“Sana nasihat edici olarak
ölüm yeter.”
“Bütün
günler ölüme gider,son gün varır.”(Montaigne)
Ölmek olmak demektir. Ölmenin yolu olmaktan geçer.
Olmayan ölemez. Ne mi olmak? Çok şey. İnsan,kul,yaratılışını müdrik,ebede namzed
bir varlık,Allah’a muhatab ve ayinedarlık yapacak ve yapabilecek bir ma’kes...
İstediğin
kadar ölümün için dua et. Zor kabul edilir. Belki de reddedilir,eğer
olmamışsan...
Yusuf
Aleyhisselam:”Rabbim! Beni müslüman olarak öldür ve salihler zümresine ilhak
et,kat.”[1]
Dua
kabul edildi. Çünkü o,ölmeden,ölümünü istemeden evvel olmuştu. “Beni müslüman
olarak öldür.”dedi. Demek o katagorinin içerisinde,belki zirvesinde olduğundan
dua kabul ve müstecab oldu. Madde de –Mısır azizliği gibi- zirvede olan o
zat,zirvenin ötesindeki zirveyi istedi. Zirveye çıkamayan ve ulaşamayan
zirveler ötesini göremez ve bilemez. Ahireti bilip görmediğinden zırvalarla
uğraşır.
Evet,tabiri
caizse,yirmi beş yılda emekliliğe mukabil on beş yıl görev yapan adamın
emeklilik isteği ne derece muteberdir? İlla emeklilik müddeti dolacak. Bazı
durumlar istisna edilebilir. Taltif veya ihraç,takdir veya tekdir...
Lütfundan
dolayı yanına alır,kendi şefkatinde besler. Zindan-ı dünyadan,cennet
bahçelerine alır. Rahmetiyle muamele eder. Rezzakiyetle yedirir. Keremiyle
ikram eder. Cemaliyle sever...
Veya
–Allah muhafaza etsin- ihraç ve tekdir eder. Ğadabın celbine vesile
olmuş,mağdub ve dâllindir. Böylelerine yer-gök bile hiddet eder. Denizdeki
balıklar rahatlarının selbine sebeb olduklarından şikayette bulunurlar.
Mazlumların dilekçeleri arşa sunulmuştur. Celaliyle onu te’dib eder.
Nitekim
Hadiste:”Ölmeden evvel ölünüz.” yani olmadan önce olunuz. Çünkü ölüm
olgunluktur.
Toprağa
atılan tohum toprağın altında ölmedikçe sünbüllenip olmaz ve olgunlaşamaz.
Olmak
için de ölmek gerek. Olmanın yolu da ölmekten geçer. Bağlantısı kesilecek
ki,olsun ve doğsun.
Ölüm
var ölüm ölünde görün.
Anne
karnında ölüp,dünyada doğması için de,o kabirde,kendi zindan ve dünyasında dokuz
ay on gün olması,olgunlaşması gerek. Ruh olgunluğuna ermeden ölmüşse,işte
gerçek ölüm odur. Kürtajcılar utansın! İnsan kasapları sıkılsın! Egoistler
ölsün! Çünkü bunlar da olmadıkları için bir yönüyle de,bunlar da ölüdür. Mezarı
müteharrik,ölü gezer. Yokluk zebanileri,cehennem tellalları...
Hem
gerçekten biz dünyaya gelmeden evvel nerede idik? Ruhlar aleminde mi? Ya ondan
önce? Evet,hiç yoktuk. O halde ölümden korkumuz niye? Onu,bizleri bu kadar
yokluklardan alıp da getiren düşünsün! Ölen bütün varlıkların yükünü yüklenme.
Altında kalır,ezilirsin,takat getiremezsin! İyisi mi O’na güven...
Ölmek
için olmak gerek. Ama ham,ama tam. Ağaçtan meyveler olunca düşer. Çünkü artık
istidat ve kabiliyetleri tamamen inkişaf etmiştir. Olgunluğun zirvesine
çıkmıştır. Daha çıkacak yer kalmamış ki... İnsanlarca yenilip,insanlık
seviyesine çıkabilir. Ona namzet olur.
Ya
diğeri. Ham,olmaya kabiliyetli değil. Çünkü kapasitesiz veya kapasitesi düşük.
Nitekim tembel öğrenci sınıfta kalır,beklemededir. Ancak nereye kadar
bekletilir? Neticede ihraç...
Başarılı
olan takdirle taltif edilip gönderilirken,-çünkü tamdır- başarısız ihraçla
atılır,çünkü hamdır,tam değil.
İnsanı
ol-duran iman,öldüren kaderdir. Her ikisi de Haktandır.
Olmayan
solar. Dışkı gibi dışa atılır. Yenilen yemekler ağızda üğüdülür. Midede terbiye
edilip,iyice öldükten sonra vücudun muhtelif yerlerine sevk edilir. Oralarda
tavzif edilir. İşte ölüm de vazifeden bir terhistir.
Ancak
vitamin özelliğini yitiren,değerini kaybedenler de posa suretinde dışarıya
dışkı olarak atılır. Artık o bir gübredir. Kafirde mü’minin gübresidir.
Ateistlerin
sorularındandır;Madem cehenneme atacaktı,niye yarattı? Madem cehennemlik
olduğumu biliyordu,niye var etti?
Bir
sebeb olarak;mü’minin olması,yeşerip sümbüllenmesi,meyvedar bir ağaç olması
için yaratılmış olması yeterli bir sebeptir.
Ağaçtan
düşen olgun meyvelerin talibi çok olur. Çünkü tamdır. Hamınki ise olmaz. Kendi
halinde çürümeye terk edilir.
İşte
tam mü’mine cennet bile müştaktır. Melekler muntazırdır. Allah talibdir. Çünkü
kendisine layık,esmasının tecellisine mazhar olabilecek bir vasıftadır.
Ham
kafire ise,kabir ve cehennem ağzını açmış beklemektedir. Onlar o kafirle
doyarken,kafirde onlarla tatmin olur. Çünkü arzu ettikleri oradadır. Nitekim
şarkıcı der:”Sensiz cennet bile sürgün sayılır.” Evet,bir cihette mahbubsuz
saray zindan,mahbublu zindan saraydır. Dengi dengine olan için öyledir.
Çünkü:”Kişi sevdiğiyle beraberdir.”
Allah
adildir. Kimseyi sevdiğinden ayırmaz. Tencere kapağını,kapak tenceresini
bulacak. Hamlar orada tam olacak,tamamlanacak...
Cehennem sürgün yeridir. Allah’ın
olmadığı,bulunmadığı bir yer gerçek sürgündür. İnanmayanlar kalblerinden
Allah’ı çıkarmakla,burada da sürgün hayatı yaşamaktadırlar. Sürgünden tekrar
sürgüne. Sürgünlü sonsuz bir hayat...
Kalbine
ve aklına Allah’ı koyan bir mü’min dünya sürgününde de olsa cennettedir. Çünkü
O var. Madem O var,her şey var. O yoksa hiçbir şeyde yoktur. Kalbler O’nun
zikri ve hatırlanmasıyla mutmain olur. Ruhlar aleminden süre gelip ahirete
giden yolculuk,sürgünde olsa,madem neticesinde O var,O’na kavuşmak var,ne
gam... Her şeye değer. On dakikalık zahmet ile hazineleri kazanana meşakkat mı
olur? O halde:”O’nu bulan her şeyi bulur,O’nu kaybeden hiçbir şeyi bulamaz.
Bulsa da başına bela bulur.”
Haşmetli
bir sultana mensub olan bir askere eşkıya bile ilişemez. Allah’a mensub olan
bir insan da O’na irtibatın ve mensubiyetin verdiği şerefle sürgün de
olsa,cehennem de olsa cennettir.
“O’nu
bilen ve tanıyan zindan da dahi olsa bahtiyardır,mutludur. O’nu unutan
saraylarda da olsa zindandadır,bedbaht ve talihsizdir.”
Evet,ölmek
olmaktır. Bir çok merhalelerden geçen buğday,un,hamur,fırın,kısaca ağza gelene
ve organlara dağılana kadar otuz beş ayrı ayrı istihaleden geçer,inkilablar
geçirir. Ağız değirmeni,mide asidinde yanar,ondan sonra göze veya beyne
çıkıp,icraatta bulunur.
İşte
insanda böyle bir yolcudur. Ruhlar aleminden,anne karnından, çocukluk, gençlik,
ihtiyarlık,kabir,berzah,haşir,sırat ve neticede ayrılıp ayrıştırılarak cennet
veya cehennem...
Anne
karnında olup,yerinden memnun olmuş gibi orada kalan,ayrılmayan doğamaz.
Doğrulunca da ağlar. Ancak dışarda sevinenler beklemekte,bu sevinci
kutlamaktadırlar.
Ve
ölüp,büyükçe bir anne karnı olan bu dünyadan ayrılınca da gittiği yerdekiler
ona hoş-âmedi eder,karşılar ve sevinirler. Oda onların sevinçlerine iştirak
eder,eğer mü’minse...
Bu
sefer burada bıraktıkları ağlamaktadır. Doğarken kendi ağlar,onlar güler.
Ölürken onlar ağlar,kendi güler. Bu gülüş ebedi bir gülüşün
başlangıcıdır.”Kabir ahiret menzillerinin ilkidir.”İlkten sona dek gülüş.
Rabbim güldürsün... Kafir için ise gerçek hüzün başlamıştır. İnsanlığı
ağlatan,bir yandan da müstahaktır dedirten bu hale,insanlık kadar ağlasa ve göz
yaşı dökse yeridir.
Bir
insanın mükellefiyetinin göz yaşını akıtmayan,bütün insanlık kadar göz yaşı
akıtmaya mahkumdur.
Bir’de
yok olmayan,çok’da var olamaz. Bir damla su olan varlığını okyanus da yok
etmeyen yok olmaya,kaybolmaya,dünya çölünün hasretinde buharlaşıp mahvolmaya
mahkumdur.
Kaynaktan
çıkan su tekrar kaynağa varır. Orada var olur. Oraya gitmeyip geride kalan
mahvolur.
Allah’ın yaratmasıyla varlığa çıkan insanlar tekrar
O’na varırlar. O’na varmamak için oyunda oynaş da olanlar kafileden geri
kalır,kaybolur,kaybederler.
“Biz
Allah içiniz ve biz O’na dönücüyüz.”[2]
O’na
varana binler selam. O’ndan geri kalana binler nefrin,levm ve melâm...
26-12-1992
MEHMET ÖZÇELİK