DİYANET GÜNCELLENMELİ

DİYANET GÜNCELLENMELİ

Diyanet güncellenmelidir.

Nurettin Yıldız-ı yıpratmak amacıyla ona saldıranlar, aslında onunla beraber başta İslama saldırma amaçlı idi.

Ancak Yıldız verdiği doğru olan fetvayı dar alanda değil, güncellenerek gelecek saldırıları göz önünde bulundurup, su-I istimale açık kapı bırakmaması, konunun içini doldurması gerekti.

Tıpkı Erdoğan-ın haklı çıkışıyla beraber su-I istimale açık ve içi doldurulmamış bir cümlede bulunması gibi.

Türkiye hassas ve kaypak bir zeminde olup, anlamaya değil de anlamamaya yönelik açıklar bulunup lastik gibi her tarafa çekilmektedir.

İşte hakkı buna mahal vermeden söylemek gerektir.

-Diyanet kendini güncellemeli.

Heyet oluşmalı.

Meselelere anında cevab vermeli.

Ancak önce o güveni oluşturmalı.

Kabul görmeli.

Heyetine islam ülkelerinden de muteber insanları katmalı.

Fıkıh ve tefsir konusunda onlarca heyet oluşturmalı, şimdiye kadar ki görüşlere yer vermeli, ehli sünnete uygun olanını gerekçeleriyle ortaya koymalıdır.

Diyanet ciddi olarak silkelenmeli, kendisini güncellemeli, önemli olan namaz kıldırma, hac ibadetinin kapsam alanını genişletmeli, daha aktif olmalıdır.

Meydanı ehliyetsizlere bırakmamalı, bir medya heyeti kurup toplumda olumsuz etki bırakmadan ikna edici şekilde cevaplamalıdır.

Diyanet kendine gelmeli. resmi bir kurum olmaktan kurtulup, samimi bir kurum olmalıdır.

Yani inandığını söylemekten çekinmemeli, heyetin ortak görüşünü şahıs görüşü olmaktan çıkararak bağlayıcılığını sürdürmelidir.

Yüz binin üzerindeki elemanlarıyla ne yapmaz ne yapamaz ki….

Diyanet ve elemanları ne kadar yeterlidir?

Bu bir dost tenkid ve tahlilidir.

Bir emekli imam ve de medresede okumuş bir kişi bir sene kadar önce bana şunu söylemişti;

Allaha, meleklere, ahiret ve kadere imanda şüphelerim vardı.

Eğer Risale-i Nurları okumasaydım, imanım tehlikede olarak gidecektim.

1970-lerde benimde Kuran Kursu hocam olan merhum hoca, 20 yıldan fazla, küçüklükten beri medresede okumuş, imamlıktan emekli hocamız yıllar öncesinde şöyle demişti;

Allaha iman ve isbatı konusunda, kul hüvallahu, deyip, ötesine geçemiyorduk.

Diyanet inanç konusunda da kendisini güncellemeli.

Bende 25 ay imamlık yaptım. Hocalarımıza hakaret amaçlı olmaksızın sormak istiyorum,

Diyanet camiasının, imam ve Kuran Kursu öğretmenlerinin kaçta kaçı hatta en az bir kere Kuranın mealini okudular mı?

Tefsiri ve hangi tefsiri diye sormuyorum!

Yani göreve başladığı zamandan bu ana kadar kendisini ne kadar geliştirdi ve güncelledi?

Diyanet güne ve gündeme uymadan, gündeme hakim olarak kendisini güncellemeli.

Diyanet caminin duvarlarını aşmalı, esnafa, evlere, resmi kurumlara ulaşmalı, alışmalı.

İmamlar mahalledeki, özellikle camiye gelmeyenleri ziyaret etmeli.

İmamlar kendilerini güncellemeli.

Camiler cazip hale getirilerek, çocuklar camiye cezbedilmeli. çocuklara yönelik ortamlar hazırlanmalı.

Camiler güncellenmeli.

Cemaatlar genelde, -biraz farketse de- sadece yaşlılardan ibaret olmamalı.

Hafta sonları sabah namazlarından sonra çorba günleri veya tefsir sohbetleri gibi etkinlikler düzenleyerek gençler, eğitimciler, esnaflar, farklı desenler oluşturulmalı.

Ben bunu 9 yıl sürdürdüm, çokta verimli oldu.

Cemaat güncellenmeli.

Kadınların bu günlerde bahane edilmesi vesilesiyle onlar içinde tarihi cami ziyaretleri, toplantılar, hafızlık yarışmaları gibi etkinlikler sık sık düzenlenebilir.

Buda önce diyanet teşkilatının güncellenmesiyle mümkündür.

Sonrasında ise merkezde bir Arge heyetinin kurularak, projeler üretip hayata geçirilmesiyle olur.

Bunun içinde düşünce ve kafaların güncellenmesi gerek.

Diyanet teşkilatı baştan sona güncellenmeli, günü değil geleceği hedeflemelidir.

Bunun içinde itici bir güç, Diyanet işleri başkanı güncellenmelidir.

Yıllardır diyanetin içinde bulunan başkan, en azından eksiklikleri biliyor ve görüyordur.

O halde neyi bekliyor.

Başkan önce kendini danışmanlarıyla birlikte güncellemelidir.

Diyanet bunu reform ile değil, tecdid hareketiyle yapmalıdır.

Özellikle sabah namazının tesbihatında kısa tutulmamalı, uzun yapılmalı. kelime i tevhidde tesbihe dahil edilmeli.

Sıkıntılı olduğumuz şu günlerde camilerde Salaten Tüncina duası okunmalıdır.

Cami ibadetinde güncellenmelidir.

Vaizler hikmetli ve doyurucu vaz etmeli, İlahiyat camiası yani İmam Hatip Meslek ve Din Dersi Öğretmenleri de va’z için istihdam edilmelidir.

Va’z ve sohbetlerde güncellenmeye gidilmelidir.

Güncellenmeyen cemaat ve toplum, güncenlendirilmelidir.

Kısaca diyanet güncellenmeye bir yerden hatta her yerden başlamalıdır.

Kendini değiştiremeyenler dini değiştirmeye çalışmaktadırlar.

Dini yaşantısını değiştiremeyenler, toplumun dini yaşantısına müdahale etmektedirler.

Gelin hep beraber değişelim, döğüşmeden dönüşelim…

Şimdiye kadar hep birbirimizle didiştik, bir türlü dönüşmedik.

Bir asırdır olumsuzluğa dönüştürüldük.

Ortam yeni yeni açılıyor.

Bakınız İlahiyatlar dönüşmeye değil, değişmeye! başlıyor.

Geçmişten istifade edip, geleceğe yönelen bir ilahiyatla güncellenme yapmalıdır.

Bugünkü görünürdeki ilahiyat üç beş kişinin zihinleri bulandırmak amacıyla, geçmişi inkâr edip, geleceği sönük feneriyle aydınlatmaya çalışmaktadır.

İlahiyatlar geçmişini güncellemeli, kendi donanımlı olup güncellenmeli, yıkmaya değil yapmaya yönelik, ifsad ve inkara değil, ıslaha yönelik adımlar atmalıdır.

Toplumun dini ve dini yaşantısı, nisbeten diyanetin ve ilahiyatın mahsulüdür.

Gururlanabilirde, üzülebilirde…

Ektiğimizi biçiyor, döktüğümüzü içiyoruz.

Yüz yıldır durdurulmuş diyanet hareketini güncellemeli, biçimlenmeye, daha doğrusu biçimsizlendirmeye çalışılan ilahiyat, kendi biçimini almalıdır.

Korkum ise, güncellenirken virüs kapmasıdır.

Her güncelleme bazı kayıplara neden olmaktadır.

Nitekim bazı yenilerin ve yenilenmelerin eskiyi aratması gibi.

Buda yenileyenlerin yenilenmemiş olmasındandır.

-“Sual : “Şeriatın bazı ahkamı, mesela valilerin vazifelerine taallûku var.” 

Cevap : Bundan sonra, bizzarûre, hilafeti temsil eden Meşihat-ı İslamiye ve Diyanet Dairesi hem alî, hem mukaddes, hem ayrı, hem nezzare olacaktır. Şimdi hakim, şahıs değil, efkar-ı amme olduğu için, onun nevinden şahs-ı manevî bir fetva emîni ister. İşte şu hakimin fetva emîni, Meşîhatta mezahib-i erbaadan kırk elli ulema-i muhakkik bir meclis-i mebusan-ı ilmiye teşkiliyle şahs-ı manevîleri, öteki şahs-ı manevîye fetva emînlik edecektir. Yoksa, hakim ve müfti bir cinsten olmazsa, birbirinin lisanını anlamazlar. Zîra şahs-ı vahid, şahs-ı manevîyi kandıramaz ve tenvir edemez.”[1]

 

 

 

[1] Münâzarât, ss. 79-80. 

 

No ResponsesMart 14th, 2018

GÜNCELLEMELİ Mİ GÜNCELLENMELİ Mİ

GÜNCELLEMELİ Mİ GÜNCELLENMELİ Mİ

“İslam’ın güncellenmesi” sözünü kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sözü iyi niyetle söylenmiş hak bir söz de olsa; içi doldurulmadığından ve de su-i istimale açık bir söz olduğundan her tarafa çekilmeye çalışıldı.

Kendisi de daha sonra buna açıklık getirerek;”Biz dinde reform diye bir şey aramıyoruz. Haddimize mi?”

“Dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir. Değişimi inkar etmek, kafasını kuma gömen deve kuşu misali kendi kendini kandırmak demektir. Elbette asla değişmeyen ve değişmeyecek olan kurallar da ilkeler de vardır. Mesela İslam’ın son din olduğu asla değişmeyecek bir hakikattir. Bununla kimse oynayamaz. Allah’ın, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bize açıkça ifade ettiği hükümler yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecek.”

Bu söz ilk etapta reformist zihniyete sahip olanları sevindirdi.

Ancak Erdoğanın açıklama getirip güven vermesi bulandırılan suları durulttu.

-Güncellemeli mi güncellenmeli mi?

Kendilerini güncellemeyenler, islamı güncellemeye çalışmaktadırlar.

Hak olmayan din olan hristiyanlıkta meydana gelen reform, onların bir çok alanda gelişmelerine sebeb olmuştur.

Zaten hak olmadığından reform olması ikibin sene öncesinden günümüze güncellenmesi olarak gereklidir ve de faydalı olmuştur.

İslamiyette ise gelen din ve inen Kur’an-ı Kerim sadece 1400 sene önceki insanı ve zamanı ilgilendirmeyip hükümleri tüm zamanlara şümulü olduğundan zaten toplumu otomatikman kendisi güncellemektedir.

Muhkem ve kesin olan konularda zaten yoruma gerek yoktur.

İçtihada yönelik muamelat ile ilgili olan hususlarda islamiyet zaten açık kapı bırakmış ve de dinin dört temel esasından biri olan içtihat konusunu devreye koymuştur.

İçtihat ile cehd-ü gayret gösterecek olan müçtehit kişi de meselelere vakıf, işinin ehli olan kimseler olacaktır.

Her önüne gelen; tefsire, gramere, hadise, fıkha, kelam ve usullere vakıf olmayan insanların da aklıma yatmadı, ulu orta araştırmadan hatta kafa yormadan reddetmesine de itibar edilmez.

Bediüzzaman hazretleri içtihat konusunda bu kapının açık olduğunu ancak oraya girmeyi gerektirecek 6 şartın olması gerektiğini ifade etmiştir.

Bu da haddini bilmeyen herkesin bu konuda yalan yanlış beyanda bulunmalarını engellemiş olmaktadır.

Özetle ifade edecek olursak;

“Birincisi: Nasıl ki, kışta fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapılar açmak hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasıl ki, büyük bir selin hücumunda tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmaya vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid’aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribatı hengâmında, içtihad namıyla kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarında muharriplerin girmesine vesile olacak olan delikler açmak, İslâmiyete cinayettir.

İkincisi: Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez. Çünkü kat’î ve muayyendirler.

Üçüncüsü: Her zamanın insanlarınca kıymetli addedilerek efkârı celb eden câzibedar bir metâ merguptur. Meselâ, bu zamanda en rağbetli, en iftiharlı, siyasetle iştigal ve dünya hayatını temin etmektir.

….. Ahkâm-ı diniyeye sarf edilecek müstakim bir içtihad yoktur.

Dördüncüsü: İçtihad kapısından İslâmiyete girip mesâilini genişlendirmeye meyleden adamın maksadı, zaruriyata imtisalle takvâ ve kemale mazhariyet ise, güzeldir. Amma zaruriyatı terk ve hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih eden adam ise, onun içtihada meyli, meylüttahriptir. Tekliften çıkıp kaçmak için bir yol bulmaktır.
Beşincisi: Herşeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tâbidir. Fakat maslahat illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. Bu zamanın efkârı, bizzat saadet-i dünyaya müteveccihtir. Şeriatın nazarı ise, bizzat saadet-i uhreviyeye müteveccih olup, bittabi dünyaya da nâzırdır. Çünkü dünya âhirete vesiledir.

…Üç nokta-i nazar, şu zamanın içtihadatını arziye yapar, semavîlikten çıkarıyor. Halbuki şeriat semaviyedir ve içtihadat-ı şer’iye dahi onun ahkâm-ı mestûresini izhar ettiğinden semaviyedirler.”[1]

Nitekim bir kaç yıl önce felsefeci bir arkadaş, sıcak bölgelerde Temmuz ve Ağustos aylarında zor oruç tutulduğundan bunun ocak ayı gibi bir zamana alınmasının uygun olacağını söylemişti.

Bunun sonu olmayacağı için, bir keyfilik söz konusu olacağından hac zamanı değiştirilecek, sabah namazına kalkmak zor olduğundan onun vakti bir başka zamana alınacaktır.

Din dinlikten çıkmış, başını almış gidecek, bir keyfilik hüküm sürecektir.

İslam dünyasında bir birlik oluşturmayacaktır.

Kendisinde seviye olmayıp, kendisini değiştiremeyenler, ilahi hükmü kendilerini onun üzerinde bir hüküm sahibi olarak çok rahat değiştirmeye kalkmaktadırlar.

Tıpkı devletin kanunlarına göre hareket etmeyenlerin, o kanunları kendilerine göre uydurmaya ve uygulamaya çalışmaları gibi ki, bu da hukuken bir terörü doğuracaktır.

-İlaçlar bitkilerden oluştuğu halde gidiyor ilaçlarımızı eczahaneden alıyoruz.

Her önüne gelen ilaç hazırlama yoluna gitmiyor.

Anayasa kitabı mevcut olduğu halde, herkes o anayasa kitapçığına bakarak hüküm vermiyor. Bir avukata, hakime, savcıya, anayasa mahkemesine ve insan hakları mahkemesine kadar gidiyor.

Değişim ve güncellenmeye açık olan şu gibi hususlardır;

“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”[2]

Buradaki savaş atları yerine, her ne kadar at her dönemde geçerliliğini ifade etsede, yetersiz kaldığından- her türlü savaş teknolojileri olarak yorumlanabilir, hiç bir de sakıncası olmaz.

Hadiste;”Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Dikkat edin, kuvvet (gelişen harp tekniğine göre) atmaktır, kuvvet atmaktır, kuvvet atmaktır!”[3]

Ve “Kim atıcılık öğrenir de sonra onu terk ederse bizden değildir veya isyan etmiştir.”[4] 

Buradaki her dönem geçerliliğini ifade eden kapsamlı atma ifadesiyle ok atma, mızrak atma olabileceği gibi, en son sistem silahlarla atma olarak güncellenebilir.

İçtihatla tahrif ayrıştırılmalıdır.

Dinde reform tahriftir. Dini bozmadır.

İçtihatta hakkı aramak ve dini yaşamak esastır. Dini daha iyi yaşamak için içtihatta bulunulur.

Dini yaşamanın mümkün olmadığı veya dini yaşama yollarını aramada içtihat devreye girer.

Dini yaşamamak, dinin duvarından menfezler açmak, kendini ve zamanı dine değil de, dini zamana uydurmak içtihat değil, tahriftir.

Zaten imkânsız olan durumlarda islam hukuku, -Zaruretler haramı helal eder.- hükmüyle bir çıkış kapısını açmıştır.

Dinin kolaylaştırıcılığı devreye konulmuştur.

Bir kıssa; Hazret-i Ali’nin torunu Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı azam hazretlerine gelip dedi ki:

– Ceddimin Hadis-i şeriflerine kıyas ile muhalefet ettiğinizi duydum. Onun için geldim.

– Bundan Allahü teâlâya sığınırım. 

Sonra Hazret-i İmam dizleri üzerine oturup edeple sordu :

– Efendim, erkek mi zayıftır, kadın mı?

– Kadın, daha zayıf yaratılışlıdır.

– Dinimize göre kadının hissesi ne kadardır?

– Erkeğin yarısı kadardır.

– Bakın, eğer kıyas ile söyleseydim, bu hükmün tersini söylerdim. Kadın zayıf olduğu için ona iki, erkeğe bir hisse verilmeli derdim. Sizin söylediğiniz gibi bildirdiğime göre, bu durum, hadis-i şeriflere sıkı sıkıya bağlı olduğumu göstermez mi?

– Evet hadis-i şerife aykırılık yok.

Hazret-i İmam tekrar sordu:

– Namaz mı efdaldir, oruç mu?

– Elbette namaz efdaldir.

– Eğer kıyas ederek söyleseydim, hayzlı kadına ramazan orucunu değil, namazını kaza etmesini bildirirdim. Bu da hadis-i şeriflere bağlılığımı göstermez mi?

– Evet bunda da hadis-i şeriflere aykırılık yok.

– Size bir soru daha sorayım. İdrar mı necistir, meni mi?

– Elbette idrar necistir.

– Eğer kıyas ederek söyleseydim, meni çıkınca değil, idrar çıkınca gusletmeyi söylerdim. Hadis-i şerife aykırı şey söylemekten Allahü teâlâya sığınırım. Ben Peygamber aleyhisselamın sözlerine kıymet veriyorum, onları açıklıyorum, başka bir şey yapmıyorum.

Bu konuşma üzerine Muhammed bin Hasan hazretleri, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’nin kendisine yanlış tanıtıldığını anlayarak kalkıp onun alnından öptü. Bu olayda gösteriyor ki, âlimi ancak âlim anlar.

MEHMET ÖZÇELİK

12-03-2018

[1] Bediüzzaman.Mesnevi-i Nuriye.Hubab, bak. 27. Söz, İçtşhat bahsi.

[2] Enfal.60.

[3] Müslim, İmaret, 167.

[4] Müslim, İmaret, 169.

No ResponsesMart 12th, 2018

DÜNYA DOSTLUK YERİ

DÜNYA DOSTLUK YERİ

Dünya dost yeri ve özelliklede dost edinme yeri. cennette kalınsaydı bu dostluklar olmayacak ve de edinilemeyecekti çünkü dostluk edinilmesini gerektirecek bir ortam, bir sebeb ve en önemliside bir ihtiyaç ortamı bulunmamaktadır.

Tıpkı cennette tenasül olmadığından dolayı çoğalma, akrabalık ve akrabalık bağları bulunmamaktadır.

Hocaya bir kişi sorar, hocam keşke atamız Âdem cennette suç işlemese, dünyaya gönderilmeseydi!

Orada rahat edip kalsaydık.

Hoca cevap vererek, oğlum daha iyi ya. Baksana, cennetten gelirken iki kişi olarak geldiler, milyarlar olarak geri dönüyorlar.

Kim daha karlı?

Elbette ikiyi verip milyarları kazanan kârdadır.

-İnsan kelime anlamı itibarıyla enis, dost, kendisiyle ünsiyet edilip alışılan manasınadır.

İnsana yaratılıştan dost ve düşmanlık duygusu duygu olarak onun proğramına konuldu. Ve ondaki bu dostluk duygusunun oluşturulmasını sağlamak amacıyla bir çok sebeb mevcut kılındı.

Burada sürdürülen dostluğun başlangıcı ruhlar aleminde başladı.

İlk tanışma ruhlar aleminde gerçekleşti.

Evlilik ile başlayan akrabalık, arkadaşlık, dostluk bu alemde gerçekleşti.

Ebedi ahiret aleminde ise bu dostluk tanıdıkça ve artarak devam edecektir.

Dostluk oluşumu akrabalık gibi yakınlıktan daha yakın bir yakınlılıktır. Samimidir.. Fedakarlıktır.

Geniş daireden dar daireye doğru gelecek olursak; insan, arkadaş, akraba ve dosttur.

Dostluluğun olmadığı hiç bir yakınlık, yakınlık değildir.

Bu gün kirletilen aşk gibi en temiz kelimelerden birisi de dostluktur.

İçi doldurulması gerektir. İşte dostluk ile ilgili güzel sözler;

-Allah sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah dost olarak yeter. Allah yardımcı olarak da yeter. (Nisa, 45. Ayet)

-Mümin erkekler ve mimin kadınlar birbirlerinin dostudurlar.” (et-Tevbe, 9/71)
-Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.”(el-Enfâl, 8/73)
-“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan sakınma haliniz müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihâyet dönüş Allah’âdır.” (Âli İmrân, 3/28)
-“Ey iman edenler! Sizden olmayanı dost edinmeyin. Onlar sizi şaşırtmaktan geri kalmazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. Size âyetlerimizi açıkladık, eğer düşünürseniz.” (Âli İmrân, 3/118)
-“Kâfirler de birbirlerinin dostudurlar.” (el-Enfâl, 8/73)
-Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmeyin.” (en-Nisâ, 4/144)[1]

-Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah’ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl.(Tirmizî, “Deavât”, 73.)

“En üstün ve en değerli amel, sevdiklerinizi Allah rızâsı için sevmek, sevmediklerinizi de yine Allah rızâsı için sevmemektir” (Terğîb)

-Tüm dünya krallarının ayrıcalığına bile değişmeyeceğim dostlarım var.

Bir dost edinmenin en iyi yolu dost olmaktır.

Sadık bir arkadaş on bin akrabaya yeğdir.

Dostluk iki bedende yer alan tek akıldır.

Gerçek dost başka yerde olmak istese de senin yanında olandır.

Cennet hariç hiçbir şey gerçek dostluktan iyi değildir.

İyi bir dost terapiden ucuzdur.

İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. – Mevlana

Hatasız dost arayan dostsuz kalır.

– Dost; acı söyleyen değildir Acıyı tatlı söyleyebilendir.

“Yılan sokması seni sadece canından eder.

 Ama kötü dost hem candan hem de imandan eder!” – Mevlana

 – “Dost ise düşünme ver ömrünü gitsin. Dost değilse hiç bekletme yol ver gitsin.” – Mevlana

–  İnsan gözden ibarettir aslında geri kalan cesettir.

  Göz ise ancak gerçek dostu görendir. – Mevlana

– Üç çeşit dost vardır: 1.Gıda gibidir her gün onu ararsın; 2.İlaç gibidir, bazen ihtiyaç duyduğunda arasın; 3.Hastalık gibidir o seni bulur.

– Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki güneş vurunca kurusun. Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın.

– Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime ‘iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan. Sana hep güvenirim benim can dostum.

– Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılmaz.

– Dost; göze sezdirmeden gözyaşı silendir.

 – Hayatı yenecek kadar güçlü, hayattan beklentilerini alacak kadar umutlu, umudunu yitirmeyecek kadar inançlı, mutlu ve sevgi dolu günler senin olsun can dostum.

– Gerçek dostlɑr birbirinden uzɑktɑ iken de birbirlerinin ne düşündüklerini nɑsıl dɑvrɑnɑcɑklɑrını bilirler.

– Dost deniz kenarındaki taşlara benzer. Önce tek tek toplarsın sonra birer birer denize atarsın ancak bazılarına kıyamazsın. İşte sen o kıyamadıklarımdansın…

– Dostluk günah olmayacak kadar masum, köle olmayacak kadar özgür, umulmayacak kadar yakın, unutulmayacak kadar derin, tek başına yaşanmayacak kadar zordur.

DostIuk para gibidir; eIde ediImesi koIay, korunması zordur!

Gerçek dostIar yıIdızIara benzer, karanIık çökünce iIk onIar görünür!

Bir çayınızı, bir de dostla aranızı soğutmayın. İkisi de bekledikçe bayatlar.

Kan bağı mı? Hayır can bağı. Çünkü vefalı bir dost bin akrabaya bedeldir.

LOKMAN HEKİM’E SORMUŞLAR !.

“BU DÜNYADA NE ÖĞRENDİN?”

1- Namazda kalbime sahip olmayı ,

2- Yemekte elime sahip olmayı ,

3- Cemiyette dilime sahip olmayı ,

4- Yaptığım iyiliği unutmayı ,

5- Bana yapılan kötülüğü unutmayı ,

6- Allah’ın kudret ve kuvvet sahibi olduğunu ,

7- Ölümün hak olduğunu öğrendim

MEHMET ÖZÇELİK

11-03-2018

[1] Kuranda dost ile alakali tahmini 41 ayet geçiyor.  http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-dost-ile-ilgili-ayetler.html    http://www.kuranfihristi.net/fihrist/dost

No ResponsesMart 11th, 2018

DIRAR YAPILI CEMAAT

DIRAR YAPILI CEMAAT

Zararlı yapılar her zaman zararlı görünmez, zararı savunmaz, çoğu zaman hak-perest görünür, hakkı savunduklarını iddia eder, Bir kuruntu içerisindedirler.

Koyun postu giymiş kurtturlar onlar…

Kur’an-ı Kerim-de anlatılan -Dırar Yapı ve Dırarlı yapı bu zararlı yapı – Dırar Mescidi– olarak anlatılmaktadır.

-“Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkarcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasulü’ne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescid yapmışlardır. “Amacımız sadece iyilikti” diye de yemin edecekler, Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar.
– Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takva temeli üzerine kurulan mescid, namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da temizlenenleri sever.
-Binasını Allah’a saygı ve O’nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah kötülükte ısrar eden kimseleri doğru yola iletmez.
-Onların kurduğu bina, yürekleri paramparça olmadığı sürece içlerinde bir huzursuzluk kaynağıı olmaya devam edecektir. Allah bilen ve hikmetle yönetendir.”[1]

108. âyette “daha ilk günden takva temeli üzerine kurulduğu” bildirilen mescidin hangisi olduğu hususunda ilk dönem İslâm âlimlerinden nakledilen rivayetler iki noktada toplanır. Bunlardan birine göre maksat Mescid-i Nebevî, diğerine göre Küba Mescidi’dir.[2]

-Fetönün yan yana Ankara-da yapmaya giriştiği alevi ve sünni camisi bir dırar mescididir.

Diyanetin hazırlamış olduğu; ”Kendi dilinden Fetö” adlı çalışmada, Fetö-nün iddia ettiği şeyler, istikametli, ehli sünnetin, dengeli bir insanın söyleyeceği sözler değildir.

-Yesrib’deki (Medine) Hazrec kabilesinin ileri gelenlerinden olan Ebu Amir isminde Hristiyan bir şahıs değişik vesilelerle Hz. Peygambere (asv) ve Müslümanlara zarar vermek istemiş, ancak başarılı olamamıştı. En son Taif’e yerleşmiş, Huneyn Savaşı’nda Hevâzin kabilesi yenilgiye uğrayınca da Şam’a kaçmıştı. Şam’a kaçarken münafıklara, “Olabildiğince hazırlık yapın, ben Bizans imparatoruna gidip kuvvet getireceğim, Muhammed’i ve arkadaşlarını Medine’den çıkaracağım.” diye haber göndermişti.

Ebû Âmir’in Medine’deki münafıklarla yaptığı iş birliği çerçevesinde hazırlanan oyunlardan biri de  mescit süsü verilen bir toplanma yeri inşa edilmesiydi. Münafıklar gerçekte kötü niyetle, fakat Mescid-i Kubâ ve Mescid-i Nebî’ye uzakta oturan yaşlıların cemaate yetişemediklerini, diğer insanların da soğuk ve yağmurlu gecelerde anılan mescidlere ulaşmalarındaki zorlukları bahane ederek Sâlim b. Avf kabilesinin bulunduğu yerde bir mescid inşa ettiler. Rasûlullah (asv)’ın onayını alıp bu yapıya meşruiyet kazandırmak üzere kendisinden mescidi ibadete açmasını ve dua etmesini istediler. Hz. Peygamber (asv) o sırada Tebük Seferi’nin hazırlıklarıyla meşgul olduğunu belirtti ve “İnşallah döndüğümüzde orada namaz kılarız.” buyurdu.

Tebük seferi dönüşünde münafıklar tekrar aynı taleple müracaatta bulundular. İşte Rasûlullah (asv) gerçekte fesat ve nifak yuvası olarak inşa edilen bu mescidde namaz kılmak üzere oraya gitmeye hazırlanırken bu âyetler nazil oldu. Âyetteki bu uyarı üzerine Hz. Peygamber (asv) anılan mescidi yıktırdı. Âyetteki “zararlı eylemler gerçekleştirmek üzere yapılmış mescid” anlamına gelen ifadeden hareketle siyer ve İslâm tarihi ile ilgili eserlerde, yıkılan bu yapı Mescid-i Dırâr adıyla anılagelmîştir.[3]

Zehirler hiçbir zaman için basit ve değersiz şeylerle sunulmaz.

Altın bardaklarda ve altın tepsilerde sunulur.

Firavun da Hz. Musa-ya çocukken kor ateşi altın tepside sunmuştu.

Yüz yerde namazı emreden Allah, Maun suresinde bilinçsizce namaz kılan, namazlarından habersiz olanları veyl ifadesiyle aşağılamıştır.

Şeytan her zaman soldan gelmez, görevi icabı sağdan da gelir.

Yahudilik ve Hristiyanlık dıştan değil içten bozulmuşlardır.

Kurt gövdenin içerisindeyken ağacı kemirip devirir.

İslâmiyet içten kemirilmekte, yıkılmaya çalışılmaktadır.

Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfür, şerre ortak olan da şerdir, şerlidir.

Vatana ihanet edene ortak olan hain, vatanı bölenle beraber olan teröristtir.

Ömer Muhtar’a dediler ki;
-“İtalyanlarda bizim sahip olmadığımız uçaklar var.”

-“Arşın üstünde mi yoksa altında mı uçuyorlar?” diye sordu Ömer.

-“Altında” dediler

-“Arşın üstünde olan (cc) bizimle olduktan sonra, altında olanlardan korkmamıza gerek yok !” dedi.

MEHMET ÖZÇELİK

04-03-2018

[1] Tevbe, 9/107-110.

[2] bk. İbn Mâce, İkamet, 197; Tirmizî, Mevakit, 125; Müsned, 5/396.

[3] Taberî, ilgili ayetin tefsiri; TDV. İslam Ansiklopedisi, Mescid-i Dırâr md.

No ResponsesMart 4th, 2018

KİRLİ TEŞKİLATLAR

KİRLİ TEŞKİLATLAR

7,5 milyar insanı 250 kişi, onları da 5 kişilik bir aile yönetmektedir.

Rothschildler, Rockefeller, Soros gibi.

Tıpkı dünyanın % 80 – ini % 20 si, % 20 sini de % 80 inin yemesi gibi.

Bu kirli teşkilatlar bunu sistematik olarak sürdürmektedirler.

-Bunlar Türkiyede olduğu gibi, ahtapot gibi dünyaya kolları piyon ve maşalarla dağılmaktadır.

-İlluminatinin önemli organlarından olan ve masonic geleneği uygulayan Cfr Türkiye de de faaliyet göstermektedir.

Sabık Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 26 Eylül 2013 yılında New York dış ilişkilerde yaptığı konuşmasında bu teşkilat için;

“Konseye hitap etmek her zaman büyük memnuniyet uyandırıyor. Bu seçkin kurum, değerli uzmanları bir araya getiriyor ve bu da daha iyi bir gelecek için fikirler forumu oluyor.”

-Bilderberg üyelerinin büyük bölümü aynı zamanda masondur. Bir ikinci ortak özellikleri kurulu düzenin hep üst kademesinde yer alıyor olmalarıdır.

-Masonluk bunların üstünde öne çıkanıdır.

“Türk Mason dergisi Mimar Sinan’da ise, masonluğun Allah inancına olan sapkın bakışı şu şekilde tarif edilmiştir:
O halde mabedimizi tetkik edersek, kendimizi tetkik edersek “Kainatin Ulu Mimarina” gideriz. Ve görürüz ki, kainatin Ulu Mimari kendimizin içindedir.[1]

Bediüzzaman bunu belgeleriyle Türkiyede oynana oyunları ifşa ederek izah etmiştir.[2]

Kendi yayın organlarında da;”Yahudisiz hiç bir mason locası yoktur. Yahudi sinagoglarında hiç bir mezhep mevcut değildir. Orada masonlarda olduğu gibi yalnız semboller vardır. Bundan dolayıdır ki israil mabedi bizim tabii müttefikimizdir,derler.

“Bir Mason Biraderinin itiraflarıdır :

Mason Localarının bilinen 33 balkonu olduğu zannedilmekle beraber, gerçekte 36 balkon vardır.
Süleyman Demirel buna bir örnektir. Geçmişte, şu anda ve gelecekte de birçok Başbakan, Dışişleri, İçişleri Bakanları ve Cumhurbaşkanları mason localarının 20 ci balkon törenlerinden geçmek mecburiyetindedir. Bu arada, bazı bilinen sanatçılar ve diğer bürokrasiyi temsil edenler (masonlar) de bu kurallara uymak durumundadırlar.[3]

-“1738’de masonluğa karşı bir Papa Emirnamesi yayınlandı… Buna göre, Papa, hiçbir ayırım yapmadan tüm masonların açıkça Kilise’ye zarar vermeye ve bu şekilde Hıristiyanları İsa’nın getirdiği doğrulardan mahrum etmeye çalıştıklarını ifade ediyordu.”[4]

Fakat, yasak olan masonluk, zamanla Vatikan’a sızmaya başladı. Vatikan tarihine bir bakmak bunu anlamak için yeterlidir:

“Vatikan Dış İşleri Bakanı Agostino Casaroli, mason.”[5]

“İtalyan masonluğu açıkça politika ve dinle bağlantılıdır.”[6]

“Masonluğun Roma Katolik Kilisesi’nde sempatizanları, hatta üyeleri vardı.”[7]

“1973’te Kiliseye bağlı olan ‘Kurtuluş Ordusu’ isimli kuruluş ile masonlar arasındaki bağlantı dikkatleri üzerine çekti. Aynı yıl 19 Haziran’da, Dini İşler Sorumlusu Baden Hickman Ordu’nun görevlilerin herhangi bir mason locasına girmelerini yasakladığını söyledi. Daha sonra yapılan araştırmalar sırasında İngiltere’de üç adet kilise mensupları için özel loca olduğu öğrenildi. Bu localar, Standora Locası 6820, The Lodge of Constant Trust 7347 ve Lubilate Locası 8561. Avustralya Melbourne’da da bir diğeri vardı: Haçlılar Locası…”[8]

“Aynı dönemde kendine ‘Anglo-Katolik’ sıfatını uygun gören biri “Masonluk Üzerine Bazı Yansımalar” adlı bir kitap yayınladı. Bu kitapta masonik faaliyetlerle ilgili geniş bilgi bulunmamakla beraber Fort Newlon, Lawrence, de Castello ve Woodford gibi mason rahiplerin çalışmalarına geniş yer verilmekteydi. Yazar, şöyle bir iddiada bulunuyordu: ‘Tehlike şudur ki, İsa’nın en büyük düşmanı kiliseyi yönetiyor’.”[9]

“Bir başka din adamı Dr. Cawthorne şöyle yakınıyordu: ‘Masonluk öğretisi açıkça anti-Hıristiyandır. Rica ediyorum artık hiçbir kilise mason locası olarak kullanılmasın’.”[10]

Grand Orient (Fransız Büyük Locası)-Vatikan bağlantısı, masonluğun Hıristiyan alemine ne derece sızdığını göstermektedir:

“Grand Orient, İngiltere Bankacılık kuruluşları ve uluslararası banker Meyer Amshel Rothschild tarafından finanse edilmiştir. Bugün Grand Orient; Trilateral Komisyonu, Bilderberg Grubu ve tüm dünyadaki sosyalist partilerle yakın ilişki içindedir. Bağlantıları Vatikan’a kadar uzanmıştır ve geçen seneler boyunca önde gelen Katolik Kilise mensuplarının anti-Hıristiyan Grand Orient’in gizli üyeleri olduğu söylenmiştir.”[11]

Vatikan’a Sızan Masonların Kara Para İlişkileri

“Im Namen Gottes?”adlı kitap yayınlandığında tüm Avrupa’da büyük yankı meydana getirdi.
“Vatikan şehrinin çevre duvarının etrafında bir tur yapılsa bir saatten fazla sürmez, ama Vatikan’ın servetini saymaya kalksalar, bu şüphesiz çok daha uzun sürer.”[12]

Vatikan’a 1978 yılında yeni bir papa seçildi: Papa I. Jean Paul. I. Jean Paul, biraz farklı bir papaydı. Vatikan’da bir şeyler döndüğünü hissediyordu. Papa seçilmeden bir süre önce Vatikan Bankası’nı, bu bankanın bağlantılarını araştırmaya başladı. Kardinalleri, piskoposları araştırdı. Sonuçta çok ilginç noktalara vardı. P2 Mason Locasının Vatikan’la bağlantılarını ve “Büyük Vatikan Locası”nı, bu locaya üye olan 121 kardinali, piskoposu ve rahibi keşfetti. Oysa masonluk asırlar öncesinden kilise tarafından “dinsizlik” olarak tanımlanmıştı. Bu sisteme engel olmaya çalıştı. Fakat papa seçildikten 33 gün sonra faili meçhul bir zehirlenme ile hayatını kaybetmesi, “tehlikeli” çalışmalarının sonu oldu.

“Papa I. Jean Paul’ün dikkati gizli, kanundışı olan ve çalışmayla gücü ve zenginliği birleştiren, İtalya’nın çevresine yayılan bir mason locası üzerine yoğunlaştı.

Bu locanın adı P2 idi. Bu loca Vatikan’a derinlemesine nüfuz etmişti. Papazlarla ve piskoposlarla ilişkisi ve bizzat kardinallerle bağlantısı vardı. Papa I. Jean Paul, P2’yi kilisenin vücudunda yaşayan ve yok edilmesi gereken zararlı bir virüs olarak gördü.”[13]

-Protestanlar; Hz. İsaya işkence eden yahudiler günahkadırlar bu erdeme sahip olamazlar. “,

Katolik yahudiler ise; Hz İsa bizdendir ve ancak O bizi kurtarmaya gelecektir. Hz. İsanın kurtarma listesi 144 000 ile sınırlı olduğundan bundan ancak iyi yahudiler faydalanabilecekler diye birbirini ekarte etmekle uğraşmaktadırlar.”

“Protestanlık faizi reddeden katoliklere karşı faizi serbest bırakıyor, ‘Ahiretten’ çok bu dünya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapıyor,çalışmayı,ticareti ve üretimi kutsuyordu.”

Netice; İnsanları ve insanlığı bozan bu kirli teşkilatlar, o insanların beslendikleri kaynak olan dinleri de kirletmiş ve bu yolda çalışmışlardır.

MEHMET ÖZÇELİK

25-02-2018

 

 

[1] Mimar Sinan Dergisi Yil; 25 Sayi: 27-28 Sf:40.

[2] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/emirdag-lahikasi/nihai-vesika/277

[3] http://ahmetdursun374.blogcu.com/mason-mason-un-aci-gozyaslari-ve-itiraflari/632601

[4] Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, Cyril M. Batham, sf.2.

[5] La Trilaterale et Les Secrets du Mondialisme, Yann Moncomble, sf.138.

[6] The Brotherhood, Stephen Knight, sf.270.

[7] The Brotherhood, Stephen Knight, sf.247.

[8] Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.5.

[9] Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.5.

[10] Ars Quator Coronatorum, Transactions of Quatuor Coronati Lodge, no. 2076, sf.17.

[11] The Spotlight, 4 Ocak 1993.

[12] Im Namen Gottes?, David A. Yallop, sf. 130.

[13] Im Namen Gottes?, David A. Yallop, sf.13.

https://pi71.wordpress.com/2007/07/06/vatikan-mason-ve-siyonist-papalar-siyonizme-ters-dusen-papalar/

 

No ResponsesŞubat 26th, 2018

VECİZ SÖZLER

VECİZ SÖZLER

 

Hz.Ali veciz ifadelerinde;

“İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı”

 

“Kâinat Kur’ân’dadır, Kur’ân Fâtiha’dadır, Fatiha Besmelededir, Besmele B’de, B ise noktadadır.”

 

”Ba Harfi” nin altındaki nokta benim”

 

Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.”(Hadis)

 

“Ben gizli bir hazine idim ve mahlukatı yarattım ta ki kendimi (o mahlukat aynasında göreyim)bileyim ve bildireyim.”(Hadis-i Kudsi)

 

“Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım”[1]

 

            Maddenin ağır bastığı, hayatın yoğunlaştığı şu asrımızda; insanların fikir ve yaşayışlarında da bir dağınıklık görülmektedir.

            İnsanlık böyle bir durumda kaybolmamak ve kaybetmemek için toplanmaya ve toparlanmaya hızla yönelmesi gerekmektedir.

            Okyanuslarda yüzüp keşifler yapan insanlık, kendi noktasından ve damlasından habersiz olarak yaşamaktadır. Bir an evvel noktasına ve damlasına dönmesi gerekmektedir. Zira noktayla başlayan hayat, tekrar bir noktada noktalanmakta ve sonlanmaktadır.

            Kaynağından çıkan damlanın tekrar kaynağına dönmesi gibi, insan oğlu da tekrar kendi kaynağına dönmesi, kendi iç keşfini gerçekleştirmesi gerekmektedir.

            “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hakikatı insanın özünde saklıdır.

            İnsanın keşfi ve de bir insanın kendisini anlaması, insanlığın okyanusları ve Amerika kıtasını keşfinden daha önemli ve önceliklidir.

Özellikle fikri dağınık bu asırda ‘Özlü Sözler’ ilaç gibi toparlayıcı bir etki yapmaktadır.

            Asırları özetleyen asrımızda, sözlerinde özetlenmesi bir zaruret ve bir ihtiyaçtır.

            Her bir cümle de insanın bulunduğu halden çıkması için bir kapı, bakıp görmesi için bir penceredir.

            Özünden uzaklaşan insanlığa özlü sözler, güzel sözlerdir.

           

            Hayat kavanozunda yeşeren ve yetişen insan oğlu, hayatın ince süzgeçlerinden süzülerek, Mevlana’nın deyimiyle;’ Hamdım- Piştim- Yandım’ hakikatını gerçekleştirmek amacıyla bir çok işlemlerden geçirilmekteyiz.

            Tıpkı madenin bir çok aşamalardan geçtikten sonra; altın, gümüş, bakır  ve kömür olarak ayrıştırılması gibi…

            İşte bu noktada; Bazen bir cümle insanın hidayetine vesile olduğu gibi, bazen bir kelime ve cümle onun sapıklığa düşmesine de sebeb olmaktadır.

Bazen bir söz bir hayatın özüdür. Bazen bir söz büyük bir musibet, yenilgi ve başarının sonucunda söylenmiştir. Bazen bir söz bir ırkı, bir milleti, bir inancı ve büyük bir fikri temsil eder, bayraklaştırır.

Özlü sözler, insanlığın özünün sözleridir.

Hayatın meyvesidir.

Hz.Ali: ”Eğer gayb alemi açılsa, yakînim –inancım- ziyadeleşmeyecek.” buyurur.

Hz. Ali burada özünü dillendirmektedir . Özde bir, tek ve O vardır.

Herkeste bu mâna ve hakikat mevcuttur.

Hz. Ali diğer bir çok İslâm Alimleri gibi, çokça eser vermiş bir zat değildir.

Ancak söylediği özlü sözler asırlara hükmetmekte ve aydınlatmaktadır.

 

Evet.. sözün güzelliği kısalığındadır.

Kısa ve veciz ifade edemeyen uzatır veya anlamayan uzattırır.

Kur’an-ı Kerim-in takip ettiği yolda budur. Her asrın anlayabileceği şekilde beyanda bulunur.

Kısa söyler tâ ki uzun olsun…

Yazılan ve söylenen özlü sözlerin hayatımızı aydınlatması temennisiyle…

 

Mehmet  ÖZÇELİK

25-10-2008

[1] Zariyat, 51/56.

No ResponsesŞubat 23rd, 2018

ZULMÜN VE KÜFRÜN KOLLARI

Hdp Chp.nin sol kolu, Fetö ise sağ koludur.

Bu gün vatana ihanet edenlerin önemli bir kısmı, dünkü şaibeli insanların devamıdır.

Pentagon 2019 bütçesinde pkk ve pyd.ye 550 milyon dolar destek amaçlı bütçeyi şimdiden ayırmış.

Yüz sene önce ermenileri bize karşı tahrik eden batı, bu gün ise ermeni tohumlarını besleyip üzerimize salmaya devam ediyor.

Memleketimizdekilerin tasma ve yularını tutanlar ilk defa açıkça destekte ve ipin ucundaki devrede.

Buda gösteriyor ki dıştaki ihanet şebekeleri ile içerdeki atıklar aynı noktada birleşmektedirler.

İçteki bozuk zihniyet, dıştaki büyük tehlikeden daha büyüktür.

Chp-nin genel başkanı K. kılıçdaroğlundan tutun da, diğer milletvekillerine kadar ve gayet zahir olan Hdp- de olmak suretiyle hiç Abd-ye söz ettiklerini ve de Afrindeki ordumuza destek olanı görüldü mü?

Bunlar kimden yana?

Ayıdan mı yoksa dayıdan mı?

Erdoğan ayıların ve kuyruk acısı olanların kuyruğuna bastı.

İçten ve dıştan sırtlanlar ortak noktada birleştiler.

Ortak noktalarımız olanlar ve devletler pek birleşemedi, ittihadı islam ve ittihadı kulübde.

İttihadı kulub ve ittihadı islam bu zamanda farz haline gelmiştir.

Musibetler bizi o iki hakikata sevketmektedir.

“Ünlü Alman gazeteci ve eski BND ajanı Christoph Hörstel katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın neden hedefte olduğunu anlattı.

Çarpıcı açıklamalarda bulunan Hörstel, Erdoğan’ın dış güçlerin oyununa dahil olmadığı ve itaat etmediği için hedefte olduğunu söyledi. “Erdoğan, ABD ve PKK’nın Türkiye’yi bölmesine müsaade etmediği için hedefte” dedi.[1]

-“AFGANİSTAN’DAKİ TERÖRİZMİN TEMELLERİNİ 30 YIL ÖNCE CIA ATTI”

Laricani, “Afganistan’daki terörizmin temellerinin 30 yıl önce ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) yardımıyla Suudi Arabistan, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından atıldığını” ileri sürdü.

“ABD DEAŞ’LILARI HELİKOPTERLERLE AFGANİSTAN’A TAŞIDI”

“ABD, DEAŞ militanlarını helikopterlerle Afganistan’a taşıdı” diyen Laricani, terör örgütlerinin gelecekte ABD için tehdit olacağını belirtti.”[2]

*********************   

15 Temmuzun alt yapısını çok rahatlıkla ifade edebilirim ki, İngiltere tesis etmiştir.

Devletin tüm kademelerinde bir anda periyodik olarak yandaşlar getirildi.

Üniversiteler de bir rektörün değişmesiyle, anayasa mahkemesinde bir kaç üyenin yerleştirilmesiyle, askeriyedeki usulsüz alımlar ve benzeri devlet kademelerindeki hızla yerleştirmeler 15 temmuzun alt yapısını oluşturuyordu.

Bir çok örneklerinden Abdullah Gülün görevdeyken yaptıkları ortadadır.[3]

“Amerika ve İngiltere Abdullah Gül’den yana.

İngiltere’nin Chatham House kuruluşu Çanakkale Boğazı’nın işgal edildiği gün Abdullah Gül’e ödül veriyor. CFR ise Tayyip Erdoğan’ı gözden çıkardı…

Bugün 9 Kasım 2010! İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “Chatham House” yani Kraliyet Uluslararası İlişkiler ödülü veriyor. Kraliçe 2008’de de Gül’e Büyük Şövalye nişanı vermişti.”[4]

Abdullah Gül İngiliz muhibbi, İngilizlerin muhibbi.

Aslında 15 Temmuzda hep Abd öne çıktı.

Tarih gösterecektir ki, bunun temelinden İngiliz çıkacaktır.

Not.7 yılda suriyelilere 23 milyar dolar harcadık.

Gezicilere 3 ayda 115 milyar dolar harcadık.

Kim gitsin?

Öyle ya, bu memleketten gidecekse, kim gitsin?

Teröristler….

MEHMET ÖZÇELİK/15-02-2015

[1] http://video.haber7.com/video-galeri/113827-erdogan-neden-kuresel-guclerin-hedefinde

[2] http://www.haber7.com/ortadogu/haber/2550792-iran-abd-deaslilari-helikoptere-bindirip/?detay=1

[3] http://www.seslimakale.com/videodetay/mehmet-tezkan–fetoculer-devlete-nasil-sizmis-diye-soranlara-25076

[4] http://www.guncelmeydan.com/pano/gul-un-sovalyelik-sirlari-arslan-bulut-t26779.html

 

No ResponsesŞubat 17th, 2018

UYUYAN DEV UYANIYOR

UYUYAN DEV UYANIYOR

Evet, iki yüz yıldır uyuyan dev uyanıyor.

Musibetler ve düşmanlıklar bizleri ayağa kaldırdı.

Elimize dilimize, dinimize dirliğimize, tarihimize ecdadımıza vurulan zincirler kırıldı.

Hürriyetimiz ve zürriyetimiz kurtuldu.

-Küfrün temsilcisi Rusya yıkıldı.

Zulmün ve materyalizmin temsilcisi olan Abdi se, yıkılması yakındır.

Hatta kendisi bunu hızlandırmaktadır.

-Abd pisliğe düşmemek düşüncesiyle, pisliklerle ortaklık yaptı.

-Cerablus için karşı karşıya gelmeyi göze alan abd, belli ki 5 bin tır silahın önemli kısmını oradaki teröristlere ayırmış.

Veya bizi oraya çekmek ve de gideceğimizi bildiğinden, orada kayıp vermemizi istiyor.

-ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ ile ilgili gereksinimlerini bir yana bırakan bir ‘İncirlik uzmanı’ şunları söylüyor:
“İncirlik Üssü Balkanlar’ı, Türk Boğazları’nı, Karadeniz’i, Kafkaslar’ı, Basra Körfezi’ni, Süveyş Kanalı’nı, Doğu Akdeniz’i, Hazar Havzası ve Basra Körfezi enerji kaynaklarını, Basra Körfezi’nden küresel pazarlara açılan enerji deniz ulaştırma hattını, Türk Boğazları’ndan geçen petrol tankerlerini, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını ve GAP bölgesini kontrol eden, Orta Asya ve Ortadoğu’ya yönlendirilecek stratejik açılımları destekleyen jeostratejik konumu ile küresel ve bölgesel öneme sahiptir.”
ABD’nin bu üssü önemsemediğini ısrarla söyleyen bir yetkilisi “Bu üs sadece ilişkilerimize verdiğiniz önemin bir ifadesidir” diyor.

-Suud-i Arabistanın bu gün israile destek olması yeni değildir.

Dünde aynı desteği vermiştir.

“Prens Faysal’ın, Paris görüşmelerine katılan Yahudi delegasyonu içinde yer alan Felix Frankfurter’e gönderdiği 3 Mart 1919 tarihli mektup, başlangıç noktasındaki görüşleri iletmesi açısından anlamlıdır.

“Değerli Bay Frankfurter,

Amerikan Yahudileri ile olan bu ilk temasımı, Sn. Weizmann’a daha önce Arabistan ve Paris’teki görüşmelerimizde söylediklerimi yinelemek için fırsat biliyorum:

Arapların ve Yahudilerin kuzen olduklarını düşünüyoruz. Onlar tarih boyunca kendilerinden çok daha güçlü ellerde acı çekmişler ve hoş bir tesadüf eseri olarak, aynı dönemde ulusal ideallerini gerçekleştirme aşamasında ilk adımlarını beraberce atmışlardır.

Biz Araplar, ve özellikle iyi eğitim almış olanlar, Siyonist harekete derin sempati ile bakmaktayız. Buradaki Arap delegasyonu olarak, sizlerin barış konferansı çerçevesinde sunduğunuz önerileri ve talepleri anlıyor ve bunları ılımlı ve makul buluyoruz. Bunların kabul edilmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız. Yahudilere kalben eve hoş geldiniz demek istiyoruz.

Liderlerinizle özellikle de Dr. Weizmann ile son derece yakın ilişkilerimiz var. Kendisi davamızın sıkı bir destekçisi oldu. Umarım ki Araplar da Yahudilere bu iyiliklerini iade edebilirler. Yeniden canlandırılacak ve yenilenecek bir Ortadoğu için beraber çalışıyoruz ve hareketlerimiz birbirlerini tamamlıyor. Yahudi hareketi ulusal bir harekettir, emperyalist değildir. Hareketimiz de ulusaldır ve emperyalist değildir ve Suriye’de her iki topluma yer vardır. Bunların her birinin, diğerinin yokluğunda gerçek başarıyı yakalayamayacağını düşünüyorum.

Liderlerimizden daha az bilgili ve daha az yetkili bazı kişiler, Araplarla Yahudiler arasındaki işbirliğinden habersiz, Filistin’de çıkması doğal zorlukları bahane etmekte olabilirler. Bazıları, korkarım, amaçlarınızı Arap köylülere yanlış aksettirmişlerdir. Aynı şekilde amaçlarımız da Yahudi köylülere yanlış ifade edilmiş olabilir. Dolayısı ile farklılıklarımız diye adlandırılan durum bu kesim kişilerce sermaye yapmışlardır.

Bu farklılıkların prensipteki hiçbir konu ile ilgili olmadığı, ancak ve ancak komşu olarak yaşamak durumunda kalan toplumların gündelik yaşantıları ile ilgili olduğunu ve iyi niyetle çok kolayca düzeltilebileceğini kesin bir şekilde teyit etmek isterim. Gerçekten de bu yanlış anlaşmalar, detaylı bir bilgilendirme ile ortadan kalkacaktır.

Ben ve halkım, birbirimize yardım ederek, üzerinde yaşadığımız ülkenin yeniden, dünyanın uygar medeniyetleri arasında yer alacağı bir gelecek için çalışmanın gayreti içinde olacağız… İnanın bana,Saygılarımla,Faysal…”

-”Dünyadaki pek çok insan Amerikan politikalarını artık İncil’deki kehanetlerin şekillendirdiğine inanıyor. Bush’a seçimi kazandıran Evangelistler ise Ortadoğu’da kıyameti hızlandırmak için çalışıyor.

Tanrı ve Başkan bize İsa’yı Ortadoğu’ya getirme şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir!”… Bu sözlerin sahibi kan ve ateş altındaki Irak’ta Evangelistler için çalışan misyoner Tom Craig. Evangelistlerin Bağdat’ta şimdiden 9 kilisesi ve yüzlerce müridi var. Amaç Irak’ı Ortadoğu’da Evangelizm’in merkezi yapmak ve tıpkı İncil’de sözü edildiği gibi dünyanın bütün kavimlerini bu Kilisede toplamak.”

-”Dozerlerle Gömülen Irak Askerleri.

Körfez Savaşı, başta CNN olmak üzere Batılı haber kaynakları tarafından tek yanlı olarak kamuoyuna sunulmuş ve toplum sanki bir atari oyunu izliyormuş gibi hissettirilmişti. Tek taraflı bir propaganda perdesi arkasında neler olup bittiği tam olarak hiçbir zaman kamuoyuna yansıtılmadı. Irak tarafı da kendine özgü sebeplerle bu yönde fazla bir açıklama yapmadı.

Çöl Fırtınası harekâtından bir süre sonra ABD basınında yer alan bir olay, kamuoyunun tepkisine sebep oldu. Buna göre Körfez Savaşı’nda ABD canlı Irak askerlerini dozerlerle gömmüştü. Bu iddia Türk basınında da bir-iki köşe yazısına konu edildi ama üzerinde fazla durulmadı. Çünkü konu ile ilgili ayrıntılı bilgi alma imkânı ne ABD basınında vardı ne de başka bir yerde…

ABD’nin Yıldız Savaşları Projesi’ni 1991’de Körfez’de denedikten sonra 1993’te HAARP adlı yeni bir proje ile büyük bir yatırıma giriştiği biliniyor. lyonosferin kullanımı ile ilgili böylesine büyük bir yatırımın Körfez savaşının hemen akabinde; 1993’te başlatılması, yapılan denemenin Hermes II ile sınırlı kalmadığı sonucuna bizi götürmektedir. Demek ki deneme başarılı olmuş ve bu sahada büyük bir yatırım yapılmıştır.

İyonosferle ilgili projelerin insanların aklını bozma; beynini işlemez hale getirme gibi güçleri düşünülünce, ister istemez dozerlerle gömülen Irak askerlerinin bu şekilde aptallaştırılmış olabilecekleri akla gelmektedir. UlaşıIan sonucun ürkütücü olması ve Kamuoyundada büyük tepkilere sebep olması ihtimali karşısında “delilleri”(!) dozerlerle gömerek yok etmek mecburiyeti duymuş olabilirler.”

Demokrasi getiren ve dost görünen Abd, insanlığa felaket getirmiş, insanlığını kaybederek, insanlığı yok etmiştir.

Abd girdiği yere felaket götürmüş, zulmetmiş, başta petrol olmak üzere yer altı zenginliklerine konmuş, silah ve uyuşturucunun pazarlamasını yapmıştır.

MEHMET ÖZÇELİK

10-02-2018

 

No ResponsesŞubat 9th, 2018

EĞİTİMDE MODEL

EĞİTİMDE MODEL

Eğitim sistemimizin en önemli başarısızlıkların birincisi;

-Çözümü kendi içimizde değilde, hep dışarıda aramamız ve de batıyı referans almamızdan kaynaklanmaktadır.

Tıpkı organ naklinde bedenin farklı organı kabul etmemesinden dolayı uyumsuzluğu, tepki vermesi gibi.

Şu zamanda insane göre ilaç verilme durumu söz konusu iken, bizden bir çok noktada farklılık arzeden, değer uyuşmazlığı içerisinde olan batının eğitimi kısır kalmaktadır.

Bu da kendimizden, değerlerimizden ve de geçmişimizden kopuk olmamızdan kaynaklanmaktadır.

-Ve de aşağılık kompleksini atamamamızdan da doğmaktadır.

Millet olarak belkide en çok muhtaç olduğumuz şey, kaybettiğimiz şahsiyetimizi kazanmamızdadır.

Kendimizi tanımamakta, yapacağımıza inanmamakta, güven kaybı yaşamaktayız.

-Aynı kaynaktan ve aileden, hazmetmiş olmayışımız, hazımsız, karın ağrıtıcı bir eğitimin olmasına neden olmaktadır.

İnsanların farklı kaynaktan beslenmeleri, eğitimde de farklılıkları ve yetersizlikleri ortaya çıkarmaktadır.

-Eğitim eğitici olmayışı, öğretimi zorlaştırmaktadır.

Eğitim köklü ve dava adamı, idealist insan yetiştirmemekte, yetiştirememektedir.

Bizdeki eğitim, rejime yatkın bir eğimi oluşturmaktır.

Çocuğu rejime uygun eğip bükmek uğruna, çok şeyi kaybettirilmektedir.

Verdiğimiz eğitim, aileye ve topluma ve de değerlerine ne kadar hazır hale getirmektedir?

-Bizdeki en iyi eğitim, suya sabuna dokunulmayan eğitimdir.

Normal bir eğitim için toplumun nabzı tutulsa yeridir. Şöyleki;

Toplumun kaçta kaçı eğitimin eğiticiliğinden memnundur?

15 yıldan fazla bir sürede aldığımız eğitim, dünyamızda ne kadar yer kaplamaktadır.

Ne kadar olumlu hatıralar kalmıştır.

-Devlet kendisini kurtarmaya yönelik bir eğitimi sürdürmektedir.

Aslında eğitim çocuğu frenlemektedir.

Eğitim sadece kişilikli kişiler yetiştirmeye yönelse büyük iş başarmış olur.

**********************   

Ebû Muhammed Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e benim şöyle dediğim haber verilmiş:

Allah’a yemin ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğim. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

– “Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu. Ben de kendisine:

– Anam babam sana feda olsun, ya Resûlallah! Evet, ben böyle söylemiştim, dedim. Buyurdular ki:

– “Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et; her aydan üç gün oruç tut; çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.” Bunun üzerine ben:

– Bunun daha çoğunu yapmaya gücüm yeter, dedim. Peygamber Efendimiz:

– “O halde bir gün oruç tut, iki gün tutma” buyurdu. Ben:

– Ama ben bundan daha fazlasını yapabilirim, deyince Resûl–i Ekrem:

– “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma; bu Dâvûd aleyhisselâm’ın orucu olup, oruçların en ölçülü olanıdır” buyurdular.

Bir başka rivayette: “Bu, oruçların en faziletlisidir” şeklindedir. Ben:

– Bundan daha faziletlisine de gücüm yeter, dedim. Peygamberimiz:

– “Bundan daha faziletlisi yoktur” buyurdu.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiye etmiş olduğu, ayda üç gün orucu kabul etmem, bana ehlimden ve malımdan daha sevimli olacakmış.

Bir rivayete göre:

“Senin gündüzleri oruçlu, geceleri uyanık geçirdiğin bana haber verilmedi mi sanıyorsun?” buyurmuştu. Ben de:

– Elbette haber verilmiştir, yâ Resûlallah! dedim. Bunun üzerine:

– “Böyle yapma, bazı kere oruç tut, bazan tutma; gece hem uyu, hem de teheccüde kalk. Şüphesiz senin üzerinde vücudunun hakkı vardır, iki gözünün hakkı vardır, hanımının hakkı vardır, ziyaretçilerinin hakkı vardır. Şüphesiz her aydan üç gün oruç tutman sana yeter. Çünkü senin için her iyiliğin on misli karşılığı vardır; bu da bütün zamanının oruçlu olması demektir.” Abdullah der ki:

– Ben artırdıkça iş aleyhime döndü. Sonra ben:

– Yâ Resûlallah! Ben kendimde güç ve kuvvet buluyorum, dedim. Buyurdular ki:

– “O halde Allah’ın Nebisi Dâvûd’un orucunu tut, daha fazlasını yapma.”

– Dâvûd orucu nedir? diye sordum.

– “Senenin yarısını oruçlu geçirmektir” buyurdu.

Abdullah yaşlandıktan sonra:

– Keşke Allah’ın Resûlü’nün ruhsatını kabul etmiş olsaydım, der dururdu.

Bir başka rivayet şöyledir:

– “Senin bütün günleri oruçlu geçirdiğinden ve her gece Kur’an’ı okuduğundan haberdar olmadığımı mı sanıyorsun?” Bunun üzerine ben:

– Elbette haberdarsındır, yâ Resûlallah! Fakat ben bununla sadece hayra ulaşmayı diliyorum, dedim.

Bir başka rivayette ise şöyledir:

“Senin çocuklarının da senin üzerinde hakları vardır.”

Bir diğer rivayette:

“Bütün zamanını oruçlu geçirenin orucu yoktur.” Bu sözünü üç defa tekrarladı.

(Buhârî, Savm 55, 56, 57, Teheccüd 7, Enbiyâ 37, Nikâh 89; Müslim, Sıyâm 181–193.)

-6 değişik rivayetin aktarıldığı bu hadis her türlü aşırılıktan uzak kalarak orta yolu tutup, peygamber (s.a.v.)’in tavsiyelerine uymanın dünya ve ahiret saadet ve selametine vesile olacağını belirtmiş olmaktadır. Ruhbanların yaptığı insanlardan uzak kalmak ve kişinin kendisini bitkin düşürecek ve bıkkınlık verecek derecede ibadet yapması uygun görülmemiştir. Nafile ibadetler kişiyi helal rızık kazanmaktan ve cihadın her türlüsünden alıkoymaz. Müslüman Allah’ın emrettiği ve peygamber (s.a.v.)’in öğrettiği kadar ibadet ve taata ağırlık verecektir. Çünkü rahiplerin yaptığı gibi dünyadan el etek çekme ve insanlardan uzak yaşama İslamda iyi görülmemiştir.

MEHMET ÖZÇELİK

05-02-2018

No ResponsesŞubat 5th, 2018

ZİNCİRLERİNDEN KURTULAN TÜRKİYE

ZİNCİRLERİNDEN KURTULAN TÜRKİYE

Neredeyse iki asırdır ve özellikle yüz senedir içten ve dıştan kırılması zor, neredeyse imkansız denilecek kadar zincirlerle bağlanan Türkiye, 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla zincirleri gevşetmiş ve Afrin harekatıyla da bu zinciri çözüp atmıştır.

Türkiye ayağa kalkıyor, Abd çöküşte…

**********************    

Beşer zulmeder, kader adalet eder.

Abd yaptığı zulmüyle yıkımı konusunda kadere fetva vermiş, kendi bitişini ve çöküşünü hazırlamıştır.

Zira, küfür devam eder ancak zulüm devam etmez.

Abd-nin dünyada yaptığı bu zulümler ve akan kanlar kendisini boğacaktır.

Afrin harekatında bir adalet, zulmü engelleme vardır.

Haçlı zihniyeti hala bitmiş değildir. Sinsice ve topluca devam etmektedir.

Bizlerin de bilelenmeye ihtiyacımız var.

Abd-pkk-ypg-ab- bizler için gübre oldular.

İçimizdeki körelmiş ateşi ve koru alevlendirdiler, ateşlediler.

-Abd de obama döneminde temeli atılan deaşın terörünü devam ettirecek bir manyak lazımdı. bulundu da. Zira kazanması zor olan trump bir anda öne çıktı.

Demek birilerine bazı vaatlerde bulunmuştu. sürekli alınmakla tehdit edildi, öyle ki koltuğu hala sallantıdadır.

Abd, pkk ve ypg ye neden bu kadar iltifat ediyor?

Çünkü uyuşturucu pazarlamasını o yapıyor, kara parayı onun üzerinden aklıyor, petrol kuyularına onun kabadayılığıyla konuyor.

Kısaca kirli işlerinde bu kirli elleri kullanıyor.

-Abd tehlikesi rus tehlikesinden daha az değildir.

Abd derin devletin kontrolündedir.

Abd Türkiye-ye karşı büyük bir ihanet içerisindedir.

*********************    

Trump kukla liderdir. Pentagonun oyuncağıdır. Güçsüz ve zavallı biridir. Aldığı kararlarda ve onun geldiği ve düştüğü durumlar bunun göstergesidir.

15 Temmuz mağlubiyetinin şokunu atamayan abd, Münbiçte Türk ordusuyla karşı karşıya gelmeyi göze almış ancak o iradeyi ve 2. mağlubiyet ve mahcubiyeti göze alabilir mi?

İnatlaşma ve Türkiye-yi tam gözden çıkarma bir kaç komutanca da olsa denenebilir.

-15 Temmuzda yarım asırlık yatırım ve plan bir anda çöpe gitti.

Her zaman tutturdukları hesaplar ve kullandıkları maşalar ellerinden gitti.

Yarım asırlık kayıp, sonraki asırda yapılacakları da yapılamaz hale getirdi.

Kısaca, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Türkiye bir asırlık kirliliği hazmedemeyip taşıyamadı, istifrağ etti.

Asırlık biriken pisliği yüzlerine tükürdü.

**********************    

Tüm dünyada keyfiliklerin ve ihalelerin adı demokrasi ve bahanesi terör oldu.

Bu ad ile ırakta bir milyondan fazla insan öldü ve önceki zalim Saddam mumla aranır oldu.

Afganistan, suriye ve ortadoğu ya saldırıp suriye yi bitirme, bir milyon insanı öldürüp şekillendirmenin bahanesi terör oldu. Bunun içinde bizzat abd tarafından deaş, pkk. ypg üretildi, beslendi ve desteklendi.

İsrailin hedeflerini gerçekleştirme uğruna dünya jandarmalığına ve kabadayılığa soyunan abd, bu uğurda her gayrı meşru uygulamasına meşru bir kılıf giydirmeye çalışmaktadır.

Ancak iyice sırıtmaktadır.

Dışta abd, nato, ab, barzani, bae ve içteki kirli yapılar ve ihanet şebekeleri, nitekim Türk tabipler birliği pkk tarafından ambulansların yakılmasında ses çıkarmazken, ordunun Afrinde pkk-ya darbe vurmasından rahatsız olmuş, kendisini ilgilendirmeyen bir konuya burnunu sokmuştur.

-3 günde sanatçı olup, 3 ayda da meşhur olan ucuz sanatçılarda ihanet şebekeleriyle kol kola vermiştir.

Maliyeti düşük bu kadar hainin olduğunu bilmiyorduk.

Yazıklar olsun…

Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.

Tükürün zalimlerin o hayasız yüzüne, tükürün…

Yüz yıl önce ekilen, dikilen ve gizlenen kripto tohumlar, gün bu gün, tam zamanı diyerek kendilerini ve niyetlerini açık etmiş, zehrini de kusmaktadır.

Afrin harekatı 50 yıllık birikmiş pislikleri ortaya çıkardı.

Abd kişiliksiz bir politika izlemektedir.

*******************    

Bediüzzamanın talebelerinden Ahmed Feyzi Efendi’nin yazdığı ve Bediüzzaman tarafından da kabul görerek:”Mâidet-ül Kur’an ve Hazinet-ül Bürhan [1]diye de isimlendirilmiş eserde 2019 yılı için şu müjde verilmektedir:

-“Elbette sabırlı davrananlara, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” [2]

-1338 / 1922 : 1368 / 1952…tarihleri arasında Sabr edenlere ecirlerinin verileceği ifade edilmektedir.

….Özellikle;”1939; ezayı kâfirâneye senelerden beri sabreden ehli imana, sabırlarının mükafatı. 1939’da başlayan büyük harb neticesinde galibiyeti kâfirânenin erimeye başlaması mebde’ teşkil etmekte olup 1969 ve 2019 seneleri arasında Şevket-i İslâmiye ve Süruru mü’mininin azami hadde vüsûlünü göstermekle ve beşareti azimi vermektedir.”

Not:Namaza duramıyorsak bir düşünmek lâzım:

“Ben ne ettim de Rabbim beni huzuruna kabul etmedi?

Huzura mı gitmiyoruz yoksa huzura mı kabul edilmiyoruz?

MEHMET ÖZÇELİK

03-02-2018

[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/01/m-a-i-d-e-t-u-l-k-u-r-a-n/

[2] Nahl.96.

No ResponsesŞubat 3rd, 2018