46-TESETTÜR RİSALESİ-AİLEDEKİ YANGIN

AİLEDEKİ YANGIN

Allahın Rahim ve Vedud isimlerinin tam tecelli ve tezahürü kadında olmaktadır.

Bir sözde; Kadın anlaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

Yaşanacak kadını buldunsa, onu anlamaya çalışma.

-Örtü nasıl olmalıdır?

Örtüyü örten örtüye başka bir örtü gerekmeden…[1]

-2001 yılından bu yana Türkiye’deki boşanma istatistikleri ele alındığında en fazla boşanma olayının 2018 yılında yaşandığı görüldü. TÜİK verilerine göre 2018 yılında 142 bin 448 çiftin geçinemeyip boşandıkları belirlendi. Yapılan araştırmalara göre; 2001 yılındaki boşanma sayısı 91 bin 994 olarak kayıtlara geçerken bu rakam 2017 yılında da 128 bin 411 oldu. 2016 yılında boşanan çift sayısı 126 bin 164, 2015 yılında ise 131 bin 830 olarak kayıtlara geçti.

Aydın’da ise 2018 yılında 7 bin 734 çift evlenirken, 2 bin 677 çift ise evliliklerini bitirerek boşandı. Karacasu ilçesinde ise 109 çift evlenirken, 65 çift ise boşandı.

-Ailedeki bu yangın, yakıcı bir yangındır.

Çatıyı sarmaktadır.

-”Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvah!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş.

…Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîr ü zeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ithamı altına girer, zaafiyetiyle beraber; hukukunu muhafaza edemez.”[2]

*Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi için 2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları devam ederken; AK Parti’nin son MYK toplantısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a boşanma raporu sunuldu. Raporda, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği 2014’ten bu yana boşanma davalarındaki sayılar da yer aldı. Rakamlara göre, 2014 yılında 202 bin 17 boşanma davası açılırken, bu sayı her yıl arttı. 2015’te 205 bin 871, 2016’da 212 bin 945, 2017’de 223 bin 194, 2018’de 246 bin 921 boşanma davası açılırken, geçtiğimiz yıl bu rakam 248 bin 640’a kadar çıktı.

*Tecavüz ile ilgili bir araştırmada;

*İslam Hukukunda Tecavüz Suçu.
Tecavüz suçu, İslam hukukunda ayrı bir suç olarak işlenmemiş ve hadd cezası  ile cezalandırılan zina suçu içinde yeralır. İslam Hukukunun ana kaynağı olan Kuran’da, tecavüz suçunun da içinde yer aldığı zina, topluma yönelik bir suç olarak nitelendirilmiş ve hadd cezası ile cezalandırılır.

-İslam hukukunda genel olarak suçlar had, kısas ve tazir ile cezalandırılan suçlar olarak
üçe ayrılır. Ancak Udeh, suçları toplumun genelini ilgilendiren ve had cezası gerektiren
suçlar ile bunun dışında kalan suçlar şeklinde ikili bir ayrıma gitmiştir.[3]
– Irza geçme suçunun yer aldığı cinsel suçlar, tarihsel gelişim içinde çoğunlukla genel
ahlak ve kurulu aile düzeni adına cezalandırılırlar. Bu nedenle, yasalarda cinsel suç
deyimi yerine genel ahlak, genel adap, aile düzeni gibi başlıklar kullanılır. Can, s.
475,481.Günümüzde, bu suç topluma karşı işlenen suç kavramından çıkarılarak, kişiye
karşı işlenen suçlar arasında değerlendirilmektedir.[4]

– Avcı, zina suçunda korunan değerin karma bir nitelik gösterdiğini yani amacın neseb,
genel ahlak ve aile ile kamu düzeninin korunması olduğuna işaret eder. Mustafa Avcı,
“Osmanlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar”, İstanbul 2004, s. 163. Zina suçu, İslam
hukukunda ammeye karşı işlenen bir suç olarak görülmektedir. Çünkü zina fiili ile
toplumun temeli olan aile kurumu temelden sarsılmaktadır. Böyle bir fiilin cezasız
kalması fuhuşu resmileştirerek, toplumun geleceğini tehlikeye sokar. [5]

-“İslam hukukunda, Hanefi mezhebi dışında tüm mezhepler tecavüz suçuna had cezası
uygulanmasını kabul ederler. Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre kadının
tecavüze uğradığı kesinleşirse tecavüz fiilini işleyen kadınla evlense dahi recm cezası ile cezalandırılır. Hanefi mezhebi ise, bu durumda29 tecavüz fiiline verilen cezada had cezasını uygulamamıştır.

29 Örneğin kadının kendisine tecavüz eden erkekle evlenmesi halinde Hanefi mezhebine
göre, evlilik had cezasını ortadan kaldırır. Oysa diğer mezhepler, böyle bir durumda
kadının iddiasını kanıtlaması durumunda erkeğe yine de had cezası uygulanaması
gerektiğini kabul eder.[6]

* Zina eden kadın ve erkeklerin kimlerle evlenebileceklerini bildiren ayet şöyledir:

“Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.”[7]

Bu ayetten şunlar anlaşılmıştır:

a)Zina etmekte ısrar eden erkeklerle kadınların bu ısrarları devam ederken mü’min olmaları zordur.

b)Zina eden erkeklerle zina eden kadınlar, tabiatları icabı birbirleriyle evlenmeyi tercih ederler.

c)Zina fiilini devem ettirmek isteyen kadın ve erkeklerin salih insanlarla evlenmeleri caiz değildir.

d)Zina eden kadın ve erkekler bu fiillerinden tamamen pişman olup tövbe ettikten sonra, mekruh olmakla birlikte, salih insanlarla evlenebilirler. ‘Helal sayma veya hafife alma gibi küfür delili olmayarak zinası tespit olunmuş, önceden de başından hiç nikah geçmemiş ise, iffet sahibi müminlerin bunları nikahlamaları tahrimen mekruh, fakat nikahları sahih olur’[8]

*Bir Kıssa:

-1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor.

Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için. Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar. Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir heyet Türkiye’ye geliyor.

Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar. Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor. Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar.

Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.

Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücün de buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.

Ebû Hüreyre’den (r. A)  rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştur:

– Toprak her insanı çürütür. Ancak kuyruk sokumu kemiği çürümez. İnsan ondan yaratılmıştır ve yeniden yaratılması da ondan olacaktır.(La edri)

MEHMET ÖZÇELİK

21-02-2021


[1] http://www.tesbitler.com/index.php?s=TESETT%C3%9CR

[2] BEDİÜZZAMAN. LEMALAR. 203-204.

[3] Udeh, İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk,1990, C. I, s. 79-85.

[4] Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2009, s. 57-58.

[5] Nevin Ünal Özkorkut, Türk Hukuk Tarihinde Zina, Ankara 2009, s. 74-75.

Bak. Osmanlı Hukukunda Tecavüz Suçu. Belkıs Konan. Sh.4.

[6] Sonbol, a.g.m., s. 214. Bak.Age.7.

[7] 24.Nur-3.

[8] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C: 5, S: 551-552.

No ResponsesŞubat 21st, 2021

44-MU’CİZAT-I ENBİYA-8

No ResponsesŞubat 21st, 2021

45-İTTİHAD-I İSLAM

İTTİHAD-I İSLÂM

Bizde bir asırdır. Müslümanla, İslamiyet ile kavgalı olan; hasta, özürlü, problemli bir nesil var. Bu nesil, düne kadar bu insanlar, niye bu Müslümanlar aya gitmiyor diye, bu Müslümanları tenkit ederken, bugün nedense, bu millet aç aç diyerek fakirlik edebiyatı yapan ve ayranı yok içmeye kalkmış uzaya, Mars’a, aya gidiyor diye, gitmesinden dolayı tenkit etmektedir.

Gerçekten kafadan ve kalpten özürlüdür. Bozuk bir nesil. maalesef bir asırdır dinle problemi olan bir nesil ortaya çıkartıldı .

***********  

Büyük idealleri ve hedefleri olan Fatih Sultan Mehmet Küçük yaşından beri adeta gerek yetişmesi ile, gerekse de düşüncesi ile İstanbulu Fethetmeye çalışmaktadır.

Ancak 80 küsür yaşındaki Çandarlı Fatihe engel olmaktadır. Fatih için İstanbulu fetihten önce en önemli olarak yapılacak iş, öndeki ve önündeki manileri ve engelleri kaldırmaktır.

İşte 15 yıl veziriazamlık yapmış olan ve daha sonra idam edilen Çandarlı Halil Paşayı önünden kaldırmasıyla İstanbul’un kapıları açılmış. Müjde gerçekleşmiştir.

-Yine Musa’nın da Yahudi çocuklarını çölde kırk yıl eğitip, engellerin kaldırılıp yeni nesillerin yetişmesi fethin önünü açmıştır.

Hala memleketimizde kendisini aşamayan birçok insan var. Bunlar toplumu Nasıl aşsınlar?

Onun içindir ki de mesele manileri defetmektir.

Türkiye’de yeni yeni manileri defetmekle dışa açılmakta, Ayağa kalkmaktadır.

************

İttihat ve Terakki Mason hakimiyetinde olan bir teşkilattır.

maalesef başında İttihat yani Birlik, sonunda da Terakki yani Yükseliş olan bir parti. fakat masonluğa hizmet eden bir parti.

Bugün ise değişik adlarla aynı zihniyet varlığını devam ettirmektedir.

Dün İttihat ve Terakki’nin hedefe abdülhamid’i devirerek, İslam dünyasıyla bağlantısını koparmak iken, bugün ise Sayın Erdoğan’a bahane ederek İslam dünyasıyla bağının kurulmasını engellemeye çalışmaktadır.

Dün bağlantıyı koparmaya çalışanlar, bugün bağlantıyı engellemeye çalışmaktadırlar. Zira tesbihin imamesi Eğer koparsa taneler etrafa saçılır ve dağılır.

1502 yılında Şah İsmail, safeviler şeyhlikten şahlığa geçmek için Anadolu’yu Şii yapmaya çalışmıştır. Yavuz ise onun önünde en büyük engel olmuştur.

İran 23 defa bu milletle savaşmış, problem çıkartmıştır ve Bugün Amerika İran bahanesiyle bize saldırmakta, iran Türkiyenin güçlenmemesi için pkk-yı engellememektedir.

Adeta abd-nin ortadoğuya saldırmasına iran çanak tutmaktadır.

Bugün de PKK 16 kişiyi şehid ettiği halde hala Onların bir terör örgütü olduğuna inanmamak da, eğer doğruysa diyerekten maalesef şüpheli hareket etmektedir.

Sözde müttefik.. Güya müttefik

Batsın senin böyle müttefikliğin.

*********** 

Ne Hazin bir Tecellidir ki 16 tane şehit veriyoruz. Onların, Şehit verilenlerin hesabı sorulmuyor. Onun karşılığında PKK’lıların nasıl öldürüldüğü, gerçekten o şehitleri onlarınmı öldürdüğü, Bu doğru mu, belki, Acaba, gerçekten PKK mı yaptı diyerekten adeta katil affedilmeye savunmaya çalışılırken, şehit olanlar maalesef göz ardı ediliyor. Ne kadar Hazin bir tecellidir ki hem içeride, hem de dışarıda, hem Amerika belkiler ile, acabalar ile, Acaba gerçekten PKK yaptığımı diyerekten adeta onu temize çıkartmak için her türlü kolaylık gösteriliyor.

O şehitlerin Şehadet’inin üzerini örtmek, perdelemek amacıyla suçu tamamı ile devlete yıkmak hesaplanmaktadır.

Bunca 6 binin üzerinde insanı öldürdüğü, çocuk kadın yaşlı demeden herkesi öldürdüğü halde, hala PKK’yı temize çıkartma yoluna gidilmektedir.

************    

Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”

Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; (ve de öldürürler)sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.”Nuh.26,27.

Aç canavara karşı tahabbüb, merhametini değil, iştahasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.”Mektubat, s. 456

************    

Boğaziçi Üniversitesindeki oyun dış destekli ve Üniversite içindeki piyon ortaklığıdır.

*Devletin en üst kademesinden İç İşleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu 15 Temmuzda Abd’nin işin içinde olduğunu dile getirdi.

‘Fetö Abd ile yaptı’ ve Pkk’ya 50 tır silah ne olduğunu ve kimin yanında olduğunu ve bu milleti nasıl yüzüne gülüpte arkadan hançerlediğini göstermiyor mu?

Hani Pkk’yı terörist olarak tanımışlardı?

Yetmedi mi?

Ya Türkiyeden kaçan teröristler nerede barınmakta?

Neden nato darbe yapanları bize iade etmedi?

Hemen cevap vermeye çalışan elçi, bunun nato ortaklığına uygun olmadığını söylerken, nato ortaklarının dünden bugüne darbelerin içinde olduklarını kendilerine çok iyi yakıştırmış olsa gerekler.

-Ne Hazin bir Tecellidir ki 16 tane şehit veriyoruz. Onların, Şehit verilenlerin hesabı sorulmuyor. Onun karşılığında PKK’lıların nasıl öldürüldüğü, gerçekten o şehitleri onlarınmı öldürdüğü, Bu doğru mu, belki, Acaba, gerçekten PKK mı yaptı diyerekten adeta katil affedilmeye savunmaya çalışılırken, şehit olanlar maalesef göz ardı ediliyor. Ne kadar Hazin bir tecellidir ki hem içeride, hem de dışarıda, hem Amerika belkiler ile, acabalar ile, Acaba gerçekten PKK yaptığımı diyerekten adeta onu temize çıkartmak için her türlü kolaylık gösteriliyor.

O şehitlerin Şehadet’inin üzerini örtmek, perdelemek amacıyla suçu tamamı ile devlete yıkmak hesaplanmaktadır.

Bunca 6 binin üzerinde insanı öldürdüğü, çocuk kadın yaşlı demeden herkesi öldürdüğü halde, hala PKK’yı temize çıkartma yoluna gidilmektedir.

************    

Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”

Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; (ve de öldürürler)sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.”Nuh.26,27.

Aç canavara karşı tahabbüb, merhametini değil, iştahasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.”Mektubat, s. 456

************    

-Boğaziçi Üniversitesindeki oyun dış destekli ve Üniversite içindeki piyon ortaklığıdır.

-Devletin en üst kademesinden İç İşleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu 15 Temmuzda Abd’nin işin içinde olduğunu dile getirdi.

‘Fetö Abd ile yaptı’ ve Pkk’ya 50 tır silah ne olduğunu ve kimin yanında olduğunu ve bu milleti nasıl yüzüne gülüpte arkadan hançerlediğini göstermiyor mu?

Hani Pkk’yı terörist olarak tanımışlardı?

Yetmedi mi?

Ya Türkiyeden kaçan teröristler nerede barınmakta?

Neden nato darbe yapanları bize iade etmedi?

Hemen cevap vermeye çalışan elçi, bunun nato ortaklığına uygun olmadığını söylerken, nato ortaklarının dünden bugüne darbelerin içinde olduklarını kendilerine çok iyi yakıştırmış olsa gerekler.

**********  

Bu memlekette konuşanlar bir asra yakın süredir ya konuşturulmadı, ya konuşursa bir vesile ile susturuldu.

************  

Eğer deccal gelse ateizm, kominizmden daha dehşetli ne yapılacak ki?

Hatta sadece İslam’a değil, tüm dinlere savaş açmıştı, komünizm ve sosyalizm…

Veya gerek Türkiye de ve gerekse İslam dünyasında değiştirilmemiş, tahrib edilmemiş ne kaldı ki, gelecek olan deccal ve Süfyan onu değiştirmiş olsun?

**********  

Bu memlekette konuşanlar bir asra yakın süredir ya konuşturulmadı, ya konuşursa bir vesile ile susturuldu.

************  

Eğer deccal gelse ateizm, kominizmden daha dehşetli ne yapılacak ki?

Hatta sadece İslam’a değil, tüm dinlere savaş açmıştı, komünizm ve sosyalizm…

Veya gerek Türkiye de ve gerekse İslam dünyasında değiştirilmemiş, tahrib edilmemiş ne kaldı ki, gelecek olan deccal ve Süfyan onu değiştirmiş olsun?

**************  

RAHMET-İ RAHMÂN’A KAVUŞAN ÜNLÜ PSİKOLOG DOĞAN CÜCELOĞLU’NDAN HAYAT DÜSTURLARI:

  Yalan insanın ruhunu öldürür.                                                             

Ayrılıktır aslında ölümü acı kılan.

Ayrılıklar ölüm acısı gibidir.                                                    

Ön yargı; arı soktu diye bal yememektir.                                                   

İnsanın gerçek gücü sevgisinde açığa çıkar.

Mücadele insana değer katar.

Göz yaşı merhametin pınarıdır.

Merhamet etmeyen  meyve vermeyen ağaç gibidir.                              

İki insan birbirinin farkına varınca iletişim başlar.  Mutlu olmak istiyorsan mutlu etmesini bilmelisin.                                   

Mükemmel değil merhametli insan yetiştirmeyi hedefleyin.                                                            İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır.                    

Ruhu öldürmek, bedeni öldürmekten daha büyük cinayettir.                    

Dil ne kadar yetersiz kalıyor insanın çektiklerini anlatmada.                             

Aklını gönlünün değerleriyle yöneten insan yaşamın efendisidir.

Kalbinin sesini dinleyen insan vicdanlıdır.

Mutluluk aramakla bulunacak şey değildir, onu inşa etmek gerekir.     

Kendi özüyle ilişkisi olmayanın gerçek anlamda kimseyle ilişkisi olamaz.                                                                                                  Sanırım çocuğun aklını hiçe saymak ona yapılabilecek en büyük zulümdür.                                                                                                                                                                                                          Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın acısı hep gizlidir.                                                                                                                                                                                                                                           Hiç hata yapmayan insan,hiçbir şey yapmayan insandır.

Hayatta en büyük hata,kendini hatasız sanmaktır.

Sevilmek için sevmek gerek.

Annen yoksa  kimsen yok.😔   

Saygı ve rahmetle anıyoruz.

++++++.

Doğan Cüceloğlu

“Ben Amerika’da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika’da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.

Türkiye’ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye’de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.

Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı…. Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.

Benim analığım yörüktü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. ‘Vurma oğlum’ dedi. Ben, sen ne bilirsin Yörük karısı tavrı içinde,  ‘Ne var parmak gibi küp küçücük kuş’ dedim.

Analığımın cevabı: ‘Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah.’ dedi.

Şu derinliğe bakın. Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar Sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım.

Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki, ‘çok mutluyum’ dedim ağlayarak. Kendi kendime ‘Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım.

Biz bütün insanlar kardeştir deyince sanki çok şey söylüyoruz. Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok. Hepsi birbirine eşit. Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş. Şu bilinci görüyor musunuz? Nereden geliyor bu?

Bu, tasavvuf kültüründen geliyor. Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var. Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.

Bu topraklarda neler birikmiş. Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir içerisinde o bilgelikler bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”

*Cemil Meriç ise; Bizim aydınlarımız din düşmanı değil ancak İslam düşmanıdırlar, der.

No ResponsesŞubat 21st, 2021

43-MU’CİZAT-I ENBİYA-7-

No ResponsesŞubat 20th, 2021

42-MU’CİZAT-I ENBİYA-6

No ResponsesŞubat 19th, 2021

41-MU’CİZAT-I ENBİYA-5-

No ResponsesŞubat 19th, 2021

40-MU’CİZAT-I ENBİYA-4-

No ResponsesŞubat 18th, 2021

39-MU’CİZAT-I ENBİYA-3

No ResponsesŞubat 17th, 2021

37-MU’CİZAT-I ENBİYA-1

No ResponsesŞubat 17th, 2021

38-MU’CİZAT-I ENBİYA-2

No ResponsesŞubat 17th, 2021

36-HAKİKİ ADALET VE TESİRLİ CEZA

No ResponsesŞubat 16th, 2021

35-ANARŞİNİN ÇARESİ

No ResponsesŞubat 16th, 2021

34-TAŞ-AĞAÇ VE HAYVANLARLA İLETİŞİM

No ResponsesŞubat 16th, 2021

33-HÜVE NÜKTESİ

No ResponsesŞubat 15th, 2021

32-HAKİM-RAHİM VE VEDUD İSİMLERİNİN TEZAHÜRÜ

No ResponsesŞubat 14th, 2021