MÜTEYAKKIZ VE BASİRETLİ OLMALI

MÜTEYAKKIZ VE BASİRETLİ OLMALI

Ders almayanlar, ders vermeye çalışıyor.

Adeta kör olupta geçmişi görmeyen ve günümüzle kıyaslamayanlar ders vermeye kalkıyor.

Kime?

Üzmek istediği kimseye mi yoksa muhalif gördüğü tarafı sevindirmeye mi?

Belli ki birilerine ders vereyim derken baltayı taşa vurup, öbürlerini sevindirdiğinin bilincinde olmamaktadır.

Ders olsun, iyi oldu, diyenin kimi üzdüğüne değil, kimi sevindirdiğine bakarım.
Erdoğan’ı mı üzdü yoksa PKK başta olarak kirli ilişkiler içinde olanlarımı sevindirdi?
Herkes tinetinin gereğini yapar.
Bana hayatta öğrendiğin tek birşey söyle deseler şunu söylerim.
“Kul kullun ya’melu ‘alâ şâkiletihi ferabbukum a’lemu bimen huve ehdâ sebîlâ(n)”
“De ki: Herkes, kendi mizaç, tinet,maya,yapı, karakter ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.”İsra.84.
Özellikle İstanbul ve Ankara’da oy Sayımlarındaki durum bir hata değil kasıttır.
Musebbipleri cezalandırılmalı, gidildiği yere kadarda gidilmelidir.
Kanunun kuvveti gösterilmelidir. Yoksa bu haksızlık yayılma seyri gösterir ve devam eder.
Oyun yeni ve küçük değil.
Büyük oyunun ayak sesleridir.
İşte oyunun ilk ayak sesi,

Her şeyin mükemmel olduğunu iddia etmek yanlış olur.

Ancak burada düşünülmesi gerekmez mi?

İzmir’de neler yapıldı da tekrar aynı CHP kazandı?

Diyarbakır’da HDP ne başarı gösterdi de tekrar kazandı?

Neden mensupları onları değilde adeta kendilerini cezalandırdılar?

Fedakarlık mı yaptılar, fedailikmi?

Ders verelim sözü bilinçli bir söz değildir.

Mesele Erdoğan ve mensuplarının gelmesimi yoksa CHP ve zihniyetinin gelmemesimi?

17 yıldır Erdoğan düşmanlığının arkasında münafikane bir şekilde, tıpkı Abdülhamide yapıldığı gibi, kim gelirse gelsin..bazuk zihniyeti mi?

Mesele şahsi mesele olmamalıdır. Hissi davranılmamalıdır.

Birileri değersizlerini büyütüp sahiplenirken, sen kalkar değerini degersizlestirirşen, değersizleşirsin.

Birikmiş değerlerini de kaybedersin.

Hala inanç ve fikir mücadelesinin devam ettiğini görmemek, fikir ve bilinçten mahrum olmaktır.

Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanırken, bazıları hala küçük hesaplar peşinde koşmaktadır.

Kör olup kendisini ve değerlerini patates ve soğana değişenler, kıymetleri de ancak onlar kadar olmuş olur.

Yuh olsun dünyası için ahiretini ve değerlerini değersizlestirenlere…

Mesele ne partidir ne de şahıslar.

Tüm mesele şerrin defedilmesidir.

Takdir etmesini bilmediğimizden dolayı, ucuz ve kolay olan tekdir yolunu seçiyoruz.

Hırs ile daha çok elde etmeye çalışanlar, eldekilerini de ve geleceklerini de kaybetmeye mahkumdurlar.

Gelişmeleri görmeden geviş getirip ahkam kesmek kolaydır.

Mesele iç ve dış büyük oyunu görmektir.

Dün dağda mücadele eden eşkiya, bugün saldırganlığını şehirlerde sürdürmektedir.

Dün milletin meclisine giren, daha doğrusu destek olup girdirilen terör örgütleri, şimdi iç ve dış destekçileriyle şehir ve beldelerin başına ve meclisine getirilmektedir.

Dağda süren mücadele şehirlere inmiştir.

Dağda bitirilen terör örgütleri, şehirlerde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Hükümet vatandaşının namus demek olan oyuna sahip çıkmalıdır.

Bu millet kesinlikle kendi iradesiyle teröre ve terör destekçilerine pirim vermez.

Hile ve dalaveralar ve de münafıkane kandırmalarla aldatmaya çalışır.

Tıpkı anlattığım, bir ders vermeli, laf-ı güzafı gibi.

1946 seçimlerindeki, açık oy gizli tasnif oyunları, bugün başta İstanbul da olduğu gibi, kaydırma oy oyunlarıyla oynanmaktadır.

Dikkatli ve basiretli olunmalıdır.

15 Temmuzda başlatılan ve girişilen işgal ve kaos oyunları bitmemiş, devam etmektedir.

Kaosa pirim verilmemelidir.

MEHMET ÖZÇELİK

02-04-2019

No ResponsesNisan 2nd, 2019

ALLAH AYRIŞTIRIYOR

ALLAH AYRIŞTIRIYOR

Allah ayrıştırıyor.

Allah ayrım yapmıyor ancak ayrıştırıyor.

Zira tüm varlıklar ve mahluklar kendisinin bir sanat eseri ve bir yapıtıdır.

Kıymetlerine göre tasnif ediyor.

Elmas mı kömür mü diye…

-“Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!» [1]

-“ İkinci İşaret- Sual: Şerr-i mahz olan şeytanların icadı ve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip cehenneme girmeleri, gayet müthiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemil-i Ale’l-ıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahman-ı Bi’l-Hakk’ın rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor?

Şu meseleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.

Elcevap: Şeytanın vücudunda cüz’î şerler ile beraber birçok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet, bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var, mahiyet-i insaniyedeki istidatta dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zembereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa melaikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nevinde, binler enva hükmünde sınıflar bulunmayacak. Bir şerr-i cüz’î gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafîdir.

Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar, kemiyete az bakar veya bakmaz. Nasıl ki bin ve on çekirdeği bulunan bir zat, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir.

Öyle de nefs ve şeytanlara karşı mücahede ile yıldızlar gibi nev-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette haşerat nevinden sayılacak derecede süflî ehl-i dalaletin küfre girmesiyle insan nevine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için rahmet ve hikmet ve adalet-i İlahiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.

Ey ehl-i iman! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur’an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın sünnet-i seniyesidir. Ve silahınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.”[2]

-Şeytanın, kötülüklerin ve tüm olumsuzlukların yaratılmasındaki hikmet, bu ayrıştırmanın oluşumu içindir.

İstermisiniz, binlerce ve milyonlarca insanı öldüren cezalandırılmasın ve de cehenneme atılmasın?

– Bî-tarafâne hareket tarafı muhalifi iltizamdır.” Diğer tarafı kabuldür. Yani tarafsız olmak zıt tarafı, kendisinin taraf olmadığı tarafa taraf olmaktır.

-Allah taraf tutmaktadır. Yani kendi tarafında olanları tutmaktadır. Kendi tarafında olanları cennetle müjdeleyip taltif ederken, lütuf ve İhsan’da bulunurken, kendi tarafında olmayan diğer bir ifadeyle şeytan tarafında olan insanları da tehdit etmekte, cehennem ile cezalandırılacağını bildirmektedir.

Allah Hak’tan yanadır.. Allah kendisinden taraftadır.. Kendisinden tarafta olanları korumakta, tarafta olmayanları ise adeta cehenneme mahkum etmektedir.

– Peygamber Efendimiz buyurmaktadır:

“Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.”

– Ebû Hüreyre buyurur:

“İnsanlar, altın ve gümüş madenleri gibidir. İslâm öncesi dönemde hayırlı olanlar, İslâm döneminde de İslâm’ı kavramak kaydıyla hayırlıdırlar. Ruhlar, askerî birlikler gibidir. Birbirleriyle tanışan ruhlar, birbirleriyle kaynaşırlar, tanışmayanlar da ayrılığa düşerler.”

-“ Din bir imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir. Tâ ervâh-ı âliye ile ervâh-ı sâfile müsâbaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir mâdene ateş veriliyor, tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de, bu dâr-ı imtihanda olan teklifât-ı İlâhiye bir ibtilâdır ve bir müsâbakaya sevktir ki, istidad-ı beşer mâdeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye birbirinden tefrik edilsin. Mâdem Kur’ân, bu dâr-ı imtihanda bir tecrübe sûretinde, bir müsâbaka meydanında beşerin tekemmülü için nâzil olmuştur; elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umûr-u gaybiye-i istikbâliyeye yalnız işaret edecek ve hüccetini ispat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarâhaten zikretse, sırr-ı teklif bozulur. âdetâ gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan Lâ ilâhe illallah yazmak misillü bir bedâhete girecek; o zaman, herkes ister istemez tasdik edecek. Müsâbaka olmaz; imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruhberaber kalacaklar.”[3]

-Allah ince eleyip sık dokuyor.

Seçici davranıyor.

Ebediyete namzet olanları ayırıyor ve ayrıştırıyor.

Zira cennet  ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değildir.

***********  

Allahı bulan her şeyi bulur. O’nu bulmayan hiç bir şeyi bulmaz, bulsa da başına bela bulur.

Bulduklarını da kaybeder.

-Bir şey inkar edilebilmesi için var olması lazımdır. Var olan bir şey inkar edilebilir! O yok ise niye inkar edilsin ki?

Demek var ki inkar ediliyor…

Ey inkara sapan, boş aklınla bilmediğin bir şeyi inkar ediyorsun. Oysa her şey senin ilmine münhasır değildir. Bütün kainat senin kapsam alanın içerisinde değildir.

Boşlukta yüzen imansıza, sığınacak bir liman yoktur.

-Allah Kur’an-ı Kerim-de rızka kefil olduğunu belirtirken, iman ve hidayete garanti vermemekte, direkmen insanın iradesine bırakılmaktadır.

İman edenle iman etmeyen temelde ayrıştırılmaktadır.

Ayrıştırırken kalitesiz olanlar Allaha düşman oluyor, düşmanlık besliyor.

Allaha olan düşmanlıklarının kaynaklandığı birçok sebep bulunmakla beraber,bunların en başında belli bir şeye ulaşamamanın, elde edememenin, menfaatine aykırı olmuş olmasının ve Cenab-ı Hakkı aciz bırakma düşüncesi, gurur ve kibir, kendini enaniyetten kaynaklanan bir sebeble öne çıkartmak amacıyla Cenabı Hakka muhalefet etmekte ve düşmanlık beslemektedir.

-Kuran kâfir ve müşriklerden bahseder, isim belirtip işarette bulunurken, münafıkları deşifre etmemekte, kitabında isimlerine yer vermemektedir. Buda onların ne kadar aşağılık olduklarını göstermektedir.

-Eğer Allah ve ahiret yoksa bu kadar çalışma niye?

İktidar hırsı neden?

Koşturmaca niçin?

İnsanlık, düşünce, üretmenin amacı ne?

Madem yoksa; evlenmek, çocuk sahibi olmanın, onlarıda sıkıntıya koymanın mantığı nedir?

Neden yapılan yanlışlardan rahatsız olunmaktadır?

Eğer Allah yoksa ayrıştırmasından neden rahatsızlık duyulmaktadır?

**************   

Kadın ve erkeklerin farklılığı, Esma’nın onlardaki farklılığından kaynaklanmaktadır. Mesela kadında Rahim, Kerim, Latif, Cemil gibi isimler tecelli ederken, erkekte  Celal, Kahhar, Cebbar, Müntekim, Rahman gibi isimler tecelli etmektedir.

Tıpkı eşyadaki farklılıkların tecellilerin farklılığından ileri geldiği gibi. Sürekli tecelli eden, farklı farklı tecelli de bulunan Cenabı Hakk’ın eşyadaki tecellisi de farklılaşmaktadır. Bir yandan Musavvir ismi ile tasvir ederken, diğer yandan Halık ismi ile eşyayı yaratır.

Böylece onlardaki farklılıklar da tecellilerin onlardaki farklılığından ileri gelmektedir.

-İnsan ve tabiat oluşumundaki uyum, tenasüb, muvazene, işleyişi, gelişimi, ekimi, dikimi, sümbül vermesi..

Hepsi tam bir uyum ve kanun çerçevesinde devam etmektedir.

Aynı uyumun ahirette de devam edebilmesi için bu uyumlularla uyumsuzların ayrıştırılması gerekmektedir.

-Kıssa:”Kâinat Sarayı ve İnsan

Topkapı Sarayı’nı her gün binlerce insan ziyaret etmektedir. Bir tek gün olsun, bu sarayın kapısından içeriye bir devenin girdiği ve boynunu uzata­rak antika eserleri temaşa ettiği görülmemiştir. Zira deve, antika eserlerden anlamaz. Onun anlayacağı şey, Topkapı Sarayı’nın bahçesinde otlamaktır.

Topkapı Sarayı kâinata misaldir. Bu kâinatın develer için yaratılmadı­ğı ve semavât ve arzdaki san’at mu’cizelerinin onların temaşasına takdim edilmediği bedihîdir. Bu saray, insanlar için yapıldığına göre, hakikî insan; bu sarayı temâşa ve tefekkür edebilen, yaptığı temâşa ve tefekkürden te­feyyüz edebilen ve bu tefeyyüzle kemâlatın şahikalarına yükselebilen in­sandır.

Yoksa sadece dünyevî maişeti ve zevkleri peşinde koşan insanın, bu kâinat sarayının bahçesinde otlayan develerden pek farkı olmaz.”(M. Kırkıncı)

MEHMET ÖZÇELİK

30-03-2019


[1] Yasin.59.

[2] Bediüzzaman.Lem’alar.12.Lem’a.

[3] Bedizzaman.Sözler.241-242.

No ResponsesNisan 1st, 2019

İPLERİ ECNEBİ ELİNDE OLAN DÜNYA SİYASETİ

İPLERİ ECNEBİ ELİNDE OLAN DÜNYA SİYASETİ

İslam dünyası özellikle bir asırdır ecnebilerin siyaseti altında idare edilmektedir.

İslam dünyasını ve de memleketimizi bir asırdır, kendi bünyemizden çıkardığımız insanlar değil, ecnebiler yani Ab ve Abd ve özellikle İngiliz menşeli insanlar idare etmektedir.

Her ne zaman milletin kendi seçtikleri ile idare edilmeye çalışılmışsa, bu da darbe ile ve darbe kanunlarıyla devre dışı bırakılmıştır.

-Nasıl bir siyaset ve siyasete alet olmaktır ki; 50 yıldır hatta bir asırdır zahiren birbirleriyle mücadele eden siyasetçiler, onların mensupları; inançta, amelde, yaşayışta farklı oldukları halde bir araya gelmektedirler?

O da dağdaki eşkiyayı hem milletin meclisine ve hem de belediyelerin meclisine girmesini sağlayarak…

Ve buna mensubları da göz yummakta ve de sessiz kalarak zulme ortak olmaktadırlar.

Bediüzzaman; üç mesele var; Biri İman, biri Hayat, biri Şeriat diyor.

Bugün Mehdiyet-Deccaliyet ve Süfyaniyetin üçüncü devresi olan Şeriat yani siyaset devresi sürmektedir.

Hem islam dünyasında hem de insanlık dünyasında…

Şu anda islam dünyasında ve de insanlık dünyasında Ecnebi siyaseti hüküm sürmektedir.

Bunun farz olan çaresi ise İttihad-ı İslamdır.

Diğeri ise; hala uykuda olan ve tenbelleşen Arapların uyanması ile münkün olacaktır.

Bununla ilgili olarak Bediüzzaman eserlerinde çokça bahseder.

Sizlere hülasaten sunacağım;

-“ Araplar ye’si bırakıp, İslamiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakîki bir tesanüd ve ittifak ile el ele verip, Kur’an’ın bayrağını dünyanın her tarafında îlan edeceklerdir.”[1]

-“ Bu umumî harpleri yapan ecnebî gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur’ân lehindeki neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasî diplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları…”[2]

-“ Şimdiye kadar ecnebîler bahane mahane tutarlardı, milletimizi eziyorlardı. Şimdi ise, ellerinde urûk-u insaniyetkârânelerine veya damar-ı mutaassıbânelerine veya âsâb-ı dessasânelerine dokunduracak ellerinde serrişte-i bahane olacak öyle nokta bulamazlar. Bulsalar da tutamazlar. Bahusus, medeniyet hubb-u insaniyeti tevlid eder.” [3]

-“ Siyaset yolu meşkuk ve müşkilatlıdır

Denilmiş : “Ne için siyasetten çekildin? Hiç yanaşmıyorsun?”
Elcevap: Dokuz-on sene evveldeki Eski Said, bir miktar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasiyle dine ve ilme hizmet edeceğim, diye beyhude yoruldu ve gördü ki; o yol meşkûk ve müşkilatlı ve bana nisbeten fuzuliyane, hem en lüzumlu hizmete mani ve hatarlı bir yoldur. Çoğu yalancılık ve bilmeyerek ecnebi parmağına alet olmak ihtimali var. Hem siyasete giren, ya muvafık olur veya muhalif olur. Eğer muvafık olsa; madem memur ve meb’us değilim, o halde siyasetçilik bana fuzulî ve malayani bir şeydir. Bana ihtiyaç yok ki, beyhude karışayım. Eğer muhalif siyasete girsem, ya fikirle veya kuvvetle karışacağım. Eğer fikirle olsa, bana ihtiyaç yok. Çünkü mesail tavazzuh etmiş; herkes benim gibi bilir. Beyhude çene çalmak manasızdır. Eğer kuvvet ile ve hadise çıkarmak ile muhalefet etsem, husulü meşkûk bir maksad için binler günaha girmek ihtimali var. Birinin yüzünden çoklar belaya düşer. Hem on ihtimalden bir-iki ihtimale binaen günahlara girmek, masumları günaha atmak; vicdanım kabûl etmiyor, diye Eski Said sigara ile beraber gazeteleri ve siyaseti ve sohbet-i dünyeviye-i siyasiyeyi terk etti.”[4]

-“ ecnebi menfaati hesabına ve bu millet ve bu vatanın pek büyük zararına çalışan bir gizli komite…”[5]
-“ Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar. Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dahil olanlar, onları taklit edip çıkmazlar. İttihad-ı Muhammedî (aleyhissalâtü vesselâm) olan İttihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatini efkâr-ı umumiyeye arz ederiz. Kimin bir itirazı varsa etsin, cevaba hazırız.”[6]

-“ Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hakim olacaktır. Halbuki, bir Müslüman kat’iyyen komünist olamaz, anarşist olur. Bir Müslüman hiçbir zaman ecnebilerle mukayese edilemez. İşte bunun için, hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için, Demokrat Partiyi, Kur’an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum” dedi.
Milliyetçilere gelince, “Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, Demokrat Partiye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman hürriyetin başında olduğu gibi, bu asîl ve masum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek, o vakit hakikî Türkleri, ecnebiler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebiye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğun-dan, Kur’an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkar Demokrat Partinin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum” dedi.”[7]

-“ Madem bu ittifaksızlıktan gelen za’fiyet ve kuvvetsizlik sebebiyle ecnebînin politikasına ve ehemmiyetsiz, muvakkat yardımlarına karşı bu acib manevî rüşvetler veriliyor, dört yüz milyon kardeşin uhuvvetine, milyarlar ecdadın mesleğine ehemmiyet verilmiyor gibi bir mana hükmediyor. Ve asayiş ve siyasete zarar gelmemek için bu kadar israfat ile bol maaşlar suretinde kuvvet teminine kendilerini mecbur zannederek, rüşvetler veriliyor; milletin fakr-u hali nazara alınmıyor. Elbette ve elbette ve kat’î olarak şimdi bu memleketteki ehl-i siyaset, Garba ve ecnebiye verdiği siyasî ve manevî rüşvetin on mislini alem-i İslamın ileride cemahir-i müttefikası hükmünde olacak olan dört yüz milyon Müslüman kardeşlere memleket ve milletin ve bu devlet-i İslamiyenin selameti için gayet azîm bir bahşiş ve zararsız rüşvet vermesi lazım ve elzemdir.”[8]

-“ Şimdi, Adnan Menderes gibi, “İslâmiyetin ve dînin icaplarını yerine getireceğiz” diye; ve mezkûr iki kanun-u esasîye karşı muhalefet edip tam zıddına olarak iki dehşetli cereyan, gayet büyük rüşvet ile halkları aldatmak ve ecnebilerin müdahalesine yol açmak vaziyetinde hücum etmek ihtimali kuvvetlidir.”[9]

-“ katiyen size beyan ediyorum ki, dinsizlik hesabına bizi ezen sizler, vatan ve millet, asayiş ve idare aleyhinde ve anarşilik lehinde ve müthiş bir ecnebi hesabına beni sıkıştırıp, bir sarsıntı çıkarıp, o cereyanın müdahalesini istiyorsunuz. Onun için, bütün ihanet ve hakaretlerinize beş para kıymet vermem; asayiş, idare lehinde sabır ve tahammüle karar verdim.”[10]

-“ Otuz sene evvel Darü l-Hikmet azası iken, birgün, arkadaşımızdan ve Darü l-Hikmet azasından Seyyid Sadeddin Paşa dedi ki:
“Kat i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.”[11]

-“ sırf garazla ve ecnebî parmağıyla aleyhimize dönen işlerden ve işkencelerden bizi ve âlem-i İslâmı pekçok sevindiren Demokratların dikkat edip Nurcuları kurtarmalarını, hürriyetperver hükûmetten rica ederiz.”[12]

-“ Hem o yeistir ki, kuvve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harika meyusiyetle kırıldığı için, zâlim ecnebîler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hattâ bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, “Herkes benim gibi berbattır” diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.”[13]

-“ Bunu da teessüf ve teellümle size beyan ediyorum ki: Ecnebîlerin bir kısmı, nasıl kıymettar malımızı ve vatanlarımızı bizden aldılar, onun bedeline çürük bir fiyat verdiler. Aynen öyle de, yüksek ahlâkımızı ve yüksek ahlâkımızdan çıkan ve hayat-ı içtimaiyeye temas eden seciyelerimizin bir kısmını da bizden aldılar, terakkilerine medar ettiler. Ve onun fiyatı olarak bize verdikleri, sefihane ahlâk-ı seyyieleridir, sefihane seciyeleridir.
Meselâ, bizden aldıkları seciye-i milliye ile, bir adam onlarda der: “Eğer ben ölsem milletim sağ olsun. Çünkü milletimin içinde bir hayat-ı bakiyem var.” İşte, bu kelimeyi bizden almışlar ve terakkiyatlarında en metin esas da budur. Bizden hırsızlamışlar. Bu kelime ise, din-i haktan ve iman hakikatlerinden çıkar. O bizim, ehl-i imanın malıdır. Halbuki, ecnebîlerden içimize giren pis ve fena seciye itibarıyla bir hodgâm adam bizde diyor: “Ben susuzluktan ölsem, yağmur hiçbir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben görmezsem bir saadeti, dünya istediği gibi bozulsun.” İşte bu ahmakane kelime dinsizlikten çıkıyor, âhireti bilmemekten geliyor. Hariçten içimize girmiş, zehirliyor.
Hem o ecnebîlerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle, bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor. Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir. Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebîlerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsî İslâmî milliyetimizle beraber, herkes “Nefsî, nefsî” demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle, menfaat-i şahsiyesini düşünmekle, bin adam, bir adam hükmüne sukut eder.”[14]

-“ Eğer uçları ecnebî elinde olan dünya siyasetine karışmak için bir iştahım olsaydı, değil sekiz sene, belki sekiz saat kalmayacak, tereşşuh edecekti, kendini gösterecekti. Halbuki sekiz senedir birtek gazete okumak arzum olmadı ve okumadım.”[15]

-“ Hem bizde, iptida-yı Hürriyette, Babil Kalesinin harabiyeti zamanında “tebelbül-ü akvam” tabir edilen teşâub-u akvam ve o teşâub sebebiyle dağılmaları gibi, menfi milliyet fikriyle, başta Rum ve Ermeni olarak pek çok kulüpler namında sebeb-i tefrika-i kulûb, muhtelif mülteciler cemiyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar ecnebîlerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların halleri, menfi milliyetin zararını gösterdi.”[16]

-“ Şeâir-i İslâmiyeyi tağyire teşebbüs edenlerin senetleri ve hüccetleri, yine her fena şeylerde olduğu gibi, ecnebîleri körü körüne taklitçilik yüzünden geliyor. Diyorlar ki: “Londra’da ihtidâ edenler ve ecnebîlerden imana gelenler, memleketlerinde ezan ve kamet gibi çok şeyleri kendi lisanlarına tercüme ediyorlar, yapıyorlar. Âlem-i İslâm onlara karşı sükût ediyor, itiraz etmiyor. Demek bir cevaz-ı şer’î var ki sükût ediliyor.”
Elcevap: Bu kıyasın o kadar zâhir bir farkı var ki, hiçbir cihette onlara kıyas etmek ve onları taklit etmek zîşuurun kârı değildir. Çünkü, ecnebî diyarına, lisan-ı şeriatta “dâr-ı harp” denilir. Dâr-ı harpte çok şeylere cevaz olabilir ki, diyar-ı İslâmda mesağ olamaz.
Hem frengistan diyarı, Hıristiyan şevketi dairesidir. Istılahât-ı şer’iyenin maânîsini ve kelimât-ı mukaddesenin mefâhimini lisan-ı hÂl ile telkin edecek ve ihsas edecek bir muhit olmadığından, bilmecburiye, kudsî maânî, mukaddes elfâza tercih edilmiş; maânî için elfaz terk edilmiş, ehvenüşşer ihtiyar edilmiş. Diyar-ı İslâmda ise, muhit, o kelimât-ı mukaddesenin meÂl-i icmÂlîsini ehl-i İslâma lisan-ı hÂl ile ders veriyor. anane-i İslâmiye ve İslâmî tarih ve umum şeâir-i İslâmiye ve umum erkân-ı İslâmiyete ait muhaverât-ı ehl-i İslâm, o kelimât-ı mukaddesenin mücmel meallerini, mütemadiyen ehl-i imana telkin ediyorlar. Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka, makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar. Acaba kendine Müslüman diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için bir günde elli kelime frengî lügatından taallüm ettiği hÂlde, elli senede ve hergünde elli defa tekrar ettiği Sübhanallah, Elhamdü lillâh ve Lâ ilâhe illÂllah ve Allahu ekber gibi mukaddes kelimeleri öğrenmezse, elli defa hayvandan daha aşağı düşmez mi? Böyle hayvanlar için bu kelimât-ı mukaddese tercüme ve tahrif edilmez ve tehcir edilmezler. Onları tehcir ve tağyir etmek, bütün mezar taşlarını hâkketmektir; bu tahkire karşı titreyen mezaristandaki ehl-i kuburu aleyhlerine döndürmektir.”[17]

-“ bizim milletimiz ve ebedî kardeşlerimiz üç yüz milyondan ziyade iken, bunlar üç müthiş kayd-ı istibdat ile mukayyed olup, ecnebilerin istibdâd-ı mânevîlerinin taht-ı esaretlerinde ezilirler.”[18]

-“ Üstâdımız, o zamanda bir hiss-i kable’1-vukû nevinde şimdiki âlem-i İslâmın ecnebî istibdâdından kurtulması ve bir Cemâhir-i Müttefika-i İslâmiye tarzında tezâhüre başlamasını tasavvur etmiş, ümit etmiş, hissetmiş ve bütün kuvvetiyle bağırmış, hürriyet-i şer’iyeyi takdir etmiş. O zamanki hutbelerinde demiş ki: “Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa, ölecek; bir istibdâd-ı mutlak, yerine çıkacak.”[19]

-“ Ecnebî parmağıyla idâre edilen zındıka komiteleri, İslâmiyeti imhâ için, İslâm memleketlerinde, bilhassa Türkiye’de öyle desîselerle entrikalar çevirmişler, hâince dolaplar döndürmüşler, hunharâne ve vahşiyâne zulümler irtikâb ve şeytânî ve menfur plânlar tatbik etmişler ve iğfalâtta bulunmuşlar; iblisâne, sinsi metodlar tâkip etmişler ve kardeşi kardeşle çarpıştırmışlar ve öyle aldatıcı yalan ve propagandalar ve yaygaralar yapmışlar, fitne ve fesad ve tefrika tohumları saçmışlardır ki; bunlar İslâmın bünyesinde derin rahneler açmış ve büyük tahribâtlar yapmıştır.”[20]

-“ ecnebî parmağıyla bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan âlem-i İslâmın teveccühünü ve muhabbetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için siyaseti dinsizliğe âlet ederek perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirenlerdir ki, hükûmeti iğfal ve adliyeyi…şaşırtır…..”[21]

-“ “Eski Said, hiss-i kable’l-vuku ile bin üç yüz yetmiş birde-başta Arap devletleri-âlem-i İslâmın ecnebi esaretinden ve istibdadından kurtulup Islâmî devletler teşkil edeceklerini kırk beş sene evvel haber veımiş. İki harb-i umumî ve otuz-kırk sene istibdad-ı mutlakı düşünmemiş. Bin üç yüz yetmişte olan vaziyeti bin üç yüz yirmi yedide olacak gibi müjde vermiş, tehirinin sebebini nazara almamış.”[22]

MEHMET ÖZÇELİK

29-03-2019


[1] Tarihçe-i Hayat.84. Bak. Hutbe-I Şamiye.51,61.

[2] Asa-yı Musa.76.

[3] Münâzarât, ss. 63-65, Beyanat ve Tenvirler.58.

[4] Beyanat ve Tenvirler.144-145.

[5] Emirdağ Lâhikası.17.

[6] Divan-ı Harb-i Örfi.68.

[7] Beyanat ve Tenvirler.208.

[8] Beyanat ve Tenvirler.223-224.

[9] Beyanat ve Tenvirler.239.

[10] Emirdağ Lâhikası.111.

[11] Emirdağ Lâhikası.168.

[12] Emirdağ Lâhikası.296.

[13] Hutbe-I Şamiye.50.

[14] Hutbe-i Şamiye.64.

[15] Mektubat.51.

[16] Mektubat.311.

[17] Mektubat..420.

[18] Münazarat.61.

[19] Münazarat.150.

[20] Sözler.722.

[21] Şuâlar.252.

[22] Sünuhat.14. Daha geniş bilgi için bakınız. http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/Ecnebi

No ResponsesMart 29th, 2019

ERZEL-İL UMUR

ERZEL-İL UMUR

Evet. Erzel-il Umur.. İnsan ömrünün en düşkün çağı.

Ömrün en rezil, en düşkün dönemi, denmektedir. İnsan için ölmek, çok yaşayıp böyle bir hale düşmekten daha hayırlı olabilir.

-Erzelil-‘umur” ifadesi; ömrün en kötüsü, en düşüğü anlamındadır. Nitekim Arapçada değersizliği ifade için “Rezule’ş-şey’u yerzulu – rezâleten – erzelehû gayruhu” (birisi falanı rezil kıldı) denilir. Demek ki erzelil ‘umur biyolojik yapının, bedenin ihtiyarlaması sebebiyle ruhun görevini tam olarak yerine getirememesi neticesinde beynin tam anlamı ile çalışmaması, yeteneklerini kaybetmesi, yaşadığı halde beynin görevlerini yerine getirememesi halidir; psikolojik güçlerini kaybetmesi veya o güçlerin çok azalmasıdır. Günlük dilimizde buna bunama safhası diyoruz.

-İçinizden kimi, ömrünün en kötü zamanına kadar geri götürülür.” Kurtubi-den..

Yani, en geri ve en aşağı haline kadar geri götürülür. Şöyle de açıklanmıştır: Yani, gücünün azaldığı, aklının azaldığı bir hale gelir; bunaklık ve benzeri hallere kadar düşer. İbn Abbâs der ki: Bundan maksat, ömrün en aşağı derecesidir. Yani, aklı ermeyen küçük çocuk gibi olur. Anlamlar birbirlerine yakındır.

Buhârî’nin Sahih’inde Enes b. Malik’in şöyle dediği kaydedilmektedir;  

-Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah’a sığınır ve şöyle derdi:

“Allah’ım, tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan sana sığınırım, yaşlanıp kocamaktan sana sığınırım, cimrilikten sana sığınırım,”[1] 

-Peygamberimiz duasında:

Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılıktan, katı kalplilikten, gafletten, düşkünlükten, zilletten ve meskenetten kuşkusuz sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fasıklıktan, ayrılık ve ihtilaftan, nifaktan, gösterişten ve riyadan sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, alaca hastalığından ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.”

-Sa’d b. Ebi Vakkas’ın rivâyet ettiği hadiste de Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ömrün en kötü zamanına geri döndürülmekten de sana sığınırım.”[2]

-“Bildikten sonra hiçbir şeyi bilmez, olsun diye.” Yani, tekrar çocukluk haline dönüp bundan önce bitmiş olduğu şeyleri, aşın yaşlılıktan dolayı bilmez hale gelsin diye. Mü’min hakkında böyle bir durumun sözkonusu olmayacağı söylenmiştir. Çünkü mü’minden bilgisi çekilip alınmaz. Manası: ilim sahibi iken, hiçbir şey ile amel edemesin şeklinde olduğu da söylenmiştir. Burada amelden ilim diye sözedilmiştir. Çünkü amelin ilme ihtiyacı vardır. Diğer taraftan, yaşlılığın, kişinin ameline etkisi, ilmindeki etkisinden daha ileri derecededir.

-Âyette, anlatılmak istenen ise, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere karşı delil getirmektir. Yani kişiyi bu hale geri döndüren, onu öldürmeye, sonra da tekrar diriltmeye de kadirdir.

“Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir.”[3]

Yaşlılığın bunalım ve bunamalarını yaşamak.. Alzheimer Hastalığı… Her şeyi bilirken, hiç bir şeyi bilmez hale gelmek tıpkı ne anne karnındaki hayatımızı, ne ruhlar alemindeki ve öncesindeki yaşantımızı anlamadığımız gibi…

Bu zamanın başta haram ve günahın artmasından dolayı unutkanlık hastalığının yaygınlaşması…

Bünye, mizaç ve sağlık problemlerinin devreye girmesi.

-“ Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar.”[4]

Artık verimliliğin kaybolduğu, üretimin bittiği çağ.

-Eskiler dualarında devamlı en önemli dua olarak tekrarlardı;

-Allah akibetimizi Hayretsin… Allah pis etmesin… Allah Hüsnü hatime versin… Hitamuhu misk olsun.

-“ Amma ömr-ü saadetinin altmış üç olması ise, çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Şer’an ehl-i iman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı gayet derecede sevmek ve hürmet etmek ve hiçbir şeyinden nefret etmemek ve her halini güzel görmekle mükellef olduğundan, altmıştan sonraki meşakkatli ve musibetli olan ihtiyarlık zamanında, Habib-i Ekremini bırakmıyor; belki imam olduğu ümmetin ömr-ü galibi olan altmış üçte Mele-i Âlâya gönderiyor, yanına alıyor, her cihette imam olduğunu gösteriyor.”[5]

MEHMET ÖZÇELİK

24-03-2019


[1] Buhârî, Tefsir 16. süre 1, Deavat 42: Müslim, Zikr,2: Ebû Dâvûd, Vitr 32; Nesâî, İstıfze 6; Müsned, m. III 113 117.

[2] Buhârî, Cihad 25, Deavat 41, 44; Nesâî, İstiaze 5, 6, 27:Müsned, I. 183. 186. Bu hadisi de Buhârî rivâyet etmiştir.

[3] Nahl Suresinin 70. Ayeti.

[4] Allah.imran.40, Meryem.8.

[5] Bediüzzaman. 23. Mektub. Sh.398.

No ResponsesMart 27th, 2019

PERDE YIRTILDI

PERDE YIRTILDI

Evet, şimdiye kadar gizli ve perdeli oynanan oyun ve kalleşlikler, artık açıktan açığa ve açıkça oynanmaktadır.

Nifak perdesi yırtıldı.

Gerçek yüzleri açığa çıktı.

Bir asırdır munafikane sürdürülen işler artık Günyüzü ne çıktı.

Şu anda kirli ilişkiler ve ortaklar sürdürülüyor.

Terör mesrulastiriliyor.

Dağdaki terör sehirlesiyor hatta mahellesiyor.

Dağda başlayan terör şehre indi, meclise girdi hatta bir ara hükümet ortağı oldu, belediyeleri yönetti.

Şimdi ise elbirliği ile büyük şehirlerde söz sahibi olması sağlanıyor.

Terör devleti ve birimlerini ele geçiriyor.

Artık dağ kanunları uygulamaya konulacak, onlar geçerli olacak.

-Pkk ya 30 bin tır silah sağlayan Abd ve batı, bunu açıktan açığa yapmaktadır.

Belliki bir Deaş için bunca silah oraya yığılmamaktadır.

Hatta şu an itibarıyla Deaşın sesi bile çıkmıyor. Zayiat veriyor.

ABD-nin YPG ve PKK-ya bunca tır silah ,bunlar oyuncak olsun, oyuncak oynansın diye değildir.

-FETÖ’cü subayların NATO karargâhlarında aktif olarak görev aldığı 2010’ların başında düzenlenmiş tatbikatın senaryosu, ‘iç karışıklık yaşayan bir ülkeye NATO müdahalesi’ olarak kurgulandı.

…Tatbikatta kırmızı ülkeye müdahalenin şartları olarak‘ülkenin silahlı kuvvetlerinin NATO müdahalesine karşı çıkmamaları’, ‘ülkedeki karışıklığı sonlandırmak üzere NATO birliklerini davet etmeleri’ ve ‘NATO askerlerine yardımcı olmaları’ öngörüldü. Tatbikatta kırmızı ülke silahlı kuvvetleri komuta kademesinin NATO’nun tüm birimleriyle uyumlu olarak çalışması için yapılması gerekenlerin yanısıra NATO’ya karşı halka önderlik edebilecek kişilerin itibarsızlaştırılması ve etkisiz hale getirilmesinin provaları yapıldı.

MİT krizi, Oslo süreci, Gezi olayları, 17-25 Aralık operasyonu, hendek terörü ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştirdiler.[1]

-İşin vehameti içte bir kaos oluşturmaktır.

– Bakan Soylu açıkladı: HDP’nin kozmik odası bulundu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yaptığı açıklamada “HDP binasında bundan 3 yıl önce mahkeme kurmuşlar, çek-senetçilik yapıyorlar. Üç vatandaş geldi ihbar etti, ‘Orada kozmik oda var, o kozmik odaya sadece bunların milletvekilleri giriyor.’ 7 ajanda ve paralar ele geçirdik. Elektrik parasını ödeyemiyorlar, kasada para tutuyorlar. Onun ötesinde başka illere de sıçrayacak birçok bilgiler ele geçirdik.” ifadelerini kullandı.[2] 

-PKK seçim listelerinde.[3]

-Gerçekten bu kadar etkili ve güçlü olan kim ki; chp-iyi parti-saadet-hdp- yi bir araya getiriyor.

Veya bu kadar nasıl basiretsiz olunuyor ki; göz göre göre teröriste destek olunuyor, belediyeler onlara teslim ediliyor.

Menfaat ve taraftarlığın ve taraftarların gerçekten de gözü kör oluyormuş…

Terör gerçekten her vesile ile meşrulaştırılıyor.

.Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Of Belediye Başkan Adayı Hilmi Saral, Halk TV’de katıldığı programda skandal bir açıklama yaptı. Saral, CHP ile terör örgütü PKK ilişkisinin ne durumda olduğunu “Terörist cenazesine katılmak insani bir durumdur.” sözleriyle gözler önüne serdi.[4]

-Şimdiye kadar Hiç bu kadar teröre ve teröriste açıktan sahip çıkılmamıştı.

-Aslında yıllardır söylüyoruz, terörün asıl birinci amacı uyuşturucu ticaretidir.

“İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: “10 katrilyon liralık uyuşturucularını yakaladık terörün. Kaçak sigaradan kazanıyorlardı. Yüzde 21,5’di Türkiye’de kaçak sigara oranı, yüzde 1,5’a düşürdük. Terörün şah damarını kestik” dedi.”[5]

MEHMET ÖZÇELİK

24-03-2019


[1] http://m.haber7.com/guncel/haber/2843710-natodan-turkiyeye-mudahale-provasi

[2] http://m.haber7.com/siyaset/haber/2843891-bakan-soylu-acikladi-hdpnin-kozmik-odasi-bulundu

[3] https://m.sabah.com.tr/gundem/2019/03/26/pkkli-aday-skandali-sonrasi-kilicdaroglu-aksener-ve-karamollaoglu-kayiplara-karisti/amp

[4] http://video.haber7.com/video-galeri/137177-chpli-adaydan-skandal-sozler-terorist-cenazesine-katilmak

[5] https://m.habervaktim.com/news_detail.php?id=559431

No ResponsesMart 26th, 2019

İNSAN BİR YOLCUDUR

İNSAN BİR YOLCUDUR

-“Bu yolculuk ise,alem-i ervahtan(ruhlar alemi),rahmi maderden (anne karnından), dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.”

-“İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”Bediüzzaman.

-Eğer Allah insanları anne baba yoluyla, sebepler vesilesiyle dünyaya göndermeseydi, direkmen yaratsaydı ve aynı zamanda direkmen dünyaya göndermeden cennete koymuş olsaydı, şu hakikatlar olmazdı;

Evvela ikincisinden başlayacak olursak; insanlar Madenler gibidirler, buyuran Efendimizin bu ifadesi ile; kömür- altın- gümüş- Elmas hepsi maden olmakla beraber, ateşe konulması, imtihana tabi tutulması neticesinde ayrıştırılması lazım.

Yine anne baba vesilesiyle insanı yaratmayıp direk yaratsaydı; o zaman da akrabalık bağları, insanları birbirine bağlayan bağlar oluşmazdı ve imalatına kendisinin de katkıda bulunmuş olduğu evlat –yavru- çocuk ve onlarla olan sevgi bağlantısı olmazdı. Yukarı tarafta da anne babası kendisinin oluşumuna vesile olması hasebiyle sevgi ve saygı bağları da olmamış olurdu.

-İşte bütün bu hakikatler içindir ki; Hz Adem ile benim aramda nasılki bir dedelik ve tohumluk münasebeti varsa; akrabalık, yakınlık, teyze, hala, amca, dayı, kardeş, evlat, vesaire bütün bu bağlar bu vesilelerle ve sebeplerle oluşmaktadır.

Ve insanlar kaliteli kalitesiz, kıymet ve değer itibarıyla Allah Adalet ettiği içindir ki; adaleti gereği, insanın iradesi de gelmiş olduğu noktaya göre insanı değerlendirmeyi dilediği içindir ki dünyaya göndermektedir.

Ebediyete göndereceği bu insanı oraya liyakat keşfetmesi içindir ki, dünya imtihanına tabi tutmuştur.

Ve bütün bu yaratıklarla beraber hepsinin Allah ile olan bir nisbeti, bir intisabı, bir mensubiyeti vardır.

Allah böylece Kendisiyle Kainat arasında bir Nisbet oluşturmak, bir mensubiyet bağı ile bağlamak, aynı zamanda abd ile Mabud arasındaki bu nispeten oluşabilmesi için arada bu sebeplerin olmasını Allah irade etmiş oldu. Bu sebepten bizi vücuda çıkarttı ve bizi o sebep bağlantıları ile, ipleri ile, zincirleriyle birbirimize ve sonuçta da kendisine bağlamış oldu.

-İnsan emeği olduğu şeye, emeğinin katkısı olduğu bir şeye daha çok sahiplenmek ister. Bedava gelen bir telefon ile, Babasının aldığı bir telefon ile, kendi emeğiyle almış olduğu, parasıyla almış olduğu bir telefon ile ve daha ötesi kendisinin imal etmiş olduğu bir telefona insanın sahip olması farklı farklıdır.

İşte en son örnekte olduğu gibi; Allah adeta İnsanı kendi elinin emeğinin bir neticesi olaraktan elde ettiği şeye kıymet vermesi, sahiplenmesi içindir ki; araya sebepleri koydu, anne baba faktörünü devreye koymuş oldu.

-Bu insanlar Hz. Adem’in topraktan yaratılması dışında, bedeni bizzat Allah tarafından yaratılmış olup, Hazreti Adem’in ruhu ile beraber kıyamete kadar gelmiş olan tüm Ruhlar Allah tarafından birebir olaraktan, birinci elden yaratılmıştır. Ancak Hz. Adem’den sonraki çocukların oluşumunda vesile olan anne ve babanın dünyaya getirilmesine vesile oldukları çocukları ile arasında sıkı bir münasebet olmaktadır. O münasebet ve arada perdeler kanalıyla yaralandıkça o nisbette de bağlantı azalmaktadır. Diğer taraftan kendi çocuğu ile anne babalık münasebeti kuvvetli olaraktan devam etmektedir.

-En önemlisi de; insanın yaratılışına ekilmiş olan tohumların, ruhunda olan duyguların açılmasına, neşv-ü nema bulmasına vesile olmaktadır. Bütün bu irtibatları ve nisbetleri yakınlıkları sebebiyledir…

-Ruhlar bu dünyada kendilerine münasip ruhlarla ünsiyet kurmakta, ülfet peyda etmektedirler.

Bu arada ruhlar da kendi cesetleriyle bir nisbet, bir bağlantı, bir uyumluluk adeta kendi evine uyumlu hale gelmesi veya kendi evini uyumlu hale getirmesine vesile olmaktadır.

-Tekemmülünü tamamlayan insan eskisi yönüyle ölürken, yenisi yönüyle de tekrar dirilmektedir.

Tıpkı annesinin karnında 9 ay 10 gününü tamamlayan insan, kemale erdikten sonra ölmekte dünya cihetiyle doğmaktadır. Dünyada da tekamülünü tamamlayan insan veya tamamlaması imkansız olan insanlar; dünya cihetiyle ölürken ahiret cihetiyle yaratılmaktadır.

Sonsuzluğa aday olan bu insanlar, sonsuza doğru kulaç açarken elbetteki bu dünyaya geri dönme durumu söz konusu olmamaktadır. Tıpkı annesinin karnından dünyaya gelen insanın geri gitmeyeceği, geri anne karnı yönüyle de hayatı olmayacağı gibi ki, o onun için bir ölümdür. Dünyaya gelmek de aynı şekilde onun için ölüm olur.

-Eşya arasındaki nisbet, sebepler kanalı ile oluşmaktadır. Tüm sebepleri ile yaratıcı arasındaki nisbette yine o sebeplerin devreye girmesiyle yapmış olduğu işler ile ortaya çıkmaktadır.

-Küfür, inkar ve dalalet ise, o bağları ve bağlantısını kopardığı içindirki, otomatikman bütün kainat ile olan intisabı, bağlantısı kopmuş olur. Ancak gaflet, şüphe, tereddüt gibi durumlar ise, o bağlantıyı zayıflatır. O nisbeti o nisbette azalmış olur. Tıpkı evladı ile olan bağlantısı ile, torununun torununun torunu ile yani zincirleme olarak silsile halinde onuncu nesil, 22. nesildeki olanlar ile olan bağlantısı gibi zayıf düşmüş olur.

-İmanın gücü, kuvveti ise; iman arttıkça, Yaratıcısıyla ona nisbeti ve intisabı kuvvetlendikçe eşya ile olan nispeti; intisabı, kuvvetliliği, bağlılığı, yakınlığı ,onlara olan hakimiyeti, gücü, kuvveti de o nisbette artmış olur.

-İyiki varsın Allahım…

Ya olmasaydın?

Düşünmesi bile insanı ürpertiyor.

Sonsuz ve varlıklar sayısınca sana şükürler olsun Allahım.

-Kıssa: “İnsan Ağacı.

Kayısı çekirdeğinde bir kabiliyet vardır. Bu kabiliyet iyi işlenirse, o çe­kirdek bir kayısı ağacı olabilir. Fakat ne kadar çalışılırsa çalışılsın, kayısı çekirdeğini ceviz ağacı yapmak mümkün değildir.

Buna karşılık insan, irade-i cüz’iyesiyle kendisini her çeşit ağaç yapa­biliyor.

İnsan kendisini netice itibariyle isterse cennet, isterse cehennem ağacı yapabildiği gibi, dünyada da bir insan kendi iradesiyle fazilet ağacı olabile­ceği gibi, rezalet ağacı da olabiliyor.

Dünyevî ilimler itibariyle de isterse doktor, isterse mühendis, isterse kimyager olabilir. Misâlleri çoğaltmak mümkündür.”(M.Kırkıncı)

– “Ölçü Hangisi?

Cesed, bir cihette ruhun elbisesi, diğer bir cihette de evi mesabesindedir. Bir kimse fevkalâde güzel elbiseler giymesine rağmen kendisi çirkin olsa, o kimseye çirkin hükmü verilir. Elbisenin güzelliği onu güzel etmez.

Veya bir kimse evine fevkalâde ihtimam gösterip her köşesini tezyin ettiği hâlde, kendi temizliğine hiç dikkat etmezse, bu adama da “pis” hükmü verilecektir. Evinin temizliği onu temiz etmez.

İşte, sadece bedeniyle alâkadar olup, ruhuna hiç ehemmiyet vermeyen veya onu ikinci plâna atan kimselerin hâli bu misâllere benzer.” (M.Kırkıncı)

– “Beden-Ruh Tenasübü.

Koyun fil kadar olsaydı, onu yatırıp kesemezdik, at da koyun kadar olsaydı, ona binemezdik.

Hizmetimize verilen sair hayvanatı da bunlara kıyas ettiğimizde, bu hayvanatın bedenlerinin bir cihette kendi ruhlarına münasip tarzda, diğer bir cihette de bizim istifademize muvafık şekilde yaratıldığını bedahetle görürüz.” (M.Kırkıncı)

MEHMET ÖZÇELİK

24-03-2019

No ResponsesMart 25th, 2019

VARLIĞIM VARLIĞINLADIR.. VARLIĞINDADIR

VARLIĞIM VARLIĞINLADIR.. VARLIĞINDADIR

Tüm varlığım iki nokta arasındaki kadar. Onlarada ne kadar maliksem.

Öncemden haberim yok.

Sonram ise meçhul.

Hareket alanım bağlantım ve yakınlığim nisbetindedir.

Etkilenen ve etkilenmem çevremin benimle bağlantısının gücü nisbetindedir.

Demek ki ben kendime Mâlik değilim.

Mâlikimin emanetini taşıyorum.

Malikiyet davasından vaz geçmelidir.

Var olduğumamı sevinsem yoksa yok olmadığıma şükredip, ya var olmasaydım korkusunu mu sürdürsem.

Hiç bir anlık yok olma ihtimalini düşündünüz mü?

Cehennem gibi yakıyor değil mi?

İnsan iki şükürle mükelleftir.

Birisi var olduğu için, diğeri ise yok olmadığı içindir.

İyiki varım.

Varlığım ve varlığımın alanının genişlemesi, varlık sahibine inkiyad, emirlerine itaat, nehiylerinden içtinab iledir.

Nereye kadar mı?

Sonsuza kadar.

Var olmak, yâr olmak iledir.

Varlığını sürdürmek, yârlığını sürdürmekledir.

ALEM NOKTADA…

Ben kimim?

Kâinatta bir nokta, Kur’an-da bir hareke, bir harf, bir kelime ve bir cümleyim.

Her şey noktada mevcud.

Noktada gizli.

Allah insanı güncelliyor.

Birden yükleme yapmıyor.

Çöker.

Taşıyamaz.

Altında kalır, ezilir.

Sonsuzluğa hazırlanan proje hassasiyet ister.

Bu durum insana bir cihetle bakıp, bir yönüyle ilgilendiriyorsa, proje sahibini sonsuz cihetle ilgilendirmekte, sonsuza kadar alakadar etmektedir.

Proje sahibi elbette kendi aleyhine bir proje yürütmez.

İşlerini proje çerçevesinde yürütür, projesini akamete uğratmaz.

İnsanın var oluşu, ilk var oluş.

Zamandan sonra var oldu.

Zamanla var oldu.

Zamanla yaşıt.

Ondan önce?

İlim ve proje devrelerinde idi.

Kudret var etti.

Varlığa çıktı.

Elhamdülillah.

Varlığımızdan ve daha önemlisi varlığından haberdar etti.

Varlık.

Gerçek varlığın yansıması.

Suyunun suyu bile değil.

Ya kendisi?

Aman Allah’ım.

İdraki meâli bu küçük akla gerekmez.

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

Başlangıçta O var idi, hiçbir şey yoktu.

O ezelden beri, Ezeli varlığından beri yaratmakta ve yaratma işlemi devam etmektedir.

Her varlık var olduğu noktada varlığından memnun olmakta ve varlığını sürdürmektedir.

-İbni kemal bir gün gururlanınca öğrencisi sorar. Dünyanın kâinat içindeki yeri nedir?

Öyle bir soru olur, elbette bir nokta gibidir,der.

Öğrenci hocasına; Hocam o nokta içinde kendi yerinizi gösterebilirmisiniz?

Kâinat noktasının içerisinde küçük bir noktayız.

MEHMET ÖZÇELİK/ 21-03-2019

No ResponsesMart 24th, 2019

SURİYELİ ÖĞRENCİLERİMİZDEN ARAPÇA İSTİKLAL MARŞI

No ResponsesMart 18th, 2019

ÂSIMIN NESLİ

Bizi öldürdükçe biter sanırlar,
Halbuki çok yanılırlar,
Biz öldükçe diriliriz,
Bunun farkına varamazlar.

Muhammed’in ordusu dağıldı, yok sanırlar,
Halbuki yeni uyanıyordur farkına varamazlar,
Vücudumuzdaki yaralar iyileşmez sanırlar,
Halbuki yaralar kapanır ve acılar biter,
Bunun farkına varamazlar.

Yavruyu anneden ayırınca unutacağını sanırlar,
O yavru ölene kadar annesine kavuşmaya çabalayacaktır,
Önündeki engelleri sabrı, hırsı ve imanıyla aşacaktır,
Bunun farkına varamazlar.

Yaşlı, genç, çoluk çocuk demediler,
Önlerine kimler geldiyse şehit ettiler,
Kendi akıllarınca sevindiler, düşman güçsüz dediler,
Bizim her acı çektiğimizde dirildiğimizi fark edemediler,
Muhammed’in ordusunun dirildiğini bilemediler!

“İNTİKAM GECİKİR AMA ASLA YAŞLANMAZ!” BURAK ÇAM

No ResponsesMart 17th, 2019

TERÖR VE ORTAKLARI

TERÖR VE ORTAKLARI

Dünya terör kıskacında..

Kıyametin on alametinden biri olan ve terörü ifade eden Ye’cüc-Me’cüc kol geziyor.

-HDP’nin seçim vaadi: PKK heykellerini yeniden dikeceğiz.

Kayyumların hizmete soktuğu çocuk parklarını yakarak zarar veren terör örgütü PKK’nın siyasi kanadı HDP, teröristlerin heykel ve anıtlarının yeniden inşa edilmesini seçim vaadi olarak sundu. “[1]

Terörün ve on binlerce insanın öldürülmesinin müsebbibinin heykeli dikiliyor.

Zulüm heykelleşiyor.

Ancak Saddam da zulmünün heykelini dikmiş ve yine dikenler tarafından yıkılmıştı.

Şimdi ise zulmün karanlığı hala devam etmekte, lanetle anılmaktadır.

-Teröristle tam bir ortaklık yapılıyor.[2]

-CHP’nin Ankara ve İstanbul’da HDP kurnazlığı.

HDP ile örtülü iş birliği yaptıklarını İYİ Parti seçmeninden gizlemeye çalışan Kılıçdaroğlu ve Akşener, bu kez nabza göre şerbet stratejisini benimsedi. Ankara’da HDP karşıtı olan CHP ve İYİ Parti, İstanbul’da ise HDP’ye birlik beraberlik çağrısı yapıyor.[3]

-Vatikan, ABD, Trump, BBC, NYT… Alçak saldırıya ‘terör’ diyemediler

-Yeni Zelanda’daki 49 kişinin camide katledildiği terör saldırısının ardından Vatikan da bir taziye mesajı yayınladı. Ancak taziye mesajında “terör” ifadesini kullanmadığı görüldü. Fener Rum Patrikhanesi ise yaptığı yazılı açıklamada cami katliamını “terör” olarak ifade etti. Bunun dışında Trump, Pompeo, BBC, Le Figaro, New York Times da “terör” demediler. Hatta İngiliz Daily Mirror terörist için, “Melek Çocuk” dedi.[4]

-Çünkü batı dünde bunu yapmış, haçlı zihniyetini beslemişti.[5]

-ABD’den teröre 3 yılda 1,6 milyar dollar.

ABD, DEAŞ bahanesiyle yerleştiği Suriye’de ‘çekilme’ tiyatrosu eşliğinde terör örgütü PKK/PYD’ye desteği sürdürüyor.

2023’TE 2,2 MİLYAR DOLAR.

ABD, 2019’da ise bütçesinde DEAŞ ile mücadele kapsamında, PKK/PYD’ye eğit-donat için 300 milyon, “DEAŞ karşıtı misyona ilişkin sınır güvenlik ihtiyaçları” için de 250 milyon dolar olmak üzere toplam 550 milyon dolar ayırdı. ABD Savunma Bakanlığı 2018’de ise örgüte “DEAŞ’la mücadele” adı altında 500 milyon dolar bütçe verdi. ABD’nin terör örgütü için 2018-2020’de ayırdığı 1 milyar 600 milyon dolar oldu. Bu rakamın 2023 yılında 2 milyar 200 milyon dolara ulaşacağı ifade ediliyor.[6]

-Yeni Zelanda da bu cinayette de yine Abd parmağı çıktı.

Dün ilk kez hakim karşısına çıkarılan teröristin hazırladığı manifestoda özellikle bir kısım dikkat çekti. Bu kısımda daha önce Amerikan Deniz Kuvvetleri’nde görev aldığını söyleyen terörist birliğin en iyi keskin nişancısı olduğunu ve El-Kaide operasyonları sırasında 300 kişiyi öldürdüğünü söylüyor. Yine bu kısımda Amerikan ordusunun cephanesine erişim izni olduğunu açıklayan terörist, ABD’deki gizli casus ağıyla da iletişimde olduğunu itiraf ediyor.

“ABD Deniz Kuvvetleri’nden üstün başarı derecesiyle mezun oldum ve El-Kaide’ye yapılan birçok operasyonda görev aldım, 300’den fazla kişiyi öldürdüm. ABD ordusunun en iyi keskin nişancısıyım. Siz benim için sadece başka bir hedefsiniz! Sizi bu dünyada daha önce hiç görülmemiş yöntemlerle öldüreceğim![7]

-Yeni Zelanda’daki katliamın tarihi kodları.

Yeni Zelanda’daki katliamı gerçekleştiren Brenton Tarrant, Müslümanlarla mücadele eden Hristiyan komutanlar ile terör eylemleri düzenleyenlerin isimlerini silahına yazarak eylemini meşrulaştırmak istedi.[8]

 -Kimin eli kimin cebinde…

-Kılıçdaroğlu, Ekşi Sözlük’ü ödüllendirmişti!

Müslüman katliamı için “Videoyu izlerken, keşke Türkiye’ye gelip bu cuma günü camileri temizlese diye iç geçirdim.” diyen Ekşi Sözlük yazarı dün tutuklandı. Bu olay sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gezi kalkışması sonrası Ekşi Sözlük’ü ziyaret ederek bir sertifika ve gaz maskesi ile ödüllendirdiği günler akıllara geldi.[9]

-Erdoğan konuşmasında;” KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA SERT TEPKİ: SENİN O SENATÖRDEN NE FARKIN VAR.

Hatırlayınız, İstanbul’un sokaklarına “Zulüm 1453’te başladı” yazıları Gezi olaylarında yazıldı mı? Başlarında Bay Kemal’in olduğu bu Geziciler neyi kast ediyorlardı?

15 Temmuz darbe girişimini birileri alkışlarla karşılamış, başarısız olunca da “kontrollü darbe” diyerek işi tersine çevirmeye çalışmıştır. Kimdi bu? Bay Kemal. Madem kontrollü darbeydi de Yenikapı’ya niye geldin Bay Kemal?

Terbiyesize bak “İslam dünyasından kaynaklanan terör” diyor. Yahu senin o Avustralyalı senatörden ne farkın var? Şu hale bak ya, ne günlere kaldık? Terörün kaynağının İslam dünyası olduğunu söyleyecek kadar izanını kaybetmiş, kendini kaybetmiş olan birisi, halkının yüzde 99’ü Müslüman olan bu ülkede siyaset yapıyor. Bay Kemal, sen terörün kaynağının İslam dünyası olduğunu söylemeye ne yetkilisin, ne ehilsin. Sen önce kendini gözden geçir, kendini.”[10]

-50 yıldır doğudaki terör olayları yüz yıl önceki planların sonucudur.

-Berlin Antlaşması’nda Vilayet-i Sitte.

-Vilayet-i Sitte 1878 tarihli Berlin Antlaşması‘nın 61. maddesinde geçer. Buna göre “Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan vilayetlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkes ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir”

Mondros Ateşkes Antlaşması’nda Vilayet-i Sitte.

Mondros Ateşkes Antlaşması‘nın 24. maddesine göre Vilayet-i Sitte de herhangi bir karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri bu bölgeyi denetim altına (işgal) alabileceklerdi.

Bu madde ile Doğu Anadolu Bölgesinde bir Ermeni Devleti’nin alt yapısını oluşturuyordu.

Bunlar; Erzurum, Van, Mamüretü’l Aziz (Elazığ), Diyarbekir, Sivas ve Bitlis.

-Milel-i Kâzibe şey yani şimdiye kadar ifade edilen Milel-i Sadıka diye ifade edilen ermeniler sadakatlerini kaybederek, ekmeğini yedikleri bu millete ihanet etmektedirler.

Terörü estirmekte, terörü desteklemekte, terörü yürütmektedir.

-BİR KISSA: Kaybedenler de Olacak

İmtihan olunca elbette kaybedenler de olacaktır. Kimse sınıfta kalmasın diye okul açılmazsa, herkes cahil kalacaktır. Bir okulda sadece iki kişi âlim olarak yetişse ve bin kişi ise gereken başarıyı gösteremese, yine o okulun açılması maslahattır. Hattâ bir üniversitede dünya çapında bir fenci veya Eflâtun gibi bir dâhi yetişeceği bilinse, diğer bütün talebeler belge de alsalar o üniversite açılacaktır. Çünkü, o üniversiteden yetişecek o tek kişi, binlerce kişi kıymetindedir ve bütün insanlığın medar-ı iftiharıdır. Faydası bütün beşeriyetedir.

Dünya denilen bu imtihan meydanının açılmasına ve bu sebeple çokların cehenneme düşmelerine bu misâlle bir derece bakılabilir.

MEHMET ÖZÇELİK

17-03-2019


[1] http://www.haber7.com/siyaset/haber/2842555-hdpnin-secim-vaadi-pkk-heykellerini-yeniden-dikecegiz

[2] http://www.haber7.com/guncel/haber/2842614-soylu-kilicdaroglu-cok-buyuk-bir-tezgah-hazirliyor

[3] http://www.haber7.com/siyaset/haber/2842520-chpnin-ankara-ve-istanbulda-hdp-kurnazligi

https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/03/17/iyi-parti-hdpnin-altinda-kaldi-isyani

[4] http://www.haber7.com/dunya/haber/2842326-vatikan-abd-trump-bbc-nyt-alcak-saldiriya-teror-diyemediler

[5] http://www.haber7.com/foto-galeri/57348-gecmisten-gunumuze-islam-dusmanligi-ile-yapilan-saldirilar

[6] https://www.habervaktim.com/haber/559053/abdden-terore-3-yilda-16-milyar-dolar.html

[7] https://www.ahaber.com.tr/galeri/gundem/yeni-zelandada-katliam-yapan-brenton-tarrantin-manifestosunda-sok-abd-detayi/3

[8] https://www.ahaber.com.tr/galeri/dunya/yeni-zelandadaki-katliamin-tarihi-kodlari

https://www.ahaber.com.tr/dunya/2019/03/17/breivik-iddiasi-yeni-zelandadaki-teror-saldirisinda

[9] http://www.haber7.com/guncel/haber/2842529-kilicdaroglu-eksi-sozluku-odullendirmisti

https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/merdan-yanardag-ezani-isliklayanlara-sahip-cikti

[10] http://www.haber7.com/guncel/haber/2842406-halk-ibadete-acalim-demisti-erdogandan-cok-carpici-ayasofya-cevabi/?detay=1

No ResponsesMart 17th, 2019