RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDA

http://95.173.188.155:9998/;

No ResponsesHaziran 4th, 2019

TESBİTLER TV HİZMETİNİZDE

http://www.tesbitler.fm.tv.tr

No ResponsesHaziran 4th, 2019

VARLIK NAZARİYESİ

VARLIK NAZARİYESİ

Allah için yok yoktur.

O halde Onun için herşey vardır.

İlmi muhit, iradesi mutlak, kudreti nihayetsizdir.

Buda hiçbir varlığın veya varlık mahiyetine sahip eşyanın hariçte kalmayacağını göstermektedir.

Sadece bir tertib farkı vardır.

Bize göre nisbi olan alt ve üst derecelendirme farkı vardır.

Sonuç itibarıyla aynı kudret elinin ürünüdürler.

******************  

Bir kimse almış olduğu bir telefon veya bir bilgisayarın çalışmadığını gördüğünde, bütün yöntemleri, yolları dener, bir sonuç elde edemeyince bunları ustasına götürür. Ustası bilgisayara, bu elektronik eşyaya, başta elektriğin gitmediğini, programların tamamen çökmüş olduğunu, devrelerinin yanlış olduğunu ve bir türlü kurtarma imkanının olmadığını görünce, bunu geri dönüşüm kutusuna göndermesini ve bir hurdacıya satmasını söyler.

Hatta öyle ki; onda bir ışık görse ümitlenir, bir ses duysa umutlandır, hiç bir umudun ve ümidin kalmadığı bir durumda artık yapılacak bir şey yoktur. Tıpkı insanda öyle, tıpkı Ebu Lehep misali artık bütün devrelerini yakmış, ışığı ve nuru kabul etmeyen bütün programlarıyla çökmüş olan bu insane, Cenab-ı Hak ismi ile Tebbet Suresi’ni gönderir. Hatta öyle ki bu insan, o surenin gönderilmesinden 8 yıl sonra öldüğü halde, o zaman içerisinde yine ne münafıkça herhangi bir şekilde de olsa, iman kendisine nasip olmaz, iman etmez çünkü artık o bütün devrelerini yakmış, bütün yolları kapatmış, tamamen sönmüş ve bitmiştir.

Hareketleri ile ebedi ahirete gitmemiş olan insanlarda, geri dönüşüm kutusuna atılır ve hurda fiyatına satılır, artık kıymeti gitmiş, kıymeti Elmas durumundan, antika durumundan, kıymetsiz bir hurda haline, bir teneke haline dönmüştür.

Böylece topraktan gelmiş ve insanlığı hak edememiştir. Terakki edip irtifa etmemiş olan bu insan, tekrar toprak hayatına, maden hayatına dönüş yapar.

Hurdalıktan, madenden çıkan telefon ve bilgisayarın kullanıma yaramadığında, tekrar dönüşüm kutusuna ve toprağa gönderilmesi gibi O insan da aslına rücu eder, tekrar maden hayatına, toprak hayatına, oradan gelmiş, oraya gitmiş ve insaniyete yükselmediği içindir ki o aşağı durumda kalmış olur.

-Bir Kıssa:” Arıya Hürmet Gösterilir mi?

Arının yaptığı işi yüzlerce fen adamı yapamadığı hâlde, odamızdan içe­riye bir arının girmesi hâlinde ona ne hürmet gösteriyor ve ne de ayağa kalkıyoruz.

Bal yapmak arıyı hayvanlıktan kurtaramadığı gibi, maneviyatı unutarak sadece dünyevî bir meslekte terakki etmek de bir kimsenin insaniyetini tekamül ettirmemektedir.

Madde ile mânâyı, akıl ile kalbi beraber götüren muhterem zatlar bah­simizden hariçtir.”

– Bunun İçin mi?

Bir kimyager, büyük bir ihtimam ve çalışma sonucu her yaprağı on bin lira kıymetinde olan gayet güzel ve eşsiz çiçekler yapsa ve sonra bunla­rı adi bir saman çöpüymüş gibi keçilere yedirse, ne kadar abes olur!..

O hâlde, her bir azası on milyarla değişilmeyecek kadar kıymetli olan bu insanları, elbette ki Hakîm-i Zülkemâl olan Allah (C.C.), sadece ve sadece toprak al­tındaki kurt ve böceklere yedirmek için yaratmamıştır…

İşte ahiret olmasa, insanın âkıbeti bu tarzda olur..”(M.Kırkıncı)

MEHMET ÖZÇELİK

30-05-2019

No ResponsesMayıs 30th, 2019

KUDÜSÜN ÖNEMİ

KUDÜSÜN ÖNEMİ

Yeryüzünün en önemli iki toprak parçasından biri olan, bu küçücük arazi üzerinde farklı dinlerin inanışlarına göre neler meydana gelmiştir neler. . .
– Her şeyden evvel Allahu Teala yeryüzünü yaratmaya Beytü’l-Makdis’in kalbi olan Kutsal Kayadan başlamıştır.
– Bir rivayete göre Hz. Adem’in mezarı Beytü’l-Makdis arazisindedir.
– Nuh Tufanı sonrasında sular çekilmeye başladığında ilk ortaya çıkan kara parçası Beytü’l-Makdis arazisidir.
– Yahudilere göre Hz. İbrahim oğlu Hz. İshak’ı kurban etmek için buraya getirmiştir.
– Yıllarca çocuk isteyen Hz. Zekeriyyaya Hz. Yahyanın doğum müjdesi Beytü’l-Makdis’te verilmiştir.
– Hz. Meryem küçük bir çocuk olarak Beytü’l-Makdis’teki hücresinde ibadette iken (Kur’an-ı Kerim’in de tasdiki ile) yazın kış, kışın yaz meyveleri kendisine burada sunulmuştur.
– Hz. İsa henüz beşikte bir bebek iken burada konuşmuştur.”[1]

-Kudüs üç büyük din içinde kutsaldır.

Bizler için Kabe ne ise, hristiyan dünyası içinde Kudüs odur.

Onun içindir ki, kudüsü ziyaret için seferler düzenlerlerdi.

-“İslam’dan önce de kutsal birlikleri Kudüs’e giderlerken Anadolu’dan geçerken uğradıkları önemli yerlerden birisi de Kayseri’ydi. Çünkü Kayseri’de Aziz Mamanın doğup yaşamış olduğu bir yerdi.

Kayseri aynı zamanda 1097 yılında haçlılar tarafından saldırıya uğramış ve 27 yıl boyunca yani 1124 yılına kadar şehrin danışmentler tarafından kurtarılması ile beraber tekrar eski haline dönmüştür ve Kayseri birçok defa haçlı saldırılarıyla karşı karşıya kaldı.

Kayseri daha sonra Şah İsmail tarafından da saldırıya uğramış ancak 1515 yılında Yavuz Sultan Selim’in tekrar ele geçirmesi ile Kayseri eski haline dönmüştür.”

-İlk sınavı Hz. Musa Sina Dağı’na çıktığında verecekler ve peygamberlerine oracıkta ihanet edip Eski Mısır Tanrısı Hator’a (inek-buzağı tanrı) dönüvereceklerdir. Çöl tevekkül gerektirir. Her gün bıldırcın eti ve kudret helvası gelse de. . . Ama olmuyor, isyanları, itaatsizlikleri devam ediyor.
Onca imtihan ve savaştan sonra Musa(kavmi artık Kudüs önlerindedir. Alahu Teala onlardan şehre girerken günahlarını itiraf etmelerini ve tevbe ile içeriye girmelerini
ister. Mabed Tepesi’ni gördüklerinde, “Hethet” (Günah günah) diye haykırmaları ve
arınma talebi ile girmeleri istenir. Ancak İsrail-İsrailoğullarının Mısır sonrası güzergahı Beytü’l-Makdis’i görür görmez “Hitta hitta” (Buğday buğday) diye bağırırlar. Yani günahlarını itiraf etmek, hataları ile yüzleş­erek istemezler. Onların bu itaatsizliği, arkasından gazap getirir.
Kavmin içinde salgın hastalıklar zuhur eder ve itaatsizliğe devam eden niceleri helak olur. İşte bu hadiselerin yaşandığı yer olması sebebi ile bu kapıya Babü’l-Heta denir. Tarihte meydana gelmiş bu ibretlik hadise elbette hem İsrailoğullarının hem de Allah’ın
kulu nice insanın kulağına küpe olmuş olmalıdır ki, İslam sonrasında bu kapı, içinden geçilirken daima tevbe edilen bir kapı haline gelmiştir. Hıtta Kapısı’ndan geçerken günahlarından af dileyenlerin affedileceğine inanılmıştır.
Tefsir ilimlerinin ekserisinin tasdiki ile Bakara Suresi’nin 58 ve 59. ayetlerinde bu kapıdan ve bu kapı civarında İsrailoğulları­nın başından geçen hadiselerden bahsedilmektedir..

-“Bir Cezayirli ile bir Tunuslu’yu konuşurlarken gördüm. Fransızca konuşuyorlardı. Kendilerine şöyle latife ettim:
‘Yahu ben yanınızda Filistin müftüsüyüm; sizler iki Arapsınız; toplantımız, Arap devletlerinin meselelerini görüşme toplantısı; ama sizler Fransızca konuşuyorsunuz. Bu nasıl iş?’
‘Hocam, mazur görün,’ dediler. ‘Bizim kültürümüz Fransızcadır. Arapça avam lisanını konuşabiliyoruz. Fakat derin mevzuları ifadeye Arapçamız kafi gelmiyor. Fransızca konuşmaya mecbur oluyoruz. Böyle yetişmişiz.. .’
‘Fransa, sizin ülkelerinizde ne kadar kaldı?’
‘Yüz sene kadar.. .’
‘Peki, Osmanlılar kaç sene kaldı?’
‘Dört yüz seneden fazla.. .’
Acaba sizin dedeleriniz, babalarınız, sizin böyle Fransızca bildiğiniz gibi Türkçe bilirler miydi?’
‘Hayır.. .’
Onlar böyle cevap verince, ben de artık fırsatı kaçırmadım,
‘Yahu adamlar yüz senede size anadilinizi unutturmuş. Kendi lisanıyla konuşmaya mecbur hale getirmiş de, Osmanlı dört yüz senede sizi kendi dilini konuşmaya mecbur etmemiş. Üstelik kendi gençlerine Arapça öğretip sizin beldelerinize vali, kaymakam, kadı diye göndermiş. Bu devlet mi istilacı?’ dedim. “[2]

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2019


[1] Arzın Kapısı Kudüs-Mescid-i Aksa- Talha Uğurluel -Sh.31.

[2] Age.142.

No ResponsesMayıs 28th, 2019

ENANİYETİ YIKAN KÖLELİK VE KÖLELEŞEN RUHLAR

ENANİYETİ YIKAN KÖLELİK VE KÖLELEŞEN RUHLAR

İnsanın kıymeti  Allaha olan kulluğu iledir.

Kölelik insandaki benlik duygusunu yıkmaktadır.

Ondandır ki hukuku ve şahitliği yarım sayılmış ve de sorumlulukları hür olanın ki gibi aynı değerde olmamıştır.

İnsandaki  enaniyet, benlik yani kişilik duygusunu yok etmektedir.

Allahın varlığını tanıtan hakikatı mahkum etme durumu vardır.

Bediüzzamanın; Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam, sözünün hakikatı, hürriyet ve hürriyet içinde abdiyet yani Allaha olan kullukta gizlidir.

Gerçek hürriyet ve kişilik Allaha kul olmaktan geçer.

İnsanlar hür oldular ancak yine de Abdullahtırlar yani Allahın kuludurlar.

-Alemin anahtarı insanda, insanın anahtarı da Kur’an-dadır

-En büyük hizmet, bekaya hizmettir. En büyük yatırım sonsuza yapılan yatırımdır.

İnsana sınırlı da olsa bir malikiyet ve sahiplik verilmiştir.

Ölünce Mülkiyeti düşer.

Malikiyeti içinde Allaha karşı acziyetini anlamaktır.

O aciz bir kuldur Allaha karşı.

Kölelik ise insandaki bu duyguyu ortadan kaldırmaktadır.

-İslamiyet köleliğe karşıdır çünkü eneyi ortadan kaldırıyor.

Kibre de karşıdır. Çünkü eneyi ilahlaştırıyor.

Bundandır ki, keffaret ödemelerinde köle azad etmek gelir.

Ahmet Cevdet paşanın ifadesiyle; Köle almak, köle olmaktır.

Kölenin de bir hakkı ve hukuku vardır, hür kadar olmasa da.

-Ya hu kölelik hukukunu yerine getirip zahmete girmektense, onu azad etmek daha kolaydır.

*****************   

KÖLELEŞEN RUHLAR

Insanlik tarihi boyunca Fir’avn, Nemrut, Şeddat, Buht-un Nasır ve zamanımızdaki firavunların özellikleri hep aynıdır.

Önce ruhları köleleştirmek, akabinde bedenleri üst üste koyarak zulüm kaleleri oluşturmaktır.

Yüz yıl önce ruhlarımız köleleştirildi, sonra da bedenlere pranga vuruldu.

Kişiliğini kaybedenler, ruhlarına pranga vurulanlar; başkalarının köleleri olmaya mahkum edildiler.

Yüz yıldır kişiliğimizi bulmaya çalışmaktayız.

Ruhları esir alınanların bedenleri çok kolay kontrol edilebilir.

-Köleleşen ruhlar hala bu kölelikten kurtulamamış olduklarından dolayı; Cumhurbaşkanlığı sarayını hazmedememektedirler.

Oysa kör olup görmediklerinden; ecdadın bin yıl önce yaptığı eserleri, Topkapı Sarayını ve o ihtişamı kavrayamamakta, kısır düşüncelerin havsalası almamaktadır.

O pörsümüş ruhdandır ki; Çamlıca camiini zaid görüp, ecdadın bin yıl önce yaptığı Edirne, Konya, Kayseri, Bursa ve İstanbuldaki yapılan Külliye ve Camii Kebirleri idrak edememektedirler.

İki bin yıl öncesine gidip de Ayasofyayı anlayamamaktadırlar.

Geleceği göremeyenler, günü anlayamaz, zamanının insanlarını geleceğe taşıyamazlar.

Kör bir taassupla kaybettiği kişiliğini birilerine saldırarak bulmaya çalışmaktadırlar.

Ruhunu köleleştirenler kendileri gibileri gütmeye değil, güdülmeye layıktırlar.

Kuzular içerinde kalıp, kişiliğinden haberdar olmayan aslan misali, ruhun yeniden dirilip ayağa kalkmasına ve zincirlerini kırmaya ihtiyacı vardır.

Sayın Erdoğanın farkı, bu milletin bir asırdır kaybettiği kişiliğini bulmaya yönelik eserler ortaya koymaya çalışmasıdır.

Ancak hala kişilik kaybı yaşayanlar bu kişiliği hazmedememektedirler.

Ağır gelmektedir. Çünkü bir asırdır ağır bir baskı altında yaşamışlardır.

Kişilikleri yara almıştır, eğer ölmemişse…

Sadece kişilikleri değil, çok değerleri ellerinden alınmıştır.

Manalarını kaybettikleri içindir ki, maddeleri de kalmadı.

Ruhu esir alınanlar yaşadıkları esaret hayatını hayat diye sürdürmektedirler.

Geçmişle bağı kopanlar, ecdadının büyüklüğünü göremeyen köle ruhlar, mezarı müteharrik yani ölür gezer gibidirler.

Kaybedilen kişiliği bir arama çabası var.

Ancak farklı ve yanlış yerlerde aranmaktadır.

Mesela; Dar elbiseler ve kotlar, Köle giysisi kotlar, Yamalı elbiseler, Yırtık elbiseler hep kendisine bir kişilik kazandırma şaşkınlığının bir eseridir.

Eski zamanda köle ve hürlerin birbirinden ayrılması ve ayırmak için giydirilen elbiseler, bu gün esir ruhlara giydirilmektedir.

Köleliği tercih edenler, şahsiyet kaybı yaşayanlardır.

****************** 

Asırlardır doğudan gelenlere kendimizden ve içimizdekilerden daha çok saygı gösterdik.

Saygı gösterilmesinde bir beis yok ancak kendi değerlerinden habersiz yaşama, değerlerini ve değerlilerini ortaya koyamama ezikliği yaşadık.

Yüzümüzü batıya döndük, orada kaybettiğimiz kişiliğimizi aramaya başladık.

Oysa kişiliğimizi burada kaybetmişken, dışarıda aradık.

Tıpkı Nasrettin hoca gibi ki; eşyasını samanlıkta kaybeden hoca, dışarıda aramaktadır.

Neden dışarıda aradığı sorulunca; İçerisinin karanlık olduğunu söyler.

İçimizde bulabileceğimiz ve geçmişte verdiğimiz eserlerimizden habersiz yaşadık.

Hazine üzerinde yaşayan şahsiyet fukaraları haline geldik.

Doğudan ve batıdan gelen eserleri tercüme ettik. Sanatçılara imrendik.

Bu kişiliğe sahip olabileceğimizi ve ortaya koyabileceğimizi düşünmedik.

Batıyı büyütürken, kendimizi küçülttük.

İzzetimizi koruyamadık, aşağılandık.

Çünkü şahsiyetimizi düşürdük, kişiliğimizi kaybettik.

Hala kaybettirilmeye çalışılan kişilik kaybı yaşamakta ve yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Bir asırdır yaşadığımız kavga; ruhu esir olanlarla, ruhuna hürriyet kazandırmaya çalışanların savaşıdır.

Her zaman olduğu gibi hürriyet kazanacak, hürler kölelere galib gelecektir.

MEHMET ÖZÇELİK

28-05-2019

No ResponsesMayıs 28th, 2019

FİLOLU FİL ORDUSU

FİLOLU FİL ORDUSU

Cünudullah.. Allahın askerleri..İlahi askerler..

Askerler niçin olur?

Düşmana karşı kullanılsın diyedir elbette…

Bedirde nişanlı ve nişansız melekler bu amaçla devreye konuldu.

Şehitlerin ruhu, ruhaniler, maneviyat erleri de bu savaşçılar arasında devreye girdi.

En büyüğü ve de ilahi tescillisi ise Ebrehe ordusuna karşı kullanılan Ebabil askerleri olmuştur.

İki metrenin altındaki ve üstündeki canlılar yenilmiş yaprak haline getirilmiş ve yamyassı olmuşlardır.

Adeta fosfor ve misket bombalarıyla yakıcı asitler ve delici kurşunlarla dümdüz hale getirilmiş, lime lime olmuşlardır.

Acaba ebabil kuşları yani fil suresi 1400 yıldır okunmaktadır.

Niçin?

Acaba bu ilahi ordu bir daha mı devreye konulacaktır?

Haçlı zihniyetindeki Ebrehe ordusu Kâbeye doğrudan veya dolaylı olarak saldırma planı yapmakta ve oyununu da kurmaktadır.

Nitekim aynı tehdidi daha öncede yapmış, bir bomba da Kâbeye atsak ne olur ki, demişlerdi.

Ayı ve ayılar kuzuları yeme bahanesindeler.

Yoksa Kudüsün haçlı zihniyetince başkent yapılması ve işgalinden sonra, sıra Kâbede mi?

Suud-i Arabistana olan bu ilgi neyin nesidir?

Trump gelir gelmez Suuslularla ilgilendi.

Onu piyon olarak kullanıp yıkmak veya birilerini onun eliyle yakarak yıkmak mıdır?

Filleriyle ve de filolarıyla gelsinler.

İmanımız tamdır.

Bize düşen görevle birlikte, bizde Abdulmuttalib gibi deriz;

Ben develerin sahibiyim. Kâbenin sahibi ise Allahtır. O kendi beytini, beytullahı yani evini korur.

Kuzuların sahibi Allahtır.

******************* 

ABD ve batı haçlı zihniyeti S.400 ile belli ki kuyruğundan yakalandı.

Ciyaklaması ve hırlaması boşuna değil.

O önemli değil de, içimizdeki beyinler neden ciyaklamaktadır?

Bundan dolayı ABD senatoda yaptırım kararı almış.

O zaman ikinci aşama, incirliği kapamak. Conileri geldikleri yere göndermek.

Ta ki ikinci kuyruk acısını tatsınlar.

-S400 ler alınmasın!!!

Bu yamuk ağız müslüman ağzı değil, ülkücü ağzı değil, vatansever bir insan ağzı değildir.

Belki alınmasın diye kendini yırtan Trump ağzı, haçlı ağzı, İsrail ağzı, basiretsiz insan ağzıdır. Bu PKK ağzıdır. CHP ağzıdır. Fetö ağzıdır.

Menfaat ve tarafgirlik sebebiyle PKK ile aynı safta durmayı, bir asırlık kökü bereketsiz CHP zihniyetini sürdürme sefihliğidir.

O da öyle bir sefihliktir ki, 18 Temmuz 1968’de Dolmabahçe rıhtımına yanaşan 6. Filo’ ya – Go Home – yani – Evine Git- diyen sol zihniyet, bugün ABD’ye – Come Here – yani – Buraya Gel- hatta memleketi işgal et diyor.

-Akdeniz de 200 savaş gemisi ve PKK/PYD -ye 30 bin tır silah..

Bu neyin mesajıdır?

Abdülhamid ve Menderes döneminde olduğu gibi, her ne vakit Rusya’ya yüzümüzü dönmüşsek, ABD ve batının saldırısına maruz kalmışız.

*******************

“Dediler: “İttihada şedit bir muarızdın. Neden şimdi sükût ediyorsun?”

Dedim: “Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan. Düşmanın hedef-i hücumu, onların hasenesi olan azim ve sebattır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır.

“Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.”Bediüzzaman.

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2019

No ResponsesMayıs 27th, 2019

YAHUDİLİK – MASONLUK –

YAHUDİLİK – MASONLUK –

-”Masonluk Siyonizmin bir yan kuruluşudur.
Her mason locasmda bir Yahudi vardir.
Yahudilerin izni olmadan mason olunamaz..
Mesela Fransa’da Cumhurbaşkanı, Basbakan Yahudi ve masondurlar.
Amerika Cumhurbaşkanlarının bir kısmı Yahudidir.

Bugün Amerika’yı Yahudiler idare ediyorlar..
Amerikada bankalar, silah fabrikaları Yahudilerin elindedir.”
[1]

-”İlk tahsilini bir yahudi mektebinde yapmış olan”Sadrazam Talat Paşa, 1907 yılında, yahudilere Filistin’de bir yurt vermeyi vaad etmişti.[2]

-“Bir Fransızca eserde Mithat Paşa’ya ait şu bilgiler vardır:
«Macaristanlı bir haham’ın oğlu olan Mithat Paşa, Türk devletinde malum yenilikler yapmaya baslamıştır. Yahudi prensiplerine dayanan mektepler açtırmış ve o mekteplerde ihtilalci doktrinleri öğretmiştir..

Yazar, bütün bunları Avrupa’da kendi sırdaşı olan Simon Deutch’un talimati lie yapıldığını, Abdülaziz Han’ın katlinin Mithat Paşa’nın gözleri onünde yapıldığını yazıyor.”[3]

-”Türkiye‟de ise Masonluğun tarihi 18.yy‟da III. Ahmet dönemine kadar gitmektedir.
Türkiye tarihinin ilk Masonları İbrahim Müteferrika ve Yirmisekiz Mehmet
Çelebizade Sait Çelebi‟dir. Bu iki şahıs da devşirmedir. Özellikle Tanzimat ve
Meşrutiyet fikirlerini tanzim eden grupta birçok Mason bulunmaktadır. İttihat ve
Terakki içerisinde Masonluk çok yaygındır. II. Abdülhamit‟in tahttan indirilmesi
üzerine yönetimi devralan İttihat ve Terakki, başta İtalya Mason locası olmak üzere
birçok Mason örgütünden tebrik mesajları almıştır.
[4]
-“1909 yılında da Türkiye‟de Yüksek ġura ve ilk büyük Mason Locası kurulur.
Cumhuriyet Dönemi‟nde ise 1935 yılında kapatılana kadar Türk Mason Locası,
uluslar arası toplantılarda temsil edilmiĢtir.”
[5]

-“Türkiye‟deki Masonluk tarihi dört dönemde incelenmelidir. Bunlardan ilki
1909 öncesi dönem, ikincisi 1909–1935 yılları arasındaki dönem, üçüncüsü 1935–
1948 yılları arasındaki dönem, dördüncüsü ise 1948 sonrası dönemdir. Fakat şunu da
belirtmek gerekir ki 1964 yılından sonra AP lideri Süleyman Demirel‟in Masonluğu
üzerine çıkan tartışmalar da Türkiye‟deki Masonluk tarihinde önemli bir devreyi
temsil etmektedir.”
[6]

-“Masonluk Türkiye‟ye başta ecnebilerle sokulmuş daha sonra ise kalıcı
bir örgütlenme halini almış ve devletin üst kademelerinde yer alan üyelere sahip

olmuştur. Doğuş yeri Selanik‟tir. Necip Fazıl‟ın Selanik hakkındaki düşünceleri de
farklıdır. Ona göre “Selanik; gerçek Türk birliğine ve İslam mukaddesatına karşı
yapılan suikastların meş’um idare ve tertibat kulesidir ki başımıza ne gelmişse
Selanik yoluyla gelmiştir.”[7]

-“ Memleket içinde de saray düşmanları, Abdülhamit Han’a karşı birleştiler. Masonların yardımlarıyla kurulup, gelişmis olan Ittihat ve Terakki, Abdülhamit Han’ı devirmeyi başardığı gibi parçalanan ve yıkılan imparatorluk toprakları üzerinde kurulan bir sürü devlet gibi Yahudi ideali de gercekleşti.

Nitekim, Yahudi Aleksandır Beim, neşrettiği bir eserde:
«İkinci Sultan Abdülhamit, gerçi Yahudilere Filistin’de ikamet müsaadesi vermemiş ise de biz, her türlü hile ve desiseye başvurarak onu tahtından indirdik ve Birinci Diinya Savaşı’nda Filistin cephesinde çarpışan Turk Ordusunun belkemiğini kırarak, bu Orduyu biz perişan ettik. demek suretiyle bu hususu itiraf etmiştir.

Sultan Abdulhamid’i  tahttan atan «Jön Türkler»in büyük yoğunluğunu Yahudi masonlar teşkil ediyordu.  Masonlarm «Jön Türkler» ile olan ilgisi, ihtilalden sonra bir Fransız gazetecinin Refik Bey adındaki bir Jön Türkle yaptığı roportaj üzerine resmi olarak kabul edildi.
Refik Bey şöyle demekteydi:
“Masonlarm, özellikle italyan Masonlarını bizi manen destekledikleri bir gerçektir. Macedonia Risorta ve Labort et Lux büyük yardımlarda bulundu, toplanma yeri sağladılar. Lccalarda Mason olarak toplandık; zaten aramızda hayli Mason vardı.
Bu sırada, ingiltere’de Türklerin İslam alemindeki yüksek itibarlarını kırmanın yollarını arıyorlardı.”
[8]

-“ Talat Paşa, Rıza Tevfik ve Şeyhulislam Musa Efendi gibi bazı Jön Türkler hem mason hemde Bektaşi idiler.
Ve Enver Paşa, Türkiye’den ayrılırken Cemal Paşa’ya bıraktığı mektupta şöyle diyordu:
«Pasam, bütün ef’alimin hesabını vermeğe hazırım. Bizim asıl mesuliyetimiz Sultan Abdülhamid’i anlamamak ve siyonizme alet olmaklığımızdır. Acıdır. Fakat hakikat bu!»
[9]

-“ Masonluk gibi komünizm de bir Yahudi oyunudur.
Yahudilerin ve Siyonizm’in Bolşevik Rus ihtilali ile ilgilileri bulunduğu, Amerikan Genel Kurmayı ikinci Bürosu’nun 1919 yılı başında hazırladığı ve Amerika’daki Fransız yüksek komiserlerine verdiği muhtırada açıkça anlaşılmıştır.”
[10]

-“Komunizmin kurucusu Karl Marks bir Alman Yahudisi idi. Kendisinin baş yardımcısı Engels de bir Alman Yahudisi idi. Komunizmin siyasi hayata intikalini sağlamak için Rusya’ya geldiği zaman 244 ihtilalci arkadaşının 177 tanesi Yahudi idi. Lenin’in kendisi de, anası da Yahudi bir melezdir. 1917’de kurulan ilk komünist hükümetin 22 üyesinin 17 tanesi Yahudi’dir. Lenin Trotsky, Stalin (Gtircu Yahudisi), Kavmahan Smit, Liline Pigburg Zinovyefa, Kokansky, Valoraski, Radomirslizki, Stayinburg, Leon, Qigerin, Varasilof – hep Yahudi idi. Ayrıca 554 merkez üyesinin 447’si yine safkan Yahudi idi.
Çok önemli bir organ olan merkez icra komitesinin 61 üyesinin 42 tanesi Yahudi idi. O zamanki Rus nüfusunun yüzde biri nisbetinde olan Yahudi azınhğın ihtilalin hakimi durumunda oldugu böylece daha iyi anlaşılmaktadır.
Bolşevik hükümet makamlarındaki Yahudilerin sayısı hakkında birkaç rakam daha verelim:
Halk komiseri meclisinin, yani şimdiki Bolşevik hükümetinin 22 üyelerinden 17’si (bu rakamlar en büyük Bolşevik canilerin Stalin tarafından temizlenmesinden önceki zamana aittir), harp komiserliğinin 43’ünden 33’u, Dışişleri komiserliğinin 16’sından 13’ü, Maliyede 34’ünün 30’u Adliyede 21’inden 20’si, Maarifte 52’nin 41’i, Bakanlığında 7’sinden 7’si, vilayetler komiserliginde 23 ten 21’i, Basın bürolarında 41’inden 41’i Yahudiydi.”
[11]

-“Lenin’in de muteber ve rütbeli bir Mason olduğunu ilan eden vesika, Fransa’da 1935 yılında mülteci Beyaz Ruslar tarafından yayınlanan «Resimli Rusya» isimli mecmuadan alınmıştır.”[12]

-“Dünyanın «Kapitalizm» ve «Komunizm» gibi iki kampa bölünmesi «Yahudi»nin oyunudur.”[13]

-“1830 – 1848 f ransız, 1917 Rus, Çin ve Küba, hatta Vietnam ihtilalleri hep Yahudinin eseridir.”[14]

-Masonlar, cumhuriyetin ilk on yılında Türkiye’de hiçbir baskıyla karşılaşmamış,
her türlü faaliyetlerini büyük bir serbestiyet içinde icra etmişlerdir.[15]

O döneme dair Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde yer alan belgeler de Cumhuriyetin
ilk yıllarında masonların Mustafa Kemal Paşa’ya yakın ilgi gösterdiklerini ortaya
koymaktadır. 28 Temmuz 1932 tarihinde Yeşoua (Yuşa) Elnekave adlı bir mason
tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin Reis-i Cumhuru Atatürk’e hitaben yazılan mektup ilgi çekicidir. Kendi ifadesine göre, İstanbul Kadıköy’de Yeldeğirmeni semtinde ikamet eden Elnekave, Dışişleri Bakanlığından emekli bir bürokrattır. Elnekave, mektubun başında Atatürk’ün bütün Türklerin babası ve velisi olduğu gibi, Türkiye’de yaşayan masonların da en büyük hamisinin de kendileri olduğunu ifade ediyor. Türkiye’de yaşayan masonların hükümetin desteği sayesinde hiçbir baskıya maruz kalmadıklarını belirten Elnekave, kendileri açısından her şeyin mükemmel olduğunu zikrediyor.

Elnekave, bütün bu mükemmellikler içinde sadece bir boşluk bulunduğunu, o boşluğu da bizzat “zat-ı devletlerinin imla ve ikmal buyurabileceklerini”, yani “zat-ı riyaset-penahilerinin (Cumhurbaşkanının) sinelerinin içinde bulunmasıyla kabil olabileceğini” belirtiyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu ve Cumhurbaşkanını açıkça masonluğa davet ediyor ve ardından ilave ediyor:
“Muhterem simanızı cemiyet-i insaniyemizde görmek bizim için ve bütün dünya Masonluğu için pek büyük bir bahtiyarlıktır. Her memlekette devlet ve millet reislerinin
Masonluğa kayd-u iltihak olunmalarıyla Masonlar nasıl şereflenirlerse biz Türk masonları dahi o şereften mahrum kalmayub iltihakınızla daima şeref üzerine şereflenmek isteriz.”

Türkiye Masonlarının üstad-ı azamı Remzi Sanver, bir TV programında Atatürk’ün mason olup olmadığı yönündeki soru üzerine şu cevabı vermişti:
Gerçekten bilmiyoruz… Birisinin mason olduğunu söyleyebilmek için ya bir locanın kayıt defterinde ismi olması lazım ya da localar toplantıların sonunda bir özet yazılır. Bizim elimizdeki belgelerde Atatürk’e dair böyle bir belge yok. Ama Avrupa’daki bazı mason tarihçileri mason listeleri yaparken Mustafa Kemal Atatürk’ü de bu masonlara dahil ederler. Ama böyle bir belge yok, olmadıkça da “Bilmiyoruz” demek zorundayız[16]

-1920 yılında Londra’da yayınlanan Morning Post gazetesi de; “Kesin olarak  söyleyebiliriz ki, Türk İhtilali hemen hemen tümüyle bir Mason-Musevi komplosudur.”[17]

-“Atatürk çevresindeki, hem ittihatçı, hem mason olan asker ve sivil arkadaşlarının etkisiyle, `önce mason, sonra ittihatçı´ kuralına uygun olarak önce `Macedonia Risorta´ locasında mason olmuş ve bunu takiben de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne 1907 yılında 322 numara ile üye yapılmıştır.”[18]

-Araştırmacı Bilal Şimşir, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan, “İngiliz Gizli Belgeleri’nde Atatürk” adlı çalışmasında, 29 Ocak 1921 tarih ve sayı 35, İstanbul Genel Karargahı’ndaki General Harington’dan Ingiltere Savunma Bakanlığı’na gönderilen “Şifre Tel No:1,9821-Gizli” kayıtlı evrakta, M. Kemal hakkında derlenen bilgilerde;

“Selanik ve Manastır’daki okullarda çalışkandı. Harbiye’de hararetli milliyetçi oldu. Arkadaşları arasında âsi yaratılışıyla sivrildi. Suriye’den Selanik’e atanınca, 1907’de İttihat ve Terakki ve İtalyan mason locasına girdi. Yetenekli bir kurmay subay ve yurtseverdi. Çanakkale savaşında Liman von Sanders’e itaatsizlik, Enver Paşayla kavga etti, bir gözünü kaybetti. Veliaht Vahidettin’le Avrupa’ya gitti. Mayıs 1919’da Anadolu’ya gönderilirken kendisine 40.000 lira verildi.”denildiğini aktarmaktadır.[19]

-1931 yılında devlet eliyle bastırılıp okullarda okutulan 4 Ciltlik Tarih ve İslam Tarihi kitabı bir müslüman kitabı olmayıp, onun içerisinde hezeyanların bir kısmına bakın neler yazıyor:

“Muhammedin çocukluğuna ve gençliğine ait malumata saradan katılmış çok uydurma şeyler vardır ; onun vatandaş­ larını dine davete başladıktan soraki hayatı daha çok malumdur.”[20]

-“Muhammedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir . Bu esasları ihtiva eden cümlelere Ayet, Ayetlerden mürekkep par­çalara da Sure derler. İslam an’anesinde bu ayetlerin Muhammede Cebrail adında bir melek vasıtasile Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur:
Tarihi nokta-i nazardan da mütalea edildiği zaman görülüyor ki: Muhammet birdenbire Allahın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sora kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur. Vahiy, ilham fikri Muhammetten evel de Araplarca meçhul değildi.”[21]

-“Muhammet te diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp, onları hayır ve saadete irşat eden ilahi bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı .”[22]

****************   

Her şey lozan anlaşması ile başladı.

24 Temmuz 1923‘te Lozan Barış Antlaşmasının imzalanmasıyla birlikte inkilaplar başlamış, geçmişe aid olan her şeyin üzerine sünger çekilmiştir.

Her şey Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makalede açıkça görülmektedir.[23]

Birbirimizle bir asırdır düşmanı bırakıp kendimizle kavgalı olmamız bu anlaşma, sözleşme ve verilen sözlerde yatmaktadır.

-”İsminin Rasim Ferit olduğunu öğrendiğim şaşı gözlü bir doktor gelerek Atatürkün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu, konuşmağa başladı. Kendisi Mason imiş, sözleri de masonluk hikâyeleri. Atatürk bir zamanlar kendisini de mason yapmak istediklerini fakat Kabul etmediğini söyledi. İstanbulda mason üstadı azamı temyiz azasından Servet Bey isminde bir zatmış istifa ettirmiş.”[24]

******************

-Atatürkün yaşantısı mı? İşte;
“Gazi konuşuyor sanattan bahşediyor, herkes dinliyor. Bir ara kalktı müziğe vals
çaldırdı.
Refet Süreyya Hanımı dansa kaldırdı. Bu dün akşam bahsi geçen artistmiş. Danstan
sonra biraz oturulup içildi, artist bayan bir paravananın arkasında soyundu çıplak
denecek bir halde ortaya çıktı, açık sarı ince ipekli bir mayo ve tül bir gömlekle
serpanten danslar hindistan oyunları yaptı. Almanya da 9 sene bulunmuş bu marifetleri
öğrenmiş. 30 yaşlarında dolgunca etli, bacaklarındaki mor mor lekeler morfinman
olmak ihtimalini gösteriyor.
Yemek neşeli geçiyor, içiliyor, konuşuluyor, alkışlar yapılıyor, arada bir hepbirden
dansediliyor. Atatürk Afet Hanımla da dans etti. Bu zarif genç, pembe ipekli dekolte
tuvaleti ve güzel endamı ile göze çarpıyordu. Atatürk bu gece pek neşeli, kimseye laf
vermiyor hep kendisi anlatıyor, bazan sazendelerle beraber şarkı söylüyor ve onları
kendisi sürüklüyordu. Şarkı söylerken bile hanendelerin kendisine takaddüm etmesine
meydan vermiyor.
Rumeli havalarından pek hoşlanıyor «şahane gözler» türküsü tekrar tekrar söyleniyor,
bununla beraber bu eğlenceler arasında kendi kibarlığından, vekarından birşey
kaybetmiyor, arada bir misafirlerimin neşesi benim de neşemdir diyor. Bir ara eskiden
yazdığı bir hatıra defterini getirtti. 1918 de Karlsbat ta Fransızca yazmış. Bundan
birkaç sayfayı Ruşen Eşrefe okuttu, türkçeye çevirtti. Bir şatoda güzel bir dansözle nasıl
görüştüğünü, onunla çeşitli danslarını açık açık yazmış. Ruşen de uzun boyu gibi yüksek
sesi ile bunları ballandıra ballandıra şairane bir eda ile okudu. İlk gördüğüm bu genç ve
güçlü şairden pek hoşlandım.
İnönü az içiyor, kendisini güzel idare ediyor, Atatürk bir ara çıplak dansözle
dansetmesini İnönüye teklif etti, o kendisine, mahsus bir incelikle işi geçiştirdi.
Misafirlerden birisi kadının o incecik parçaları da üzerinden atmasına emir vermesini
rica etti. Atatürk «Olmaz öyle şey herşeyin bir hududu var» dedi. Sofraya oturulduğu
zaman maariften bahsedildi. Misafir hanımların maarifte işleri yürüyormuş, bilmem
hangi müfettiş arzusuna nail olamadığı için işlerini baltalıyormuş, Atatürk Başbakana
dedi ki : Sen bu maarifi İslah etmelisin hem de baştan başlayarak.”[25]
-“Atanın kızları ile Salih, Kılıç Ali, Tevfik ve Mustafa Beylerden ibaretti. Yemek
arasında az içildi, gece yarısına doğru gazinoya, baloya gidilecekmiş, küçük kızların
baloya götürülüp götürülmemesi münakaşa olundu, götürülmeye karar verildi,
giyindiler, hep beraber çıktık. Atatürk Afet Hanımla, madam Baver öteki kızları ve
maiyeti başka otomobillerle kafile halinde Fresko gazinosuna gittik. Çok kalabalık
vardı, Türk hanımlar pek az idi, ecnebi bayanlar da çok değildi. Zeki Beyin orkestrası
çalıyordu.
Milletvekilleri, elçiler yüksek memur ve askerler Atatürkü şiddetle alkışladılar. İlk
dansı Atatürk Fransa Elçisinin kızı ile açtı. (Madam yoktu). Kızın güzelliği herkesin
dikkatini çekti, pist dans edenlerle bir anda doldu.
Atatürk, kızlarından birisi ile dansetmemi söyledi, danstan sonra artist Refet Süreyya
çıplak hali ile numaralar yapmaya başladı. Bu Ankara için bir yenilik idi. İnönü de
Rus elçisinin ak saçlı madamı ile dans ederken gülümsedim, yanımdan geçerken «Ne
yapalım politika ediyoruz» dedi.”[26]
-“Atatürkle beraber İstanbulda gezerken Suadiye plajına gittik. Orası daha yeni
yapılmış güzelce bir yerdi.
Deniz kenarında boylu boslu genç ve güzel bir kadın mayo ile dikilmiş duruyordu,
kendisine yaklaşıldığı sırada güzel bir atlayışla denize daldı yüzmeye başladı.
Kadınlarımız henüz erkeklerle bir arada denize girmeye yeni başlamışlardı. Bunun bir
türk kızı olduğunu öğrenen Şah Atatürke;
«— Maşallah ne güzel yüzüyor, hanımlarınız yeniliği çok çabuk kabullenmiş
görünüyor…» gibi ifadelerde bulundu.
Dönüşümüzde Atatürk beni çağırıp;
«— Bu gece Beylerbeyi Sarayında Şeyhinşaha hususi bir ziyafet veriyoruz, hariçten
kimse bulunmayacaktır, kendileri mihmandarlardan yalnız senden başka kimsenin
bulunmasını istemiyorlar. O da yalnız bir nedimini getirecektir. Ali Sait Paşaya haber
gönderdim. Şeyhinşahın bütün maiyeti ile mihmandarlara ve hariciye memurlarına
Park Otelde bir yemek verecektir, sen oraya gitme, bizimle gel ve kimseye de birşey
söyleme..»buyurdular.
Gece motorla Dolmabahçe Sarayından Beylerbeyi Sarayına geçtik. Başbakan ile Meclis
Reisi de vardı. Sarayın kapısında gayet güzel ve ağır giyinmiş onbeş kadar kadın bizi
karşılıyordu ki, bunlar o zaman İstanbulun saz şarkı ve dans artistleri idi, başlarında da
SUADÎYE DE plajda gördüğümüz C. hanım bulunuyordu. Hepsi diz çökerek
hükümdarları selâmladılar ve Şaha takdim olundular. Ö da gülerek iltifatlarda
bulundu.
Saray içinde güzel bir mermer havuz vardır. Sular şıkırdıyor, gerilerde bir orkestra ve
mükemmel bir büfe.. Saray kısaca gezildi, üst kat tamir ediliyor ve Şehin Şahın geceyi
orada geçirmeleri ihtimaline karşı fevkalâde yatak odaları hazırlanmış bulunuyordu.
Havuzun başına bir masa ve koltuklar o şekilde konulmuşlardı ki büfe ve orkestra
burayı göremiyordu. Şaha ikramlarda bulunuldu, kendisi bir kadeh şarap alarak önüne
koydu bu sırada artistler güzel şarkılar okumaya ve gösteriler yapmaya koyuldular. Şah
meclisin sıcaklığını bozmamak için arada bir yudum alıyordu. Numaralar gittikçe
açılıyor ve serbestleşiyor, Şah bunları gülümseyerek seyrediyor fakat ciddiyetini hiçbir
şekilde bozmuyor, iki genç kız havuza atladılar, sularla oynamaya ve dans etmeye
başladılar. Bu sırada «Ş» adındaki çıplak genç artist Şahın önüne yaklaştı, elleri
önünde, başı eğik havuzun kenarında ve ayakta dikildi. Şehinşah kızın başını okşayarak,
«— Çok maharetlisiniz, genç ve güzelsiniz, Allah bağışlasın, haydi kızım içeri girin de
giyinin üşürsünüz…»
Şehinşahın o geceki durumu, ağırlığı, meclisin neşesini bozmaksızın hiçbir hafiflik
göstermemesi dikkati çekiyordu. Gece yarısına doğru Dolmabahçeye dönmek
arzusunda bulundular, hep birlikte kalktık gene motora binerek saraya gittik. Binbir
gece masallarını bin ikinci gece yapamadık vesselam…
Ne güzel tesadüftür ki bu olaydan 22 yıl sonra 1956 da İstanbula gelen merhumun oğlu
şimdiki Şah ile aynı Beylerbeyi Sarayının o havuz başında Kraliçe SÜREYYA da
beraber olduğu halde oturarak Türk musiki sanatkârlarını, artistleri dinlemiş ve
kendilerine pederleri merhum ile de bu yerde bu surette oturmuş olduğumuzu söylemiş-
tim.”[27]
-Atatürk muhalefete tahammül edemiyordu;
-“ATATÜRK yakın arkadaşlarının Demokrasi idare tutumunda kendisinden ayrılmağa
başladıklarını ve muhalif bir partide görünmelerini hoş görmüyor, ALÎ FUAT PAŞA
esasta bir ayrılık olmadığını, meclislerin tek partili olmayacağını, kendilerinin de tasdik
edeceklerini ve ATATÜRK-ün PARTİLER ÜSTÜ kalmasının arzu edildiğini
cevaplıyordu. ATATÜRK buna karşı:
«— Buna şüphe yok ama iş Cumhuriyetin ilânı ile bitmemiştir. Dünya medeniyet
alemine katılmak için bazı mühim inkılaplar yapılması lâzım gelmektedir. Bunun içinde
geçici bir müddet muhalif bir cephe yaratılmaması zaruridir» mukabelesinde
bulunuyordu.”[28]
-“4 Haziran akşamı Atatürkün sofrasında toplandık. Biraz neşeli idi, muhtelif bahisler,
tarihten misaller konuşuldu. Başvekile biraz fazlaca iltifatta bulundu ve şunları söyledi:
«— ÇOCUKLAR BEN ÖLÜRSEM İSMETİN ETRAFINDA TOPLANMALISINIZ
HAA.. FEVZİ PAŞANIN ANCAK REYİNDEN İSTİFADE EDERSİNİZ…»[29]

-İNKILAPLAR UĞRUNA ÖLEN SAYISI !!! Şimdi sizlere, Kemalistliğinden zerre şüphe edilemeyecek bir kalem olan Falih Rıfkı Atay’dan bir iktibas yapacağız! İnkılâplar uğruna katledilen 500.000 insan!! Bu millet Çanakkale’de 400bin, Yunan harbinde ise 10 bin şehid vermiştir! Ama inkılâplar için tamı tamına 500.000! “İrtica ile boğuşmanın istilayı söküp atmaktan daha lâzım ve zor olduğunu belirtmek isteriz. Onun içindir ki, Kurtuluş savaşındaki(10bin) can kaybının 50 kat fazlasını irtica ile savaşta verildiğini hatırlatmak gerekir. (..) ”[30]

MEHMET ÖZÇELİK

26-05-2019


[1] SİYONİZM’İN OYUNLARI. Cemal Anandol.Sh.8.

[2] Age.17.Bak. Yahudiler Dünyayı Nasıl İstila Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan – sayfa: 216.

[3] Age.66-67.Bak. Simon Deutch, Nihilist Partisi’nin önemli şeflerinden olup, ihtilal tertiplemek suçundan 13 yıl ağır sürgün cezasına  çarptırılmıştır.

[4] Age. 244.

[5] TÜRKİYE’DE ANTİSEMİTİZM VE BÜYÜK DOĞU DERGİSİ.Sh.95.

[6] Age.96.

[7] Age.98.

[8] Age.74.75.

[9] Age.112.

[10] Age.160.

[11] Age.162.

[12] Age.164.

[13] Age.166.

[14] Age.171.

[15] Mason Mahfili, t. y., Türkiye’de Masonluk Tarihi.

[16] Habertürk, 2010. Atatürk Döneminde Masonluk ve Masonlarla İlişkilere Dair Bazı Arşiv Belgeleri
Kemal Özcan, Prof.Dr., NEÜ SBBF Tarih Bölümü, Prof., N.E.Univ. Historical Department.Sh.3.

[17] Morning Post gazetesi, 1920. Aktaran: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 127.

[18] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-161.

[19] İlgili cümlenin ingilizcesi aynen şöyle: “In 1907, General Staff Salonika, where he became member of C.U.P.* and initiated into Free Masonry in the Italian Lodge.

Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1979, cild 3, sayfa 96. (2. Baskı, cild 3, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2000, sayfa 96, 97.) Ingiliz Arsivi. Foreign Office 371/6465/E.1473.

Bütün belgeleriyle Atatürkün mason olduğu isbat edilmektedir.

[20] C-2/112. TARiH-ıı.ı 9 3 1-İSTANBUL-DEVLET MATBAASI.

[21] Age.113.

[22] Age.114.

[23] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/emirdag-lahikasi/nihai-vesika/277

[24] 10 YIL SAVAS 1912 -1922 V E ,S O N R A S I»-Emekli Orgeneral F A H R E T T İN ALTAY.Sh.408.

[25] Age.410-411.

[26] Age.412-413.

[27] Age.464-466.

[28] Age.377.378. 10 YIL SAVAS 1912 -1922 V E ,S O N R A SI»-Emekli Orgeneral F A H R E T T İN
ALTAY.

[29] Age.419. https://belgelerlegercektarih.com/2012/07/07/m-kemal-ataturk-ayetle-alay-mi-ediyorataturkun-madam-corinnee-yazdigi-mektup/
https://m.youtube.com/watch?v=-YLyJkzEvfc&feature=youtu.be
https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=1658873684256803&id=100004025624000
http://www.akasyam.com/mobil/ataturk-o-gece-71614/
-Nükte ve Fıkralarla Atatürk – Niyazi Ahmet Banoğlu Sh. 668-669.

[30] Falih Rıfkı Atay Eski Saat, S. 330. https://mobile.donanimhaber.com/falih-rifki-eski-saat–92654255

https://www.google.com/amp/s/docplayer.biz.tr/amp/111952289-Ataturk-un-bana-anlattiklari.html
No ResponsesMayıs 26th, 2019

İBNİ SİNA-NIN KANUN ADLI ESERİNDEN

İBNİ SİNA-NIN KANUN ADLI ESERİNDEN

-Unsur dört tanedir ve ikisi hafif diğer ikisi ağırdır.
Hafif olanlar; ateş ve hava
Ağır olanlar; su ve toprak.
-Su ve toprak daha ağırdır, böylelikle organların oluşumuna yardımcı olur.
Ateş ve hava daha hafif olması sebebiyle de organların hareketlenmesine yardımcı olur. Gerçi ilk hareket Allah’ın talimatıyla gelen; candır.

-Kadınların mizacı erkeklere göre daha soğuktur ve bundan ötürü de yaratılışta erkeklere oranla daha zayıftır.

-Temel organlar şunlar; kalp, beyin ve karaciğer.

-Mevsimlerin de kendine göre mizaçları var, mesela yaz mevsimi kuru ve sıcaktır.

-Bebek bakımını da ele almış İbni Sina. Emziren anne iyi ahlaklı olmalı.
Olumsuz etkiler karşısında öfke, kızgınlık, hüzün gibi tepkiler vermekten kaçınmalı. Çünkü bu tür durumların mizaç üzerinde etkisi vardır ve doğal olarak da süt içen bebeğe de yansıyor.

-Çocuk altı yaşına eriştiğinde onu öğretmene yollayın.

-Her organın da kendine ait sporu var. Mesela gözün sporu, küçük cisimlere bakmak ve bazen de küçük cisimden büyük cisme bakarak yavaş yavaş geçiş.
Mevsimlere ait spor vakitleri de fark ediyor. Kış ayında sporun ikindiden sonra akşam vakti olması daha iyi.

-Yaşlılar sıcak ve rutubet içeren gıdalara daha çok gereksinim duyarlar.
Uykuları gençlere göre daha çok olmalı.

-İbni Sina ebced harflerine göre ilaçların adlarını ve özelliklerini birer birer ele alıyor. Elif harfiyle başlamış. Mesela anason, İranlılar enison diyormuş. Öncelikle bu anasonun mizacı nedir; sıcak ve kuru. Sonra solunumdan tutun sindirim organlarına kadar, kozmetiğinden tutun baş bölgesi faydalarına kadar hepsini ayrı ayrı ele alıyor. Absinte – Afsentin – Pelin otu göz altı morluklarına iyi geliyormuş. Bazı bitkiler tenya gidericiyken bazısı eklem ağrılarını gideriyor. Toplamda Elif harfiyle başlayan 77 adet bitkiyi
inceliyor İbni Sina. Sonra be harfinden devam ediyor ve derken cim ve tamam.

-Gül yağı, beyni güçlendirir ve zekayı artırır, mizacı mutedile yakındır.

-Akciğer, kalbin komşusudur ve kolaylıkla komşu aracılığıyla komşunun halini öğrenebilirsin.

-İbn Sina veremli bir kadının durumunu şöyle anlatır:
Bir kadın vereme yakalanmıştı. Hastalık uzun sürmüş ve öyle bir dereceye varmıştı ki kadın yataklara düşmüş ve artık vasiyetini yazdıracak birini aramaktaydı. O kadının erkek kardeşleri, kadının hastalığını tedavi etmek için azmettiler. Kadın, uzun süre Cülnecebin ilacını kullandı ve hayata döndü. Tamamen iyileşti ve kilolandı. Cülnecebin’i ne miktarda tüketildiği aklımda değil şu an.
Verem hastalığı tedavisinde sütün ayrı bir yeri var. İbn Sina Tıp Bilimleri Okulu-nun bir öğrencisi diye bahsettiği bir şahsın bu tedavide sütün nasıl tüketilmesi gerektiği hakkında araştırmasının olduğunu söylüyor ve kısaca o araştırmadan bahsediyor.
Veremliler için en iyi sütün dişi eşek sütü olduğunu söylüyor.
Yağmur suyu da veremliler için iyidir.

-Karaciğer öyle bir organdır ki onun için, kan üretim fabrikası, kan rafinesi ve kanda bulunan maddeleri taşıyıcı organ diyebiliriz.
İnsan karaciğeri, sahip olunan cüsseye göre, tüm hayvanlar arasında en büyük olanıdır. Denilene göre, canlı ne kadar çok yerse ve bununla kalbi zayıf olursa, karaciğer daha büyük olur.
Karaciğerin sağlıklı olup olmadığını, ne durumda olduğunu birkaç yöntemle anlayabiliriz.  İbn Sina bu konuyu on bir maddede ele almış, biri şöyle;
insanın yüz rengi, siması, şekli, derisi bize karaciğerin durumundan bilgi verebilir.
Hıçkırık, hastanın iştahı, yiyeceğin midede sindirilmesi, bizi karaciğerin durumundan haberdar eder.
Nefes darlığı (ya da Dispne) her ne kadar akciğerden kaynaklanmış olsa da, asıl sebebin karaciğer olması muhtemeldir.

-Kuş üzümü karaciğerin dostudur.

-Öfke karaciğeri, keder akciğeri, üzüntü mideyi, stress kalp ve beyni, korku böbrekleri yorar. Bunlar vücutta artınca ve sürekli ise o organ hasta olur…İbn-i Sina.El-Kanun Fi’t-tıb Özetin özeti..

“Hayvaniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir.
Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nûr bulursun.
İşte o âlemin anahtarı, ‘
ma’rifetullah’ ve ‘vahdaniyet’ sırlarını ifade eden ‘lâ ilahe illallah’ kelime-i kudsiyesiyle kalbi söyletmek ve ruhu işletmektir”Bediüzzaman.

MEHMET ÖZÇELİK

25-05-2019

No ResponsesMayıs 25th, 2019

50-HADİD SURESİ-19-29-MEHMET ÖZÇELİK-2-

No ResponsesMayıs 25th, 2019

AYRILAN YOLLAR

AYRILAN YOLLAR
Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır.
Her yol Allah’a çıkar.
Bir ömür, bazen yarım asır arkadaşlık yaptığımız yol arkadaşlarıyla yollarımız ayrılmaktadır.
Bir damla gözyaşı ile de olsa bu durum insana hüzün veriyor.
Bazen çocuklukta, okulda, meslek hayatında beraber olup,belki de uzun yıllar ayrı olduğunuz insanların dünyadan ayrılışı, insanın üzerine hüzün bulutları kaplıyor.
Yollar ayrılıyor.. Hayatlar ayrılıyor..
Rahmetli babamla evden çıkmış sanayiye gidiyorduk. Ben şoför mahallindeydim. Babam ise yanımda oturuyordu.
Aradan birkaç sene sonra babam vefat etmiş oğlum da büyümüştü
Yine sanayiye gitmekteydik. Ancak bu sefer şoför mahallinde oğlum oturmuş, ben de babamın yerinde oturuyordum.
Benim yerimi oğlum, babamın yerini de ben almıştım.
Yine bu durum sanayi yolunda, yokuştan inerken aklıma gelmiş ve oğluma şunu hatırlatmıştım;
Bir müddet sonra sen de benim yerimde olacaksın, senin çocuğun da senin yerinde olacak, demiştim. Bu durum onun çok ilgisini çekmiş ve düşündürmüştü.
Her gün dünyadan 300 binden fazla insan terhis oluyor, yerini yenileri alıyordu.
Sâniyen, rahmetli babam vefat etmeden önce arkadaşlarının durumunu öğrenmek için bazılarını arar, sorar, vefat edenleri de duyunca üzülürdü.
Bunu bizimle de paylaşır, şu gitti, şu da gitti derdi.
Vefatından 3 ay önce Hasan diye bir arkadaşını aradı, o kişi çok kötü olduğunu, yatağa bağımlı bulunduğunu hüzünle kendisine anlatmıştı. Tüm arkadaşları gitmiş, Hasan kalmıştı, o da ağır hastaydı. Babam ise gayet rahat ve sağlıklı idi. Sabahları erken saatte geceden camiye gider, daha imam ve müezzin bile camiyi açmadığı olurdu. Bu durumlarda seher kahvesine giderek bir çay içer ve camiye geçerdi.
Vefatına 3 gün kala nefes alamaz olmuştu, acile kaldırdık ve 3 gün sonra vefat etti.
Kaderin bir cilvesidir ki aynı gün, yatalak olan arkadaşı Hasan da vefat etmişti. Hasan kabristanda 1923 nolu kabirde, babam ise 1924 nolu kabirde yapmaktadır. Ruhları şad olsun.
Sıra bendeydi.
Yaşıtım olan ve muhabbet ettiğimiz meslektaşım Hacı osman Yetiş’in vefatı ben de bir hüzün oluşturdu.Allah kendisine rahmet etsin.
Babamın durumunu hatırladım. Acaba bu durumlar da bizi ölüme hazırlamak için miydi?
Birden gitmesi ağır mı oluyordu?
Bizden küçük ve büyük olanların değil de, aynı yaşıt ve yol arkadaşların gitmesi daha ağır geliyordu. Yol arkadaşları ayrılıyor.. Yollar ve Hayatlar ayrılıyordu.
Bir gün bize de haydi diyecekler.
“Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar, sevkiyat var.
…Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım, vücudum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor. Niyazi-i Mısrî’nin
Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber
dediği gibi ruhumun hanesi olan cismimin de her gün bir taşı düşmekle yıpranıyor ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümitlerim, emellerim kopmaya başladılar. Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden müfarakat zamanının yakınlaştığını hissettim. O manevî ve çok derin ve devasız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyazi-i Mısrî gibi dedim ki:
Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim
Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber.
O vakit birden merhamet-i İlahiyenin lisanı, misali, timsali, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan aleyhissalâtü vesselâmın nuru ve şefaati ve beşere getirdiği hediye-i hidayeti; o dermansız, hadsiz zannettiğim yaraya güzel bir merhem ve tiryak oldu. Karanlıklı yeisimi, nurlu bir ricaya çevirdi.”
MEHMET ÖZÇELİK

22-05-2019

No ResponsesMayıs 22nd, 2019