlayan Amr bin Âs Muaviyeye yaptýðý teklifte:”Kur’an sahifelerini mýzraklarýn uçlarýna takalým.”sözü,kabul görür.Bu durum Hz.Ali tarafýndan bir hile olduðu anlaþýlýp anlatýlsa da anlaþýlmaz ve Hz.Ali tarafýndakileri durdurur.
Nihayet olayýn hakemler yoluyla çözülmesine karar verilir.
Hz.Ali’nin hakemi yaþlý olan Ebu Musa el-Eþ’aridir.Hz.Muaviyenin ki ise,siyaset dâhisi Amr bin Âs’dýr.
Ýki hakem aralarýnda anlaþýrlar.Amr bin Âs teklifinde:”Madem ki bu savaþýn sebebi Muaviye ve Alidir,ben Muaviyeyi þu parmaðýmdaki yüzüðü çýkardýðým gibi azlediyorum,diyeceðim.Sen de Ali’yi öyle azledeceksin ve kargaþa ortadan kalkmýþ olacak.”
Denildiði gibi yapýlmak üzere taraflar toplanmýþ,ilk olarak Ebu Musa el-Eþ’ari Hz.Aliyi azletmiþtir.Ancak Amr bin Âs anlaþýlanýn aksine;Bu yüzüðü parmaðýma takdýðým gibi,Muaviyeyi de hilafet makamýna nasb ediyorum,demiþtir.
Böylece ilk huruç hareketi baþlamýþ oldu.Allah’ýn hükmü býrakýlmýþ,hakemlerin hükümlerine baþ vurulmuþtu.Artýk –Allah’tan baþkasýnýn hükmü yoktur.-sözü bayraklaþmýþ oldu.
Sýffin savaþýnda Ammar bin yasir Hz.Ali tarafýnda bulunup,þehit edilmiþti.Huzeyme’den rivayette Peygamberimiz:”Ýsyancý bir kitle Ammar’ý öldürecektir.”Ancak Muaviye tarafý bunu tevil ederek,öldüren kimsenin baði yani azgýn ve isyancý olacaðýný söylediler.
Artýk Harura köyü haricilerin yerleþim merkezi oldu.Bundan dolayý kendilerine bu köye nisbetle Harura veya Haruriyye mezhebi adý da verilir.Dinden çýkmýþ anlamýna Marika’da denilmektedir.
Þehristaninin ifadesine göre Hz.Aliyi hakem olayýna kabul etmeye sevkeden haricilerdir,der.
Ýbni hazm ise;”Haricilerin selefleri bedevi idi,onlar Kur’an-ý Hz.peygamberin (SAM) sabit sünnetlerini anlamadan okudular.Onlardan hiçbir fýkýh bilgini yetiþmemiþtir.”der.
Hz.Ali’nin ifadesiyle haricilerin durumu:”Allahým,ne büyüksün!Bunlar hak söz ile batýlý murad ediyorlar.Sustuklarý zaman bizi kederlendiriyorlar,konuþtuklarýnda da deliller getirip onlarý susturuyoruz.Ancak bize karþý isyan edecek olurlarsa bizde onlara karþý çarpýþýrýz.”
Cemel ve Sýffin savaþlarý sonuçta Rasulullahýn þu sözleriyle netlik kazanmaktadýr:”Ya Ali! Ben Kur’an-ýn tenzili üzerine savaþtým.Sen de te’vili üzerine savaþacaksýn.”
Haricileri burada farklý kýlan sebeb,hakem olayýyla Hz.Aliye karþý aþýrý derecede düþmanlýklarý,týpký rafizilerin aþýrý derecede Hz.Aliye karþý olan muhabbetlerinin onlarý dalalete götürmesi kabilinden oldu.
Artýk mevzii savaþlar baþlamýþtý.
Haricilerle yapýlan savaþ Nehrevan’da haricilerin Habbab’ýn oðlu Abdullah’ý öldürüp,hamile olan hanýmýnýn karnýný yararak öldürmesi ve ayrýca dört kadýný daha öldürmeleriyle baþlar.
Acaibdendir ki;Ellerini baðlayýp Habbab’ýn oðlu Abdullahý hanýmý ile birlikte götürürlerken bir hurma aðacýnýn altýnda konaklarlar.O sýrada aðaçtan bir hurma tanesi yere düþer.Haricilerden birisi bunu alýp aðzýna atar.Bunu gören diðer arkadaþý:”Sen bu hurmayý hakkýn olmayarak ve bedelini ödemeden yedin.”diye söyleyince,arkadaþý hemen hurmayý aðzýndan çýkarýp atar.
Arkasýndan yola devam edip zimmilere yani sözleþmeli ve anlaþmalý gayrý Müslim birisine ait bir domuza rastlarlar.Yine onlardan biri domuzu kýlýcýyla vurup öldürür.Diðer arkadaþlarý:”Bu senin yaptýðýn yeryüzünde fesad çýkarmaktýr.”der.
Bunun üzerine domuzu öldüren harici domuzun sahibini bulur ve onu razý eder.
Bundan ümidlenen Habbab bin Eret’in oðlu Abdullah onlara þöyle der.”Eðer siz bu yaptýklarýnýzda samimi iseniz,bana hiçbir kötülüðünüzün dokunmamasý gerekir.Ben müslümaným ve Ýslam hakkýnda hiçbir kötülükte de bulunmadým.Siz bana eman verdiniz ve benim için herhangi bir korkunun olmadýðýný söylemiþtiniz.”
Hariciler ise onun bu sözlerine hiç aldýrýþ etmeden onu yere yýkmýþlar ve boðazýndan kesmiþlerdi.
Suçu ise;Hz.Osman,Hz.Ali ve onun görüþlerini hayýr ve isabetle yâd etmiþ olmasý idi.
Bu derece takva ve ibadette ileri olan bu insanlarýn hayvanlara rahmet okutacak bu vahþi hareketleri tamamen þahsiyet ve kimliklerini bulamamanýn veya yanlýþ yerde aramanýn cahilane,ahmakane,bedevi ve kabaca bir göstergesi ve ifadesidir.
Hz.Ali ise Nehrevana varýp nehir kenarýnda haricilerden katili teslim etmelerini ister.Onlar ise bunu reddetmekle kalmayýp þöyle derler:”Biz hep birlikte onlarý öldürdük ve hepimizde sizin kanlarýnýzý akýtmaða azmetmiþ bulunuyoruz.”
Ve sonuçta hezimete uðratýlýrlar.
Bu bize bir Musevinin bir bir iseviyi yakalayarak hesaba çekmesine benzer.Musevi der;Niçin sizin peygamberiniz bizim peygamberimize hakaret etti.Ýsevi þaþkýndýr.Ya hu,ben ne bileyim,hem Musa Ýsadan önce gelmiþtir,benim suçum ne?
Musevi,ben onu bunu bilmem,onlarýn suçunun cezasýný sen çek,borçlarýný sen öde.
Kurdun kuzuya bulduðu yeme bahaneleri.Sen niye suyu bulandýrýyorsun.Oysa suyun üst baþýnda duran kurttur.
Bu olayda ise bir içtihad farkýyla ortaya çýkmýþ olup,baþkasýna zulmedip öldürmeyi gerektirmez.
Ýzmirli Ýsmail hakkýnýn ifadesiyle bunlar;Kur’an okuyup,fýkýh bilmeyen insanlardýr.
Hariciler genel yapýlarý itibariyle kabalýk ve katýlýk üzerine bina edilmiþtir.
Haricilerin tam olarak ortaya çýkýþý Emevilerin bitiþi ve Abbasilerin ilk dönemlerine rastlar.
Haricilerin ve Þianýn emevilere hilafet noktasýnda muhalefet ve karýþýklýklarý bu devletin yýkýlmasýna etki etmiþ,Muaviyeyi çokça uðraþtýrmýþ ve bitirmiþtir.
Bununla beraber hariciler en büyük darbeyi de Muaviyenin oðlu Yezid’den yemiþlerdir.Yezid 30 bin hariciyi öldürerek zulümlerini arttýrmýþ öyleki kâbeyi bile yakmýþtýr.Ancak 11 gün sonra kendisi de ölmüþtür.
M.Hamidullah haricileri tanýmlarken:”Her türlü siyasi seçimin gayrý meþru olduðuna ve ferdin hükumetlerin vesayetinden kurtulmasý gerektiðine veya hükumetin lüzumsuzluðuna (anarþiye)her ferdin hiç olmazsa siyasi sahada kendilerini kendisinin yürütmekte serbest olmasý gerektiðine inanýrlar.”
Bütün bu karýþýklýklarýn sebebinin Hz.Ali,Muaviye ve Amr bin Âs olduðuna inanan hariciler bir karar alýp üçünü öldürmek üzere üç fedai seçerler.
Bunlardan Abdurrahman bin Mülcem H.40,Ramazanýn 15.Cuma gecesi (22-Ocak-661) sabah namazýnda vurduðu zehirli kýlýçla þehid eder.Kendsi ise yakalanýp öldürülür.
Hz.Muaviye ise korumalarýnýn da desteðiyle uyruðundan yara alýr.Ancak kýzdýrýlmýþ demirle yaranýn tedavisine razý olmadýðýndan,yapýlmamasý halinde çocuðu olmayacaðý teklifini kabul edip,ilaç þerbetini içip kurtulur.
Amr bin  ise o sabah rahatsýz olduðundan dolayý namaza gidemediðinden dolayý kurtulmuþ olur.
Haricilerin ortaya çýkýþý halifenin seçimi sebebiyle olduðundan;en belirgin inançlarý da imamet ve adalet üzerine bina edilmiþtir.
Tekfir yani küfürle itham etme konusunda cüretkar kimselerdir.
Haricilerin ehli sünnetten ayrýldýklarý noktalar ise:
1)Ýslam hükümlerini bilmeyenler Müslüman deðildirler.
2)Büyük günah iþleyenler kafirdirler.
3)Küçük yaþta ölen çocuklar iman ve küfür konusunda babalarýna tabidirler.
4)Allah iyiliði dileyip,þer ve kötülüðü murad etmez,deyip kötülüðün yaratýlýþýný Allah’a vermezler.
H.Günenç hoca Hz.Ali’nin:”Kardeþlerimiz bize karþý geldiler.”sözünü delil getirerek küfürde olmadýklarýný ifade eder.
Ancak bunlar ehli bid’adan olup, Katýlýmlarýn artmasýyla 20 ayrý fýrkaya ayrýlmýþlardýr.
Rasulullah Hz.Aliye haricilerin çýkacaðýný ve alametlerini bildirmiþtir.
Hariciler Þia mezhebinden sonra ilk olarak ortaya çýkan itikadi mezheblerdendir.Onlarý takiben Mürcie,Mu’tezile ve Müþebbihe gibi mezhebler takib etmektedir.
Mürcie’de haricilerin aksine ameli önemsemez,tehir ederler.
Ýlk ikisinin çýkýþ sebebi tamamen siyasi sebeblerden dolayý çýkmýþtýr.Diðerlerinde ise bunun örneklerini görmekteyiz.Dinin özündeki farklýlýktan kaynaklanmamaktadýr.
Ve ayný zamanda ilk tekfir hareketi de haricilerle baþlamýþtýr.
Ýlk olmasý sebebiyle de diðer büyük mezhebler ve zamanýmýzdaki vehhabilik mezhebi haricilerden etkilenmiþlerdir.Buna binaendir ki;vehhabiliðe –Harici- hareketi olarak bakýlmakta,o þekilde isimlendirilip deðerlendirilmektedir.Nitekim her ikisininde de ameli imandan saymasý önemli ittifak noktalarýndandýr.
Ýþin diðer bir garib tarafý da;Bu bid2at mezhebi kendisine takvayý ve sadece Kur’an-ý esas aldýklarýný ifade ederler.
Þafii fýkhýna yakýn bir fýkha sahibtirler.
Bugün çoðunlukla Afrikada özellikle merkezleri olan Zengibar’da bulunmaktadýrlar.
GÜNÜMÜZDEKÝ UZANTISI VE YAPISI
Yukardaki izahla beraber daha öncede Mezhebler konusunda haricileri de ele almýþtýk.Þimdi ise haricilerin özellikle Ýslam aleminde olan etkilerine ve batýnýn etkisinde kalmýþ olan bu büyük mezheb ve mezheblere Sosyolojik ve Psikolojik açýdan bakacak ve günümüzdeki uygulamalarýný deðerlendireceðiz.
Dört büyük mezheb olan Haricilik,Mu’tezile,Cebriye ve Þiadýr.
Haricilik,kaba ifadeyle –tabiri caizse- Ýslam elbisesi giymiþ,anarþist yapýya sahib,cahiliye döneminin zamanýmýza kadarki uzantýsýnda ara baðlantýsýný ve köprüsünü oluþturmaktadýr.
Mu’tezile ise;batý felsefesinin aklý esas almasýyla nakli,kalbi azleden,aklý ön plana çýkaran,onun dýþýndakileri ise akla uymadýðýndan reddeden akýlcý!? bir mezhebdir.
Cebriye Mu’tezilenin aksine aklý azleden itikadi bir mezheb olup,insaný rüzgar önündeki bir yaprak olarak,iradesini reddeder.
Þia ise,çýkýþýndan zamanýmýza kadar hep siyasetin aracý olarak kullanýlmýþ ve kullanmýþtýr.
Bir zamanlar memleketimizdeki bir parti kanalýyla siyasi açýdan islamiyeti ele almýþ,suyu bulandýrmýþtýr.Onun þubeleri de hep ayný yolu takib etmiþ veya ettirilmiþtir.
Nitekim Suriyede,Mýsýrda,Ýranda ve Türkiyede de hep siyasi açýdan onlara yaklaþýlmýþ,devlet kademelerinde istihdam etme bahanesiyle çekilmeye çalýþýlmýþtýr.Maalesef baþarýlý da olunmuþtur.Ancak islamiyetin safiyetine gölge düþürülmüþtür.Bir cihetle siyasetsizlik adýna,siyaset yapmýþlardýr,çýkýþýndan günümüze...
Bütün bu mezhebler hemen hemen her asýrda tabilerini bulmuþlardýr.
Cenâb-ý hak insanýn üç duygusuna sýnýr koymamýþtýr:Kuvve-i Gadabiyye,Kuvve-i Akliye ve Kuvve-i þeheviyye duygularýdýr.
Bu konuda Bediüzzaman:”Kuvve-i þeheviye-i behimiye dalýnda, beþerin enzarýna verdiði meyveler ise; esnamlar ve âlihelerdir...
Kuvve-i gazabiye dalýnda, bîçare beþerin baþýnda küçük-büyük Nemrudlar, Firavunlar, Þeddadlar meyvelerini yetiþtirmiþ. Kuvve-i akliye dalýnda, âlem-i insaniyetin dimaðýna Dehriyyun, Maddiyyun, Tabiiyyun gibi meyveleri vermiþ; beþerin beynini bin parça etmiþtir.”[1]
Hariciler bu gadab ve kini en güzel bir þekilde temsil etmiþlerdir.Tüm kin ve nefretlerini kadýn,çocuk,yaþlý demeden kusmuþlardýr.
Mu’tezile ise;Akýl duygusunu iþletmiþler,aklý ilah derecesinde temel ve eas almýþlardýr.Mücerred olarak batý felsefesinin islami kýlýflý yansýmasýdýr.
Haricileri zamanýmýzdaki siyaset ve siyasi akýmlarla kýyasladýðýmýzda ayný ihtilaflarý,karýþýklýk,kavga ve münakaþa ve parçalanmalarý görürüz.
Oysa burada en istikametli ve istikrarlý yol;siyasetin bu gölgesinden uzak durulmasýdýr.
Türkiyede 1980 öncesi faaliyetler harici çýkýþý hatýrlatmaktadýr.
Bu amaçlada kendilerine en yakýn olarak imam-hatibleri seçmiþ,cüz’ide olsa kabul görmüþtür.Bununla kalmamýþ muhaliflerinin eline kozlar vererek,Bediüzzamanýn deyimiyle;Medreselerin devamý olan bu okullarýn darbe yemelerine bu harici çýkýþlar sebeb olmuþtur.Müslümanlarý deðil,baðcý dövme niyeti olanlarý memnun etmiþlerdir.
Yýllarca bu okullarda haricilerinde bayraklaþtýrdýklarý hükümleri olan;”Men lem yehkum...”Kim Allah’ýn indirdiði ile hükmetmezse,iþte onlar kâfirlerin –zalimlerin-,-fasýk ve günahkarlarýn- ta kendileridir.”[2]
Bediüzzaman ise bunu-Men lem yehkum-bil mana-men lem yusaddik-tir.yani hükmetmeyen,amel edip kabul etmeyen deðil,tasdik etmeyen olarak münakaþayý ortadan kaldýrmýþtýr.Münakaþa ise sürekli sürdürülmeye çalýþýlmýþtýr.
Türkiye darul harb görülmüþ,bir yandanda bu vesile ile gayrý meþru þeyler meþru hale getirilmiþtir.Yine kavga içe yönelik olmuþtur.
Yýllarca kendileriyle uðraþan bu insanlar,insanlara dinlerini öðretmeye,kominist ve ateistlere dini anlatýp isbat etmeye vakit bulamamýþlardýr.
Çýkýþýnda hakim olan Yahudi fitnesi,geliþmesinde de yine Yahudi ve Ýsrail ile devam ettirilmiþtir.
Peygamberimizden sonraki Hz.Ali döneminde ortaya çýkan Haricilerle,zamanýmýzýn haricileri olan Hizbullah arasýnda bir aynilik içerisinde bir benzerlik olduðunu ifade eder T.Akyol.Yazdýðý eser –Hariciler ve Hizbullah- bunu kriterini yapmaktadýr.
Nitekim,baþlangýçta PKK’ya karþý kullanmak amacýyla devlet ve mit tarafýndan desteklenen hizbullah,zamanla ipin ucu kaçýrýlmýþ,kontrol edilemez bir hal almýþtýr.Faili meçhul cinayetlerde nice deðerli kiþiler bunlar tarafýndan boðularak öldürülmüþtür.Zamanla deðiþik þehirlere giderek mensublarýný arttýrmak amacýyla camilerde kalmýþ,faaliyetlerini sürdürmüþlerdir.Ýmam-Hatiblerde olduðu gibi bunlarda da bir çok cami imamý harcanmýþtýr.
PKK ve Ermenilerin yapmýþ olduklarý vahþetler,hizbullah tarafýndan da yapýlmýþ oldu.Kendine güneydoðuda yer bulup,Hizbullahýn asýl yerleþtiði yeri ise Lübnandýr.
Diðer yandan Hasan Sabahýn fedailerine de benzemektedirler.Hem kendilerini hem de karþýlarýnda bulunanlarý feda edebilecek bir yapýya sahiptirler.
T.Akyol B.Ecevitle yaptýðý CNN_Türkte yaptýðý (18-2-2000) mülakatta Ecevit.”Pkk’lýlarýn örgüt tarafýndan belli bir siyasi eðitimden geçirildiðini,demekki Pkk militanlarýnýn bu ideolojik eðitimi alacak düzeyde okul eðitimi bulunduðunu.Hizbullahýn tabanýnýn daha düþük eðitimli yada eðitimsiz olduðunu...”söylemiþtir.[3]
Kaide örgütüde buna benzetilebilir.
Hariciler her zamanda benzerleriyle vardýrlar.Sadece Kur’an-ý kabul ve ölçü kabul edip,kendilerine göre yorumlayan fanatiklerdir.
Bunlar genellikle saf ve cahil Müslümanlarý alet olarak kullanmýþlardýr.
Cihad adýna hariciler harice deðil,dahile savaþ açmýþ kimselerdir.Hizmetlerini korku ve kan üzerine bina etmiþlerdir.
-La hükme illallah-diyen hariciler,bir yandan da kendilerini Allah’ýn yeryüzündeki hükmü ve eli olarak görmektedirler.
Hariciler kolay kolay üstün ve isbaetli görüþ sahiblerine tahammül edemezler.Týpký Hz.Aliye tahammül edemedikleri gibi..
Ýbni Halduna göre haricilik;Bedevilikle medenilik arasýndaki farký gösterir.
Ýslam adýna her türlü cahilliði meþru görmekte ve kaba insanlardýr.Týpký zamanýmýzda da her önüne gelene kafir deyip,tekfir eden insanlar gibi...
Hz.Ali gibi bir þahsiyeti tekfir edebilen bir ruh,baþkalarýna hayda hayda tekfir edebilir.
Aslýnda onlar ne Hz.Ali ne de Muaviye taraftarý olmayýp,iki arada bir derede bocalayan,saldýrgan insanlardýr.
Hariciliðin çýktýðý dönem,islamýn geliþim gösterdiði dönemdir.Böylece bu hareketler bir tasfiye ve bir revizyonu da baþlatmýþ oldu.
Ýslamiyet geliþerek içerisindeki çürükleride deðiþik adlarla dýþarýya veya bir kenara atmýþ olmaktadýr.Kendi safiyetini merkezde sürdürmektedir.
Yani Ýslamiyet ve Kur’an önce mümin ve kafir seçimi yapýp,daha sonra da müminlerin içinde çýkan mezheblere de bir tasfiye,süzme,tefrik iþlemini yaparak ana safiyetini korumakta ve sürdürmektedir.
Kýzýný diri diri gömen,eliyle yaptýðý hamurdan ve taþtan puta tapýp daha sonra acýktýðýnda hamurdan yaptýðý putu yiyen,hýrsýzlýk ve yaðmacýlýktan zevk duyan bir insanýn istikameti bulmasý elbette kolay olmayacaktýr.
T.Akyol haricilerin sürekli olarak bedeviliklerini ön plana çýkarmakta,cahiliye dönemindeki kabalýðýn aynen islamiyetle beraber olarakta hariciler eliyle devam ettiðini ifade eder.
Sadece Kur’an diyenler,yerleþik þehir hayatýna ve islami ölçüler içerisinde fukahanýn hukuku ile yapýlan bir hükmüde kabul etmemekte,aslýnda kendilerini biraz daha serbest hissedip,yaþamak istemektedirler.Týpký köy ve badiye hayatýnýn bedevileri gibi...
Prof.M.Zehra.”Haricilerin çoðu bedevi,pek azý þehirli idi.”der.
Bütün menfiliklerin ana kaynaðý Ýfrat ve tefrittir.Özellikle ifrat yani aþýrýlýk olup,bir çok tefrit ve gerilikleri de beraberinde getirmektedir.
BEDÝÜZZAMANIN KONUYA BAKIÞI ÝSE:
“Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiþ: «w[¬5¬*@«W²7!«:ö«w[¬O¬,@«T²7!«:ö«w[¬C¬6@ÅX7!öu¬#@«TB«,ö
“Sen ahidlerinden dönenler,haktan sapanlar ve hak dinden ayrýlanlarla savaþacaksýn.”
Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sýffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiþ.
Hem Hazret-i Ali (R.A.) Hazret-i Zübeyr ile seviþtiði bir zaman dedi: "Bu sana karþý muharebe edecek, fakat haksýzdýr."
Hem Ezvac-ý Tahiratýna demiþ: "Ýçinizde birisi, mühim bir fitnenin baþýna geçecek ve etrafýnda çoklar katledilecek."
¬`«=²x«E²7!öÆ«Ÿ¬6ö@«Z²[«V«2öd«A²X«#«:ö
“Ona-Aiþeye- Hav’eb denilen (taþlýk bir yer) yerin köpekleri havlayacaktýr.”
Ýþte þu sahih, kat'î hadîsler; otuz sene sonra Hazret-i Ali'nin Hazret-i Âiþe ve Zübeyr ve Talha'ya karþý Vak'a-i Cemel'de.. ve Muaviye'ye karþý Sýffîn'de.. ve Havaric'e karþý Harevra'da ve Nehrüvan'da muharebesi, o ihbar-ý gaybiyenin bir tasdik-i fiilîsidir.
Hem Hazret-i Ali'ye: "Senin sakalýný senin baþýnýn kanýyla ýslattýracak bir adamý" ihbar etmiþ. Hazret-i Ali o adamý tanýrmýþ; o da Abdurrahman Ýbn-i Mülcem-ül Haricî'dir.
Hem Haricîlerin içinde Züssedye denilen bir adamý, garib bir niþanla alâmet olarak haber vermiþtir ki; Havariçlerin maktulleri içinde o adam bulunmuþ; Hazret-i Ali, onu hakkaniyetine hüccet göstermiþ. Hem mu'cize-i Nebeviyeyi ilân etmiþ.”[4]
“Herþeyin ifrat ve tefriti iyi deðildir. Ýstikamet ise hadd-i vasattýr ki, Ehl-i Sünnet Ve Cemaat onu ihtiyar etmiþ. Fakat maatteessüf Ehl-i Sünnet Ve Cemaat perdesi altýna Vehhabîlik ve Haricîlik fikri kýsmen girdiði gibi, siyaset meftunlarý ve bir kýsým mülhidler, Hazret-i Ali'yi (R.A.) tenkid ediyorlar. Hâþâ, siyaseti bilmediðinden hilafete tam liyakat göstermemiþ, idare edememiþ diyorlar. Ýþte bunlarýn bu haksýz ittihamlarýndan Alevîler, Ehl-i Sünnete karþý küsmek vaziyetini alýyorlar.”[5]
“Hazret-i Ali'nin (R.A.) þahsý hakkýnda sair hulefadan ziyade senakârane ehadîsin kesretle intiþarýnýn sýrrý þudur ki: Emevîler ile Haricîler, ona haksýz hücum ve tenkis ettiklerine mukabil Ehl-i Sünnet Ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkýnda rivayatý çok neþrettiler. Sair Hulefa-i Raþidîn ise, öyle tenkid ve tenkise çok maruz kalmadýklarý için, onlar hakkýndaki ehadîsin intiþarýna ihtiyaç görülmedi. Hem istikbalde Hazret-i Ali (R.A.) elîm hâdisata ve dâhilî fitnelere maruz kalacaðýný nazar-ý nübüvvetle görmüþ, Hazret-i Ali'yi (R.A.) me'yusiyetten ve ümmetini onun hakkýnda sû'-i zandan kurtarmak için ˜«ž²x«8öÊ]¬V«Q«4ö˜«ž²x«8öa²X6ö²w«8ö”Ben kimin dostu isem,Ali de onun dostudur.”gibi mühim hadîslerle Ali'yi (R.A.) teselli ve ümmeti irþad etmiþtir.”[6]
“Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- Ýmam-ý Ali'ye (R.A.) demiþ: Sende Hazret-i Ýsa (A.S.) gibi iki kýsým insan helâkete gider. Birisi, ifrat-ý muhabbet; diðeri, ifrat-ý adavetle. Hazret-i Ýsa'ya Nasrani muhabbetinden hadd-i meþru'dan tecavüz ile hâþâ "Ýbnullah" dediler. Yahudi, adavetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkýnda da bir kýsým, hadd-i meþru'dan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir. }Å[¬N¬4!ÅI7!övZ«7öÄ@«T<ö°i²A«9ö²vZ«7ö”Onlarýn bir lakabý vardýr;onlara Rafizi denilir.”demiþ. Bir kýsmý, senin adavetinden çok ileri gidecekler, onlar da Havariç'tir ve Emevîlerin müfrit bir kýsým tarafdarlarýdýr ki, onlara Nasibe denilir.”[7]
“Ýkinci sualinizin meali: Hazret-i Ali (R.A.) zamanýnda baþlayan muharebelerin mahiyeti nedir? Muhariblere ve o harbde ölen ve öldürenlere ne nam verebiliriz?
Elcevab: Cemel Vak'asý denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âiþe-i Sýddýka (Radýyallahü Teâlâ anhüm ecmaîn) arasýnda olan muharebe; adalet-i mahza ile, adalet-i izafiyenin mücadelesidir. Þöyle ki:
Hazret-i Ali, adalet-i mahzayý esas edip, Þeyheyn zamanýndaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiþ. Muarýzlarý ise: Þeyheyn zamanýndaki safvet-i Ýslâmiye adalet-i mahzaya müsaid idi, fakat mürur-u zamanla Ýslâmiyetleri zaîf muhtelif akvam hayat-ý içtimaiye-i Ýslâmiyeye girdikleri için, adalet-i mahzanýn tatbikatý çok müþkil olduðundan, "ehvenüþþerri ihtiyar" denilen adalet-i nisbiye esasý üzerine içtihad ettiler. Münakaþa-i içtihadiye siyasete girdiði için, muharebeyi intaç etmiþtir. Madem sýrf lillah için ve Ýslâmiyetin menafi'i için içtihad edilmiþ ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiþ; elbette hem katil, hem maktul ikisi de ehl-i Cennet'tir, ikisi de ehl-i sevabdýr diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali'nin içtihadý musîb ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azaba müstehak deðiller. Çünki içtihad eden hakký bulsa, iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabý olarak bir sevab alýr. Hatasýndan mazurdur. Bizde gayet meþhur ve sözü hüccet bir zât-ý muhakkik Kürdçe demiþ ki:
u[¬B«5ö²v«;ö:öu¬#@«5öy«X[¬BÅX«%ö!«*ö²x«7ö²u[¬5ö:öÄ@«5öy«U«8ö²–@«"@«E«.ö±¬h«-ö›¬è
Yani: Sahabelerin muharebesinde kýyl ü kâl etme. Çünki hem katil ve hem maktul ikisi de ehl-i Cennet'tirler.
Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahý þudur ki:
@®Q[¬W«%ö«‰@ÅX7!ö«u«B«5ö@«WÅ9«@«U«4ö¬Œ²*«ž²!ö]¬4ö¯(@«,«4ö²:«!ö¯j²S«9ö¬h²[«R¬"ö@®,²S«9ö«u«B«5ö²w«8
“Kim bir caný bir can karþýlýðý olmaksýzýn veya yeryüzünde bozgunculuk yapmasý sebebiyle olmaksýzýn öldürürse,bütün insanlarý öldürmüþ gibi olur.”[8]”âyetin mana-yý iþarîsiyle: Bir masumun hakký, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ý Hakk'ýn nazar-ý merhametinde hak haktýr, küçüðüne büyüðüne bakýlmaz. Küçük, büyük için ibtal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rýzasý bulunmadan hayatý ve hakký feda edilmez. Hamiyet namýna rýzasýyla olsa, o baþka mes'eledir.
Adalet-i izafiye ise: Küllün selâmeti için, cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkýný nazara almaz. Ehvenüþþer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaða çalýþýr. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulümdür.
Ýþte Ýmam-ý Ali Radýyallahü Anhü, adalet-i mahzayý Þeyheyn zamanýndaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilafet-i Ýslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarýzlarý ise, "Kabil-i tatbik deðil, çok müþkilâtý var." diye adalet-i izafiye üzerine içtihad etmiþler. Tarihin gösterdiði sair esbab ise, hakikî sebeb deðiller, bahanelerdir.
Eðer desen: Hilafet-i Ýslâmiye noktasýnda Ýmam-ý Ali'nin fevkalâde iktidarý, hârikulâde zekâsý ve yüksek liyakatýyla beraber seleflerine nisbeten muvaffakýyetsizliði nedendir?
Elcevab: O mübarek zât, siyaset ve saltanattan ziyade, daha çok mühim baþka vazifelere lâyýk idi. Eðer tam muvaffakýyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydý, "Þah-ý Velayet" ünvan-ý manidarýný bihakkýn kazanamayacaktý. Halbuki zahirî ve siyasî hilafetin pek çok fevkinde manevî bir saltanat kazandý ve Üstad-ý Küll hükmüne geçti; hattâ kýyamete kadar saltanat-ý manevîsi bâki kaldý.
Amma Hazret-i Ýmam-ý Ali'nin Vak'a-i Sýffîn'de, Hazret-i Muaviye'nin taraftarlarýyla muharebesi ise, hilafet ve saltanatýn muharebesidir. Yani: Hazret-i Ýmam-ý Ali, ahkâm-ý dini ve hakaik-i Ýslâmiyeyi ve âhireti esas tutup, saltanatýn bir kýsým kanunlarýný ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarýný onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarlarý ise; hayat-ý içtimaiye-i Ýslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti býrakýp ruhsatý iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatý tercih ettiler, hataya düþtüler.”[9]
“Hem ferman etmiþ ki: ½?«G¬&!«:ö@«W;!«x²2«(ö¬–@«B«\¬4ö«u¬B«B²T«#ö|ÅB«&ö^«2@Å,7!ö•xT«#ö«žö”Davalarý ayný iki grup birbirleriyle savaþmadýkça kýyamet kopmaz.”diye, Sýffîn'de Hazret-i Ali ile Muaviye'nin harbini haber vermiþ.”[10]
“Hem ferman etmiþ ki: ^«[¬3@«A²7!ö^«\¬S²7!öyVB²T«#ö!®*@ÅW«2öÅ–¬!ödiye, "Bâgî bir taife, Ammar'ý katledecek." Sonra, Sýffîn Harbi'nde katledildi. Hazret-i Ali, onu Muaviye'nin taraftarlarý bâgî olduklarýna hüccet gösterdi. Fakat Muaviye tevil etti. Amr Ýbn-ül Âs dedi: "Bâgî yalnýz onun katilleridir, umumumuz deðiliz."[11]
Mehmet ÖZÇELÝK
26-07-2003
KAYNAKLAR
1)Ýslam Tarihi.Ýbnül Esir.C/3-4,6-7.
2)Doðuþtan Günümüze Büyük Ýslam Tarihi.Heyet.C/2-3.
3)Ýslam Peygamberi.Prof.M.Hamidullah.C/2.
4)Kýsas-ý Enbiya.A.Cevdet Paþa.C/2.
5)Kelam ilminin belli baþlý meseleleri.Prof.Taftazani.Terc.Doç.Þ.Gölcük.
6)Fetvalar.H.Günenç.I-II.
7)Edebi ve ilmi açýdan Hadis.Yard.doç.Ý.Bayraktar.
8)Mezhebler arasýndaki farklar-El fark beynel firak-Baðdadi.Çevr.Doç.E.R.Fýðlalý.
9)Kelam ilmi.B.Topaloðlu.
10)Ýtikadi Ýslam mezhebleri.Doç.E.R.Fýðlalý.
11)Ýslam hukuk tarihi.H.Karaman.
12)Fýkýh tarihi ve Ýslam hukuku.O.Keskioðlu.
13)Ýslam Ansiklopedisi.C/16.
14)Kütüb-ü site.Prof.Ý.Canan.C/4,6,13,16.
15)Hariciler ve hizbullah.T.Akyol.
169Mektubat-lemalar-Emirdað lahikasý.I.Bediüzzaman Said nursi.