ŞİFA

ŞİFA

Hz. İbrahim Peygamber: “Hastalandığımda da O bana şifa verir.”[1]

Bediüzzamanın talebelerinden Merhum Ali İhsan Tola maddi ve manevi hastalıkların tedavisinde, bazı sırlara vukufiyetinde bir kadir gecesi mesabesinde bin ay bereketli ömür sürmüş bir şahsiyettir.

Büyük şahsiyetler genellikle kendi hayatlarında pek bilinmez, hayatları yeteri kadar kayıt altına alınmaz.

Merhum Tola-nın ansiklopedik hayatı nisbeten kendi ve çevresi tarafından hatıralarla kitap haline getirilmiştir.

-Bende kendisini 1993 yılında asker dönüşü ziyaret etmiş ancak evde bulamamıştım.

Adeti üzere sobasının üzerinde Karabaş otu kaynıyordu.

Telefonla görüştüğümde bir hadisi nakletmişti; ”Devası bulunmayan hastalıktan dolayı ölen şehittir.” demişti.

-Haşlanmış buğday ile pişmemiş buğday nasıl ürün vermede aynı değilse, aynı şekilde de bitkilerin faydaları da özelliklerine göre ayrılır.

Tabiat bir eczahanedir. Merhum Tola adeta bitkilerle konuşarak özelliklerine vakıf olmuş maddi manevi özelliğe sahiptir.

Kendisinin hayatını ve tavsiyelerini internet ortamında genişçe takip edebilirsiniz.

Bu zamanın en büyük terörü, gıda terörüdür.

Daha önceleri de genişçe yazdığım üzere; Kur’an-ı Kerim-de Yahudilerin yer yüzünde iki defa fesad çıkaracaklarını beyanla, ikincisinde Ekini ve Nesilleri bozacaklarından bahsedilir.

Özellikle ekin ve tohumların bozulan genleri hem gıda sektörünü kontrol altına almaktadırlar ve daha önemlisi ise, Dna-sı değişen genli tohumların, insan bünye ve genlerini değiştirmiş olmasıdır.

-İnsanların hayatı dünyada ilaçlarla kontrol edilirken, gıda ile kontrolü sürdürülmeye çalışılmaktadır. Su ile adeta belli şirketlere bağımlı hale getirilmeye çalışılıyor. Yani ne olacak ve ölecek, ne iyileşecek ne de ölecektir. İkisinin ortasında hayat boyu ilaçlı hayat, hayat boyu su ve gıda şeklinde bir bağımlılık içerisine İnsanoğlu sevk ediliyor.

Tabiat eczahanesinden bilinçli olarak her derde deva olacak ilaçlar bulunmaktadır.

Ölüm hariç her derdin devası vardır. Nitekim hadiste; “Çörek otu ölüm hariç her derde devadır.” buyurulur.

Mesela; Kırk kilit otu fıtık için. Ovokado güç için ve D vitamini,. Çoban çantası, hardal tohumu, huzursuz bacak için. Aslan pençesi, Melisa uyku ve kan şekeri için, vs.

-Burada Merhum Tola-nın eserinden önemli noktaları iktibasla istifadenize sunmaya çalışacağım;

”Ziyaretlerinden birinde Üstad, Ali İhsan Tola’ya Hindistanlı Mahatma Gandi’yi anlatarak onun İngilizlere karşı açlık orucuyla boykot yaptığını söyler. Mahatma Gandi’nin açlığa dayanma sırrını anlatırken madenlerin insanı beslediğinden söz eder. “Maddenin katı, sıvı, gaz, bir de nur hali olduğunu, maden ve taşların bunları havaya neşrettiğini, bunların nefes borusuyla insana geçtiğini, vücutta Kur’an’ın sure sayısı kadar 114 elementin bulunduğunu, her organın ayrı bir maden içerdiğini, eksildiği zaman o insanın hasta olduğunu, binaenaleyh madenlerin bu yolla insanı hem besleyip hem de tedavi ettiğini” anlatır. “İşte Mahatma Gandi’nin yetmiş gün yemeden aç durabilmesinin sırrı budur” der.

İngilizler, “Sanayi kuracağız, Asya hakimiyetini elde edeceğiz” diye el sanatıyla uğraşanların kollarını kesmişler. Böylece herkesin kendi tekniğine muhtaç olmasını sağlamak istemişler. Buna karşı Gandi yetmiş gün oruç tutmak suretiyle boykot yapmış, yetmiş milyonun mukadderatını kurtarmış, böylece İngiliz hakimiyetine son vermiş.”

-‘Kafa süpürgesi denilen ot karabaş otudur. Kafa süpürgesi adını tıpça meşhur İbn-i Sina koymuş. Birçok baş ağrısına sebep olan beyindeki tıkalı kılcal damarları açarak ağrıyı kesip rahatlattığı için bu ismi vermiş’

-Sözlerinden Bir Demet:

• Besmele ve yedi Fatiha-i Şerife, bütün hastalıklar için şifaya vesiledir.

• Besmele, cifrî hesabı miktarı (786) çekildiğinde her ne istenirse yerine getirileceğine kefil olabilirim.

• Bismillahirrahmanirrahim ilahî bir şifredir. Allah “acz”, Rahman “fakr”, Rahim “şefkat”in anahtarıdır.

• 19 euzü çekilirse kayıp bulunur.

• Dışarıdan gelen vesveselere 11 Felak okunmalı, nefisten gelen vesveselere 11 Nas okunmalı.

• Cimriliğe karşı 11 defa Maun Suresi okunmalı.

• Şirke karşı 11 defa Kafirun Suresi okunmalı.

• 11 sayısı esma-i ilahiyeye merdivendir.

• Fatiha’da Hayy sırrı var. Okunduğunda akım değişiyor.

• İsm-i Azam dokuz tanedir: Allah, Rahman, Rahim, Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs.

• Kabristandan meyve yemek, mezar taşı okumak vesvese verir.

• Tıbb-ı Nebevî’de ameliyat yok. Kâinatta ölümden başka her derdin devası vardır. Hasta olan hücre kâinatta yaratılan bitkiyle, madenle, mineralli sularla, hayvan organlarıyla tedavi edilebilir.

• 10-21 Mayıs arası bir yıldız doğar, insanların hastalıkları kalkar. Bu yıldız 10- 21 Aralık’ta batar. Her yıldızın neşrettiği bir şua var. Dünyada sıklet, ağırlık teşkil eden maden demirdir.

• Migrene karabaş balı kullanılmalı. Karabaş balı, beyin hastalıklarında damar açıcıdır. Karabaş otu (kafa süpürgesi) dağlarda kar sularıyla yetişir. Senirkent yöresi dağlarında yetişir. Üstad, “Bu ota dikkat et” demişti.

• Kuyruk yağı romatizma, bel ve boyun ağrılarına iyi gelir.

• Kemik erimesine karşı kuyruk haşlanıp aç karnına yenmeli, belden alt kısmına tırnaklara kadar sürülmeli.

• Kalp damar tıkanıklıklarına karşı karabaş balı yenmeli.

• Suyun bulunduğu yerde hangi maden varsa, o maden suya geçer ve insan o suyu içtiğinde ona tesir eder.

• Kudret narı yağı, güzelleştirir, yüzde leke koymaz. İçilir ve hastalıklı yere sürülürse sedef hastalığını ve kaşıntıları yok eder.

• Kâinatta ne kadar alet varsa insanda numunesi vardır. İnsan kâinat kadar frekansa, anahtara sahiptir.

• Bitkilerin şeklinden aldığı şifreyi çözmek hikmetü’l-eşyadır.

• Beş saatte bir saat nefsin ihtiyacı var.

• Yaylada otlamış koyunun kuyruk kısmı haşlanıp yılda bir defa aç karnına yenmeli. O noksanlaştı mı kireçlenme başlar.

• Ardıç yağı, antibiyotik yerine geçer. Ardıç yağına demiri koysan eritir, ama vücuda zarar vermez. Vücuttaki cerahati, iltihabı çıkarır, temizler. Vücut dengesini temin eder. Antibiyotikten daha kuvvetlidir.

• Saf zeytinyağı ve kantaron, iç ve dış kanamaları önler, hücreleri yeniler, sinir uçlarını tamir eder. Kantaron yağı kanser ağrısını yok eder.

• Ağrı için ardıç yağı ve kantaron karışımı sürülür.

• Elmayı kabuğuyla yemek yüz güzelliği yapar.

• Çayı limonla içmek, çayın kan yapıcı özelliği yok etme keyfiyetini giderir.

• Saç için, kekik suyu ile saçlar yıkanır, dibine lavanta yağı sürülür. Kantaron yağı sürülür, saç diplerindeki cerahat boşalır, dibinden saç çıkar.

• Günlük 21 tane kuru üzüm hafızayı açar. Her birini besmele çekerek yemeli.

• Çörek otu baş ağrısını keser.

• İnsan öldükten sonra cesedinden “acbüz-zeneb” kalır. Ateşte yanmaz, asitte erimez.

• Taşın neşrettiği şua vücutta eksik olan madeni tamamlar.

• Zümrüt, nazarı etkileyen taştır.

-“Ali İhsan Ağabey’de kalpten geçen sorulara cevap verme özelliği vardır. Artık oradan mı çıkardı bilmiyorum, “Şam’a girdiği anda İsrail bitecek” dedi. “Her taş, arkamda bir Yahudi var diyecek” dedi. Kardeşler, “Bunun tarihi kaç?” diye sordular. O tarihi size verebilmem için bu kitapların hepsini okumam lazım” dedi. Oradan çıkınca bazı kardeşler Golan Tepeleri İsrail ile Şam arasındadır. Acaba buradan mı kaynaklanıyor diye yorumlar yaptılar. Ama Ali İhsan Ağabey’in söylediği buydu.

-“2012 sıkıntılı geçecek, sonra devamlı yükseliş olacak” dedi. Bunu sadece Türkiye olarak düşünmemeli, bütün İslam dünyası olarak düşünmeli. Nitekim şu anda İslam dünyası büyük sıkıntı ve bir inkıbaz içinde, doğum sancıları geçiriyor.”

-“Yeni evlendiğimde bazı sıkıntılarım vardı. Felak-Nas yazdırmıştı. “Bir yazmak on okumaya bedeldir” diyordu. Kur’an’ın yazılmasını çok teşvik ediyordu. Felak-Nas yazmaya başladıktan sonra mucizevari değişiklikler gördüm. Besmele yazılmasını da isterdi. Hatta kendisi boş bir kâğıt bulduğunda yüz tane, doksan tane, elli bir tane besmele yazardı. Müsvedde kâğıtlarını bile değerlendirirdi.”

-“BİR GÜN ÜÇ ARKADAŞ yanına gittik. Sinüzit benzeri rahatsızlıklarımız vardı. Kucağına tek tek yattık. Burnumuza karabaş yağından birkaç damla damlattı. İki arkadaş dengeyi kaybetti, bir oraya bir buraya gidip geliyorlar. Ben bunları görünce yaptırmayayım dedim. Sonra ben de yaptırdım, aynen onlar gibi oldum. O sadece gülüyordu. Çünkü biliyordu ki iyileşiyorlar. Beyindeki ve kafadaki bütün birikintileri o yolla atıyormuşsun. Bir müddet sonra bütün burun, geniz ve alnımın komple açıldığını hissettim. Okula motorla gidip geldiğimden üşütmüş, sinüzit olmuştum. Hepsini temizledi.

Bizim hanımın kardeşi var. Kendisi çok sık sara nöbeti geçiriyordu. Ona karabaş balı verdi. Ondan sonra hiç nöbet geçirmedi. Küçükken havale geçirmişti. On yıldır o balı kullanıyor.

-Ardıç Yağının Şifalı Mahiyeti.

Ardıç yağından Amerika’nın kırk ton istediğini ve çok da para teklif ettiklerini anlatmıştı. Ama vermediğini, aleyhte kullanabileceklerini, yoksa bundan çok büyük para kazanabileceğini söylemişti. Bir defasında gittiğimizde konu bitkilerden açılınca, söz ardıca geldi. Mahiyetinin antiseptik bir madde olduğunu, bazı ilmî hususiyetlerini rakamlar vererek anlattı:

“Beyin tümörünün kökü saçaklıdır, ameliyatla kesseler de kökü kalabilir, hatta bazen daha da azdırabilir. Ameliyat esnasında beyni açtıklarında tümörün üzerine ardıç yağı dökseler, o kök kendini bırakır, yukarı çıkar. Ben bunu bizzat kendim yaptım. Buraya gözünde tümör olan bir hasta geldi. Adamın gözünü alacaklarmış. Ben gözü alınacak adama bir beze ardıç yağı döktüm verdim, gözünün üzerine koydu, saat tuttum, on iki dakika, baktık biraz daha kalmış, bir daha koymasını söyledim. Toplam on beş-on altı dakikada ameliyat olacak gözü ufak bir pansumanla halletti. Gözdeki tümörü temizledi.”

-Keçiborlu Suyu.

Keçiborlu suyundan yüksek tansiyonu olan birine verdi, dakika tuttu, on beş dakika sonra tansiyonunu tekrar ölçtüklerinde düştüğünü gördüler. Zaten son döneminde o suya çok emek verdi. O suyun hazine-i Rahman’dan geldiğini söylerdi. Beni Sandıklı’ya göndermişti. Orada da bir su vardı. Onda da kükürt ve demir vardı. Onunla diğer suyun karıştırılıp âlem-i İslam’ın menfaati için kullanılabileceğini söylemişti.

Bir keresinde bir bayan gelmişti. Göğsünde tümör varmış. Mavi akik vardı, o taşı kadının göğsüne koydurtmuş. Bizim hanım kendisi görmüş. Sanki gözyaşı döker gibi o taştan su akmış. Kadın, “Kurtuldum kurtuldum!” diye bağırmış. Zehirli guatra da yeşil kehribarın kullanılmasını tavsiye ederdi.”

-“Keçiborlu’daki Kükürtlü Su.

2005 yılında Keçiborlu’daki kükürtlü suyla ilgili bana bir görev verdi. “Amcam, bu proje bana Üstad’ın verdiği yüz projeden biri. Nasıl makinelerin benzine, mazota ihtiyacı varsa, tüm canlıların da bu suya ihtiyacı var. Bunu tüm dünyaya ulaştırmanız lazım. Ancak pahalı satmanızı kabul etmiyorum” dedi. Çok ortaklı olması için de tüm sülaleye duyurmamızı istedi.

-“Efendimizin (a.s.m.) “Haramdan şifa ummayın” hadisi üzerine bugünkü tıpta kullanılan yasak maddelere karşıydı. Hastalarına Tıbb-ı Nebevî’yi tavsiye ederdi. Mesela, “Kan aldırmayı Peygamber Efendimizin yaptırdığı zamanda yaptırın, yoksa maraz olur. Kur’an ayetlerine muhalefet olduğu gibi, tekvinî ayetlere de muhalefet vardır. Cereyanda durursanız hasta olursunuz” derdi. Margarini sevmez, margarinle yapılan hazır gıdaların alınmamasını tavsiye ederdi.

“Kur’an’la meşgul olanlar sığır eti yemesinler; sütü şifa, yağı gıda, eti maraz getirir” derdi. Ete baharat kullanmanın zararını engelleyeceğini söylerdi.”

-“Üstad, bir gün Ali İhsan Ağabey’e, “İnsanlar senin elinden şifa bulacak” buyurmuşlardı. Bu müjdeye mazhar olan Ali İhsan Ağabey, bu hususta da büyük hizmetler ifa etmekteydi. Eğer kendisine gelen bir doktor ise, hele kendi bilgisine güvenerek biraz da imtihan niyetiyle gelmişse, tababetle ilgili sohbette bulunur, insan anatomisini inceler, alternatif tıpla, Tıbb-ı Nebevî ile ilgili bilgiler aktarır, ona ancak kemal-i edeple Ali İhsan Ağabey’i dinlemek düşerdi.”

-“Sabah namazından sonra yatmazdı. Daima risale ve Kur’an yazardı. Abdestten önce misvak kullanırdı. Yemeklerde baharatı hiç eksik etmezdi. Dışarıdan gelen hediyeleri kabul etmez, etse bile dershaneye yollardı. Üstad’ın düsturu olan yediğimiz içtiğimiz şeylere dikkat etmemizi tavsiye ederdi.”

-“Sohbetlerinde sanki sır âlemine bakarak konuşurdu. Melekutî iklimlere girer, hissettiği manaları şifreler, kendisini dinleyenlere bir sır olarak anlatırdı.”

Çok defa müşahede edilmiştir ki, kalp gözü açık bir insandı.

Bunu buraya almamdaki sebep; Uğur Dündar-ın namaz kılan öğrencilere tahammül edemeyip teşhir edip suç unsuru göstermeye çalışmasıyla, manevi yıkımdaki rolünü siyah bir leke olarak tarihe  tescillemek içindir.

-“Uğur Dündar’ın Oyunu.

Uğur Dündar, Ali İhsan Amca’nın gelenlere şifa dağıttığını duyup gelmiş, televizyonda haber yapıp güya onu rezil edecek. Aşağıda arabada durmuş, evine bir bayan göndermiş. Tabii Ali İhsan Amca ne maksatla geldiğini biliyor. “Bacağımın şurası ağrıyor, hocam bir ovuver de geçsin” demiş. Kadın eteğini, bacağını açmış. Ali İhsan Amca, “Lütfen doktora gidin” deyip elleriyle yüzünü kapatmış. “Ben arabayla geldiğinizi, dışarıda park edip seni gönderdiklerini biliyorum” demiş.

“Oğlum Aydın gel” diye çağırdı. O sırada ben içeri girince, “Ne oldu?” derken kadını işaret etti. “Çık dışarı” deyip kolundan tuttuğum gibi kapıdan atıverdim. Öyle kaç tane geldi. Sonra kadın geldi, “Ben bir şey yapmadım” diye özür diledi.

“Asr-ı Saadet’te bir sahabe varmış, Efendimize laf söylediklerinde ağzına geldiği gibi sayarmış. İşte bu da onlardandır. Sen serbestsin” derdi.

-Bütün hayatında en çok da bitkiler içerisinde; Karabaş otu ve özellikle Karabaş balı, Ardıç otu, Kantaron yağı üzerinde durmuştur.

– Klorda kısırlaştırıcı özellik vardır, der.

-Acaba Belediyeler toplumu kısırlaştırıyor mu?

Nasıl mı?

Şebeke suyuna attıkları klordan.

Prof. Dr. Osman Erk, suya katılan klorün ‘trhialometan’ adlı kimyasala dönüştüğünü söyledi. ‘Bu da kanserojen etki gösteriyor. Zehirli su sadece içmekle değil, sıcak duşla da vücuda girer’ diye uyardı.

Suları dezenfekte etmek için suya katılan kimyasal maddeler de sağlığı olumsuz etkilemektedir.[2]

Buna çözüm olarak; Kısırlığa ardıç yağını tavsiye eder.

Onun yerine çam çırasıyla dezenfekte yapılabilir.

-Diz ağrısına ise kuyruk yağını tavsiye der.

MEHMET ÖZÇELİK

14-08-2019


[1] Şu’arâ Suresi 80. Ayet.

[2] https://www.google.com.tr/amp/s/m.takvim.com.tr/yasam/2017/02/22/musluktan-kanser-akiyor/amp

No ResponsesAğustos 14th, 2019

KAZ DAĞINDAKİ YOLUNACAK KAZLAR

KAZ DAĞINDAKİ YOLUNACAK KAZLAR

Kaz dağlarında altın arama bahanesiyle gezi zihniyetliler ayağa kalktılar.

Oysa burayı sit alanından çıkaran Chp’dir.

Tarkan denilen kişi, İBB başkanı Ekrem İmamoğlu orada villaları olup, ormandaki ağaçları keserek villa yapanlar birden ağaç sevdalısı kesildiler.

Bu kirli tezgah daha önceleri de sergilenmişti.

Oyunun çok yönü yatsıya bile kalmadan ortaya çıktı.

Oysa burada aranıp aranmasına karar verecek Tübitak ve benzeri kuruluşlardır.

Türkiye-nin büyümesini istemeyenler, Türkiye-ye her yönden ve her türlü bahanelerle saldırmaktadırlar.

Kendi büyümelerini, bizim küçülmemizde görmektedirler.

Evvelden bunu gizli yaparlarken, bu gün her şeyin açığa çıkmasından dolayı açıktan açığa yapmaktadırlar.

Ben bunun geçmişteki tesbit edilen belgelerini hayatıyla ödeyen Hablemitoğlu’ndan iktibasla sizlere az bir kısmını arzedeceğim;

“Almanya’nın, bizi bizden iyi tanıdığı gerçeğidir. Bergama’da etken güç olarak alevi inançlı üç köy halkını gösteren; üretim yapacak şirket dolayısıyla “anti-emperyalist”, “sosyalist” ve “ulusalcı” söylemleri ve sloganları öneren Almanya, tüm gücü ile 10 yıllık bir süreç­ te altın üretimini yaptırmamayı başarmıştır. Bergama’da altın üretiminin yapılmaması, Türkiye’deki yüzlerce altın yatağında üretim yapılmaması demektir ki, bu ülke, bu konuda önemli mesafeler almıştır. Türkiye ise, üstünde oturduğu zengin altın, bor gibi stratejik madenlerin fakir bekçisi konumunda, birkaç milyar dolar kredi için bağımsızlığından ödün verir duruma gelmiştir.
Üretim yapamayan-yaptırılmayan bir Türkiye, sömürgeleşmeye doğru sürüklenmektedir.

İTÜ Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Önal, “Türkiye’nin bugün bilinen maden kaynaklarının toplamının 2 trilyon doların üzerinde olduğunu” öne sürerken, Bergama’da ortaokuldan terk Oktay Konyar, kendini “siyanür uzmanı” nitelendirerek “altına hayır” kampanyası başlatabilmektedir. Bu konuda, gerçek bilim adamlarının sessiz çığlıkları Türk kamuoyunda ve bürokrasisinde duyulmazken, Almanya’nın destek ve güdümündeki bir avuç kışkırtıcının sesi, ta Avrupa Parlamentosu’nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yankı bulabilmektedir.

..Almanya’daki Türkleri biliriz de, Türkiye’deki Alm anları bile­ nimiz var mıdır? Kastedilen, Almanya’daki 2,5 milyon Türk vatandaşına karşılık Türkiye’de yaşayan -çoğu em ekli- yaklaşık 100.000 Alman değildir.

.. Türkiye’deki Alman “Derin Devleti”nin temsilcileri, gerçekte Alm an Dış İstihbarat Servisi olan “Bundesnachrichtendienst” (BND) mensubu olup, bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında, bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci,
Türkolog, siyasetbilimci, çevrebilimci, ekonomist, sosyolog, etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı), serbest araştırmacı, sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler.

Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütleri (NGO) olgusunu çok iyi kullanan, zaafları ve mevzuat açıklarını çok iyi değerlendiren Alm an istihbaratçıları, Türkiye’yi tanımakla işe başlayıp, kısa sürede hemen her alanda Türkiye’yi yönlendirme aşamasına gelmişlerdir.

…Türkiye’de faaliyet gösteren Alm an vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan “taşeron” NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegrasyon sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur.

.. Türkiye’ye yönelik dış tehditleri kategorize ettiğinizde, iki temel yöntemin kullanıldığını görürsünüz. Örneğin, Yunanistan, İran, Suriye gibi ülkelerin düşmanlığı nettir. Dost görünmek için arada bir zorlasalar da, buna kendileri bile inanmazlar. Tanırsı­nız, bilirsiniz ve önlemini alırsınız. ABD gibi müttefik ülkelerin “dostluk” anlayışları ise, sadece kendi çıkarları açısından söz konusudur. Dostluk ya da düşmanlığın nerede başlayıp ne zaman ve nerede biteceğine tek taraflı olarak kendileri karar verirler.

…Almanya, Türk üniversitelerinde ve bürokrasisinde “etki ajanı” (en olumsuz halde Alman sempatizanı) yetiştirmek için de büyük meblağlar harcamaktadır.

…ABD’de faaliyet gösteren 144 altın madeni ile Kanada’da faaliyet gösteren 102 altın madeninde üretimi durduran hiçbir çevreci eylem söz konusu olmamıştır. Keza, komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Rusya Federasyonu ve Ermenistan başta olmak üzere, Avrupa’daki 16, tüm dünyadaki 661 işleyen altın madeninden çevreci eylemlere muhatap olarak kapatılan ya da üretimden alıkonan maden sayısı, hiçbir zaman bir elin parmaklarını geçmemiştir. Son derecede geri ve yetersiz teknoloji ile işletilen Romanya’daki Baia Mare madeni bile, 30 Ocak 2000’de atık havuzunun aşırı yağışlar sonucu tasmasıyla ortaya çıkan çevre felâketinin ardından kısa bir süre sonra önlemlerini tamamlayarak üretime açılmıştır.

Gelelim Türkiye’ye!.. Dünyada altın üretimine karşı en yoğun, en uzun süreli, en gürültülü, en organize, en renkli, en anarşist, en dıştan yönetilen, en anti-emperyalist, en etnik, en mezhepçi, en sosyalist, en ulusalcı tepkiler gösterilen tek ülke, Türkiye!.. Ve bu tepkinin simgesi de Bergama!..

…Oysa, tüm dünya gibi bizler de biliyoruz ki, altın üzerinde oturuyoruz; ancak üretimini siyasal irade ve kararlılıktan, ulusal duygu ve bilinçten yoksun yöneticiler yüzünden beceremiyoruz, ayrıca engelleniyoruz.

…1990’dan itibaren altm karşıtı eylemleri organize etmek üzere, Bergama ve Havran’a yüzlerce Alm an görevlinin “turist” olarak geldikleri, ama arada hobi (!) olarak da çevrecilerle görüş­ meler yaptıkları, altınsız bir çevre uğruna karşılıksız (!) para yardımı yaptıkları bilinmektedir. İlk defa kim liğini ve misyonunu gizlemeden bölgeye gelen Alm an görevlisi Prof. Dr. Friedhelm Korte’dir.”[1]

MEHMET ÖZÇELİK

12-08-2019


[1] Necip Hablemitoğlu – Alman Vakıfları Bergama Dosyası –Pozitif. 299 sayfa. Alıntılar;Sh.16-17,22-23,30,54-55,72-73,89.

No ResponsesAğustos 12th, 2019

DEV ARŞİV-1-

No ResponsesAğustos 11th, 2019

ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MÜFREDATINDA YAPILAN TAVSİYELER

ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MÜFREDATINDA YAPILAN TAVSİYELER

Millet olarak Milli Eğitimin yerine oturmayan ve yeterli olmayan müfredatından vuruluyoruz. Hepimiz bu konuda bizarız.

Talim terbiye kurulu başkanının görevden alınıp, yerine daha şimdiden tartışılan birisinin gelmesi, [1] düşündürücü değil mi?

Müfredat ile ilgili sıkıntıyı daha önce de yazmıştım.[2]

Bazı dersler konusunda tavsiyelerim;

HADİS DERSİ

1-Peygamber Efendimizin muhtelif zamanlarda göstermiş olduğu Mu’cizelerden örnekler verilsin.

2-Sünnet ve Hadislerin Kur’an-ı Kerim-den sonra en önemli ikinci kaynak ve hayatımıza yansıyan ve uygulamamız gereken sünnetler üzerinde durulsun.

3-Akademik çalışmalardan ziyade, yaşanabilir ve hayata yansıyan noktalar ele alınsın.

TEFSİR DERSİ

1-Tefsir dersinde özellikle özet tefsir olan Celaleyn tefsirinin son cüz-ü (Nebe- den Nas-a kadar) Arapçasından iki dönem içerisinde okutulsun.

2- Akademik çalışmalardan ziyade, yaşanabilir ve hayata yansıyan noktalar ele alınsın.

Hiç olmazsa namazda okunan sureler hakkında bilgi sahibi olunmuş olur.

KUR’AN-I  KERİM

1-   9.sınıfların İkinci döneminde ezberler arttırılsın, Duha-dan itibaren ezberletilsin.

2- 12.sınıfların üniversiteye hazırlanmalarının vermiş olduğu yoğunluktan dolayı ezberler azaltılsın mesela önceki dönemlerdeki ezberlerin tekrarından sorumlu olunmasın.

3- Kur’an- Kerim-i yüzüne okutma teşvik edilsin.

FIKIH

1-Güncel tartışılan konular ele alınsın. Mesela;

-Dinde Kabir ziyaretinin yeri nedir?

-Dinde Velayet var mıdır?

Veli ve Keramet.

Keramet ve Mu’cize farkı nedir?

-İlk insan Âdem midir?

Kur’an-ı Kerime ve Hadis-i Şeriflere göre izahı nedir?

-Kur’an-ı Kerim abdestsiz olarak okunur mu?

Abdestli ve abdestsiz durumlarda yapılacak dini görevler nelerdir?

-Bütün yönleriyle itikattaki mezheb imamları olan Maturidi ve Eş’ari hakkında bilgi verilsin.

Osmanlı neden Fıkıhta Hanefi ve itikatta Maturidi mezhebini kabul etmiştir?

-Cennet ve cehennem ebedi midir?

-Allah cennette görülecek midir?

-Kimlerin cenaze namazları kılınmaz?

-İrtidat ve mürted nedir?

Kimler mürtettir?

Onlara ne gibi muamele yapılır?

-Sadece La ilahe illallah diyen Müslüman olurmu?

İslamiyetsiz iman kurtuluş sebebi midir?

-Cin ve şeytanın yaratılışı nasıldır?

MÜFREDATLA İLGİLİ TEKLİFLER

-Müfredat için 10 günde 112 bin müracaat ve teklif olmuş. Bu alanın boşluğunu ve bir asırlık ihtiyacı gösteriyor.

-İnkılap dersi kalkmalı.

-Fıkıh dersinde güncel konular işlenmeli.

-Siyer dersinde Bediüzzaman-ın Mektubat adlı eserinden 19. Mektuptaki Mucizeler işlenmeli.

-Hadis dersinde Bediüzzaman-ın Lem’alar adlı eserinden Sünnet-i Seniyye ile ilgili 11. Lem’a işlenmeli.

-11. sınıf Tefsir dersinde Celâleyn-nin Arapçası, 30. Cüz işlenmeli. Kısa ve özlü bir tefsir.

-Türkçedeki özellikle uydurukça kelimeler çıkarılmalı.

-Lisans sınıfları oluşturulmalıdır. Bu öğrenciler en az 20 saat ders görmeli, pratik yapılmalı.

-Sınıf veya seçilen bir kaç öğrenci yurt dışına gönderilmeli, herkes İngilizce dersi görmemeli. Öğrenciler, idare, öğretmen, veli, öğrenci ortaklığıyla seçilmelidir. Bunlar okulu bitirince üniversiteye direk girmeli veya hiç olmazsa 2 yıllığa direk geçip, yatay geçiş yaptırmalıdır.

-Meslek liselerinde aynı branştan 10 kişi varsa birisi koordinatör ve danışman seçilsin. Yazılı hazırlama, ders notları gibi her alanda öğretmenlerle irtibatlı çalışıp, destek olsun.

-Felsefe dersi gerçekten kaldırılmalı, yerine hikmet, mantık ve sosyoloji dersleri konulmalıdır. Bende bu derse girdim, beş para etmez insanlara epey yer verilmiş. Ben es geçip, hikmeti anlatıyordum.
MEHMET ÖZÇELİK
10-08-2019

[1] https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/iste-bu-olmadi-2052321

[2] http://www.tesbitler.com/2017/01/30/mufredat-programlarini-degerlendirme-calismasi/

No ResponsesAğustos 11th, 2019

3 – A

3 – A

Bir ömür yönetimde istikrar bekledim.. umdum.

Bulunamayacağını ve bir asırdır dahili ve harici süren oyunlardan dolayı devam edeceğini düşündüm.

Hep ben görmesem de nitekim babam ve dedemde görmemişti.

Ancak oğlumun görmesini ümit ettim.

On yılda bir yapılan darbeler bu istikrarı bozmak içindi.

Uzun süren istikrarlarda da, 17 yıl süren istikrar çabalarına ve uzun süren iktidarın gayretlerini rağmen, bu istikrarı bozmak için her yol denenmiş, havadan sudan bahaneler uydurulmuştur.

3 A- ya ( Ag-Ad-Ab= Abdullah Gül-Ahmet Davutoğlu- Ali Babacan) kızmamdaki sebep de, bu istikrara katkıda bulunmazken, bozmak için gösterdikleri çabalar mide bulandırıcı ve tarihe leke olarak geçecektir.

Bu 17 yılda Türkiye tarihinde görülmemiş hizmetler yapılmıştır.

Maddi manevi büyük katkılarda bulunulmuştur.

Zamanla çok daha iyi anlaşılacaktır.

-Türkiye-nin içten ve dıştan çepe çevre çevrilip her türlü oyunun oynandığı bir ortamda ihtilaf kapısını açıp, bölünmelere sebep olanlar samimi ve dürüst değillerdir.

Tarihte menfur olarak addedileceklerdir.

-Türkiye-nin yeni beddualı üçlüsü.

Fetö-nün bedduasından sonra içten içe beddua eden mahşerin üç atlısı.

Bir müddet önce belediye seçimlerinde Erdoğan in yenilmesi için adeta avuçlarını ovalarlarken, bugünde krizden medet ummaktalar.

Babanın ölümünü 4 gözle bekleyen miras yedi çocuklar gibi.

-Sende mi Brütüs…

Bu söz kime daha iyi uyuyor?

Davutoğluna mı? Babacana mı? Gül zaten baştan hesaplı..

Yoksa diğerlerinin de mi bir hesabı vardı?

Allah tüm bozuk hesapları boşa çıkartsın…

-Bilderberg acaba yıpranan masonluğun yerine mi ikame edilmektedir?

Yoksa masonluğun yan teşkilatı mıdır?[1]

*************** 

Oyunlar çemberi içerisindeyiz…

-Birilerini temizlemeye çalışırken, kendimizi kirletmeyelim.

-Hüseyin Gülerce komisyon tutanaklarından;” Kılıçdaroğlu Aralık 2013 yılında Fetullah Gülen tarafından görevlendirilen bir temsilciler ekibiyle Washington’da görüşme yapıyor.”

Oluşan gelişmelere bir atıfta bulunuluyor olsa gerek…

-Kırgızistan’da ne oluyor?

Bizde denenen oyunlar Ortadoğu ve Türk cumhuriyetlerinde devreye mi konuldu?

Bir asır önce Rus boyunduruğuna giren Türk cumhuriyetleri, şimdi de fetö eliyle ABD’nin yörüngesine mi dahil ediliyor?

************  

ABD dürüst değil. Bu toplumun tüm kesiminin de genel kanaatidir.

Bizi oyalıyor ve mutabakat göstermeliktir.

Çünkü bu onların yüz yıllık hayalleridir.

İsrail hesabına problemli bir Kürt devleti.

(Bununla ilgili bir çok yazı yazmıştım. [2]Mesela,

 Hadislerde belirtilen bir yangın ortamının oluşması ve Yahudilerle savaş.

ABD süs olsun diye otuz bin tır silahı oraya yığmadı.

Çocuk parkı da yapacak değil.

Binlerce km-den kalkıp buraya bir demokrasi havariliği yapmak için gelmedi.

Mutabakat tabiri caizse bizim gazımızı almak, heyecanımızı söndürmek amaçlıdır.

ABD-nin hazır beklettiği 110 bin terör örgütü itfaiyecilik yapsın diye değil, tam tersine Ortadoğu’yu ateşe vermek içindir.

Devlette bu konuda ABD’ye güvenmediği içindir ki sürekli ciddi olduğunu ifade etmektedir.

Böylece ABD bu mutabakatla Türkiye-nin önceden saldırısından haberdar edilecek, oda bunu PKK/Ypg-nin kontrolü ve korunması için kullanacaktır.

Ümitsiz değiliz ancak oyun da küçük değil.

Surda bir gedik açtık Mukaddes mi mukaddes
Ey kahbe rüzgar artık, Ne yandan esersen es!

MEHMET ÖZÇELİK

10-08-2019


[1] https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10157384323658374&id=656108373

[2] http://www.tesbitler.com/2017/10/13/garkad-agaci-abd/  

http://www.tesbitler.com/index.php?s=Yahudi

No ResponsesAğustos 10th, 2019

BİTİRDİKLERİMİZ

BİTİRDİKLERİMİZ

-Nasıl affedeyim ki?

İnsanları bozandan, Yıllarımızı çalanlardan….

Bu asır kayıplar asrıdır.

Bu asır kayıpların çok olduğu asırdır.

Bu asır sürekli kayıpların gerçekleştiği asırdır.

Bir asırdır hem dünyası ve hem de ahireti bitirilenler milyonları bulmaktadır.

Bu bir asırda sayısız yaralı olan, aydın geçinen, insanlara yıllarca dünya ve ahiretlerini bitirecek yanlış kılavuzluk yapmış bu insanları nasıl affedeyim.

Tevbe kapısı açık olmakla beraber, ya yıllarca sapıttıkların? Yanlış yollara sevkettiklerin?

Aaa özür dilerim, sizleri yanıltmış, yanlış inançta bulunmuşum!

Bu kadar basit mi?

Ölüp gidenler, yaralanıp yaralayanlar…[1]

Gelen nesle tavsiyemdir; Sadece silah öldürmez. Aydın diye karanlıktaki insanın peşine düşmekte insanı öldürür. Karanlıkta bırakır.

Sadece dünyasını değil, ahiretini de bitirir.

Seçici olmalıdır.

Seçici olmak içinde birikimli, araştırıcı, istikameti kazanmak gerektir.

-İşte o ölçüsüz ve mesnedsiz ve de indi olan yorumlardan biri;

-”Abduh, Bakara Suresinin 34 üncü ayetine dayanarak, iblis melaikeden bir ferddir. Kehf Suresinin 50 nci ayetinde ise, İblis’in cinnilerden olduğu bildirilir. Zaten elimizde melaike ve cinnileri ayıran cevheri bir fasıl yoktur. Ancak aralarında sınıf ihtilafı vardır. Buradan anlaşılır ki, cinniler de melaikedendir.

Kur’an’da melaikeye, cinne lafzı ıtlak olunmadığını, bütün müfessirler kabul etmişlerdir. Şeytanlar da buraya dahil olur.” [2]

Toplumda cinlerle melekleri ayıramayacak kadar aynı şekilde değerlendirme ve bazen sorularda, şeytanında meleklerden olduğu, yanlış düşüncesi hep bu özürlü görülerin sonucudur.

Oysa Kur’an-ı Kerim-de geçen;-“ Ve meleklere, “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O cinlerdendi. Böylece Rabbinin emrini (yapmayarak) fıska düştü. Hâlâ onu ve onun zürriyyetini (neslini), onlar sizin düşmanınız (olduğu halde), Benim yerime dostlar mı ediniyorsunuz? Zalimler için ne kötü bir bedel (cehennem).”[3]

-“Cinleri öz ateşten yarattı”[4]

-“ Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yarattık”[5]

Oysa melekler nurdan yaratılmışlardır.

-“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (ez-Zâriyât 51/56)

*************  

Maalesef  bu yanıltma her alanda sürmektedir.

Kültür, ideoloji alanında olduğu gibi, dini alanlarda da bu durum azımsanmayacak derecede kendisini göstermektedir.

Yazılmış eski eserlerde ‘Gıle’ yani ‘Denilmiş’ şeklinde bir çok zayıf görüş belirtilmiş.

Çarpık toplumun oluşmasında ittifak edilmemiş, yanlış yorum ve anlayışlar, çarpık düşünceler buna sebep olmaktadır.

-Süleyman Ateş-in tutarsızlıkları üzerine yazmıştım.[6]

Ancak bu tutarsızlıklar azımsanacak derecede değildir.

İşte Süleyman Ateş-in ehli sünneti ateş gibi yakıcı ifade ve yorumları;

-SÜLEYMAN ATEŞ`İN TEFSİRİNDE KUR`AN`IN ÇAĞDAŞ YORUMLARI adlı 217 sayfalık, Tezi Hazırlayan-Mevlüt ŞAHİN- in eserinde Ateş-in İslami düşünce ve kelami konularda yapmış olduğu yorumlarla, ehli sünnet çizgisinin dışında bir düşünce ve inanç sergilemiştir.

Tartışılacak konularda zayıf görüşleri tercih etmiştir.

Tefsirinin kaynak bir eser olmaktan ziyade, tartışılan bir eser olduğunu, dikkatli okunup incelenmesi gereken bir eser olduğunu göstermiştir.

Tezin sonunda yapılan genel değerlendirme tefsirin ve araştırmanın bir özeti mahiyetindedir:

“Ateş`in tefsirindeki bazı kendisine has görüşlerinden dolayı reddiye niteliğinde bir
kısım eserler yazılmıştır. Örneğin, Yılmaz Yiğit ve Mehmet Ergene tarafından kaleme
alınan “Çağdaşlık mı? İnhiraf mı?” isimli kitap da, Ateş`in Peygamberlerin ismeti,
cehennem azabının ebediliği, şefaat, nasih mensuh, ehl-i Kitap v.b. konulardaki
görüşleri araştırılıp tenkit edilmiştir.[7]

Yine Süleyman Hatipoğlu tarafından kaleme
alınmış olan “Ateş Ateşle Oynuyor” isimli eserde de, Ateş`in Ehl-i Kitap`ın cennete
girip giremeyeceği konusundaki görüşlerini hakarete varacak derecede kıyasıya
eleştirilmiştir.[8]

Bir tıp doktoru olan Orhan Kuntman ise, “Çağdaş Tefsirdeki Çelişkiler” isimli eserişinde Ateş`in bir çok konudaki görüşlerini eleştirmiştir.[9]

-Dikkat edilmesi ve de dikkati nazara alınması gereken en önemli husus ise;

“Ateş`den etkilenmiş bir çok çağdaş düşünürümüz de vardır.
Nitekim Ateş`in tefsiri bir çok çalışmada kaynak olmuştur. Örneğin, Diyanet Vakfı
tarafından Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş`e yazdırılan “Kur`an Yolu” isimli tefsirin
mukaddimesinde Ateş`in tefsirinin de kaynak olarak kullanıldığı bildirilmektedir.[10]

Bir başka Çağdaş İslam bilgini olan Bayraktar Bayraklı`nın halen yazımına devam ettiği “Yeni bir Anlayış Işığında Kur`an Tefsiri” isimli eserinde yer yer Ateş`in tefsirinden de istifade ettiği görülmektedir.[11]

Ateş`den etkilenenlerin beklide başında Yaşar Nuri Öztürk gelmektedir. Zira Öztürk, pek çok konuda Ateş`in etkisinde kalmış ve Ateş`den zaman zaman övgü ile söz etmiştir. Örneğin Reenkarnasyon ile ilgili olarak Ateş`den oldukça etkilendiği görülmektedir.[12] Öztürk, reenakarnasyonla ilgili olarak Mü`min suresinin 11`inci âyetini yorumlarken Ateş`den uzunca alıntılar yapmış,[13] Reenkarnasyonun münkir her beşer için mutlak olarak şart olmadığını ifade etmiştir.[14]
Ateş`in tefsiri Milliyet Gazetesince halka promosyon olarak dağıtıldığı zaman pek çok
ilahiyatçı Ateş`in eserinden istifade ettiklerini dile getirmişlerdir.[15]

MEHMET ÖZÇELİK

03-08-2019


[1] İsmet Özel’in Şiirlerinde Bireysel ve Toplumsal Değişim. M. D. KARACOŞKUN, M. HÜKÜM.Sh.5,Yumuşak 2012)”Age.6,13, Erverdi 2009. 66-67,69, Topçu 1950:2, Topçu 1978a:153-154,Topçu 2008:169.Bak. Nurettin Topçu’da Komünizm ve Sosyalizm. Murat Kılıç.

https://www.academia.edu/37018078/Nurettin_Top%C3%A7uda_Kom%C3%BCnizm_ve_Sosyalizm
https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmedniyaziozdemir/nurettin-topcu-hakkinda-yanlislar-2035384

[2] Diyanet dergisi.92.93. sayı.sayfa.8.9.

[3] Kehf.50.

[4] er-Rahmân 55/15.

[5] el-Hicr 15/26-27, A’raf, 7/12; Sad, 38/76, Hicr, 15/28-31; Sâd, 38/71-74, Bakara, 2/34; Sâd, 38/74

Daha geniş bilgi için bak. http://www.tesbitler.com/2015/01/03/cinler-ve-seytanlar/

[6] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/suleyman-atesin-tutarsizliklari/

[7] Eleştiriler Hakkında Geniş bilgi için bkz. Yılmaz Yiğit, Çağdaşlık mı, İnhiraf mı?,Kaynak A.Ş., İzmir,1994.

[8] Süleyman Hatipoğlu, Ateş Ateşle Oynuyor, Mesaj Yayıncılık, Ankara, 1990.

[9] Orhan Kuntman, Çağdaş Tefsirdeki Çelişkiler, Byy. 1994.

Başka eleştiriler İçin Bkz., Hüseyin Algül, Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.155-156, Ali Sayı; Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.163-164, Zeki Duman; Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.171-174.

– Ayçe Özevin’in Doktora çalışması olarak hazırlamış olduğu, Süleyman Ateş’in tefsiri olan ‘Yüce Kur’an-ın Çağdaş Tefsiri’ adlı çalışmasına da bakılabilir.

[10] Çağrıcı; Mustafa Hayrettin Karaman ve Arkadaşları, a.g.e., c. 1, s. XLIV.

[11] Örneğin Bkz. Bayraktar Bayraklı, a.g.e., c. 1, s. 402.

[12] Yaşar Nuri Öztürk, “Cuma Sohbetleri”, Milliyet, 17 Temmuz 1992, s.11.

[13] Öztürk; Kur`an`da ki İslam, s. 249.

[14] Öztürk; 400 Soruda İslam, Yedinci Baskı, Yeni Boyut, İstanbul 1997, s. 46.

[15] Bu kimseler için bkz. Ateş;”Kur`an-ı Kerîm Tefsîri”, Milliyet Gazetesi Promosyonu, İstanbul 1995,c. 1, s. 5-16.

No ResponsesAğustos 9th, 2019

TEFSİR KİTAPLARI VE DERSLERİ-İNDİR-25 GB.

https://mega.nz/#F!G2hR2QrK!3c4s7s_RJpG0VNfVKwoCQg

ARAPÇA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER-6.14.GB

https://mega.nz/#F!XjJmGQjY!IlUyBonWalC4KoFTbgyNRQ

No ResponsesAğustos 9th, 2019

HEDEFTEKİ CEMAATLER

HEDEFTEKİ CEMAATLER

İran her dönemde itikat ve fikir açısından ahtapot gibi bizi sarmış ve sarmalamıştır. 1970 yıllarında siyasi kanalla tepeden inme bir surette bizlere hakim olmaya çalışmış, İran ve Humeyni hayranlığı bayraklaştırılmıştır.

İran ondan bir netice alamayınca 1980 yılından itibaren yaygınlaşan cemaatler içerisine girerek adeta kendi hakimiyetini onlar içerisinde sürdürmektedir.

Bu açıdan Türkiye’de azımsanmayacak derecede gizli ve açık olaraktan İran savunucuları bulunmaktadır.

Mustafa İslamoğlu, Nurettin Şirin, Alparslan Kuytul, Haydar Baş gibi Hizbullah görünümü altında çalışmaktadırlar.

-Son günlerde; M. İslamoğlu-nun merhum babasının ifadesiyle; evinin dört tarafını dolduran şii eserler ve o düşüncenin bir tezahürü olan Hz. Hatice ye hakaretten dolayı kızmamızın sebebi, aynı önemsemezliği Efendimize göstermesinden mesela Peygamberimize salâvat getirmenin yağcılık olacağını söyleyecek kadar basitleşmesinden cesaret alan şuursuz ve kişiliksiz kişiler, çok rahat Peygamberimize hakaret etmektedirler, o da kendi babasına bile onda birini söyleyemeyecek sözlerle.

Oysa bu ifadeleriyle Kur’an-ı Kerim-e muhalefet etmektedir. Âyette:” Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.”[1]

Keferenin bile ağzından kolaylıkla çıkmayacak sözleri pervasızca söyleyebilmektedirler.

Maalesef bu densizliğe şahit olmuşuzdur.

Bu kalitesizler güya okumuş tiplerden.

Ancak mesele sinekler değil, bataklıktır.

Mustafa bu bataklığa ev sahipliği yapmaktadır.

-Fetö ise Erdoğan’ı İran senaryosuyla vurmaya çalışırken en iyi takiyyeyi kendisi yapmış, Humeyni-ye özenerek İran muhibliğini sürdürmüştür.

-Her cemaatin içerisinde mutlaka Mitten, Cıa ve istihbarat örgütlerinden elemanlar vardır.

Onlara hakim olmak, fikirlerini empoze etmek, taraftar bulmak amacıyla bunu yaparlar.

-Maalesef bugün Fetö kötü emsal gösterilerek cemaatlere saldırılmaktadır.

Diyanet aslı vazifesi itibarıyla, dinin inanç, ibadet ve ahlak esaslarını toplumda icra etmek, yaşanıp yaşatılmasına öncülük etmektir.

Bununla beraber din dışı gelişen fikir ve akımlara karşı toplumu aydınlatmaktır.

Diyanet bu konuda pasif kaldı.

Camiler, para toplama ve adeta hac işleriyle sınırlı kaldı.

Manadan ziyade madde öne çıktı.

Medyada işlenen yanlış düşüncelere cevap veremedi adeta en son duyan kendisi oldu.

Toplumu bu konularda yeterli bilgilendirmedi ve aydınlatmadı.

Fetö-nün menfi hareketiyle kımıldamaya başladı.

Türkiye’deki cemaatlerle ilgili konuda bir rapor hazırladı.

Ancak kendi bünyesinde bir birim kurup da, medyada ve toplumda yayılan düşünce, fikir ve tartışmalara yine medya ve camiler kanalıyla cevap vermekte yetersiz kaldı. Yeterli derecede aktif olamadı.

-Diyanetin cemaatlerle ilgili Dini Haritasını çıkaran 226 sayfalık raporu açıklayıcıdır.[2]

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gizli tarikat raporu-3: Süleymancılar için ‘istihbarat’ uyarısında dikkat çektiği husus ibretlidir.

Bu tehlike bizzat kendi içlerinden de seslendirilmektedir.

-“BİZ SÜLEYMANCILAR CIA’NIN KONTROLÜ ALTINDAYIZ”[3]

Cemaatler dikkat etmelidirler.

Kötü emsal olmamalıdırlar.

Siyaset ve maddi işlere giren cemaatler temiz kalamazlar.

İstikamet muhafaza edilmelidir.

Mutlaka harici eller bu cemaatleri karıştıracak, içten vurmaya çalışacaklardır.

Düne kadar Cıa-nın bir şubesi olan Mit kanalıyla bulandırılmaya çalışıldığı gibi…

-Prof. Ahmet Akgündüz, basın toplantısında; Cemaatler ve tarikatlerle ilgili olarak Diyanet raporunda, Risale-i Nur ve diyanet başlığında;

“Tevfik Gerçeker denen kişi, askeriyeden gelme olup âlim filan olmayan, Diyanet İşleri Başkanı tayin ediliyor. Bu adamın özel arşivine ulaştım. 250 evraklık bir arşiv. Bunu bilmiyordum. Diyanet’te Risale-i Nur ile ilgili aleyhte bir rapor hazırlanmış. Bugünkü derin diyanet raporu gibi “Diyanet hazırlamamıştır” deniliyor; ancak bunu Gerçeker itiraf ediyor. “Ben hazırlattım” diyor. Yine aynı dönemde Mustafa Sabri Efendi adına da sahte bir Risale hazırlanmış. Peki Risale-i Nur adına verilen menfî raporu kim hazırlamış? Neşet Çağatay…

Nihayet 1965 yılında Diyanet’teki menfî isimlerin hazırladığı bu rapora dayanarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Risale-i Nur’un ve Nurculuğun 163. Maddeye dahil olduğunu ve Ağır Ceza ile yargılanmasını karara bağlamıştır. Ta ki rahmetli Turgut Özal bu 163. Maddeyi kaldırıncaya kadar. [4]

-MİT’in işidir yapacak, kötü niyetli ve Cıa-ya alet olmamak şartıyla.

-Bir hatıra: 1984 yılında. İlahiyat son sınıftayız. Bu arada Üniversitede Öğretim görevliliği için birinci şart olan İngilizceye çalışıyoruz.

Adının Abdullah olduğunu söyleyen ve bizden iki yaş kadar büyük olan, fikri ayrılık yaşamadığımız bekâr bir gencin iyi İngilizce bilmesi sebebiyle, şimdi Prof. olan bir arkadaşla evine gidip İngilizce öğrenmeye başladık.

Abdullah çok kabiliyetli biriydi. Spordan dini bilgiye kadar bir çok şeyi bilmekteydi.

Birkaç hafta devam ettik.

Daha sonra Malatya-daki dostlar kanalıyla onun Mit ajanı olduğunu duyunca kendisine biraz şüpheli bakmaya başladık.

Bu hareketimizden kendisinin deşifre olduğunu anlayan Abdullah-ı da evini de bir daha göremedik.

Meğer adı da Abdullah değilmiş.

Biz bu durum üzerine rahmetli Hasan Celal Güzel gibi küfretmedik.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019


[1] Ahzab.56.

[2] Buradan İndirebilirsiniz. http://www.mediafire.com/file/9wtmbf8y9mwy2i5/Diyanet_Raporu.pdf/file

[3] http://www.seviyelihaber.com/gundem/biz-suleymancilar-ciainin-kontrolu-altindayiz-h1688.html

[4] https://www.risalehaber.com/cemaatlere-tarikatlara-risale-i-nur-ve-said-nursiye-iftira-atan-raporu-kim-hazirladi-357568h.htm

-Adıyaman Nur talebeleri hakkında 3 sayfalık istihbarat raporu.

https://www.risalehaber.com/adiyaman-nur-talebeleri-hakkinda-3-sayfalik-istihbarat-raporu-358181h.htm

No ResponsesAğustos 8th, 2019

HEDEFTEKİ CEMAATLER

HEDEFTEKİ CEMAATLER

İran her dönemde itikat ve fikir açısından ahtapot gibi bizi sarmış ve sarmalamıştır. 1970 yıllarında siyasi kanalla tepeden inme bir surette bizlere hakim olmaya çalışmış, İran ve Humeyni hayranlığı bayraklaştırılmıştır.

İran ondan bir netice alamayınca 1980 yılından itibaren yaygınlaşan cemaatler içerisine girerek adeta kendi hakimiyetini onlar içerisinde sürdürmektedir.

Bu açıdan Türkiye’de azımsanmayacak derecede gizli ve açık olaraktan İran savunucuları bulunmaktadır.

Mustafa İslamoğlu, Nurettin Şirin, Alparslan Kuytul, Haydar Baş gibi Hizbullah görünümü altında çalışmaktadırlar.

-Son günlerde; M. İslamoğlu-nun merhum babasının ifadesiyle; evinin dört tarafını dolduran şii eserler ve o düşüncenin bir tezahürü olan Hz. Hatice ye hakaretten dolayı kızmamızın sebebi, aynı önemsemezliği Efendimize göstermesinden mesela Peygamberimize salâvat getirmenin yağcılık olacağını söyleyecek kadar basitleşmesinden cesaret alan şuursuz ve kişiliksiz kişiler, çok rahat Peygamberimize hakaret etmektedirler, o da kendi babasına bile onda birini söyleyemeyecek sözlerle.

Oysa bu ifadeleriyle Kur’an-ı Kerim-e muhalefet etmektedir. Âyette:” Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.”[1]

Keferenin bile ağzından kolaylıkla çıkmayacak sözleri pervasızca söyleyebilmektedirler.

Maalesef bu densizliğe şahit olmuşuzdur.

Bu kalitesizler güya okumuş tiplerden.

Ancak mesele sinekler değil, bataklıktır.

Mustafa bu bataklığa ev sahipliği yapmaktadır.

-Fetö ise Erdoğan’ı İran senaryosuyla vurmaya çalışırken en iyi takiyyeyi kendisi yapmış, Humeyni-ye özenerek İran muhibliğini sürdürmüştür.

-Her cemaatin içerisinde mutlaka Mitten, Cıa ve istihbarat örgütlerinden elemanlar vardır.

Onlara hakim olmak, fikirlerini empoze etmek, taraftar bulmak amacıyla bunu yaparlar.

-Maalesef bugün Fetö kötü emsal gösterilerek cemaatlere saldırılmaktadır.

Diyanet aslı vazifesi itibarıyla, dinin inanç, ibadet ve ahlak esaslarını toplumda icra etmek, yaşanıp yaşatılmasına öncülük etmektir.

Bununla beraber din dışı gelişen fikir ve akımlara karşı toplumu aydınlatmaktır.

Diyanet bu konuda pasif kaldı.

Camiler, para toplama ve adeta hac işleriyle sınırlı kaldı.

Manadan ziyade madde öne çıktı.

Medyada işlenen yanlış düşüncelere cevap veremedi adeta en son duyan kendisi oldu.

Toplumu bu konularda yeterli bilgilendirmedi ve aydınlatmadı.

Fetö-nün menfi hareketiyle kımıldamaya başladı.

Türkiye’deki cemaatlerle ilgili konuda bir rapor hazırladı.

Ancak kendi bünyesinde bir birim kurup da, medyada ve toplumda yayılan düşünce, fikir ve tartışmalara yine medya ve camiler kanalıyla cevap vermekte yetersiz kaldı. Yeterli derecede aktif olamadı.

-Diyanetin cemaatlerle ilgili Dini Haritasını çıkaran 226 sayfalık raporu açıklayıcıdır.[2]

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gizli tarikat raporu-3: Süleymancılar için ‘istihbarat’ uyarısında dikkat çektiği husus ibretlidir.

Bu tehlike bizzat kendi içlerinden de seslendirilmektedir.

-“BİZ SÜLEYMANCILAR CIA’NIN KONTROLÜ ALTINDAYIZ”[3]

Cemaatler dikkat etmelidirler.

Kötü emsal olmamalıdırlar.

Siyaset ve maddi işlere giren cemaatler temiz kalamazlar.

İstikamet muhafaza edilmelidir.

Mutlaka harici eller bu cemaatleri karıştıracak, içten vurmaya çalışacaklardır.

Düne kadar Cıa-nın bir şubesi olan Mit kanalıyla bulandırılmaya çalışıldığı gibi…

-Prof. Ahmet Akgündüz, basın toplantısında; Cemaatler ve tarikatlerle ilgili olarak Diyanet raporunda, Risale-i Nur ve diyanet başlığında;

“Tevfik Gerçeker denen kişi, askeriyeden gelme olup âlim filan olmayan, Diyanet İşleri Başkanı tayin ediliyor. Bu adamın özel arşivine ulaştım. 250 evraklık bir arşiv. Bunu bilmiyordum. Diyanet’te Risale-i Nur ile ilgili aleyhte bir rapor hazırlanmış. Bugünkü derin diyanet raporu gibi “Diyanet hazırlamamıştır” deniliyor; ancak bunu Gerçeker itiraf ediyor. “Ben hazırlattım” diyor. Yine aynı dönemde Mustafa Sabri Efendi adına da sahte bir Risale hazırlanmış. Peki Risale-i Nur adına verilen menfî raporu kim hazırlamış? Neşet Çağatay…

Nihayet 1965 yılında Diyanet’teki menfî isimlerin hazırladığı bu rapora dayanarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Risale-i Nur’un ve Nurculuğun 163. Maddeye dahil olduğunu ve Ağır Ceza ile yargılanmasını karara bağlamıştır. Ta ki rahmetli Turgut Özal bu 163. Maddeyi kaldırıncaya kadar. [4]

-MİT’in işidir yapacak, kötü niyetli ve Cıa-ya alet olmamak şartıyla.

-Bir hatıra: 1984 yılında. İlahiyat son sınıftayız. Bu arada Üniversitede Öğretim görevliliği için birinci şart olan İngilizceye çalışıyoruz.

Adının Abdullah olduğunu söyleyen ve bizden iki yaş kadar büyük olan, fikri ayrılık yaşamadığımız bekâr bir gencin iyi İngilizce bilmesi sebebiyle, şimdi Prof. olan bir arkadaşla evine gidip İngilizce öğrenmeye başladık.

Abdullah çok kabiliyetli biriydi. Spordan dini bilgiye kadar bir çok şeyi bilmekteydi.

Birkaç hafta devam ettik.

Daha sonra Malatya-daki dostlar kanalıyla onun Mit ajanı olduğunu duyunca kendisine biraz şüpheli bakmaya başladık.

Bu hareketimizden kendisinin deşifre olduğunu anlayan Abdullah-ı da evini de bir daha göremedik.

Meğer adı da Abdullah değilmiş.

Biz bu durum üzerine rahmetli Hasan Celal Güzel gibi küfretmedik.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019


[1] Ahzab.56.

[2] Buradan İndirebilirsiniz. http://www.mediafire.com/file/9wtmbf8y9mwy2i5/Diyanet_Raporu.pdf/file

[3] http://www.seviyelihaber.com/gundem/biz-suleymancilar-ciainin-kontrolu-altindayiz-h1688.html

[4] https://www.risalehaber.com/cemaatlere-tarikatlara-risale-i-nur-ve-said-nursiye-iftira-atan-raporu-kim-hazirladi-357568h.htm

-Adıyaman Nur talebeleri hakkında 3 sayfalık istihbarat raporu.

https://www.risalehaber.com/adiyaman-nur-talebeleri-hakkinda-3-sayfalik-istihbarat-raporu-358181h.htm

No ResponsesAğustos 7th, 2019

ATA VATAN

ATA VATAN

İnsan gideceği yere yaklaşıp, bulunduğu yerden uzaklaştıkça, bu dünyanın fani olduğunu daha iyi anlıyor.

Toprak çekiyor.

Ana vatan.. Baba vatan.. Ata vatan..

Hem ana tarafından hem de baba tarafından oralı olmuş olmak, yüzün hep o tarafa çevrili kalmasına sebeb oluyor.

Bir özlem, bir hasret, bir heves, bir iştiyak ve bir teveccüh oluyor.

İnsan ilgi duyuyor.

Tıpkı yıllardır asli vatanından, memleketinden, toprağından, yurdundan, akrabalarından, gezip büyüdüğü yerlerden uzun süre uzak kalmış olan birinin, bir bayram ziyareti sebebiyle, kalkıp memleketine doğru yola çıkmasını düşünün.

Hazırlık safhasından, yolculuk süresine ve varış anına kadar ki o hali varın siz tasavvur edin.

Birde vardığınız yerde karşılanmanız ve onları karşılamanız.

Arabadan indiğinizde toprağı öpmekten, evinizin bahçesindeki çocukluğunuzun geçtiği ağaca sarılmanız, kapının önündeki karabaştan, ahırdaki uzun kulaklı karakaçana kadar hepsiyle hasret giderirsiniz.

Tanıdıklarınızla eski günleri yadedersiniz.

Çektiğiniz sancılar bile birer anı olmuştur.

Kırdığınız ayağınız bile değer bulmuştur.

Kavga edip birbirinizin ağzını burnunu kırdığınız sınıf arkadaşınız bile aranır olmuştur.

Aaah o eski günler.. Vah memleketim.

-İnsan bir memlekete gidince bir enis ve dost arar. Tanıdık bir sima ister.

Aslında dünya her yönüyle bize yabancı ve de yabani.

Cennet ise atamızın ana vatanı olduğu için inşallah yabancılık çekmeyiz.

Yabancı ve yabaniler cehenneme gideceğinden, iman cihetiyle kardeşimiz olan cennettekilerle tam bir dostluk içerisinde ayrıldığımız yurda geri dönmüş oluruz.

Madem öyleydi de niye geldik bu bela ve sürgün yerine?

-Mehmet Kırkıncı hocaya birisi; Hocam, keşke atamız Adem cennette suç işleyip de dünyaya gelmeseydi? deyince cevaben;

-Oğlum daha iyi ya. Bak gelirken iki kişi olarak dünyaya geldiler. Giderken milyarlarca olarak gidiyorlar?

Kim daha kârlı?

-Okula herkes kaydolabilir ancak herkes bitiremez.

Dünya okuluna imtihan için gelenler notunu, takdirname veya tasdiknamesini aldıktan sonra buradan gitmektedir.

***********

Büyük ve külli bir proje insan projesi.

Beni bana bildirdi.

Kendisini bana bildirdi.

Alemi bana bildirdi.

Beni aleme bildirdi.

Kâinatı bende yerleştirdi.

Beni kâinatta yerleştirdi.

Okyanusu bendeki damlaya koydu.

Bir damla olan beni kâinat okyanusuna derc edip yerleştirdi.

Tatlı ve tuzlu iki denizi birbirine katıp engel ve perde koyarak karıştırmayan Allah, alemleri birbirine katarken de karıştırmadı.

Ayrı ayrı alemler, alem içinde kaldı.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019

No ResponsesAğustos 7th, 2019