Asrýmýzdaki çýkýþlar 3. asra benzemektedir.Gayrý müslimlerin islamiyete giriþleri,eski tüm bilgi ve birikimleriyle beraber olmaktadýr.Zamanýmýzda da hakeza.Tüm eski ve zayýf görüþlerle beraber,doðru ve yanlýþlarýn tüm birikimleri ortaya dökülmektedir.

Ýslamiyet en karýþýk dönem olan iþte bu 3. asýrda parlamýþ ve patlak vermiþtir.Kimi hadislerin,kimi fýkýh,tefsir,kelam ,kimi de dinin tasavvuf gibi yaþayýþ,itikad,ibadetlerin muhafaza ve müesseseleþmesine gidilmiþtir.Zamanýmýzda da herþey ve herkes artýk netleþecek,birbirinden ayrýlýp hükme baðlanacaktýr.

Ahirzaman midesindeki bulunanlarý tamamen kusma ve boþaltma yoluna gitmekte,insanlarda kurtlarýný ortaya dökmektedir.Menfilikler çoklukla zuhur ederken,müsbet tarzlarda en mükemmel þekliyle tezahür etmektedir.

Dini,ilmihali,kelamý deðiþtirip,zamanýmýza uyduralým derken,batýdan dilimize giren kelimelerle izah ederek kýsýr býrakmaktayýz.Referans,Format vs.

Cumhuriyet döneminde din;geçmiþten gelen dinin daðýtýlmasý sonucunda farklýlýklar,tarikatlar çýkmýþ,menfiliklere yol açmýþtýr.Din çeþmesi kapatýlýnca herkesin kendi vüs’ati ve imkanýnca açýlan kuyulara etraftan sýzmalar neticesinde farklý tatlarda sular ortaya çýkmýþtýr.Tatlarýn farklýlýðý kaynaðýn deðil,sýzma ve kanallarýn farklýlýðýndan kaynaklanmaktadýr.Devlet bir yandan dini baþý boþ býrakýrken,bir yandan da kontrol altýna almaya çalýþmaktadýr.

            Bu konuda Bediüzzaman hazretleri þöyle özetler:

            “Zaman-ý Sahabede Benî Ýsrail ve Nasara ülemalarýndan çoðu Ýslâmiyete girdiler. Eski malûmatlarý dahi onlarla beraber müslüman oldu. Bazý hilaf-ý vaki' malûmat-ý sâbýkalarý, Ýslâmiyetin malý olarak tevehhüm edildi.”[1]

            Nitekim;” Ýbn-i Abbas gençliðinde Ýsrailiyata, bazý hakaikin tezahürü için hikâyet tarîkiyle bir derece atf-ý nazar eylemiþtir.”[2]

            “Belki hikâyatýn bakýrlarý ve Ýsrailiyatýn müzahrefatý ve teþbihatýn mümevvehatý elmas-ý akidede, cevher-i þeriatta, dürer-i ahkâmda idhal etmek; kýymetini daha ziyade tenzil ve müteharri-i hakikat olan müþterisini daha ziyade tenfir ve piþman eder.”[3]

“Ýsrailiyatýn bir taifesi ve hikmet-i Yunaniyenin bir kýsmý, daire-i Ýslâmiyet'e duhûl etmeleriyle, din süsüyle görünerek, efkârý ihtilâle verdiler. Þöyle ki:

            "O necib kavm-i Arab, zaman-ý cahiliyette bir ümmet-i ümmiye idi. Vaktaki içlerinden hak tecelli edip istidad-ý hissiyatlarý uyandý da meydanda yol açan din-i mübini gördüklerinden umum raðabat ve meyilleri, yalnýz dinin marifetine inhisar eylediler. Fakat kâinata olan nazarlarý teþrihat-ý hikemiye nazarýyla deðil, belki istitraden yalnýz istidlal için idi. Onlarýn o hassas zevk-i tabiîlerine ilham eden, yalnýz onlarýn fýtratlarýna münasib olan geniþ ve ulvî muhitleri; ve safi ve müstaid olan

fýtrat-ý asliyeleri talim ve terbiye eden yalnýz Kur'an idi. Bundan sonra kavm-i Arab sair akvamý bel'ettiði gibi, milel-i sairenin malûmatlarý dahi müslüman olmaya baþladýðýndan, muharrefe olan Ýsrailiyat ise Vehb, Kâ'b gibi ülema-i ehl-i kitabýn Ýslâmiyetlerinin cihetiyle Arablarýn hazain-i hayalâtýna bir mecra ve menfez bularak o efkâr-ý safiyeye karýþtýlar. Hem sonra da ihtiram dahi gördüler. Zira ülema-i ehl-i kitabdan Ýslâmiyet'e gelenler, Ýslâmiyet þerefiyle gayet celalet ve tekemmül ettiklerinden, malûmat-ý müzahrefe-i sâbýkalarý makbule ve müselleme gibi oldular, reddedilmedi. Çünki Ýslâmiyet'in usûlüne müsadim olmadýðýndan, hikâyat gibi rivayet olunur iken, ehemmiyetsizliði için tenkidsiz dinlenirler idi. Fakat hayfâ! Sonra hak olarak kabul edildiler, çok þübeh ve þükûkata sebebiyet verdiler.

            Hem de vaktaki þu Ýsrailiyat, Kitab ve Sünnet'in bazý îmaatlarýna merci ve bazý mefahimlerine bir münasebetle me'haz olabilirler idi. Fakat âyât ve hadîsin manalarý deðil. Belki faraza doðru olsalar idi, mâsadak ve efradýndan olmalarý mümkün olduðundan; sû'-i ihtiyarlarýyla baþka bir me'hazý bulmayan veya atf-ý nazar etmeyen zahirperestler, bazý âyât ve ehadîsi o hikâyat-ý Ýsrailiyeye tatbik ederek tefsir eylediler. Halbuki Kur'aný tefsir edecek, yine Kur'an ve hadîs-i sahihtir. Yoksa ahkâmý mensuh olduðu gibi, kýsasý dahi muharrefe olan Ýncil ve Tevrat deðildir. Evet mâsadak ile mana ayrýdýrlar. Halbuki mâsadak olmaya mümkün olan þey, mana yerine ikame olundu. Çok da imkânat vukuata karýþtýrýldý.

            Hem de vakta hikmet-i Yunaniyeyi müslüman etmek için Me'mun'un asrýnda tercüme olundu. Fakat pek çok esatîr ve hurafatýn menbaýndan çýkan o hikmet, bir derece müteaffine olduðundan safiye olan efkâr-ý Arabýn içlerine tedahül ettiðinden, bir derece efkârlarý karýþtýrdýðý gibi tahkikten taklide bir yol açtý.

            Hem de âb-ý hayat olan Ýslâmiyetten kariha-i fýtriyeleriyle istinbat etmeye kabil iken, o hikmetin telemmüzüne tenezzül ettiler. Evet nasýlki ihtilat-ý a'cam ile kelâm-ý Mudarî'nin melekesi fesada yüz tutmakla, muhakkikîn-i ülema o melekeyi muhafaza etmek için, ulûm-u Arabiyenin kavaidini tedvin ettiler. Öyle de þu hikmet ve Ýsrailiyat dahi daire-i Ýslâmiyete duhûlleriyle beraber, bazý nekkad-ý muhakkikîn-i Ýslâm temyiz ve tasfiyelerine teþebbüs ettiler. Fakat hayfa!. tamamýyla muvaffak olamadýlar. Ýþ bu kadar da kalmadý. Çünki tefsir-i Kur'an'a sarf-ý himmet edildiði vakit, bazý ehl-i zahir Kur'anýn nakliyatýný bazý Ýsrailiyata tatbik ve bir kýsým akliyatýný dahi hikmet-i mezbureye tevfik ettiler. Çünki gördüler ki, Kur'an makul ve menkule müþtemildir. Hadîs de öyle... Sonra kitab ve sünnetin bazý nakliyat-ý sadýkalarýyla ve bazý muharref Ýsrailiyatýn ortasýnda bir mutabakat ve münasebet istinbat ettiler.

            Hem de hakikî olan akliyatlarýyla mevhum ve mümevveh olan þu hikmet arasýnda bir müþabehet ve muvafakat tevehhüm eylediklerinden, þu mutabakat ve müþabeheti kitab ve sünnetin manalarýna tefsir ve maksadlarýna beyan zannedip hükmeylediler.

            ......

            Elhasýl: Ýfrat gibi tefrit de muzýrdýr, belki daha ziyade. Fakat ifrat, tefrite sebeb olduðundan daha kabahatlidir. Evet ifrat ile müsamahanýn kapýsý açýldý. Çürük þeyler o hakaik-i âliyeye karýþtýðýndan; ehl-i tefrit ile insafsýz olan ehl-i tenkid, gayet haksýzlýk olarak þu çürük þeylerin yüzer misline olan hakaik-i âliye içinde gördüklerinden ürktüler, nefret ettiler. Hâþâ.. lekedar ve kýymetsiz zannettiler. Acaba defineye hariçten girmiþ bir silik para bulunsa veyahut bir bostanda baþka yerden düþmüþ olan çürük ve acý bir elma görünse, hak ve insaf mýdýr ki; umum defineyi kalp ve umum elmalarý acý zannedip vazgeçmekle lekedar edilsin...”[4]

            “Biz Ýsrailiyatý usûlüne ve hikâyatý akaidine ve mecazatý hakaikine karýþtýrarak kýymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te'dib için zillet ve sefalet içinde býraktý. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir.”[5]

            Nitekim Sevr ve Hut ile ilgili hadisde bunu görmekteyiz.” Muhaddislerin bir kýsmý, Ýsrailiyattan alýnma ve eskiden beri nakledilen hurafevari hikâyelere bu hadîsi tatbik etmiþler.”[6]

            Bunun içinde yapýlmasý gereken;” Ýslâmiyeti, onu paslandýran hikâyat ve Ýsrailiyat ve taassubat-ý bârideden kurtarmak.”týr.[7]

Bununla beraber eðer hangi asýrda gelmem gerektiði ile karþý karþýya kalsaydým;asrý saadet hariç,ya üçüncü yada son asýr olan bu asýrda gelmeyi arzu ederdim.Zira her iki asýrda islâmýn þekillenmesi veya netleþmesini temin edip,zenginleþmesine sebeb olan asýrdýr.

            Bu konularla ilgili olarak Allah rasulü þöyle buyururlar:

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Dikkat edin! Bana "Kitâb" verildi. Onunla beraber, "bir o kadar daha" verildi.

Dikkat edin! Karný tok bir adamýn, sedirinin üstüne oturup, þöyle demesi yakýndýr:"Aramýzda Allahýn kitabý vardýr. Onun içinde helâl olarak bulduðumuzu helâl sayar, haram olarak gördüðümüzü de haram sayarýz."

Oysa, Allah Resûlünün haram kýldýðý þey de, Allahýn haram kýldýðý þey gibidir."[8]

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Siz, sizden önceki insanlarýn yollarýna mutlaka karýþ karýþ, adým adým uyacaksýnýz, hatta onlar kertenkele deliðine girseler bile, siz de onlara uyup, o deliðe gireceksiniz."[9]

 -Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Ahirzamanda, din yoluyla dünyalýk elde etmek isteyen bir takým adamlar ortaya çýkacak. insanlara þirin görünmek için koyun postuna bürünecekler. Dilleri baldan tatlý, fakat kalbleri kurt kalbi olacaktýr."[10]

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Nefsim kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki, Meryemoðlu isanýn adalet sahibi olarak inmesi yakýndýr. O inecek, haçý kýracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldýracak, mal da o kadar çoðalacak ki, kendisine verilmek istenen kimse onu kabul etmeyecek."[11]

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Ömrüm uzarsa isa ile buluþmak isterim. Þâyet ömrüm yetmezse, içinizden kim onunla buluþursa, benden selâm söylesin."[12]

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Batýlýlar, kýyamet kopuncaya kadar hak üzere galip olmayacaktýr."[13]

-Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Ümmetim yaðmur gibidir, sonu mu, yoksa baþlangýcý mý hayýrlýdýr, bilinmez. Evveli ben, ortasý Mehdi ve sonu Mesih olan bir ümmet, asla helâk olmaz."[14]

   Risale-i Nur’da Bediüzzaman Ýsa ve Ýsevilik konusunda özetle þöyle der:

Hz.Ýsa babasýz olarak doðmuþ,[15]Allah’ýn peygamberi ve kelimesi,[16]bir Ruh ve kul olarak ,[17]Ýmran ailesinden [18],Meryem’in oðlu olarak Ýsrailoðullarýna gönderilmiþ,[19]bir peygamberdir.

Kendisine Ýncil verilmiþ,[20]samimi olan havarileri ile dinini yaymýþtýr.[21]Bunlarýnda 12 kiþi olduðu ifade edilir.

Her ne kadar Yahudiler tarafýndan öldürmeye teþebbüs edildiði,öldürüldüðü veya çarmýha gerildiði ifade edilse de,[22]Hz.isa kesinlikle öldürülmemiþ,göðe yükseltilmiþ olup,[23] ahirzamanda tekrar yer yüzüne inecektir.[24]

Hz.isa maddi vücuduyla yer yüzüne ineceðini hatta en uzak yerde de olsa Cenâb-ý hakka onu getirmenin kolay olacaðýný Bediüzzaman ifade eder.Öyle ki Ýslam alimleri Hz.Ýsa’nýn Hanefi mezhebine göre,Ýslam hukukuna göre amel edeceðini bildirmiþlerdir.

Ümmetini Allah’ýn birliðine çaðýran Hz.Ýsa’nýn vefatýndan sonra,bugünkü hristiyanlýkta ise üç ilah inancý vardýr.[25]

Hz.Ýsa 30 yaþýnda peygamber olmuþ,33 yaþýnda göðe çekilmiþtir.Ümmetinin içerisinde peygamber olarak kaldýðý süre üç yýldýr.Ulül azim peygamberlerdendir.

Ebu Hureyre’den (R.A.) Peygamber (A.S.M.) þöyle buyurdu:

والذىنفسى بيده ليوشكن ان ينزل فيكم ابن مريم حكما عدلا، فيكسر الصليب و يقتل الخنزير و يضع الجزية و يفيض المال حتى لا يقبله احد حتى تكون السجدة خيرا من الدنيا و ما فيها ثم يقول ابو هريرة  واقرؤوا ان شئتم: وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا

“Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a yemin ederim ki; Meryem’in oðlu Ýsa (A.S.)’ýn adil bir hakim olarak aranýza inmesi yaklaþmýþtýr. Ýnecek ve haçý kýracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldýrýp Ýslam’dan baþka bir þeyi kabul etmeyecektir. Mal kimsenin kabul etmeyeceði kadar bollaþacak, bir tek secde dünya ve dünyadaki bütün þeylerden daha hayýrlý olacaktýr. Bunu rivayet ettikten sonra Ebu Hureyre (R.A.) isterseniz; وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا

ayetini okuyun dedi”.”Kendilerine kitap verilenlerden,ölümünden önce O’na iman etmeyecek tek bir kimse yoktur.Kýyamet gününde de o,onlarýn aleyhine þahid olacaktýr.”[26]

Âyet-i Kerîmesi, bütün fitne ve fesadýn menbaýnýn haham ve papalar olduðuna iþaret etmektedir. Hem, bu haham ve papalar zahiren siyasetsiz göründükleri halde dünyanýn bütün siyasetlerini karýþtýran yine onlardýr. Çünkü Yahudilerin “Protokolat” adlý siyasi kitaplarýnda belirtildiði gibi, bütün dünyayý idare  eden 300 kiþiden mürekkep gizli bir Yahudi hükûmeti vardýr. Onlarýn baþýnda da devamlý bir haham vardýr ki o  ölünce yerine diðer bir haham seçilir. Bütün dünyadaki ifsadatýn menbaý bu gizli hükûmet ve bunun baþýndaki hahamdýr. Hem Fransýz ihtilal-i kebiri, hem Rusya’daki koministlik inkýlabý, hem de 1. ve 2. cihan harbleri bütün dünyayý idare eden o gizli hükümet ve baþýndaki hahamdan kaynaklandýðý gibi, zamanýmýzda vuku bulan bütün harbler de yine onlardan kaynaklanmaktadýr. Þu andaki bütün hristiyan papalarý da gizlice o hahama baðlýdýr ve onun tasarrufu altýndadýrlar. O haham ise bütün bu hristiyan papalarýnýn dizginini elinde tutmakla, onlarý yoldan çýkararak her türlü ifsadatýnda kullanmaktadýr.”[27]

“Denildi ki: Hz. Ýsa’nýn göðe çekilmesinden seksen sene sonraya kadar hristiyanlar Ýslam dini üzerine idiler. Kýbleye (Kudüs) doðru namaz kýlýyorlar, Ramazan orucunu tutuyarlardý. Bu, onlarla yahudiler arasýndaki harbe kadar devam etti. Yahudilerin bir kumandaný vardý, çok cesur idi. Ona “BOLÝS (Pavlos)” deniliyordu. Ýsa’nýn ashabýndan çok kiþi öldürdü. Bolis yahudilere dedi ki:

“Eðer Ýsa hak ise, peygamber ise onunla beraber olanlar da haktýr. Biz ise onlarý vurduk, öldürdük. Bizim yerimiz Cehennem’dir. Biz zarar ederiz. Onlar Cennet’e, biz ise Cehennem’e gireceðiz. Onlara (Ýsevilere) hile yapýp saptýracaðým ve onlarý da Cehennem’e sokacaðým.”

Bolis’in “Ýkab” adýnda bir atý vardý. Bolis hristiyanlarýn yanýna gitti, piþmanlýðýný dile getirdi, baþýna toprak saçtý, hristiyanlara dedi ki:

“Ben Bolis’im (Pavlos). Sizin düþmanýnýzým. Gökten bana bir ses geldi. Bana, -Senin tevben kabul olunmaz. Ancak hristiyan olursan kabul olunur- dedi.”

Bunun üzerine hristiyanlar onu (Bolis’i) kilisenin bir odasýna koydular. Bir sene gece-gündüz orada kaldý ve hiç dýþarý çýkmadý. Ýncil’i iyice öðrendi. Bir sene sonra kiliseden çýktý. Hristiyanlara dedi ki:“Bana gökten ses geldi, Allah bana tevben kabul oldu dedi.” Hristiyanlar onu tasdik etti ve onu sevdiler. (Bolis onlarýn reisi oldu) Sonra Beyt-ul Makdis’e geçti. “NASTURA” denilen birini onlara halife yaptý. Nastura’ya sýr verdi (bir þey öðretti), dedi ki “Ýsa ilahdýr (Meryem oðlu Ýsa ilahdýr).” Sonra Rumlara döndü, onlara “Ýsa’nýn bir ilahlýk, bir de insaniyet yönü vardýr” diye bildirdi. Sonra “YAKUB” denilen bir adama sýr verdi (öðretti) ki “Ýsa insan deðildir ki insan olsun, cisim deðildir ki cisim olsun. O Allah’ýn oðludur.” dedi. Baþka bir adam çaðýrdý, onun ismi de “MELÝK” idi. Ona da “Allah ölmez ki Ýsa da ölsün” dedi. Bu üç adamý ayrý ayrý çaðýrýp görüþtü ve bu sýrlarý verdi. Onlara ayrý ayrý, “Siz benim sýrdaþýmsýnýz. Ben Ýsa ile görüþtüm. Benden razý oldu” dedi. Sonra yine onlara ayrý ayrý “kendimi yarýn keseceðim, kurban edeceðim” dedi. Sonra mezbeheye (kurban kesimi yapýlan yer) girdi ve kendini kesti. Bolis’in kendini kesmesinin üçüncü gününde bu üç kiþi halký kendi fikirlerine çaðýrdý. Onlara (bu üç kiþiye) ayrý ayrý taifeler tabi oldu. Bu taifeler bu güne kadar birbirlerini öldürdüler, ihtilaf ettiler. Bu þekilde hristiyanlar üç fýrkaya ayrýldýlar. Onlarýn þirke girmesine bu BOLÝS denen adam sebeb oldu. –Allahu A’lem-”[28]

“Mýsýr Meliki Mukavkis dedi ki: Ey Nasara dininin salikleri! Müslümanlarýn kitabý olan Kur’an’da ne varsa kitabýnýz olan Ýncil’de de aynýsý vardýr. “Bolis” adýndaki kiþi sizi dalalete götürdü, sizi Ýsa’nýn dininden uzaklaþtýrdý ve þeriatýnýzý deðiþtirdi. Ve sizi, size layýk olmayan isimle isimlendirdi (Yani Ýncil’de isminiz Ýslam iken, onu deðiþtirdi Nasara yaptý). Ve sizi hak yoldan saptýrdý. Ve daha önce size haram olan herþeyi helal kýldý. Peygamberiniz Ýsa’nýn size dediðini býrakýp Bolis’i (Pavlos’u) dinlemeniz safsatanýn ta kendisi ve körlüðünüzün de delildir. Allah’ýn Meryem oðlu Ýsa’ya vahyetmediði þeyleri, Meryem oðlu Ýsa, Allah’a iftira edip nasýl aksini söyler? Bolis (Pavlos), Hz. Ýsa’ya iftira ederek; “Allah, domuz eti yemeði ve her türlü günahlarý iþlemeyi helal kýlmýþtýr” diye Allah’a iftira ederek size söylemiþtir. Siz de Bolis’in emrini dinlediniz ama Ýncil ile Ýsa’yý dinlemediniz. Haþa Ýsa, domuz eti yemeyi ve günahlarý iþlemeyi helal kýlmaz, kendi dininin adýný Ýslam’dan baþka bir adla adlandýrmaz. Melik Mukavkis devamen dedi ki: Bütün peygamberler Hz. Muhammed’in (S.A.V.) getirdiði þeriat üzere gelmiþlerdir. Yani ma’rufu emir ve münkeri nehyetmiþlerdir.”[29]

Kur’an-da ehli kitabla ilgili olarak umumi hükümde bulunulmamaktadýr.Hep hususi olarak içlerinde beyinsiz,alaya alan ve inkar edenler diye tahsis edilmiþ,bazýlar diye zikredilmiþtir.Hükümler mutlak deðil mukayyed,umumi deðil hususidir.

Bu konuda Bediüzzaman eserlerinde özetle þöyle bahsetmektedir:

“Âhirzamanda Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm gelecek, Þeriat-ý Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sýrrý þudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiði cereyan-ý küfrîye ve inkâr-ý uluhiyete karþý Ýsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip Ýslâmiyete inkýlab edeceði bir sýrada, nasýlki Ýsevîlik þahs-ý manevîsi, vahy-i semavî kýlýncýyla o müdhiþ dinsizliðin þahs-ý manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm, Ýsevîlik þahs-ý manevîsini temsil ederek, dinsizliðin þahs-ý manevîsini temsil eden Deccal'ý öldürür.. yani inkâr-ý uluhiyet fikrini öldürecek.”[30]

Ýþte böyle bir sýrada, o cereyan pek kuvvetli göründüðü bir zamanda, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn þahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî Ýsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i Ýlahiyenin semasýndan nüzul edecek; hâl-i hazýr Hristiyanlýk dini o hakikata karþý tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sýyrýlacak, hakaik-i Ýslâmiye ile birleþecek; manen Hristiyanlýk bir nevi Ýslâmiyete inkýlab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o Ýsevîlik þahs-ý manevîsi tâbi' ve Ýslâmiyet metbu' makamýnda kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktýr. Dinsizlik cereyanýna karþý ayrý ayrý iken maðlub olan Ýsevîlik ve Ýslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanýna galebe edip daðýtacak istidadýnda iken; âlem-i semavatta cism-i beþerîsiyle bulunan þahs-ý Ýsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanýnýn baþýna geçeceðini, bir Muhbir-i Sadýk, bir Kadir-i Külli Þey'in va'dine istinad ederek haber vermiþtir. Madem haber vermiþ, haktýr; madem Kadir-i Külli Þey' va'detmiþ, elbette yapacaktýr. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazý vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dýhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beþer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüþ evliyalarýn çoklarýnýn ervahlarýný cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ý, Ýsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, deðil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i Ýsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köþesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine þöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak deðil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiði için va'detmiþ ve va'dettiði için elbette gönderecek.”[31]

“Hem Firengistan diyarý, Hristiyan þevketi dairesidir.”[32]

            “Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn bir mu'cizesine dair:

¬yÁV7!ö¬–²)¬@¬"ö|«#²Y«W²7!ö|¬[²&­!«:ö«‹«I²"«ž²!«:ö«y«W²6«ž²!öΛ¬I²"­!«:  

“Allah’ýn izni ile anadan doðma körü ve abrasý iyileþtireceðim,ölüleri dirilteceðim.”[33]

Kur'an, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn nasýl ahlâk-ý ulviyesine ittibaa beþeri sarihan teþvik eder.”

“Ýsa Aleyhisselâm, sair esma ile beraber Kadîr ismi onda daha galibdir.”[34]

            “Ehl-i Teslis'in Ýsa Aleyhisselâm'a muhabbetleri faidesizdir.[35]

            “Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i Ýdris ve Ýsa Aleyhimesselâm'ýn tabaka-i hayatlarýdýr ki, beþeriyet levazýmatýndan tecerrüd ile, melek hayatý gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar.”[36]

            “Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm geldiði vakit, herkes onun hakikî Ýsa olduðunu bilmek lâzým deðildir. Onun mukarreb ve havassý, nur-u iman ile onu tanýr. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanýmayacaktýr.”[37]

            “Hem pek çok Yahudi ülemasý ve Nasara ülemasý, ikrar ve itiraf etmiþler ki: "Kitablarýmýzda Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ýn evsafý yazýlýdýr." Evet gayr-ý müslim olarak baþta meþhur Rum Meliklerinden Hirakl itiraf etmiþ, demiþ ki: "Evet Ýsa Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan haber veriyor."[38]

            “Ýncil'in bir yerinde, Ýsa Aleyhisselâm demiþ: "Ben gideceðim; tâ dünyanýn reisi gelsin."

...Demek Ýsa Aleyhisselâm, çok defa Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan beþaret veriyor.”[39]

“Din-i Ýsevî'de yalnýz esasat-ý diniye Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'dan alýndý. Hayat-ý içtimaiyeye ve füruat-ý þer'iyeye dair ekser ahkâmlar, Havariyyun ve sair rüesa-yý ruhaniye tarafýndan teþkil edildi. Kýsm-ý a'zamý, kütüb-ü sâbýka-i mukaddeseden alýndý. Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm, dünyaca hâkim ve sultan olmadýðýndan ve kavanin-i umumiye-i içtimaiyeye merci' olmadýðýndan; esasat-ý diniyesi, hariçten bir libas giydirilmiþ gibi, þeriat-ý Hristiyaniye namýna örfî kanunlar, medenî düsturlar alýnmýþ, baþka bir suret verilmiþ. Bu suret tebdil edilse, o libas deðiþtirilse, yine Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn esas dini bâki kalabilir. Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ý inkâr ve tekzib çýkmaz. “[40]

            “Þimdiki Hristiyanlýk dini ise; "Velediyet Akidesi"ni kabul ettiði için vesait ve esbaba tesir-i hakikî verir. Din namýna enaniyeti kýrmaz, belki Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn bir mukaddes vekili diye o enaniyete bir kudsiyet verir. Onun için, dünyaca en büyük makam iþgal eden Hristiyan havaslarý, tam dindar olabilirler. Hattâ Amerika'nýn esbak Reis-i Cumhuru Wilson ve Ýngiliz'in esbak Reis-i Vükelasý Loid George gibi çoklar var ki, mutaassýb birer papaz hükmünde dindar oldular. Müslümanlarda ise öyle makamlara girenler, nâdiren tam dindar ve salabetli kalýrlar. Çünki gururu ve enaniyeti býrakamýyorlar. Takva-yý hakikî ise, gurur ve enaniyetle içtima edemiyor.”[41]

            “Hem âlem-i insaniyette inkâr-ý uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ý beþeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn din-i hakikîsini Ýslâmiyetin hakikatýyla birleþtirmeye çalýþan hamiyetkâr ve fedakâr bir Ýsevî cemaatý namý altýnda ve "Müslüman Ýsevîleri" ünvanýna lâyýk bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn riyaseti altýnda öldürecek ve daðýtacak; beþeri, inkâr-ý uluhiyetten kurtaracak.”[42]         

“Rivayetlerde Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'a "Mesih" namý verildiði gibi her iki Deccal'a dahi "Mesih" namý verilmiþ ve bütün rivayetlerde

¬Ä@Å%ÅG7!ö¬d[¬K«W²7!ö¬^«X²B¬4ö²w¬8ö¬Ä@Å%ÅG7!ö¬d[¬K«W²7!ö¬^«X²B¬4ö²w¬8ödenilmiþ. Bunun hikmeti ve tevili nedir?

            Elcevab: Allahu a'lem bunun hikmeti þudur ki: Nasýlki emr-i Ýlahî ile Ýsa Aleyhisselâm, þeriat-ý Museviyede bir kýsým aðýr tekâlifi kaldýrýp þarab gibi bazý müþtehiyatý helâl etmiþ. Aynen öyle de; Büyük Deccal, þeytanýn iðvasý ve hükmü ile þeriat-ý Ýseviyenin ahkâmýný kaldýrýp Hristiyanlarýn hayat-ý içtimaiyelerini idare eden rabýtalarý bozarak, anarþistliðe ve Ye'cüc ve Me'cüc'e zemin hazýr eder. Ve Ýslâm Deccalý olan Süfyan dahi, þeriat-ý Muhammediyenin (A.S.M.) ebedî bir kýsým ahkâmýný nefis ve þeytanýn desiseleri ile kaldýrmaða çalýþarak hayat-ý beþeriyenin maddî ve manevî rabýtalarýný bozarak, serkeþ ve sarhoþ ve sersem nefisleri baþýboþ býrakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ý müteaffine bataklýðýnda, birbirine saldýrmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ý istibdad bir hürriyet vermek ile dehþetli bir anarþistliðe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet þiddetli bir istibdaddan baþka zabt altýna alýnamaz.”[43]

            Ýsa aleyhisselam 33 yaþýnda iken göðe çekildi.[44]

“Hadîs-i sahihle, âhirzamanda Ýsevîlerin hakikî dindarlarý ehl-i Kur'an ile ittifak edip, müþterek düþmanlarý olan zýndýkaya karþý dayanacaklarý gibi; þu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, deðil yalnýz dindaþý, meslekdaþý, kardeþi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanlarýn hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ý ihtilaf noktalarý muvakkaten medar-ý münakaþa ve niza' etmeyerek müþterek düþmanlarý olan mütecaviz dinsizlere karþý ittifaka muhtaçtýrlar. “[45]

            "Misyonerler ve Hristiyan ruhanîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünki her halde þimal cereyaný; Ýslâm ve Ýsevî dininin hücumuna karþý kendini müdafaa etmek fikriyle, Ýslâm ve misyonerlerin ittifaklarýný bozmaya çalýþacak. Tabaka-i avama müsaadekâr ve vücub-u zekat ve hurmet-i riba ile, burjuvalarý avamýn yardýmýna davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde müslümanlarý aldatýp, onlara bir imtiyaz verip, bir kýsmýný kendi tarafýna çekebilir."[46]

“Bir Ýsevî müslüman olsa, Ýsa Aleyhisselâm'ý daha ziyade sever.”[47]

“O zâtýn (Mehdinin)üçüncü vazifesi, Hilâfet-i Ýslâmiyeyi Ýttihad-ý Ýslâma bina ederek, Ýsevî ruhanîleriyle ittifak edip Dîn-i Ýslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir.”[48]

Ýsa (AS) ve Ýncil ile ilgili olarak:” Yetmiþbirinci bâbýnda, (Ben kimsenin günahýný affedemem. Ancak Allah günahlarý affeder. )

Yetmiþikinci bâbýnda ise, (Ben bu dünyaya, cenâb-ý Hakkýn dünyaya selâmet getirecek olanResûlünün yolunu hazýrlamak için geldim. Fakat sizler dikkat ediniz! O gelinciye kadar sakýn aldatýlmayasýnýz. Çünkü benim sözlerimi alýp benim Ýncîlimi bozacak birçok yalancý peygamberler zuhûr edecektir), dedi. O zaman Andreasýn, geleceðini söylediðin bu Resûl hakkýnda bize bazý iþaretler söyle ki Onu bilelim suâline karþý, (Bu Resûl sizin zamanýnýzda gelmeyecektir. Sizden birkaç yýl sonra, benim Ýncîlim tahrîf edilmiþ olacaðý ve hakîkî inananlarýn 30 kiþi kadar kalacaðý bir zamanda gelecektir. Ýþte o zaman, cenâb-ý Hak insanlara acýyarak, elçisini gönderecektir. Onun baþýnýn üzerinde dâimâ beyaz bir bulut bulunacaktýr. O çok kudretli olacak, putlarý kýracak, puta tapanlarý cezâlandýracaktýr. Onun sâyesinde, insanlar Allahý tanýyacak ve Onu tâzîz edecek ve ben de hakîkî olarak tanýnacaðým. Benim insandan baþka bir þey olduðumu söyliyenlerden intikam alacaktýr) demektedir.

Doksanaltýncý bâbýnda ise, (Ruhumun huzurunda bulunduðu Allah hayydir, diridir. Allahü teâlâ babamýz Ýbrâhîme, senin neslinden bütün insanlarý nîmetlendireceðim diye vaat etmiþ ise de, O Mesîh [Resûl] ben deðilim. Allahü teâlâ beni dünyadan çekip aldýðý zaman, þeytan herkesi benim Allah veya Allahýn oðlu olduðuma inandýracak. Bu lânetli fitneyi yeniden diriltecek. Sözlerim ve akîdem öylesine tahrîf edilecek ki, otuz kadar mümin ya kalacak, ya kalmýyacak. Bunun üzerine Allahü teâlâ insanlara merhamet ederek, her þeyi kendisi için yaratmýþ olduðu Resûlünü gönderecektir. Bu resûl güneyden gelecektir. Büyük kudret sahibi olacaktýr. Putlarý kýracak, puta tapanlarý ortadan kaldýracak, þeytanýn insanlar üzerindeki hâkimiyyetine son verecektir. Kendisi ile birlikte, Allahü teâlânýn selâmeti de inanan insanlara ulaþacak ve kendisinin sözlerine inananlar, Allahü teâlânýn türlü türlü nîmetlerine nâil olacaklardýr) demektedir.

Doksanyedinci bâbýnda ise, (Söylediðin Mesîhin ismi nedir ve Onun geliþinin alâmetleri nelerdir?diye soran kâhine Îsâ þöyle dedi:Mesîhin (Resûlün) adý hayran olmaya deðer güzelliktedir. Allahü teâlâ Onun ruhunu yarattýðý zaman, Ona bu ismi verdi ve Onu semavî ihtiþâmý içine koydu ve bekle ey Ahmed! Senin hâtýrýn için ben Cenneti, dünyayý ve birçok mahlûku yaratacaðým. Bunlarý sana hediye ediyorum. Sana kýymet veren benden kýymet bulacak. Sana lânet eden [küfreden], tarafýmdan lânet olunacaktýr. Ben seni dünyaya, benim kurtarýcý Resûlüm olarak göndereceðim. Senin sözün sýrf hakîkat olacaktýr. Yer ve gök ortadan kalkabilir. Fakat, senin îmanýn dâimâ sonsuz olacaktýr, dedi. Onun mukaddes ismi Ahmeddir. Bunun üzerine Îsânýn etrafýnda toplanmýþ olan halk, seslerini yükselterek, Ey Ahmed! Dünyayý kurtarmak için çabuk gel! diye baðýrdýlar) demektedir.

Yüzyirmisekizinci bâbýnda ise, (Kardeþlerim! Ben topraktan yaratýlmýþ bir insaným. Sizin gibi toprak üzerinde yürüyorum. Günahlarýnýzý bilin ve tevbe edin! Kardeþlerim! Þeytan, Romalý askerlerin yardýmý ile, size benim Allah olduðumu söyliyerek sizi aldatacak. Onlarýn, sahte ve yalancý ilahlara kulluk ederek Allahýn lânetine uðrayacaklarýný görerek, onlara inanmayýnýz) demektedir.

Yüzotuzaltýncý bâbýnda, Cehennem hakkýnda izâhat verildikten sonra,Muhammed aleyhisselâmýn kendi ümmetini Cehennemden nasýl kurtaracaðý anlatýlmaktadýr.

Yüzaltmýþüçüncü bâbýnda ise, (Havârîlerin, geleceðini söylediðin zat, kim olacak?suâline karþý, Îsâ aleyhisselâm, kalbinin bütün sevinci ile, Onun ismi Ahmeddir. O geldiði zaman, uzun müddet yaðmur yaðmasa bile, toprakta meyve aðaçlarý yetiþecektir. Onun getirdiði Allahýn rahmeti sâyesinde, insanlar Onun zamanýnda iyi þeyler yapmak fýrsatýný bulacaklar. Allahýn rahmeti insanlar üzerine yaðmur gibi yaðacaktýr, dedi) demektedir.

Îsâ aleyhisselâmýn son günleri hakkýnda Barnabas Ýncîli þu mâlûmatý vermektedir: [Bâb 215-222] (Roma askerleri, Îsâ aleyhisselâmý yakalamak için evden içeri girdikleri zaman dört büyük melek Cebrâîl, Ýsrâfîl, Mikâîl ve Azrâîl, Allahü teâlânýn emri ile Onu kucaklayýp pencereden çýkararak göðe kaldýrdýlar. Romalý askerler kendilerine kýlavuzluk eden Yehûdâyý (Judas), sen Îsâsýn! diye yakaladýlar. Bütün inkârýna, baðýrýp çaðýrmasýna, yalvarmasýna raðmen sürükleye sürükleye hazýrlanmýþ olan çarmýða götürüp astýlar. Sonra Îsâ aleyhisselâm, annesi Meryem ve Havârilerine göründü. Meryeme, anne, görüyorsun ki, ben asýlmadým. Benim yerime hâin Yehûdâ haça gerildi ve öldü. Þeytandan sakýnýn! Çünkü o, dünyayý yanlýþ bilgi ile aldatmak için her þeyi yapacaktýr. Gördüðünüz ve duyduðunuz þeyler için sizi þâhit yapýyorum dedi. Ondan sonra inananlarý korumasý ve günahkârlarýn nedâmet getirmesi için Allahü teâlâya duâ etti. Þâkirdlerine dönerek, Allahü teâlânýn nîmeti ve rahmeti sizinle olsun dedi. Bundan sonra dört büyük melek onu þâkirdlerinin ve anasýnýn gözü önünde tekrar semaya kaldýrdýlar. )”[49]

” (Amerikada neþrolunan AWAKE (Uyan!) mecmû'asýnýn 8 Eylül 1957 tarihli nüshasýnda þöyle bir makâle çýktý:(Meðese Kitap-ý mukaddeste tamam 50. 000 hatâ varmýþ! Geçenlerde bir genç hýristiyan, KJV (Kral James Beyaný) olan Kitap-ý mukaddesten bir dâne satýn almýþtý. Tabî'î Ýncîli (Kitap-ý mukaddesi) Allah kelâmý olarak kabûl ettiðinden, içinde hiçbir hatâ bulunmadýðýný zannediyordu. Fakat eline geçen bir Look mecmû'asýnda (Ýncîl Hakkýnda Hakîkatler) ismindeki bir makâlede, 1133 [m. 1720] tarihinde kurulan bir dînî meclîsin Kral James tarafýndan hazýrlatýlan Kitap-ý mukaddeste 20. 000 hatâ bulunduðunu meydana çýkardýðýný okuyunca þaþýrýp kaldý. Çok üzüldü. Bu mes'eleyi ruhanî arkadaþlarýyla görüþtüðü zaman, onlar kendisine, (Bugünkü Kitap-ý mukaddeste, 20. 000 deðil, 50. 000 hatâ vardýr) demezler mi?Genç adam kendinden geçti. Þimdi bize soruyor: Allah aþkýna söyleyin bana, bizim Allah kelâmý zannettiðimiz Tevrât ve Ýncîl, böyle hatâlarla dolu bir eser midir?”[50]

Asrýmýzdaki mantýðý daha açýk ifadeyle kendi düþünce ve mantýðýný esas alýp hüküm vermeye çalýþan zevatlar;Hüseyin Atay,Süleyman Ateþ,Yaþar Nuri öztürk,Ahmet Hulusi,Zekeriya Beyaz,Bayraktar Bayraklý..Selefi yolu takib etmeye çalýþan Abdulaziz Bayýndýr,Muhammed Esed..

Bunlar ile ilgili olarak;

         

AHMET  HULUSÝ yazmýþ olduðu bir çok eserle,sadece muamelatýn çerçevesinde deðil,itikat sahasýný da zorlamakta,yorumlarýyla güya mantýðý esas almaya çalýþýrken dinin hüküm ve esaslarýný inkar etmektedir.Yaptýðý felsefeyle de islam felsefesinin dýþýnda kalmaktadýr.

           M.Avni Özmansur 247 sayfalýk”Kur’an-daki asýl islam bu”(Ahmet Hulusiye cevap.4) adlý kitabýnda bu sapýk düþünceleri tahlil ve delil getirerek sýralamaktadýr. Bunlar;Ýman, ibadet,ruh,cin,þeytan gibi konulardýr.

            Her yanlýþ düþüncenin her þeyi Ýle yanlýþ olmasý elbette düþünülemez.Yazdýklarýndan büyük tepki aldýðýna inanan A.Hulusi,bundan sonra köyüne geçip ve de göçüp orada hayatýný sade olarak geçireceðini ifade eder.

            Kuyuya attýðý taþ ve bulandýrdýðý sudan sonra...

            ”Ýslâm Dini’ni gerçekten samimiyetle benimsiyorsanýz, geçmiþin þartlarý içinde oluþmuþ yorumlarý bir yana koyarak, Hz. Muhammed aleyhisselâmdan bize intikâl eden verileri günümüz þartlarý ve bilgileri ýþýðýnda yeniden deðerlendirmeye alýnýz.

DÝNDE REFORM OLMAZ!… Çünkü Din, “ebeden deðiþmez sünnetullah” üzerine bina olmuþtur.

DÝNÝ ANLAMADA REFORM ise çaðýmýzda zaten baþlamýþtýr…

Ancak bu reform, çeþitli çevrelerde söylendiði þekliyle yani dine lokalize yaklaþýmlarla asla gerçekleþmez!.”(Ahmet Hulusi)

            Acaba A.Hulusi yaptýklarýyla hangi guruba girmiþ oluyor?Yoksa kuruntulu bir tevile mi giriyor?Zira kendisinin ki anlama da reform deðil,anlamamada deform’dur.

            Ahmet Hulusi,meselelere mantýklý oluþtan ziyade akýlcý yanaþmakta,aklýnýn aldýðýný kabul etmektedir.Dinin þekilci yanýný tüm hadislerde gördükten sonra bu konulara eðildiðini söyler.Bundan hareketle,rasulullah gibi giyinmek deðil,örfe göre giyinmek sünnettir,der.

-Riyazet yaptýðýný ifade eder.Muðlak bir ifadesinde;Nebi gelmez,resul gelmez,diye bir þey Kur’an-da yoktur,ifadesinde bulunmuþtur.

 

MUHAMMED ESED:Avusturyalý,Yahudi asýllý olup,dindar bir aileden gelme bir mühtedidir.1900’de doðmuþ,1926’da müslüman olmuþ,1992’de ölmüþtür.Ýslâmî alanda bir çok eserler vermiþtir.Araþtýrmacý,çoðunlukla ortadoðuda bulunmuþ,hakkýnda bir çok makale yazýlan bir yazar ve araþtýrmacýdýr.

            Belliki Ýbni Teymiyeden de etkilenmiþ,týpký bir cihette,hocasýný takib edip savunan Ýbni Kayyým Cevzi gibi,akýlla çözmeye kalkýþmýþtýr.Mesela;cennetin nimetlerinin sonsuzluðunu söylerken,cehennemin azabýnýn sonsuz olmadýðýný,onlar gibi iddia etmektedir.

Tefsir tarz ve yöntemi olarak uygun görülen bu eser yani Meali hakkýnda” Gerçekten, tefsiri okuyan herkes, müfessirimizin; Ýbn Hazm, Ýbn Teymiyye, Ýbn Kayyim el-Cevziyye, Þevkâni, M. Abduh, M. Reþid Rýza gibi zahiri ön plâna alan ve bir mezhep sistemi içine girmeyen bir çizgi izlediðini gözlemler.” [51]  

S.Yýldýrým tenkidini derinleþtirerek,hadisler konusunda takib ettiði yöntemi þöyle açýklar:” Müfessirimiz, hadislerin Ýslâm dinindeki yerini ve dinin ikinci ana kaynaðý olduðunu kabul etmekle beraber, bazan þahsî tercihlerine dayanarak ilgili hadîslere yer vermez. Meselâ Felak ve Nas sûrelerinin tefsirinde müfessirlerce yer verilen sihir rivâyetine, yani Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sihre maruz kalýp bu sûreleri okumakla onun tesirinden kurtulduðuna dair hadîse, keza Fatiha sûresindeki hakkýndaki "Onlar Yahudiler'dir" ve dâllin hakkýndaki "Hýristiyanlar'dýr" hadîsine hiç temas etmez.
              Kur'ân Mesajý yazarýnýn bir özelliði de, terim deðeri olan alýþýlmýþ kelimeleri kullanma yerine, onlarý yeniden tanýmlamayý tercih etmesidir. Meselâ, kâfirler: "hakikati inkâr eden herkes" , zâlimler: "zulüm yapmaya þartlanmýþ olanlar" , fasýklar: "yoldan çýkmýþ olanlar" , müttakiler: "Allah'a karþý sorumluluklarýnýn bilincinde olanlar" , zekât: "arýndýrýcý malî yükümlülük" þeklinde çevrilir. Bu usûlü bilerek ve bir yenilik olmasý gayesiyle uyguladýðý aþikârdýr.”

Yahudilerin Cumartesi gününü ihlalden dolayý;-Maymun olun- [52]âyetini mecazi olarak ele almýþtýr.

Cinler konusunda varlýklarýný kabul etmez.

Aklý ön plana çýkarýp,anlaþýlmayan veya anlayamadýðý noktalarý tevil eder.

Ayýn ikiye yarýlýþýný,[53] bir kýyamet hadisesi olarak,ileride vuku bulacaðýný söyler.

Cehenneminde ebedi olmadýðý yorumunu yapar.

Tesettür,Zina haddi,hýrsýzlýkla ilgili konularda ayný hataya düþüp,âyetleri kopuk deðerlendirip,eksiz gözlemde bulunur.

Esed mealinde zikredilen olumsuzluklar sadece bunlarla kalmaz,ayrýca;

-Hz.Ýsa’nýn göðe kaldýrýlmasýný þaþkýnlýk olarak niteler. [54]

-Neshi reddeder. [55]

-Âyetleri Kitab-ý Mukaddese dayandýrarak tefsir eder.[56]

-Kurtuluþun kaynaðýný islâma göre deðil,farklý dinlerede dayandýrarak zikreder.Peygambere inanma þartýný kaldýrýr. [57]

Güzel olan müteþabihatlarda hataya düþmeyiþi hususunda ise,kanaatý olarak ifade edilir. [58]

Mekke’de bulunan Rabýtat-ül Alemil Ýslâmî’nin sipariþ etmiþ olduðu bu meal,görülen yanlýþlýklar üzerine,uygun olmadýðý yönünde bir rapor verilmiþtir.Ve yüz bin adet basýlmýþken,tekrar hamur haline getirilmiþtir.

Ayrýca Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý tarafýndan da tenkidi yapýlmýþtýr. [59]

Anlaþýlan o ki;geçmiþi göz önünde bulundurup yeni izahlar getirmekten öte,kendisiyle baþlanacak,kendisine aid bir anlayýþ tarzý ortaya koymaktadýr.

Anlaþýlýyor ki Esed;Tefsirini doðulu müslümanlara göre deðil,batýlý eski dindaþlarýna göre,onlarý memnun edecek ve onlarýn kabul edecekleri yöntemleri takib ederek yazýlmýþ bir eserdir.

Birazda Ýbrahim peygamberin putperestlere karþý secdeye kapanmalarýný teklif ettiðinde onlarýnda,bir kere secdeye kapanmakla ne olacak deyip eðilmeleri ve Ýbrahim peygamberinde;-Ya Rabbi,yatýrmasý benden,hidayet senden-demesi sonucunda,baþlarýný kaldýrýrken hidayet üzerine kalkmalarýný hatýrlatmaktadýr.Ancak o Ýbrahim peygamber olup,bu Esed’dir..gerek soyca,gerek makamca...

Kendisi:” Kendim de Yahudi kökenli olmama raðmen, Siyonizme karþý baþýndan beri güçlü bir muhalefet beslemiþimdir içimde.”[60]

Tefsirini þöyle tanýmlar:” "Ýslam'ýn ana kaynaðý olan kitabý doðru, sade, anlaþýlýr ve günün insanýna, daha doðrusu Batý'lý insana, hitap eden bir uslupda yazmak, böylece onlara ön yargýlarýný terkettirecek doðru Ýslam'ý tanýtmaktýr".

            Esed meali konusunda;“Özetle o, Kur'an'a "akýlcý" yaklaþmamýþtýr, "akýllý" yaklaþmýþtýr. Akli yorumlarýnýn bazýsýnda isabet edememiþtir.”[61]

            Akýl baðlý olduðundan her zaman ölçü deðildir.Eðer öyle olmuþ olsaydý þunun da geçerli kabul edilmesi gerekirdi:

            Mantýkla hareket etmeye çalýþan Garody;inkâr etmese de,namazý 5 vakit deðil de,ihtiyaç içerisinde 20 kere kýlýnmasý,orucu belli bir zamana hasretmemeye,el kesmeyi artýk elektronik cihazlarla hýrsýzlýk yapýldýðýndan dolayý uygulamamak,Mirasta erkeðe deðil,kadýna iki pay vermeyi önerir.Helal ve haramlarýn nisbi olup,bölgelere göre deðiþebileceðini savunur.Nitekim içkinin israf halinde haram olduðunu ifade eder.Ve kendisininde hanif olduðunu böylece ne hristiyan,ne yahud,ne de müslüman...

Esed mealinde terim ve kavramlara farklý anlamlar takmaktadýr.Ýslama teslim olan gibi.

Esed meali ilk olarak 1996’da Türkçeye tercüme edilmiþtir.Bir çok kimse tam tasvib etmediði halde,tam tenkide de cesaret bulamamýþ,ilk tenkid edenin kendisi olmasýný istememiþtir.Yapýlan iyi bir çalýþmayý tenkidde bir hassasiyet gösterilmiþ,engellenmemiþtir. Ancak tenkidden sonra tenkidler birbirini takib etmiþtir.”[62]

Esedin meal tefsirinde þüphe uyandýran bir nokta da;onun yahudi asýllý ve o dinin eðitimi üzerine yetiþmiþ olmasýdýr.

                S.Hocaoðlu yazdýðý 7 makale ile geniþçe tahlil etmiþ,sonuç olarak eksikleri olsa da olumlu bulmuþtur.Zira bu çevirinin çevirisidir,durumunu da göz önünde bulundurmuþtur.[63]  

 

            YAÞAR NURÝ ÖZTÜRK : Onun hakkýnda çok þey söylenmiþtir.Ýþte onlardan bir kaçý:

            M.Þevket Eygi,gerek Y.N.Öztürk gerekse Zekeriya Beyaz hakkýnda þunlarý söyler:

            “Dr.Moon,Öztürk,Baykal

YENÝ bir din mi dersiniz,tarikat mý dersiniz,iþte bunun kurucusu Dr.Moon’un geçen yaz belli baþlý Amerikan gazetelerine büyük ilanlar verdiðini daha önce yazmýþtým.Önemine binaen konuyla ilgili olduðu için bu ilanlarýn içeriðini kýsaca özetliyorum.Dr.Moon þöyle diyordu:

            Büyük bir toplantý yapýldý.Hz.Ýsa,Hz.Muhammed,Buda,Konfiçyüs,Martin Lüther geldiler.Hz.Ýsa beni ahirzaman mehdisi olarak ilan etti.Toplantýya Allah katýlmadý,mektup gönderdi...”Ýki gazete ilaný basmadý,ötekiler yayýnladý...

            Dr. Moon Karun kadar zengin bir adam,dolarýn mülti-milyarlarý ile oynuyor. Üniversiteleri var,gazeteleri var,televizyon istasyonlarý var,dünya çapýnda teþkilatý var.Ýþte bu zat Türkiye’ye de kanca atmýþ bulunuyor.Meþhur,mâruf,mâlum,mâhut Prof.Dr.Yaþar Nuri Öztürk New York’ta Dr.Moon üniversitesinde iki yýl hocalýk yapmýþ,ders okutmuþ.Kendisi ayný zamanda bu yeni dinin kutsal metinler “Editorialboard”üyesi.Sýk sýk toplantýlarýna katýlmýþ,Moon’cularla sýký fýký,içli dýþlý olmuþ.Bir Ýslâm ilâhiyatý profesörünün böyle nev-zuhur bir dinle ne alâkasý olabilir.Oluyor iþte.Yaþar Nuri Öztürk enteresan,cür’etkâr iddialara sahiptir.Bir ara kendisini”Çýplak uyarýcý”ilan etmiþti.Çýplak uyarýcý Kur’an-ý Kerim-de geçen Arapça “Nezirun mubîn”in Türkçe karþýlýðýdýr.Kur’an bu sýfatý sadece Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem için kullanýyor,baþka bir insan için kullanmýyor.Peki Peygambere ait böyle bir sýfatý Öztürk kendisi için nasýl kullanýyor?Kullanýr...O bir ilâhiyat profesörüdür,hem bu memlekette bu gibi iþler için geniþ bir inanç ve fikir hürriyeti vardýr.

            06-04-2002 tarihli Milliyet gazetesinde”Ýlâhiyatçýlara Moon Çengeli”baþlýðý ile bir haber çýkmýþtý.(Ömer Erbil imzasýyla)Bu haberden þu satýrlarý naklediyorum:

            “Ankara Sheraton Hotel’de bilimsel toplantý bahanesiyle Marmara Üniversitesi Dekaný Prof.Dr.Zekeriya Beyaz’ý tuzaða düþüren Moon tarikatý,ilâhiyatçýlara çok daha önceden çengel atmýþ.Sakarya Üniversitesi Ýlâhiyat Fakültesi Dekaný Prof Mehmet Erkal,Ý.Ü.Ýlâhiyat Fakültesi Dekaný Prof.Yaþar Öztürk’ün....tarikatýn yurtdýþýndaki toplantýlarýna katýldýðý belirlendi.”

            Haberin alt kýsmýnda katýlan profesörlere sormuþlar.Prof.Dr.Mehmet Erkal”Roma’da bir toplantýya katýldým,kandýrýldým”diyerek hatasýný itiraf etmiþ,tebrik ediyoruz.

            Haftalýk Aydýnlýk gazetesinde (26-11-2002) bu  konu ile ilgili þu bilgiler var:

            “Öztürk ANKA Ajansý’na Moon tarikatýyla iliþkisinin 1987’de Amerika’dan döndükten sonra bittiðini söylüyor ama 1988’de Bursa’da Sidre Yayýnlarý’ndan çýkan “Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar” adlý kitabýnda,Uluslararasý Ortadoðu Birliði’nin danýþman kurulu üyesi olduðunu yazýyor!

            ANKA Ajansý’nýn Öztürk’e sorusu þöyle:”Halen tarikatýn ayýn organý Dünya Kutsal Metinleri’ndeki isminizden editör olarak söz ediliyor,bunu açýklar mýsýnýz?

            Öztürk,bu soruya þu yanýtý veriyor:”Editör deyimi yanlýþ.Danýþman veya hazýrlayýcýlardan biri olduðumuzun söylenmesi gerekirdi.”

            Türkiye ne garip bir ülke...Ehl-i sünnet mensubu bir ilâhiyatçý Nakþilik tarikatýna veya Risale-i Nur cemaatýna girerse suç oluyorda,Dr.Moon tarikatýna veya dinine girerse suç olmuyor!

            Yaþar Nuri Öztürk Ýslâm hükümlerinin ana kaynaklarýndan olan Sünnet’i ve icmâ-i ümmeti devre dýþý býrakarak kendi kafasýna göre,Kur’an müslümanlýðý diye yeni bir sistem geliþtirmek istiyor.Peki,onun tek kaynak olarak kabul ettiði Kur’an Dr.Moon dini için,Dr.Moon’unAmerikan gazetelerine verdiði ilandaki iddialar için ne diyor?..”

            Bununla beraber,Türkiye’de Dr.Moon dini ile iliþki kuranlar sadece bazý ilahiyatçýlar deðil,ayný zamanda CHP genel Baþkaný Deniz Baykal,Dinler arasý diyalog perdesi altýnda çeþitli din ve cemaat üyelerinin de iliþkide olduðunu geniþçe anlatýr.

Moon:CIA tarafýndan desteklenmektedir. [64]

Dönme olan Muhammed Yahya ABD-li olup,Y.N.Öztürk-ün yüksek lisans öðrencisi oluþu,bu öðrencininde -moon olup-,özellikle Öztürkle ilgilenmesi ibretâmizdir.[65]

Y.N.Öztürk’ün hocasý olan Karadeniz bölge vaizi Mustafa Cansýz,ezan okunurken,kahvede tavla oynamasýndan dolayý tenkid edilmiþtir.

Bir asrýn sonu..aydýnlarýn son sözü;Yanýldýk,Yandýk,Aldandýk,Aldatýldýk, Sahiblenmedik,Kavgalý olduk,Ýtibarlýlara itibar etmedik,Ubur ettik...

Tesettürü inkâr eden Ýslam Gerçeði isimli kitabýn yazarlarýndan birisidir. Sol bir partiye üye olup, siyasete atýlan Yaþar Nuri Öztürk, "Kur'anda Ýslam" kitabýnda diyor ki:

1- Ebrehe'nin ordusunu helak eden siccin taþlarý, veba mikroplarýdýr, (s. 45)

2- Mi'raç ruhani bir olaydýr, (s. 58)

3- Ayýn ikiye ayrýlma mucizesi, fiili deðildir. Resulullah, böyle görüntü meydana getirdi, (s. 90)

4- Kur'anda kadere iman diye bir þey yoktur, (s. 93,95)

5- Davud Peygamber günah iþlemiþtir. Peygamberler günahtan beri deðildir, (s. 101)

6- Kur'aný anlamadan okumak hatim sayýlmaz, (s. 102)

7- Yolculukta bakýmsýz mescitlerde namaz kýlmamalý, namazlarý cem etmelidir, (s. 104)

8- Cennette Allah görülmeyecektir. (s. 108)

9- Hazret-i Peygamber, ümmî deðildi. (s. 110,334)

10- Cihazdan dinlemekle hatim olur. (s. 117)

11- Ölüler için Kur'an okunmaz, (s. 118-317)

12- Camilerdeki Muhammed v.s.nin ismi yazýlý tablolar tevhid inancýna ters düþer, (s. 120)

13- Resulullah, tek bir hadisin bile yazýlmasýna izin vermemiþtir, (s. 127)

14- Hazret-i Ýbrahimin babasý putperest idi. (s. 55)

15- Kur'anýn hiçbir âyeti nesh edilmemiþtir, (s. 157)

16- Ýslamiyette tenasüh (reenkarnasyon) vardýr, (s. 161,249,257,283,312,320)

           17- Kur'ana abdestsiz, gusülsüz el sürülür ve okunur, (s. 162,163,288)

18- Hazret-i Musa, günah iþlemiþtir. Bir kýbtiyi öldürmüþtür, (s. 165)

19- Namazda her millet kendi lisaný ile okuyabilir (s. 295)

20- Allaha ve ahirete inanan ve barýþa yönelik hizmetler sergileyen herkes, ister yahudi, ister hýristiyan olsun cennete girecektir, (s. 367,493,511)

21- Namaz kýlarken kýbleye yönelme þartý yoktur. (s. 580)

22- Mezhebi dörtte sýnýrlamak, Ýslama yapýlabilecek en büyük kötülüktür, (s. 399)

23- Oruç kefareti diye bir þey yoktur, (s. 415)

24- Dinden dönen, mürted olan öldürülmez. (s. 424)

25- Müslüman kadýn, kitap ehli kâfirlerle evlenebilir, (s. 425)

26- Kadýn hayz halinde, namaz kýlar, oruç tutar, Kur'an okur, tavaf eder. (s. 429)

27- Þahitlikte iki kadýnýn bir erkeðe eþitliði yanlýþtýr, (s. 453,452)

28- Kadýnlara da cuma namazý farzdýr. Cuma namazý iki rekattýr, diðerleri bidattýr. (s. 515)

            29- Eskiden, köle kadýnlardan ayýrt edilmesi için, hür kadýnlar örtünürdü.

Bugün için böyle bir þeye ihtiyaç olmadýðý için, kadýnlarýn örtünmesi farz deðildir. (s. 529    , 615)”(Mezhebsizlik hakkýnda bilgi.2)[66]  [67]

Yazar her þeyi bilen ansiklöpedist bir edayla konulara yaklaþýyor. Bir çok temel ve geniþ kapsamlý konularda onlara vakýfmýþ edasýyla sorgular ve kritik yapar tarzda

konuþuyor.Her konuya vakýf olamadýðý için çeliþkiler yakasýný býrakmýyor.”

Yaþar Nuri,Kur’an-ý yüceltmek adýna,Hz.Muhammede yetki vermeyip verilen yetkiyi elinden alýnca,rahatlýkla yorumda bulunmakta,genel inanýþ ve uygulamalara aykýrý düþmektedir.Þöyle ki:” “Hadislerin Peygambere ait olmasý bir ihtimaldir. Ama sadece bir ihtimaldir. Hadislerin hiç birine Kuran’da olmayan bir hükmü koydurtamayýz. Ancak onlarý dinde hüküm olmayacak alanlarda kullanabiliriz. Dinde hükme gelince o yalnýz Allah’ýndýr. Peygambere bile dinde hüküm koyma yetkisi verilmemiþtir. “ve bunu da þirk saymýþtýr.Acaba kendisi hiç kaynak ve delil olarak kullanmýyor mu yoksa?Týpký Cuma namazýnýn emri ile uygulamadaki farklýlýðý dolayýsýyla reddetmesi ,sünnet namazý önemsememesi  gibi.Bu durumda islamýn bir çok mufassal hükmünün ve uygulamasýnýn rahatlýkla yanlýþlýlýðýna gidilecektir.Ýbadet konularýnda ve genel muamelatta eðer kuran tafsilatýyla açýklamýþ olsaydý bir kitap deðil en az yirmi kitab olmasý gerekecekti.Sünnet ve hadisler Kur’anýn hem tefsiri,hem uygulamalarýdýr.

HADÝS konusunda Bediüzzaman Hazretleri özetle þöyle der:

Kur'an-ý Hakîm'in ve Kur'anýn müfessir-i hakikîsi olan hadîsin bir kýsým yüksek ve ulvî hakaikýna çýkmak için teslim ve inkýyadý noksan olan kalblere yardým edecek basamaklar...”[68]

Evvela hadise Teslim ve Ýnkiyad gerekmektedir.

Kýyamet alâmetlerinden ve âhirzaman vukuatýndan ve bazý a'malin fazilet ve sevablarýndan bahseden ehadîs-i þerife güzelce anlaþýlmadýðýndan, akýllarýna güvenen bir kýsým ehl-i ilim onlarýn bir kýsmýna zaîf veya mevzu demiþler. Ýmaný zaîf ve enaniyeti kavî bir kýsým da, inkâra kadar gitmiþler.”[69]

Ýyi anlaþýlmalý ve hemen inkârýna gidilmemelidir.

Ehadîs-i Þerife râvilerinin bazý kavilleri veyahut istinbat ettikleri manalarý, metn-i hadîsten telakki ediliyordu. Halbuki insan hatadan hâlî olmadýðý için, hilaf-ý vaki' bazý istinbatlarý veya kavilleri hadîs zannedilerek za'fýna hükmedilmiþ.”[70]

Râvinin sözüyle karýþtýrýlmamalýdýr.

“Bazý ehl-i keþif ve ehl-i velayet olan muhaddisîn-i muhaddesûn ilhamlarýyla gelen bazý maânî, hadîs telakki edilmiþ. Halbuki ilham-ý evliya -bazý arýzalarla- hata olabilir. Ýþte bu neviden bir kýsým hilaf-ý hakikat çýkabilir.”[71]

Ehli keþfin ilhamýyla iltibas edilmemelidir.

Sevr ve Hut gibi teþbihler Hakikat telakki edilmemelidir.[72]

Zira tüm itirazlar;Ýnsafsýzlýk,Dikkatsizlik,Ýmanýn zaafiyeti,felsefenin kavi,bencil,münekkidlikden kaynaklanmakla beraber,bir kusur varsa bizlere aittir.[73]

Hadîs, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattýr.”[74]

Hadîs Der Âyete: Sana Yetiþmek Muhal!

            Hadîs ile âyeti müvazene edersen, bilbedahe görürsün beþerin en beligi, vahyin de mübelliði, o dahi balið olmaz.”[75]

En muteber hadis kitablarý ve alimlerince musaddak olan 19.Mektub hakkýnda da :” Þu risalede çok ehadîs-i þerife nakletmiþim. Yanýmda kütüb-ü hadîsiye bulunmuyor. Yazdýðým hadîslerin lafzýnda yanlýþým varsa; ya tashih edilsin veyahud "hadîs-i bilmana"dýr denilsin. Çünki kavl-i racih odur ki: "Nakl-i hadîs-i bilmana caizdir." Yani: Hadîsin yalnýz manasýný alýp, lafzýný kendi zikreder. Madem öyledir; lafzýnda yanlýþým varsa, hadîs-i bilmana nazarýyla bakýlsýn.”[76]

Bir kýsým hadisler:” "Vahy-i sarihî"dir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sýrf bir tercümandýr, mübelliðdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bazý ehadîs-i kudsiye gibi...”[77]

            Bir kýsým hadiste:” bütün tafsilâtýna, vahy-i mahz noktasýyla bakýlmaz. Beþeriyetin muktezasý olan efkâr ve muamelâtýnda, risaletin ulvî âsârý aranýlmaz. Madem bazý hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder. Þu tasvirdeki müteþabihata ve müþkilâta bazan tefsir lâzým geliyor, hattâ tabir lâzým geliyor.”[78]

Evet muhaddisînin muhakkikîninden "El-Hâfýz" tabir ettikleri zâtlar, lâakal yüzbin hadîsi hýfzýna almýþ binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazýný iþa abdestiyle kýlan müttaki muhaddisler ve baþta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri olan ilm-i hadîs dâhîleri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vâhid, tevatür kat'iyyetinden geri kalmaz. Evet fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadlarý o derece hadîs ile hususiyet peyda etmiþler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ýn tarz-ý ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmiþler ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u görse, "Mevzu'dur" der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamber'in sözü deðildir" der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanýr, baþka sözü ona iltibas edemez. Yalnýz Ýbn-i Cevzî gibi bazý muhakkikler tenkidde ifrat edip, bazý ehadîs-i sahihaya da mevzu' demiþler. Fakat her mevzu' þey'in manasý yanlýþtýr demek deðildir; belki "Bu söz hadîs deðildir" demektir.”[79]

Hadislerin An’aneli olarak gelmesi,hadisleri kuvvetlendirmektedir.

“Sual. An’aneli senedin fâidesi nedir ki;lüzumsuz yerdemâlum bir vâkýada:”an filân,an filân”derler?

Elcevab: Faideleri çoktur. Ezcümle, bir faidesi þudur: An'ane ile gösteriliyor ki, an'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sadýk ehl-i hadîsin bir nevi icmaýný irae eder ve o senedde dâhil olan ehl-i tahkikin bir nevi ittifakýný gösterir. Güya o senedde, o an'anede dâhil olan herbir imam, herbir allâme; hadîsin hükmünü imza ediyor, sýhhatine dair mührünü basýyor.”[80]

Kur’an-dan sonra gayet dikkatle hadislerin muhafazasýna çalýþýlmýþtýr.

“Sahâbeler,Kur’anýn ve âyetlerin hýfzýndan sonra en ziyade,Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ýn ef’al ve akvâlinin muhafazasýna,bâhusus ahkâma ve mu’cizata dâir ahvaline bütün kuvvetleriyle çalýþtýklarýný ve sýhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, Tarih ve Siyer þehadet ediyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ait en küçük bir hareketi, bir sîreti, bir hali ihmal etmemiþler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehadîsiye þehadet ediyor. Hem Asr-ý Saadette, mu'cizatý ve medar-ý ahkâm ehadîsi, kitabetle çoklar kaydedip yazdýlar. Hususan Abadile-i Seb'a, kitabetle kaydettiler. Hususan Tercüman-ül Kur'an olan Abdullah Ýbn-i Abbas ve Abdullah Ýbn-i Amr Ýbn-il Âs, bahusus otuz-kýrk sene sonra, Tâbiînin binler muhakkikleri, ehadîsi ve mu'cizatý yazý ile kaydettiler. Daha ondan sonra, baþta dört imam-ý müçtehid ve binler muhakkik muhaddisler naklettiler; yazý ile muhafaza ettiler. Daha Hicretten ikiyüz sene sonra baþta Buharî, Müslim, Kütüb-ü Sitte-i Makbule vazife-i hýfzý omuzlarýna aldýlar. Ýbn-i Cevzî gibi þiddetli binler münekkidler çýkýp; bazý mülhidlerin veya fikirsiz veya hýfýzsýz veya nâdânlarýn karýþtýrdýklarý mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler. Sonra ehl-i keþfin tasdikiyle; yetmiþ defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza halinde onun sohbetiyle müþerref olan Celaleddin-i Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, ehadîs-i sahihanýn elmaslarýný, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler. Ýþte bahsedeceðimiz hâdiseler, mu'cizeler böyle elden ele -kuvvetli, emin, müteaddid ve çok, belki hadsiz ellerden- saðlam olarak bize gelmiþ.”[81]

Hadisler,Cevâmi’ul Kelim-dir.[82] Külli irþad vazifesinde bulunmaktadýr.

Hem herþey malumatýmýza dahil deðildir.[83]

-Ehli Kitabla ilgili olan hususlarda;

“Þüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hýristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkýyla inanýp sâlih amel iþleyenler için Rableri katýnda mükâfatlar vardýr. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.”[84]

“Ýman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hýristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanýp iyi amel iþleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de deðillerdir.”[85]

“Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eðerek iman ederler. Allah'ýn âyetlerini az bir paraya satmazlar. Ýþte onlar için Rableri katýnda ecirleri vardýr. Þüphesiz Allah, hesabý çabuk olandýr.”[86]

“(Resulüm!) Ýþte sana (önceki kitaplarý tasdik eden) bu kitabý indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Þunlardan da ona iman eden nice kimseler vardýr. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.”[87]

Kur’an-da ehli kitabla ilgili olarak umumi hükümde bulunulmamaktadýr.Hep hususi olarak içlerinde beyinsiz,alaya alan ve inkar edenler diye tahsis edilmez,bazýlar diye zikredilmiþtir.Hükümler mutlak deðil mukayyed,umumi deðil hususidir.

“Kuran’ýn Çaðdaþ Tefsiri” isimli tefsir kitabýnýn müellifi Sayýn Süleyman Ateþ ve “Kuran’daki Ýslam” kitabý ve diðer eserleri ile Sayýn Yaþar Nuri Öztürk, Kitap ehlinden Allah’a, ahirete inanan ve salih amel yapan kimseler cennetliktir diyorlar.

Bu arada þunu belirtmekte fayda görüyorum. Sayýn Y. N. Öztürk’ün bu konuda bir yaklaþýmý yok, iki yaklaþýmý var. Biz kendi kitaplarý üzerinde yaptýðýmýz bir çalýþmada daha önce gördük ki, sayýn Öztürk bu konuda çeliþki içinde;Bu konudaki detaylý bilgi için o çalýþmaya bakmanýzý rica ederken, burada kýsaca bilgi vermek istiyorum.

Yazar yukarýdaki ayetler mefhumundan yola çýkarak önce þöyle diyor.

“Kuran bu beyanýyla bir genelleme yaparak hristiyan patentli herkesi cennetlik ilan etmiyor. Söylenen þudur: Hristiyanlar içinde vicdan ve imaný yüksek gerçeðe saygýlý ve sonuç olarak da Son Resul’ün tebligatýný Allah’tan bir vahiy olarak benimseyecek kiþiler olacaktýr. Bu kiþiler isim olarak dinlerini deðiþtirmeseler de Allah’ýn sevgili kullarý, tevhit ehlidirler. Ama Hiristiyanlarýn büyük çoðunluðu sapmýþtýr.”[88]

-Prof.Süleyman Ateþ Turan Dursun’un ehliyetsizce ve bilgisizce sadece kuru kuruya tenkidden öteye gitmeyen “Din Bu” adlý eserine deliller getirerek “Gerçek Din Bu” adlý iki ciltlik bir eser vermiþtir.Bu bir reddiyedir.Ancak Kendisinin bu eserinin ikinci cildini incelediðimizde gördük ki;buna da bir reddiye yazmak gerekmektedir.

            Mesela. Kamer 2. âyetindeki Ayýn ikiye yarýlmasý olayýnýn olmadýðýný iddia edip,bunun mazi kipiyle deðil,ileride kýyamet kopunca olacaðýný,kendisince yorumlayýp delillendirir.

            Ancak birkaç sayfa önceki uzunca yazýsýnda da mucizenin gerçekliðini anlatýrken,buna o nazarla bakýp deðerlendirmemektedir.Bir tezad görülmektedir.[89] Hakikatý olan mucizenin,ayýn yarýlmasýnda da neden bir haikatý olmasýn.Miraç ondan geri mi?Parmaklarýndan suyun akmasý,az bir yemekle ve su ile koca bir ordunun ihtiyacýnýn giderilmesi ne kadar geridir?

            Ayrýca Bakara.65-66.âyette geçen;”Aþaðýlýk maymun olun,dedik.”ifadesini,bundan kasdedilenin,Yahudilerin kendi vatanlarýný terk ederken,geriye dönerek hüzün ve periþanlýklarýndan kinaye olarak söylenmiþ olduðu yorumunu tekellüflü bir tevil olarak yorumlamaktadýr.[90]

S.Ateþ,her þeyi ölçü olarak kendi mantýðýna atutturmaya çalýþýr.Mantýðýna uymayaný ise ya tevil ya da reddeder.Bununla da dini korumayý amaçladýðýný ifade eder.

Oysa kendisi de þu þiiri almýþtýr;

            Ýdrak-i maâli bu küçük akla gerekmez.

            Zira bu terazi o kadar sýkleti çekmez.

            Akýl nakilde ve cumhurda bir makes bulursa ehemmiyet kesbeder.Ferdi,þahsi ,hissi yorumlar bir delil kabul edilmezler.

-Dann-Avcýnýn birinin hiç avcýlýkla konuþulmayan bir mecliste artýk dayanamayarak sessizlik ânýnda bunu ganimet bilerek,-Dann- diye baðýrarak dikkatleri üzerine çeker ve baþlar anlatmaya;Ben,bir zamanlar avda iken...

Bediüzzaman hazretleri Münazarat isimli eserinin 33. sayfasýnda kendine sorulan bir soruya þöyle cevap veriyor:

S- Bir kýsým Jön Türk der: "Demeyiniz Hristiyanlara hey kâfir. Zira ehl-i kitabdýrlar." Neden kâfir olana kâfir demiyeceðiz?

Kör adama, hey kör demediðiniz gibi... Çünki eziyettir. Eziyetten nehiy var:

Saniyen: Kâfirin iki manasý vardýr: Birisi ve en mütebadiri, dinsiz ve münkir-i Sani' demektir. Þu mana ile, ehl-i kitaba ýtlak etmeðe hakkýmýz yoktur. Ýkincisi: Peygamberimizi ve Ýslâmiyeti münkir demektir. Þu mana ile onlara ýtlak etmek hakkýmýzdýr. Onlar dahi razýdýrlar. Lâkin örfen evvelki mananýn tebadüründen, bir kelime-i tahkir ve eziyet olmuþtur. Hem de daire-i itikadý, daire-i muamelata karýþtýrmaða mecburiyet yoktur. Kabildir, o kýsým Jön Türklerin muradý bu olsun.”

Çünki;” Ehl-i kitabdan bir haremin olsa elbette seveceksin.

Bu asýrda kendine güvenen Ehli kitabýn en fazla Kur’an-a karþý bîgane kaldýðý ve muhtaç olduðu halde kulaðýný kapadýðý görülmektedir.[91]

Mekke’de birinci safta müþrikler olduðundan daha ziyade imana dair âyetler iþlenirken;” Amma Medine sure ve âyetlerde, birinci safta muhatab ve muarýzlarý ise, Allah'ý tasdik eden Yahudi ve Nasara gibi ehl-i kitab olduðundan mukteza-yý belâgat ve irþad ve mutabýk-ý makam ve halin lüzumundan sade ve vazýh ve tafsilli bir üslûb ile ehl-i kitaba karþý dinin yüksek usûlünü ve imanýn rükünlerini deðil, belki medar-ý ihtilaf olan þeriatta ve ahkâmda ve teferruatýn ve küllî kanunlarýn menþe'leri ve sebebleri olan cüz'iyatýn beyaný lâzým geldiðinden o Medine sure ve âyetlerde ekseriyetçe tafsil ve izah ve sade üslûbla beyanat içinde Kur'ana mahsus emsalsiz bir tarz-ý beyanla birden o cüz'î teferruat hâdisesi içinde yüksek kuvvetli bir fezleke, bir hâtime, bir hüccet ve o cüz'î hâdise-i þer'iyeyi küllîleþtiren ve imtisalini iman-ý Billah ile temin eden bir cümle-i tevhidiyeyi ve imaniyeyi ve uhreviyeyi zikreder.”[92]

Kur’an ehli kitabý imana davet etmekle geçerli olan gerekçesini de takdim eder:

“Ey ehl-i kitab! Ýslâmiyeti kabul etmekte size bir meþakkat yoktur. Size aðýr gelmesin! Zira size bütün bütün dininizi terketmenizi emretmiyor. Ancak itikadatýnýzý ikmal ve yanýnýzda bulunan esasat-ý diniye üzerine bina ediniz; diye teklifte bulunuyor. Zira Kur'an, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski þeriatlarýnýn kavaid-i esasiyelerini cem' etmiþ olduðundan, usûlde muaddil ve mükemmildir. Yani ta'dil ve tekmil edicidir. Yalnýz, zaman ve mekânýn tegayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kýsmýnda müessistir. Bunda aklî ve mantýkî olmayan bir cihet yoktur. Evet mevasim-i erbaada giyecek, yiyecek ve sair ilâçlarýn tebeddülüne lüzum ve ihtiyaç hasýl olduðu gibi, bir þahsýn yaþayýþ devrelerinde, talim ve terbiye keyfiyeti tebeddül eder. Kezalik hikmet ve maslahatýn iktizasý üzerine, ömr-ü beþerin mertebelerine göre ahkâm-ý fer'iyede tebeddül vardýr. Çünki fer'î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diðer bir zamana göre mazarrat olur. Veya bir ilâç, bir þahsa deva iken, þahs-ý âhere dâ' olur. Bu sýrdandýr ki, Kur'an fer'î hükümlerden bir kýsmýný nesh etmiþtir. Yani vakitleri bitti, nöbet baþka hükümlere geldi, diye hükmetmiþtir.”[93]

Ýman etmemeleri veya kulak vermemeleri halinde;” bazý ehl-i kitab'ýn iman ettikleri âhiret hakikî bir âhiret olmadýðýna.... ehl-i kitabýn iddia ettikleri iman, yakînden hâlî olduðundan, onlarýn imaný, iman olmadýðýna iþaret... ehl-i kitabdan olup Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a iman etmeyenlere bir ta'riz olmak”tadýr[94].

Ýslâmýn dýþýndakiler ise ‘Muzahrefat’ [95] olarak deðerlendirilmektedir.

Bugün kendileri dahi ikrar etmektedirler ki;” bütün bu nakîsalar, Hristiyanlarýn ellerindeki muharref kitab-ý mukaddeste mebzuliyetle vardýr..” [96]

Kur’an her ne kadar ehli kitabý müþriklerle eþ deðerde tutmamýþ,kesdiklerinin yenilebileceðini,onlarýn kýzlarýyla evlenebilineceðini ancak kýz verilemiyeceðini ifade etmiþse de,bu onlarýn iman etme,dine yakýnlýlýkta inkarcý müþriklerden bir adým önde olduklarýný,diðer hususlarda da bir ruhsat,müsaade ve cevazla beraber efdal ve takvaya daha yakýn olmadýðýný da belirtmiþtir.

Bu hakikatlarla beraber,bu zamanýn dehþeti konusunda Bediüzzaman;

Ehl-i fetretin putperestliðinin daha feci' bir surete giren suretperestliðinin...”[97]  ” Âdeta fetret devri denmeðe seza olan bu zamanda...”[98]

“Þiddet-i þefkat ve rikkatten, bu kýþýn þiddetli soðuðuyla beraber manevî ve þiddetli bir soðuk ve musibet-i beþeriyeden bîçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlýklar þiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkýnda bir nevi merhamet ve mükâfat vardýr ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düþer. Böyle musibet-i semaviye, masumlar hakkýnda bir nevi þehadet hükmüne geçiyor.

            Üç-dört aydýr ki, dünyanýn vaziyetinden ve harbinden hiç bir haberim yokken Avrupa'da Rusya'daki çoluk çocuða acýyarak tahattur ettim. O manevî ihtarýn beyan ettiði taksimat, bu elîm þefkate bir merhem oldu. Þöyle ki:

            O musibet-i semaviyeden ve beþerin zalim kýsmýnýn cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve periþan olanlar eðer onbeþ yaþýna kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun þehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ý maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

            Onbeþinden yukarý olanlar, eðer masum ve mazlum ise, mükâfatý büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarýr. Çünki âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî'ye (A.S.M.) bir lâkaydlýk perdesi gelmiþ ve madem âhirzamanda Hazret-i Ýsa'nýn (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, Ýslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette þimdi, fetret gibi karanlýkta kalan ve Hazret-i Ýsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanlarýn mazlumlarý çektikleri felâketler, onlar hakkýnda bir nevi þehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebr ü þiddetleri altýnda musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkýnda medeniyetin sefahetinden ve küfranýndan ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdýr diye hakikattan haber aldým. Cenab-ý Erhamürrâhimîn'e hadsiz þükrettim. Ve o elîm elem-i þefkatten teselli buldum.

            Eðer o felâketi gören zalimler ise ve beþerin periþaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateþ veren hodgâm, alçak insî þeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.

            Eðer o felâketi çekenler, mazlumlarýn imdadýna koþanlar ve istirahat-ý beþeriye için ve esasat-ý diniyeyi ve mukaddesat-ý semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlýðýn manevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki; o musibeti onlar hakkýnda medar-ý þeref yapar, sevdirir.”[99] sýrrýnca fetret asrýný hatýrlattýðýný,Nitekim Filistinde mazlum ehli imaný kurtarmak için bir hristiyanýn kendini feda edip buldozerin altýnda ezilmesi düþünmeye deðer,ibretli bir haldir.

“Ehl-i fetret, ehl-i necattýrlar. Bil'ittifak, teferruattaki hatiatlarýndan muahazeleri yoktur. Ýmam-ý Þafiî ve Ýmam-ý Eþ'arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattýr. Çünki teklif-i Ýlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ýttýla' ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiþ; o ehl-i fetret zamanýna hüccet olamaz. Ýtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldýðý için hüccet olamaz.”[100]

  Ehli kitabý tamamen dýþlayýp dýþta býrakarak geçmiþteki düþmanlýklarý sürdürmek iman ve islamiyet ve islami ve kurani siyaset cihetinde hiçbir þey kazandýrmaz.Onlarý itmek deðil,çekmek daha müsbet harekettir.Bu onlar hakkýnda verilen hükümden sapmak ve vaz geçmek anlamýna deðildir.Müsbet zeminde,müsbet davayý anlatmayý saðlamak içindir.Saðlam ve kýymetli deðerlere sarýlan deðil,çürük deðersizliklere sarýlanlar korksun.Peygamberimiz müþriklerle yapýlan Hudeybiye anlaþmasýnda,onlarýn itirazý üzerine Süheyl-e yazdýrdýðý besmeleyi,Rahman-ý, Bismikallahümmeyi kaldýrtmýþ,yerine Muhammed bin Abdillah yazdýrtmýþtýr.Þu sözü de söylemekten vaz geçmemiþtir. "Vallahi siz beni tekzib etseniz de ben kesinlikle Allah'ýn Resûlüyüm. Bununla beraber, Muhammed Ýbnu Abdillah yaz!" O sene ziyarete izin verilmemesi kabul edilmekle kalýnmamýþ,yapýlan teklifte: "Senin dinine de girse, bizden hiç bir erkeðin sana gelmemesi, gelirse iâde etmen þartýyla." Þartý kabul edilmiþtir.Öyle ki;” Müþriklerin elinde esir bulunan Ebu Cendel Ýbnu Süheyl Ýbni Amr zincirleri arasýnda “gelmekte olduðu halde...Mekkeden kaçan mümin kadýnlar için ise; "Ey Ýman edenler, (kendi ifadelerince) mü'mine kadýnlar muhacir olarak geldikleri zaman onlarý imtihan edin. Allah onlarýn imanlarýný iyi bilendir ya, fakat siz de mü'mine kadýnlar olduklarýna kail olursanýz onlarý kafirlere geri vermeyin. Bunlar onlara helal deðildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. (Kafir zevcelerinin bu kadýnlara) sarfettikleri (mehri) onlara (kafirlere) verin. sizin onlarý nikâhla almanýzda, mehirlerini verdiðiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur..."[101].

Zahiren kýlýnçlar kýnýna girmiþ,Kur’anýn ise belið kýlýncý kýnýndan çýkmýþ,bir çok insanýn islamiyete giriþine ilk adýmlar atýlmýþ oluyordu.Bu bir taviz deðil,kazanýlacak galibiyetin teminatýdýr.Mesele teblið ise,o ortamýn tesisi de önemlidir. Efendimizin ifadesiyle,sulh,hayýrdýr.Yani hayýr sulhdadýr.Sulh ile hayýr elde edilir,hayra ulaþýlýr.

            Düstur;destur demektir.Herþeyde destur,düsturdur.Destur ile izin almak,bir iþe baþlamak güzel bir düsturdur.

Baþlý baþýna aklýn ortaya koyacaðý düsturlar dar ve küçük olup,aciz kalýr.[102]

Müsbet hareket ve Düsturlarý esas almak konusunda Bediüzzaman þöyle izahda bulunur:“ Amma hikmet-i felsefe ise, hayat-ý içtimaiyede nokta-i istinadý, "kuvvet" kabul eder. Hedefi, "menfaat" bilir. Düstur-u hayatý, &q