İLAHİ PROJE BÜYÜK PROJE

İLAHİ PROJE BÜYÜK PROJE

İlahi proje tam bir külli proje…

Kâinatta külli bir proje hüküm sürmektedir.

Sürekli değişmekte, yenilenmekte, farklılaşmakta, güzelleşmekte, özelleşmektedir…

Tüm duygulara yönelik olarak bir değişim sürmektedir.

Göz için sürekli değişen bir dünya.. Kulak için, ağız için, burun için sürekli değişen bir dünya projesi mevcuttur.

Ruhu, kalbi, aklı ve bütün duyguları tatmin edecek külli bir proje kainatta devam etmektedir.

Şirk ve küfür bu projeyi tekzib etmekte, bulandırmakta ve gölge etmektedir.

*******************   

İnanmak mı inanmamak mı?

Sıkıntılar inanınca mı oluyor?

Zafiyet ve cahillikten mi?

Beyin- zihin –hafıza- akıl Rabbisine bağlantı kurarak çalışır.

Aksi takdirde mücerred ve soyut olarak bir kıymet ifade etmezler.

Tabiri caizse, tıpkı pirize takılan fiş gibi. Ampule gelen enerji gibi.

-İki kişi aynı şekilde kendisine iyi veya kötü bakandan etkilenmez.

Kimi ilgisizdir önemsemez, diğeri hemen etkilenir.

Önemsemeyen için bu durum bir seviye değildir.

Tıpkı bunun gibi, aklını yaratıcıyı arama yönünde kullanmayıp düşünmeyen ve O’nu anlamaya çalışmayan insanın durumu gibidir.

-Ses frekansları farklı farklıdır. İnsan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri duyar. Bu sınırın altındaki seslere infrasonik, üstündeki seslere de ultrasonik sesler denir. Konuşma sesi aralığı da 500-2000 hz arasında değişir.

Bunun altındaki ve üstündeki sesleri duymaz.

Duyulmaması olmamasını gerektirmez.

Duymayıp anlamadığımızdan dolayı inkâr edemeyiz.

Ölçülebilirlik özelliğine sahipmiyiz? Neyi ne kadar ölçebilmekteyiz?

İnkâr ve reddetmek bir basitliktir.

Herşey madde değildir.

-15 milyar yıldır yaratılma devam ediyor.

Bizlerde bu yaratılış sürecinde en önemli noktadayız.

****************   

Gündemin en önemli gelişmesi, yapay zekadır.

İnsanın akıl-zeka-düşünce ihracı ve transferidir.

Bilgi aktarımı.

Aslında bu Bluetooth sistemi gibi insandan insana neden aktarılamasın, transfer edilemesin?

Beyni etkileme, ilaçlar ile yönlendirme mümkün olduğu gibi; gerek bir çiple ve gerekse de transfer sistemiyle nakil mümkün olabilir…

Resetleme olabileceği gibi. Tıpkı hafızasını kaybeden insanın her şeyi unutması nasıl ki tekrar bazı hatırlatıcı önemli şok noktalarıyla geri getirilebilebilirse, takviye ve yükleme de yapılabilir.

Yönlendirme bunlardan biridir. Yine ilaçlarla ve telkin yoluyla insanlar etkilenmektedir.

Yapay zeka yatay zeka yoluyla geliştirilebilir.

******************  

”Kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır. Kudret-i Ezeliye ile îcâd-ı İlâhîye mâruzdurlar. Herbir mevcud, bir cihetle Şems-i Ezelînin bir isminin bir nevi aynası olup bir nakşını gösterir.”[1]

Kâinatta insanlar sayısınca gizli sırlar, hayvanlar sayısınca onları izah edecek açıklamalar, bitkiler sayısınca hayvanların sırrım çözecek şifreler, camidat, madde, atomlar kadar varlıkların sırrını çözecek sırlar mevcuttur.

Bunlarda ebediyyen çözüm beklemektedir.

-Her şeye Kadir olan Allah, kudretiyle sonsuz olan Allah, -tabiri caizse- insanı bu dünyada duygularını ekerek, kabiliyetlerini geliştirerek, alıştıra alıştıra kemale erdiriyor.. Tekâmül ettiriyor adeta bütün proğramları birden yükleyip insanı çökertmek istemiyor.

İnsanın düşünce içerisinde, alıştıra alıştıra tam bir Esma ile kendisi arasında bir tenasub, bir tevafuk ve bir uyumluluğu; bir denge, bir düzen sağlayarak yavaş yavaş proğramlarını yükseltiyor.

İnsanın Remi yükseltilmeli.. Dünya hayatındaki durumlarda insanın remini yükseltiyor, duygularını inbisat ve inkişaf ettiriyor. Remi yükselen insan böylece kainatı bile içerisine yükleyebilecek hale gelmiş oluyor.

Ahiretteki her şey insanın reminin yüklendiği nisbetledir.

-İnsan bu dünyada sonsuzluğa kulaç açacak, sonsuzlukla uyumlu hale gelebilecek, remi ve duyguları yükseltilip, kabiliyetleri ziyadeleştirilerekten sürekli bir şekilde gelişmeye müsait hale getiriliyor.

-İnsanın sonsuzluğu Rabbisi ile münasebeti nisbetindedir. Yoksa midesine hakim olamayan, uykusunu engelleyemeyen, yorgunluğunu gideremeyen, ölümünü durduramayan, nefes alıp vermesini kontrol edemeyen, tikine bile mani olamayan, ağrı ve sancısını durduramayan, kısacası aslında vücudundaki birçok sisteme direkmen hakim olamayan bu insan ancak Rabbisi ile münasebeti nisbetinde kâinata bile hakim olabilir.

-Kendisine sınırsız imkanlar sunulan bu insan, yine de sınırlandırılmış sonsuz hayatta dahi kendisine 500 senelik geniş bir cennet hayatı verilen bu insan, hem kendi hususi cennetinde hareket etmekle beraber umumi cennetten de istifade edecektir.

Zira cennette her bir insanın kendi hususi cenneti olduğu gibi, umumi cenneti de olacaktır. Sonsuz bir hayat içerisinde; bu dünyada insan emir ve yasaklarla hürriyeti sınırlamanın ötesinde kontrol edilmiş, dengelenmiş ve düzenlenmiş ise, aynı kontrol emir ve yasak çerçevesinde bir yükümlülük ve mükellef olarak değil, ahirette de devam edecektir.. O da kemal derecesinde.. Olumsuzluklardan soyutlanmış olarak…

-Bu dünyada mutlak manada keyfe-mayeşa istediği gibi yaşayamayız. Emir ve yasaklar, dinler ile hayatı kontrol edilen insan, almış olduğu bu terbiye neticesinde ahirette o terbiye ile otomatikman kendi kendini kontrol edecek, menfilik ve olumsuzluktan kurtulmuş olacaktır. Hürriyetine sınırlama değil, hürriyetine dengeleme olaraktan sonsuza kulaç atacaktır.

********************

AFAK-ENFÜS

Mikro ve makro alem…

İç ve dış, görünen ve görünmeyen, küçük ve büyük herşey…

Her şey bu iki perdeden görülmekte ve ortaya çıkmaktadır.

İki nurani pencere…

Sonsuza kadar gezilecek ve çözülmesi gerekecek iki evren…

“Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?”[2]

“Ne şebem ne şebperestem men. Ğulami şemsem, ez şemsi mi gûyem haber…”

Manası;“Ben ne geceyim, ne de geceye kulluk ederim. Ben bir hakikat güneşinin hâdimiyim ki, size ondan haber getiriyorum.” İmam-ı Rabbani.

VAHDANİYET-EHADİYET

Her şey Vahdetle başladı.

Bir-den başladı.

Bir ile başladı.

Problem yoktu.

Gerçek varlık o zaman var oldu.

Ne vakit ki vahdetten kesrete gidildi işte o zaman;

Okyanusları yutan bu insan, damlada boğuldu.

Bütün problemlerin başında, Bir-i bırakıp kesrete ve çokluğa dalmayla başladı.

Rahatını isteyen beşeriyet, kesretten vahdete gitmelidir.

Her şeyi değil, Bir şeyi düşünmelidir.

******************

-Allah varlıkları yaratmadan önce onların nasıl olacaklarını ve de içlerinden ne derecede değerli insanların çıkacaklarını biliyor muydu?

Elbette bilmemesi düşünülemez.

Her hangi bir alandaki bir usta bile yapacağı bir şeyin ham maddesinden nelerin, nasıl olarak çıkacağını elbette bilir. Şöyle ki;

Bir mobilyacı mükemmel bir mobilya için hangi çeşit ağaçtan nasıl bir mobilyanın çıkacağını, döküntülerinin ne olacağını, defolu olanların hangileri olacağını, değer ve kıymetini elbetteki bilir.

Bir terzinin bile nasıl bir kumaştan, nasıl bir elbise çıkacağını bilmesine karşı, Allahın da kullarının nasıl olacağını ve onların içerisinden en değerlisinden en değersizine kadar nelerin çıkacağını elbetteki daha iyi bilir.

Allah insan kumaşından çıkacak mükemmel takım hatırına, döküntülere ve onların o takımı tamamlaması hatırına varlıklarına müsaade etmektedir.

-Allah insanlara şefkatiyle muamele ediyor ancak adaletiyle değerlendiriyor.

Rahmeti her şeyi kuşatırken, Adaleti de Rahmetini kuşatmaktadır.

-Hünkarın biri dervişlerin tekkesini ziyaret eder.

Tekke şeyhi hünkara; Efendim kul yapısı meyvemi istersiniz yoksa Allah yapısı meyve mi istersiniz?

Allah yapısı der ancak ekşi ve olmamıştır çünkü aşılanmamıştır.

Kul yapısını verir, güzeldir.

Şeyhde; Allah yapısı ham olanı alıp, tekkede aşıladıklarını söyler.

*********************

Şeytan hayatımızın her alanına müdahale etmektedir.

Hayalimize ve rüyalarımıza kadar.

Onu içeriye almamalı.

Hayalimizde bile yer vermemeliyiz.

O girdiği yeri kirletir..

Bozar..

Vahdetten kesrete atar.

-Hz. Adem Allahın nehyini çiğnedi, Şeytan ise emrini çiğnedi.

Biri affedildi, diğeri ise affedilmedi. Sebebi ise;

Biri af diledi, diğeri kibre girdi.

Af dilemeyi gururuna yediremedi, sonsuza dek cezayı yedi.

-Âdem ile Şeytan farkı. Âdem üreten , şeytan tüketendir.

Âdem vahdete çağırırken, şeytan Vahdetten alıkoyar. 

-Cesed ruhu hakikata ulaştıran burağı, nefis kalbin radarı, mide aklın barajıdır.

Ruhla cesed, kalble nefis, akılla mide kontrol edilmelidir.

İnsanı hayvandan ayıran en belirgin fark budur.

İnsan ve insanın hakikatı bundadır.

Aksi ise hayvaniyettir.

İnsanlıktan sukuttur..

Düşüştür.

YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emenetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.

Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle.

MEHMET ÖZÇELİK

28-01-2019


[1] Lemalar.9.lema.

[2] Fussilet Suresi 53. Ayet.

No ResponsesOcak 28th, 2019

İKİ NOKTA ARASINDA

İKİ NOKTA ARASINDA

İki nokta arasındaki varlık.. İki noktaya sıkışmış varlık.. Dizginleri ve fişi başkasının elinde olan varlık.. İki nokta arasında bir cümle olan varlık.. Noktadan küreye, damladan okyanusa kulaç atan, genişleyen, Android sistemli, kapsamlı büyüyen, iradesi elinde, Külli irade içerisinde kendisine cüz-i olarak yetki verilen, irade sahibi bir varlık.

-Yokluk ile varlık arasında olan mümkün bir varlık.

-Bir anda; -ya olmasaydım- diye düşünüldüğünde, hakikaten bir boşluk, yeri doldurulamayacak bir durumda olan bir varlık.. Diğer yandan da bu kadar varlıklar içerisinde Rahim- Adil- Şefkati Külli, irade sahibi bir yaratıcının beni o kadar varlıklar içerisinden seçip çıkartması, beni de imtihana tabi tutması, beni de varlık kategorisi içerisinde değerlendirip bana bir varlık vermesi, bir irade, bir yetki, en azından bir imkan vermesi, bütün bunlara rağmen fişi başkasının elinde olan, vanası başkasına bağlı olan, düğmeye basıldığında her şeyi biten bir varlığın böyle bir yaratıcıyı tanımaması, böyle bir yaratıcıyı inkar edip reddetmesi, O’nu düşünmemesi, O’nun varlığıyla varlığını devam ettirme iradesinin gösterilmemesi; eşekten özür dileyerek ifade ediyorum ki, katmerli bir eşşekliktir.

-100 sene öncesinde yok ve 100 sene sonrasında ne zaman var olacağı, yok olacağı meçhul olan bir varlık adeta iki nokta arasına sıkıştırılmış, varlığıyla yokluğu arasında hareket etmesinin dışında, orada bile sınırlı bir harekete memur olan bir insanın varlığını bir düşününüz ancak O’nun varlığı gerçek varlık sahibinin varlığı ile vardır, varlığı ile bir değer ifade eder.

-Benim varoluşum vazgeçilmez oluşumdan dolayı değil, Rabbimin beni unutmayışından, Zatı ile Ezeli – ebedi olduğu gibi, İlmi ile, İradesiyle, Kudretiyle de benim varlığımı bilmesi ve beni unutmaması adeta yokluktan beni çıkarıp varlık âlemine getirmesi kendisi için yokluk olmayan bir varlıktan beni vücuda çıkartması…

Bu insanoğlu dünya hayatında kazanmış olduğu üç beş kuruşun, bir evini, bir arabasını kaybettiğinde gayet hüzünlenir. Bir de düşününüz ki; hayat boyunca kazandığını ölümü ile tekrar var olmama düşüncesi ile kaybettiğini evet bir düşününüz…

Sahip olduğu eşini, sahip olduğu çocuklarını, kendisi için ifade edilen geleceğini kaybettiğini düşününüz. Bunların unutulduğunu, var edilmeyeceğini, öncesi ile de var olmadığı gibi sonrasıyla da var olmayacağı düşünüldüğü zaman tam bir dehşet, yokluğunda cehennemin kat kat derece ötesinde, Cehennemi bile arattıracağı hakikaten azab içerisinde bir azaptır.

BELASINI ARAYAN İNSAN

Belasını arayan insan…

Ruhen ruhlar alemindeki sözleşmede kendisine – Elestü bi Rabbiküm-

-Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Olumsuz sorusuna, evet anlamına gelen Neam ve Ecel demeyip, Gramer gereği olumsuzca ifade edilen soruya olumlu cevabı ifade eden –Belâ- yani evet dedi.

İlk Belâ yükünü de yüklenmiş oldu.

Öyle bir yük ki, kâinatın ötesinde bir yük.

Tatlı bela…

Acı meyvenin tatlı sonucu.. Yasak meyve..

Kendi yükünü yüklendiği gibi, kâinatın yükünü de yüklenmiş, Evlilik ile bir başkasının yükünü omuzuna almış ve yeni hayatları da zayıf omuzuna yüklenmiştir.

İş yükü..

Çocuk yükü..

Torun yükü..

Mal yükü..

Yemek yükü..

Daha ne yükler…

O kadar çok yükler ki; insanın dışındaki hiç bir varlığın yüklenemeyeceği ağır bir yük..

Riski büyük.

Kaybetmek veya kazanmak…

Ebedi kayıp veya ebedi kazanç…

-Gelen belaya şükretmemeli çünkü artar, sabredemez.

Belki hamdet çünkü hamd sıkıntı ve rahat içindir.

Belânın neticesi hamddir.

-“ Cenab-ı Hakk’ın büyük bir saltanat dediği ahiret mülkünü sen de yüce tut! Sen de çok iyi biliyorsun ki dünya ve içindekiler çok az ve değersiz şeylerdir. Hayat kısa, dünyadaki nimetlerin devamı kısa ve çok azıcık bir süredir. Sonra bizler kalkıyoruz bu azın azını elde etmek ve azıcık bir süre onunla birlikte olmak için canımızı ve malımızı seferber ediyoruz. Bir kısmımız bunu elde ediyor, bir kısmı elde edemiyor elde edenlere imreniyor. Onu elde etmek için canını ve malını tehlikeye attığına hiç bakmıyorlar.”[1]

-“… Şunu bilmelisin: Bu dünya asla baki değildir. Ya sen onu terk edeceksin, ya da o seni terk edecek! Hasan (r.a.) der ki: “Dünya nimetleri devam etse de senin hayatın bir gün sona erecek. O halde dünya hayatı peşinde koşmanın ve çok değerli ömrünü onun peşinde harcamanın ne anlamı var?”[2]

 Bir kimsenin çok kıymetli ve nefis bir mücevheri olduğunu düşünelim. Bunu yüklü bir

bedel karşılığında satması mümkün iken götürüp birkaç kuruşa satsa; bu davranış o

kişi için büyük bir zarar ve muazzam bir aldanma olmaz mı? Aynı zamanda bu davranış himmetinin (emeğinin) düşüklüğüne, görüşünün zayıflığına ve aklının kıt olduğuna delalet etmez mi?

İşte bir kulun alemlerin Rabbinden alacağı rıza, mükafat, övgü ve sevap ile yetinmeyerek bunun yanında insanlardan elde edeceği övgü ve dünyalıklar, milyonlara hatta dünya ve içindekilerden daha fazlasına nisbetle bir kuruş kadar bile değer ifade

etmez. O halde, şu değersiz dünyalıklar karşılığında Allah Teala’nın Yüce ve değerli

ikramlarını kaybetmek apaçık bir aldanış değil midir?

Eğer bu değersiz dünyalıklar sana mutlaka gerekli ise, sen yine de ahirete yönel;

göreceksin ki dünya da peşinden gelecektir. Sen sadece Rabbinin rızasını talep et, o

da iki cihanın da sahibi olan Yüce Zat’tır.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

26-01-2019


[1] İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü’l-Abidin, sf. 319.

[2] Age.145.

[3] Age.264-265.

No ResponsesOcak 27th, 2019

ABD ÇÖKÜYOR- VATİKAN ÇATIRDIYOR- DARBE

ABD ÇÖKÜYOR

VATİKAN ÇATIRDIYOR

DARBE

Kendisi için 2050 yılı biçilen Abd, yaptıklarıyla çöküşünü erkene almaktadır.

Haneleri değil, devletleri yıkan Abd, zulmüyle çöküşünü hızlandırmaktadır.

2 asırdır dünyaya zulmeden ABD ve batı ve de onun sahte din temsilcisi olan Vatikan çöküyor.

-Darbelerin anası olan ve darbelere analık yapan ABD, 2 Asır süre içerisinde bizde 1960’dan beri darbeleri yaptığı gibi, dünyanın birçok ülkelerinde de hep darbelerin arkasında olmuş, darbeleri desteklemiş, maddi destekte bulunmuş, darbeleri sürekli tetiklemiş ve sürekli kendisine yakın insanları lider ve yönetici olarak getirerekten darbede kullanmıştır.

-Bugün yine problemi en çok yaşayan Amerika adeta Pentagon’la yönetim birbirinden ayrılmış, sürekli bir şekilde iç kargaşa, problem ve derin devletin oradaki Hakimiyet kavgası hala sürmektedir.

Evet belki Amerika dışarıdan yıkılmayacak ama şu bir hakikattır ki; Amerika içten yıkılacaktır.. İçtekiler tarafından yıkılacaktır.. İçindeki kargaşa ve problemler Amerikayı yıkacak olan en önemli sebep olacaktır.

-Amerikalı bir yöneticiye soruyorlar; Sizde hainler olursa ne yaparsınız?

O diyor ki; Bizde hainler olursa onları öldürürüz, başkalarında hainler olursa onları besleriz, diyor.

Bugün dünyadaki kirli eller ile hainleri beslemek suretiyle darbe yapmakta ve darbeleri yönlendirmektedir Abd.

-Bize darbe vurup şimdiye kadar 1960-lardan beri sonuç aldığı darbelerin 15 Temmuzda sonuçsuz kalması Abd ve Avrupayı çıldırttı.

-Bize darbe ve ekonomik saldırılarla da sonuç alamayan Abd, bu sefer bize 15 Temmuzda destek olan Venezeula ve devlet başkanı Maduro-ya saldırmaya ve onu al aşağı etmeye başladı.

-Abd geçmişi ve tarihi kirli bir devlettir.[1]

-ABD’nin kirli darbeler tarihi.

Venezeula’daki sokak olaylarını fırsat bilerek kendisini devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Guaido’ya başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere birçok ABD müttefikinden destek geldi. ABD’nin meşru olmayan hükümeti tanıyarak Maduro hükümetini devirme girişimleri akıllara ABD’nin bugüne kadar desteklediği birçok darbe ve darbe girişimini getirdi.[2]

-ABD’nin Latin Amerika’da darbe tarihi.

Darbe geçmişi, 1893’te Hawaii kraliçesinin devrilmesine dayanan ABD’nin kanlı darbe alışkanlığı ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü Latin Amerika’da yeniden hortladı. 1954’te Paraguay, 1964’te Brezilya, 1971’de Bolivya, 1973’te Şili ve Uruguay’da, 1976’da Arjantin’de yaşanan askeri darbelerinin arkasında hep ABD izi var. ABD’nin dünyaya yayılan üstü örtülü- açık darbe operasyonlarına maruz kalmış Latin Amerika’da kanlı bir darbe geçmişi var.[3]

-Aslında tarih tekerrür ediyor.

Cemel-Sıffin-Kerbela-Haşhaşi fitneleriyle netice alındı.

Aynı yöntem değişik kukla ve ihanet şebekeleriyle sürdürülmeye ve yeni Cemel-Sıffin-Kerbela-Haşhaşiler oluşturulmaya çalışılıyor.

-ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararıyla büyük paniğe kapılan terör örgütü PKK/YPG’nin düştüğü durum CHP’yi rahatsız etti. Türkiye’nin düzenleyeceği operasyona atıfta bulunan CHP’li Çeviköz, teröristler için barış istedi.[4]

-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusunda YPG’li teröristlere operasyon sinyali vermesi Arap dünyası tarafından da yakından takip ediliyor.

Bilindiği gibi o bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de faaliyetleri var. Suudilerin terör örgütü YPG’ye para yardımı yaptığı belirtiliyordu.[5]

-İsrail Başbakanı Netanyahu, Kaşıkçı Cinayeti Sonrası Trump’ı Arayarak Prens Selman’a Destek İstedi

Netanyahu, Selman’ı kendileriyle anlaşma yapmaya razı olacak bir Arap lider olarak görüyor. İsrail Başkanı, ülkelerinin meşruiyetini isteyen Arap lidere destek verdi.

MISIR VE BAE DE SELMAN’A DESTEK VERDİ.[6]

-Erdoğan, Kaşıkçı cinayetinin emrinin Suudi Arabistan’ın en üst makamlarından geldiğini söyledi.[7]

-ABD ile yaptırım krizleri sona eriyor, ifadesi adımları bir aldatmacadır. ABD İran’a saldırmak için hazırlık yapıyor, ön hazırlık yapıyor, önünü açmak ve önündeki engelleri kaldırmak istiyor. Bu biraz ağza bal çalmadır ve karşılığında birçok şey alma hedefidir.

-Deasa ABD’den silah.[8]

-Vatikan çatırdiyor.. Dolayısıyla Amerika çöküyor.. Birçok mafya işlerinde, cinayet işlerinde, uyuşturucu, silah ve fuhuş işlerinde gizli birçok işlerinin faili olan Vatikan; yıkılma aşamasında ve de çatırtıların sesi geliyor. Dolayısıyla Amerika’da yıkımı yakında ve yıkılmanın eşiğinde..

-İki rahibe zimmetine geçirdiği paralarla Las Vegas’ta kumar oynadı.

ABD’nin California eyaletindeki bir Katolik okulunda görev yapan iki rahibe, yaklaşık 500 bin dolar parayı zimmetine geçirerek Las Vegas’ta kumar oynadı.[9]

MEHMET ÖZÇELİK

26-01-2019


[1] Bak. http://www.tesbitler.com/index.php?s=Abd

[2] http://www.haber7.com/dunya/haber/2813733-abdnin-kirli-darbeler-tarihi

[3] https://www.yenisafak.com/dunya/abdnin-latin-amerikada-darbe-tarihi-3442992

[4] http://m.haber7.com/guncel/haber/2788800-chpden-skandal-teklif-teroristlerle

[5] http://m.haber7.com/dunya/haber/2785148-turkiye-sinyali-verdi-s-arabistan-ve-bae-panikte

[6] https://m.haberler.com/amp/israil-basbakani-netanyahu-kasikci-cinayeti-11394455-haberi/

[7] http://m.haber7.com/siyaset/haber/2751008-erdogan-kasikci-emri-en-ust-makamlardan-geldi

Abdulkadir Haktanir paylaştı: 31 Ekim 2018 Çarşamba

[8] http://m.haber7.com/guncel/haber/2748489-belegesi-ortaya-cikti-abdden-deasa-silah

http://m.haber7.com/dunya/haber/2748417-abdde-bir-ic-savas-tehdidi-var
http://m.haber7.com/dunya/haber/2745772-abdnin-kan-donduran-plani

[9] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iki-rahibe-zimmetine-gecirdigi-paralarla-las-vegasta-kumar-oynadi/1335465

No ResponsesOcak 26th, 2019

ALİ ŞERİATİ VE ESERLERİ ÜZERİNE BİR TAHLİL

ALİ ŞERİATİ VE ESERLERİ ÜZERİNE BİR TAHLİL

Ali Şeriati 61 kitap yazmış bir insan olup, elbette boş değildir. Ancak her şeyi de hoş demek değildir.

Hakkında olumlu şeyler yazıldığı gibi, olumsuz şeyler daha çok yazılmıştır. Mesele dikkatli, temkinli bir şekilde onu ele almak, müsbet yanlarının dışında tehlikeli ve mayınlı olan noktalarını elbetteki göz önünde bulundurarak, bütün yönleriyle değerlendirmek gerektir.

-Şeriati kendi içerisinde de bir bocalama yaşamıştır.

-Ali Şeriati ile ilgili bu yazıyı yazmama sebep; değerli, eğitimci bir arkadaşın ondan almış olduğu olumlu bir cümle üzerine.

Bazı kişilerin Facebook’ta ona tepki göstererek, ondan alıntı yapmamasını söyleyerek, olumsuz tavırlarına bir cevap olarak ben de birkaç kaynak göstermiş, yine Facebook’ta bulunan bir kardeşimizin bazı ifadeleri neticesinde, kendi internet sitemden (www.tesbitler.com  www.mehmetözçelik.com ) kendi yazdığım eserlerden kaynak vermiş ve bunu daha detaylı olarak yazıp, böylece oradaki daha net tavrımı ortaya koymak için ele almış oldum. Ancak daha önce onun hakkındaki düşüncem kesin idi. Ve onun ile ilgili Google’da yazıldığı zaman onbinlerce olumsuz görüşün karşınıza çıktığını da rahatlıkla görebilirsiniz.

Bu amaçla ondan ziyade eserini pdf olarak indirip tahlilde bulundum. Hülasası budur.

-Fikir ve düşünce mali umumidir, umuma ait maldır ancak bizim memleketimizde ki Aydınlar’ın bir zaafı şudur ki; solcu olanlar kendilerine sürekli batıdan marksist, materialist, bazen ateist insanları ölçü alır, onların eserlerini tercüme eder, onların fikirlerini savunurlarken; sağcı ve maneviyatçı olarak geçinenler de ortadoğu’dan, Arap ülkelerinden insanların kitaplarını doğrudan doğruya aynısı ile tercüme edip ve aynısıyla kabullenme yoluna giderler. En büyük zaafı ise kendisinden bir şey üretme, kendi ürünlerinden bir şeyleri derleme, yeniden ortaya çıkma, ihraç etme gibi durumlarından eksik ve noksanlıklar içindedir.

-Bu zamanda en büyük hizmet; insanları doğruya götürmek değil, insanları yanlıştan alıkoymak, korumaktır. Mecelle’nin hükmünce de; Def-i şer, celb-I nef’a racihtir. Yani hayrı çekmektense, şerri def etmek daha önemlidir, daha üstün ve önceliklidir. Bu aynı zamanda dini ifadeyle takvadır. Takvada imandan sonra ameli salih olarak İslam’ın en temel esasıdır.

-Bizler millet olaraktan ehli-sünnet silsilesi ve zinciri içerisinde hareket etmiş, Kur’an-ı Kerime ve Hadis-i Şeriflere ve sahabiye şiddetli derecede muhabbet beslemişiz. Aynı durumu haklı olarak başkasından da beklemekteyiz.

Ali Şeriati bu noktalarda pek hassas değildir. Onun içindir ki onun bazı noktalarda olumlu olduğunu kabul etmekle beraber, olumsuz olan noktalarına ve dikkat çeken yanlışlarına sahiplenmemek yolunu açmış olacağız.

Elbette ki bir insanın her yönü ile iyi olması gerekmediği gibi, her yönüyle de kötü olması elbette gerekmez. Her yönüne sahiplenilmesi mümkün olmadığı gibi, her yönününde reddedilmesi elbette mümkün değildir.

Olumlu yanları olabileceği gibi, olumsuz yanları da olacaktır. Ancak bu olumsuz yanlarının itikadi noktalarda olması en tehlikeli olandır. Böylece biz onun bu yönlerini ele alıp sizlerin takdirine sunacağız.

-Şeriati bir Din adamı değildir. O bir fikir adamıdır. Fikri de tartışılabilir. Ne kadar bir fikir adamı olduğu soru işareti ve ünlem konularak düşünülmelidir.

Yine Şeriati’nin gerek bir kısım ilahiyat camiasında, bazı siyasiler de rağbet görmesinde ki sebep, en önemli bir faktör onun 1979 yılında hakikaten despot olan İran Şahına karşı mücadele etmesi, Humeyni’nin tarafında olmasıdır.

-Ali Şeriati şia taraflıdır. İtikat ve amel yönüyle gayet zayıf bir insandır. Fikirleri de tartışılabilir. Sahabe konusunda ölçüsüz ifadelerde bulunmuştur. Şia ağırlığı kendisinde sahabeler hakkında açık ve net olaraktan o aksaklık ve eksiklik görülmektedir.

-Ali Şeriati Şahın adamları tarafından öldürüldüğü için şehit olaraktan ifade edilir ancak Kadir Mısıroğlu’nun ifadesine göre; o meyhanede iken Şahın adamları tarafından öldürülmüştür. Onun Şehit adlı kitabında sahabelere büyük hakaretler olduğunu ve ondan dolayı da kitabı yırttığını ifade eder.

-Bir siyasi partinin o zaman ki ifadeyle MSP nin bir derece mücadelesinde İran’ı ölçü almasında, İran’daki bu darbeyi yapanı alkışlaması, ondan dolayı Türkiye’de de darbe yapma, devlete karşı ihtilal yapma düşüncesinden dolayı Ali Şeriati ölçü alınmış, o yönüyle değerlendirilerek kıymetli olduğu addedilmiş, kitapları basılmış, okutulmuştur. O noktada siyasi yönü ile değerlendirildiği içindir ki, sağlıklı olarak bakılmamış, sağlıklı olarak değerlendirilememiştir.

Ali Şeriati-ye olan muhabbet dini ve ilmi değil, belki bir nebze fikri ve siyasidir.[1]

**********************

“Bir toplulukta biraz sert konuşunca topluluktan biri üstada, “hep böyle konuşuyorsunuz, biraz da bizi rahatlatacak şeyler söyleseniz” diyor. 

Ali Şeriati şöyle cevaplıyor; “Ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye geldim. Ben esrar ve eroin miyim ki sizi rahatlatayım?”

Kendisine ‘içimde Hz Muhammed ve Marx bir savaş halinde’ diyen bir öğrencisine ,

Müslüman olamıyorsanız Marksist olunuz’.

….Düşünme, itaat et diyenlere değil; düşün, sor, sorgula diyenlere kulak ver.”

İsyankar bir ruha sahip…

Tenkidkar bir mantık yürütmektedir.

Bazen hakikati söylerken, batıla, isyana, şüpheye kapı açmaktadır.

Batılı hakikat kılıfında saklamaktadır.

Bazen cami duvarına bevletmeyi beylik zannetmektedir.

Farklı veya farkındalık oluşturacak bir cümle kurarken, fikri bulandırmakta, kalbi teşviş ve sarsıntıya sevketmektedir.

Mesela, Ali Şeriati’nin Batı’daki imajını en iyi özetleyen sözlerden: ‘Ben bir Tanrıya inanmıyorum ama inansaydım eğer bu Şeriati’nin Tanrısı olurdu.’

Acaba Şeriatın tanrısıyla diğer 2 milyara yakın müslümanın Tanrı ve ilahi farklı mı olmaktadır?[2]

***************

Önce bir yağlama yapayım ki gıcırdama olmasın…

44 yıl, 60 eser, konferanslar ve hakkında olumlu olumsuz yazılan eser sahibi elbette boş bir insan değildir.

Özellikle incelediğim eserleri;

1-İSLAM BİLİM  2-DİNE KARŞI DİN  3-ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ

4-İNSANIN DÖRT ZİNDANI  5-HAC  6-İDEALLER  7-KENDİNİ BİLMEK 8-şehadet

-Bilge adam dergisi bir sayı olarak ele aldığı Ali Şeriatiyi şöyle anlatır;[3]

Solcuların sloganı olan devrimciliği gibi, Şeriatinin de devrimciliği ön plana çıkmakta, devrimciliği! ile değerlendirilmektedir.

Ancak bu devirme işlemi; put kırmak mı, pot kırmak mı bir netlikte yoktur.

Asla dönüş diyerek bin yıllık birikimi yıkıp yerine kendine göre! –ki kendisi de bir din adamı olmayıp bir fikir adamıdır- bir din ihdas etme yoluna gitmesi, din konusunda yeterli alt yapısı olmayanlara cazip gelebilir.

Elbette her insanın mutlaka istifade edilecek yönü vardır.

Buradaki dini tabirle tecdid görevini yıkmadan, ıslah edici bir tavırla yapılması gerekir.

Bizdeki Yaşar Nuri ve benzerleri gibi, bin yıldır öğrendiklerinizi çöpe atın, bak ben size, bir peygamber gibi, doğru olan dini getirdim, din budur, herzesi, şeytani bir kibir, nefsani bir haz, yanlış bir çığır olur.

Elbette fertlerden kaynaklanan yanlışlar olur.

Tıpkı parayı kötüye kullananlardan dolayı paraya düşman olmadığımız, parayı devre dışı bırakmadığımız gibi, yanlışlar ve yanlış yapanlar ayıklanmalıdır.

Bizim bu çalışmamızda da Şeriatinin çıkışlarındaki yanlışları göstererek, aynı yanlışlara düşülmesini engellemektir.

Bizde her zaman Humeyninin İranda Şahın zulmüne karşı yaptığı devrime karşı alkış tutma tavrını gösterirken, Humeyninin ne getirdiğini düşünmeliyiz.

Götürdüğünü düşünürüz.

Götürdüğü bir zulüm simgesidir.

Acaba kendisinin getirdiği islamın bir simgesi midir?

İslami midir?

Yoksa hele bir devirsin de, ne getireceği önemli değil!!!

Tıpkı Mısırda Seyyid Kutubun Sosyalist olan Cemal Abdülnasırla bir olup kral Farukun krallığına son vermek üzere darbe yapması gibi…

Ya sonra?

İlk darbeyi yiyen Seyyid Kutup ve arkadaşları olmuştur.

Farklılığı tefrik edilmeden, farklılığından dolayı dikkat çekmiş, az bir kesim tarafından farklı olmak amacıyla kabul görmüştür.

Şeriatinin eşi Puran Şeriati Rezervi Beyi ile ilgili şu tesbiti yapar;

“Onun fikirleri ve -toplum için yazdığı- eserleri hakkında çok farklı düşünceler ve yorumlar mevcuttur. Bazıları onun düşüncelerinin toplum için faydalı olduğuna inanırdı. Muhaliflerinin ve onu eleştirenlerin ise iki yönelimi bulunmaktadır. Bazıları onun dini reform projelerini yanlış bulup toplumun modernleşmesinin önünde bir engel olarak görürken, kimi geleneksel akım ve mollalar ise onun din anlayışını telfiki (devşirme / diğer din ve ideolojilerle katıştırma) ve inhiraf / sapkınlık olarak görürler.”[4]

-Eşinin ifadesine göre:” Ali Şeriati’nin iki hedefi vardı. Bunlardan ilki insanların geleneksel İslam’ı değil; gerçek İslam’ı anlamalarını sağlamak, ikincisi ise insanlara düşünme, sorgulama alışkanlığı kazandırmak.”

İkinci gayet güzel ve yerinde de, gerçek islam ifadesi cazip olmakla beraber içerisi doldurulması gereken bir ifade…[5]

“Bana göre Şeriati bugün yaşasaydı ne muhafazakar, ne de reformcu kanadın içinde yer alırdı. Tek başına da olsa kendi inandığı doğrular için mücadele etmeye devam eder, mollalara muhalefet ederdi.

…Eşim İslam’ın kendine ait bir orjini olduğunu düşünüyordu. Ali Şeriati sol anlayıştan asla esinlenmemiştir. Fakat Ali Şeriati’nin insanlara anlattığı gerçek İslam, Marksist fikirlere sahip olan kişiler tarafından da ilgiyle karşılandı.”

Bir tesbitte:” Eserinin hiçbir yerinde Asr-ı Saadet’e dönüşe yönelik bir öneriye rastlanmaz, o daha çok, Kierkegaard, Fanon, Husserl ve Sartre’ı yankılar bir hâlde, entelektüelin rolüne ilişkin varoluşsal endişelere ve sonuç alıcı eylemin gerekliliğine meyleder.”[6]

-Şeriati anlatılırken onun bir yandan “İslam Protestanlığı ve Ali Şeriati”[7] benzerliği kurularak anlatılması, diğer yandan “Batıcılık ve Gericilik Karşısında Müslüman Sosyalist”[8] olarak görülmesi onun net bir kişilik sergilemediğini göstermektedir.

Bir çıkış içerisinde, bir devrim içerisine girmiş,bir infial göstermiş, yanlışları görmüş ancak sağlıklı bir yol ve net bir tavır sergilememiştir.

O bir alim ve din adamı olmayıp, fikir üreten bir aydındır.

Fikirlerinde de isabet olan olabileceği gibi, isabetsiz olanda elbette olacaktır ki vardır da…

Bizdeki Cemil Meriç beyefendinin tipik bir örneğidir Şeriati…

Nasıl mı?

İşte Meriç- den bir kesit;” Sosyalizm Türkiye’de yaşamak için İslamî bir veçheye bürünmek zorundadır. Mülkiyet konusunda Saint–Simon gibi düşünüyorum. Mülkiyet daima tahdit edilmelidir. Topluma faydalı olduğu sürece yararlıdır. Yani herkes kendi zevki için tüketim yapamaz. Mülkiyet toplumundur. Onda, bizden önce gelenlerin de, bizden sonra geleceklerin de hakkı vardır. İslamiyet de sosyalizm gibi düşüncede bir devrimdir.[9]

-Acaba insanları Şeriatiye yaklaştıran onun olumlu ve zenginliğimidir yoksa muhaliflerinin ve karşı geldiklerinin zulmü, seviyesizliği ve olumsuzluğu mudur?

O yanlışa karşı durmuş ancak ne kadar isabetli çözüm sunmuştur?

Devrimciliği esas alıp devirirken, ne kadar isabetli çözümlerin oluşumuna vesile olmuştur?

Bizim bu araştırmamızda üzerinde durduğumuz nokta; onun doğruları yanında yanlışlarına da sahiplenmemektir…

Onun ile ilgili bir tesbitde de:” Ali Şeriati, eserlerinde mezhebi taassuptan arınmak için büyük çaba göstermiştir. Bunu tam anlamıyla başaramamıştır ancak bu zaten çok kolay bir şey de değildir. Lakin Şeriati’nin mezhebi taassupları aşma ve Kur’an’ı merkeze alma çabaları Şii dünyasında aforoz edilmesine yol açarken, Sünni dünyada da bu çabaları, hak ettiği takdiri alması bir yana Şii olduğu gerekçesiyle birçok çevrede blokajla karşılaşmıştır. Şeriati için siyer yazımı, peygamberî modeli ortaya çıkarmanın yanında batılı aydına İslam medeniyetinin kurucusunu tanıtmak amacına matuftur.”[10]

Bu tesbitler aynı zamanda onun nasıl bilindiğinin bir göstergesidir.

-Bir doğruyu ifade etmeye çalışırken, çok yanlışları dile getirmekte, bakış açısı gayet sığ, basit ve bozuk bir nazarla bakmaktadır.

-Anne Baba Biz suçluyuz adlı eserinde;

-“Anne, baba! Senin namazın netice itibariyle sağlık olsa bile, hiçbir ahlâkî ve amelî ıslaha neden olmadığından, olsa olsa hep tekrarlanan bir spor türüdür! Sabah-akşam namaz kılıyorsun, ama ne lâfız ve rü­künlerinin anlamını biliyor ne de gerçek hedef ve felsefesini kavrıyorsun. Nedenini, niçinini, anlam ve hedefini bilmediğin, pratik yansımasından yoksun olduğun bir namaz! Ben daha istikrarlı ve yararlı bir spor biliyorum. Hem pazularımı, hem bedenimi güçlendirir; hem kan dolaşımımı ve teneffüsümü, hem de sindirimimi düzenlemeye ve onların sistemli çalışmalarına yardımcı olur. Bu hareketleri her sabah şiirler ve müzik eşliğinde ruhumu da etkilendirerek yaparım. On yaşından beri spor yapıyorum. Sen ise namaz kılıyorsun. Ben güzel bir vücud, sağlıklı, kan dolu bir bünyeye sahip-iken; sen, çökmüş, kamburlaşmış, hani neredeyse yanağını tutsalar canı çıkacak bir haldesin!.. Senin namazının senin hayatındaki etkisi kamburlaşan sırtın ile yamalı dizin!
Namaz kılmayan ben ile namaz kılan sen arasındaki fark işte bu iki takva göstergesidir!”

-“Senin orucun akşam ve sabah yemeklerinin vaktini değiştirmekten ibarettir. Güzel! Ben değiştirmedim. Ben doktor kontrolünde, şiş­ manladığımda rejim yapar, kesin sonuçlara varırım. Oysa sen mide veya oniki parmak bağırsağı ülseri olsan, her dört saatte bir yemek yemen gerekir. Oysa sen oruç tutuyor ve az kalsın yok oluyorsun. Ramazan ayından önce ve sonra yaptıkların, düşündüklerin ile ramazan ayındaki yaptıkların ve düşündüklerin arasında aç kalmanın ötesinde bir fark yok! Yalnızca bu ay boyunca ikimizin de zamanı boşa harcanmış oluyor. Hayat, yemek ve açlık! Benim mesajımın anlam ve içeriği bu ay boyunca yitmektedir.”

-Kendisini tekzib edercesine;” Geçen yıl ben sizinle hacca geldim. (Buna benzer bir konuşmayı geçen yılkı hac döneminde Medine’de yaptım.) Dedim ki:
Ben ne kervanın vaizi ne de ruhanisiyim. Ne sizin önderiniz ne de sizin gibi bir hacıyım. Ben hac, namaz, oruç İbrahim ve Muhammed (s.) ve vahy ile işi olmayan bir kuşaktan geldim. Onlar bunların tümüne yabancılaşmışlardır. Size söylüyorum; siz buraya gelmişsiniz, ne yapı­yorsunuz? Aslında ne tür bir iş için buraya gelmişsiniz. Bu amelinizin anlamı nedir? Ama ben ne yaptığınızı görüyorum.”

-“Ana, baba! Dinsiz diye yargıladığın ben biliyorum ki; benim ve toplumumun para kazanmasının yolu, sahip olduğumuz servet ve kaynakları kollamak, düşmanın elindekini geri almaktan geçer. Bilim, teknik, düşünce, mantık ve bilinç donanımıyla işe koyulmaktan geçer.
Hem görmüyor musun, siz mü’min dua okuyucuları, yoksul ve geri kalmış iken şu kafir ve dinsizler ileri gitmiş ve yeryüzü nimetlerine sahip!”

-Fazlaca da zihinleri bulandırmaya gerek yoktur.

Beni Şeriati konuş nda detaylı araştırmaya sevkeden sebebin en önemli noktası;

1-Yeni yetişen neslin kendi şablon şahsiyetini iyi seçmesi.

2-Koskocaman adamların! Ölçüsüz insandan ölçülü gördüğü sözleri alarak ölçüsüzlüğe kapı açmaları.

3-Şerri def ve zararı engelleme amaçlı olması…

Daha Şehadet kitabının hemen girişinde;” Yöneten, zorlayan, alçaltan ve öç alan Allah’ın adıyla. Ya da Ebu Zerr’in dediği gibi: “Ey güçsüz bırakılmışların Rabbi!”

Bunun için insaf ehli ne diyebilir?

Zaten bir insanın istikameti sözünün başında anlaşıldığı gibi, cümlelerinin istikametli olmayışından ve aralarında münasebet bulunmamasından da anlaşılır.

Detaylarda boğmak istemiyorum.

Batıl şeyleri tasvir ederek, safi zihinleri idlal edip zarar verilmesini düşünmüyorum.

Elbette her batıl düşüncenin bile herşeyinin batıl olması düşünülemediği gibi, kendine taraftar bulan sapık düşüncelerin içinde dahi hak gibi görünen noktalar bulunabilir.

Burada mesele doğruyu görüp de batıldan habersiz kalmamak ve batıla kaymamaktır.

-Fikirdeki netsizlik ve bocalamaları dile yamuk olarak yansıyor.

Din ordusu, dünya ordusunun daha önce açmış olduğu yollardan kolaylıkla geçip ilerliyordu. Sonunda ışığın kaynağını ele geçirerek direnişi etkisiz hale getirdi. Böylece tüm resmî din adamlarınca gayet iyi bilinen o meşhur iksiri kullanarak; Fravun’ları boğan, Karun’ları öldüren, Belam’ları ezen Musa’dan; öncekileri aratacak kadar cani, materyalist ve kurnaz bir Musa çıkarmıştı. Bu iksir, sevgiler ve barışlar İsa’sından dinsiz ve yalancı bir Sezar çıkaran iksirin ta kendisiydi!

-Şeriatinin tarlası patlamaya hazır mayınlarla çevrili.. Onun tarlasında gezenlere tavsiyem; Eğer gezmek istiyorsanız, çok dikkatli olun!!!

Kendi fikir yapısında ve hayatında netleşmemiş bir insanın, istikametli insanlara vereceği bir şey yoktur.

-1970-lerde de kendisini iranda arayan muhafazakar bir kısım insanlar, bizdeki siyasi veya belli cephelere adeta cephe almak amacıyla, özellikle tepki gösteren iranın muhalifini kendisine ölçü almıştır.

-1970- lerdeki solculuk-devrimcilik de böylebir tepkiyle ortaya çıktı.

Bu mevsimsel bir değişim gibi.

Çünkü sağda da solda da mücahit olanlar müteahhit oldu. Fakirlik edebiyatı yapan solcular trilyoner oldu.

Dava da bitti. Kendileri gibi…

Aslında burada kendisini bulamayan veya burada kendisini aramayanların, Şeriatide bulmaya çalışmasıdır.

Ne kadar bulacak, onu kendisine ne kadar adepte edecek veya ne kadar ona adapte olacaktır.

Yeniye sürekli ilgimiz olmuştur. Bu bazen elektronikte, bazen fikirde bazen de görünümde kendisini gösterir.

Oysa o yeni ne kadar yenidir.

Kullanılıp demode olmuş ve çöpe atılmış yeni cilalı versiyonlar mı?

Hiç söylenmemişler mi?

Ya da geride kalanlara göre eskideki yeniler mi?

-Şeriati, kendi içinde çelişkilerini barındırmış biridir.

İnişli çıkışlı bir hayata sahiptir.

Farklı bir şeyler ortaya koyma çabası içerisine girmiştir ancak sağlıklı ve istikametli bir ölçüye yeterli derecede sahip olmayıp, mantığıyla çözme yoluna gitmesi çelişkileri de, doğruları da içinde barındırmaktadır.

İnsanlara istikameti vermekten ziyade, suyu bulandırarak durultmaya çalışmaktadır.

Tevhid de dahi yüksek ulvi manaların ötesinde, devrimci manaları arar.

Unutulmamalıdır ki o bir din adamı değil, fikir!? Adamıdır.

Fikirleri de ne kadar istikametlidir?

-1970 lerde başlayan ve Humeyni hareketiyle sürdürülen iran rüzgarının günümüzdeki dalgalarından bir dalgadır Şeriati dalgası.

Bu topraklardan çıkmayan, buranın insanının vücuduna oturmayan ancak giydirilmeye çalışılan cilalı giysilerdir.

Doğu ile batı sentezi denemeleri yapar.

İslama yeni bir katkı sunmadan ziyade, dengeli dengesiz sarsmakla yeni şeylerin çıkmasını tetikler.

-İslâm Sosyolojisi Üzerine Kitabının ön sözünde;” Ali Şeriati İslam’ı yeniden tanıttı. İmam Ayetullah Humeyni’nin emirlerini can-u gönülden dinleyen ve bunlara itat eden bi neslin yetişmesinde Şeriati’nin inkar edilmez bi önemi ve etkisi vardır. Devrim boyunca İran’ın her yanında yapılan gösterilerde, Ali Şeriati’nin sözleri, kitaplarından alınan cümleler çarpıcı sloganlar halinde söylendi, pankartlara yazıldı, adeta bir parola gibi kullanıldı.”

-Şeriatinin Hac adlı kitabından;

-“Eğer siz, günümüz İslâm’ını çökmüş olan diğer dünya  dinleriyle mukayese ederseniz, benim bu yargımı, doğru  bulmayabilirsiniz. Fakat böyle bir mukayese doğru değildir.  Her hakikatin sapma derecesini, o hakikatin kendi serüveni  içinde değerlendirmek, ilk seyir çizgisi ve ilk hareket  noktasıyla ölçmek gerek.”  “Ve yine biz, aynı yöntemle, İslâm mezhepleri arasında  bir mukayese yapsak, İslâm dahilinde bulunan Şia’yı, dinler arasında İslâm’ı nasıl görüyorsak öyle görürüz.”  Hayret!  Diğer dinlerin “hakikat’i ile “realite”si arasında karşılaştırma yapıldığında “ihtilaf” kelimesi  kullanılabilir.  Halbuki İslâm ve Şia’nın tarihî yazgısıyla İslâm ve Şia’nın  “tabiat”ı mukayese edildiğinde, böyle bir kelime, tam  olarak uygun düşmez. Onun yerine “tezat” veya “tenakuz”  sözcüğünü kullanmak, daha uygun olur.”

-“ Ve Hacc: Müslümanlar arasında her yıl tekrar edilen en  çirkin, en mantıksız eylem!  Ve işte insanî kılavuzluğu, özgürlükçü ruhu ve devrimci  sorumluluğu, Ali’yi seven müslümanlara ilham eden, Şia’nın  kendine özgü en ileri itikadî ve amelî boyutları:  İmamet, Aşûra ve intizâr.”

-Şeriati hüküm ve beyanlarında kendi yanlışlarını yanlışlar üzerine doğru diye bina ediyor.

Meselelere kendi şia görüşü ve batılı bakışıyla bakıp sentez ederek, farklı ve de devrimci bir görüşle ortaya koyuyor.

İslamın doğru bakışından ziyade, yanlışlarımızı ele alarak kendi doğrularını, kendi tozlu fikir penceresinden nazarlara veriyor.

-“ Allah seni  kendine benzeterek yaratmıştır.

Senin fıtratına yerleşmiş, seninle  yuvadaş olmuştur.

Allah’ın ruhu,  “varlığının” bedeninde”

Fikir üretip sözü uzattıkça, Olumsuzluğa açık yorumlar ortaya çıkıyor.

-“Ve sen ey çamur! Allah’ın ruhunu ara. Geri dön ve
O’ndan bir haber al.”

Muğlak ifade…

-Hac ibadetinde bile isyanı ve devrimi dillendirmektedir.

-Elbette Şeriatinin kitabının hülasası bunlardan ibaret değil, güzel ifade, dikkat çekici cümleler bulunmaktadır.

Bizim burada yaptığımız kitabın seyri esnasında ayağa ve göze batan çakıl taşlarını temizlemektir.

Tenkid edenler kitaplarını okudunmu diye tenkid ederlerken, kendilerinin acaba okuyarak mı ve tüm yönleriyle değerlendirerek mi kanaat verdiklerini gerçekten merak ediyorum.

Yoksa bir iştah ile bir cümlenin verdiği etkiyle mi konuşmaktadırlar?

Yoksa insanlar ilgileri olmadığı halde bazen bakıyorsunuz bir ateistin, bir batılının hatta ahlaksız birinin kitabını alanı olmadığı halde okuyabiliyor.

Burada esas olan seçiciliktir.

Şablonu olmayan bir insan okursa, okuduğu o şeyle kendisinin şablonu olur.

Onuda Kuran ve Hadisten sayar.

-Hayat çarşı ve pazarında her bünyeye uygun meta bulunmakta ve müşterisi olmaktadır.

Bu kaçınılmazdır.

Önemli olan o metaa ne kadar ihtiyaç olduğu ve ne kadar yararlı olduğudur.

İçinde durulmamış bir insanın tavrını görürsünüz Şeriati de…

Okurken bana bir ruh vermedi, sıkıcı geldi, dünyamı açmadı.

-Şeriatinin yaptığı bir çıkıştır.

Ancak beraberinde bir çok çöküş ve yıkışı getiren bir çıkıştır.

Aslında Şeriati geçmişten günümüze İranın isyancı ve farklı ruhunu yansıtmaktadır.

MEHMET ÖZÇELİK

25-01-2019


[1] Bak. https://m.youtube.com/watch?v=5c9tZqaa_E4

https://sorularlaislamiyet.com/search/google/Ali%20%C5%9Feriati
https://sorularlaislamiyet.com/ibn-teymiye-seyyid-kutub-mevdudi-cemalettin-efgani-muhammed-abduh-muhammed-resit-riza-fazlurrahman-0
https://m.habervaktim.com/author_article_detail.php?id=74015

[2] Bak. http://bilgeadamlar.net/?p=dergi&id=41

[3] http://bilgeadamlar.net/?p=dergi&id=41

[4] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=553

[5] https://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Makale_id=224&Kat_id=20

[6] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=555

[7] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=557

[8] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=562

[9] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=562

[10] http://bilgeadamlar.net/?p=yazi&id=587

No ResponsesOcak 25th, 2019

ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK

ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK

-Allah de ötesini bırak.

-Derdi dünya olanın dünya kadar derdi vardır.

-Edep ya hu.

-Öleceğiz birgün gömecekler, birkaç gün övecekler sonra kalan malını bölecekler.

Hatta memnun kalmayıp üstüne birde sövecekler. Neyzen Tevfik.

-Kibir bele bağlanan taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur.

-Yanmak var yanmak var. Odun yanınca kül olur, adam yanınca kul olur.

-Aşka uçarsan kanatların yanar. Aşka uçmazsan kanat neye yarar. Aşka varınca kanadı kim arar.

-Bir Günah eden kişiye bin Gün ah etmek düşer.

Bin günah ettim ilahi. Bir gün ahım yok benim.

-Kıl tövbe seyyiatına gözler kapanmadan.

Vaktiyle gör hesabını defter kapanmadan

Ölmeden önce günahlarına Tövbe Et. Defterin kapanmadan önce hesabını gör.

-Osmanlı’da yaşı 63’ü geçen ihtiyarlara yaşlılara sorulduğunda; Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e edep, tazim ve hürmetlerinden dolayı yaşlarını Peygamberin Yaşından daha yukarı söylemeyi ar sayarlar ve haddi aştık evlat diye cevap verirlerdi.

-Şeriat da; şu senindir bu benim, tarikatta Hem senindir Hem benim, hakikat da ne senindir ne benim.

-Gamzelendi gönül yine devası ahtır.

Gönlü mahzun olanın dostu Allah’tır.

 -Gönül ne Gök ne ela ne lacivert arıyor.

Ah Bu Gönül bu gönül kendine dert arıyor.

-Senlik de yok Benlik de biz de.

Zerrati âbız bir tek denizde.

Bizde senlik benlik kavgası yoktur. Hepimiz aynı denizde birer damlayız.

-Hoşça bak zâtına Kim zübde-i âlemsin Sen.

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Kendine dikkatlice bir bak. Sen alemin özüsün. Sen varlıkların gözbebeği olan insansın.

-Memleket İsterim gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun. Kuşların, çiçeklerin, Diyarı olsun.

Memleket İsterim, ne başta dert ne gönülde hasret olsun, kardeş kavgasına bir Nihayet olsun.

Memleket İsterim ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun. Kış Günü Herkesin evi barkı olsun.

Memleket İsterim yaşamak sevmek gibi gönülden olsun, olursa bir şikayet ölümden olsun. Cahit Sıtkı Tarancı.

-Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

Gün batsa ne olur geceyi Onaran bir Mimar vardır.

Yanmışsam külümden yapılan bir Hisar vardır.

Senden Ümit kesmem kalbinde Merhamet adlı bir çınar vardır. Sezai Karakoç.

-Celaliyle Zahir olsa bu da geçer be yahu.

Cemaliyle Ayan olsa bu da geçer de yahu.

-Kula Bela gelmez hak yazmadıkça.

Hak bela yazmaz kul azmadıkça.

-Bir kapı Bend ederse bin kapı eyler Küşad.

Hazreti Allah’tır Maliki Fatihul ebvab.

Hazreti Allah bir kapıyı kapatırsa bin kapıyı açar.

Kapalı kapıları açacak anahtarlar sahibi odur.

-Davet et Hayret et af et.

Tövbe Et ama ihanet etme.

-Ya Rab bana bir Feyzi kanaat verki, namerde değil merte dahi eyleme muhtaç.

-Gül gül dedi bülbül güle Gül gülmedi gitti.

 Bülbül güle Gül Bülbüle Yar Olmadı Gitti.

-Gam yemek caiz degül, bir gün gelir kim Gam biter.

Hem Gam-ı Alem biter alemde, hem Alem biter. Yenişehirli Avni.

Gam çekmek doğru değildir, bir gün olur ki Hem bu âlemdeki gamlar biter, hem de alemin kendisi sona erer.

-Pek rengine Aldanma Felek eski felektir.

Zira feleğin meşreb-i nâ-sazı dönektir. Ziyapaşa.

-Şu Feleğin yani dünyanın görünüşüne Aldanma

Çünkü onun münasebetsiz tabiatı Dönekliktir.

-Eş sohbetü bila çay

Kes semai bila ay.

Çaysız sohbet mehtapsız gökyüzüne benzer.

-Kalemi Sun-u hakta sehv olmaz.

Hem hata bin olanlar ahmaktır. İbni Kemal

-Allah’ın yaratılış kaleminde hata olmaz.

Bunda hata görenler ahmağın ta kendileridir.

-Söz bilirsen Söyle senden gelsin ibret alsınlar.

Söz bilmezsen Sükut eyle seni insan sansınlar.

MEHMET ÖZÇELİK

23-01-2019

No ResponsesOcak 24th, 2019

İNANÇSIZA ŞAŞARIM

İNANÇSIZA ŞAŞARIM

Nasıl yaşıyor diye…

Nasıl nefes alıyor…

Nasıl varlığını devam ettiriyor diye…

Milyarlarca katlı yüksek bir bina düşününüz. En üst katından sürekli olarak aşağıya doğru düşüyorsunuz. Arada tutunacak bir şey ve yerde yok.

Sadece nefsin bir aldatmacası olan, bazen adına bir insancıllık denilen ince bir dal, topluma yararlı bir iş ve faaliyet denilen kopmaya mahkum ince bir ipe tutunuyorsunuz.

Neticede o da kopacak.

İşte inançsızlık bundan daha dehşetli bir haldir.

Allah insanın varlığını, devam ve bekasını kendisiyle irtibatlandırmıştır.

O irtibatı koparacak bir insan ebediyen düşmeye mahkumdur.

Ortada tutunacak bir dal da yoktur.

Düşerken o nefessizliği, o heyecan, korku, dehşet ve tehlikeyi düşünün…

Cehennemden daha korkunç bir haldir.

-Tıpkı sizi dünyaya bağlayan yer çekimi kanununun ve de dünyamızı sabit tutan çekimin bir anlık kalktığını düşününüz.

Biz havanın boğluğunda bağlantısız kalacağımız gibi, dünyamız da uzay boşluğunda sürekli savrulacak, bir gezegene çarpıp hayatını bitirecektir.

-Oysa bizler 100 sene önce yoktuk, 100 sene sonrada yine yokuz. İki yok arasındaki kısa bir sürede varız.

O halde gerçek varlık bu içinde yaşadığımız varlık mı yoksa bundan sonraki olacak olan varlık mı?

Yoksa varlık iki yokta olan varlık mı?

Varlık, yokluktan geçen varlıktır.

Beka olan ahirete giden yol, fena olan dünyadan geçer.

Ahirette vücut bulur.

İnsan bir an bile yokluğunu ve yok olacağını, sahibinin olmayıp yokluğa gideceğini düşündüğü ve düşüneceği an, hayat ve her şey zehir oluyor.

O da her an ölen ve öldüren zehirli bir hayat.

-“Evet, Hâlık-ı Vâhid kabul edilmediği takdirde, kâinatın zerrat ve mürekkebatı adedince sonsuz ilâhların kabulüne mecburiyet hasıl olur. Ve aynı zamanda, herbir ilâhın şu kâinatı halk etmeye kadir olması lâzımdır. Çünkü, zîhayatın herbir cüz’îsi, zevilhayatın küllüne, yani umumuna bir fihristedir. Cüz’îyi halk eden, küllîyi de halk etmeye kadir olmalıdır.
Ve keza, ziyasız güneşin vücudu mümkün olmadığı gibi, ulûhiyet de tezahürsüz olamaz. Tezahürü ise, irsal-i rusülle olur.
Ve keza, hadd-i kemale bâliğ olan en yüksek bir cemalin bilinmesi, görünmesi, gösterilmesi için resullerin tarifi lâzımdır.
Ve keza, kemal-i cemale bâliğ olan kemal-i hüsn-ü sanat, resullerin delâletiyle olur.
Ve keza, rububiyet-i âmme, ubudiyet-i külliye ister. Bu da zülcenaheyn resullerin vahdet-i İlâhiyeyi halka ilân etmeleriyle mümkün olur.
Ve keza, bir hüsün sahibinin isteği olmasa ve bir ayna bulunmasa ve tarif edici bir şahıs tavassut etmezse, onun hüsnünün görünmesi, gösterilmesi mümkün değildir. Bu da ancak resuller vasıtasıyla olur. Çünkü, resul, ubudiyetiyle Hâlıkın hüsnüne aynadır; risaleti cihetiyle de halka izhar ve ilân eder.
Ve keza, bir zâtın cevahirle, zîkıymet eşyayla dolu hazinelerini açıp halka göstermek ve arz etmekle o zatın kudretini, zenginliğini, saltanatını ilân etmek için, ancak o zatın müsaadesiyle ve iradesiyle emir ve tayin edilmiş bir memur lâzımdır. İşte o memur resuldür.”[1]

-“Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i baîdeden celple gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine misaldir.
Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde niçin kâfirler kabul ediyorlar?
Cevap: Kasten ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk hevâ-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır.”[2]

MEHMET ÖZÇELİK

23-01-2019


[1] Mesnevi-i Nuriye Lasiyyemalar.34.

[2] Mesnevi-i Nuriye — Katre’nin Zeyli.68.

No ResponsesOcak 23rd, 2019

KANLI MI KANSIZ! MI ?

KANLI MI KANSIZ! MI ?

-A Haber’de yayınlanan Yaz Boz programında eski CIA ajanı Fred Rustmann’ın şok itiraflarına yer verildi. Rustmann, ABD çıkarlarını düşünmeyen liderleri devirdiklerini yerlerine kendi adamlarını getirdiklerini itiraf etti. Ajan Rustmann, dünyanın muhtelif bölgelerindeki pek çok liderin CIA yardımı ile başa getirildiğinin ve ABD çıkarlarıyla çelişildiği anda bu isimlerden vazgeçilip devirdiklerini itiraf etti. Bu açıklamalar ABD’nin dünyada kurduğu kirli düzenin özeti mahiyetinde…”[1]

-Eski CIA ajanını yerlerde sürüklediler!

A Haber’de yayınlanan Yaz Boz programında CIA’daki kavganın görüntüsüne yer verildi. Görüntülerde eski CIA ajanı Ray McGovern’in Tayland’da CIA’nın gerçekleştirdiği eylemleri dile getirdiği için yerlerde sürüklendiği görülüyor. Bu görüntülerle birlikte her fırsatta ‘ifade özgürlüğünden’ dem vuran ABD’nin içinde bulunmuş olduğu durum ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ dedirtti.[2]

-Konya’da İstiklal Mahkemeleri 6529 kişiyi idam etti.[3]

-“BEKARETİNİ 15 YAŞINDA ATATÜRK’E VERDİ”
İngiliz gazeteden Gabor-Atatürk ayrıntısı.
Atatürk ve Zsa Zsa Gabor’un ilişkisi bilinse de Daily Mail ünlü oyuncu için “15 yaşında bekaretini Mustafa Kemal Atatürk’e verdi” diye yazdı
Hollywood’un efsane oyuncularından Zsa Zsa Gabor, 99 yaşında öldü .İlk evliliğini 19 yaşında Türk siyasetçi Burhan Belge ile yapan Gabor’un bu dönemde Atatürk’le ilişkisi olduğu çeşitli kaynaklarda ifade ediliyor.
İngiltere’nin en çok okunan gazetelerinden Daily Mail, bu iddiayı bir adım öteye taşıdı.
“BEKARETİNİ 15 YAŞINDA ATATÜRK’E VERDİ”
Daily Mail, Gabor’un ölümüne ilişkin haberde şu ayrıntıya dikkat çekti:
“1993 yılında ‘One Lifetime is Not Enough’ (Bir Ömür Yetmez) adlı otobiyografisinde 15 yaşında bekaretini Modern Türkiye’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’e verdiğini yazdı”[4]

-Doktoru Mim Kemal Öke bir gün sofrada içkisine müdahale etmeye kalkınca aldığı yanıtı yakınlarına şöyle aktarmıştır:
“Bir daha söyleme Kemal… Sen benim ne kadar yalnız olduğumu biliyor musun?”[5]
“Sofrayı, sohbeti, içmeyi elbetteki severdi. Etrafındakilerin de içmelerini isterdi. İçkiye çok genç yaşlarında alışmıştı. içki alışkanlı­ğını da kimseden saklamadı.”[6]

 Eserde bol bol Atatürkün içki müptelalığından söz edilmiş.-“ 20 Kasım 1937.
“Doktorumu terkederim, rakımı terketmem”[7]

-17 Ekim’de L’Epoque gazetesinde yayınlanan bir makale:

“Kemal Atatürk şahane bir umursamazlıkla kendi hayatını yedi bitirdi. Dansı, alkolü ve gece hayatını sever. Ama bu eğlence zevki, O’nun muazzam bir eseri gerçekleştirmesine, fevkalade bir devrimi başarıya ulaştırmasına ve başarısı saygı uyandıran bir millet yaratmasına engel olmadı”[8]

-1970- lerde Atatürkü sevmeyen solcular, 1980 darbesinden sonra onu kullanmaya uygun gördüklerinden dolayı birden bire Atatürkü sever oldular.

Onu anlamak ve anlaşılmasını sağlamaktan ziyade, heyula ve meçhul kahraman gösterilerek ulaşılması ve anlaşılması güç bir kişi olarak tanıtılmaktadır.

Oysa Atatürkün yaptıkları; yapma değil, yapılanı ortadan kaldırıp yıkıma yönelik işlerdir.

Bin yıldır yapılanları değiştirmiş ve engellemiştir.

-Müştak Baba (Müştak-i Bitlisi), 1759 (H. 1172) tarihinde Bitlis’te doğmuştur. Asıl adı Muhammed Mustafa’dır.

Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder.

Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri şöyledir.

-mefûlü / fâilâtün / mefûlü / fâilâtün

1 Me’vâ-yı nâzeninde kimelf olursa efser
Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser
2Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus
Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar
3 Miftah-ıSûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf
Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber
4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir
Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber
5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram
Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker

-1000 mánásına gelen ELF sözü, güzeller beldesinin başına EFSER, yani tác olarak konursa, o belde İstanbul’dan farksız bir hále gelir. Sonra, Yunus Suresi’ndeki NUN ve Kaf Suresi’ndeki KAF harfleri alınır. Resul’ün, yani Hazreti Peygamber’in RI harfi de bunlara iláve olunmak ister ve maksad ‘háy-ı huy’ sözündeki ‘HE’ harfi ile tamamlanır. Ey anlayışlıların padişáhı olan Sultan Hacı Bayram! Senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul Müştak’tan hürmet istiyor!’

Muştak Baba,Türkiye Cumhuriyet’inin kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk olacağını şiirlerinde Ankara Kehanetinde olduğu gibi ortaya koymuştur.

-Ankara 1923 yılında başkent olacak ve 93 hicri yıl süreyle öyle kalacaktır.

-Muştak Baba ayrıca Ak Partinin 2029 yılına kadar iktidarda olacağını yani Ak Partinin izlemiş olduğu Politikalar Aynı kişiler tarafından devam ettirilmesede farklı kişiler tarafından aynı politikalar devam ettirilecek diyor.Ve 30 yıllık bu dönem sonunda sonlarının kötü olacağını söylüyor.

-İsrail’deki bu değişim sonucunda 2029’da bir kırılma olacak. Bu kırılma büyük olasılıkla iki ülke arasında bir savaş ya da tek atımlık bir vuruştan ibaret.

Bu bağlamda Müştak Baba’nın “Doğu’dan gelen tehlike” sözüyle İsrail’i kastetmesi ihtimali büyük görünüyor.

-Müştak Baba’nın beyitlerinde yaptığı bir takım karışık hesaplamalar sonrasında bulduğu kıyametin  kopuş tarihi 2472![9]

-Vahdettin’in Atatürk’e verdiği Samsun talimatı.[10]

-Mustafa Kemal’den ‘Kominist Parti’ talimatı!

Mustafa Kemal Atatürk’ün elyazısı ile Türkiye’nin ilk resmî Komünist Partisi’nin kuruluş talimatını verdiği belgelerin orijinali ortaya çıktı.

Mustafa Kemal’in elyazısıyla olan ve şimdi Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde muhafaza edilen belge, Paşa’nın “komünizmin ordunun en büyük kumandanlarının kontrolü altında olmasını istediğini” gösteriyor.[11] 

-GAZİ HAŞERATI

Cumhuriyet gazetesi o günlerde, Gazi Mustafa Kemal’in İstanbul’a gideceğini haber yapmış. Haberi de sürmanşetten vermiş. Ancak “Gazi Hazeratı İstanbul’a gidiyor” yazacağına tabiî ki yanlışlıkla “Gazi Haşeratı İstanbul’a gidiyor” yazmış. Yunus Nadi sabahleyin gazeteyi alınca, feci yanlışlığın farkına varmış. Atatürk’le acilen görüşmek için, onun bütün yakınlarını devreye sokmuş. Rahmetli Rasih Kaplan, talebi Gazi’ye iletmiş.
Yunus Nadi ile birlikte huzura çıkmışlar. Yunus Nadi, bir taraftan tir tir titriyor, diğer taraftan da Mustafa Kemal’e bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş. Ellerini oğuşturuyor, dişleri biribirine vuruyor, kekeleyerek bir şeyler anlatmak için kıvranıyor; ve fakat bir türlü konuşamıyormuş. Mustafa Kemal’in ısrarı üzerine, durumu anlatmış.

Atatürk son derece sakin ve babacan bir tebessümle; “Haydi haydi üzülme… Anlaşılıyor ki senin gazeteni, musahhihler bile okumuyor” demiş… (Musahhih malûm, bugünkü dille düzeltmen, yani haber ve yazılardaki yanlışları düzeltenler demektir)

-Prof. Mehmet ÇELİK: …En son sloganvari bir şey buluyorlar. Kafiyeli. “Tevfik Rüştü Moskova’ya uçtu”. Ruştu tabi. Neyse gazete basılıyor, şey ediliyor. Mürettip yani o dizgici “R” yerine “P” harfini koymuşlar. ‘Tevfik Puştu Moskova’ya uçtu’. (Gülme sesleri)
Yavuz Bülent BAKİLER: Evet. Atatürk görüyor bunu.
Prof. Mehmet ÇELİK: Yunus NADİ Çankaya’ya böyle dört ayağı üzerinde meleye meleye gidiyor. Meleye, meleye. Ayaklarına kapanıyor, salonda. Vallahi şey olmadı, aynı anda da gazeteleri toplattık. Şöyle oldu, böyle oldu. Gazi Paşa şöyle omzuna elini vuruyor: ‘Zararı yok çocuk diyor. Zaman zaman da olsa arasıra da olsa gazeten gerçekleri yazıyor’.

-EŞEK.
O günün Tarım Bakanı devrin ulusunun yanına gitmiş, şirin görünme babından, “Efendim, bana hangi soyadını münâsip görürsünüz?” diye tabasbus etmiş.

O da, “Eşek” diyerek isâbet buyurmuş.

Bakanın bozulduğunu görünce de:

“Canım, sen Ziraat Vekili değil misin? “Eş ve Ek” diyorum” demiş.

-“Kılıç Ali mi, Atatürk’ün Kılıcı demek yerindedir, İstiklal Mahkemesi’nin savcısı olarak kaç kişinin idamını istedi, sadece bu sorunun cevabını bilemeyeceğimizi biliyoruz.” [12]

-“Nazım Hikmet’in, Kemal’i bir put sayıp yıkmaya çalışması çok büyük talihsizliktir; yıkamadı, seviniyoruz. Hep yüce tuttuklarım arasındadır. Bir kişi değildi ve yetişemiyorum.”[13]

Ne tezat değil mi?

-“Kazım, Gazi Hazretleri’nin kendi yüzüne karşı, şunları söylediğini haber veriyor: “Muntazam tuttuğunu işittiğim hatıratını vesikalarıyla birlikte getir de göreyim. Hiçbir tarafta herkes gibi benim İstiklal Harbi’nin banisi olduğumu ve Türk milletini ölümden kurtararak ona İstiklali’ni bahşettiğimi söyleyeceğine, kendini de benim payeme çıkartacak propapagandalar yaptırıyorsun! Bir millete ancak bir gazi olur. Bu yürüyüşe ayak uydurmaya çalış. İstiklal Harbi’ni nasıl emirlerimle başardıksa, bundan sonrası da başka türlü olmaz!” Kazım Paşa, “hatıramı elden almak için üç kere evimi bastırıp arattı” yollu eklemektedir. Bir de şu var; “O ancak bir gölge yakalamıştır.” Kazım Paşa’nın “O” dediği Kemal Paşa idi. Kazım’ın evrakın kopyelerini sakladığını anlıyoruz, daha önce de haber vermiştim.”[14]

Kendisini anlatıyor;

-“Sabetayizme gelince, kim Vedii Bilget Paşa’dan daha millici ve solcu olabilir, kim
Atilla İlhan’dan daha solcu olabilir; sabetayistler olmasaydı, bu cumhuriyeti
kuramazdık. Ben bir bilim yapıyorum, içlerinden, çocukluğumdan beri övündüğüm,
kuvay-i milliye’de “çete reisi” ve çocukluğumda hep “çete reisi” olmak isterdim,
dedem çıkıyor ve yazıyorum.

Sabetaycılık meselesini Türkiye’nin gündemine sokan kişi siz oldunuz. Hala da sizin
açtığınız yoldan ilerleyip listeler tutanlar var. Bu muydu bu tartışmayı açma amacınız, ne yararı var insanların nereden geldiğini bilmenin?
Bir çok yararı var.
Türk aydını için, “imkansız yoktur”, buna, inanıyorum. Bir devrimcinin, sizin
deyiminizle bir millicinin, “elimden bu kadar geliyor, ben zindandayım, hiçbir çarem
yok, hiçbir şey yapamam” düşüncesinde olmadığına inanıyorum. Ben, zindandaydım.
Şu teşhisi yaptım; Amerika, İsmail Cem’i cumhurbaşkanı yapmak istiyor ve kendi
kendime “Yalçın” dedim, “senin bunu önlemen lazım”. Bir kısmı kesinleşmiş, yüz yıl
kadar hapsim isteniyordu, durmadım, İsmail Cem İpekçi’nin İbrani asıllı olduğunu
çıkarırsam, önleyebileceğimi düşündüm. Böyle başladı…”[15]

-“PKK örgütünü meşrulaştıran siz misiniz, Doğu Perinçek ile birlikte?
Bana, mülakata başlarken, “sağol Hocam, İsmail Cem’in cumhurbaşkanlığını önlediniz” dediler ve ben de hep, hayır, benim o kadar gücüm yok, o yönde çalıştım,
diyordum. Bu sorunuzla ilgili olarak da benim cevabım şudur; Kürdisite tartışmalarını
da biz çıkardık. Biz kimiz, Türkiye İşçi Partisi, başta Aybar ve Behice Boran, biz
çıkardık. Bakın bu Dergi, 1970 tarihlidir, Türkiye İşçi Partisi, “Kürt vardır “kararını
aldı ve öylece başladı. Parti kapatıldı, Behice Boran ve arkadaşları on beş yıla
mahkum edildi.”[16]

Mum söndü olarak adlandırılan ve çeşitli kültürlerde kutlanan 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gecede Sabetaycılar’ın grup seksin de uygulandığı bir ritüele katldıkları konusu, genellikle çok fzlasıyla üzerine düşülen bir meseledir, bu konuyu daha sonra etraflıca başka bir makalede incelemek amacıyla burada ele almıyoruz. Ancak şurası bir gerçektr ki Sabetaycı dua kitaplarının özellikle bugün Israil’de bulunan nüshalarında serbest seksin Tanah’a dayandırılan ayetlerle desteklendiği bilinmektedir.” [17]

-“Sabetaycı inanca göre Yahudiler her zaman Rabbe karşı gü­nahkar ve asi olmuşlardır. Tanah bu konuda anlatılan menkıbelerle doludur. Bu yüzden de hastalık ve felaketler hiçbir zaman Yahudi toplulukları üzerinden eksik olmamıştır. Bu yüzden Rab Sina’da altın buzağıya tapan kavmi yoketmek istediğinde Moşe O’na yalvararak kendisine inanan ve daima O’nnn yolundan gidecek bir bakiyeyi ayırmasını istemiştir.”[18]

-Geçmişten günümüze lanetle anılan Yahudilerin yanına, günümüzden geleceğe bir de Abd eklenmiş oldu.

Ölümüne sebeb olduğu milyonlar sebebiyle…

-Bizi saran derin devletin, Abd- yi sarmaması düşünülemez.

Abd de derin devletle mücadele etmekte ve derin devlet tarafından kontrol edilmektedir.

Pentagon- Cıa -Fbı ve halk arasında bir mücadele ve hakimiyet kavgası sürmektedir.

Buna ek olarak israilin gizli bir güç olarak kontrolü göz ardı edilemez.

Daniele Ganser ‘in ”NATO’nun Gizli Orduları” adlı kitabında, Türkiye, ”gerilla birimleri ve Gizli Ordu Rezervleri’nin kurulmasına fazlasıyla uygun bir ülke” olarak tanımlanıyor.

MEHMET ÖZÇELİK

19-01-2019


[1] https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/eski-cia-ajanindan-sok-itiraflar

[2] https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/eski-cia-ajanini-yerlerde-suruklediler

[3] http://yalantarih.com/konyada-istiklal-mahkemeleri-6529-ki…/

[4]https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1249859311824911&set=a.565058890304960.1073741828.100004025624000&type=3&theater

[5] Sh.22.Sarı Zeybek.C.Dündar.ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR-YAZAR

[6] Age.24.

[7] Age.sh.37,66.

[8] Age. 139.[9]bu gün Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunan 160 sayfalık Müştak Baba Divanı (Divan-ı Müştak Efendi)’dır. Ankara 1923 yılında başkent olacak ve 93 hicri yıl süreyle öyle kalacaktır.29. sayfasında buna işaret vardır.

https://www.frmtr.com/garip-olaylar/4170721-tarihte-ilk-kayitli-ve-acik-kehanet-mustak-baba-divanindan.html

http://gaybihaberleri.blogspot.com.tr/2013/02/mustak-baba-hazretleri.html

[10] http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/2629068-vahdettinin-ataturke-verdigi-samsun-talimati/?detay=1

[11] http://www.haber7.com/guncel/haber/2517944-mustafa-kemalden-kominist-parti-talimati

[12] GİZLİ TARİH – I-Yalçın Küçük.59.

[13] Age. 67.

[14] Age. 79.

[15] Age. 392.

[16] Age. 398.

[17] EVET BEN SELAN1KLİYİM…Ilgaz Zorlu..Sh.51,60-64.

[18] Age. Sh.106.

No ResponsesOcak 19th, 2019

RUHA MÜNASİB CESED

RUHA MÜNASİB CESED

Ruh ordusu büyük bir coşku ve gürültüyle varlık alemine ve de dünyaya çıkış yapıyor.

Geliyor ve gidiyorlar.

Hiç de çok durmuyorlar.

Demek ki durmak için gelmiyor belki gitmek için buraya uğruyorlar.

Cesetlerini burada bırakıyor, hakikatlarıyla ebedi aleme uçuş yapıyorlar.

Kemale erip tekamül ediyorlar.

Hem ekiyor ve hem de duygular cihetiyle ekiliyorlar.

Esas olan ruhtur.

Ruh; Latife-i Rabbaniye.. Ruhul Emin (Cebrail).. Riyah (Rüzgar).. Rayiha-Reyhan (Koku).. Güç-Kuvvet-Enerji- Hayat kaynağı- Ruh-u insani.. Ruh-u Peygamberi.. Varlıklar içerisinde en latif olanı.. Her şeye nüfuziyeti olan nur.. Sebebler üstü ve birinci elden, kudret eliyle yaratılmış, Nefh-i İlahi..

*************

Allah her ruha münasip ceset veriyor ve giydiriyor.

Cesetle ruh birbiriyle münasip ve mütenasiptir.

Suretler siretlerle uyumluluk arzeder.

Sirete göre suret bicilmektedir.

Dikene verilen elbise nasil ki onun yapısıyla uyumluluk arzederse, Her bir insanın surety, suretinin aksiyle bağlantılıdır.

Bed bir insan ile beşüş bir insanın suret farkı gibi.

SİRET VE SURET

“Eğer istersen hayâlinle Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git, bak. Orada fukarâ kıyâfetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melâikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir. Göreceksin ki, akrepler insan libâsı giymişler ve ifritler adam sûretini almışlar, ilâ âhir…”[1]

-“Kâfirlerin medeniyetiyle mü’minlerin medeniyeti arasındaki fark:

Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs, içi pis; sûreti me’nus, sîreti mâkûs bir şeytandır.

İkincisi, bâtını nur, zahiri rahmet; içi muhabbet, dışı uhuvvet; sureti muâvenet, sîreti şefkat, câzibedar bir melektir.”[2]

-“Meclisten biri dedi: “Neden şeriat şu medeniyeti reddeder?”

Dedim: “Çünkü, beş menfi esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinadı kuvvettir. O ise, şe’ni tecavüzdür. Hedef-i kastı menfaattır. O ise, şe’ni tezahumdur. Hayatta düsturu, cidaldir. O ise, şe’ni tenazudur. Kitleler mabeynindeki rabıtası, âhari yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise, şe’ni böyle müthiş tesadümdür. Cazibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzularını tatmin ve metalibini teshildir. O heva ise, şe’ni insaniyeti derece-i melekiyeden, dereke-i kelbiyete indirmektir. İnsanın mesh-i mânevîsine sebep olmaktır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir.”[3]

NEFİS

Bir cihetle nefis, diğer cihetle ne pis…

-Nefsin iki ciheti vardır; Biri Hakka bakar. Diğeri halka bakar.

Hangi ciheti ağır basarsa, o ciheti öne çıkar.

-Hatırat; süzülmemiş, süzgeçsiz akla gelen lafızlar, kalbde mana bulurlar.

İhlas ise hatıratların süzgeci, ayrıştırıcısı, miyarı, dönüştürücüsüdür.

Nefis ise şeytanın avukatlığını yapmaktadır.

Bilgelerin Sultanı İbn Arabi, Fetihler kitabının bir yerinde şöyle der: “Allah’ın seninle açtığı ilk kapının senin nefsinin kapısı olduğunu bilir misin? Sen, kevnsin. Allah ise, seni var edendir. Varlığı seninle açmıştır. Sen, varlığın anahtarısın. Bu yüzden sen O’nun yanındasın, Allah’tan başka kimse seni bilemez…”

-İblisin telbisi ve tedlisi ile ruh bulanmakta, siret ve suret değişmektedir.

-Kominizm, sosyalizm ve kapitalizmin kabul görmesindeki sebepler;

-insanın hayvani yönünü beslemesidir.

Nefsine mahkum olanları kolayca kendisine çekmiş ve bağlamıştır.

-Diğer taraftan müsbet örneğin sunulmaması ve uygulanmamasıdır. Zekat ve sadaka müessesesi gibi…

-“ Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.” [4]

-“ Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.” [5]

-” Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.” [6]

Hadiste:”İstiğfar edilirse günah büyük olmaktan çıkar, ısrarla devam edilen günah da küçük olarak  kalmaz.”[7]

-Dűnyanın toprağından yaratılan şu insan, toprağın üreticiliğine cennet uygun olmadığından, dünya toprağına ekilmek üzere dünyaya gönderildi.

Ya sünbül verecek ya da tefessüh edip, sönüp gidecektir.

Tohumdur insan

Ekmesini bilmeli

Meyve veren

Dikmesini bilmeli

Topraktan gelen

Toprağa düşmeli

Sümbül veren

Toprakta çürümeli

Kibirle var olan

Yar olmaz

Mahviyyette olan

Yok olmaz.

Yok yok isen

Sen varsın

Varlığınla varlığa

Sultansın…

Delilmi istersin

İşte şeytan

Yokluğunda alem

İşte Adem…

MEHMET ÖZÇELİK

17-01-2019


[1] diyerek daha başka cihetteki farklarını “Lemeât” ve “Sünûhât”a havâle eder. Mesnevî-i Nuriye, s. 221.

[2] Mesnevî-i Nuriye, Hubâb, s. 77.

[3] Sünûhat, s. 58.

[4] Lemalar | On Üçüncü Lem´a | 91.Bak.Nisa.110.

[5] Nisa.110.

[6] Lemalar | On Üçüncü Lem´a | 91.

[7] Bak.Deylemi.Müsned.5/199,el-Kudai.Müsnedüş Şihab.2/44.

No ResponsesOcak 18th, 2019

ARAPÇA CELALEYN TEFSİRİ

HTML clipboard

2018-2019 ÖĞRETİM YILI AÇIKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİYLE ARAPÇA CELALEYN TEFSİRİ

Mülk Suresi / سُورَةُ المُلك

Kalem Suresi / سُورَةُ القَلَم

Hâkka Suresi / سُورَةُ الحَاقَّة

Me’âric Suresi / سُورَةُ المعَارج

Nûh Suresi / سُورَةُ نُوح

Cin Suresi / سُورَةُ الجنّ

Müzzemmil Suresi / سُورَةُ المُزمّل

Müddessir Suresi / سُورَةُ المدَّثِّر

Yâsîn Suresi-1-2- / سُورَةُ يسٓ

Yâsîn Suresi-3-4- / سُورَةُ يسٓ

Yâsîn Suresi -5-6-/ سُورَةُ يسٓ

Nebe’ Suresi / سُورَةُ النّبَإِ

2017-2018 ÖĞRETİM YILI AÇIKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİYLE ARAPÇA CELALEYN TEFSİRİ

Nâzi’ât Suresi / سُورَةُ النَّازعَات -1

Nâzi’ât Suresi -2-/ سُورَةُ النَّازعَات

Abese Suresi / سُورَةُ عَبَسَ

Tekvîr Suresi / سُورَةُ التّكوير

İnfitâr Suresi / سُورَةُ الانفِطار

Mutaffifîn Suresi / سُورَةُ المطفّفِين

İnşikâk Suresi / سُورَةُ الانشقاق 
Bürûc Suresi / سُورَةُ البُرُوج 
Târık Suresi / سُورَةُ الطّارق 
A’lâ Suresi / سُورَةُ الاٴعلى 
Gâşiye Suresi / سُورَةُ الغَاشِية 
Fecr Suresi / سُورَةُ الفَجر 
Beled Suresi / سُورَةُ البَلَد 
Şems Suresi / سُورَةُ الشّمس 
Leyl Suresi / سُورَةُ الليْل 
Duhâ Suresi / سُورَةُ الضّحى 
İnşirâh Suresi / سُورَةُ الشَّرح 
Tîn Suresi / سُورَةُ التِّين 
Alak Suresi / سُورَةُ العَلق 
Kadr Suresi / سُورَةُ القَدر 
Beyyine Suresi / سُورَةُ البَيِّنَة 
Zilzâl Suresi / سُورَةُ الزّلزَلة 
Âdiyât Suresi / سُورَةُ العَاديَات 
Kâri’a Suresi / سُورَةُ القَارعَة 
Tekâsür Suresi / سُورَةُ التّكاثُر 
Asr Suresi / سُورَةُ العَصر 
Hümeze Suresi / سُورَةُ الهُمَزة 
Fil Suresi / سُورَةُ الفِيل 
Kureyş Suresi / سُورَةُ القُرَيش 
Mâ’ûn Suresi / سُورَةُ المَاعون 
Kevser Suresi / سُورَةُ الكَوثَر 
Kâfirûn Suresi / سُورَةُ الكافِرون 
Nasr Suresi / سُورَةُ النّصر 
Tebbet Suresi / سُورَةُ لهب / المَسَد 
İhlâs Suresi / سُورَةُ الإخلاص 
Felâk Suresi / سُورَةُ الفَلَق 
Nâs Suresi / سُورَةُ النَّاس 

Fâtiha Suresi / سُورَةُ الفَاتِحَة

No ResponsesOcak 17th, 2019

ERGENEKON BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR

ERGENEKON BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR

Derin devlet veya diğer adıyla gizli dinsiz komitenin iki ucundan birisi ergenekon ve uzantısıdır…

Diğeri ise Fetö ve uzantısı olaraktan birbirlerine bayrak değişimi yapmaktadırlar.

İkisi de birbirinin aynısıdır. Aynı bedenin iki kollarıdırlar.

-Ergenekon terör örgütünün 1 ile 400 sayfasındaki iddianamenin 56. sayfasında şu rapor yer almaktadır;

Ergenekon terör örgütünün yönetici kadrolarına bakıldığında genel olarak emekli askerlerden oluştuğu, bunların bir kısmının malulen emekli olduğu bir kısmının ise disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı kuvvetlerinden atıldıkları görülmüştür. Dolayısıyla Ergenekon terör örgütü amaçlarını daha iyi ve hızlı gerçekleştirebilmek, örgüte kolay adam temin edebilmek ve örgüt adına gerçekleştirdikleri eylemleri devlet adına yaptırdıklarını inandırmak için Ergenekon terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren illegal bir yapılanma imiş gibi lanse ettikleri, böylelikle bir taraftan kendilerini daha güçlü göstermeye çalışırken Diğer taraftanda Cumhuriyetimizin ve milletimizin gözbebeği olan Türk Silahlı kuvvetlerini planlı ve kasıtlı olarak kamuoyunda yaptıkları anlaşılmıştır.

-Dökümanın 57. sayfasında ise devletin yeniden yapılandırılması üzerine isimli 11 sayfalık döküman, şüpheliler Doğu Perinçek ile Tuncay Güney’den ele geçirilmiş olup kapak kısmında Devletin yeniden yapılanması üzerine 25 Kasım 1999 yazmaktadır. Bu belgenin bir durum ve amaç başlığı altında cumhuriyetin yeniden yapılanması için silahlı gücünün olduğu bütün meselenin yeniden yapılanmanın diğer ayaklarını teşkil eden Meclis Hükümet yargı ve halk örgütlenmesi olduğu belirtilmiştir.

-Ergenekon iddianamesinin 61. sayfasında şu iddia yer alır; 2001 yılında yakalanan Tuncay Güney lobi çalışmalarını Veli Küçük’ü talimatı ile şüpheliler Doğu Perinçek, Ümit Oğuz Tan, Adnan Akfırat Fırat ve kendisinin de katıldığı bir ekibin yaptığını son şeklini ise Veli Küçük ün verdiğini beyan etmiştir.

-355 sayfalık Ergenekon iddianamesinde bütün kirli ilişkilerin çamaşırları ortaya dökülmektedir. Her şeyi açık ve beyan olaraktan çıkmaktadır ki, Ergenekon gerçekten bir terör örgütüdür.

-İddianame’nin 69. sayfasında ise şu beyanatta bulunulur; yine gerektiğinde kontrol altında tutulan naylon terör örgütlerinin yapmış oldukları bu eylemler sonucu ortaya çıkan durumları örgütün menfaatlerine uygun olarak kullanmak, gerektiğinde siyasal iktidarları dize getirip menfaatlerine göre yönlendirmek için Ergenekon dökümanında terör bölümünde belirtilen kişisel çıkarları adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına herşeyi mübah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için geriye kalan tek yol suikasttır. Suikast işlenmesi gibi tamamen yasadışı ve insanlığın menfaatlerine aykırı ve bütün dünyada suç olarak kabul edilen eylem ve fiillerle Türkiye Cumhuriyeti’ni Sözde esaretten kurtarıp tam bağımsızlığına kavuşturmayı amaçlamaktadırlar.

Ergenekon iddianamesinin 1 ile 400 sayfasının 70 sayfasının da şu iddiada bulunur. 9 Nolu gizli Tanık ifadesinde 1995 yılında ilimiz Gaziosmanpaşa ilçesi Gazi Mahallesi’nde meydana gelen kahvehane tarama ve adam öldürme olaylarının bizzat Veli Küçük’ün talimatı ile gerçekleştirildiğini, Hablemitoğlu’nun öldürülmesi olayının yine Veli Küçük’ün talimatı ile yapıldığını beyan etmiştir.

Diğer taraftan şüpheli Sedat Peker’in 2004 yılında yaptığı telefon konuşmalarında Eskiden kahvehane tarama gibi olaylar yaptıklarını söyleyerek bir bakıma Gazi olaylarında doğrular nitelikte konuştuğu görülmüştür. Ayrıca iş adamlarını korkutup tehdit ederek araç aldıklarını da dile getirmektedir.

-Ergenekon iddianamesinin 73. sayfasında sonuç olarak Ergenekon terör örgütünün hem eleman hem kadrolaşma hem devlete ait gizli bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşma örgütün sahip olduğu çeşitli silahlar ve silahlı üyeleri örgütün en üst düzeydeki devlet görevlilerine suikast yaptırmak için suç işlemiş ve işlemeye meyilli bir çok insanı kısa sürede bulup bu tür insanlara hayali misyonlar yükleyip suç işlemeye teşvik edip gerektiğinde yüklü miktarlarda paralar taahhüt edip ülkeyi kaosa götürecek eylemler yaptıra bildikleri Danıştay suikasti ve bazı ünlü kişilere yapılacak suikastlar için yapılan para tekliflerinin de dosyada dillendirildiği, suikast yaptıracakları kişilere yakında darbe yapacağız, cezaevinde fazla kalmazsın, hemen biz seni çıkarırız gibi vaatlerde bulundukları anlaşılmıştır. Alparslan Arslan’ı da böyle bir ümitle suç işlemeye azm ettirdikleri bu konuda Alparslan aslanın Müebbet hapis cezası almasına rağmen halen çıkma ümidi olduğunu ve bu ümidinin kısa sürede gerçekleşeceğini ifadesinde beyan etmesi de örgütün hem darbe amaçlarını hem de bu tür eylem ve su i kastları rahatlıkla gerçekleştirebilecek deneyim ve birikime sahip olduğunu gösterdiği gibi yeterli elemanı araç ve gereç ile bilgi ve kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir.

-Hazindir Hem de ne kadar hazindir ki; idamla yargılanan, müebbet hapisle yargılanan birçok insan özellikle bunun içerisinde Ergenekon suçlusu olarak yargılananlar, bazen hiç yatmadan, bazen birkaç sene, bir iki üç sene gibi yataraktan berat etmişlerdir. Müebbet hapisle hemde idamla yargılananlar neticede affedilmiştir.

Yarın öbürsü gün bu durum Feto için yapılmayacağının bir garantisi yoktur. O halde bütün mesele Türkiye’nin hukuk meselesidir. Üzerine gidilmesi ve irdelenmesi, düzeltilmesi gereken hukuk meselesidir.

-Ergenekon terör örgütü ve sair sebeplerle, entrikalarla eğer üstü örtülür ise, ileride Türkiye’yi bekleyecek başka darbelerde kapının önünde beklemektedir.

Türkiyede hala darbe olmama tehlikesi söylenemez. Bunun garantisi hala yoktur.

-Nato ve Abd-nin Türkiyeyi Cıa eliyle ve Mitle kontrol etmesinden bahsedilmektedir.[1]

                                                                                          16-01-2019/MEHMET ÖZÇELİK


[1] https://www.facebook.com/ustadov/posts/2089259654646591

No ResponsesOcak 16th, 2019