ARMEGEDON
” Yağmur yağarken şemsiye
açınız
Armagedon, ingilizce bir kelime. Ünlü Redhouse onun türkçe anlamını şöyle
veriyor: "Kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında çıkacak savaşa
sahne olacak meydan, mahşer". Başkan Bush, "Misilleme!" diye haykıran
Amerikalılarına bunu vaad ediyor. Tarifteki "iyiler" de, elbette onun komuta
edeceği ordulardır. Ama "kötüler", vardırlar da ortada değildirler.
"Oralardadırlar!" diye bir takım ülkeleri, hatta bölgeleri vurmak savaşı "iyiler"in
kesin zaferiyle bitirir mi? Yoksa yeni "kötüler"i mi, mantar gibi oralarda
bitirir? Amerika halkı burnundan soluyor da olsa, bunun düşünülmekte olduğu
anlaşılıyor. Biraz serinlik gelsin diye ölü sayısı yavaş yavaş, alıştıra
alıştıra duyurulmaktadır. Önce yüzlerden bahsedilmiştir, mükemmel yönetici
yetenekleri gösteren New York Belediye Başkanı Giuliani "4700 kayıp kimse var"
derken 30 bin ceset torbası sipariş etmektedir. İkiz Kulelerde 50 binin üstünde
kimse çalışıyordu ve teroristler bunu biliyorlardı. Ayinlerde rahipler İncilin
"Allah kalbimizde ölçüsüz intikam duygularına yer vermesin" parçasını okurlarken
"ölçüsüz misillemeler"in "ölçüsüz intikam duyguları"na yol açacağını hatırlatmak
istemektedirler.
Evvelden fedailer haşhaş içirilerek sağlanırlardı. Öğrenilmiştir ki uçakları
kulelere toslatan fedailer bu maksatla binlerce saatlik uçuş kursları
görmüşlerdir ve gözlerini kırpmadan pilot kabinlerine girmişlerdir. Bu, onların
kalplerine ekilmiş kin ve nefret tohumlarının köklülüğünü gösterir.
Önümüzde açılan "yeni bir milat" değildir. İçine girilen "yeni bir fırtına
dönemi"dir.
Şemsiyelerimizi açık tutalım.”
M.Emin Koç
ABD Başkanı Bush, radikal bir Evangelist Hıristiyan’dır. Yahudilerde “arz–ı
mev’ud” inancı ne ise, Evangelistlerde de “Armagedon
savaşı inancı” o derece köklüdür. Evangelistlerdeki bu temel akide,
“arz–ı mev’ud inancı” ile birebir ilintilidir. Bu bağlamda Evangelistlere,
Siyonist Hristiyan da denmektedir.
Başkan Bush, bunlardan biridir, “fundamantalist bir Armageddon”dur.
Tüm rota Armagedon’a göre
Bush’un baş papazı Jerry Falwell, Yahudi–Evangelist bağlantısının en önemli
aktörüdür; Irak’ı işgal sürecinde özellikle Kuzey Irak’ta önemli misyonerlik
çalışmaları yapmıştır, yapmaktadır.
Sizin anlayacağınız, iki hafta önce İstanbul’a gelen Bush’un danışmanlarından
futurist Prof. Nisbitt’in ifadesiyle, Başkan Bush
Ortadoğu’ya Armageddon inancıyla çöreklenmiştir. Büyük Ortadoğu Projesi de bu
mantık etrafında şekillendirilmektedir. NATO’nun yeni rotası da bu inançla
oluşturulmuştur… vesselam.
BOP planı da, NATO konsepti de, bölgemizdeki işgaller de Evangelist Bush’un,
“Armageddon inancı” doğrultusunda oluşturulmuş Haçlı projesidir.
Bush’un mensup olduğu Evangelistlere göre, Armagedon savaşı, Kudüs
yakınlarındaki Magedon ovasındaki tepelikte olacak bir Deccal savaşıdır . Bu savaşın
öncesinde ise İsrail’in, “arz–ı mev’ud” inancında belirtilen sınırlara kadar
genişleyerek “Büyük İsrail” olması şarttır. Armagedon savaşının ardından Bush’un
tanrısı Davut’un tahtında Mesih’i hakim kılacak… Böylece hem “dünyevi zümre”
olan Yahudiler, hem de “semavi zümre” olan Hıristiyanlar muratlarına erecek…
İşte BOP’un dinsel perde arkası… İşte NATO’nun yeni konseptinin arka plan dinsel
ritüeli…!
Şu kapı kulları ne yapıyor Allah aşkına!
İmdi, gazilik ve şehitlik gibi medeniyetimize ve dinimiz İslam’a has iki temel
kavram etrafında yoğrularak asırlarca insanlığa adalet taşımış, Mehmetçik adını
peygamberimiz Hz. Muhammed’den almış Türk askerini, bu “Armageddon’un emir eri”
konumuna sürükleyenler, ne yaptıklarının farkındalar mı!
Bu, laikliği toptan ihlal değil mi, ne dersiniz?
Armageddon’un yerli kapı kulları, asırlar boyunca hilalin temsilcisi aziz Türk
milletini, böylesi vahim bir “Haçlı gidişatı”na taşeron yapmakla ne büyük ihanet
işlediklerinin farkındalar mı?
Öte yandan Amerika’nın BOP’unun yerli “dinlerarası diyalog” tezgahtarları,
“medeniyetler arası çatışma yok–mok” diye geveleyerek, aslında Evangelist
Bush’un bu Armagedon hedefini ve hevesini örtmeye çalışıyorlar.
Armagedon karşısında Hatemi şaşkın ördek gibi…
Irak’ın işgali, BOP çukuru vs. gelişmelere ilişkin “yerli diyalogcular”dan tık
yok; baş aktör F. Gülen Amerika’da, komisyonların demirbaşı M. Aydın bakanlık
koltuğunda, dinsel danışman H. Karaman yeni safağı atmış kuşe–i uzlette şokta.
Bir tek Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, şu ekümenik sevdalı Bartholomous’un avukatı
Kezban Hanım’ın beyi Hatemi şaşkın şaşkın konuşuyor. Bakınız, Armagedon
konusunda Defne Sarısoy’a neler anlatıyor diyalogcuların “lügat maskotu” Hatemi
Hoca: “Bugünkü Bush iktidarında çok tehlikeli deliler var. Orduda, hükümette,
çeşitli iktidar mecralarında bazı beyinler var. Birtakım sapkın protestan
tarikatleri kendi fundementalist inanışları ve ideolojileri ile iktidar nezdinde
taraftar toplamaya çalışıyorlar. Sözünü ettiğim protestan fundamentalizmine
göre, Hz. İsa’nın gelmesi için bu üçüncü milenyum
başında mutlaka “Armageddon” denen o nihai savaşın çıkması lazım. Matrix filmi
de tam manasıyla bu fikirlerin simgeleriyle doluydu. İnanmış bu
Protestanlar, bir taraftan da Armageddon savaşının çıkması için uğraşıyorlar. Bu
savaş nasıl çıkar? Mutlaka İsrail’in Araplara hücum etmesi veya Müslümanlar’ın
İsrail’e hücum etmesi lazım. Armageddon Savaşı Kudüs yakınlarındaki Magedon
Tepesi etrafında gerçekleşecek. Armegeddon
Savaşı Müslüman ordusunun İsrailoğullarına saldırmasıyla çıkacak.
Protestan fundamentalizmi, Armegeddon Savaşı’nda İsrail’in desteklemesi
gerektiğini savunuyor. Çünkü Hz. İsa da ‘İsrail Arslanı’ olarak dünyaya
gelmiştir. Yahudiler, Müslümanlar’a karşı Armageddon Savaşı’nı kazanmadıkça, Hz.
İsa tekrar yeryüzüne dönmeyecek. İsa’nın dönmesi için savaşın çıkması ve
kazanılması şarttır. Bu savaşı önce Hz. İsa olmadan Yahudiler’in kazanması
lazım. Onun için İsrail ile sıkı bir işbirliği dini nedenlerden dolayı
mecburidir. Ama bu savaş bittikten sonra da, 144 bin Yahudi hariç, o 144 bin
Yahudi de Hz. İsa’ya iman eden Yahudiler olacak, hepsi kırılacak. Bu sefer de
Amerika ve Hz. İsa’ya bağlı olanlar yeryüzünde kalacak…” Öğleden sonra
günaydın efendim!
Hilal veya Haç; tercih sizin beyler!
Bush’un BOP çukurunda debelenerek aziz milletimizi Armageddoncuların emir eri
yapmaya çabalayan eski tüfek mücahidler, yeni yetme değişmişler–dönüşmüşler,
kimi etkililer, bazı yetkililer, görüyor musunuz ne vahim işlerle
uğraşıyorsunuz? Ne belalar sarıyorsunuz milletimizin başına; bu Müslüman milleti
kimlere kapı kulu yapıp kıyamete doğru hızla yaklaştığımız bu zaman diliminde
dünyalarını da, ahiretlerini de kaybettiriyorsunuz?
Ey akl–ı selim sahipleri, Armageddon savaşı projesinde Haçlı’nın askeri olmak
yerine, asırların en yüce medeniyetinin adalet timsali askeri olarak kalmak,
İslam’ın şehit ve gazi rütbeleriyle Hilal’in gölgesinde kalmak daha hayırlı
değil mi?
Tercih sizin…
İnancımız, tarihimiz, medeniyetimiz ve âli menfaatlerimiz Haçlı’nın emir eri
değil, kıyamete kadar Hilal’in muhafızı olmaya davet ediyor.
Yarın, askerimizin Mehmetçik namını kendisinden aldığı Peygamberimiz Alemlere
Rahmet Hz. Muhammed’in (SAV), Irak’ta ortaya çıkıp İslam coğrafyasına musallat
olacağını haber verdiği “Şeytan’ın orduları”na, Deccal’in askerlerine değinelim
dilerseniz. Ne dersiniz, değinelim mi?
|
Yakın geçmişe
kuşbakışı |
|
Spekülatif bir çalışma: ARMAGEDON "Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim." (Tekvin 15 / 18) Bir dönemin bazı basın organlarında yeralan, içinde İsrail, ABD, Türkiye ve Müslüman kelimelerinin bulunduğu cümleleri hatırlayın. Okuduğumuz şeyler, sloganik dokuları ve 'doğru bir fikrin desteklenmesi için kurmacanın mümkün olabileceği' anlayışıyla hazırlandığı için olsa gerek, gerçekten önemli olan kimi noktalar konusundaki duyarlılık eşiklerimizi bir hayli aşağı çekmişti. Her gün pişirilen ama önümüze soğuk gelen Yahudi- İsrail- Mossad ya da lobi-masonluk- ABD çağrışımlı olguların mantık ve gerçeklik kurallarına aykırı olarak 'tüketilmesi' yüzünden siyasi bilinç vidalarımız hayli yalama olmuştu çünkü. Kudüs denince Filistinliler gelirdi aklımıza, içimiz cız ederdi ama orada kalırdı her şey. Üstelik 'kahrolsun siyonistler, kahrolsun Yahudiler' v.s. şeklindeki sloganların hem çirkin hem banal kaçtığı kısa süreli bir döneme girmiştik; globalleşmeye sonuna kadar inananların dünyasında din farklılıklarının kültürel birer zenginlik olacağından, bu farklılıkların ortak insanlık tecrübesine birer katkı olarak değerlendirileceğinden bahsediliyordu. Radikal tutumların globalleşen dünyada fay kırıkları meydana getireceği söylendi, medeniyetler çatışması dendi, oysa bunları konuşmak için bile çok erkendi. Çünkü dünya üzerinde gücüne güç katmak için her yolu mübah gören, siyasetini ve stratejisini 'efsanelere' göre kurgulayan; yerin ve göğün, toprağın ve ateşin, tanrının ve şeytanın kimyasında yalnızca gücü arayan bir çığlığın karşısında minik, zavallı modern sosyolojik tezlere idealizmin karanlık odasında 'Amiral battı' oynamak düşerdi yalnızca! Zaman, üslup ve ifade yetersizliği ile sorunu odağın dışına taşıranların 'suçlu' olduğunu hissettiriyor şimdi, tabii her ne gerekçe ile olursa olsun sorunu vizyon dışı bırakanların da. ...İsrail ve Körfez ve Türkiye " 23 Şubat 1996 tarihinde, Türkiye, Ortadoğu'nun sorunlu bölgesindeki İsrail ile tarihi bir anlaşmaya imza atıyordu." "Armagedon - Türkiye İsrail Gizli Savaşı" isimli kitap İsrail konusunda oldum olası temkinli bir politika izleyen Türkiye'nin Körfez savaşı sonrası değişen dengeler uyarınca zorlandığı rol ve durumları İsrail siyasetinin referans kaynağı olan efsaneler ve Tevrat'la ilişkilendirerek cevaplamaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde Timaş Yayınları'ndan çıkan kitap kendi alanında oldukça iddialı. Aydoğan Vatandaş'a göre savaşın çıkması, Saddam Hüseyin'in rolü ve Tevrat'ta Babil olarak zikredilen bugünkü Bağdat'ın yerle bir edilmesi "Armagedon"a varan zincirin halkalarını oluşturuyor. "Armagedon" ise Yahudilerin dünya hakimiyetine ulaşmak için yapacakları düşünülen son savaşın adı. Efsaneye göre savaş Yahudilerin galibiyetiyle sonuçlanacak. Kitap Körfez savaşının seyri ile Tevrat'ın ilgili ayetleri arasında senkronizasyon kurarak ilerliyor: "Babil (Bağdat) yiğitleri cenk etmeden el çektiler, hisarlarında oturuyorlar, güçleri tükendi, kadın gibi oldular, onun meskenlerine ateş verildi, kapı sürgüleri kırıldı. Şehir her taraftan alındı ve geçitler tutuldu. Kamışlıkları yakıldı" (Yeremya bölümü, 51, 30-32). "Irak Haber Ajansı (IRNA) dün yaptığı açıklamada ABD uçaklarının Musul'un kuzeyindeki buğday ve arpa tarlalarına yangın bombası atarak binlerce hububatı yaktığını iddia etti. Irak'ın BM temsilcisi Abdülemir El Anbari de BM Genel Sekreteri Butros Gali'ye bir mektup göndererek, ABD uçaklarının..." ABD - İsrail ikilisinin bölgedeki hedefleri çevre ülkelerin istikrarsızlaştırılmasını bir ön koşul haline getiriyor. Türkiye'yi de yakından ilgilendiren Çekiç Güç'ün bölgeye konuşlanması ve bir Kürt devleti sürecinin başlatılması da İsrail lehine çakılan önemli çivilerden biri; hele hele kurulması planlanan Kürt devletinin İsrail'in vaadedilmiş toprakları arasına girdiği göz önüne alınırsa... Aydoğan Vatandaş 15 Ağustos 1994 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığı' nın Birleşik Görev Kuvveti Türk komutanlığına Çekiç Güç ile ilgili olarak gönderdiği bir yazıya da yer vermiş. Metinde ABD'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden izin alınmadan kurulan ve "Provide Comfort" harekatı ile ilgisi olmayan bir kriptodan bahsedilmekte. Türk personelin 'giremediği', haberleşme ve bilgisayar sistemleri ile mücehhez ve kuşkusuz ABD'nin Türkiye'de bulunma gerekçesini aşan bir kriptodur bu. İlgi çekici ve 'uyarıcı' mahiyette bir kaç alıntı da CIA Türkiye masası şefi Graham Fuller'den. Buna göre Kürtlerin özerklik arayışına ( uzun vadede İsrail sınırları içine girecek bu bölgenin istikrarsızlaştırılmasına!) gelebilecek muhtemel bir direnişin neticesi 'tehlikeli ve masraflı' olacaktır. Vatandaş'ın şeytan üçgenine benzettiği Çekiç Güç'ün ABD- İsrail ittifakını gözler önüne seren marifetleri bunlarla sınırlı kalmayacaktır elbet. 10 Şubat 1993'te Eşref Bitlis'in uçağının 'düşürülmesi' ve 7 Ocak 1993'te Uğur Mumcu'nun öldürülmesi de Türkiye'de Kürt devletinin önünde duran sivil-asker bürokrasisine verilen gözdağlarıdır. Kitap, Susurluk vakıalarının ortaya çıkışını da adı geçen hedefler doğrultusunda kategorize ediyor. Devletin çeşitli birimlerinin karar ve destekleri ile kurulan ve 'kendi yöntemleriyle' savaşan özel gücün deşifre edilmesi, Susurluk'a kadar kahraman olanların kaza sonrası 'çete' suçlamalarıyla anılır oluşu bu hareketten rahatsız olan 'tasfiyeci' güçlerin operasyonundan başka bir şey değil... Aydoğan Vatandaş 1974 İstanbul doğumlu. 1995 yılına kadar Deniz Harp Okulunda okuyan Vatandaş çeşitli dergi ve gazetelerde yaptığı araştırma dosyaları ile tanınıyor. Armagedon/ Türkiye- İsrail Gizli Savaşı, halen Aksiyon Dergisi'nde çalışan Vatandaş'ın ilk kitabı. Olay ve belgeler, basında yer alan ya da gizli kalan görüş ve telakkiler arasındaki ilişkileri tedrici olarak; okuyucunun heyecanını üst sınırlara taşıyan bir kontekstle kurgulanmış. Yazar sözkonusu faktörler arasındaki bağlantıları kitabın sonundaki ekte verdiği dava dosyaları bilirkişi raporları ve (özellikle Çekiç Güç'ün görev süresinin uzatılması konusunda alınacak tedbirlerle ilgili) üst düzey yazışmalarla destekliyor. Kitabın Foucoult Sarkacı'ndan yapılan bir alıntı ile başlayıp sözü geçen kehanetlerin hatırı sayılır bir 'karşılığı' makamına 'Üst düzey bir askeri yetkilinin konuşması' ile bitmesi kitaba 'sinematografik' bir süreç kazandırmış. "Armagedon" Aydoğan Vatandaş'ın ilk kitabı ve bir başlangıç olarak da çok iyi. Yeni Dünya Düzeni rotasında yaşadığımız çalkantıların pek 'hasbelkader' olmadığına dair derli toplu bir şeyler okumak istiyorsanız, sağlam bir perspektifle hazırlanmış bu çalışmayı tavsiye ederiz. 'Armagedon' içerdiği olay, bilgi, belge ve beyanatları ile yakın geçmişe kuşbakışı bakma fırsatını da veriyor. 'Projeksiyonlarına' kuvvet Aydoğan Vatandaş...
|
***** Hasim Söylemez
Yeni yıl kehanetleri
2000 tutmadı, 2001 verelim!
2000 yılı için söylenen çoğu kehanetler fos çıkarken yeni yıl için söylenen kehanetler ise hem sevindiriyor hem üzüyor. Kâhinlere göre 3. Dünya Savaşı yeni yüzyıl içinde çıkacak, bunun sonucunda dünya büyük kuraklıklar yaşayıp çölleşecek. Tüm dünya bu kehanetleri tartışırken, yerli kâhinlerimiz de Türkiye'nin 2050 yılında dünyadaki tek süper güç olacağını ileri sürüyor
Sonradan olacak şeyleri, gaipten haber vermek anlamına gelen ve kökeni Arapça olan "kehanet" kelimesi insanoğlunun varlığından beri merak uyandırmış, daima inanılan bir güç olarak telakki edilmiş. Kehanet tarihine bakıldığında ise bu gizemli kelimenin her toplumda varolduğu karşımıza çıkıyor. Kehanet, Şamanizm kültünü yaşayan toplumlarda olduğu gibi, eski Yunan mitolojilerinde ve milattan önceki dönemlerdeki Mezopotamya uygarlıklarında karşımıza çıkıyor. Binlerce yıl boyunca ortaya atılan değişik kehanetler, dünyanın genelini ilgilendirdiği gibi, yöresel olarak kabul görenleri de var. Değişik yolları deneyerek ortaya kehanetler atan kişiler türemiş, kimisi insanları sömürmüş, kimisi de verdiği haberlerin gerçekleşmesiyle insanların güvenini kazanmış.
Ancak kâhinler tarafından ortaya atılan 2000 kehanetlerinin çoğu fos çıktı. Ne gökyüzünde uçan arabalar var, ne de Ay'da koloni kuran insanlar. Yine 2000 kehanetleri çerçevesinde insan ömrünün 150 yıla çıkacağını haftalık çalışma saatinin 25 saate ineceğini haber verenler de yanıldı. En önemlisi 1999 tarihinde kıyametin kopacağını söyleyenler yanılmak bir yana utandılar. Evet 2000 kehanetlerinin büyük çoğunluğu fos çıktı, şimdi sıra yeni milenyum kehanetlerinde. Kimi kâhinlere göre yeni milenyumda kıyamet kopacak, kimine göre ise yeni dünya savaşları başlayacak. Özellikle kaynağını İncil ve Tevrat'tan alan kâhinlere göre ise bu milenyumda Mesih'in gelecek olması insanların merakını uyandırmış durumda. Bütün bu kehanetler beklenirken, yapılan tarihi hesaplamalarda ise büyük yanlışlıklar yaşanıyor. Değişik takvimleri baz olan kâhinlerin vermiş olduğu rakamlar birbirleriyle çelişiyor. Kimi takvime göre yeni milenyum geçen sene başladı, kimine göre bu sene başlıyor. Kimi takvimlere göre ise milenyum 5 yıl önceden başlamış. Genel olarak dünyada insanlar böyle kehanetler ve tarihlerle meşgul olurken, Türkiye'de de yöresel bazda bir takım kehanetler ileri sürülüyor. Örneğin; 2050'de Türkiye dünyadaki tek süper güç olacak.
Armagedon gerçekleşecek mi ?
"Tevrat'ın Şifresi " isimli kitabın yazarı Michael Drosnin İsrailli matematikçi Dr. Eliyahu Rips'i kaynak gösterip Tevrat'ın şifrelenmesi yoluyla birçok konuda kehanetlerde bulunuyor. Rabin Suikastı, Körfez Savaşı gibi önemli konularda haklılığı ortaya çıkarken, insanların asıl merakını uyandıran konu ise; Armagedon kehanetinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği. Yazar Drosnin kitapta Armagedon'u kıyamet ve mahşer anlamında kullanıyor; bunun da savaşla olabileceğini belirtiyor. Yani gerçekleşecek olan 3. Dünya Savaşı, eğer Tevrat'ın şifresi doğru ise yüzyılın sonunda ya da gelecek on yıl içinde gerçekleşecek. Yazar Drosnin Armagedon'u Ölü Deniz civarında bulunan "Mühürlü Kitap" olarak bahsedilen parşömenlerden esinlenerek dile getiriyor. Parşömenlerdeki şifrelerin bilgisayarla çözüleceği haber veriliyor ve şifreler çözülüyor. 2000 ve 2006 yılları Dünya Savaşı ile birlikte şifrelenmiş. Bu iki yıl hem atomik soykırım hem de Dünya Savaşı ile şifrelenmiş.
Tevrat kaynaklarından sonra Amerika'da yaşayan Hopiler de bir yıkımdan bahsediyor. Arizona eyaletinde yaşayan Hopilere göre; çeşitli zaman dilimlerinden geçen dünyayı son bir yıkım beklemekte ve bu yıkımdan sonra en son olacak kıyamete kadar gelecek bir mutluluk süresi beklemektedir. Bu yıkımın 2000 yılı başında, nükleer bir savaş veya bir göktaşı düşmesiyle gerçekleşeceğine inanılır. Hopiler tam bir tarih vermezken Mayalar büyük yıkım için gün bile veriyor. Maya kutsal takviminin bitişi MS 22 Aralık 2012 olarak kabul ediliyor ve bu tarihte bu yıkım gerçekleşecek, yani dünya son bulacak.
Nostradamus'a göre
3. Dünya Savaşı 2076'da
Kâhinlerin en ünlüsü olarak tarihe geçen Nostradamus'a göre gerçekte kıyamet 3797 yılında kopacak. Bunu da Son Gün'ün gelip çatması , yeryüzü ve gökyüzünün yep yeni bir çehreye bürünmesi ölümün ölümsüzlüğe dönüştüğü dönem olarak belirtiliyor. Ancak Nostradamus'a göre bundan önce 3750 yılında 5. Dünya Savaşı çıkacak, 2106 yılında 4. Dünya Savaşı son bulup 1000 yıl gibi bir süre barış yaşanacak. 2076'da 3. Dünya Savaşı çıkacak ve bu savaş 25 yıl sürdükten sonra, savaş sonrasında çölleşmiş bir dünya meydana gelecek. 2050 yılında SS devleti tekrar kurulacak. Nostradamus 2000 yılında atomik bir saldırı sonucu Roma'nın yok olacağını, Avrupa ile İtalya arasında bir savaş başlayacağını bu savaştan İtalya'nın galip geleceğini haber veriyor. Nostradamus'un bu son kehaneti diğer bazı kehanetleri gibi gerçekleşmiş değil. Yine Yehova Şahitlerine göre kıyamet 2000'li yılların başında kopacak.
Diğer bir kâhin Edgar Cayce de 2000 yılı için pek iyimser değil. 2. Dünya Savaşı'nın başlangıç ve bitiş tarihlerini bilen ve uyuyan kâhin olarak isimlendirilen Edgar Cayce'ye göre 21. yüzyılda kutuplar yer değiştirecek, yeni karalar ortaya çıkacak. Kızıl Çin'le Rusya'nın da birleşeceğini haber veren Cayce'ye göre aynı zamanda 21. yüzyıl barış ve sevgi getirecek.
Herkes Mesih bekliyor
2000'li yıllar için söylenen en önemli kehanetlerden birisi de Mesih'in geleceği ile ilgili. Hemen her dindeki insanların Mesih'in geleceği inancı 2000 yılı itibariyle iyiden iyiye alevlenmiş durumda. Hatta Yahudi bir tarikat Ölü Deniz civarındaki tepelerde Mesih'in geleceğini bekliyor. Bu tarikat 2000 yılı ile birlikte beklentisini iyice arttırmış durumda. Hopi Kehaneti ise bir Mesih yerine iki kurtarıcı kardeşin 2000 yılının ilk çeyreğinde yeryüzüne geleceğini ileri sürüyor. Yahudi kökenli ve İncil'den etkilenerek oluşmuş Mesih beklentisi tüm dünyayı sarmış. Bazı gruplar Mesih beklentisinde aşırıya giderek bu kurtarıcıyı bekliyor. Gelecek olan Mesih'in ise Hz. İsa olduğu yönündeki görüşler ağırlık kazanıyor. Hz. İsa gelecek diye uzun yıllar Mesih bekleyen marjinal gruplar "Şam'daki Beyaz Minare'nin altına inecek" diye, Hz İsa için her cuma caminin avlusuna bir at çekip bekliyorlar. Mesih beklentisi Müslüman olan bazı gruplarda da karşımıza çıkıyor. Ancak genel olarak Müslümanlarda Mesih inancı yerini Mehdiliğe bırakıyor. Yani müjdelenmiş kurtarıcı olacak şahıs. Bu yüzdendir ki; özellikle Türkiye'de birçok dini cemaat Mehdi'nin kendi içlerinden çıkacağını hatta daha ileri giderek Mehdi'nin kendi liderlerinin olduğunu söylemişlerdir. Mehdi için söylenen zaman ise tıpkı Mesih'teki gibi 2000'li yıllar. Bu yüzden kendisini Mehdi ilan edip piyasada dolaşan birçok meczup bulunuyor. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Güç; İslam'da kehanetin olmadığını belirterek: "Gaipten haber verme İslam'da kabul görür şey değildir. Rüya ya da sadece peygamberlere gönderilen vahiyler sonucunda gelecek ile ilgili yorumlar yapılabilir. Sıkıntılar artınca da insanlar mecburen kehanetler inanmak zorunda kalmışlar. Bu yüzden bir çok kişi kendisini Mesih veya Mehdi ilan ediyor" şeklinde konuşuyor.
Türkiye süper güç
olacak mı?
Dünya'nın genelini ilgilendiren kehanetlerin yanısıra Türkiye'yi birebir ilgilendiren kehanetler de var. Mehdi inancı doğrultusunda Türkiye'de birçok cemaat Mehdi'nin Türkiye'den çıkacağını ileri sürüyor. Yeni milenyumda çıkacak olan Mehdi'nin başta Türkiye olmak üzere tüm dünyayı kurtarması bekleniyor. Türkiye kehanetlere göre siyaset, sosyal hayat, spor ve sanat alanlarında da birtakım değişiklikler yaşayacak. Ancak kim tarafından ortaya atıldığı bilinmeyen ve Türkiye'de büyük çoğunluğa hakim olan bir inanca göre Türkiye 2000'li yıllarda süper güç olacak. Ortalıkta dolaşan kahenetlere göre, Türkiye 2040'li yıllarda dünyada kendisinden bahsettirecek, 2050 yılında ise dünyadaki tek süper güç olarak kabul edilecek. Yine kehanete göre Türkiye'nin süper güç olma aşamasında diğer Türk devletlerinin de Türkiye'ye tâbi olması sözkonusu olacak. Burada varılmak istenen Osmanlı ruhunun tekrar yeşereceği. Yani aynı kaynağa göre Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde kendi eksikliklerini tamamladıktan sonra Avrupa Birliğine girebilecek. Türkiye'yi önümüzdeki 2 yıl içinde bir takım değişiklikler de bekliyor. Kehanetlere göre Türkiye'de 2001'de erken seçim aşamasına gidilecek ve 2002 yılında ise seçim yapılacak. Mehmet Memiş (Medyum Memiş) cinler ile yaptığı istişare sonucunda bu yargılara ulaştığını söylüyor. Yine Memiş'e göre Türkiye'de önümüzdeki iki yılda ekonomik olarak sıkıntılar devam edecek. Ancak Türkiye'de 17 Ağustos'ta yaşanan deprem gibi büyük felaketlerin olmayacağını söylüyor. Türkiye'de önümüzdeki 10 yıl içinde sanat alanında büyük değişiklikler ve başarılar olmayacağı belirtilirken spor alanında özellikle futbolda başırların devam edeceği dile getiriliyor. Memiş, Galatasaray Futbol Takımı'nın 2001'de de dünyada kendisinden bahsettirecek başarılara imza atacağını söylüyor.
Memiş her ne kadar kehanetler ortaya atılırsa da insanın şer olan olayları hayıra çevirmesinin mümükün olabileceğini iddia ederek şöyle konuşuyor: "İnsan şer karşısında dua ederse ve Allah da bu duaları kabul ederse şerler hayra dönüşebilir. Kehanetler illa da gerçekleşecek denilemez". Ekonomi Uzmanı Doç. Dr. Kamil Uslu ise, Türkiye'nin önümüzdeki dönemlerde ekonomik yönden sanıldığı kadar kötüye gitmeyeceğini belirtiyor: "Türkiye önümdeki yıllarda daha da iyiye gidecek. Dengeler sağlanacak, oluşan olumsuzluklar yeni yılın başında aşılacak. Yeni gelişmekte olan ülkemizde enflasyonda da ciddi bir düşüş bekleniyor" şeklinde konuşuyor.
Milenyum 2001'de başlar
Tıpkı kâhinlerin ortaya attığı kehanetler gibi, yaşadığımız dönemin tarihi de tartışılıyor. Kâhinler başka başka takvimlerden faydalanarak ortaya attıkları kehanetlerinin gerçekleşmesi tarihi birbirini tutmuyor. Her kâhine göre dünya değişik tarihlerde yok olacak. Gnümüzde tartışılan konu ise yeni milenyumun 2000 yılında mı , yoksa 2001 yılında mı başladığı. Kullandığımız miladi takvime göre 3000 yılı 1 Ocak 2001 tarihinde başlıyor.
Mısır'da eskiden beri kullanılan Güneş Takvimi Roma İmparatoru Julyen tarafından 360 günden 365 güne çevirilip düzeltmeler yapılıyor. Böylece miladi takvimin ilk şekli ortaya çıkıyor. Daha sonra Jülyen Takvimi Mart'ta başlayan yeni yıl, 500. yılında Aziz Jean'dan dolayı 1 Ocak tarihine alınır. Gregor tarafından Ocak ayına alınan miladi takvim son ve gerçek şeklini almış olur. Yani biz bugün bu takvimi kullanıyoruz. Ve bu takvime göre 3000 yılı 1 Ocak 2001 tarihinde başlıyor, başka bir deyişle yeni milenyum 2000'de değil 2001 tarihinde sayılmaya başlanıyor. Hz. İsa'nın doğumunu baz alan takvimler ise miladi takvime göre çok daha ileride. Hz. İsa'nın doğumun baz alan hesaplamalara göre şuanda 2005 yılı yaşanıyor. Hicri takvime göre hesaplama yapanlara göre ise 2000 yılı için daha bayağı bir zaman var. Hicri takvim ise şu anda 1421 tarihini gösteriyor.
Dünyada ve Türkiye'de söylenen kehanetlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmez ama yeni milenyumun tüm insanlar için hayırlar getirmesi hepimizin temennisi.
2000 kehanetleri fos çıktı
Nostradamus göre 3—4 Temmuz 1999 tarihinde kıyamet kopacaktı
Nostradamus göre 1999 yılının yedinci ayında gökyüzünden Deccal inecek, yeni yüzyıl yaklaşırken salgın, açlık, askeri terör kol gezecekti.
1893'de Thomas De Witt Talmage tarafından söylenen; "Yaşam kalitesi o kadar artacak ki, 150 yıl yaşamak artık sıradan bir hadiseye dönüşecek"(ti).
Yine Talmage göre, "Yüzyılın sonunda kârın işveren ve çalışan arasında paylaşılması prensibiyle büyük şirketlerin ve iş dünyasının çıkarları büyük bir uyum içinde işleyecek"(ti).
1927 yılında ortaya atılmış; "Nükleer zeplinler gökyüzünde saatte 550 km hızla yol alacak!"
1940'ta, "uyuyan kâhin" Edgar Cayce tarafından ileri sürülmüş; Çin, güçlü bir demokrasiye sahip dindar Hıristiyan ülkesi olacak. Rusya, dindarların kıblesi olacak. ABD'de siyah—beyaz gerginliği çatışmalara neden olacak, yoksullar zenginlere karşı ayaklanacak.
1940'ta söylenmiş; "Binlerce km. uzaklıktaki insanlar ve maddeler, elektrik devrelerinin iki ucundaki kameralar aracılığı ile birbirine bağlanacak"(tı).
1966'da şöylenmiş bir kehanete göre; 2000'de makinalar o kadar çok üretecek ki, ABD'de herkes tek başına zengin olacak.
1967 yılında söylenmiş; Aya koloni kurulacak, insanoğlu Mars'a ayak basmış olacak, gökyüzü insanın kontrolüne geçecek.
1975'de söylenmiş; "Gökyüzünde tekerleksiz arabalar uçacak, böylece tekerleğin sonu gelmiş olacak"(tı).
1982'de söylenmiş; "Haftalık çalışma süresi azalacak. 2000'de 25 saat olacak. İki üç kişinin aynı işi yapması vardiyalar sayesinde çalışma saatleri esneklik kazanacak"(tı).
1900'da söylenmiş; "Savaşlar, tıpkı gladyatörler gibi demode olacak. Savaş bu yüzyılda varlığını koruyamayacak kadar gereksiz, aptalca ve medeniyet dışı olacak"(tı).
1900'de söylenmiş; 100 yıl sonra torunlarımızın torunları, Noel yemeğinde büyük elma büyüklüğünde çilek yiyecek.
Doç. Dr. Engin Beksaç (Sakarya
Üniversitesi Öğretim Üyesi):
Her bin yılın
bir kehaneti var
Kehanetler İnsanoğulunun varlığından beri var. Hangi tarihe bakarsanız bakın, hangi toplumu incelerseniz inceleyin kehanetler karşınıza çıkıyor. İlkel kabilelerden, modern topluluklarda bile bir kehanet inancı var ve insanlar bu güçten her zaman korkmuşlardır. Yaşanır veya yaşanmaz burası tartışılacak bir durum ama bu anlayış gelmiş ve gelecek tüm dünya topluluklarında var. Her bin yılda bir kehanet uydurulmuş, her bin yılda özellikle kıyamet ile ilgili kehanetler uydurulmuş.
Arif Arslan (Kehanet Kitabının yazarı):
Gaybı Allah bilir
Kur'an'da bilinmez denilen
ve Allah'tan başkasının bilmediği gayb, mutlak gaybdır. Yani kişinin kazancı,
kaderi, eceli, rızkı, yağmurun ne zaman yağacağı ve rahimlerde olanın durumu ile
birlikte daha pek çok konuya ait gayb hükümleri, sadece Allah tarafından bilinen
gaybdır. Mesela, yüzyıllardan beri üzerinde olduğumuz fay hattının ne zaman
ateşleneceği bilinmeyen gayb hükümlerindendi. Nitekim bilemedik ve 17 Ağustos
1999 günü saat 03:03'de ateşlendi. Neden o geceydi, buna sebep neydi? Bu bizim
için gizlidir, gizli kalacaktır. Yapılan yorumların tamamı tahminden öte
geçmeyen şeylerdir. Kesin olarak bu iş şundan oldu diyecek hiç kimse yoktur.
Yoksa bugün olmasa bile yarın depremi önceden keşfedebilecek aletler de
bulunabilir. En azından birkaç dakika önce bu tespit edilebilir. Çünkü ilim bu
tür konuları çözebilir. Bunlar gayb aleminden emir alemine çıktıktan sonra belli
emarelerle anlaşılabilir.
MESİH DECCAL SESSİZCE GÖREVİNE BAŞLADI
Kıyametten önceki son dönem olan Ahir Zaman'da Mesih Deccal’in ortaya çıkıp insanları din ahlakından uzaklaştıracağı, yeryüzünde büyük kargaşaya ve zulme neden olacağı pek çok güvenilir hadisle bildirilmiştir.
Mesih Deccal, insanları kendi sistemine inandırmak için karışıklığı ve katliamları olması gereken bir gelişme gibi göstermekte ve bu uğurda, hiç bir günahı olmayan suçsuz çocukların dahi öldürülmesini teşvik etmektedir.
Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Allah Hz. Adem’i yaratmış olduğu günden bu yana, Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır.” 1 sözleriyle Deccal’in fitnesinin büyüklüğüne dikkat çekmiş ve tüm insanları bu tehlikeye karşı uyarmıştır. Bir başka hadiste ise “Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini Deccal ile uyardı” 2 sözleriyle Deccal’in fitnesinin yalnızca Müslümanlar için değil tüm insanlar için büyük bir tehlike olduğuna işaret edilmiştir.
Peygamberimiz (sav)’in, hadislerinde Deccal’in çıkış alametleri olduğunu bildirdiği olayların birbiri ardınca gerçekleşmiş olmasından ise, Mesih Deccal’in ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Dünya üzerinde yaşanan pek çok olay, Peygamberimiz (sav)’in ve İslam alimlerinin, Mesih Deccal’in ortaya çıkacağı tarih ve yapacağı faaliyetler hakkında verdikleri bilgilerle tam olarak mutabıktır. Büyük İslam alimi Said Nursi “...Deccal, büyük bir baskı ve büyük bir zulüm ve büyük bir şiddet ve dehşet ile hak ettiklerinden büyük bir iktidar görünür.”3 (Şualar 469) sözleriyle Deccal’in gücünün ve iktidarının şiddete ve baskıya dayalı olduğunu bildirmektedir. Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, anarşi ve kargaşa, katliamlar ve işkenceler, devlet ve örgüt terörleri ise Deccal’in faaliyet halinde olduğunu ve tüm bunları yönettiğini göstermektedir.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Deccal’in insanları iyilikten uzaklaştırabilmek için her yola başvuracağı, çeşitli hile ve aldatmacalarla geniş kitleleri etkisi altına alacağı bildirilmektedir. Deccal’in bu yolla insanları kendi idealleri doğrultusunda istediği gibi yönlendireceği “Deccal’in tabileri (ona uyanlar) çoktur. Kendisine birçok kimse iltihak eder (katılır).” 4 hadisiyle haber verilmiştir.
Deccal bu amacına ulaşabilmek için inkarı benimseyen kitleler kadar iman sahibi insanları da aldatmaya çalışacaktır. Deccal’in, verdiği telkinler ve kullandığı taktiklerle bir kısım zayıf imanlı insanları kandırmayı başaracağı ve bu yolla çevresine taraftar toplayacağı hadislerde şöyle bildirilmektedir:
Her kim Deccal’in çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın. Allah’a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven içerisinde) onun yanına gider ve Deccal’in şüphelendirmesiyle onu takip eder.5
Deccal’in çıktığını işittiğinizde ondan kaçınız. Çünkü bir adam onu reddetmek niyetiyle yanına gelir, fakat ona tabi olup kalır. Zira Deccal ile beraber kalpleri vesveselendiren çok şeyler vardır.6
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Deccal’in bu amaçla üç İlahi dinin mensupları olan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlara farklı metodlarla yaklaşacağı ve onları birbirlerine düşürerek yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgunculuk çıkarmaya çalışacağına işaret edilmektedir. Hadislerde Deccal’in bu fitnesi sonucunda yeryüzününün büyük bir savaş alanına döneceği, kan dökmenin, ölümlerin alabildiğine artacağı bildirilmekte; Deccal’in hedef almayacağı hiçbir yer kalmayacağı haber verilmektedir:
... (O sırada) fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda ... mel’un (lanetlenmiş) Deccal... çıkar...7
.... (Deccal) kayalık bir mevkiden çıkacaktır da, sağ tarafa ve sol tarafa (yani her tarafa ordular göndermek suretiyle) en süratli şekilde şiddetli fesatlar yapacaktır.8
Hiçbir belde yoktur ki onu Deccal orduları çiğnemeyecek olsun.9
Deccal anarşi, terör, şiddet, savaş ve kan dökmeyi kendince makul gösterebilmek için bazı inananları da, bu felaketlerin ahir zamanda mutlaka yaşanması gerektiği yalanıyla aldatmaya çalışır. Deccal’in bu oyununa göre, ahir zamanda beklenen müjdeli gelişmelerin gerçekleşebilmesi için, bunun öncesinde medeniyetlerin birbirine düşman olup yeryüzünde büyük bir savaş yaşanması gerekmektedir. Bu yanılgıya göre ahir zamanda gelmesi beklenen Mesih’in ortaya çıkışından önce Yahudilerin ve onlara destek olan bir kısım Hıristiyanların bir yanda, Müslümanların ve Katoliklerin ise diğer tarafta yer aldığı “Armagedon” adı verilen büyük bir savaş yaşanmalıdır. Deccal’in telkinlerine göre “yedi yıl sürecek bir felaket döneminin yaşanması; bu dönemde Yahudilerin ve diğer iman edenlerin zulüm görmesi; ve Armagedon savaşıyla birlikte Yahudilerin üçte ikisinin ölmesi ve İsrail topraklarının harap olması” gerekmektedir. Deccal, kutsal metinler üzerinde yaptığı aslı olmayan birtakım mecazi yorumlarla Hıristiyanları ve Yahudileri Mesih’in ancak tüm bu şartlar oluştuğunda yeryüzüne geleceğine inandırmaya çalışmaktadır. Deccal’in Hıristiyanlara telkin ettiği bu inanca göre, Hz. İsa’nın önderliğinde bu savaşı kazanacak olan Yahudiler, Hz. İsa’ya tabi olacak ve Hıristiyanlığa dönüş yapacaklardır.
Deccal bazı Hıristiyan gruplarını Hz. İsa’nın gelmesi için pek çok önşart oluşması gerektiğine inandırarak büyük bir karmaşaya sürüklemeye çalışmaktadır. Oysa ki ortada karmaşık olan hiçbir şey yoktur: “Deccaliyet Allah inancının olmamasıdır. Allah inancının olması da Mesihiyettir”. Hz. İsa’nın gelişi Allah’ın bir mucizesidir. Ancak bu, öncesinde karmaşa oluşmasını gerektirecek bir konu değildir. Allah tarih boyunca elçilerini pek çok mucizelerle desteklemiştir. Allah hayatın her anında insanlara pek çok yaratılış mucizesi de göstermektedir. Evrenin mükemmel dengesi, hücredeki olağanüstü kompleks yapı, hayvanlardaki ve bitkilerdeki harikalıklar, insan vücudunun kusursuz işleyişi gibi özelliklerin her biri çok büyük birer mucizedir. Allah, iman edenlerin imanlarının pekişmesi için pek çok güzellik yaratmaktadır. Hz. İsa’nın gelişi de yine Allah’ın iman coşkusu için yarattığı bir güzellik ve bir iman hediyesidir. Allah, takdir ettiği zaman geldiğinde Hz. İsa’yı tüm insanlığa gösterecektir. Böyle bir güzelliği, pek çok önşart ile karmaşaya sürüklemenin Deccal’in şeytani planının bir parçası olduğu görülmeli ve bu tuzağa karşı dikkatli olunmalıdır.
Mesih Deccal Ortadoğu’da Karmaşa İstiyor...
Deccal bu yolla Hıristiyanları Hz. İsa’nın gelişine kadar, dünyada bir savaş, kargaşa ve anarşi ortamı olması gerektiğine inandırmaya çalışmaktadır. Irak savaşının da, oluşmasını bekledikleri bu kıyamet alametlerinde anahtar bir rol üstlendiği fikrini benimsetmektedir. Etkisi altına aldığı insanlara, Mesih’in gelişinden önce barışı vaaz etmenin sözde bir delalet, kutsal kitapların sözüne karşı gelmek ve hatta Deccallik olacağına inandırmakta, bu yolla Ortadoğu’da gerilimin düşürülmemesi gerektiğine ikna etmektedir.10 Bu doğrultuda savaş karşıtı ülkeleri ve barış hareketlerini Deccal hareketi olarak göstermekte, Mesih gelene kadar asla barış olmaması için bölgedeki savaş ortamının mutlaka sürmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
Bazı Ortadoğu ülkelerinde eğitim eksikliğinden, demokrasi kültürünün tam anlamıyla gelişmemiş olmasından kaynaklanan birtakım sorunlar yaşandığı açıktır. Ancak bu sorunların giderilmesinin yolu hiçbir zaman savaşmak ve şiddete başvurmak olmamalıdır. Unutmamak gerekir ki, savaş her zaman her iki tarafa da kayıp ve yıkım getirmektedir. Nitekim Irak Savaşı’nda da olduğu gibi, pek çok Iraklı masum hayatını kaybetmekte, yakınlarını yitirmekte veya sakat kalmaktadır. Aynı şekilde bu bölgede bulunan pek çok yabancı asker de ölmektedir. Her biri eğitimli, kültürlü gençlerden oluşan bu askerlerin kaybedilmesi hem aileleri hem de ülkelerinin geleceği açısından önemli bir kayıptır. Oysa ki her iki tarafın da, hiçbir maddi ve manevi zarara ve can kaybına uğramadan çözüm elde edilmesi çok kolaydır. Allah’ın emrettiği ahlakın gereği olan sevgi, hoşgörü ve adalet anlayışı yaşanırsa her türlü sorun barışçıl yöntemlerle çözülebilecek ve kolaylıkla uzlaşı sağlanabilecektir.
Ortadoğu’nun pek çok bölgesi Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar için kutsaldır. Bu beldeler zaten Hıristiyan ve Yahudilerin de atalarının topraklarıdır. Müslümanların sevip saydığı tüm peygamberler bu topraklarda yaşamış, bu beldede tebliğ yapmışlardır. Hepimiz için değerli ve kutsal olan bu topraklar çok geniştir; üç İlahi dinin mensupları da bu topraklarda dilediği gibi yerleşebilmeli, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmeli, ticaretini yapabilmeli, huzur ve barış içinde birarada yaşayabilmelidir. Başta petrol olmak üzere bölgenin sahip olduğu yeraltı zenginlikleri de tüm halkların eşit olarak faydalanacağı şekilde değerlendirilebilir. Bunun için ise barış ve huzur ortamının olması şarttır. Bölgenin ihtiyacı toplumların sanat, tıp ve bilimsel açıdan ilerlemesi, temel insan haklarını ve bireysel hakları koruyan bir ortam oluşturulması, demokrasi anlayışının tam anlamıyla yerleşmesidir. Buna bağlı olarak ekonomik kalkınmanın sağlanması önemlidir. Ancak tüm bunlar için ayrılabilecek maddi olanakların askeri giderlere ve silahlara harcanması büyük bir kayıptır. Bunun için samimi iman edenlerin ittifak etmesi, mevcut imkanların savaşmak için değil, bu ittifakın sağlanması için kullanılması gerekmektedir.
Bölgedeki bu gibi sorunlar temelde din ahlakının tam anlamıyla yaşanmamasından ve materyalizm, ateizm gibi Deccal’in desteklediği dinsiz ideolojilerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Ancak elbetteki bu, yalnız Ortadoğu’ya has bir sorun değildir. Dünyanın pek çok bölgesinde insanların din ahlakından uzaklaşması nedeniyle ahlaki dejenarasyon, seri cinayetler ve çeşitli sapkınlıklar yaygın olarak görülmektedir. Samimi iman edenlerin, din ahlakı dışındaki söz konusu bu uygulamaların ortadan kalkması için ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Ancak elbette Deccal bu durumun tüm dünyada yaygınlaşmasını isteyecek, savaş ve terör ortamının sürdürülebilmesi için çeşitli taktiklerle ve sinsi planlarla ortaya çıkacaktır.
Hıristiyanlar Mesih Deccal’in Oyununa Karşı Dikkatli Olmalıdırlar
Hıristiyanların ve Yahudilerin Deccal’in tüm bu tuzaklarına karşı dikkatli olmaları gerekmektedir, çünkü Deccal bunları sanki dini birer hüküm gibi göstermeye çalışacaktır. Deccal, İncil’e tabi olan samimi Hıristiyanlara oyun oynayarak, onları kendi kutsal kitaplarına muhalif olacak şekilde sapkın bir ideolojiye sürüklemeye çalışmaktadır. İncil’in öğretilerini hiçe saydırarak, kendi sapkın fikirlerini onlara doğru ve meşru göstermek istemektedir. Gerçekte ise Allah adına ortaya çıkarak hakkı batıl, batılı ise hak olarak göstererek büyük bir oyun oynamaktadır. Onları din adına, iyilik adına hareket ettiklerine inandırmakta ve Allah’ın adını kullanarak onları kötülüğe teşvik etmektedir. Kuran’da Deccal’in bu yöntemine karşı insanlar “...Aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5) ayetiyle uyarılmışlardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ise Deccal’in insanlara iyiyi kötü, kötüyü ise iyi göstererek aldatacağı şöyle haber verilmiştir:
“Şüphesiz beraberinde bir cennet ve bir cehennem (diye isimlendirdiği iki ırmak) bulunması da onun fitnesidir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir.” 11
Sonra Deccal çıkacak, beraberinde bir ırmak ve bir ateş bulunacaktır. (Onu inkar edip) Ateşine düşenin sevabı vacip olacak, (ona iman edip) ırmağına düşenin ise günahı vacip olacaktır. 12
Deccal çıkar. Beraberinde su ve ateş vardır. İnsanların su olarak gördüğü yakıcı bir ateştir. İnsanların ateş olarak gördükleri de soğuk ve tatlı bir sudur...13
Deccal’in Mesih’in gelmesi için sözde kutsal kitaplara dayandırarak öne sürdüğü tüm şartlar, gerçekte Deccal’in yeryüzünde kötülüğü hakim kılabilmek için kurduğu bir tuzaktan ibarettir. Hadislerde “onun cenneti cehennem, cehennemi ise cennetir” benzetmesiyle bildirildiği gibi Deccal, herşeyi tersine çevirerek, güzel iyi ve doğru olanı onlara kötü göstermeye çalışmaktadır.
Deccal, Hıristiyanların karşısına hiç umulmadık bir vakitte ve hiç beklemedikleri hileli yöntemlerle çıkmıştır. Allah’ın adını kullanarak ve isteklerini kutsal nedenlere dayandırarak yaklaşması, onun gelişini çok daha farklı şartlarda bekleyen bir kısım Hıristiyanların aldanmasına sebep olmuştur. Deccal, yeryüzüne sevgi, barış ve huzurun hakim olmasını Deccallik olarak gösterip, asıl Deccaliyet olan kendi fikir sistemini ise inandıkları dinin bir gereği olarak göstererek Hıristiyanlardan da bir topluluğu etkisi altına almaya çalışmaktadır. Onlara “Hz. İsa’ya itaat edin” ya da “İncil’de böyle buyruluyor” diyerek, yaptırmak istediklerini çok makul gibi göstererek yaklaşmaktadır. Asıl hedefi ise, ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa’ya karşı mücadelesinde, istediği gibi yönlendirebileceği geniş kitleler oluşturmaktır. Bu yolla toplumları birbirine düşürerek tüm dünyayı büyük bir kaos, karmaşa, bozgun ve helaka sürüklemeyi amaçlamaktadır.
Huzuru, kurtuluşu, barışı, Ortadoğu’nun huzura kavuşmasını kutsal kitaplara karşı yapılan Deccali bir hareket olarak göstermekte; kan dökülmesini, hiçbir suçu olmayan masum insanların, zavallı kadınların, çocukların acımasızca öldürülmesini, bölgeye amansız bir dehşet saçılmasını ise onlara adeta sözde kutsal bir ibadet gibi sunmaktadır. Kendileriyle aynı kitaba inanan, kendileri gibi Hz. İsa’yı peygamber olarak kabul eden, aynı ibadetleri yerine getiren Katolikleri ortadan kaldırılması gereken bir düşman olarak göstermektedir. Aynı şekilde kendileri gibi Allah’a inanan, aynı peygamberleri sevip sayan, aynı ahlaki prensiplere sahip olan, Hz. İsa’nın gelişini aynı şekilde büyük bir heyecanla bekleyen Müslümanları da mücadele edilmesi gereken bir topluluk olarak göstermektedir.
Oysa ki Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar birbirlerine düşman değildirler; aksine Deccal’in desteklediği ateizme ve din düşmanlığına karşı birbirlerinin müttefikidirler. Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler, aynı şekilde Allah’a iman etmekte, aynı peygamberleri sevmekte ve saymaktadırlar. Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa veya Hz. Davud Yahudiler için ne kadar önemli ise, Müslümanlar için de en az o kadar önemlidir. Aynı şekilde Hz. İsa Hıristiyanlar için ne kadar önemliyse, Müslümanlar için de o kadar kıymetli ve kutsaldır. Tüm İslam alemi bindört yüz senedir bu kutlu peygamberin yeryüzüne ikinci kez gelişinin müjdesini vermekte ve büyük bir heyecanla bu tarihi olaya hazırlık yapmaktadır. Bunun yanı sıra Yahudilerin ve Müslümanların üzerinde yaşadıkları ve Allah’a hizmet ettikleri topraklar, Yahudiler için ne kadar kutsal ise, Müslümanlar için de en az o kadar kutsald?r. O halde savaş, karmaşa ve anarşi ortamı olması ve tüm ilahi dinlerin mensupları için kutsal olan topraklarda kan dökülmesi için meşru hiçbir sebep yoktur. Bu konuyu çok akılcı bir şekilde düşünmek gerekmektedir: Barış ve huzur içerisinde yaşamak neden Deccallik olsun? Neden Mesih’in gelebilmesi için yılarca yeryüzünde korku ve dehşet hakim olması, felaketler yaşanması gereksin? Neden Mesih gelene kadar barış olmasın, savaş sürdürülmeye çalışılsın? Yahudilerin üçte ikisi niye ölsün, neden aynı dine inanan insanlar birbirlerine düşman olup savaş açsın? Katolikler ve Müslümanlar neden Yahudilerin ve Hıristiyanların düşmanı olsun? Hıristiyan, Yahudi ya da Müslüman masum çocuklar neden haksız yere öldürülsün?
Bunların hiçbiri için hiçbir makul gerekçe yoktur. Deccal huzuru, kurtuluşu, barışı, kardeşliği, sevgiyi, şevkati, merhameti insanlara Deccali hareketler olarak göstermektedir. Bu yolla Yahudileri, Hıristiyanları ve Müslümanları birbirlerine düşürerek hedefine ulaşmaya çalışmaktadır.
Hıristiyanların dindar olmaları, Allah’tan korkmaları, peygamberleri, Hz. İsa’yı içten bir bağlılık ve büyük bir sevgiyle sevmeleri ve yeryüzüne ikinci kez gelişine hazırlık yapmaları çok güzel bir nimettir. Ama bu konuda Deccal’in oyununa gelmemeleri de son derece önemlidir. Milyonlarca Hıristiyanı körükörüne inandırmaya çalıştığı ve Hz. İsa’nın gelebilmesi için mutlaka oluşması gerektiğini öne sürdüğü şartlardan her biri, gerçekte Deccal’in insanlığı müthiş bir bozulma ve hüsrana sürükleyebilmek için kurduğu tuzaklardan ibarettir. Bu şekilde çok geniş bir kitleyi etkisi altına alarak terörü, şiddeti, anarşiyi adeta kilitleyecek bir sistem oluşturmayı hedeflemektedir.
Tüm Hıristiyanların, bu durumun Deccal’in bir oyunu olduğunu açıkça görmeleri ve bu büyük tehlikeye karşı Allah’ın gösterdiği yola uyarak ve din ahlakının gereğine uygun şekilde karşılık vermeleri gerekmektedir. Deccal’in insanları bu gibi metodlarla aldatacağı, tüm peygamberler tarafından yaşadıkları toplumlara tebliğ edilmiştir. Yapabileceği en şeytani kandırma yöntemi zaten bu şekilde Allah ve din adına ortaya çıkarak, samimi dindarları etkilemeye ve birbirlerine düşürmeye çalışması olacaktır. Deccal’in bu bilgiler doğrultusunda değerlendirilmesi ve bu yönde kuracağı tuzaklara karşı uyanık olunması gerekmektedir.
Deccal’in Bu Telkinleri, Tevrat ve İncil ile Çelişmektedir
Deccal’in Eski Ahit’e bazı anlamlar yükleyerek, Müslümanlar ve Katolikler ile Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında bir savaş yaşanması, şiddet ve gerilim ortamının ayakta tutulması ve barışın engellenmesi gerektiği şeklindeki telkinleri, hem Yeni Ahit hem de Eski Ahit ile tümüyle çelişmektedir. Bu çarpık anlayış, Hz. İsa’nın Hıristiyanlara öğretmiş olduğu ahlaka tamamen terstir. Hıristiyanlığın temelinde sevgi, barış ve hoşgörü vardır. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın öğrencilerine “düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin” (Matta 5/44) dediği yazılıdır. Luka İncili’nde ise, Hz. İsa’nın “bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir” (Luka, 6/29) dediği bildirilir. Yeni Ahit’in hiçbir yerinde şiddeti meşrulaştıran hüküm bulunmamaktadır; masum insanların katledilmesi yönünde bir düşünceye ise kesinlikle yer yoktur. Hıristiyanlık bir sevgi ve barış dinidir. İncil’de Hıristiyanlara düşmanlarını bile sevmeleri, tüm insanlara iyilik yapmaları, kötülüğe karşı iyilikle cevap vermeleri emredilmiştir. İncil’e bakıldığında Hz. İsa’nın insanlara hep sevgi, barış ve dostluk tavsiye ettiği görülmektedir:
"... Sakın kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin. Birbiriniz ve tüm insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin.” (Pavlus’un Selaniklilere 1. Mektubu, 5: 14-15)
... Kavgacı değil, uysal olsunlar. Tüm insanlara her zaman yumuşak davransınlar. (Pavlus’un Titus’a Mektubu, 3: 1-2)
Birbirinizi kardeşlik sevgisiyle, şefkatle sevin. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. (Pavlus’un Romalılara Mektubu, 12: 10)
İncil açıklamalarında önemle üzerinde durulan bir başka konu ise ayrılıkların, çekişmelerin, husumetlerin ve çatışmaların ortadan kaldırılması ve ortak bir düşüncede birleşerek barışın ayakta tutulmasıdır:
... Hepiniz uyum içinde olun, aranızda bölünmeler olmadan aynı düşüncede ve aynı yargıda birleşin. (Pavlus’un Korintlilere Birinci Mektubu, 1: 10)
Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın. Ey sevgililer, hiçbir zaman öç almayın... (Romal?lara Mektup, Bap 12, 18-20)
‘Komşunu sev, düşmanından nefret et’ denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. (Matta, Bap 5, 43-44)
Deccal’in şiddeti teşvik eden telkinleri, bazı Hıristiyanların kıyamet alametleri ile ilgili inançlarını dayandırdıkları Eski Ahit’le de çelişmektedir. “Kan dökenlerin telkinlerini dinlememek” ve “kötülük görmeye dayanamamak” (İşaya, Bap 33, 15) Tevrat’ta bildirilen hükümlerdir. Samimi olarak Allah’a iman eden Hıristiyanların ve Yahudilerin pek çok konuda yaşadıkları güzel ahlakı, kitaplarında yer alan bu hükümler konusunda da yaşamaları ve barışın savunucuları olmaları gerekmektedir. Tevrat’ta şiddetin ve zulmün kınandığı; barışın, sevginin, merhametin ve güzel ahlakın övüldüğü açıklamalardan bazıları şu şekildedir:
Hükümde haksızlık etmeyeceksiniz... komşunun kanuna karşı ayağa kalkmayacaksın... Öç almayacaksın ve kavminin oğullarına kin tutmayacaksın ve komşunu kendin gibi seveceksin... (Levililer, Bap 19, 15-18)
Kötülüğü değil, iyiliği arayın ki yaşayasınız, ve böylece Rab, orduların Allah’ı, dediğiniz gibi sizinle beraber olur. Kötülükten nefret edin ve iyiliği sevin ve kapıda hakkı pekiştirin... (Amos, Bap 5, 10-15)
Tevrat’ta bildirilen diğer bir hüküm ise “kan dökülmemesi ve salih insanların yurtlarına pusu kurulmaması”dır:
Allah’ın Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu memleketinin içinde suçsuz kan dökülmesin ve senin üzerine kan olmasın. (Tesniye, Bap 19, 10)
Ey kötü adam, salihin oturduğu yere karşı pusu kurma; onun yurdunu yıkma... Düşmanın yıkılınca sevinme, düştüğü zaman yüreğin mesrur (sevinçli) olmasın; yoksa Rab bunu görür... (Süleyman’ın Meselleri, Bap 24, 15-20)
İncil ve Tevrat her ne kadar sonradan tahrif edilmiş olsa da, içinde Kuran ile mutabık bazı hak hükümler de içermektedirler. Samimi olarak iman eden Hıristiyanlar ve Yahudiler, Eski ve Yeni Ahit’te yer alan bu açıklamaları göz önünde bulundurarak hareket etmelidirler. Aksinin, kutsal kitaplarına ters düşmelerinin yanında, Deccal’in amacına hizmet etmek olacağını görmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki Deccal’in Ortadoğu’da ve tüm dünyada kan dökmek için yaptığı eylemlere, ancak güzel ahlakın savunuculuğunu yaparak engel olunabilecektir.
Müslümanlar da Deccal’in Oyununa Karşı Dikkatli Olmalıdırlar
Deccal, Hıristiyanlara oynamak istediği oyunun bir benzerini Müslümlanlara da uygulamaya çalışmakta; yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgun çıkarabilmek için onları da etkisi altına almak istemektedir. Müslümanları da aldatarak, bu ortam içerisinde kendilerine yöneltilen şiddete şiddetle karşılık vermelerini teşvik etmekte ve böylece şeytanın kan dökme arzusunu yerine getirmek istemektedir. Diğer yandan Müslümanların kendi aralarında da terörü teşvik ederek onları kendi içlerinde de birbirlerine düşürmeye çabalamaktadır. Böylece korku ve dehşet ortamını giderek tırmandırmayı, masum insanların kanını dökerek yeryüzünü kendi ahlakını hakim edebileceği bir fitne ortamına çevirmeyi hedeflemektedir.
Büyük İslam alimi Bediiüzzaman Said Nursi tüm Müslümanları bu tehlikeye karşı uyarmış, Deccal’in İslam dünyasını baskı altına alacağını, salih Müslümanlara zor ve çetin günler yaşatacağını haber vermiştir:
Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak (ikiyüzlülük) ve zındıka (küfür) başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (zarar veren dehşetli şahısları) ... beşerin hırs ve şikakından (ikiyüzlülüğünden) istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri (insanları) herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca Alem-i İslamı (İslam alemini) esaret altına alır.14
Samimi iman sahibi Müslümanlar bu tehlikeyi görmeli ve Deccal’in oyununa gelmemelidirler. Herşeyden önce “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saff Suresi, 4) ayeti gereği kendi aralarında sarsılmaz bir birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmelidirler. Bu konuda, yaşadığı dönemde müşriklerle dahi anlaşma yoluna giden Peygamberimiz (sav)’in ahlakını kendilerine örnek almalı; ihtilaftan, çekişmeden titizlikle kaçınmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav), müminlerin birbirlerine düşmeleri durumunda, Deccal’in etkisi altına girebileceklerini hatırlatarak Müslümanları böyle bir tehlikeye karşı uyarmıştır:
O günlerde araları bozuk olan müminler Deccal’in hedefi olmaktan kurtulamazlar.15
Peygamberimiz (sav)’in bu sözünden Deccal’in fitnesinden korunmak isteyen müminlerin, tüm Müslümanların kardeş olduğu bilinciyle hareket etmeleri gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Kuran’da da iman edenlerin birbirlerine destek olup dayanışmaları, aksi takdirde yeryüzünde büyük bir bozulma ve kargaşa olacağı bildirilmiştir:
İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
Müslümanlar kendi içlerinde olduğu gibi, Hıristiyanlara ve Yahudilere karşı da Kuran ahlakının gerektirdiği şekilde davranmalı, bu konuda da Deccal’in oyununa karşı dikkatli olmalıdırlar. Allah Kuran’ın pek çok ayetinde güzel ahlakın, iyiliğin, kötülüğe iyilikle karşılık vermenin önemini bildirmiş, Yahudilere ve Hıristiyanlara yani Kitap Ehli’ne karşı da, Müslümanların iyi niyet ve hoşgörü ile yaklaşmalarını buyurmuştur. Rabbimiz Kuran’da, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmayı emretmektedir. Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirmektedir. Müslümanlar Deccal’in bu yöndeki aldatmacalarına karşı da yine her zaman Kuran ayetlerine göre hareket etmeli, sabırlı, tevekküllü ve itidalli davranmalı, sevgiyle, şevkatle karşılık vermelidir. Allah Kuran’da müminlere kötülükle karşılaştıklarında dahi bu tavra iyilikle karşılık vermelerini şöyle bildirmiştir:
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)
Bu konudaki en güzel örneklerden biri Peygamberimiz (sav)’in göstermiş olduğu güzel ahlaktır. Hz. Muhammed (sav), Yahudilere ve Hıristiyanlara karşı her zaman son derece adil ve merhametli davranmış, İlahi dinlerin mensupları ile Müslümanlar arasında sevgi ve uzlaşmaya dayalı bir ortam oluşturulmasını istemiştir. İslamiyet’in ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin eziyet ve baskılarına maruz kalan Müslümanların bir kısmı Etiyopya’daki Hıristiyan Kral Necaşi’ye sığınarak Hıristiyanlarla dostluk ve barış içerisinde yaşamışlardır. Peygamberimiz (sav)’le birlikte Medine’ye göç eden müminler ise, Medine’de yaşayan Yahudilerle, sonraki tüm nesillere örnek olacak bir birarada yaşama modeli geliştirmişlerdir. İslam’ın yayılış döneminde de, Arabistan’daki Yahudi ve Hıristiyan topluluklarına gösterilen tolerans, Müslümanların Kitap Ehli’ne karşı hoşgörü ve adaletinin önemli birer örneği olarak tarihe geçmiştir.
Medine Anlaşması’nın “Beni Avf Yahudileri, inananlarla birlikte bir ulus oluşturdular. Yahudilerin dini kendilerine, Müslümanların dini kendilerinedir” hükmüyle, Müslümanların Yahudilerin geleneklerine ve inanışlarına gösterdikleri hoşgörünün temeli de yine Peygamberimiz (sav) döneminde atılmıştır.
Müslümanların bu ahlakının bir başka örneği de Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, dünyanın hoşgörüsüzlük ve baskıyla dolu olduğu bir dönemde, Musevi cemaatlerine gösterdiği büyük toleransla tarihe geçmiştir. Tarih boyunca Müslümanların bu ahlakları, Yahudilerin zorluk ve sıkıntı içinde oldukları çeşitli dönemlerde İslam topraklarına sığınmaları ile neticelenmiştir. İspanya’dan haksız yere sürülen Yahudilere, Osmanlı İmparatorluğu kapılarını açmış ve yurtlarından çıkarılan binlerce Yahudiyi Osmanlı barındırmıştır. İslam topraklarında, Yahudiler ve Müslümanlar birarada, huzur ve güvenlik içinde kardeşçe yıllar boyunca yaşamışlardır. Osmanlı tebası içindeki Museviler de, Devlet-i Ali’nin kendilerine gösterdiği toleransı her zaman minnetle anmışlardır.
Osmanlı yönetiminde aynı durum Hıristiyanlar için de söz konusu olmuştur. Hıristiyanlar da Osmanlı topraklarında hoşgörü, güvenlik ve özgürlük bulmuşlardır. 20. yüzyılın ilk yarısından bu yana daimi bir çatışma ve kaos içinde kalmış olan Ortadoğu’da, Osmanlı yönetimi boyunca asırlar süren bir barış ve huzur ortamı kurulmuştur. Hıristiyanlar ve Yahudiler birbirlerinin dinlerini kabul etmemelerine rağmen, Osmanlı yönetiminin oluşturduğu bu hoşgörü ortamında karşılıklı diyalog ve uzlaşı içerisinde olmuşlardır. Osmanlı egemenliğinde Yahudiler sinagoglarında, Hıristiyanlar kiliselerinde, Müslümanlar da camilerinde Allah’a ibadet etmiş, üç dinin insanları barış içinde birarada yaşamışlardır.
Peygamberimiz (sav)’in ve Osmanlı yönetiminin Kitap Ehli’ne göstermiş olduğu güzel ahlak, hoşgörü ve barış anlayışı tüm Müslümanlara örnek olmalıdır. Allah’ın Kuran’da “Kitap Ehli’yle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: “Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuz.” (Ankebut Suresi, 46) ayetiyle bildirdiği gibi, “en güzel şekilde yapılacak bir mücadele”den asla taviz verilmemelidir. Aksinde Deccal’in istediği fitne ve kargaşa ortamının oluşacağı unutulmamalıdır. Müslümanların tüm bu esaslar üzerinde Kitap Ehli’ne saygı, sevgi ve anlayış ile yaklaşmaları ve yaşadıkları bu ahlak ile, onlara ayette bildirilen “ortak bir kelimede birleşme” çağrısını en güzel şekilde iletmeleri gerekmektedir:
De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Al-i İmran Suresi, 64)
Kuran ahlakının getirdiği bu sevgi ve hoşgörü anlayışıyla hareket edildiğinde, Deccal’in medeniyetleri birbirlerine düşürmeyi, kan dökmeyi ve tüm dünyayı büyük bir savaş alanına çevirmeyi hedefleyen oyunu Allah’ın izniyle bozulacaktır.
Sahte İsa: Mesih Deccal
Yazının başından bu yana anlatıldığı gibi Deccal, Hıristiyan toplumlarına Mesih’in ortaya çıkışı için suni birtakım kıyamet alametleri oluşturulmasını telkin etmekte ve bu suni alametleri gerçekleştirmeleri için onları teşvik etmektedir. Bu şartlar oluştuğunda ise Deccal, kurduğu sahte düzenin bir gereği olarak bu sefer de “Suni Mesih” iddiasını ortaya atacaktır. Hz. İsa’nın gelişinden önce pek çok sahte Mesih ortaya çıkacaktır ancak Mesih Deccal bunların en şiddetlisi olacaktır. Hadislerin işaretlerine göre Hıristiyanlar ve Yahudiler arasından etkisi altına aldığı birtakım gruplar bu olayı organize edecek ve Deccal’i insanlara Hz. İsa olarak sunacaklardır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Deccal’in önce “peygamberlik”, bunun ardından da “sözde ilahlık” (Allah’ı tenzih ederiz) iddiasında bulunacağı şöyle haber verilmiştir:
(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes onu sahici bir mürşit sanıp peşine takılacak, sonra Küfe’ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, derken peygamberlik iddia edecek... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar... Daha sonra uluhiyet (ilahlık) davasında bulunacak... Haşa “Ben Allah’ım” diyecek.... (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu’temer’den böyle rivayet etmiştir.)16
O (Deccal) önce: “Ben bir peygamberim”, diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: “Ben Rabbinizim” diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz...17
... Şeytanlar ona: “Ne istersen söyle, yapalım!” diyecekler. O da: “Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!” deyip her birini bir tarafa salacak......18
İmam Şarani ise Deccal’in sözde ilahlık iddiasıyla milletleri etkisi altına alacağını şöyle haber vermiştir:
Deccal bir milletin yanına gelerek onları (kendi batıl yoluna) davet eder. O millet de Deccal(in ilah olduğun)a iman edip kendisine icabet ederler.19
Tüm bu bilgilerden Deccal’in insanlara kendisini önce yalnızca bir yol gösterici olarak tanıtacağı, sonrasında ise sözde Mesihliğini ve ardından ilahlığını (Allah’ı tenzih ederiz) ilan edeceği anlaşılmaktadır. Deccal, geniş kitleleri bu duruma ikna edebilmek için teknolojinin imkanlarından faydalanacak, en gelişmiş illüzyon hilelerini ve hipnoz yöntemlerini kullanacaktır. Bediiüzzaman Said Nursi Deccal’in başvuracağı bu yöntemleri sözlerinde şöyle haber vermiştir:
Büyük Deccal’in ispirtizma nevinden teshir edici (hipnotize edici) özellikleri bulunur... Sadece dünyayı maksad edinen bu münkir (inkarcı), mutlak inançsızlıktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata (kutsal değerlere) hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulade bir iktidar ve cesaret olarak görür.20
Bir başka sözünde ise Bediiüzzaman Deccal’in insanları aldatmak için yapacağı bu hileleri şöyle açıklamıştır:
Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden (hipnotizma ve cinlerle bağlantı şeklinde olaylarla) müthiş harikalara mazhar (sahip) olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (hakiki, ciddi ve samimi olmayan) hükumetini bir nevi rububiyet (Rablik, sahiplik) tasavvur edip Uluhiyetini (İlahlığını –Allah’ı tenzih ederiz-) ilan eder...21
Bediiüzzaman’ın da belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarda usta olacak, teknolojik hilelerle suni mucizeler göstererek kendisini insanlara sözde Hz. İsa olarak tanıtacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Deccal’in göstereceği bu suni mucizeler ve bu yolla insanları nasıl etkisi altına alacağı şöyle haber verilmiştir:
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedeviye: “Söyle bakayım! Eğer ben senin için ananı ve babanı diriltirsem benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?” diyecek.Bedevi de: “Evet,” diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler...22
Bunun üzerine Deccal, başındaki şekavet (haydutluk,bedbahtlık) ehline:
“Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem, benim uluhiyet (ilahlık) iddiası işinde şüphe eder misiniz?” diye sorar. 23
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testereyle biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal (orada bulunanlara): “Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız. Şimdi ben onu dirilteceğim...” diyecektir.24
Hadislere göre Deccal, sözde ilahlığını ilan ederken bunu delillendirmek için çeşitli hilelerle mezardan insan kaldıracak, insanlara kendisini ölüleri diriltiyor gibi gösterecek, alışılmadık ve aklın sınırlarını zorlayacak kitle şovları yapacaktır. Hıristiyanlar tüm bunların, Hz. İsa’nın gerçekleştireceğini düşündükleri mucizeler olduğunu sanacaklar ve böylece Deccal’in sözde ilahlığına ikna olmaları çok kolay olacaktır. Halkın büyük bir bölümü Deccal’in bu abartılı gösterilerinden etkilenecek ve onun gerçek Hz. İsa olduğuna kanaat getireceklerdir.
Deccal’in buraya kadar anlatılan tüm bu oyunları Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, İslam alimlerinin izahlarında ve diğer dinlerin kutsal kaynaklarında Deccal hakkında verilen bilgilerle birebir mutabıktır. Bu bigiler ışığında Deccal’in organize ettiği faaliyetlerin Deccali hareketler olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle Hıristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların tüm bunları bilerek hareket etmeleri ve Deccal’in oyununa karşı çok dikkatli olmaları gerekmektedir.
Deccal, Hz. İsa’nın Gelişine Kadar İnsanları Aldatmayı Sürdürecektir
Deccal, Mesih’in gelişine zemin hazırlama adı altında Hıristiyanları çok büyük bir aldanışa sürüklemeye çalışmaktadır. Hz. İsa’nın gelişine hazırlık yapmak elbetteki çok büyük bir hizmet, peygambere gösterilen çok güzel bir sevgi, saygı ve hürmet ifadesidir. Ancak Deccal bunu etkisi altına aldığı insanlara çok farklı yollardan; zulmü ve kan dökmeyi meşru göstererek yaptırmayı hedeflemektedir. Nitekim hadislerin işaretlerine göre Deccal’in bu yöndeki çabası, Hz. İsa yeryüzüne gelene dek de son bulmayacak, çevresine topladığı insanları Allah’a, dine hizmet, Hz. İsa’ya sadakat adı altında aldatmaya devam edecektir. Ne Deccal’in bu oyunlarının deşifre edilmesi, ne de Deccal’in oyununa gelerek terörü, şiddeti, savaşı ve kan dökmeyi körükleyen insanların uyarılması, Deccal’in durdurulması için yeterli olmayacaktır. Bir kısım Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarla ortaya çıkmasından, beklenen zamanda zuhur etmesinden ve mucize olduğunu sandıkları birçok sahte harikalıklar göstermesinden dolayı bu uyarılara aldırmayacaklardır. Deccal’in fitnesi, taraftarlarının sayısı ve yaptıkları Deccali faaliyetlerin boyutları giderek daha da artacaktır (en doğrusunu Allah bilir).
Ancak burada unutulmaması gereken, tüm bunların kaderde bu şekilde olduğu için yaşanacak olmasıdır. Ne Deccal’in ne de ona destek veren taraftarlarının kendilerine ait müstakil bir güçleri yoktur. Bir kısım insanlar Hz. İsa’nın gelebilmesi için gereken kıyamet alametlerini suni olarak kendileri hazırladıklarını düşünmektedirler; ama gerçekte bunları yaratan Allah’tır. Hz İsa'nın gelmesi için çaba gösterenler, istedikleri sonucu elde edeceklerdir. Hz. İsa gerçekten de gelecektir. Ama onun gelişi Allah dilediği ve kaderde bu şekilde belirlediği için olacaktır. Yoksa söz konusu kimseler kendi inançları doğrultusunda gereken şartları hazırladıkları için değil. Çünkü Allah’ın takdiri dışında hiç kimsenin böyle bir şeye güç yetirmesi söz konusu değildir.
Aynı şekilde Deccal’in, Hıristiyanlardan bir gruba kendi isteklerini makul gösterip yönlendirmesi de yine Allah’ın takdir ettiği kaderde olduğu için gerçekleşmektedir. Yoksa Deccal tam tarif edildiği şekilde ortaya çıkmıştır ve tüm alametlerinden Deccal olduğu anlaşılmaktadır. Ama yine de kaderde böyle belirlendiği için, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasından bazı kitleleri kandırmayı başaracaktır. Nitekim tüm bu uyarılara rağmen, Deccal yine kandırmaya ve oyununu oynamaya devam edecek, çevresindeki insanlar onun sahte yüzünü fark etmeyeceklerdir. Bu durum Hz. İsa’nın gelişine dek sürecek ve Hıristiyan cemaatleri ve diğer insanlar ancak gerçek Mesih’in ortaya çıkmasıyla bu gerçeklerin farkına varacaklardır.
Gerçek İsa Mesih’in Gelişiyle, Deccal’in Fitnesi Tuzun Suda Erimesi Gibi Yok Olacaktır
Deccal’in tüm oyunları ancak Hz. İsa’nın gelmesiyle bozulacaktır. Deccal, Hz. İsa’yı gördüğünde tuzun suda erimesi gibi eriyecek; bütün hileleri açığa çıkacak, halkın gözü önünde küçük düşecek ve büyük bir yenilgiye uğrayacaktır. Mesihlik iddiasıyla yaptığı tüm sahte mucizelerin birer aldatmacadan ibaret olduğu ortaya dökülecek; yaptığı bütün illüzyonlar, hipnotizmalar, teknolojik gösteriler, kitle şovları etkisiz hale gelecektir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Deccal’in Hz. İsa vesilesiyle gerçekleşecek olan bu mağlubiyeti şöyle haber verilmektedir:
Allah’ın düşmanı olan Mesih-i Deccal, İsa aleyhisselamı görünce, tuzun suda eridiği gibi erir. Hz. İsa onu terk edip bıraksa bile helak oluncaya kadar eriyip gidecektir. Lakin Allah onu bizzat İsa aleyhisselamın eliyle yok edecektir.25
... Deccal ortalığa fitne saçarken Cenab-ı Hak, Mesih İsa İbni Meryem’i gönderir... Hz. İsa Deccal ile Lüdde (Beytül Makdis’e yakın bir belde) kapısında karşılaşır ve onu yok eder.26
Deccal’in yenilgiye uğrayacağı yer ise hadislerde bildirildiği gibi Kudüs olacaktır. Hz. İsa yeryüzüne yeniden döndüğünde, Beytü’l Makdis’te (Mescid-i Aksa) Deccal’le karşılaşacak ve hadiste bildirildiği üzere “Hz. İsa’nın nefesi dahi Deccal’in fitnesinin yok edilmesine yetecektir”:
...O’nun (Hz. İsa a.s.’ın) nefesinin kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal’in yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.27
... Deccal ortalığa fitne saçarken Cenab-ı Hak, Mesih Meryem Oğlu İsa’yı gönderir... nefesini idrak eden her kafir mutlaka yok olur. İsa (a.s) Deccal ile Lüdd kapısında (Beytül Makdis’e yakın bir belde) karşılaşır ve onu yok eder.28
Günümüzde süregelen bazı gelişmelere göre Deccal, yenilgiye uğrayacağı bu yere şimdiden yerleşmiş durumdadır. Bazı belirtiler, suni şartlarla suni bir Mesih oluşturmaya çalışan taraftarlarının, Deccal’i, Mescid-i Aksa’nın altında oluşturdukları geniş tesislerde saklıyor olabileceklerini göstermektedir. Deccal’i destekleyen bu kimseler buraya mistik bir görünüm vererek, geniş kitlelere onun gerçek Mesih olduğu izlenimini vermeye çalışıyor olabilirler. ( En doğrusunu Allah bilir.)
Deccal gerçek Mesih olan Hz. İsa’nın geleceği vakte kadar buradaki geçici mekanında kalacaktır. Fakat, Allah’ın izniyle buradaki mabedini inşa edemeden Hz. İsa vesilesiyle yok edilecektir.
Deccal’in karşılaşacağı bu durum Kuran’da da “Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir...” (Enbiya Suresi, 18) ayetiyle hatırlatılmaktadır. Bir başka ayette ise “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” (İsra Suresi, 81) sözleriyle hakkın daima batıla karşı üstün geleceğinin haber verilmesi de yine, Deccal’in tüm oyunlarının eninde sonunda mutlaka bozulacağını göstermektedir.
Samimi İman Sahiplerine Düşen Sorumluluk
Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin gelişiyle birlikte, Deccal’in yeryüzüne hakim etmeye çalıştığı Allah’ın sonsuz gücünü kabul etmekten kaçınan felsefeler ve putperest inançlar tümüyle yenilgiye uğrayacaktır. Kuran ahlakının yaşanmasıyla birlikte dünya savaşlardan, çatışmalardan, düşmanlıklardan, zulüm ve haksızlıklardan kurtulacak; insanlık barış, mutluluk ve huzur içinde bir dönem yaşayacaktır. Dolayısıyla hangi inancı benimsemiş olursa olsun, samimi olarak Hz. İsa’nın gelişine hazırlanan iman sahiplerinin, böyle bir ortamın alt yapısını oluşturacak çalışmalarda bulunmaları, her türlü ayrılığı ve çatışmayı engellemek için gayret etmeleri gerekmektedir.
Samimi iman eden Hıristiyanlar, Deccal’in adeta bir zorunluluk olduğuna inandırdığı savaşı, kitle katliamlarını, kan dökmeyi teşvik eden sahte kıyamet alametlerinin, barış ve sevgiyi savunan Hıristiyan öğretileriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını ortaya koymalıdırlar. Bu düşünceyi savunan kimselere içerisinde bulundukları durumun yanlışlığı göstermeli, onları doğru olana çağırmalıdırlar. Sağduyu sahibi Hıristiyanların ve Müslümanların bu yöndeki gayretleriyle Allah’ın izniyle dünyanın pek çok yerinde tırmandırılmaya çalışılan gerilim engellenebilecektir. Kuran’da salih amellerde bulunan Yahudi ve Hıristiyanların Allah Katında ecirleri olduğu bildirilerek bu ahlakın gerekliliği hatırlatılmıştır:
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah Katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 62)
Unutmamak gerekir ki, Deccal’in bir kısım Hıristiyanlara telkin ettiği gibi savaşın körüklenip barışın engellenmesi her iki tarafa da büyük kayıplar, acı ve gözyaşı getirecektir. Samimi olarak iman edenlerin ittifak etmesi durumunda ise, Deccal’in yeryüzünü büyük bir savaş ortamına çevirebilmek için oynadığı oyun Allah’ın izniyle bozulacaktır.
KAYNAKLAR:
1 Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyni el Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, Genişletilmiş 8. Baskı, İstanbul, tarihsiz, s. 225
2 Sahih-i Buhari, Fiten 27
3 Şualar
4 Et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed bin Abdillahi’l-Hatibi’l-Ömeri, Mişkatü’l-Mesabih, (Dımeşk: 1382/1962, 3:38.2
5 (İmam-ı Ahmed. Ebu Davud. Hakim)(Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 99)
6 (Ebu Davud, Melahim: 14) (Kıyamet Alametleri, İsmail Mutlu, s. 82)
7 İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,Bedir Yayınevi, s. 482
8 Sünen-i İbni Mace; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,Bedir Yayınevi, s. 493-494
9 Sahih-i Müslim, Cilt 8 – s. 500
10 Evanjelizm Beyaz Saray’ın Gizli Dini, İsmail Vural, s. 23 (Grace Hallsell, Prophecy and Politics: Militant Evangelists on the Road to Nuclear War)
11 İbn-i Mace, 4075, 4076; Tırmizi, Fiten: 59, no. 2240, 4/510
12 Ebu davud, Fiten 4244, 2/497; İbni Ebi Şeybe, Musannef, Fiten: 5, 8/591)
13 (Müslim) (Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 13)
14 Hizmet Rehberi, 86
15 (Hakim, Müstedrek, 4:529-530) Şaban Döğen, Mehdi ve Deccal, Gençlik Yayınları, 2. Baskı
16 Medineli Allame Muhammed B. Resul El- Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 212
17 Sünen-i İbni Mace, 4077
18 Medineli Allame Muhammed B. Resul El- Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 212-213
19 İmam Şa’rani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 491
20 (Nursi, A.g.e., s. 513-515 (Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75)
21 Mektubat, s. 55
22 Sünen-i İbni Mace, 4077
23 Sahih-i Buhari, Cilt 15, s.6981
24 Sünen-i İbni Mace, 4077
25 (Müslim, Kitabü’l Fiten: 34)
26 Hz. İsa ölmedi + Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 104
27 Sünen-i Ibn-i Mace, 10/32
28 Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör, s. 104
******* SİYONİST HIRİSTİYANLAR
ABD’nin Irak’a
saldırmasının arka planındaki gizli amaçlara ilişkin bugüne kadar birçok görüş
dile getirilirken, haftalık haber ve yorum dergisi Türkiye’de Cuma, bu haftaki
kapak dosyasında ABD’nin bu insanlık dışı saldırısının gerçek sebeplerini
irdeledi.
“Hıristiyan Siyonistlerden Küresel Vahşet” ana başlığıyla konuyu kapağına
taşıyan dergi, ABD’nin Irak saldırısının arkasında Hıristiyan siyonistlerin
olduğu gerçeğine işaret ederek, bu gerçeği uzman görüşler ve kaynak kitaplar
ışığında birçok yönden ortaya koydu.
Hıristiyan siyonistlerin (Evangelistlerin) ABD’de iktidarı ellerinde
tuttuklarına dikkat çeken dergi, bu grubun fundamentalist dinci bir akıma mensup
olduğunu ve inançları gereği Armagedon savaşını başlatmaya çalıştıklarını
vurguladı.
Hıristiyan siyonist tarikatın, özellikle ABD’de son zamanlarda yayıldığı ve
başta Bush ailesi olmak üzere Amerika’nın üst yönetimindeki insanları da içine
aldığını anlatan dergi, George W.Bush’un da tıpkı babası ve dedesi gibi, Yale
Üniversitesi’nde, siyasî yelpazenin sağ kanadındaki öğrencilerin gizli grubu
olan “Kuru Kafa ve Kemikler” (Skulls and Bones Society) isimli bir teşkilâtın
üyesi olduğunu ve bu teşkilâtın Yeni Dünya Düzeni’nin en önemli fikir
merkezlerinden birini teşkil ettiğini yazdı.
Evangelist kelimesinin, Yunanca “evangelicel”, yani “iyi haberleri paylaşan
kimse” anlamına geldiğini belirten dergi, bu grubun kendilerini zahmetsizce
Armagedon savaşını ve dünya gezegeninin yok oluşunu izleyecekleri yere, yani
semaya yükselmesi için Tanrı’nın elini çabuk tutmasını sağlayacaklarına inanan
Hıristiyan bir tarikat olduğuna temas etti.
ABD’nin hem 1991 senesinde hem de bugün Irak’a saldırması ile Tevrat’taki
efsaneler arasında birebir ilişki olduğunu ifade eden dergi, Tevrat’ın
zikredilen bölümünde geçen Babil’in Bağdat, Keldaniler diyarının da Irak
olduğunu bizzat ABD’de yayınlanan kitaplarda açık biçimde görüldüğünü kaydetti.
Dergi, ABD’de Yahudilere hoş bakmayan siyasetçilerin yükselmesinin çok zor
olduğu gerçeğine de dikkat çekerek, karar alma mekanizmalarının beyni
durumundaki The Washington Institute, JINSA, Rand Corporation, International
Republican Institute (IRI), Middle East Institute, CSIS vb. düşünce-araştırma
kuruluşlarının hemen tamamının bunların tekelinde olduğuna işaret etti.
Bu yazı İngilizlerin ünlü TheGuardıon gazetesinde yayınlandı.
BİR NAMUSLU BİLİM ADAMI;BAŞRAHİBİN İFŞAATI
( Unutmayalım ):”Orta doğu’da Kıyamet Alameti” başlıklı bu yazının sahibi Giles Fraser, bir baş rahip.Aynı zamanda Oksford’da öğretim üyesi..
Tam da barış sürecine hayat veren taze bir başlangıç yapılmışken, ABD’nin dört bir yanında ki dini gruplar yol haritasına düşmanlığı tahrik ediyor.Geçen ay Washington’da ‘inançlar arası Siyonist liderlik zirvesi’ düzenleyen Hıristiyan-Yahudi grupların hedefi,’cani Filistin terörizminin bir devletle ödüllendirilmesine’ karşı çıkmaktı.Konferansa katılanlar arasında Hıristiyan sağının en etkili şahsiyetlerinden bazıları bulunuyordu;onların arkasında da ‘orta doğu tarihini’ vaaz eden kiliselerden, radyo istasyon-Larından ve din menkul devasa bir öğütlenme var.
19.yüzyılın sonlarından bu yana, giderek artan sayıda kökten dinci, İsa’nın ikinci gelişinin İsrail’in siyasi coğrafyasına bağlı bulunduğuna inanır hale geldi.1967 sınırlarını aklınızdan çıkarın;onlar için İsrail’in sınırları, İncil’in arkasında ki haritalar da gösterilen den oluşmak zorunda.
BM’nin 1949’da İsrail Devletinin varlığını tanıması, İsa’nın ikinci gelişine bir
hazırlık olarak kabul edilmiş ve buna inananlar arasında büyük bir coşku yaratmıştır.
1967’deki Altı Gün Savaşı da benzer bir yankı buldu.İncil kehanetlerinin gerçekleşme
sinin karşısın da Filistinlilerin yerlerinden yurtlarından edilmesine pek bir önemi yok
tu. Altı Gün
Savaşı’nın ardından Billy Graham’ ın üvey babası Nelson Bell, Christianity Today
(Günümüzde Hıristiyanlık)dergisinde şu iddiayı öne sürüyordu:
“2 bin yıldan bu yana Kudüs ilk kez tamamen Yahudilerin eline geçti.
Bu incil’in takipçileri için heyecan verici ve Kutsal Kitabın doğruluğuna ve geçerliliğine duydukları inancı tazeleyen bir gelişme .”
Savaşın ardından uluslar arası toplum İsrail’deki elçilerini geri çağırırken BMİsrail’in Batı Şeria’yı işgalini kınayan 242 sayılı kararını kabul ederken,Uluslar arası Hıristiyan Elçiliği İsrail’e destek veriyordu.O zamandan beri Hıristiyan sağı toprak karşılığı barış görüşmesine veya iktidar paylaşımına dayalı herhangi bir anlaşma yapılmasına inatla karşı çıktı.
Hem Hıristiyan hem de Yahudi kökten dincileri, El-Aksa Camii’nin yıkılmasını savunmayı ısrarla sürdürüyor.ABD kiliseleri,Yahudi yerleşimcilerle e-posta köprüleri kurmaya ve onlara para desteği sağlamaya teşvik ediliyor.
Dünyada bulabildiği her dostu memnuniyetle karşılayan İsrail hükümeti, uzun süredir Aşırı sağcı Amerikalı Hıristiyan gruplarla kurduğu bağlantıları sonuna kadar kullanıyor.
Kudüs’ün Filistin’in Baş piskoposu gibi ılımlı Hıristiyanlar, tekrar tekrar talep etmelerine rağmen Ariel Şaron’la görüşemiyor; oysa İsrail’in kapısı Baptistlere ve televizyonlar da boy gösteren evanjelistlere daima açık.
Bu amaç izdivacında asıl çarpıcı olan, evanjelik Hıristiyanlığın İncil’in kehanetini yorumlama biçimi:İncil’le göre Kıyamet savaşları çıkacak ve bu da Yahudilerin Hıristiyanlığa dönmesiyle sonuçlanacak.Hıristiyan Siyonistlerin en etkili şahsiyetlerinden Hal Lindsey’e bakılırsa, Gayya’dan Eilat’a uzanan vadi kanla dolacak ve “144bin Yahudi İsa’nın karşısında diz çöküp kurtulurken, geri kalan Yahudiler bütün Holokostların en büyüne maruz kalarak yok olacak.”Eğer o kadar etkili olmasaydılar, bu deli saçmalarına dönüp bakmaya bile değmezdi.Lindsey’in ‘The Late Great Planet Earth’(Büyük Yeryüzü Gezegeninin Geleceği)adlı kitabı ABD’de 20 milyon, dünyanın geri kalanın da ise 30 milyonluk satışa ulaştı.
Bu çılgınca teolojik arka plana karşı bu günler de ideolojik bir savaş veriliyor.Hıristiyan sağının kıyamet alametlerine dair yorumunun bir diğer Holokost ile neticelenmesi gerçeğine rağmen, bazı İsrailli politikacılar ve gazeteciler, kökten dincileri kendi hikayelerine daha da sıkı sarılmaları için teşvik ediyor.Jerusalem Post gazetesinde son yayımlanan yazısın da Michael Freund, evanjelistlere, Tony Blair ve Colin Powell’ın Başkan Bush üzerinde yaptığı baskıya karşı lobi faaliyeti yürütmeleri çağrısın da bulunuyor.Şöyle yazıyor Freund:”Eğer İsa bugün yaşıyor olsaydı, ABDDış işleri Bakanlığı onu muhtemelen bir Yahudi yerleşimci olmakla ve barış önünde engel teşkil etmekle suçlayacaktı.”
ABD’de 45 milyondan fazla evajelist var ve Bush için hayati önemde bir oy deposu konumundalar.Bu yüzden Bush’un onların baskısına karşı diretip Şaron’u barış planına ikna etmesi saygı duyulacak bir tutum.Belki de Bush, Blair solun oylarını nasıl toplayabiliyorsa, aynı şekil de evanjelistlerin oylarını sağlama almayı başarabilir:Yani Britanya’nın solcuları gibi evanjelistlere de gidecek başka yerleri olmadığı anlatılabilir.
Ne var ki Kudüs Başpiskoposu Riah Ebu El Assal, Bush ‘a güvenmiyor.Avrupa’nın iktidarsızlığıyla ABD’nin İsrail’e Yahudi yerleşimleri inşa etmeyi durdurmak konusunda baskı yapmayı reddetmesinin bileşiminden, zaten ölü doğmuş bir antlaşma çıktığını düşünüyor.El-Assal, “İsraillilerin Filistin topraklarını işgali sadece altı gün almıştı;pekala üç günde çekilebilirler” diyor. El-Assal, Dünya Kiliseler Konseyi’ni, işgal altında ki topraklardan gelecek bütün ürünlere karşı yaptırım uygulamaya ikna etmiş durum da.
Kudüs Piskoposluğu’nun Gazze ve Nablus’ta hasteneleri var.Onlar,Hıristiyanlığın gerçek görevlerini bu tür alanlar da hayata geçiriyorlar.Bunun tam aksine, Amerikalı evanjelistler barış sürecine karşı çıkıyor ve Iraklılara Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Irak’a sızıyorlar.
(GILES FRASER:Putney Baş rahibi ve Oxford Wadham Felsefe Fakültesi’nde öğretim üyesi, The Guardıon, 9 Haziran 2003)
“Evanjelist Hıristiyanlar, İncil’in arkasındaki haritaya ulaşıncaya kadar İsrail yayılmasını coşkuyla destekliyor.Bu çılgınlar;yayılma tamamlanınca İsa Mesih gelecek, 144 bin Yahudi İsa’ya diz çöküp Hıristiyanlığa dönecek, geri kalanları helak (holokost/Tanrıya kurban)olacak, diye inanıyor.Amerika yönetimi bunların baskısı altında.Hem Hıristiyan hem de Yahudi kökten dincileri, El-Aksa Camii’nin yıkılmasını savunmayı ısrarla sürdürüyor.Evanjelist Hıristiyanların kıyamet alametlerine dair yorumda bir diğer Holokost(Yahudi helak’ı)olacak denmesine rağmen, bazı İsrailli politikacılar ve gazeteciler, kökten dincileri kendi hikayelerine daha da sıkı sarılmaları için teşvik ediyor.”
*****
Birileri Armagedon istiyor
Atilla Akar: “Dünya bazı organizasyonlarca bir virüs
gibi sarılmış. Derin güçler, nasıl ki komplo kurup dünyayı yönlendiriyorlarsa,
bunların planlarını ve hesaplarını kamuoyuna anlatan birileri de olmalıdır”.
- Atilla Bey, ne zamandan beri komplo teorileriyle ilgilenmeye ve kitap yazmaya
başladınız?
- 11 Eylül saldırısıyla birlikte “Global Komplo” ya da “Global Derin Devlet”
organizasyonlarıyla yakından ilgilenmeye başladım. Diğer bir tabirle bende jeton
11 Eylül saldırısıyla düştü diyebilirim. Ama tabii ki kişisel bir altyapım,
birikimim ve merakım vardı ki; bunu kendimce
analiz
edebilecek bir noktaya, seviyeye geldim. 11 Eylül olduğunda ve bütün
televizyonlar kulelere çarpan uçak görüntüleriyle yayın yapmaya başladığı andan
itibaren, daha ortada hiçbir veri yok iken ‘Bu ancak bir komplo olabilir’ dedim.
- Ondan sonra neler yaptınız?
- Jetonun düşmesiyle birlikte ister istemez araştırmaya, incelemeye ve bu yönde
daha derinlemesine bilgi sahibi olmaya çalıştım. Sonunda da “global komploları”
irdeleyen iki kitap yazdım. Bunlardan ilki “Kıyamet Komplosu”, diğeri ise “Derin
Dünya Devleti” Birinci kitabımda Dünya Ticaret Merkezi’nin global amaçlı bir
komplo sonucu yerle bir edildiğini, uçakların içinde “terörist” olmadığını ve
söz konusu uçakların uzaktan kumanda teknolojisiyle kontrol edilerek binalara
çarptırıldığını yazdım. İkincisinde ise “Derin Dünya örgütleri”nin yapısı,
üyeleri ve dünyaya etkilerini kaleme almaya çalıştım.
- Tapınak Şövalyeleri ile bugünün en etkin örgütleri olan Dış İlişkiler Konseyi
CFR (Council of Foreign Relations), Bilderberg arasında bir bağlantı mı var?
- Komplocu organizasyonlar yeni değil. Komplolar neredeyse insanlık tarihi kadar
eskidirler. Bugünkünün farkı, oyunun alanının büyümüş olmasıdır. Dünkü
örgütlerin hedefi tek tek ülkelerdi. Bugünkü örgütlerin hedefi ise tüm dünyadır.
Ortaya net bir fotoğraf koyabilmek için geçmişi de kurcalamak ve hatırlatmak
gerekiyordu, öyle de yaptım. Onun için de konuya Templier Şövalyeleri ile
başlamayı uygun gördüm.
- “Global komplo” derken tüm dünyayı planlarını uygulamak için istedikleri
şekilde yönlendiren grup, örgüt ve organizasyonlardan bahsediyoruz... Bunları
kimler yapıyor?
“YUTTURMACANIN ADI: GLOBALİZM”
- Bu konuda sağ da, sol da hata yapıyor. Sol, olayı sadece ekonomik ve sınıfsal
bir olay görerek, ezoterik boyutlarını anlamayarak hata yapıyor. Sağ da sadece
ezoterik tarafını görerek işin sınıfsal, ekonomik boyutlarını görmüyor. Bu
ikisini sentezlemek lâzım. Emperyalizmi salt ekonomik bir olay olmaktan çıkatmak
gerekiyor. Daha doğrusu emperyalizme de yön veren derin “şebeke” ekonomik
operasyonların yetmediğini görmüş ve şimdi de bunu siyasi üst yapı ile
tamamlamak istiyor. Bu yutturmacanın adı da “globalizm” olmuş. Bunlar esas
olarak Amerika’da yuvalanmışlar. Bu çekirdek yapı, 1919 yılında, Paris’te ilk
“Yuvarlak Masa Toplantısı”yla işe start verdi. Bir avuç global bankerin aldığı
birtakım kararları hayata uygulamak için strateji geliştirdiler. 1921 yılında
ise Dış İlişkiler Konseyi’ni (CFR) kurdular. O günden beri adım adım
büyümüşlerdir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları onlara yayılma fırsatı
doğurmuştur. 1954’te de Avrupa ayağı olan Bilderberg kuruldu. Burada bir
parantez açayım. Bilderberg, Derin Dünya Devleti’nin planlarına göre; yıkılmış
Avrupa’nın yeniden inşasıdır. Bunlara, kanser gibi tüm dünyaya yayılmak için
Bilderberg de yetmemiştir. Bunun için de Trilateral Komisyon kurulmuştur. Bu
oluşum da Asya’ya yönelik oluşturulmuştur.
- CFR, nasıl bir yapı? Bünyesinde kimler yer alıyor?
“DERİN ÖRGÜTLERİN BÜNYESİNDE YAHUDİLER VAR”
- Büyük sermaye babalarının kurmuş olduğu bir yapı... Buna her isteyen
giremiyor. Bu yapıya dahil olmak için çok dar ve güçlü ilişkilere sahip olmak,
çok elit olmak gerekiyor. Çekirdek yapının 10-12 kişiden meydana geldiği
söyleniyor. CFR, “Derin Dünya Devleti”nin “politbüro”sudur. Oraya ait olabilmek
için Rockefeller ailesi gibi olmak şart. Süper zenginlik de yetmiyor. Belli kan
bağından, aynı gelenekten olmak gerekiyor.
- Hangi kan bağından olmak tercih konusu?
- Bu ailelerin Yahudi kökenli olduğu iddia ediliyor. Bir tür dayanışma içine
giriyorlar. Öyle öyle yükseliyorlar. Bunlar sadece birbirlerinden kız alıp
veriyorlar, ortaklık yapıyorlar ve aynı ezoterik cemiyetlerin üyeleri oluyorlar.
- Bunlar nasıl oluyor da tüm dünyayı etkiliyorlar?
“JAPONYA’YA ATOM BOMBALARINI KİM ATTIRDI?”
- Birinci ayak ekonomi... Paraya sahip olan siyasi gücü de elde ediyor. Her
alanda etkin oluyorlar. Zamanla etki alanlarını genişletiyorlar. Siyaset,
finans, sosyal ve kültürel alanlara da el atıyorlar. Parlamentoya, senatörlere
ve ABD başkanlarına, bürokrasiye, CIA, FBI’ya, devlet elitlerine kadar uzanan
geniş bir yelpazede faaliyet yapmaya başlıyorlar. CFR (Dış İlişkiler Konseyi)
önceleri Amerikan dış politikası konusunda tavsiyelerde bulunan bir think-tank
kuruluşu gibi faaliyet gösteriyor. Sonra her alana sirayet eden bir yapı olduğu
ortaya çıkıyor. İkinci Dünya Savaş’ında Japonya’ya atılan atom bombalarının
kararını bir think-tank kuruluşu alabilir mi? Herhangi bir basit fikir üretme
merkezi böyle bir kararda rol oynayabilir mi?
- Bu örgütlenmelerin nihai amaçları nedir?
- Tek devletli, tek bayraklı, asimile edilmiş tek milletli bir dünya devleti
kurmaktır. Başka türlü dünya üzerinde ulusal devletler var olduğu sürece
istedikleri hedefe ulaşmalarının zor olduğunu çok iyi biliyorlar.
- Dünyanın geleceği için büyük tehlike olarak görülen bu yapılara ilişkin
kitaplar ülkemizde son zamanlarda ortaya çıkmaya başladı. Bunları önceden
tanıyan, bilen ve tehlikelerini sezen ülkelerde hiç karşı örgütlenmelere
gidildiğine dair bir bilgiye ulaştınız mı?
- “Derin Dünya örgütleri” hakkında iki kitap yazmış biri olarak karşı örgütlerin
kurulduğuna dair bir ize rastlamadım. Varsa da ben bilmiyorum, çünkü olaya bu
açıdan bakmadım. Bu örgütler, insanlığı saran bir tür virüs gibidirler. Hele
yeni bir virüs ise önce onu
analiz
etmeli, tabiatını anlamalı ve ona karşı bir aşı geliştirmek gerekli. Global
komplolara imza atan bu derin örgütler de bir tür virüstür ve insanlık şu anda
bu tehlikeye karşı aşısız yakalanmıştır.
- Tüm dünya ülkeleri mi, yoksa sadece üçüncü dünya ülkeleri mi?
“DERİN DÜNYA VİRÜSÜ YERKÜREYİ SARMIŞ”
- ABD dahil tüm dünya ülkeleri, “Derin Dünya virüsüne” aşısız yakalanmış
durumda... Tüm ulusal devletleri ortadan kaldırmayı istiyorlar. Bunların bir
aidiyet hissi yok.
Birileri Armagedon istiyor
Dünya, onlar için bir oyun alanı, satranç tahtası... Ama şu an onlar için bir
korugan uçak gemisi gerekiyor; o da: Amerika... Ancak nihayetinde ABD’ye de
karşıdırlar. Amerika’yı da, Amerikan halkını da bu belalara süren onlardır...
- Örgütlerin bünyesinde etkin olarak rol alanların çoğunluğunun Yahudi oldukları
ve motiflerini kullandıkları söyleniyor... Neden daha çok Yahudiler?
“BİRİLERİ ARMAGEDON İSTİYOR”
- Hepsi değil.. Ama birilerinin Armagedon’u istediği kesin. Dünyayı “Kutsal
Savaş”a sürükleme niyetindeler. Ona inanıyorlar. Armagedon’da galip
çıkacaklarını düşünüyorlar. Zannediyorlar ki; “bu dünya bize kalır” ve “kral biz
oluruz.” Bu, kökeni Tevrat’a giden bir inanış. Buna göre “son savaş” Kudüs
yakınlarında Mediggo Tepesi diye bilinen yerde olacak. “Tanrı da
İsrailoğullarına zafer vaad ediyor!” ABD’de buna inanan çok yaygın Protestan-Evanjelik
tarikatlar var. Onlar da safça bu değirmene su taşıyorlar. Binyılcı, kıyametçi
eğilimler bunlar. Bence 11 Eylül de, Irak Savaşı da bunların ittifakı sonucu
oluşmuş şeyler. Bugün bize çok dünyevî gibi gelen şeyler aslında binlerce yıllık
teolojik kavgaların tortularından başka bir şey değil. Ama çok tehlikeli!
- Irak’a açılan savaşın ardından neler olur?
- Irak savaşının ardından bölgedeki başka ülkelere karşı da savaş açılacağını
düşünüyorum. Saldırı sırası değişebilir, ama ülkeler değişmeyecek. Irak’tan
sonra İran, Libya, Suudi Arabistan, Suriye, Kuzey Kore ve Yemen’e saldırılar
olacak... Başka aşamaları da hayata geçirmek için caymayacaklar. Zira planları
bunu gerektiriyor.
- ABD’nın İran’a saldıracağı, tam bir komplo teorisi olmaz mı?
- Hayır olmaz. Ellerinde liste var. Sıradaki ülkeler için sadece bahane bulmaya
çalışacaklar. En güzel bahane de “terör”dür. Bırakın “Derin Dünya”yı küçük
ulusal yapılar da bile darbeler “terör” gerekçesiyle yapılmıyor mu? Bu terörü
kimler meydana getiriyor? Sağda solda patlayan bombaları kimler ateşliyor?
Bunları üç-beş tane idealist genç mi planlıyor? Bu senaryoyu global düzene
taşıyın. Aynı şey! Sadece konsept değişiyor ve olayın çapı büyüyor.
- Amerika komşumuza saldırdı. Bundan sonra neler olabilir? Türkiye için bir
tehlike var mı, nedir? Direnen ülkelere nasıl ve ne türlü zararlar veriyorlar?
“ABD, IRAK’TA ALACAĞI CESARETLE SAĞA SOLA SALDIRACAK”
- Eğer ABD bu savaştan beklediği sonuçları alabilirse, dünya çok karanlık bir
sürecin içine yuvarlanacak demektir. Saydığımız ülkelere buradan aldığı
cesaretle saldıracaktır. Çünkü arkasında İlluminati var ve onlarda kaos
felsefesine inanıyorlar. Türkiye’ye gelince; zaten hep tehlikedeydi, ama bu kez
tehlike çok yakınlaştı. Eğer böyle giderse Türkiye, Kuzey Irak’ta ABD ile sıcak
bir çatışma bile yaşayabilir. Ben bu ihtimali hiç yabana atmıyorum. Direnen
ülkelere ise aba altından sopa gösteriyorlar. Ekonomilerini felç etmekle, kredi
vermemekle, karışıklık çıkartmakla tehdit ediyorlar. Bu santajlar Türkiye’ye de
yapılıyor.
- ABD’nin halihazırdaki Başkanı Bush’un bahsettiğimiz örgütlere üye olmadığı
belirtiliyor. Ancak önceki Başkan Clinton, Bilderberg üyesi... Irak savaşı onun
döneminde de konuşuluyordu. Neden “derin güçler”, Clinton’a değil de Bush’a bu
savaşı yaptırdılar?
- Önemli bir soru... Zaten Bush’un iktidara gelmesi de bir tür darbe ile oldu.
Oylar bir hafta sayılmadı, sonra mahkeme kararıyla Başkan olduğu açıklandı vs...
Bana göre Amerika’daki Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında pek fark yok.
Sadece iyi polis-kötü polis oynanıyor. İster Demokratlar, ister Cumhuriyetçiler
gelsin, sonuçta Amerika’da kazanan CFR’dir. Çünkü her iki partide de kadroları,
adamları var. Clinton gitmiş, Bush gelmiş fark etmez. Biri iyi polis, diğer de
kötü polistir.
CIA, FBI ve diğer ABD’deki tüm kuruluşların üstünde olan Ulusal Güvenlik
Ajansı’nın yayınladığı “Global 2015 Raporu” var. Bu rapora göre; 2015’e kadar
eğer Amerika, birtakım önlemler almazsa hem ekonomik hem de siyasal ve sosyal
açıdan gerileyecek. Rapor, Bill Clinton döneminde çıkmış, ama Bush’a
devrediliyor. Konsept belirlenmiş. Kim gelirse gelsin önlemler alınacaktır.
Bunun için de Amerika’yı dizginlerinden kopartıp sağa sola saldırtmak gerekiyor.
Kamuoyunu ikna etmek için de bir Pearl Harbour gerekiyordu. Teorisini de Yahudi
asıllı Samuel Huntington ki -CFR üyesidir- “Medeniyetler Çatışması” ile yaptı.
Bu saptama ve hedef doğrultusunda söz konusu yapı, bütün
analizleri
yaparak bundan böyle bir maraza çıkartmak gerektiğine karar verdi. 11 Eylül
bunun bir neticesiydi. Bu anlamda 11 Eylül olmuş bitmiş bir olay değildir, halen
sürüyor...
- ABD, savaş kararına güya meşruiyet kazandırmak için ikinci bir tasarıyı BM’ye
götürseydi ve olumsuz bir netice çıksaydı nasıl gelişmeler yaşanırdı?
- İhtimal ki yeni bir 11 Eylül benzeri olay tertip edeceklerdi. Ancak bu ihtimal
hiç ortadan kalkmamıştır. İşlerin yeniden sarpa sarması durumunda 11 Eylül
benzeri komplolar, provokasyonlar beklenmelidir. Muhtemelen de bu kez Avrupa’da
olacaktır. Gene ihtimal ki; Fransa ve Almanya’da olacaktır. Bunu iki nedenle
yapacaklardır: Hem Avrupa hükümetlerine gözdağı vermek hem de en büyük
Hıristiyan coğrafya olan Avrupa toplumlarını İslâm’a, Doğulu halklara karşı
kışkırtabilmek için.
Aydoğan Vatandaş, genç yaşına rağmen 'Apokalipse',
'Haarp' ve yayınlanır yayınlanmaz toplatılan ve hakkında 5 ayrı dava açılan 'Armegedon'
adlı üç kitaba imza attı. Aydoğan Vatandaş'la 'yasaklanan kitaplar'ını ve 'ilgi
alanları'nı konuştuk.
Armagedon/Türkiye-İsrail Gizli Savaşı adlı kitabınız 1998 yılında toplatıldı ve dava açıldı. Kitabı yayımlamadan önce böyle bir sonuç bekliyor muydunuz?
Elbette bekliyordum. Kitabı yazarken savunmalarımı da hazırlıyordum. O dönem çok ilginç bir dönemdi. Her an darbe olabilir endişesiyle yaşanılan bir dönemdi. Kitabı yazdığımda 23 yaşındaydım. Kitabı okuyan, yazdıklarımın farkına varan neredeyse herkes 'bu kitabı 30'undan sonra yazamazdın' dediler bana. Bu değerlendirme doğru olabilir. Armagedon'u, sahip olduğum bilgilerin bana yüklediği sorumluluk duygusuyla yazdım. Bir tür zorunluluktu bu. Madem ki biliyordum o halde yazmalıydım. Yetişme tarzımdan kaynaklanan 'hiçbir şeyi zamana bırakmama' ilkesi önemli bir itici güç oldu. Bir şey yapılmalıysa o an yapılmalıdır. Sonucuna daha sonra katlanırım diye düşündüm hep. Kazandığım da oldu kaybettiğim de.
Halk arasında toplatılan kitapların gerçeği yansıttığına inanılır ve bu kitapların satışları yasaktan olumlu etkilenir. Sizin kitaplarınız nasıl etkilendi?
Benim kitaplarım da bu yaygın inanıştan fazlasıyla etkilendi elbette. Daha önce de ifade ettiğim gibi insanların tutuklandığı, her gün darbe endişisiyle yaşadığı bir dönemde yazdım kitabı. Hatırlarsanız Orgeneral Çevik Bir emekli olduktan sonra bazı gazeteciler yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başladılar. Ben bu kitabı yazdığımda Çevik Bir Genelkurmay II. Başkanı'ydı. Böyle bir dönemde böyle bir kitabın yazılmış olması kuşkusuz bir teveccühü de beraberinde getirdi. Bu da son derece normal.
Neden hep gizli, tehlikeli konularla ilgileniyorsunuz?
'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' sözünden belki. Belki de riski seven yanımla ilgili. Bu tür konulara özellikle eğilmiyorum aslında. Kendimi buna odaklamış değilim. Ancak kimi zaman öyle şeyler öğreniyoruz ki, sorumluluk gereği ister istemez bu tür alanlarda yazıyorum.
Bu tür konulardan sıkıldığınız olmuyor mu hiç?
Sıkıldığımı söyleyemem ama kimi zaman strese girdiğimi söyleyebilirim. Yazdığınız bir yazıdan ya da bir haberden sonra açılan bir tehdit telefonu huzurunuzu kaçırabiliyor. Bunlar insanı rahatsız ediyor.
Çalışmalarınızı nasıl yapıyorsunuz?
İyi ve de disiplinli çalışıyorum. Yoğunlaştığım konuyla ilgili çok iyi araştırma yapmaya çalışıyorum. Daha önemlisi yapmaya çalıştığım şey ne denli zor olursa olsun, kesinlikle başarabileceğimi düşünüyorum. Bu yüzden de ortaya iyi bir eser çıkıyor.
Şu anda hangi proje üzerinde çalışıyorsunuz?
Şu an Türkiye için ne yapabilirim, nasıl bir vizyon belirleyebiliriz bunu araştırıyorum. Hazırlamakta olduğum iki kitabım var. İzin verirseniz şimdilik isimleri bende kalsın.
Görevleri herşeyi mümkün kılar
Aydoğan Vatandaş, gazetecilerin tehdit edilmesi hakkındaki düşüncelerini şöyle belirtiyor:
"Armagedon adlı kitabımla ilgili yargılanırken çok sıkı, psikolojik bir baskı yaşadım. Toplam 5 davada 30 yılla yargılanıyordum. Bundan daha kötü bir tehdit o sırada olamazdı sanırım. Aslında bu konuda yapacak bir şey de yok. Türkiye'de herkesi ortadan kaldırmak mümkündür. Devletin öyle birimleri var ki, bırakınız Türkiye'yi, Yeni Zelanda'da bile darbe yapar ve yasal olarak hiçbir şey yapamazsınız. Ancak Genelkurmay Psikolojik Harp Dairesi'nin kuruluş yapısını ve çalışma esaslarını incelediğinizde, bu yaptıklarının kesinlikle görev alanı içerisine girdiğini görüyorsunuz. Mehmet Eymür, 'Yeşil'i kullanması ile ilgili olarak sorulan bir soruya 'bizim görevimiz bunu mümkün kılar' diyordu. Başbakan Ecevit de birtakım gizli görevlilerden bahsediyor. Başbakan gizli görevlilerden bahsedeceğine, bu gizli görevlilerin görev alanlarının yeniden tanımlanabilmesini sağlamaya çalışmalıdır. Bu da şimdilik çok zor gözüküyor."
Okuyucuların kendisine, edindiği bilgilerin kaynağını sorduklarını ve çok iyi tepkiler aldığını söyleyen Vatandaş, ihtiyaç duyduğu konularla ilgili her türlü kitabı okuduğunu belirtiyor: "Kitap okuma konusunda biraz pragmatistim. Neye ihtiyaç duyuyorsam onu okuyorum. Bu bazen hazırlamakta olduğum bir yazı ya da kitapla ilgili Türkçe ya da İngilizce bir kitap oluyor ya da yeni çıkmış bir şiir kitabı." Havva Setenay İLHAN
|
EMİN ALPER, SÜLEYMAN KONAK |
HABER YORUM; |
|
|
|
||
|
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ 20. yüzyılın ilk yarısı Osmanlının da ortadan kaldırılmasıyla birlikte dünyanın geleceğinde İslam Medeniyetinin söz sahibi olma gücü kalmadı. Müslümanlar her coğrafyada deyim yarindeyse bir ölüm kalım mücadelesi verdiler. Neredeyse yok oluş felaketi ile karşı karşıya kaldılar. Ancak yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte bu karabasan dönemi yavaş yavaş sona erdi ve hatta müslüman toplumlar yeniden tarihin yapımında kurucu aktörler olarak kilit rolü oynama azmi, çabası ve iradesi göstererek yeni bir sıçrama döneminin eşiğine geldiler. Yüzyılın ilk yarısında hedeflenen müslüman toplumları pasifleştirerek yok etme projelerinin iflas ettiği görüldü. Bu durum emperyalist güçlerin Sovyetlerin dağılma süreci ile birlikte müslüman coğrafyaya tekrar yönelerek aynı amaçlar doğrultusunda yeni plan ve projeler geliştirme ihtiyaçlarının ortaya çıkmasına yol açtı. Soğuk savaş döneminin 1990’ lı yıllarla birlikte sona ermesi ile birlikte global müstekbirler insanlığın önüne önce Yeni Dünya Düzeni (YDD) projesini sundular. Bu düzen şimdi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile hayata geçirilmek isteniyor. Bölge halkları çok iyi biliyor ki bu aslında Siyonistlerin binlerce yıllık hedefi olan Büyük İsrail Projesinden (BİP) başka bir şey değildir. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için Bush’un güvenlik danışmanı Rice’nin de başlangıçta söylediği gibi bölgedeki 22 ülkenin sınırlarının değişmesi gerekmektedir. Bunun ilk adımları da Afganistan ve Irak’ın işgalleri ile atılmıştır. İkinci hedef enerji kaynaklarının ele geçirilmesidir. Daha şimdiden bolge petrollerinin %40’ı olan Irak petrolleri, Afganistan’daki zengin uranyum kaynakları fiilen olmak üzere el değiştirdi. Bu durum dünya bor tuzlarının %75 ine sahip bulunan ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Üçüncü olarak yüksek ve ileri teknolojinin bölge ülkelerinin eline geçmesi de engelleniyor. Bizim ülkemizde değişik zamanlarda yapılmaya çalışılan nükleer santrallerin çeşitli ‘tesadüfler’(!) sonucunda sürekli ertelenip akim kalması, bölge ülkelerinin ( Tabi ki İsrail hariç) elinde bulunabilecek nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların küresel tehdit olarak dünyaya gösterilmesi bu amaca hizmet etmektedir. Bir başka hedef ise küresel sömürü aracı olan doların mevcut hegemonyasının sürdürülmesidir. Bölgedeki enerji kaynakları da kullanılarak bu ülkelerin ekonomik olarak felç edilme durumunun sürdürülmesi amaçlanmaktadır. Öyle ki her imkana sahip olan bir ülke bile doları yoksa hiçbir şey yapamaz haldedir. Dolar bulmak için ise ya borçlanması ya da mevcut imkanlarını başka birilerinin bastığı kağıt parçaları ile değişmesi gerekmektedir. Bunun da özellikle bölge ülkelerinin köleliğinin devam etmesi anlamına geldiği çok açıktır. İkiz kulelere yapılan şaibeli saldırılar sonrasında dünyaya nizamat vermek için yola çıkan Amerikanın yaptığı işin adını “Teröre karşı topyekün haçlı savaşı” olarak koyması da bir tesadüf değildi. Yaşadığımız bu coğrafyaya yönelik hesaplar, bu coğrafyanın gerçeklerini, dinamiklerini, değerlerini yok sayarak belirleniyor. Bu kuşatıcı projeler bile meydana gelecek sürprizleri önleyemeyecek, kontrol altına alamayacaktır. Bunca baskı, aşağılama ve kan, bütün hesapların boşa çıkarılacağı gelişmeleri tetikleyecektir. BÜYÜK DOĞU MU BÜYÜK ORTADOĞU MU ? Sayın Başbakan Kültür Bakanlığının düzenlediği Üstad’ı anma toplantısında “Üstad’ın ideolocyasının kendisine bugünkü ufukları açtığını” söylemiş. Galiba bize, “Baylar ve bayanlar endişeye kapılacak bir şey yoktur. Büyük Ortadoğu Projesi aslında Üstad’ın Büyük Doğu idealinden başka bir şey değildir.” demek istedi. Biz de Üstad’ın ideolocya örgüsünden iki paragrafı bu vesile ile hatırladık...: “Biz hangi milleti ve siyasî zümresiyle olursa olsun, Avrupalıların hoşuna gittikçe ve alkışını topladıkça, böbürlenmek yerine başımızı taştan taşa vursak daha iyi ederiz. Zira bizim, hangi milleti ve siyasî zümresiyle olursa olsun, Avrupalının hoşuna gitmemiz ve alkışını toplamamız, ancak kendimizi tahrip ve inkarımız nispetinde kabildir.” “Şu yüzden ki, biz Avrupalının kendi familyasından sandığı bir millet değiliz. İstediğimiz kadar ondan olduğumuzu iddia edelim, onun kılığına bürünelim ve harfleri ile yazalım, Avrupalı bu iddiamızı, hatta bu iddiada muvaffakiyetimizi alkışlarken, için için bize gülecek, bizden tiksinecek ve tuzağa kendi ayağıyla düşen bu safdil avı kaçırmamak için her şaklabanlığı yapacaktır.” MÜSLÜMAN ALİMLER BİRLİĞİ Geçtiğimiz ay içinde Tanınmış âlimlerden Yusuf El Kardavi başkanlığında, “Dünya Müslüman Alimler Birliği” kuruldu. Birlik, müslümanların kendi içlerindeki dağınıklığa son vermeyi amaçlıyor. Aynı zamanda İslam dünyası dışındaki toplumların da İslam dini hakkındaki yanlış bilgilerini düzeltmeyi, önyargılarını yok etmeyi de hedefliyor. Dünya Müslüman Alimler Birliğinin amaçlarına uygun olarak hareket etmesini, hedeflediği çalışmaları en güzel bir şekilde yapmasını, müslüman birliğini sağlamasını temenni ediyoruz. Büyük Ortadoğu Projesiyle İslam dünyasının işgal edilmek istendiği bir dönemde başta D-8 olmak üzere, Dünya Müslüman Alimler Birliği gibi önemli kuruluşlara çok ihtiyacımız var. Bu kurumlara sahip çıkmalı, işgale sömürüye ve adaletsizliğe karşı ciddi bir kalkan olduklarının farkında olmalıyız.. ACABA MI ? ABD’nin eski başkanlarından Reagan, Siyonizm’in armagedon diye adlandırdığı büyük kıyamet savaşına işaret ederek “İsa ile Deccal arasında, Kudüs civarında vuku bulacak savaşı muhtemelen bizim nesil görecek.” diyordu. Peygamberimiz, Deccal denilen büyük fitneden bahsederken, kendisinden önceki bütün peygamberlerin ümmetlerine bundan bahsettiğini bildirmişti. Deccal dünyaya şerri hakim kılmak için savaşacak ve “Rablık” iddiasında bulunacaktır. İslam kaynakları 70.000 yahudinin ona tabi olacağını yazar. Hz. İsa ikinci defa avdet edecek ve deccalle savaşarak onu yenecektir. Siyonist evangelist ittifakının armagedon dediği bu savaşa bizim kaynaklarımızda Melhame-i Kübra adı verilmektedir. Bu savaşın gerçekleşeceği yer ise “atların diz kapaklarına kadar kana gömüleceği” haber verilen Amik Ovasıdır. Amik Ovası Konya’nın güneydoğusunda ve Torosların eteklerinde yer almaktadır. Merak ettiğimiz, İsrail-ABD ikilisinin Konya’mızda yıllardır tatbikat yapm |