İÇERDEKİ KATRAN

İÇERDEKİ KATRAN

“Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul!

Halk içinde bozgunluk yapan haindir oğul!” Dede Korkut.[1]

Biz arkadan değil, içten vurulduk.

Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsine yandığım cinsine çeker.

“De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.”İsra. 84.

Daha önceleri içteki ahtapot dışın güdümüyle her 10 yılda bir darbe yapıyor, büyüdükçe buduyor, ölmeye yakın suluyordu.

Tam ortadan kalkmasa da kesilen bazı kolları sebebiyle, hariçteki kollardan medet bekliyor.

Böylece içteki gövde ile dıştaki kollar aynı darbeyi zorda olsa sürdürmeye devam ediyor.

Türkiye’nin 100 yıllık program ve problemleri kesinlikle ve kesinlikle belli şahıslar değil. Onlar gider, şunlar gelir.

Onlar belli odaklara çalışmakta ve tam tersine çetrefilli bir yol içerisine toplumu itmektedirler.

Yeni bir değişim, yeni bir dönüşüm yapabilecek ne cesaretleri var, ne de bir birikimleri.

500 sene geçse de Ahmet Davutoğlu’nun Mit Başkanı Hakan Fidanı terfi ettirme görüntüsünde milletvekili adayı göstermesi tam bir faciaydı.

Görevden almasından daha tehlikeli bir durumdu.

Son anda farkına varılıp, milletin aşırı tepki göstermesi neticesinde vazgeçildi.

Bu sinsi plan birileri tarafından mutlaka fısıldandı, oyun oynandı.

Eğer darbe olmuyor veya 15 Temmuz-da ki gibi haber alınıp akamete uğratılıyor, içten ve dıştan yapılan saldırılara karşı konulup dışa açılabiliyorsak, bu MİT’in şimdiye kadar başkasının güdümünde çalışırken, şimdi milletin hesabına çalışmasındandır.

Oyunları bozan Allah bu oyunu da bozdu.

İşte marifet ve basiret budur.

Bundan mahrum olanlar değil devleti, bir okulu bile idare edemezler.

Kendisini aşamayanlar, toplumu hiç aşamazlar.

İhanete alet olan ve de ortak olanlar, samimi ve dürüst olamazlar.

***************  

“Saadet lideri Karamollaoğlu: 28 Şubatçı komutanların yargılanmasını içime sindiremiyorum.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Halk TV’de yaptığı açıklamada, 28 Şubat davasında ceza alan generallerin hapis cezası almasını içine sindiremediğini söyledi.

28 Şubat’ta ne oldu? Hiçbir şey olmadı.”[2]

Basiret körlüğü! Bakış açısı!

Parçalanan masumlara değil de, onu parçalayanların sorgulanmasına acımak!

Ne kadar hazin değil mi? Kelimeler ifade edemez!

-Bilderberg toplantılarına Türkiye’den en çok katılan isimlerden biri de Ali Babacan’dır.

2003’ten 2014’e kadar tam on kez katılmıştır!

Uzun seneler evvel, CIA tarafından kurulan Bilderberg’ten söz ediyoruz.”[3]

Kişi kendisiyle beraber olduğu kişidir. Çünkü kişi kişinin aynasıdır.

Hükümeti devirmek için her entrikayı sadece yapan değil, onunla beraber olanda sorumlu ve vebal altındadır.

Özellikle içteki münafık yapının.

Zira küfre rıza küfürdür, zulme rıza zulümdür.

-“Baro binasında toplanan avukatlar DHKP-C yanlısı Grup Yorum’un seslendirdiği ‘Gündoğdu Marşı’ını söyledi.

TBB Başkanı seçilen Erinç Sağkan’ın başkanlığını kutlamak için Baro binasında toplanan avukatlar, hep birlikte DHKP-C yanlısı Grup Yorum’un seslendirdiği ”Gündoğdu Marşı”ını söyledi.[4]

Barolar seçimini kazanan delegeler, zafer coşkusu içinde marş söylediler.

Söyledikleri marşın sözleri şöyleydi:

“Yolumuz devrim yoludur / Gelin kardaşlar gelin / Yurdumuza faşist dolmuş / Vurun kardaşlar vurun”[5]

Partiler ve Barolar birilerini himaye için mi kurulmaktadır?[6]

Türkiye 50 yıl sonra yine 1970’lerin kaygan ve kaypak ortamına çekiliyor.

Uyanık ve basiretli olunmalı, müsbet harekette bulunulmalı, oyuna gelinmemelidir.

Bu milletin balans ayarlarıyla oynanmaktadır.

MEHMET ÖZÇELİK

8-12-2021


[1] https://www.haber7.com/guncel/haber/3168906-bakanlik-listeyi-acikladi-iste-abdnin-milyonlar-akittigi-fondas-medya-ve-kurumlar Kahpe içerde Besleme medya ve arpalikları

https://www.yenisafak.com/dunya/iran-cumhurbaskani-reisi-deas-abd-tarafindan-kurulmustur-3724661

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/saadet-lideri-karamollaoglu-28-subatci-komutanlarin-yargilanmasini-icime-sindiremiyorum-3723230

https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/temel-reisin-derin-seruveni-2060297

https://www.yenisafak.com/yazarlar/bulent-orakoglu/darbeden-ve-cuntaci-pasalardan-korkan-bir-genel-baskan-karamollaoglu-2060307

https://www.haber7.com/guncel/haber/3167727-casusluktan-tutuklanan-metin-gurcanin-adi-cia-uzantili-raporda-39-kere-geciyor https://www.haber7.com/guncel/haber/3167706-enver-altaylinin-e-postalari-gerekceli-kararda-yakin-takibimde-olan-erdoganin https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-karagul/-birkac-dolarlik-adamlar–ali-babacanin-kac-tane-daha-metin-gurcani-var-casusluktan-otesi-de-var-2060313 Hain her zaman için içeridedir. Artık terör ve darbeler şirketler, sirketleşmelrr ve teşkilat haline gelmiştir. Adeta ihaleye çıkılıyor. Bunun bir ötesi devletin icerisinde hatta mecliste partilesme ve resmi kılıf ve kıldıklar altında devletleri tehdit etmektedir. Tıpkı PKK bir yandan dağda bu vatanın evladına kurşun sikarken, diğer yandan mecliste varlığını sürdürmekte, kendisine meşruluk kazandırmaya çalışmaktadır.

[3] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/siyasi-sarki-gamzedeyim-deva-bulmam-2060308

[4] https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/baro-binasinda-toplanan-avukatlar-dhkp-c-yanlisi-grup-yorumun-seslendirdigi-gundogdu-marsiini-soyledi-2228150

[5] https://m.haber7.com/guncel/haber/3170384-ahmet-hakandan-tbbde-soylenen-marsa-tepki-bundan-daha-buyuk-facia-olabilir-mi

[6] https://www.haber7.com/dunya/haber/3164736-son-dakika-abd-ile-irandan-sinsi-oyun-izin-verdiler

https://www.haber7.com/guncel/haber/3165059-fetode-liderlik-kavgasi-kizisti-gundeme-bomba-gibi-dusen-fotograf https://m.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/810842.aspx

https://www.haber7.com/guncel/haber/3118642-bogazicili-akademisyenin-nefretinin-disa-vurumu-gericilik-yasaklanacak

No ResponsesAralık 8th, 2021

KISSADAN HİSSELER

KISSADAN HİSSELER

ZULME UĞRAYAN ASLA UNUTMAZ

Harun Reşid’in oğlu Me’mun henüz çocuk iken, hocası sebepsiz yere sopayla ona vurmuştu.

Me’mun:

-‘Neden bana vurdun?’ diye sordu.

Hocası ona sadece:

-‘Sus!’ dedi.

Biraz konuştular.

Me’mun tekrar sordu:

-‘Neden bana vurdun?’

Hocası yine:

-‘Sus!’ dedi.

20 yıl sonra Me’mun halife olunca, ilk iş olarak hocasını çağırttı ve:

-‘Bana neden sebepsiz yere vurmuştun?’ diye sordu.

Hocası tebessüm ederek:

-‘Onu hâlâ unutmadın mı?’ dedi.

Halife Me’mun:

 -‘Vallahi asla unutmadım.’ dedi.

Hocası tarihe ibret olarak not düşülecek şu sözleri söyledi:

-‘Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım.

Sakın ha kimseye zulmetme!

Çünkü zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen bir ateştir dedi…

**********  

Pakistanlı Dr. İşân Hüseyni yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi.

Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.

Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve “O toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem” diye bağırdı.

Görevliler gideceği şehrin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler.

Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.

Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi. Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona “Telefonu verir misin telefon etmem lazım” dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki: “Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen, yemek ye, çay iç sonra düşünürsün bu işleri”

Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.

Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.

“Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin”

Yaşlı kadın:

“Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır dediler. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allah’a dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.

– Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki “Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi. Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı. Dr. İşan Hüseyni benim.

Allahın kullarına böylece isteğini ulaştıracağına kalpten iman ettim. Bütün yollar kapanınca yeri göğü yaratana sığın. Onun iltiması dua”

************  

Mebus olacakken, mahbus oldum.

ONLAR BİZİ AFFETSİNLER

Lekesiz alınlar, harama uzanmamış eller, içleri nûr, dışları nûr olan insanlar bizleri affetsinler!.. Onlar hapishanelerde iken dahi bizden hürdüler… Çünkü imanlarının, vicdanlarının emrindedirler. Allah’tan başka kimseye kulluk yapmamaktadırlar. Ne bareme girip, barem kulu olmuşlar, ne asli maaş endişesiyle asliyetlerini kaybetmişler, ne şu, ne bu ikbal hırsının önünde secde etmişlerdir. Onlar karanlık, loş hapishane köşelerinde her türlü pisliğin barındığı bu yerlerde, gübreliklerde açan, her yere güzel kokular saçan güzel çiçekler gibidirler…

Ben bilirim onları. Ben bir arada kaldım onlarla. Asrın kaybettiği bütün meziyetlere sahiptir onlar. İmanlıdırlar, vefalıdırlar, severler, sevilirler. Cesurdurlar, kahramandır. Kısaca tam bir Müslümandırlar.

Varsın, Çetinler, Özekler onları lekeleye dursun. Ben bilirim onları. Onlar güneş gibidirler, leke tutmaz, çamur tutmaz onları. Onlar ateş gibidirler. Onlar yakarlar kirleri, pisleri, pislikleri.

Konya hapishanesinde onlardan bir Dr. Sadullah vardı ki… Allah’ım ne adamdı o? Nasıl imandı ondaki! Adam hapishanede idi, fakat gül-gülistan içindeydi. Gülen gözlerle bakardı insana. Her şeyi unutuyordum onun yanında. Adam adeta teneffüs edilen bir şey gibiydi. Yanımdan bir ruh gibi uçuverip gideceğinden korkardım!.. Yanımdaki arkadaşa:

-Şu pencereleri kapat. Sonra doktor uçar gider bu demirlerin aralarından, demiştim. Fakat onun uçmaya, gitmeye niyeti yoktu. Bu kadar yüksek olduğu halde bizim gibi sürünenlerle beraberdi; bizi bırakmıyordu; kurtaracaktı o.

Evet, Dr. Sadullah Nutku…

Nurculuktan sanıktı. Karakola götürmüşler, dövmüşlerdi; bayılıncaya kadar. Kendine geldiği zaman zalimlerin affı için Allah’ına dua etmişti.

-Yarabbi bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Sen bunları affet, demişti. Tıpkı o yüce peygamber gibi.

Bunları bana o anlatmıyordu. Başkaları anlatmıştı. Çünkü kendisi yoktu ortada. Silmişti varlığını.

Fakat yok oldukça var oluyordu doktor, silindikçe biliniyordu. Kendini mesele haline getirenlerden değildi. Mesele o idi. O, yalnız o. Her zaman o.

1961’de Konya’dan seçimlere girmiştim ve propagandanın ikinci günü, bilâ sebep, bilâ tereddüt tevkif olunmuştum. İşte, doktorla o zaman, orada karşılaşmıştım. Beni gıyaben tanıyordu. İlk karşılaşmamızda, ilk hitabı şu oldu:

“Gazamız mübarek ola!”

Cevap vermedim; çok öfkeli ve hınçlı idim. O mütemadiyen yüzüme bakıyor, bana yakın olmak istiyordu. “Cenab-ı Hak lütfetti de sizi buraya gönderdi. Sizi esirgedi, acıdı” gibi laflar ediyordu.

Şu adama bak dedim içimden. Meczubun biri. Bunun neresi lütuf. Mebus olacakken mahpus oldum. Öyle öfkeliyim ki, bir hamlede, mahkemeleri, hapishane duvarlarını yıkmak istiyordum. Doktordan yüz çevirdim. Fakat nereye çevrilsem, o da o tarafa çevriliyordu. Her yönde onu görüyordum. Aynı sözler…

-Cenab-ı Hak lütfetti. Nedir o dışarıda olanlar. Nutuklar, kendini övmeler, öbür tarafa sövmeler. Bir felaket! Bir an gözlerim gözlerine geldi. “Öyle değil mi?” Öyle. Bu suali sessizce tasdik ettim. Hakikaten öyle içime bir huzur yayıldı.

Meydanlar, nutuklar, alabildiğine karşı tarafa sövmeler, kendini ve partisini övmeler. Kazanmak için türlü dolaplar, dalavereler… Yarabbi, beni bunlardan kurtardığın için sana binlerce şükürler.

Doktor, yaşlı gözlerle hapishanenin penceresinden, göklere, göklerdeki bulutlara bakar, Kur’an’ı Kerim’den gökler ve bulutlarla ilgili, o temaşa’yi şairane ayetler okurdu. Hapishanenin bahçesindeki ağaca bakar, Said-i Nursi’nin tohum ve ağaç teşbihlerini, nisbetlerini dile getirirdi.

Ara sıra, benim yine öfke nöbetlerim tutar, namussuzlar, diye nutka başlardım. Doktor Sadullah Nutku’ya bakınca nutkum tutulurdu.

Onda söz yoktu, öz vardı. Susmak, susmak, tezekkür, tefekkür, temâşâ!..

Doktor, derdim. “Sen dünyayı üçten dokuza boşamışsın, kurtulmuşsun. Ben hala dünya ile evliyim.” Tatlı tatlı gülümserdi. Bana, “Sen büyük mücahitsin.” derdi.

O beni büyüttükçe küçülür giderdim. Kendisini küçülttükçe gözümde ve gönlümde o daha fazla büyürdü.

O sıralarda ihtilâlin başı, Cemal Gürsel, “Türkiye’de huzur yok!” Demişti. Kendisine bir tel çekecektim. Yazdım da sonradan vazgeçtik.

“Türkiye’de huzur, Konya hapishanesinin falan koğuşunda, Doktor Sadullah’ın yanında, huzura kavuşmak istiyorsanız buyurun.”

İşte Nurcu diye hapishane hapishane dolaştırdığımız, karakol karakol dayak attığımız suçlulardan biri. Biz bunları affetmiyoruz da. Diyeceksiniz ki hepsi bu kıratta adamlar mı?

Değil tabi. Ama hepsi de bu ihlasta, bu yolda, bu imanda adamlar. Bu insanları suçlu diye affetmek bile bir zül. Bizlerin onlardan af ve özür dilememiz lazım.

Osman Yüksel Serdengeçti

*************    

HZ SÜLEYMAN’IN İBRETLİK ÖLÜMÜ

👉… Süleyman aleyhisselam bir gün eshabına dedi ki:

️… “Öyle bir gün istiyorum ki, o gün bana hiç tasa, hiç bir gam gelmesin” Veziri Asaf:

👍… “Yarın, böyle bir gün olsun” dedi.

                 Ertesi gün oldu. Süleyman aleyhisselam da asasını alarak, cinnilerin çalıştığı Mescid-i Aksa inşaatına gitti. Bu sırada beyaz elbiseler giyinmiş bir yiğidin çıkıp geldiğini gördü. Tanımadığı bu şahıs kendisine selam verdi.

              Süleyman aleyhisselam da selamını aldı ve sordu:

“Kimsin sen, ey yiğit..?”

Gelen yiğit dedi ki:

“Yâ Nebiyyallah, ben o kimseyim ki, Sultanlardan beylerden korkmam.

                      Benim girdiğim köşkler, saraylar, evler, hep sahipsiz kalır. Benim girdiğim evlerde izzet ve ikram ile beslenen nazik tenler hemen kara toprağın altını boylar, toprak olur”

                     Süleyman aleyhisselam gelen bu esrarengiz misafiri tanıdı ve sordu:

“Ey Azrail kardeşim..!

Ruhumu kabzetmeğe mi, yoksa ziyaretime mi geldin” Azrail aleyhisselam:

“Ruhunu kabzetmeğe geldim” dedi. Süleyman aleyhisselam:

“Ey ölüm meleği, şöyle bir günümü olsun tasasız gamsız geçireyim dedim, buraya geldim, oturdum” Azrail aleyhisselam dedi ki:

“Ey Süleyman, senin istemiş olduğun o gün, dünya günlerinin içerisinde yoktur. Mü’min için rahatlık ancak ahirettedir”

Bunları söyleyen Azrail aleyhisselam hemen o anda Süleyman aleyhisselamın ruhunu kabzetti.

                       Süleyman aleyhisselam o sırada asasına dayanmıştı. Ruhu çıktığı halde, bedeni öylece kaldı.

çevresindekiler onun öldüğünü, ancak dayandığı asasını bir ağaç kurdunun yemesi sonucunda, kendisinin yere yıkılmasından sonra anlayabildiler. O, yere düşünce anladılar ancak.

*************   

Şanlıurfa da yaşanmış bir olay*   

Geçmiş dönemlerde Urfa ilimizde seçilen bir Milletvekilini seçimden sonra Ankara’ya yolcu etmek için yaklaşık 150 civarında Urfalı biraraya gelirler. Sayın Vekil bir sandalyenın  üstüne çıkmış veda konuşması yapıyorken  bir Vatandaşın “Sayın Vekilim, Vekil oldunuz dilerim bundan sonra değişmesiniz” şeklindeki ifadesi karşışında  Sayın Milletvekili de  *”Sayın  Urfalılar bakın ve beni dinleyin, siz sütsünüz ben ise kaymağım  eğer süt bozulursa bilinki  kaymakta   bozulur” der.

***********  

AHİRZAMANDA BEKLENEN ZAT İÇİN, CİZRE MÜFTÜ’SÜNÜN AKIL ALMAZ BOŞAMA HADİSESİ…

Abdussamed Efendi, Adiyaman’in Besni ilçesinde uzun yıllar ikamet etmiş, çok değerli bir âlimdir. 1992 yılında Besni’de vefat eden bu muhterem zat aslen Diyarbakırlıdır. Doğunun tanınmış fıkıh ve tefsir âlimi olan Abdussamed Efendi; Fransızca, matematik, geometri ve mantık gibi müsbet ilimleri de bilen bir insandır. Doğuda çok tanınan ve çok sevilen ünlü bir şeyh olan Seyda Hazretlerinin en önemli talebesidir…

Tahsil hayati Şeyh Seyda’nın yanında Cizre’de geçmiştir. Hocasının himayesinde yetişmiş ve çok zaman da hocasının yerine medresedeki talebeleri okutmuştur. Şeyh Seyda, ayni zamanda bir tarikat şeyhidir. Çevresinde binlerce müridi olmuştur. Suriye, Irak ve İran’da da bağlıları vardır. Abdussamed Efendi de, hocasının hem asistanı hem de halifesi makamında bulunmuştur. Şeyh Seyda, Bediüzzaman Said Nursi’nin, 1960 yılında Urfa’da vefatı dolayısıyla, talebeleriyle birlikte gıyabî cenaze namazını kılmıştır…

Abdussamed efendi Etrafı kalabalık, kendisine hizmet eden insanları, geleni gideni çok olan bir büyük alimdir…

Birgün kalabalık bir toplulukta vaaz verirken, Risalei Nur’ların bu zamanın fitnesini ve İslâm’a gelen tenkitleri bertaraf etttiğini İmansız ve Kur’ân’sız kalmış, aklı ve fikri kirlenmiş insanların bu kitapları çok okumaları gerektiğinden bahseder…

Yanında oturan kişilerden biraz yaşlıca, bıyıksız ve fötr şapkalı birisi söze karışarak: “Efendim,” dedi. “Ben malûmunuz emekli müftüyüm. O zatta ve onun eserlerinde öyle üstün ve çekici bir taraf görmedim. Neden övüp duruyorsunuz? “Abdussamed Efendi, kızarak sert bir çıkışta bulunur…

Müftü Efendi der: “Bizler tarikat ehli, hoca ve din adamları olarak, camiye ve cemaatimize gelen dindar insanlarla meşgul oluyoruz. Onların zaten imanları var. Yaptığımız şey, onların imanlarını kuvvetlendirmektir. Ama asil önemli olan hizmet, camiye ve cemaate gelmeyen, sokak ahlâksızlığına düşmüş veya inkârla imanını kaybetmiş kişileri kurtarmaktır. İşte Bediüzzaman Said Nursi eserleriyle ve hizmetiyle, bu tip insanları kurtarmaya çalışmıştır. Bediüzzaman Said Nursi’ye dil uzatmak ve hizmetini tenkit etmek, dinsizlik ve imansızlık hesabına geçer. Dikkat et hata ediyorsun. Anlaşılan sen Bediüzzaman Said Nursi’yi ve eserlerini hiç tanımamışsın. İlk yapacağın şey derhal Risale-i Nur’dan istifade etmek olsun…

Bir müftünün; dünyaya mal olmuş iman ve Kur’ân hizmetlerinin sahibi Bediüzzaman Said Nursi’yi ve Risale-i Nur eserlerini tenkit etmesi, oradaki insanlara son derece garip gelmişti…

Ayrıca, bıyıksız, fötr şapkalı bir müftü tipine de ilkkez rastlanıyordu. Abdussamed Efendi devam eder: “Ben bugüne kadar yazılmış olan Kur’ân tefsirlerinin hepsini inceledim. İddia ediyorum ki hepsini toplayın, Bediüzzaman Said Nursi’nin yalnızca ‘İşarat’ül İ’caz’ isimli bir kitabına ulaşamazlar…

Risale-i Nur tuluattır, sûnuhattır. Kalbe doğmuş ve yazdırılmış bir tefsirdir. Kesbî değil, vehbî bir çalışmadır. Yani çalışarak elde edilen bir ilimle yazılmamış, tamamen izn-i İlâhî ile yazılmıştır. Zaten kitapları okuyan her akl-ı selim, ele alınan mevzulara ve verilen cevaplara bir insan dehasının yetmeyeceğini görecektir…

Abdussamed Efendi, karşısında kendisini dinleyen müftü efendinin tatmin olmadığını anlamış olacak ki: “Müftü Efendi,” der: “İyi dinle sana bir de hatıra anlatacağım. Bu hatırayı bir iki defa anlatmıştım. Ama simdi sırası geldi, yeniden anlatmam lâzımdır. “Ben Cizre’de Şeyh Seyda Hazretlerinin medresesinde okuyordum. Ayni zamanda Şeyh Hazretleri gelmediği vakit de onun yerine hocalık yapıyordum. “Bir gün medresemizde yatsı namazını kılmış, sohbet ediyorduk. Şeyh Hazretleri kendi mescidine çekilmişti…

O esnada, bir ilçede müftülük yapan ve ayni zamanda Şeyh Hazretlerinin talebesi olan bir arkadaşım geldi, sohbete karıştı. ‘Arkadaşlar dedi. ‘Beni dinleyiniz sizlere çok önemli bir şey söyleyeceğim. “Hepimiz sustuk. Müftü Efendiyi dinlemeye başladık. ‘Benim hanımım bos olsun ki, Bediüzzaman Said Nursi ahirzamanda beklenen zattır. Hizmetiyle ve çalışmalarıyla o cemiyete huzur getirecektir ve gençliği imansızlıktan o koruyacaktır.”

Beklenmedik bu iddia ve tespite hepimiz de büyük tepki gösterdik. ‘Yahu sen aklini mi kaçırdın? Neden hanımını boşuyorsun. Ya değilse? Senin hanim gitti’ diye itirazda bulunduk…

Sonra bu çok önemli meseleyi biz bilemeyiz. Bizlerin ilmî seviyesi buna yeterli değil. Bunu ancak Şeyh Hazretleri bilir. Bu konuyu gidip, ona soralım… Acaba o ne diyecek?’ “Kalktık müftü efendi ve ben, Şeyh Hazretlerine gittik…

Vakit de epeyce geçmişti. Şeyh Hazretleri, her vakit kendisinin rahatsız edilebileceği konusunda bana müsaade vermişti. “Mescidine gittik. Mum yanıyor, Şeyh Hazretleri ayakta, elini bağlamış ve kıbleye doğru dönmüş birisiyle konuşuyor.Ve beli seyda beli seyda diyordu. Ama konuştuğu kişi ortada yoktur. “Pencerede bir müddet, büyük bir heyecan içinde bu hâli müşahede ettik…

Dinledik ki, Şeyh Hazretleri soru soruyor, o görülmeyen zat da cevap veriyor. Ama ne cevaplar. Kendisini göremediğimiz bu zat kimdir, diye merak içinde kaldık. “Şeyh Efendinin bu konuşması bitince kapıyı hafifçe çalarak içeri girdik…

Şeyh Hazretleri: Gelin evlâtlarım, dedi. ‘Ne için geldiğinizi biliyorum. Müftü efendinin nikâhı sağlam ve hanımı ‘boş’ olmamıştır. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri beklenen zattır. Sizin de müşahede ettiğiniz konuşmayı, Bediüzzaman Hazretleriyle yapıyordum. O, simdi Barla’dadır. Ben, kendisine müşkillerimi ve sorularımı arz ettim O da cevap verdiler. Bu 10 yıldır sürmektedir. O yalnızca benim değil bütün âlem-i İslâmın üstadıdır. Ben huzur-u ilâhîye, O zata talebe olmanın şerefiyle çıkmak istiyorum. Şeyh seyda Efendi ağlamaya başladı.. Bizler donakalmıştık…

Abdussamed efendi bu hatırayı anlattıktan sonra sözlerine şöyle devam etti: Ama ne yazık ki bu muhterem insan, hürmet ve saygı göreceği yerde, hayati hapis ve sürgünlerle geçti. Fakat o dünya makamını şöhretini bir tarafa bıraktı, Kur’ân ve iman hizmetinde fani oldu, bakî bir hizmet vücuda getirdi…

Bize simdi düsen, bu hizmetten istifade etmek ve bu hizmet ehillerine dua etmektir.” Müftü Efendi kalktı, Abdussamed Efendi’nin eline sarıldı. “Affedersiniz şeyhim,” dedi. “Hata ettim. Beni bağışlayın lütfen.” Abdussamed Efendi ise: “Seni Allah bağışlasın,” diye cevap verdi…

************** 

No ResponsesAralık 8th, 2021

KISSALAR

KISSALAR

Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir.

️… Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır.

Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, ‘ateş’ ister. Ancak maksadı başkadır. “Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasada! bir şey vermez.

️… Kadıncağız, bir daha gidip ‘ateş’ ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.

Yetimcik, annesine yalvarıyor:

– Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.

Kadın ağlamaklıdır:

– Üç defa gittim..! yavrum! Artık utanıyorum.

Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güze bir ‘Sofra’ hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:

– Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et..! Onu imanla şereflendir..!

Ardından;

– Âmiiiin..! sesleri yükselir.

O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve ‘Şehâdet’i getirip imanla şereflenir.

Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?”

Müddessir..

﴾42 “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?”﴿

43.Onlar şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik;

﴾44﴿Yoksulu doyurmuyorduk;

﴾45﴿(Günaha) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk,

﴾46﴿ Ceza gününü de asılsız sayıyorduk,

﴾47﴿Sonunda bize ölüm geldi çattı.”

﴾48﴿Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

*************** 

YENİ YETME İLAHİYATÇI

“İmam Buhari gece uykudan uyanır, lambasını yakar, hatırına gelen faydalı bir şeyi yazardı. Hatta bir gecede yaklaşık yirmi defa kalktığı olurdu.

İlahiyat 1. Sınıf öğrencisi Mert, sabah namazına dahi kalkmadığı halde hadis tenkiti yapıyor.(!!!)

66 yaşında hapis cezası olarak kuyuya atılan ve 15 senelik bu zamanda ezberden öğrencilerine 30 ciltlik El Mebsut isimli fıkıh usulü kitabını yazdıran İmam Serahsi’ye, sehiv secdesi yapmayı bile bilmeyen İlahiyat 2. Sınıf öğrencisi Betül kafa tutuyor.(😚)

İlahiyat 4. Sınıf öğrencisi Rumeysa Nur’un okumaya vakit bulamadığı kitapları, 40 yıl süren ilmî seyahatler esnasında toplayan, 600.000 hadisi, 16 yılda tasnif ederek 7275 sahih hadisi bize bırakan İmam Buhari, Rumeysa Nur’un derin tenkitlerinden kurtulamıyor.

Muhammed İdris er-Razi’nin hadis için ilk çıktığı yolculuğu yedi sene sürdü. Yaya olarak yürüdüğü yollar bin fersah kadardı. Buna dudak büken var.

İlahiyat 1. Sınıf öğrencisi Şeyma, dolmuşla gidip geldiği fakülte yollarında Hadislerin sıhhat durumunu tartışıyor.

Abdullah ibni Mesud’un hadis rivayet ederken yüz şeklinin değiştiği, nefesi kesildiği, titrediği halde, ilahiyat 2. Sınıf öğrencisi Hasan, Hadis okurken veya kendisine okunurken bacak bacak üstüne atıyor.

Adını bilmediği ama künyesiyle tanıdığı Ebû Hanife’nin binlerce talebesi olup, bunların kırk kadarı müctehid mertebesine ulaşmış olduğu halde, bizim ilahiyat hazırlık talebesi Nisa Nur hanım efendi, kendini ne sanıyorsa, İmam-ı Azam’ın içtihadlarına kafa tutuyor.

İslam 14 asırdır anlaşılmak için, ilahiyat fakültelerinde zuhur edecek 20’li yaşlardaki Kur’an’ı yüzünden bile okuyamayan bu müceddidleri bekliyordu zaten…😂

************* 

BU SOĞUK KIŞ GECELERİ SİZLERE ÜSTADIN ÇİLESİNİ HATIRLATSIN

————————

►Buz Gibi Hapishanede Dudakları Çatlamış Yüzü Simsiyah Kesilmişti.. Talebelerini Görünce Ağlayarak Kardaşım Beni Zehirlediler Dedi…

►► Dünyada en çok zulme uğramış bir İslam alimi olan Bediüzzaman Said Nursi (r.a.) hazretleri, 1923’ten itibaren 1956’ya kadar, bilinen toplam yirmi üç defa hunharca acımasızca zehirlenmişti. Bunlar genellikle hapishanelerde ilaç ve yemeklerle vuku bulmuştu. Muazzez Üstadımızın zehirlenme vak’alarından birkaç tanesini naklediyoruz:

Hapis, sürgün, gözaltılar. Ne yaparlarsa yapsınlar Üstadı Kur’ana hizmet yolundan çeviremezler. Kastamonu’da ölsün gitsin diye bir yere sürgün edilmişti. Fakat Kastamonu’nun salih evlatları üstadımızın etrafında toplanmaya başlaması üzerine “derin” adamlar, harekete geçmekte gecikmez. Ve üstadı zehirlemeyi planlarlar. Ve hain planlarını uygulamaya koydular…

Üstad zaman zaman dağlara gidip teneffüs ve tefekkür eder. Bir gün yine bu maksatla kaldığı evden çıkar. Yolu üzerindeki bakkaldan Çoğu zaman meyve gibi yiyecek bir şeyler yanına alır. Üstad’ı gözetleyen ajanlar, söz konusu bakkaldan alış veriş yaptığını tesbit ederler. Bunun üzerine o bakkalı elde ederek Bediüzzaman hazretlerine verilecek meyvelere zehir katarlar. Üstad, o gün yine parasını vererek bir miktar meyve alır. Aldığı bu meyveler daha önceden zehirlenmiştir…

Üstad, çoğu zaman olduğu gibi Hancı Mehmed’den kiraladığı doru ata biner. Tashihi yapılacak kitaplar sebebiyle o gün Mehmed Feyzi Ağabey geri kalır. Tashihi bitirip gidecektir Üstadın yanına. Üstad dağa varınca meyveleri yemeğe başlar. Yer yemezde zehirlenir. Vücudundan adeta kan çekilmeye başlar. İstifra eder ve attan düşer. Yerde kendinden geçmiş şekilde yatar. At, üstadın yanından uzaklaşıp şehre gelir. Hana vardığında yeri eşelemeye ve kişnemeye başlar. Sahibi neler olup bittiğinden habersizdir.

Mehmed Feyzi Ağabey oraya gelmesi de ilginç bir şekilde olmuştur. Evde tashih yaparken kapı çalınır. Dışarıdan : Üstad seni çağırıyor! diye bir ses işitir. Kapıyı açıp baktığında kimseyi göremez. Bu durum üç kez tekrarlanır. Üçüncü defa da kimseyi göremeyince, telaşlanır:

Bunda bir iş var! deyip Hancı Mehmed’in yanına koşar…

Bakar ki at orada ama Üstad yok! Hayvan lisan-ı haliyle adeta bir şeyler söylemektedir. Mehmed Feyzi Ağabey vakit kaybetmeden ata atlayarak süratle, dağa doğru koşar. Üstadı yolda yarı baygın bir halde bulur. Hemen attan iner. Üstad’ın başucuna gelir. Üstad hafifce gözünü açar. Kardeşim Feyzi! Beni zehirlediler.Tanıdığım bir adamdı diyebilir. Üstadı Mehmed Feyzi abi ata bindirip eve getirip yatırır. Üstad günlerce hasta yatar…

Dr. Tahir Barçın ağabey Bediüzzaman’ı çeşitli zamanlarda zehirlediler diyerek bir hatırasında şöyle anlatır:

Eskişehir hapsinde de tifo aşısı diye sol meme üzerinden zehir şırınga ediyorlar. Vücut zehiri tecrit ediyor. Orası sertleşmiş kalmıştı. Zamanla zehir yavaş yavaş balmumu şeklini almış, bir defasında da kopmuştu. Parçasını ayırmış, saklamış. Bir gün ziyaretine gittiğimde, ‘Bak’ dedi. O parçayı sol göğsünün üzerinde çukurluğa koyuyor. Tam oraya uyuyor. Zehirlediklerini ispat ediyor. Her şeyi ispatlı, ispatsız bir şeyi yok. Uydurma değil. Halbuki deri altında her şey kana karışır. O karışmamış, sertleşmiş kalmış. Cenabı-ı Hak muhafaza ediyor…

Ahmet Nazif Çelebi Ağabey anlatıyor:

Afyon hapsinde bir gün bir fırsatta Üstâd’ın koğuşuna girebildim. O sıra Üstâd’ı zehirlemişlerdi. Kışın da en soğuk günleriydi. Yüzüne baktım, adeta simsiyah kesilmiş, dudakları çatlamış, ateşler içinde kıvranmaktaydı. İhtiyarlık ve çok fazla zafiyetiyle beraber, o ağır zehirlenmeden mütevellid çok perişan, odasında kimsesiz, yalnız yardımcısız bulunduruluyordu. Üstâd Hazretleri beni görünce ağlamaya başladı. Ben de ağladım. İkimiz bir müddet ağladık. Dedi: Kardeşim, ben çok perişan bir durumdayım. Seni Allah gönderdi. Sağını solunu aceleden düzelttim, etrafını süpürüp temizledim. Zaruri ihtiyaçlarını gördüm ve çıktım.

***************  

CEVİZ FİDANI DİKMEK

Bir gün Nizamülmülk atıyla giderken yolda bir ihtiyarın ceviz dikmekte olduğunu görür ve sorar:

“Ey ihtiyar! Ceviz 20-30 senede tam olarak yetişip meyve verir; ondan yemek için kaç sene yaşayacağını umuyorsun?”

İhtiyarın tam bir vefa ve sorumluluk örneği olan şu cevabı verir:

“Beyim, diktiler yedik, dikelim ki yesinler…”

*************   

Son pişmanlık fayda etmez…

Saddam Hüseyin   İbretlik bir hikaye…

“ABD savaş uçakları bizim oturduğumuz IRAK’ın Tikrit vilayetine saldırı yaptığı gece, benim evimi yakmaya çalışan komşumdu.

evet hergün selam verip selam aldığımız, sohbet ettiğimiz, yeri gelip yardım ettiğimiz komşumdu.

Bizim Saddam Hüseyin destekçisi olduğumuzu bildiği için o gece, elinde silahla sağa sola saldırıyordu.

Adam sanki çıldırmış gibi ‘‘artık Saddam yok, diktatörü yıkacağız, Saddamı öldüreceğiz’’ diyerek zafer sloganları atıyor, adetâ ABD’nin gelişini sevinçle karşılıyordu.

Savaş yıllarında eşimi ve 3 oğlumu kaybettim.

Evim, işim, akrabalarım hepsi savaş sebebiyle yok oldu.

Kardeş ülke Türkiye’ye göç etmek mecburiyetinde kaldım.

Yıllar sonra o komşumu da Türkiye’nin Şırnak vilayetinde sokakta gördüm.

Tek ayağı yoktu, dileniyordu.

Yanına gidip kendimi tanıttım.

Neden burada olduğunu sorduğumda; “ABD askerlerinin elektirikli işgencesine mâruz kaldığını, bu sebeple sağ bacağını kaybettiğini” söyledi.

O gün Saddam Hüseyin devriliyor diye zafer kutlaması yapan, ABD’nin ülkemizi işgal etmesine sevinip, yönetimin kendilerine kalacağını zanneden komşum(!) bugün büyük bir pişmanlık içinde; ‘‘Amerikalılar bizi dinlemediler, keşke geriye dönebilseydik de, Saddam’ın yanında savaşsaydım’’ diyor.

Haçlılar ülkeleri işgâl etmek istediğinde önce algı operasyonlarıyla, dünyayı ve insanları orada bir diktatör olduğuna inandırırlar.

Bunu başardıklarında ise gelirler ve ‘bu bizden veya değil’ diyerek hiç bir ayrım yapmazlar.

Şehirlerimizi yağmalar, insanlarımızı katlederler.

Bunu çok fazla acıyla tecrübe ettik.’’

Zeynep bin Hizab El-Uteybî

**************   

DÜNYA HAYATI RÜYADAN İBARETTİR…

Mevlana Celaleddin-i Rumi “kuddise sirruh” hazretleri, dünya hayatının bir rüya olduğunu şu misalle anlatır:

Bir zaman adamın biri hamama gitmişti. Hamamda göbek taşının üzerine uzanıp terlemesini bekliyordu.

Biraz sonra aynen kendisine benzeyen bir adam girdi hamama. Adamın yanında tellaklar, etrafında hizmetçiler. Kim olduğunu sordu, padişah olduğunu söylediler. Adamı hamamın en temiz ve lüks kısımlarından birine aldılar. Göbek taşının üzerinde yatan adam, gelen kişinin kendisine bu kadar benzemesine hayret etmişti, kim imiş bu diye bir bakmak istedi.

Adamın odasını açıp baktı ki, adam ölmüş. Fırsat bu fırsattır. Nasıl olsa bu adam bana tamamen benziyor, alıp bunu göbek taşına yatırayım, ben de bunun yerinde kalırım, biraz sonra gelen hizmetçiler beni o adam zannederler diyerek adamı düşündüğü gibi kendi yerine koyup, kendisi de onun yerine geçti.

Biraz sonra hakikaten beklediği gibi tellaklar gelip terleyip terlemediğini sordular ve kendisini iyi bir yıkadılar. Adamın işi yolunda idi. Biraz sonra padişah olacaktı. Keyfine göre yıkandıktan sonra hamamdan giyinme odasına aldılar. Üstünü başını kuruladılar. Hizmetçiler etrafında dört dönüyorlardı. Elbisesini giydi, dışarıda kendisini bekleyen arabasına bindi ve gayet muhteşem sarayına vardı.

Padişaha çok benzediği için kimse şüphelenmiyordu bile. İçeri girdi. Etrafında hizmetçiler, cariyeler, ne emredersiniz efendim, diye emrini bekliyorlardı. Fakat kendisi hiç açık vermeden : “Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın!” gibi etrafa emirler veriyor, zenginliğin tadını çıkarıyordu.

Birden suratına şak diye bir tokat yedi. Gözünü açtı ki, hamamda göbek taşının üzerinde yatmakta, temizlikçiler gelmiş hamamı temizlemekle meşguller ve kendisine: Kalk be adam sabahtan beri yatıyorsun! Yeter artık yattığın, temizlen de çık diyorlardı. Adamcağız anladı rüya gördüğünü, “eyvah” dedi ama elden ne gelirdi ki?

Dünya hayatı da işte böyle bir rüyadan ibarettir. Bir gün yattığın uykudan uyanırsın ama neye yarar ki…

*************  

Suudi Arabistan’da Oturan Bir Yemenlinin Anlattığı Ilginç Bir Olay

Kefilim beni aldı, malının zekatını dağıtmak için fakir köylerin bulunduğu güney hattına götürdü. Dağıtılacak zekat parası zarfların içine konulmuştu. Ve her bir zarfta 5000 riyal vardı. Köyün birinden çıkıp Cidde – Cezan hattına doğru giderken yolda yaşlı ama dinç ve sağlığı yerinde, 70 – 75 yaşlarında bir adamın yürüdüğünü gördük. Arkadaşım:

– Bu adam bu vakitte bu çölde ne yapıyor? dedi.

Şoför:

– Kesinlikle Yemenli bir kaçaktır. dedi.

Durduk ve adama selam verdik.

– Neredensin?

– Yemen’den..

– Nereye gidiyorsun?

– Kabe’yi özledim!..

– Ziyaret için iznin var mı?

– Yok vallahi, izin almadım.

– Niçin izin almadın?

– 2000 riyal ödemem gerekiyor; bende ise sadece 200 riyal var. 100 riyal araba parası versem geri 100 riyalim kalıyor.

Arkadaşım:

– Tamam amca. Ne kadardır yürüyorsun? dedi.

– 6 gündür. dedi.

– Yemek yedin mi?

– Hayır, oruçluyum.

Arkadaşım:

– Buraya kadar en az 5 polis kontrol noktası geçtin. oralardan nasıl geçtin? dedi..

– Vallahi ben onların yanından geçerken hiç kimse bana bir şey sormadı.

Ben, çalışmak için mi geldin? diye sordum.

– Hayır. Vallahi Kabe’yi özledim. Umre yapmak için Mekke’ye gidiyorum.

Arkadaşım:

– Sen bu yolda yürürken polis devriyeleri seni iyi yakalamadı!?..

– Yarım saat önce yaklaşık 50 km geride bir devriye beni tuttu ve buraya 1km uzaktaki şubeye götürdü. Bana nereye gittiğimi sordular. Onlara Kabe’ye gitmek istediğime yemin ettim ve beni bıraktılar. Dedim ki kendi kendime ‘SubhanAllah, Rabbim seni bu yere bir an önce ulaştırmak ve işini kolaylaştırmak için güvenlik görevlilerini gönderdi.’

Arkadaşım kalktı ve ona iki zarf verdi.

– Al; bu zekat parası..

Adam zarfları aldı ve:

– Allah razı olsun. dedi.

Tabi adam içinde ne kadar olduğunu bilmiyordu.

– Suudi parasını tanıyor musun? dedim.

– Evet

– İyi, zarfları aç ve parayı kemerine koy kaybolmasın..

Zarfları açtı ve içinde 10000 riyal olduğunu görünce:

– Bunun hepsi benim mi!? diye sordu.

– Evet senin dedik.

Adam bayılarak arabanın üzerine düştü. Arabadan indik ve adama su serptik. Kendine gelince bağırarak:

– Bunun hepsi benim mi? bunun hepsi benim mi? diyordu.

Oturdu ve çok derinden ağlamaya başladı. Arkadaşım onu biraz ileri götürelim dedi. Bizimle arabaya bindi ve biraz dinlendikten sonra; niye bu kadar ağladığını sordum:

– Benim Yemen’de bir evim var. Evimin yanında da bir parça arazim vardı. orayı Allah rızası için hibe ettim. Ben ve ailem orada taş ve çamurdan bir cami inşa ettik. inşaatı bitti ancak içini donatacak bir kaç basit eşyaların alınması kalmıştı. Düşünüp duruyordum bu caminin tefrişatını nasıl yapacağım diye…

Hepimiz ağladık…Peygamber (S.A.V.)’in sözü aklıma geldi.

” Kimin derdi ahiret olursa dünya ayağına gelir” Ve yine bir Hadisi şerifte: ” Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini darmadağınık eder. Neticede dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.”

Bu sırada arkadaşıma ona biraz daha vermesi için işaret ettim. Arkadaşım ona iki zarf daha verdi ve miktar 20000 riyal oldu.

Adam arabadan inmeden önce kekeleyerek dua ediyor ve ağlıyordu. Ve yine sevgili Peygamber (S.A.V)’in sözü aklıma geldi:

” Siz gerçekten hakkıyla Allah’a tevekkül edebilseydiniz. Allah, sabah aç gidip akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.”…

**************  

ÜÇ PARÇA EKMEK

Hz. Ali’nin ağabeyi Ca’fer b. Ebû Tâlib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti 3 parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:

–Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı? Köle sıkılarak cevap verdi:

–İşte bu 3 parça ekmek…

–O halde neden kendine hiç ayırmadın?

– Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.

–Peki, sen ne yiyeceksin şimdi?

–Oruç tutacağım. Bunun üzerine, Abdullah b. Ca’fer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:

–Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum. Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Ca’fer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve:

–Ama o köpeğe topu topu 3 parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin, dediklerinde, şu karşılığı verirdi:

–Ama o elindeki her şeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını.

************  

MÜTHİŞ DERS ALINACAK BİR Hikâye..”

Çocukları olmayan evli bir çift, hergün olduğu gibi yine tarlaya çalışmaya gitmişler.

Çalışırlarken bir yılan ile gelinciğin kavgasını izlerler,

Anne Gelincik yavrusunu yemesin diye kendini Yılana yem eder, ve Yılan çekip gider.

Yavru gelincik orada tek başına kalır. Kadın; bey yazıktır evimize götürelim besleyelim der ve eve götürürler.

Aradan zaman geçer bu çiftin çocukları olur ve tabi gelincikte büyümüştür evin bir parçası olmuştur.

Birgün bu çift acil tarlaya gitmeleri gerekiyor ama bebek evde uyuyor.

Erkek; bişey olmaz 5 dk’ya geliriz der ve sırtlanırlar küreklerini tarlaya giderler. Geldiklerinde kapıyı bi açarlar bide ne görsünler ? Gelincik ağzı kan revan içinde evin içinde dolaşıyor !

Bunu gören adam kan beynine sıçramış ve elindeki kürekle vura vura gelinciği öldürür.

Sonra bütün odalara bakarak çocuğunu arar ve bi bakarlar ki çocuk odasında mışıl mışıl uyuyor, bebeğin diğer yanına baktıklarında ise ölü bir yılan görürler ve anlaşılırki gelincik bebeği korumak için yılanı öldürür.

Adam dizleri üzerine çöker Aman Yarabbi ben ne yaptım nasıl böyle bir yanlış yaparım diye yıllarca kendini yer bitirir.

İşte önyargı böyle birşeydir.

***************  

BEHLÜL DANE’YE “HUŞU” Nedir.?

Diye sorarlar: Cevap çok enteresan;

Bir adam Behlül dane Hazretlerine huşu hakkında soru sorar, O da cevaben:

-“Bu adama ağzına kadar doldurulmuş bir tas zeytinyağı verin. Yanına birkaç asker koyup şehrin sokaklarını dolaştırın. Eğer bir damla yağı yere dökerse başını vurun der”

Hikmetini anlamazlar ama mutlaka bizim Behlüldane bir şeyler anlatacak diye dediğini yapmaya koyulurlar.

Adamcağız denildiği şekilde gönderilir. Bir süre sonra da salimen döner.

Behlüldane sorar;

“Anlat bakalım şehrin sokaklarında neler gördün ?”

Adam cevap verir ;

“Ben tastaki zeytinyağından başka hiçbir şey görmedim.”

Behlüldane tekrar sorar;

“Ama nasıl olur, falan yerde düğün dernek vardı ; davullar zurnalar çalıyordu nasıl görmez nasıl duymazsın?”

Adam;

“Aman efendim bana öyle bir dert verdiniz ki, başımın kesilme korkusundan başka bir şey ne duydum ne de gördüm” der.

Behlüldane hikmetli sözünü kondurur; 

“Namaz kılarken Azrail’in başında bekler vaziyette olduğunu bu namazdan sonra canını teslim alacağını hayal edersen …başka bir şey hatırına gelmez. Sen de o zaman huşu içinde namazını kılarsın” der.

***************** 

No ResponsesAralık 8th, 2021

FAİZLE MÜCADELE TERÖRLE MÜCADELE GİBİDİR

FAİZLE MÜCADELE TERÖRLE MÜCADELE GİBİDİR

Herkes mutsuz ve umutsuz…

Bardağın boş tarafına bakanlar, siyah tablo çizenler böyle değerlendirir her şeyi.

Herkes kendi dünyasındakini görür.

Siyah gözlükle bakan siyah götürmüş alemi.

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.

Muhalefet amacıyla her şeyi karanlık görenler, aslında temennilerini dillendirmektedirler.

Elbette her şey dört dörtlük değil.

Gül gülistan değil.

Dünyadan ve gündemden haberi olmayıp, geçmişten kopuk ve habersiz olanlar, nankörlüğün ve madde perestliğin etkisiyle şükürsüzlüğünü dile getirmektedir.

Bazı günlük gazetelerin genel başlığına baktığımda ya gündemden kopuk ya da kendi bakış açısını dar açıdan bakarak değerlendirmektedir.

Gelecek günler gelecek, bugünler de geçecek.

Geçmiş günler geçmedi mi?

Elbette bu günlerde, zor günler de, neşeli günlerde elbette geçecektir.

*************   

Faizle mücadele, terörle mücadele kadar önemlidir.

Faiz Allah ve Resulüne açılmış bir savaştır. Faiz İslam’a ve dolayısıyla topluma ve İslama mutlak bir zarardır. Hiçbir surette faydası söz konusu değildir. Sadece yüzde bir azınlığın memnuniyeti, %95’in ve 99’un ise mağduriyeti vardır.

Bizi yıllardır yani en az 50 yıldır terörle vuramayan batı ve birçok entrikalarla, gizli komiteler ile bizi yıkamayan batı, bugün en son kozu olan ve hakikaten oturduğu yerde bizi çökertmeye sebep olan ekonomi ile, ekonominin ana bozulma noktası olan faiz ile bizi vurmaya çalışmaktadır.

Dolar ve faiz ellerinde kullanmış oldukları en son silahları ve etkili silahlardır. Sürekli onunla bizi tehdit etmektedir.

Önceki Abd başkanı Trump gelir gelmez bizi dolar ve ekonomi ile tehdit etmişti.

Faiz Kur’an-ı Kerim ve Hadisçe yasaklanmıştır.[1]

Erdoğan belli ki birilerinin kuyruğuna bastı. Terörle mücadele ettiği gibi faizle mücadele edeceğini açık ve net olarak ortaya koydu. Çıkan ses, feryat, insanları sokağa dökme, gayet az ve azınlığın işi olup, terör destekçilerinin işidir.

Kesinlikle fakir fukaradan ses çıkmıyor, çıkan seste belli ki gıcırtılı ses, tamamen yüzde birin bankada parası olan, faize yatırılan, iş yapmayan, sülük gibi bu milletin kanını emen sülüklerin ve kemirgenlerin sesidir.

Yirmi küsur sene evvel memleketimin bankalarında ne kadar para olduğunu araştırdığımda 30 trilyon olduğu belirtildi.

Bir trilyon piyasaya aktarılsa ne olur dediğimde;

Piyasa çıldırır, denilmişti.

Şimdi ise en az 300 trilyon.

Para milli sermayedir. Milletin hakkıdır. Birileri bunu bankalar yoluyla gasbetmektedir.

Ancak faizle mücadelede terörle mücadele gibi uyanık, akıllı ve hesaplı yapılmalıdır.

Tehlikeyi önceden sezmeli, tedbirleri almalıdır.

Faiz bahanesiyle toplum ayaklandırılmakta, teröre bahane uydurulmaktadır.

“Komünistlerin gizli plânlarından birisi de, halkı hükûmet aleyhine teşviktir.” BEDİÜZZAMAN.

Kıssadan Hisse:

ZULME UĞRAYAN ASLA UNUTMAZ

Harun Reşid’in oğlu Me’mun henüz çocuk iken, hocası sebepsiz yere sopayla ona vurmuştu.

Me’mun:

-‘Neden bana vurdun?’ diye sordu.

Hocası ona sadece:

-‘Sus!’ dedi.

Biraz konuştular.

Me’mun tekrar sordu:

-‘Neden bana vurdun?’

Hocası yine:

-‘Sus!’ dedi.

20 yıl sonra Me’mun halife olunca, ilk iş olarak hocasını çağırttı ve:

-‘Bana neden sebepsiz yere vurmuştun?’ diye sordu.

Hocası tebessüm ederek:

-‘Onu hâlâ unutmadın mı?’ dedi.

Halife Me’mun:

-‘Vallahi asla unutmadım.’ dedi.

Hocası tarihe ibret olarak not düşülecek şu sözleri söyledi:

-‘Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım.

Sakın ha kimseye zulmetme!

Çünkü zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen bir ateştir dedi…

MEHMET ÖZÇELİK

25-11-2021


[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/calisma-ve-faiz/  

https://islamansiklopedisi.org.tr/faiz

No ResponsesKasım 25th, 2021

YÜZ YIL SONRA İKİNCİ UYARI ABD-YE

YÜZ YIL SONRA İKİNCİ UYARI ABD-YE

Bu bir işaret fişeğidir.

Abd’ye ve Abd’nin başındaki Başkan Bıden’a.

Bundan yüz yıl kadar öncesinde;” O karanlık günlerde, Yunan Başbakanı Venizelos ve İngiliz Başbakanı Lloyd George, yeni yeni silahları ve taarruz plânlarıyla İslâmiyet’in son ordusu ve son kalesine hücuma hazırlanıyorlardı.”[1]

Cenâb-ı Hak bir maymunuyla tarihi değiştirdi.

Tıpkı Allah Ebabilleriyle Ebrehe’yi ve ordularını devirdiği gibi.

Şimdi de ABD başkanı Biden Yunanistan adalarına her türlü askeri silah, tank, savaş uçaklarını yığıyor, tam bir savaş hazırlığı içerisine giriliyordu.

Kısacası Yunanistan’da her yer ABD üssü haline geldi.[2]

Tıpkı Pkk üssünün 30 bin tır silahla terörün desteklenmesi gibi.

Hırçın çocuk Yunanistan kavga yani tahrikle savaş çıkarmak istiyor.

Bacak kadar boyuyla.

“Yunanistan, Türkiye’ye karşı 12 mil çılgınlığı yapabilir.”[3]

ABD bu durumu normal görerek, “ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Donfried, Yunanistan’ın ABD’nin silah deposu haline getirilmesinin Türkiye’de tepki çekmesine “üzüldüğünü” söyledi.”[4]

Tam böyle bir durumda ABD başkanı Biden haberi geldi.

“ABD Başkanı Joe Biden, kolonoskopi amacıyla hastaneye yatırıldı. Operasyon geçiren Biden, yetkilerini geçici olarak yardımcısı Kamala Harris’e devretti.”[5]

Belki bu bir uyarı idi.

PKK’ya binlerce tır göndererek terör hamiliyi yapan ABD,[6] bu seferde hırçın ve huysuz çocuk Yunanı beslemektedir.

Belki de Allah görünmez ordularıyla birlikte mikroplarını da gönderir, Ebabilde hazır ABD için…

İlk uyarı fişeği Biden’a gelmiş oldu.

Bekleryin…

Bizde bekliyoruz…

**************** 

İslam ülkeleri ve başta Türkiye hem dışta ve hem de içte bir kuşatma altındadır.

Tıpkı 1502 Safevi devleti, Şeyh iken Şahlığa soyunan Şah İsmail gibi.

Ogün Yavuz vardı, bugün ise yavuz gibi bir idare ve yönetime ve de kişiye ihtiyaç vardır.

İran Şahlığa soyunmaktadır.

İhanet içinde.. İhanete ortak olarak…

Suriye’de şu anda İslam ve Müslüman olanlar tamamen yok edilmek suretiyle, yerine tam bir Şia, İran destekli bir Şia Teşkilatı kuruldu.

Müftülükte tamamen kaldırılmak suretiyle onun yerine İran’da kurulmuş olan aynı şekilde bir Fıkıh Meclisi oluşturulmaya çalışılıyor. Tamamen Şia üzerine.

Bugün Türkiye’de Alevi Sünni kavgasını başlatamayan Amerika, bölge çapında böylece Alevi-Sünni çatışmasının İran’da tesis edeceği, İran’la beraber çevresinde de, Arabistan’da, Türkiye’de başta Suriye olmak suretiyle Afganistan’da kişileri bir araya getirerekten böylece bir yandan Kürt devleti, bir yandan da bu manada Şia devletini sayısını arttırmak suretiyle, bölgeyi böyle bir çatışma ortamı içerisinde oluşturmaya çalışmaktadır.

MEHMET ÖZÇELİK

21-11-2021


[1] https://www.zaferdergisi.com/makale/11600-bediuzzamanin-duasi-ve-maymuna-mersiyesi.html#:~:text=B%C3%BCt%C3%BCn%20d%C3%BCnyaya%20g%C3%BCld%C3%BCrd%C3%BCn.-,Cennetle,-m%C3%BCbe%C5%9F%C5%9Fer%20olan%20hayvanlar%C4%B1n

[2] https://www.google.com/amp/s/www.yenisafak.com/amphtml/dunya/yunanistanda-her-yer-abd-ussu-3711740

https://www.google.com/search?q=abd+yunanistan+%C3%BCss%C3%BC&oq=abd+yunanista&aqs=chrome.4.0i433i512j69i57j0i512l7.15061j0j4&client=ms-android-asus&sourceid=chrome-mobile&ie=UTF-8

[3] https://m.haber7.com/dunya/haber/3163925-mehmet-acet-yunanistan-turkiyeye-karsi-12-mil-cilginligi-yapabilir

[4] https://www.yenisafak.com/dunya/abd-disislerinden-turkiyenin-yunanistan-tepkisiyle-ilgili-aciklama-bunu-duyduguma-uzuldum-3722348

[5] https://www.google.com/amp/s/m.haber7.com/amphtml/dunya/haber/3164119-abd-baskani-biden-hastaneye-kaldirildi-yetkilerini-devretti

[6]https://www.google.com/search?q=abd+pkk%27ya+ka%C3%A7+t%C4%B1r+silah+g%C3%B6nderdi&oq=abd+pkkya+ka&aqs=chrome.1.69i57j0i13.7343j0j4&client=ms-android-asus&sourceid=chrome-mobile&ie=UTF-8

No ResponsesKasım 21st, 2021

KORONA HABERLERİ

KORONA HABERLERİ

-Bilim adamlarının, doğduklarında alışılmadık derecede hızlı yaşlanmaları için mutasyona uğramış bir gene sahip maymun embriyoları yarattığı bir laboratuvara..

Bu tür deneyler, otizm, kanser, Alzheimer ve kas distrofisi gibi insan hastalıklarını incelemek için yapılıyor. Koronavirüs pandemisinin ortaya çıktığı, Çin’in başka bir şehri olan Wuhan’da da bilim adamları, maymunlar ve tavşanlar da dahil olmak üzere binden fazla genetiğiyle oynanmış hayvan yarattı..

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ VİRÜSLER.

Laboratuvar hayvanlarına ayrıca, bazıları Kovid-19’a neden olan organizmaya çok benzeyen, genetiği değiştirilmiş virüsler enjekte edilir. Gerçek şu ki Çin, dünyanın başka yerlerinde izin verilmeyen her türlü deneyi gerçekleştirmek veya en azından hoşgörü gösterme konusunda bir üne sahip.

Çalışmaların çoğu, iki alanı yakından izleyen Halk Kurtuluş Ordusu tarafından denetleniyor: Daha iyi askerler yaratabilecek herhangi bir gen modifikasyonu ve insanların hiçbir savunması olmayan yeni biyolojik silahlar yapmak için genetiği düzenlenebilen mikroorganizmalar..

“YARASA KADIN” YAZMIŞTI.

Kovid-19’un olası kökenleri hakkında sayısız hikayenin bir sonucu olarak, Çin’in en tanınmış yarasa uzmanı ve mağaraları sık sık ziyaret eden “Yarasa Kadın” lakaplı virolog Shi Zhengli, 2015 yılında Nature Medicine’de ‘insanlarda ortaya çıkma potansiyeli gösteren’ yarasa koronavirüsleri hakkında ortak bir makale yayınlamıştı.

Ekibinin, at nalı yarasasının, insan üst solunum yollarını hedef alan son derece bulaşıcı bir virüs yaratma çabalarını anlatmıştı. Daha sonra, insan yapımı bu virüsün bir farenin ciğerlerine girip onu enfekte edip edemeyeceğini görmek için canlı bir fare ile deney yapmaya çalıştılar. Ve enfekte etti de..[1]

-Hindistan’da koronavirüsten sonra yeni salgın… ‘Siyah Mantar’ salgınının rakamını açıkladılar!

Koronavirüs pandemisinin pençesindeki Hindistan‘da şimdi de ‘siyah mantar’ alarmı verildi. Hızla yaylan hastalığa çözüm olarak binlerce kişinin gözleri doktorlar tarafından ameliyatla çıkarıldı. Vaka sayısının 10 bine yaklaşması sonrası hastalığın ‘salgın ilan edilmesi’ çağrısı yapılıyor.[2]

-Çin’in koronavirüs belgeleri sızdı… ABD’nin en yetkili isminden çok konuşulacak sözler

ABD istihbaratının bir raporunda, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasından hemen önce, Çin‘deki Vuhan Laboratuvarı’nda çalışan 3 araştırmacının virüs belirtileriyle hastaneye başvurduğunu iddia ettiği belirtildi. Koronavirüsün Çin laboratuvarından sızdığı iddiaları ile ilgili ABD’nin en yetkili isminden çok konuşulacak açıklamalar geldi.

Salgının başladığı günden beri yaklaşık yaklaşık 3.5 milyon kişinin hayatına mal olan virüs dünya genelinde 160 milyonun üzerinde kişiye bulaştı.[3]

 “Koronavirüste P1 şoku! Uyarı üstüne uyarı: Hamile kalmayın Brezilya’da P1 varyantının hamilelerde daha agresif olduğu açıklandı. Bu kapsamda çiftlerden hamilelik planlarını erteleme talep edildi.” Koronavirus artık yeni yeni devrede. Bir yıl alt yapısı yapılırken, yapılan alt yapıdan sonra uygulamaya geçildi. 1. Nüfus azaltma. 2. Kısırlaştırma. Nüfus kontrolü. 3. Alınan nefesleri bile kontrol. 4. Zihinleri kontrol. 5. Devletleri kontrol .[4]

-AİDS’in bulaşma sebebini araştıran İngiliz gazeteci Edward Hooper”The River”adlı kitabında:ABD’nin Şempanzelerden alınan dokularla üretilen aşıların,Afrikadaki çocuklara’Çocuk felci aşısı’nın yapılmasından sonra Aids-in yaygınlaşmış olduğunu söylemektedir.

-“Çin salgını kasten başlattı.

Eskiden Çin Komünist Partisi’nde yer alan Wei Jingsheng, İngiliz televizyonu Sky’a verdiği röportajda, Çin yönetiminin Kovid-19 salgınını kasten çıkardığını ve 2019’da Pekin’de yapılan Dünya Askeri Oyunlarını virüsü yaymak için kullandığını iddia etti.”[5]

-DOĞRUYSA YER YERİNDEN OYNAR.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (DSÖ/WHO)’NE İTAAT ETMEYEN İTALYAN DOKTORLAR KORONAVİRÜS SIRLARINI KEŞFETTİ  

Dünya Sağlık Örgütünün Coronavirüsten ölenlere otopsi yapmayın talimatına İtalyan doktorlar itaat etmediler ve ölüme neden olan şeyin VİRÜS DEĞİL, BAKTERİ olduğunu buldular. Bu kan pıhtılarına neden oluyor ve hastanın ölümüne neden oluyor.  

İtalya “Yaygın damar içi pıhtılaşması”ndan (Thrombosis) başka bir şey olmayan Covid-19 denilen şeyi bertaraf ediyorlar.  

Ve onunla savaşmanın yolu, yani tedavisi “antibiyotikler, iltihap gidericiler ve antikoagülantlar” iledir. ASPİRİN bu hastalığın zayıf şekilde tedavi edildiğini gösteriyor.  

Dünya için bu  sansasyonel haber, Covid-19 tarafından üretilen cesetlere otopsi yapan İtalyan doktorlar tarafından üretildi.   

İtalyan patologlara göre başka bir şey daha var, “Solunum cihazları ve yoğun bakım birimleri hiç gerekli değildi” 

Bundan dolayı İtalya’da protokollerin değiştirilmesi başladı, İtalya’ya göre küresel salgın WHO tarafından meydana çıkarıldı ve yükseltildi, bu tedaviyi Çinliler biliyordu ve iş yapmak için bildirmediler.  

Bakteri, aynı zamanda iltihap ve oksijen yetmezliği üreten 5G elektromanyetik radyasyon ile çoğaltılıyor. Covid-19’a yakalananların tek yapmaları gereken 100 mg Aspirin ve Apronax veya Parasetamol almak. Bunun nedeni, koronavirüsün kan pıhtılaşmasına neden olduğunun gösterilmesidir, bu da bedenin damarda kan pıhtılaşması geliştirmesine mecbur bırakır ve kan akmaz ve kalbe ve akciğerlere oksijen taşımaz, bu da nefes alamaması nedeniyle insanın hızla ölmesi ile sonuçlanır. 

İtalya’da doktorlar ölü bedeni kestiler ve kol ve bacakları ve bedenin diğer kısımlarını açtılar ve damarların kan ile genişlediğini ve kanın pıhtılaştığını kavradılar ve tüm damarlar ve arterler pıhtılar ile doluydu, bu kanın normal şekilde akmasını ve tüm organlara, başlıca beyne, kalbe ve akciğerlere oksijen taşımasını engeller ve hastanın ölümü ile sonuçlanır.  

Bu teşhisi keşfedince, İtalyan Sağlık Bakanı hemen koronavirüs tedavi protokollerini değiştirdi… ve hastalara 100 mg Aspirin ve Apronax vermeye başladı.  

Ve bu hastalar iyileşmeye başladılar, bu yeni yöntemin sonucu olarak, Sağlık Bakanlığı tek bir günde 14,000 den fazla hastayı evlerine gönderdi. İtalya standardı bozdu, çünkü onlar zaten bunalmışlardı ve binlerce ölümün ciddi kaosu içindeydiler.  

Şimdi WHO bir çok ölümü örtbas ettiği ve dünyada birçok ülkede ekonomi çöktüğü için dava edilecek; bedenlerin otopsi yapılmadan hemen yakılmasını veya gömülmesini ve bunların son derece kirletici olarak etiketlenmesini neden emrettikleri şimdi anlaşılıyor. 

Sadece aspirin de yetiyormuş.[6]

-Şok etkisi yaratan belgeler ortaya çıktı.

Kovid-19 salgınının kökenine dair tartışmalar hala sıcakken Çinli bilim insanları ile ilgili gelen son iddia ortalığı karıştırdı. Drastic grubu, yayınladığı belgelerle Çinli araştırmacıların salgından bir yıl önce koronavirüsleri yarasalara salıvermek için hibe teklifinde bulunduklarını açıkladı.[7]

-Şok etkisi yaratan belgeler ortaya çıktı.

Kovid-19 salgınının kökenine dair tartışmalar hala sıcakken Çinli bilim insanları ile ilgili gelen son iddia ortalığı karıştırdı. Drastic grubu, yayınladığı belgelerle Çinli araştırmacıların salgından bir yıl önce koronavirüsleri yarasalara salıvermek için hibe teklifinde bulunduklarını açıkladı.[8]

– New York Times gazetesinde yer alan habere göre, bilim insanları, koronavirüse yakalanan ilk kişiyi saptamayı başardı. Söz konusu rapora göre, bilinen ilk Kovid-19 vakası 11 Aralık’ta ortaya çıktı ve virüsün ilk görüldüğü kişi Wuhan’daki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı’nda çalışan bir kadındı.[9]


[1]https://www.ahaber.com.tr/galeri/dunya/koronavirus-hakkinda-soke-eden-haber-yarasa-maymun-fare-derken/44

[2] https://www.hurriyet.com.tr/galeri-son-dakika-koronavirusten-sonra-yeni-salgin-iste-en-savunmasiz-grup-41826270/1

[3] https://www.hurriyet.com.tr/galeri-cinin-koronavirus-belgeleri-sizdi-41807606

[4] https://www.haber7.com/dunya/haber/3089664-koronaviruste-p1-soku-uyari-ustune-uyari-hamile-kalmayin

[5]  https://video.haber7.com/video-galeri/194392-salgini-kasten-baslattilar-tarihi-acikladi-24-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[6] https://www.facebook.com/100001030941148/posts/3559913030719693/

[7] https://video.haber7.com/video-galeri/194239-sok-etkisi-yaratti-salgindan-tam-1-yil-once-belgeler-ortaya-cikti-22-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[8] https://video.haber7.com/video-galeri/194239-sok-etkisi-yaratti-salgindan-tam-1-yil-once-belgeler-ortaya-cikti-22-eylul-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[9] https://www.haber7.com/foto-galeri/71374-koronaviruste-kayip-halka-bulundu-aylar-sonra-kimligi-ortaya-cikti

No ResponsesKasım 19th, 2021

HANGİ HELALLEŞME

HANGİ HELALLEŞME

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde partisinin geçmişte toplumda açtığı yaralardan dolayı helalleşme yolculuğuna çıkacağını duyurmuştu. Bu karar parti içinde de rahatsızlığa neden oldu. Ancak akıllarda soru işareti bırakan başka bir konu daha var: Hatırlanacağı üzere CHP yönetimine geçtikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden tek bir mesajla 13 binden fazla işçi kovulmuş, mağdurlar günlerce eylem yapmıştı. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun bu işçilerden de hallallik alıp almayacağı merak konusu oldu. Kılıçdaroğlu, 2019 yerel seçimleri sürecinde CHP tarafından alınan hiçbir belediyede işçilerin ekmeğiyle oynanmayacağını taahhüt ederek namus sözü vermişti.”[1]

Zahiren masum gibi görünüp, barışma girişimi gibi görünse de, geçmişten ve şimdiye kadarki ağız yanmasından dolayı bu zahiri temiz olan Helalleşmeyi üfleyerek içiyoruz.

Samimiyet güven vermiyor.

Toplumda partisinin derin yaralar açtığını söyleyen Kılıçdaroğlu, acaba sadece kendisinin ömrü değil, dünyanın ömrü o yaraları kapamaya yeter mi?

O lekeleri tüm sabun ve temizlik malzemesi fabrikaları hatta büyük okyanus üzerinden aksa temizleyebilir mi?

Bir asırdır, belki de en az üç nesil kaybetti ve mağduriyeti yaşadı. Dünya ve ahiret kaybı yaşadılar.

Onları kabrinden mi çıkartıp helallik dileyecek.

Cengiz ve Hülagu’nun 8 asır yani sekiz yüz yıl önceki zulümleri bile hala kapandı mı?

Bin yıllık birikimi bitirmek, arşivleri yok etmek, ezanı 18 yıl düşman işgalinde bile susmazken susturmak, kapatılan Ayasofya, kısaca bin yıl anlatılsa dahi bitmeyecek, kapanmayacak yarayı ne ile silecek ve kapatacak?

Yoksa buda ayrı bir senaryo ve tiyatromu?

Kendi içinde dahi netleşmeyi gösteremeyenlerin, dışarda ne kadar net olabilecekleri açık değil mi?

*****************  

Helalleşme…???

Hangi helal?

Dünyasındaki helal farklı olan için nasıl bir helal?

Kiminle?

Gidenler ne olacak?

Onca yapılanlar?

Geçen yüz yıl geri mi getirilecek?

Dünyası ve ahireti ya kaybolanlar ne olacak?

İşte yaşanmış hayattan binlerce örneklerinden sadece biri;

Yıllar önce bir müdür arkadaşın odasına vardığımda bir ilk okul öğretmeni emekliye ayrılacağını söyleyerek helalleşmek için gelmişti.

Müdür muavini arkadaşa şunu diyordu; Ya hu 25 yıldır öğrencilere yanlış fikir ve düşünceleri anlatıyormuşuz.

Gittikten sonra müdür muavini arkadaş onun solcu düşünceye sahip olduğunu söyledi.

Kendisine şunu söyledim; İnsan hata yapabilir. Hatası kendisini bağlar.

Ancak bu öğretmen 25 yıldır birinci sınıftan alıp beşinci sınıfa kadar, beş kere devir yapıp, her sınıfta kırk kişi olduğunu düşündüğünüzde toplam 200 öğrenci eder.

Peki kandırdığı, aldattığı, inançsızlığına sebep olduğu bu öğrencilerin ailesi var, aile kuracaklar, devletin muhtelif kademelerinde görev alacaklar. Öğretmen olup kendileri gibi öğrenci yetişecekler.

Peki aldanmışız, yanlışı anlatmışız sözü bunca kirliliği ve sorumluluğu ortadan kaldırır mı?

Sen aldanmış olabilirsin ancak Ya aldattıkların ne olacak?

Onları teker teker arayıp bulacak, kısa zamanda telafimi edeceksin, 25 yıldır yaptığını?

***************

Kendi içinde bile makes bulmayan bir helalleşme, dışarıda ne kadar ciddiye alınabilir?

Hala PKK’yı temsil eden partiyle ittifak içinde olup, mağdur olan Diyarbakır anneleriyle hiç ilgilenmeyen, kulak vermeyen, 15 Temmuzu senaryo ve piyes deyip şehit ve gazileri görmeyen, hala geçmişte yapılanlara sahip çıkıp yılların kaybına vesile olmak, ne kadar samimi olduğu hala tartışılan bir helallik ancak mahşerde çözülebilir.

Bu düşmanlığın devam ettirilmesi anlamına değil, kaybın telafisinin imkânsızlığıdır.

Yani açılan onca derin kanserli yaralar, bir helalleşme ile kapanacağı mı zannediliyor?

Büyük Okyanus bile üzerinden aksa temizler mi, bütün ilaçlar kullanılsa deva olur mu?

Yapılan onca müsbet çalışmalarda mesela baş örtüsü gibi çalışmalarda ne gibi katkısı ve yapıcı tavırları olmuştur?

İstanbul belediye başkanı da seçilmeden önce camiye gidiyor ve Yasin okuyordu.

Şimdi ne okuyor?

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz./ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

Helalleşmeden önce en yapılacak temiz iş, hiç olmazsa helali ve helalleşmeyi kirletmemektir.

Kendisiyle barışık olmayanlar, toplumla barışmaya çalışıyor.

Bir fikri, bir düşünceyi, bir akımı, bir partiyi temsil edenlerin Rabbisiyle ne kadar barışık olduğu ortada olanın, O Yaratıcının adına helalleşmesi ne kadar helalleşme ve insanlarla ne kadar barışmış olabilir?

Harama götüren helal söz. Harama götüren helal araç…

Bunu örnekle açıklamak istedim ancak uzun gider diye kısa kesmiştim.

Fakat bir siyasetçinin belli ki bilinçli olmayan Lgbt- liler ile ilgili adeta onları masum göstermek amacıyla getirdiği temsili, onlarında bir insan ve Allahın kulu gibi ifadeler belli ki hak adına olmaktan çok, siyasi ve oy hesaplarıyla söylenmiş bir sözdür.

Belli ki Lut kavminin hangi günahtan dolayı helak ve yok edildiğini ve de onlara ses çıkarmayan içinde teheccüd namazı bile kılan kimselerinde olduğunu düşünmemiştir.[2]

-Hakikatli Bir Lâtife:
Sultan Süleyman Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiği vakit, Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: “Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa’dan getirdiğin cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçtın ki, o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizleyemez.”[3]

-Kıssadan Hisse:

Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, kala, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.

– Vur ustayı berber efendi.. der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;

– Kalk bakalım kabak, kalk da traşımızı olalım diye kükrer.

Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.

Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.

Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…

Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.

Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.

Berber ise şaşkın bir kabadayıya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;

– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.

Derviş, mahzun ve düşünceli…

– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, _kabağın bir sahibi var_, O gücenmiş olmalı..

MEHMET ÖZÇELİK

16-11-2021


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/helalleselim-diyen-kemal-kilicdaroglu-ibbden-kovulan-13-bin-isciyle-de-helallesecek-mi-3711691

[2] https://www.ensonhaber.com/gundem/mehmet-ozhasekiye-lgbt-bireylerle-ilgili-dusuncesi-soruldu

[3] Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Bediüzzaman.143.

No ResponsesKasım 16th, 2021

İBRETLER VE DERSLER

KISSALAR

Adam evlendi …

— Eşinin yüzünü açtı rengi siyahtı..

Yüzünü ekşitti .

eşi adamın yanına gitti ve dedi ki ;

”HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR”

adamı ikna etti,

Adamın kalbinden sıkıntı gitmiyordu…

Dayanamadı ve Bu kez şehri terketti gitti..

Aradan 20 yıl tam 20 yıl geçti..

Şehre döndü Namaz kılacaktı. Bir camiye girdi .

Camide genç biri vaaz ediyordu. Ama nasıl vaaz..

— insanlar pür dikkat dinliyorlardı.

Dehşete kapıldı , hoşuna gitti..

Sordu kim bu çocuk ?

Dediler ki “adı ENES”

Babası ?

Dediler ki :

 “20 yıl önce buralardan kaçtı gitti ..

Adı ?

 MALİK idi..

Adam şok oldu Eşinin söylediği söz aklına geldi yutkundu bir an utandı..

Sonra gencin yanına gitti ve dedi ki

“Seninle evinize kadar geleyim. Kapıda bekliyeyim

Sen annene deki ki:

HAYIR BELKİ ŞERRİN İÇİNDE SAKLIDIR..”

Genç kabul etti.

Gittiler Genç eve girdi

Annesine Anne ; Dışarda bir misafir var, diyorki ; Belki hayır şerrin içinde gizlidir …

Anne hemen irkildi oğluna ;

— “koş evladım, o senin babandır” “kapıda bekletme.”

Öyle sıcak karşılama oldu ki.

Çünkü anne ; babasının iyiliklerinden bahsetmiş hiç kotulememisti.

— Bizi terk etti yalnız bıraktı gitti” dememişti.

Baba sevgisi çocukta taptaze idi.

O genç alim çocuk kimdir biliyormusunuz ?

Annesinin babasının yokluğunda yetiştirdiği  ;

 ENES İBN-İ MALİK ‘ tir

Efendimiz’den (SAV) birçok hadis rivayet etmiştir..

Efendimizin hizmetkarı olmuştur.

**************  

İKİ LAHMACUNA SATILAN EV..

Yaşı 75’e dayanmıştı Muhammed baba’nın. İki katlı evinin üst katını oğlu ve gelinine vermiş, kendisi de kapıcı dairesi gibi olan alt kattaki evde hayatını eşiyle sürdürüyordu.

Hayatı boyunca çalışmış helal rızk peşinde koşturmuş, dişinden tırnağından arttırdığı bir miktar para ile de gecekondu karışımı bu yeri on sene önce alabilmişti. Şükür borcu da bitmişti. Ayda bir aldığı Bağkur emekliliği maaşı ile de namerde muhtaç değildi, kira da vermiyordu.Kıt kanaat geçiniyordu çok şükür. Oğlu da iyi bir meslek sahibi idi, zengin değildi! Lakin fakir de sayılmazdı, orta gelirli biriydi.Gelininin arada bir iğneleyici sızlanmaları vardı.“Cahildir, ileride anlar iyiyi kötüyü” diye bakardı. Bu konuşmaları duymazdan gelirdi hep..İhtiyarlar devamlı hoşgörü timsali idiler. Kıymetli oğlunun ve gelininin haftada bir ziyareti, somurtarak da olsa bir iki defalık verdikleri bir tas yemeğe memnun olur garipler.

Günlerden pazar, vakit de öğlen idi.Muhammed Baba fırına gidip iki ekmek almıştı.

-Fırıncı: “Muhammed emmi, akşam için lahmacun malzemesi verdi senin oğlan, ne zaman hazır olsun.?Bana demedi, var mı bir bilgin.? diyen soruyu “haberim yok oğlum” diye cevaplamıştı.

Eve geldiğinde de 50 yıllık hayat arkadaşına “Ayşe Hanım, oğlan fırına lahmacun malzemesi vermiş akşama nasip olur herhalde, akşama bir şey zahmet etme, iki tane verir ne de olsa” diyerek ümitle beklemeye başlar.Akşam namazı için hazırlık yaparken oğlunun, elinde lahmacun dolu tepsi ile binaya girdiğini görür tesadüfen… Şimdi gelir, şimdi gelir diyerek bekler lahmacunu. Ümit bu ya belki gelir diye. Vakit gece yarısına gelir artık ve ümidi biter. İki sıcak lahmacun hayali iki soğuk lahmacuna dönüşür. Gece yarısına kadar bekle babam bekle! Nafile…Gelmez! Açlık ve üzüntüyle bekler de bekler. Bir türlü gelmez o iki sıcak lahmacun..!

Muhammed baba, sabah erkenden kalkar! Mahalledeki eski arkadaşının oğlu emlakçıdır. Emlakçı tanıdığının dükkânının yolunu tutar. Üçüne beşine bakmaz ve evi hemen satar. Ve bir şart koşar: “Ben ölünceye kadar alt kattaki evde oturmam şartıyla” diyerek ekletir tapu kaydına.Oğlanı hemen çıkartabilirsiniz diye de tembihler.

Bir kaç gün sonra oğlunun heyecanlı, heyecanlı koşarak, büyük bir merakla kapıya geldiğini görür.! Oğlu içeri girmeden sorar. ’Baba bugün iki kişi geldi ve evi boşaltmamı senin evi sattığını söyledi. Böyle bir şey yok değil mi? Haydi, satmadım de, diye bağırır.Muhammed baba susar, seslenmez bile..!! ‘’Baba ne oldu, dilini mi yuttun? der ve devam eder “haydi yalan desene..!” Babası ‘’Diyemem oğlum sattım, tapuları da verdim “der Muhammed baba. Üzgün de olsa gerçeği söyler. Oğlan şokta nutku tutulur, olduğu yere çöker ve “niye baba niye.Kaça sattın bari onu söyle.” der.Muhammed Baba buğulu gözlerle burnunu çekerek,

‘’İki lahmacuna oğlum, iki lahmacuna sattım burayı” der ve girer içeriye….

*************  

RIZIK ENDİŞESİ ÇEKENLER!

Musa aleyhisselâmın eceli yaklaşmıştı. Ey Musa, çoluk çocuğuna vedâ et emri geldi. Musa aleyhisselâm, emre uyarak, çoluk çocuğuna vedâ eyledi.

Küçük bir çocuğu vardı. Onu kucağına alınca kalbine, benden sonra bu küçüğün hâli ne olacak düşüncesi geldi.

ALLAHü Teâlâ, Ey Musa, deniz kenarına git buyurdu. Musa aleyhisselâm deniz kenarına gitti. Ey Musa, asânı denize vur buyurdu.

Denize vurdu. Deniz açıldı. Dibi göründü. Musa aleyhisselâm baktı. Bir taş gördü. Kaygan, yarığı, çatlağı olmayan, yekpare bir taş idi. Ey Musa o taşa işaret eyle buyurdu Taşa işaret eyledi. Taş yarıldı. Musa aleyhisselâm baktı. İçinde zayıf, gözleri görmez, bacaksız bir böcek gördü. Ağzında yeşil, taze bir yaprak vardı.

Ey Musa, ben O ALLAH’ım ki Razzâkım; zayıf, görmez, elsiz ayaksız bir böceği denizde sert, yekpare bir taşın içerisinde yaşatıyorum ve ona taze yeşil bir yem veriyorum da, sen, seni seven dostunun senin çocuğunu zâyi edeceğinden korkuyorsun.

Benim rahmetim senin çocuğundan üstündür ve senin şefkatinden ziyadedir buyurdu…

************* 

KERTENKELE

Japon mimarlardan biri evini baştan aşağı yeniliyordu. Tamirat esnasında söktüğü kapılardan birinin duvarla irtibatlı bölümünde, iç kısımda, iki tahta arasında sıkışıp kalmış bir kertenkele gördü. Biraz daha dikkatle bakınca kertenkelenin canlı olduğunu fark etti

Onu oradan kurtarmaya çalışırken bu kez kertenkelenin bir ayağından duvara çivilenmiş olduğunu gördü

“On yıl önce yapılan eve kapısı takılırken dışardan çakılan bir çivi, o an kapıyla duvar arasında bulunan kertenkelenin ayağına isabet etmiş olmalı” diye düşündü japon mimar.

Peki nasıl olmuştu da bu kertenkele, bir santim bile kıpırdayamadığı bu karanlık duvar boşluğunda onca zamandır  canlı kalmayı başarmıştı?

Mimar, tamirat işlerini bir kenara bırakarak kertenkeleyi izlemeye başladı Bu kertenkelenin sadece havayla beslenmediğine göre, bunca yıl yaşamını nasıl sürdürebildiğini merak ediyordu

Bir süre sonra duvar boşluğunda bir hareket oldu Japon mimar, nereden çıktığını fark etmediği başka bir kertenkelenin geldiğini gördü. Gelen kertenkele, yerinden kıpırdamayacak halde olana ağzından yiyecek taşıyordu. Bu kertenkele diğerinin belki annesiydi, belki eşi, belki de arkadaşı.

Kim bilir?

Ama bilinen bir şey var ki aralarındaki güçlü sevgi, birinin bıkıp usanmadan diğerini hayatta tutabilmek için ona yiyecek taşımasına neden olmuştu

Hayat şartlarının bir şekilde sevgiyi ve sevmeyi unutturduğu bu zamanda insanların arasında böylesi bir sevgiye rastlamak o kadar zorki….

*************  

🤔.. Yaşlı Hacı Süleyman amca CUMA GÜNÜ evde un kalmayınca eşeğine yüklemiş buğdayı, değirmene doğru koyulmuş yola… 👉… Değirmene vardığında, çuvalı indirirken eşek kaçıyor.

️… Eşeği aramaya çıksa, Cuma namazı kaçacak. Kendi kendine “Sen nereye gidersen git, ben Rabbimin emrinden çıkmam, doğru Cuma namazına gidiyorum” diyor…

🤔… Vakit giriyor ve huşû içinde ibadetini yapıyor…Cumadan sonra bakıyor, eşek hâlâ yok… Tarlaya gitse eşek lazımdır. Un için zaten yine eşek lazım.“Ben şimdilik eve gidip biraz dinleneyim, sonra çaresine bakarız” diye düşünüyor… Eve yaklaşınca, ahırdan eşek sesi geliyor. “Hanım, bu eşeğin burada işi ne” diyor. O da, “Efendi, bugün ödüm patladı, az kalsın ölüyordum” diyor: “Bir İri köpek eşeği önüne katmış, bir o tarafa, bir bu tarafa, derken ahıra kadar getirdi. Ben de korkudan odanın bir köşesine,saklandım.Pencereden baktım, iri köpek geldiği gibi gitti.” Hacı Süleyman amca “Hanım, bu bizim eşek değil mi?” diye soruyor. Hanım da “Evet bizim eşek” diye cevap veriyor. Hacı Süleyman amca şaşırıp kalıyor… Hanımı bu arada “Bey, senin karnın açtır. Taze un geldi, ekmek yaptım” deyince Hacı Süleyman amca hayretle “Hanım, un nereden geldi”diyor. “Sorma bey! Komşumuz değirmene gitmiş, kendi unu yerine bizim unu getirmiş, yanlışlığı anlayınca da unu bize bıraktı. Yani unumuz geldi… Sana bir haberim daha var bey! Bizim komşu bahçesini sulamış ancak kanalı açık unutmuş, bizim bahçe de sulanmış, Hacı Süleyman amca, eşinden bunları duyunca ellerini açmış ve ;“Allah’ım ben senin bir emrini yerine getirdim, sen benim üç ihtiyacımı gördün. Sana ne kadar şükretsem azdır ya Rabbi…”Eşek her zaman eşekliğini yapsa bile biz şükür içinde rabbimize gidelim. Bire 10 veren rabbimize binlerce şükürler olsun…

************* 

Husrev Altınbaşak’ın İbretlik Hapishane Macerası

Afyon hapsi, şartları ve mahkeme safhaları itibariyle en ağır geçenidir. Hapishane, altı koğuştan ibrettir. O gün hizmetin önde gelen isimlerinden olan Bediüzzaman Said Nursihazretlerinin talebesi Hüsrev Altınbaşak’ı ,çıkacak bir kargaşa sonunda ölüp gitsin diye önce içinde altmış kadar cani ve katilin bulunduğu koğuşa koyarlar.

Hüsrev Altınbaşak,bu koğuşa girer girmez selam verir,fakat selamını kimse almaz. Koğuşun bir köşesine geçip oturur. Üçgün beton üzerinde soğukta, yataksız yorgansız yatar.

Bu zaman zarfında namazını hiç aksatmadan kıldığını gören iri yarı koğuş ağası, üçüncü günün sonunda yanına gelerek, üst perdeden , “Hoca, benim bir sorum var,cevaplayabilirmisin?”der.

Hüsrev Altınbaşak ,”bildiğim bir soruysa cevap veririm, sor bakalım” dedikten sonra aralarında şu konuşma geçer:

• Ben on beş cana kıydım, türlü türlü suç işledim bu durumda ben cennete girebilir miyim?

– Oturda sana cevap vereyim. Sen nerelisin?

• Karadenizliyim.

– Karadeniz’e bir damla su damlatsak artar mı?

• Artmaz.

– Peki, ondan bir damla alsak azalır mı?

• Azalmaz, bir damla sudan ne çıkar?

– İşte aynen bunun gibi Cenab-ı hakkın sonsuz rahmet denizleri yanında senin günahların bir damla su bile olmaz. Eğer sen pişman olur, sadakat ile tövbe eder, beş vakit namazını kılarsan, değil cennete, orta yerine bile girersin.

Bunun üzerine koğuş ağası kalkar ve mahkumlara dönerek ,”Heyyyyt ulan hergeleler, bana bile cennet olduğuna göre size hayda hayda vardır haydi toparlanın bakalım!“ Diye bağırır.

Koğuş ağası, koğuşun köşesinde kullandıkları bir musluğun etrafını battaniyeyle çevirdikten sonra herkesin orada gusledip abdest almasını emreder.Bütün mahkumlar gusledip abdest alırlar .

O sırada öğle namazının vakti girer. Ağa, Hüsrev Altınbaşak’a gelerek, ”Hocam buyur, bundan sonra sen imamsın, biz cemaat” der.O günden sonra beş vakit namazı birlikte kılarlar.Bu arada Hüsrev Altınbaşakın başında sarık gören mahkumlar, sarıksız olmaz diye düşünüp yatak çarşaflarını yırtarak başlarına sarık diye dolarlar.

Mahkumların başları sarılı bir şekilde Hüsrev Altınbaşak’ın ardında namaza durduklarını gören gardiyanlar şaşkına döner.

Akşam olduğunda koğuş ağası bütün mahkumları toplar ve onlara şöyle seslenir:

-”Heyyyy size söylüyorum ,herkes yatağını alıp koğuşun ortasına getirsin.”Yataklar gelince bunları üst üste koyduktan sonra Hüsrev Altınbaşak’a döner,”Hocam bize ceza olarak şimdide üç gün bu yatakların üstünde” yatacaksın ‘der.

Hüsrev Altın başak mahcup ve şaşkındır.”Hayır olmaz” der .

“Olur, çünkü sen geldiğinde üç gün biz seni yerde soğuk betonda yatırdık hatırını bile sormadık şimdi bizde ceza olarak üç gün ceza olarak yerde yatıcaz, sen bu yatakların üstünde yatacaksın” der.

Hüsrev Altınbaşak,”kardeşim, siz onu bilmeden yaptınız. Ben bile bile buna razı olamam. Vicdanım beni uyutmaz iyisi mi siz bana yatacak bir yatak verin yeter “der.

Artık koğuşta namazlar, arasındaki uzun tesbihatlarıyla kılınır.Bir gün koğuş ağası Hüsrev Altınbaşakın tahliyesine yaklaştığı sırada önünde el pençe divan durarak ,”Hocam eğer ben buradan sağ sağlam çıkarsam, sen dünyanın neresinde olursan ol, vallahi ilk işim seni ziyarete gelmek olucak”der.

Hüsrev Altınbaşak’ın mahkumlar üzerindeki bu tesirini gören hapishane yönetimi, kendisini bu koğuştan alıp altıncı koğuşa Mehmed Feyzi, Re’fet, Halıcı Sabri, Halil ve Ceylan Çalışkanın yanlarına nakleder. Mustafa Osman önce ikinci koğuşta iken, sonra oda Tahiri Mutlu ağabeyin bulunduğu dördüncü koğuşa yerleştirilir.

Çok geçmeden Hüsrev Altınbaşak tahliye olur. Mahkumlar onu gözyaşları ile Uğurlar. Aradan iki yıl geçer, 1950’de demokrat parti iktidara gelince genel af ilan edilir. Herkes hapisten tahliye olup sevinçle ailesinin yanına giderken, koğuş ağası verdiği sözü uyarak yaya olarak Isparta’nın yolunu tutar. Hüsrev Altınbaşak’ı evinde bulup ziyaret eder. Hasret ve hürmetle ellerine kapanır.

Hüsrev Altınbaşak ‘’Neden önce ailenin yanına gitmedin ?’’ diye sorduğunda gözyaşları içinde, ‘’Ailem değil mi sen şöylesin, sen böylesin diye beni tahrik edip bu belalara sürükleyen? Sen ise benim ebedi hayatımı kurtardın.Amerikada’da olsan yine önce seni ziyarete gelirim’’ der.

************** 

Hasan Basri Çantay, Bediüzzaman ile mecliste neler yaşadı ?                                                 

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin talebesi Mehmet Fırıncı Ağabey, Cumhuriyet döneminin önde gelen âlimlerinden Hasan Basri Çantay’ın Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili bir pişmanlığını anlattı.

Birinci dönem milletvekillerinden olan Hasan Basri Çantay’ı 1960 yılının Nisan ayında hastanede tedavi görmekte olduğu bir sırada Bekir Berk, Mehmet Emin Birinci ve Hakkı Yavuztürk ile ziyaret ettiklerini belirten Fırıncı ağabey, ziyarette yaşanan diyalogları şöyle anlattı:

“Hasan Basri Hoca Bekir abiyi görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ağlama sesini duyan doktor ve hemşireler geldi. “Ne oldu hastaya?” dediler. Bekir abi de “Bediüzzaman yeni vefat etmişti; biz de onun talebeleriyiz. Bizi görünce duygusallaştı” dedi.

Sonra sakinleşti ve bize “Bekir bey, Bediüzzaman Meclis’te M. Kemal’le mücadele ederken ben arkasından tuttum. ‘Hoca bizi bu adama mahvettirmeyesin, ne olur bu konuşmanı biraz tatil et, ertele.’ dedim. Halbuki, biz dört-beş kişi Hocadan (Said Nursi) tarafta olsaydık (M. Kemal) o icraatları yapamayacaktı. Ama biz taraftar olmadık, Hocayı sakinleştirme tarafını seçtik, büyük bir yanlışlık yaptık. Ben onun için bu kadar üzülüyorum’ dedi.

MEHMET ÖZÇELİK

No ResponsesKasım 9th, 2021

YASAK AĞAÇ

YASAK AĞAÇ

Şeytan Adem ve Havva’ya günah işletmek için o ağacın huld yani ebedilik ağacı olduğunu teklif etmişti.

Onlarda ebedi olma düşüncesiyle o yasağa yaklaştı, Rablerinden yani onun emrinden uzaklaşıp, şeytanın isteğine yöneldiler.

Aynı uygulama bugün de şeytanın çocukları tarafından devreye konulmaktadır.

İnsanın ebediliğini ifade sadedinde adeta o insanın tüm organlarına sahip olmayı, onları kontrol etmeyi adeta tüm insanları tek bir noktadan ve bağlantıdan ele alarak sahiplenmeye çalışılmaktadır.

Tıpkı şeytanın Adem ve Havva’ya bu aldatma ile sahip olmaya çalışması gibi.

Ancak Allah affetmesiyle şeytanın sahiplenmesinin önüne geçmiştir.

Batı daha doğrusu Yahudi zihniyeti şeytanın vekili olarak dünyayı global, küresel, tek bir noktadan idare, yönetim yani tek dünya devleti ve tek bir insan sistemine doğru sevketmektedir.

Şeytan mensuplarıyla Ademle başlattığı oyunun son kozunu devreye koymuş durumdadır.

-Bugün askeri alanda ve teknolojide geldiğimiz bu günkü noktanın şimdiye kadar ki engelleri ve engellemeleri Milli Eğitimde de ve diğer kurumlarda da hala sürmektedir.

Okul yönetiminden tutunda Bakanlık seviyesine kadar devletin tüm kurumlarındaki düşünce; bana zarar dokunmasın, bana problem getirmede ne yaparsan yap!!!

Belki buna ek olarak zahiren olumlu gibi şu noktalar görülmektedir;

657- ye aykırı olmasın, acaba kim ne der, medyada nasıl karşılanır, makamımı kaybeder miyim, kısırlaştırıcı ve kayıtlayıcı engeller bitmiş değildir.

Sadece ufak çapta bazı açılımlar veya bizde falandan geri kalmayalım veyahut yerimi sağlamlaştırmak ve bana bazı katılımlar sağlaması için ufak katılımlarda bulunma yoluna gidilmelidir.

Zincirler hala kırılmış değildir.

Nokta…

Evvela yöneticilerin kendisini aşamaması, aşanların önünde engel teşkil etmektedir.

Gölge etme başka ihsan istemez, hala geçerlidir.

Bizde büyük, engellenemez bir enerji birikimi var.

Ancak zayi edilip harcanmakta, israf edilmekte, kayba uğramaktadır.

-Selçuk Bayraktar İHA, Süha, Tiha’ların şimdiye kadarki serüvenini anlatırken yaşadığı bürokratik engelleri dile getirdi.

Ancak şu anda dünkü gibi mühendislerin öldürülmesi gibi bir durum yaşanmasa da, bürokratik ve hainane engellemeler kalkmış ve bitmiş değildir.

-Son günlerde siyasi cinayetlerin olacağı iddiası, aslında geçmişten günümüze düşünülen ve yapılan darbe zihniyetinin temennisi, dışa vurmuş hali ve de bir yerlere verilen mesajdır.

Bide’nın başkan olmadan önce içteki muhalif unsurları Sayın Erdoğan’a karşı harekete geçirme faaliyetleridir.

Yani uyuyan hücrelerin uyandırılması ve uyarılmasıdır.

Kanalizasyon kapağı açılmaya ve pislikler etrafa saçılmaya çalışılıyor.

İşte son günlerdeki ve aslında rezil olan ve bir an evvel valizlerini toplaması gereken 10 büyük elçi ve Kavala meselesi, ikinci bir 17-25 Aralık kalkışma fitilinin ateşlenmesidir.

-Gözü yukarıda olanlar hangi makamda olursa olsun iş yapamazlar.

Belediye reisleri, okul müdürleri ve bakanlar gibi.

MEHMET ÖZÇELİK

28-10-2021

No ResponsesEkim 28th, 2021

ŞAHSİYET KAYBI

ŞAHSİYET KAYBI

Gerçekten insan hakkında haklı olarak çok şeyler söylenmiş ancak insanın tam açılımını görmediğimiz veya göremediğimizden dolayı işin çok da farkında değiliz.

Bunu ebediyete kulaç atacak ve kucaklayacak bir varlık diye düşünmeden edemiyoruz.

Tıpkı II. Murat İstanbul’un fethiyle ile ilgili olarak Hacı Bayram Veliye sorduğunda o Zat beşikteki çocuk ile, kendi öğrencisi olan Akşemseddin’i işaret etmişti.

Fatih büyümüş, yaramaz bir çocuktu.

Bunun üzerine baba bu yaramaz oğlu için;

Bu mu İstanbul’u fethedecek? Diye küçümserken, olaya vakıf olan Akşemseddin;

Peder ne der, Kader ne der…

Yani peder adam olarak görmezken, kader fetih ve Fatihi İstanbul’un fethine hazırlıyordu.

Allah-u A’lem, Allah’da bizim görmediğimiz, bilmediğimiz ve de bilemediğimiz sonsuz boyutlarıyla bu insanlara bakıp değerlendirmektedir.

Aslında biz kendimizi bilmiyor, değerimizi anlamıyoruz.

Her insan kendi kemâlatına doğru yol almaktadır.

Allah’da onlar içerisinde kâmil olanları alıyor ve seçiyor.

İnsan gibi kâinatta kendi kemâlatına doğru yol alıyor.

Dökülenler dökülüyor, eleğin üstünde kalıp, alta dökülenler de ortaya çıkıyor.

Allah kâinatı eliyor.

İnsan kâinattan eleniyor.

Tıpkı insan vücuduna giren her şey vücutta kalmıyor. Vücuda liyakat kesbeden, vücutta kalıyor.

Veya kalitesine göre, vücudun kalitesine, vücudun kaliteli yerine yerleşiyor.

İşe yaramayan veya vazifesi biten, kısa veya uzun süre, sonra vücuttan atılıyor.

Kâinatta büyük bir insan olup; her bir insan da kıymetine göre yer almakta, yerini almaktadır.

***************  

Gerçekten zor bir durum. 950 yıl boyunca anlatıp da dinlenilmemesi, üstüne birde tehdit edilmesi, Nuh Peygamberin son raddede ağır bir şekilde helakleri için, ağır bedduada bulunması yerinde bir durumdu.

Öyledir ki; bedduası kabul oluyor ve kavmi helak oluyordu. Oda yer ve göğün ortak hareketiyle.

Hz. Musa hakeza. O da böyle isyankâr bir millete…

Bunu biz içinde 3 veya 5 tane uygunsuz veya uyumsuz çocukların olduğu sınıflardan çok rahatlıkla mukayese edip, anlayabiliyoruz.

Zor iş…

Zor tahammül…

Sürekli aradığımız insanın alıcıları kapalı olduğundan ulaşılamıyor.

Kasıtlı kapalı tutuyor. Kapsam alanı dışına çıkıyor.

************  

Her insan dünyaya gelirken kumaşı uygun, takım elbise bünyesine uygun, kapsayacak ve kavrayacak bir şekilde olabilirken, yırtıp tahrip edilen kumaşlar çöpe gidiyor.

İnsan madden ve manen yıpranıyor. Kişiliği törpüleniyor hatta değiştiriliyor. Yırtık geziyor. Yırtık ve aşınmış olarak yaşıyor.

Topraktan beslenen ağaçlar meyve verirken, topraktan yaratılan insan kavak gibi meyvesiz, neticesiz, nura inkılap edinceye kadar ateşte yanması gerek.

Ya burada yanılacak ya da orada…

Kul olmayan, kül olur.

MEHMET ÖZÇELİK

27-10-2021

No ResponsesEkim 27th, 2021

MANİLERİN DEF’İ

MANİLERİN DEF’İ

DENİZE DÜŞENLER VE YILANLAR

İkide bir Türkiye dengesizleştirilmek için seçim hattı mailine çekilmeye çalışılıyor.

Gerçi yenilen güreşçi yenildiği için, sürekli yenilmekten usanmazmış. Ancak bu sefer yenerim diye cesaretlenen insanlar, hakikaten kendisini ispat etmemiş, kendisini tanımamış, milletin kendisini tanıdığını bilmeyen insanlardır.

Bu insanlar böylece bu millete hizmet için değil, tam tersine hezimete sebep olmak için, sürekli bir şekilde geçmiş yıllarda olduğu gibi seçim lafları ile, seçim yapılmasını istemek atılacak adımları, yapılacak yatırımları ve hizmetlere de mani olmaya çalışmaktadır.

Muhalefet daha doğrusu muhalefetler, muhalefeti kendilerine dayanak yapıp, iktidar yolu ve kapısı görenler; ne yaptıklarıyla ve ne de yapacaklarına hiç bir surette güven vermiyor.

Şaibeli!!!???

-Allah korusun, 2023’ten itibaren iktidar değiştiği zaman, şimdiye kadar askeri alanda, teknolojik alanda yapılan, uzay alanında yapılan yatırımlar inanınız duracaktır. Sekteye uğrayacaktır ve en azından ilerlemeyecektir.

Çünkü bugün İstanbul, İzmir ve Ankara’da daha önceden yapılması tasarlanan şeylerin durumu şu anda nedir? Sadece heykel yapmaktan ve heykel açılışlarından öteye gidemeyen bu insanlar, acaba ne yaptıkları bir yana, acaba yapılanları durdurmuş olmaları bile bu konuda olumsuzluk olarak yetmez mi?

Bunun için bu konuda 2023 ne kadar önemli ise, 2023’ten sonraki ondan daha önemlidir

-Dışarıdakiler Türkiye’deki Bu gelişimi çok iyi görmektedirler. Ondan dolayıdır ki içerideki birtakım kimselerin iktidar hırsını çok iyi değerlendirirler. Onlar çok iyi kullanmaktadırlar.

Gerçekten şimdiye kadar 20 yıldır yapılanlar önemli olaraktan, 2023’ den sonra ne kadar devam edebilecek ve Allah korusun 100 Yıl geriye mi gidecek yoksa büyük bir atak yaparak yüzyıl ötesine bir geçiş mi yapacak?

Türkiye şu anda kavşak noktada ve geçiş noktasındadır, ya olacak ya ölecek ya da 100 yıl daha geriye giderek, 100 yıldır yaşadığı bunca maddi manevi sıkıntıları yaşayacak veyahut da 300 yılı telafi ederek yüzyıl ve 300 yıl öteye bir adım atarak bir geçiş sağlayacaktır.

Hatta bu durum sadece bizi değil, tüm İslam dünyasını ve orta doğuyu yeniden şekillendirmedir.

Büyük Kürdistan hayali, Yunan rüyası, Büyük Ermenistan ideali ve de Diyarbakır, Gaziantep ve Adıyaman’a kadar uzanan va’dedilmiş topraklar.

************  

Devlet midesini temizledikçe zincirlerinden kurtuluyor ve atağa geçiyor.

İnsanlara büyük vaatlerde bulunanlar daha önce de ve de İstanbul’da da vaatlerde bulunmuş ancak vaatlerini gerçekleştirmemiş, aksini yapmıştır.

İndirimde değil, bindirimde bulundular.

Ne garip değil mi, oy uğruna ümitler hapistekilerle dağdakilerin affına bel bağlanmış.

Tıpkı gezidekilere bel bağlama gibi.

Denize düşen yılanlara sarılmaktadır.

Milleti sokup, zehirlese de…

Ancak millet uyandı, hele hele yalancı vaatleri ve ağzının yanmasını unutmadı. Nitekim;” Nadir Nadi, Cumhuriyet gazetesindeki başyazısında CHP’nin yayınladığı beyanname üzerinden şunları söylemektedir: “‘Bizi seçerseniz size şunları şunları vaad ediyoruz’ diye sahifeler karalamak her halde pek inandırıcı bir metod sayılmaz. Bu şartlar altında halk gayet tabii olarak tereddüde düşecek ve bunca tatlı vaidlere girişen iktidar partisinin geçen devrede neler yaptığını kendi kendine soracaktır.”[1]

-Partilerin en büyük problemi kendi içindeki netsizlik yani bulanıklık halleridir.

İçle dışa yansıyan noktanın birbirinden kopuk olmasıdır.

Dindar görünmeye veya dini koruyacağına dair yarım ağız konuşanlar, şimdiye kadarki uygulamalarında bunun hep tersini yapmıştır.

Bir yandan çarşafa rozet takarken, diğer taraftan çarşafları yırtmaktadır.

Beden ile ruh uyuşmazlığı içerisindedirler.

Nitekim;” Nadir Nadi, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde CHP’nin bu durumunu şöyle eleştirmektedir: “Atatürk’ün kurduğu prensiplerden bir kısmı (bilhassa devletçilik ve laiklik) iyice zedelendiği için Halk Partisi kendi ideolojik bünyesine bir çekidüzen vermek zorundadır. Aman sempatik olayım düşüncesiyle softalara avans vermek, yahud da rey kaybetmek korkusu ile iktisadi politikada ileri geri bocalamalara düşmek bir parti için sadece zaaf alametleridir. Yazık ki Halk Partisi bu za’fı göstermiştir.”[2]

Bu dindeki bulanıklığı olumlu bir görüntü haline getirmeye çalışsa da sırıtmaktadır.

“CHP’nin şeyhlerle seçim pazarlığına oturması, DP’nin CHP karşıtı dinsel söyleminin gücünü kırmak amacıyla iktidarda olmanın getirdiği avantajları kullanması ile geliştirilmiştir denilebilir. Örneğin, CHP, Doğu Anadolu’da DP’ye yakın duran şeyhlerin karşısına daha güçlü şeyhlerle çıkarak oradaki etkinliği eline geçirmeye çalışmaktadır. CHP’nin bu duruma açıklaması, ilişkide olunan kişilerin “Cumhuriyet inkılabına inanmış” din adamları olduğu şeklindedir. Buna karşılık CHP, DP’nin ilişkide olduklarını “mürteci” ve “yobaz” olarak suçlamaktadır.”[3]

-“İsparta’da Garip Bir Hadise”, Cumhuriyet, 6 Mayıs 1950. Bu habere göre camide vaaz veren Keçiborlu müftüsü CHP’yi överek bu partiye oy vermenin Allah’ın emri olduğunu söyleyince cemaat karşı çıkarak camiyi terk etmiştir. Bedii Faik, CHP tarafından Adana’da dağıtılan bir tarafı altı oklu muskaların varlığından bahsetmektedir. Faik, s. 46. Zafer gazetesi CHP’nin bastırmış olduğu ve Karaköse’de dağıtılan bir kitapçıkta, CHP’nin bir din gibi halka tanıtıldığını ve DP’nin bir düşman partisi olduğu söylendiğini açıklamaktadır. Kitapçıkta, bu iddiaları desteklemek için birçok hadis ve ayetin kullanılmış olduğu söylenmektedir.”[4]

Kendini ana parti ilan edenlerin geçmişi kabre kadar hatta kıyamete kadar hangi şekle girerse girsin, peşini bırakmayacaktır.

-“DP iktidarının ilk günlerinde dinsel kesimlerin gösterdikleri tepkilere verilebilecek örnekler şöyledir: “Ankara Tacettin camii imamı Tevfık Efendi’nin, 30 Mayıs 1950’de camideki vaazından: ‘Halk Partisi hükümeti kanımızı emiyordu. Milyonları çalıp dinsizliği yaydılar. Allah bizi onlardan kurtardığı için hep beraber, Allah’a ve Demokrat Parti hükümetine dua edelim'”; “Ankara’da Hacı Bayram camiinde 4 Temmuz 1950’de vaaz veren vaiz şöyle konuşuyordu: ‘Cumhuriyet Halk Partililer, Fransa’dan bile daha kafirdirler. Çeyrek asırlık cumhuriyet ve inkılap hareketi, onların bu küfür yoluna sapmalarına vesile vermiştir. Bu gün, iyi idareye sahip olduğumuza göre, Allah indinde inşallah mevkiimiz düzelmiştir.” Aydemir, s. 107; Giritlioğlu, s. 278-279. Sebillürreşad dergisi, DP iktidara geldikten sonra önceki dönemde yapılanların intikamının alındığını şu sözlerle anlatmaktadır: “İşte kendi mevkilerinden bu kadar emin ve mutmain oldukları sırada azabı ilahi başlarına indi. Allah, yine kendilerinden olmak üzere, bir kuvvet halk etti ve kuvveti onlara musallat etti. ‘Ahaznahüm bağteten’ bu kuvvet ansızın onları enselerinden yakaladı, sığındıkları yerlerden söküp attı. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Ümitsizliğe, müthiş bir yeis ve fütura düştüler. İste Allah onlardan böyle intikam aldı. Kim onlar gibi olursa, ondan da intikam almaya kadirdir. ‘Vallahü azizün züntikam’.”[5]

-Bu insanların bir türlü dinle büyük bir problemi var.

İşte bizi yönetenlerden biri Erdal İnönü; “Erdal Hocanın söyledikleri hala kulaklarımda çınlıyordu: “Tanrı yoksa da, olmasını istiyorum. Öldükten sonra yok olmak istemiyorum.”[6] 

Zaten İttihat ve Terakkiden beri meşru yollarla iktidara gelemeyeceklerini bilenler, bunu askeri darbelerle ve toplumda terörü destekleyip besleyerek sürdürmüşlerdir.

-“Seçimlerden sonra, DP ileri gelenlerinin en büyük korkusu, CHP’nin seçimi kaybetmesine rağmen, özellikle İnönü’nün ağırlığına dayanarak ordunun DP’ye karşı yapabileceği bir darbe olmuştur. Bu korkunun sonucunda, DP kısa bir zaman içinde ordu içinde yeni düzenlemelere giderek bir darbe olasılığını ortadan kaldırmaya çalışacaktır. O dönemlerde ordu ile yakın ilişikleri bulunan Bekir Tünay, bütün bu korkuların aslında gereksiz olduğunu, çünkü, ordunun büyük bir çoğunluğunun DP’yi desteklediğini, bunu da subay mahallelerindeki sandıklardan çıkan oylardan anlayabileceğimizi söylemektedir. Hatta, eğer İnönü DP’nin seçimleri kazanması sonucu bunu engelleyecek bir girişimde bulunursa, karşı darbe yapabilecek subayların bile bulunduğunu belirtmektedir.”

Bekir Tünay, Menderes Devri Anıları-Gördüklerim, Bildiklerim, Duyduklarım, (İstanbul: Nilüfer Matbaacılık Tesisleri, 1960?), s., 91-96. Tünay, ordu mensuplarının DP iktidarını istediklerini, çünkü eğer DP iktidara gelirse ordunun daha modern bir görünüme kavuşacağını düşündüklerini iddia etmektedir.”[7]

– 15 Temmuz’un mimarı FETÖ,[8] Çatı Soruşturması kapsamında tanık olarak ifadesine başvurulan Cem Fadıl Bozkurt, 15 Nisan 2018 tarihli ifadesinde İzhak Alaton’un 28 Şubat darbe sürecine dair konuşmalarında,

Alaton’un şöyle konuştuğuna şahit olduğunu söylüyordu:

“Ben bu ülkede tankları yürütebilmek için dört ev verdim!”[9]

-Bu netsizlik bunları kirli oyunlara da sevk etmektedir.[10]

-Bu dün böyle olduğu gibi, bugün de aynen değişik kimselerce de sürdürülmektedir.[11]

 Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

-CHP’li Sağlar skandal sözlerini savunmaya devam etti.

CHP’li Fikri Sağlar, “Türbanlı hakim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var. Bazıları militanca ve ideolojik takıyor” sözleri ile CHP zihniyetinin özüne dönüşünün en net örneği oldu. Skandal sözlerin ardından tepkiler çığ gibi yükselirken Sağlar, başörtüsüyle ilgili çirkin sözlerini savunmaya devam etti.[12]

-2021’in ilk gününde Sözcü’den skandal manşet! Ayasofya’nın ibadete açılmasına felaket dedi.[13]

Tinet meselesi. Herkes kendi tinetinin gereğini yapar. Herkes kendi kabındakini dışarıya boşaltır.

Arı su içer bal akıtır. Yılan su içer zehir akıtır.

karakter meselesi.

Kömür da maden, bakır gümüş de maden, altın ve Elmas da Maden.

Ve Ebu Cehil de insan görünümlü, Hz Ebubekir de insan ama aralarında dağlar kadar fark var.[14]

-“De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.” Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.”[15]

Gerçek yüzler şu ifadelerde görülmektedir, bunlar karara başlanmıştır;

Bir yandan irtica bahanesiyle dine, diğer yandan da kızıl kominizme karşı olduklarını ifade etmişlerdir. Age.22.

-“Cumhuriyet, 12 Nisan 1950; Cumhuriyet, 20 Nisan 1950. Ticani tarikatının başı olduğu gerekçesiyle tutuklanan Kemal Pilavoğlu, mahkemedeki savunmasında, evlerinde tarikat toplantısı değil CHP’ye oy vermeleri için çevresindeki insanlara propaganda yaptığını söylemiştir. Mahkemede iken, müritlerinin dışarıda olay çıkartması, Kemal Pilavoğlu’nun tarikat bağlantısı olduğunu kanıtlamaktadır. Fakat, savunmasında CHP propagandası yaptığını söylemesi doğru olabileceği gibi, verilecek cezadan kurtulabilmek için iktidara yakın görünmeye çalışmasının da bir sonucu olabilir.”[16]

-1950’deki seçimlerde; Demokrat Parti dört buçuk milyon oyla 434, Halk Partisi ise dört milyon oyla yalnız elli küsur yer kazanmıştı.

Demokrat parti millete ve milletin değerlerine kulak vermiş, değerlendirmiş ve değer vermişti.

“Mûsâ tayin ettiğimiz vakitte buluşmak üzere kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.”[17]

**************   

Kime oy verdiniz ve vereceksiniz?

Kime oy verirseniz verin ancak bilinçli verin.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…

Zira bu durum dünya ve ahiret büyük sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Eğer oy verdiğiniz dağdaki eşkiyayı devlet dairelerine yerleştirmeyi, kaymakam yapmayı, vali yapıp cumhurbaşkanı yapmayı düşünen Marksist, sosyalist, terörist biri mi veya onlarla beraber hareket edip hapistekilerin çıkarılacağını söyleyip adeta hukuksuzluğu uygulayacağını söyleyen bir zihniyet mi?

Eğer gerçekten hapistekiler masum ve hukuksuzsa, o bugün de mücadele edilip, bugün de çıkarılmalıdır.

Yani bu insanlar yüz yıllık zaten ortada olan zihniyet ve uygulamalarıyla acaba bu milletin değerlerini ne kadar temsil etmektedirler?

Zihniyet, yaşayış ve uygulama, kökü ve tarihinin nereye bağlı olduğu veya kopuk olup olmadığı göz ardı edilebilir mi?

Bu millet veya milletin fertleri nasıllarsa elbette kendi gibilerini seçer ve tercih ederler.

Seçtiğine bak, kendini gör.

-Geçmiş yıllarda maliyenin bir sloganı vardı; Vereceğiniz her vergi size yol, köprü, çeşme ve cami olarak geri döner.

Aynen bunun gibi de; verilen her oy bize ya terör, ya dünya, ya ahiret, ya kazanç ya da kayıp olarak geri döner.

Kimi desteklememiz, kimle olup, kimle yürümemiz gerektiğine bakmalıyız.

Oklar kime gidiyor? Kim kimi niçin hedefliyor?

Artık tarafsızlık kalkmıştır. Zira bi-taraf olan, ber -taraf olur.

Karınca misal.. Sinsi Fir’avun-cuklar ve Nemrutlarla görünmek isteyen var mı?

Kişi sevdiğiyle beraberdir.

Allah sizi sevdiğinizle beraber etsin.

-Yüz yılın kavşağındayız.

Dünya darbelerle karşı karşıya.

Biz hariç olabilir miyiz?

-İki sıkıntımız var. Biri, bu toprakların başkaları tarafından sürülmüş olması.

Diğeri ise, o tarlaya bize aid olmayan tohumların ekilmiş olmasıdır.

Ayrık otları da cabası.

MEHMET ÖZÇELİK

18-09-2021


[1] Nadir Nadi, “C.H.P. Beyannamesi”, Cumhuriyet, 29 Nisan 1950.” 1950 SEÇİMLERİ V E PROPAGANDA. Sinan YİLDİRMAZ.

[2] Nadir Nadi, “Başlarken”, Cumhuriyet, 29 January 1950. Seçimlerden önce açılan türbeler ve açılış tarihleri şunlardır: Gazi Osman Paşa, 5 Nisan 1950; Barbaros Hayrettin Paşa, 18 Nisan 1950; Kanuni Sultan Süleyman, 20 Nisan 1950; Yavuz Sultan Selim, 21 Nisan 1950. Age.16.

[3] Haluk Durukal, “Doğu Anadolu’da Her İki Parti Ateşle mi Oynuyor?”, Cumhuriyet, 29 Nisan 1950. Tarikat şeyhi olduğu iddiasıyla DP’den çıkartılan milletvekili adaylarının, daha sonra CHP listelerine alındığı da söylenmektedir. Haluk Durukal, “Diyarbakır’da Baskı İddiaları Ortaya Atıldı”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 1950.Age.17.

[4] Zafer, 25 Şubat 1950.Age.17.

[5] Eşref Edib, “Hakka Arka Çevirenlerin Akıbeti”, Sebillürreşad, IV, 78 (Mayıs 1950), s. 36.Age.18.

[6] https://www.karar.com/yok-olmak-istemiyorum-1592588

[7] Tünay, s. 96.Age.21.

[8] 15 temmuz darbe planları

https://www.yenisafak.com/foto-galeri/gundem/akinci-ussunde-yapilan-aramada-bulundu-fetonun-darbe-plani-valizden-cikti-2054182

https://www.haber7.com/guncel/haber/3154524-mavi-valizden-hain-darbe-planinin-detaylari-cikti-erdogan-detayi-dikkat-cekti

[9] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/kapali-kapilarin-ardindaki-cevik-bir-2059421

[10] https://www.ensonhaber.com/gundem/iyi-partili-bahadir-erdemin-escinsellere-destek-videosu-ortaya-cikti

https://www.facebook.com/656108373/posts/10159036464383374/

https://www.haber7.com/foto-galeri/65820-18-kasim-gazete-mansetleri

https://www.haber7.com/foto-galeri/66568-chpnin-2020ye-damga-vuran-yalanlari

[11] http://www.tesbitler.com/index.php?s=chp

https://www.google.com.tr/search?q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&prmd=nisv&sxsrf=ALeKk0271uOGTw4JfsBCIZEQgtDhjGRtdg:1593701310697&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=2ahUKEwiiwYGE6K7qAhVpzoUKHUbUDbEQ_AUoAnoECA0QAg&biw=360&bih=559&dpr=3

https://www.google.com.tr/search?biw=360&bih=559&tbm=vid&sxsrf=ALeKk03dIPhGMXn_u6thFXEjbZG6XT9zQg%3A1593701866422&ei=6vX9XrezGZuP1fAPpvuTqAI&q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&oq=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&gs_l=mobile-gws-serp.12…0.0.0.18746.0.0.0.0.0.0.0.0..0.0….0…1c..64.mobile-gws-serp..0.0.0….0.Ob69L44BQ4c

https://www.google.com.tr/search?q=chp+d%C3%B6nemlerinde+t%C3%BCrkiye&prmd=nisv&sxsrf=ALeKk014XoZFjDD9xKYY934p-PIx1N41SQ:1593701890995&source=lnms&sa=X&ved=0ahUKEwi4styY6q7qAhWdUBUIHVD_Ag4Q_AUIEygA&biw=360&bih=559&dpr=3

[12] https://m.haber7.com/guncel/haber/3051551-chpli-saglar-skandal-sozlerini-savunmaya-devam-etti

[13] https://m.haber7.com/guncel/haber/3051576-2021in-ilk-gununde-sozcuden-skandal-manset-ayasofyanin-ibadete-acilmasina-felaket-dedi.

[14] https://www.haber7.com/siyaset/haber/3045814-hdp-haddi-asti-terorist-cenazelerine-gidecegiz

[15] İsra.84

[16] Age.17.

[17] Araf.155.

No ResponsesEkim 27th, 2021

FIKIH BİLMEZ BEDEVİLER

FIKIH BİLMEZ BEDEVİLER

“Râsibî, Basra’da bulunan Hâricîlere yazdığı mektupta onların kendilerine katılmalarını, iyiliği emredip kötülükten menetmelerini istemişti[64]. Râsibi’nin bu teklifine olumlu cevap veren Basra Hâricîleri, Nehrevan Köprüsünde toplanmış olan Kûfe Hâricîlerine katılmak üzere Basra’dan çıkıp, Nehrevan’a yaklaşmışlardı. Bu arada, içlerinde Abdullah b. Habbab b. Erett ile doğumu yaklaşmış bir derecede gebe bulunan karısı veya cariyesi olan, bir topluluğa rastladılar. Abdullah b. Habbab’ın[65] boynunda bir Kur’ân asılı idi.

Hâricîler, Abdullah’a kim olduğunu sordular; ona, kendisini güvende hissetmesi gerektiğini söylediler ve sorularını doğru cevaplamasını istediler. İlk olarak, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki görüşlerini sordular. Habbab, onları hayırla andı. Hz. Osman’ı sorduklarında ise, onun başlangıçta da sonrasında da haklı olduğunu ifade etti. Hz. Ali ile ilgili sorularına ise, “O, Allah’ı sizden daha iyi bilir ve dindeki ittikası sizden ziyadedir, görüşü de sizden daha açıktır.” cevabını verdi. Hâricîler İbn Habbab’ın verdiği bu cevaplardan memnun olmadılar ve kızarak şöyle dediler: “Sen havaya uyuyor ve kişileri işleri ile değil, adları ile tanıyorsun. Allah’a yemin ederiz ki, seni görülmedik bir şekilde öldüreceğiz.”

Bundan sonra, Abdullah’ı hamile olan eşi ile birlikte alıp, kollarını arkasına bağladılar ve yolda bir hurmalığa vardılar. Abdullah bunlara; “Ben Ehl-i İslam’ım, öldürülmemi gerektirecek bir harekette bulunmadım. Ayrıca size ilk rastladığımda bana emniyette olduğumu söylediniz” dedi. Ancak onlar, “Senin boynunda asılı olan Kitab, bize senin öldürülmeni emrediyor” diyerek, İslamiyet’e büyük hizmetler etmiş, birçok gazalarda bulunmuş bu önemli zatı yere yatırıp koyun keser gibi kestiler; karısının da hiçbir suçu yokken onun feryat ve yalvarmalarına bakmadan karnını yararak şehid ettiler. Ayrıca bu kafilede bulunan diğer dört kadını da kestiler[66].

Haber Hz. Ali’ye ulaşınca, olayı soruşturmak üzere el-Hâris b. Mürre’yi görevlendirdi. Hâris, oraya varır varmaz, Hâriciler tarafından sorgusuz sualsiz öldürüldü. Bunun üzerine, Hz. Ali’nin yanındakiler dehşete kapılarak, Muâviye’nin üzerine gitmeden, öncelikle Hâricilerin işinin bitirilmesi gerektiğini söylediler. Zira onlar, Şam’a gittiklerinde geride kalan ailelerine ve mallarına Hâricilerin zarar vereceklerinden korkuyorlardı.

….Abdullah b. Habbab’ı ve masum kadınları şehit ettikleri hurma ağaçları altında bir Harici, ağaçtan düşen bir hurmayı ağzına almıştı. O, “bedelini vermediğin bu hurmayı nasıl yersin?” diye arkadaşları tarafından öldürülmüştü[73]. Yine bu sırada zimmilerden birinin domuzu orada dolaşmaktaydı. Hâricilerden biri kılıcıyla bu hayvanı öldürdü. Hârici arkadaşları onu; “Yeryüzünde fesat icra ediyorsun” diye öldürmeye kalkıştı. O ise, domuz sahibini buldu, onu razı etti ve böylece ölümden kurtuldu.

….Hâriciler, bir Hıristiyandan bir hurma ağacı istediler. Adam; “Alın sizin olsun” dedi. Onlar ise; “Vallahi bunu parasız almayız.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hıristiyan adam; “Bu ne garip şey, Abdullah b. Habbab gibi bir adamı öldürüyorsunuz, fakat bizim hurma ağacımızı para vermeden almak istemiyorsunuz?” dedi[75]. Böylece Hâriciler; “iyiyi emr, kötüyü men” hükmünü yerli yersiz uyguladılar.

….Mu’tezile’nin önde gelen isimlerinden biri olan Vâsıl b. Ata, arkadaşları ile çıktığı bir yolculukta Hâricîlerden bir gurubun kendilerine doğru geldiğini gördü. Arkadaşları bu durumdan çok korktular. Vâsıl, arkadaşlarından kendisini Hâricîlerle yalnız bırakmalarını istedi ve bir çaresini bulup kurtulacakları yolunda ümit verdi. Arkadaşları, yaklaşan Hâricîlerin korkusundan dehşete düşmüş bir vaziyette idiler ve ümitlerini Vâsıl’ın bulacağı çareye bağlamışlardı. Hâricîler yanlarına geldiğinde, aralarında özetle şöyle bir konuşma cereyan etti: Hâricîlerin; “Siz kimlersiniz?” sorusuna Vâsıl; “Allah kelamını dinlemek ve hudud-u İlâhiyi öğrenmek isteyen müşrikleriz.” şeklinde cevap verdi. “Dehaletinizi kabul ettik” diyen Hâricîlere Vâsıl, kendilerine talimde bulunmalarını istedi. Bunun üzerine Hâricîler, kendilerinin ahkamını onlara tebliğ ettiler. Vâsıl da “Ben ve arkadaşlarım söylediklerinizi kabul ettik” dedi. Bunun üzerine Hâricîler, Vâsıl ve arkadaşlarına kendileri ile birlikte yürümelerini, artık bundan böyle arkadaşları olduklarını söylediler. Vasıl ise onlara; “Buna hakkınız yoktur, çünkü Allahu Teâlâ kitabında; “Eğer müşriklerden biri sana sığınacak olursa, Allah’ın sözünü dinleyinceye kadar onu koru. Sonra da onu güvenilir bir yere gönder.[69]” buyuruyor. Siz bizi, emin olacağımız yere götürmeye mecbursunuz.” dedi. Bunun üzerine Hâricîler birbirlerine bakındılar ve buna mecbur olduklarına karar verdiler. Kalkarak Vâsıl ve arkadaşlarını gidecekleri yere kadar götürdüler.

….Hâricîlerden bir grup, bir gün yolda giderken bir müslümanı ve bir hıristiyanı yakalamışlar, müslümanı öldürüp, zimmet-i nebeviyeyi muhafaza düşüncesi ile hıristiyana dokunmamışlardı.

…(Necdet b. Âmir el-Hanefî) demiştir ki: “Kim küçük bir günah işler veya küçük bir yalan söyler ve bunlarda da ısrar ederse, o kimse müşriktir. Fakat üzerinde ısrar etmeksizin, zina eden, hırsızlık yapan ve içki içen biri, inanışında kendisine uyanlardan olmak şartıyla, Müslümandır.” 

…..Hz. Ali’nin Hâricilere yaptığı şu konuşma, konumuzla ilgili güzel bir örnektir:

“Hele benim hata ettiğimi ve saptığımı iddia ediyorsunuz. Peki neden bütün ümmet-i Muhammed’i de sapıklıkla itham ediyor, benim hatam yüzünden onları hesaba çekiyor ve onları, benim günahlarım sebebiyle kafir sayıyorsunuz? Kılıçlarınız devamlı havada, onları suçluya da indiriyorsunuz, suçsuza da. Suçsuzu, suçlu ile karıştırıyorsunuz. Halbuki siz, Rasulullah (s.a.v.)’in evli olduğu halde zina eden kişiyi recmettirdikten sonra, cenaze namazını da kıldırdığını, daha sonra da mirasçılarını ona varis yaptığını; haksız yere birini öldürene kısas uyguladıktan sonra onun terekesini mirasçılarına dağıttığını, hırsızın elini kesip, evli olmadığı halde zina edene dayak attırıp daha sonra ganimet malından hisse verdiğini ve bunların Müslüman kadınlarla evlendiğini çok iyi bilmektesiniz.”

….Hâricîler, kendilerini gerçek Müslüman, diğer Müslümanları ise kafir, zalim ve fasık olarak görmekte idiler. Yaptıkları toplantılarda sürekli bunu dile getiriyorlar ve cihad konusunu sıklıkla işliyorlardı. Özellikle, Allah’ın verdiği güç ve takat nisbetinde kendi dışındakilerin yüzlerine ve alınlarına kılıçlarıyla vurmalarını istiyorlardı[102]. Bu durum onların hayat felsefesi olmuştu. Onlardan Sıffin’de ilk kılıç çeken şahıs, Urve b. Üdeyye’dir. Urve, Ziyad zamanında öldürülmüş ve hizmetçisine efendisinin özelliklerini anlatması istenilmişti. O da, onun önüne hiçbir zaman gündüzleri yemek koymadığını ve geceleri de yatak sermediğini söylemişti[103]. Görülüyor ki, Hâriciler şahsi yaşayışlarında son derece ibadetlere düşkündüler. Ancak onlarda başkalarıyla olan ilişkilerinde ve dini anlatmada denge bulunmamaktaydı. Aynı durumu zamanımızda da gözlemek mümkündür.

…..Bediüzzaman Said Nursi büyük günahların insanı dinden çıkarmayacağı, bu konuda Haricilerin hata ettiğini ifade ile şöyle der:

“Sonra, sabık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Hakîmin azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu; hem ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını; hem günah-ı kebâiri işleyen küfre girmediğini; hem Mutezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi “Günah-ı kebâiri irtikâpeden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır” diye hükümlerinde hata ettiklerini; hem benim o biçare arkadaşım da yüz ders-i hakikati bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım, Cenâb-ı Hakka şükrettim, o vartadan kurtuldum. Çünkü sabıkan dediğimiz gibi, şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise, şeytanın desiselerine hem kabile, hem nâkile iki cihaz hükmündedir.

İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur’ân-ı Hakîm’de peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor. Bismillâhirrahmânirrahîm kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle, kâinatı ihata eden rahmet-i vâsiasını melce ve tahassungâh gösteriyor ve فَاسْتَعِذْ emriyle, اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ kelimesini siper yapıyor.”[1]

…Belki biraz zamana bırakmakla birlikte, Taliban ve Afganistan’ın geleceği ve ABD’nin 20 yıl sonra tıpış tıpış Afganistan’ı altın tepside,altı kirli vaziyette teslim etmesi ibret amizdir.

Zaman en büyük müfessirdir.

Derleyen: MEHMET ÖZÇELİK

18.10.2021


[1] https://www.iikv.org/arsiv/2214-islam-tarihinde-farkliliklara-tahammulsuz-bir-firka-olan-haricilik-ve-gunumuze-yansimalari

No ResponsesEkim 18th, 2021

FİRAVUNLAR MUSALARIN PEŞİNDE

FİRAVUNLAR MUSALARIN PEŞİNDE

Kovid son bir ayda hamile ölüm oranını 22 kat artırdı.

Dünyayı saran ve çok sayıda ölüme neden olan yeni tip koronavirüs, herkesi olduğu gibi anne adaylarını da tedirgin ediyor. Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Bölümü Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, Türkiye’de ve dünyada son 1 ayda hamile ölüm oranının 22 kat arttığını söyledi.[1]

Yoksa bu durum Musa’nın doğmasına engel olmak için midir?

Ortada bir firavunluk olduğu kesin.

Eskinin bir Firavun’una karşı, şimdi firavunlar ittifak etmiş, Musaların doğumunu engellemeye..!!

Birileri belli ki rüya görmüş.

Yorum ise; Adı sanı bilinmeyen, suda bulunan Musa’nın ve Musaların tehdit oluşturacağı

Ancak bu onun tacının düşmesine, tahtının yıkılmasına yönelik bir gelişme olarak tecelli edecektir, İnşaallah…

************ 

Bütün çaba, batının içte ve dışta giriştiği tüm entrikalar Musa’nın ve Musaların doğumunu engellemek.

Gerekirse bu uğurda binleri değil, milyonları bile gözlerini kırpmadan öldürmeyi hedeflemektedirler.

Suriye’de bir milyon, Irak’ta bir milyon iki yüz ellibin insanın ve de Afganistan gibi İslam dünyasında yapılan imhalar hep firavun ve firavunların taçlarının korunmasına yönelik öldürmelerdir.

Kanlarla yıkanan taçlar…

Firavunlar Musaların peşinde…

Firavunlar hayatta, Musa ve Musalar dünyanın rahminde…

Firavunlar kıtalar gezip, doğacak Musaları arıyor.

-“Özür dilemedi: Papa, Fransa’da 216 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olması nedeniyle üzgün.

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Fransa’daki kiliselerde 1950’den bu yana 216 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olmasından büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Franciscus’un istismarlar nedeniyle mağdurlardan özür dilememesi dikkati çekti.[2]

*************  

Yıllardır evrim teorisi ile İnsanı maymundan türetemeyip getiremeyenler, insanları maymun, domuza ve de maymun, domuz ahlakına götürecekler.[3]

************* 

“Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgâr sert esti. Üç tüy düştü şeytandan. Birisi paraya yapıştı, diğeri makama, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı…” Dostoyevski

MEHMET ÖZÇELİK

16-10-2021


[1] https://video.haber7.com/video-galeri/195239-son-bir-ayda-olum-orani-22-kat-artti-7-ekim-2021-gunun-onemli-gelismeleri

[2] https://www.yenisafak.com/dunya/ozur-dilemedi-papa-fransada-216-bin-cocugun-cinsel-istismar-magduru-olmasi-nedeniyle-uzgun-3705632

https://m.haber7.com/dunya/haber/3148371-fransiz-kiliselerindeki-cocuk-istismari-avrupanin-mansetlerinde

[3] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/evrim-bilimsel-degildir/

http://www.tesbitler.com/2015/01/02/e-v-r-i-m-t-e-o-r-i-s-i/

http://www.tesbitler.com/2019/09/07/ilk-insan/

No ResponsesEkim 16th, 2021

KANAYAN YARAMIZ

KANAYAN YARAMIZ

Hassas karnımız, kanayan yaramız, iltihaplı uzvumuz, 1400 yıllık hüznümüz Cemel ve Sıffin vakalarıdır.

Hassas karnımızı Cemel ve Sıffin vakalarında Peygamber Efendimizin eşi Hz Aişe’den Cennetle müjdelenenlere kadar olan şahsiyetler bulundu.

Ancak fitnenin onların bütün parlaklıklarını gizlemiş olduğu ve bir kıvılcımın koca ormanı yaktığı gibi; fitne ateşi de Cemel ve Sıffin de çok sahabi şahsiyetleri yaktı.

Bugün aynı oyun Cemel ve Sıffin Vakası doğrultusunda alevi-sünni bahanesiyle, İslam  dünyası birbirleriyle karşı karşıya getirilmektedir.

Suriye bu yöntemle dağıldı ve dağıtıldı. Bir milyon insan ölüp, milyonlarca insanda farklı yerlere dağıldı. 4,5 milyon kadar Türkiye’de bulunmaktadır.

Beyrut’ta da aynı şekilde oyun sergilenmektedir.

İslam dünyası böylece farklı olan grupların birbirleriyle çatıştığı bir ortama itilmektedir.

Yok edilmeye, yıpratılmaya ve en azından gücünün azaltılmasına, kaos ortamının oluşturulmasına sebep olunmaktadır.

-1970’ten bu yana Türkiye’de Kahraman Maraş ve Çorum olaylarıyla bu sürekli alevlenmeye çalışıldı, hala da bitmiş değil.

Şu anda da her yönüyle tahrik edilmeye, yıpratılmaya çalışılıyor.

Afganistan’da nitekim öyle oldu. Son haftalarda iki cuma peş peşe şiilerin bulunduğu camiler bombalanarak, ölümlere ve birçok İnsanın yaralanmasına neden oldu.

Evet batı dünyası, gizli dinsiz komiteler İslam dünyasını alevi-sünni diye aynen asr-ı saadet’te olduğu gibi, başlangıçtaki noktaya çekmeye çalışmaktadırlar.

Müslümanı Müslümana kırdırmaya çalışmaktadırlar.

*************  

20 yıl Afganistan’da kalan ABD, yeteri kadar Afganlıyı öldüremeyip, bunun yöntemini değiştirerek tıpkı Irak’taki gibi terör saldırılarıyla, sürekli kaos ortamı oluşturmayı hedeflemektedir.

Evet, Afganistan Irak gibi yapılmaya çalışılıyor.

Özellikle Şii camisine yapılarak, alevi Sünni çatışması ve arkasından sünni camilerin bombalanmaya başlamasıyla körüklenmeye çalışılıyor.

Haçlı zihniyeti Suriye’de uyguladığı mezhep kavgasını, tüm İslam dünyasına uygulamaya çalışıyor.

*************   

BATI BALTASININ BİZDEKİ SAPI: İRAN

Lübnan’daki Hizbullah’ın ilk genel sekreteri Subhi et-Tufeyli, İran’ın Dağlık Karabağ krizinde neden Ermenistan’ın yanında yer aldığını açıkladı. Tufeyli, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in kendisine ”Türkiye’nin önünde koridor olması için Ermeniler ile birlikteyiz” dediğini iddia etti.[1]

Bunu İran körüklemekte, batının oyunu, oyuncağı ve piyonu olarak.

İçimizdeki Truva atları…

-Almanya’da Alevilik din olarak kabul edildi! ‘Yeni bir çatışma hedefleniyor’[2]

-Erdebili okulu 3 kuşak sonra Şiiliğe geçip, Şah ismaile de katılmıştır.

Yavuz Sultan Selim 1502 yılında Şah İsmail’le başlayan Şiiliği, bugün İran’ın uyguladığı yayılmacı haliyle olan çıkışını engellemiş, durdurmuştu.

-“Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ zaferinin ardından İran üzerinden Ermenistan’a, oradan da Avrupa’ya gönderilen çok miktarda uyuşturucu ele geçirdiklerini belirterek “Bu Ermenistan’ın yaklaşık 30 yılda İran ile birlik olarak Azerbaycan’ın daha önce işgal altında bulunan topraklarını Avrupa’ya uyuşturucu güzergahı olarak kullandığı anlamına geliyor.” dedi.”[3]

-“Aliyev’den ağır suçlama: İran, Karabağ’da uyuşturucu hattı kurdu.”[4]

MEHMET ÖZÇELİK

16-10-2021


[1] https://video.haber7.com/video-galeri/195177-iran-haddi-asiyor-zarifin-turkiye-hakkindaki-skandal-sozlerini-boyle-acikladi

[2] https://www.haber7.com/dunya/haber/3044406-almanyada-alevilik-din-olarak-kabul-edildi-yeni-bir-catisma-hedefleniyor

[3] https://www.haber7.com/dunya/haber/3151823-aliyev-ifsa-etti-cok-konusulacak-iran-ermenistan-cikisi

[4] https://www.yenisafak.com/dunya/aliyevden-agir-suclama-iran-karabagda-uyusturucu-hatti-kurdu-3707176

No ResponsesEkim 16th, 2021

ABD VE BATI MEDENİYETİ

ABD VE BATI MEDENİYETİ

Batı medeniyeti menfaat üzerine kurulu bir medeniyettir.

Menfaati olan şey ne olursa olsun, değerlerini ve inançlarını ayak altına almak da olsa, menfaatleri önceliklidir.

Kısaca batının dini, ya menfaatleridir veya menfaat üzerine kurulu bir dindir.

İslam dünyası ve de memleketimizde piyon olarak, ihanet şebekesi olarak ve de dinsiz komiteleri ve parayla besledikleri yazarları desteklemesi hep o menfaat üzerine kurulu olan siyaseti gereğidir.

20 yıl sonra da olsa, Afganistan’dan ayrılırken casus ve piyon olarak kullandığı elemanlarını orada Taliban’ın kucağına attı.

Aynı şekilde; hiç şüphe yok ki; yarın veya bir sonraki gün PKK- YPG ve kullandığı her türlü oyun aletini kıracak, ortada bırakacaktır.

Bakın başınızın çaresize, diyecektir.

Pkk bunun tehlikesini duyunca Biden’ dan garanti aldığını söyledi.

Menfaatinden başka onlarla kendisini bağlayan gerek geçmişten ve değerlerden hangi bir şey var ki?

Artık Allah bir kere bize yürü kulum, dedi.

Zincirler kırıldı.

Yüz yıl sonra sürünen felçli çocuk, ayağa kalktı.

Sancağı düşürdüğü ve yarım kaldığı işinin başına tekrar geçti, o da maddi ve teknolojik imkânlarla.

Bunu engelleyemeyeceğini çok iyi bilen ve içimizdeki bir kısım beyinsizlerden çok daha iyi farkında olan batı, bütün çabasıyla bunu geciktirmeye çalışıyor.

O da; çatışma ortamını hazırlamak ve toplumu basit meselelerle meşgul ederek, kaos ortamı oluşturmak.

CIA’in ajanı Graham Fuller; ”Türkiye daha fazla İslami olmamalı: Türkiye’nin daha çok Sol’a ihtiyacı var.”[1]

-İçimizde güya bizden yani bu milletten görülüp de, ihanet şebekesi içinde olanlara şunu derim;

Gerçekten şu üç günlük dünyada fırıldak olmaya gerek var mı?

Gerçekten makam için, mal için, geçici dünya için bu kadar 72 takla atmaya… Gerçekten var mı ki; içi ayrı, dışı ayrı, görüntüsü ayrı, bulunduğu yer ayrı, 50 yerde fırıldak gibi dönen insan, adeta kiralık kiralanma gibi, her tarafta rengi farklı, bukalemun gibi renklere bürünmeye;

Gerçekten şu üç günlük dünyada gerek var mı bunlara…

Elbette yok.

MEHMET ÖZÇELİK

02-10-2021


[1]https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/bugunku-derin-taslar-nasil-dosendi-filmi-geriye-sarip-birlikte-izleyelim-2059735

https://www.yenisafak.com/gundem/cetede-tsknin-ucus-kayitlari-cikti-3702641 PKK niye bitmiyor, anlaşılıyor, değil mi?

https://m.yeniakit.com.tr/haber/iyi-parti-genel-baskani-meral-aksenerin-gundeme-bomba-gibi-dusen-28-subat-videosu-1567523.html

https://video.haber7.com/video-galeri/192069-aksenerin-28-subat-soylemleri-gundeme-damga-vurdu

No ResponsesEkim 2nd, 2021