“Şu kâinatın sahib ve mutasarrıfı elbette bilerek yapıyor ve hikmetle
tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve her şey'i bilerek,
görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faideleri
irade ederek tedvir ediyor. Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem
konuşacak, elbette zî-şuur ve zî-fikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak.
Madem zî-fikirle konuşacak, elbette zî-şuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru
küllî olan insan nev'i ile konuşacaktır. Madem insan nev'i ile konuşacak,
elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.
Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev'-i beşere mukteda
olacak olanlarla konuşacaktır; elbette dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek
istidadda ve en âlî ahlâkta ve nev'-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı
Arz onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun
ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı, mütemadiyen günde beş defa
onunla tecdid-i biat edip, ona dua-yı rahmet ve saadet edip, ona medh ve
muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş
ve Resul yapacak ve yapmış ve sair nev'-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.”[1]
FİL VAK’ASI
Peygamberimiz
daha doğmamıştı. Doğumuna elli gün kadar vardı.[2]
Ebrehe adındaki Habeş Meliki,insanların Ka’be yi tavaf etmelerini
engelleyip,kendi yaptırdığı kiliseyi ziyaret etmelerini sağlamak
amacıyla,Mekke’ye gelerek Kabe’yi yıkmaya karar verir. Fil-i Mahmudi diye
bilinen büyük bir file binerek ordusuyla Mekke üzerine yürür.
Mekke’ye
yaklaşmıştı. Abdulmuttalib’in otlamakta olan 200 devesini ğasbeder. Bunun
üzerine Abdulmuttalib develerini istemeye gittiğinde Ebrehe:”Bizde zannettik,
Ka’be’yi yıkmamamız için ricada bulunmak üzere geldin. Develerini
verin.”deyince;Mekke’nin reisi olan Abdulmuttalib: ”Ben develerimin sahibiyim.
Ka’be’nin sahibi de Allah’dır. O onu korur.”diyerek ayrılır.[3]
Ka’be’nin önünde,Allah’dan koruması için duada
bulunarak,halka evlerine çekilmelerini söyler ve çekilirler. Kur’an-da
bahsedilen malum Fil olayı budur.
“Görmedin mi Allah fil sahiblerine ne yaptı? onların kötü
planlarını boşa çıkarmadı mı?Onların üstüne Ebabil kuşlarını göndermedi mi?Ki o
kuşlar,onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atarlardı. İşte bu
atışlar onları,yenik ekin yaprağı gibi param parça ediverdi.”[4]
“Bu olay Mina ile Müzdelife arasında olan Muhassir
(yoran,yorucu,aciz bırakan) vadisinde olmuştur. Filler burada bitkin
kesildiklerinden,daha ileriye gidememiş olmaları sebebiyle bu ad verilmiştir.
Peygamberimiz Semud kavminin diyarı olan Hacr’a
uğradığında:”Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine girmeyin ki,onların başına
gelen sizin başınıza da gelmesin. Ancak ağlar vaziyette oradan
geçin.”buyurdu,sonra başını örttü,vadiyi geçinceye kadar gidişini hızlandırdı.”[5]
DOĞUMU
Asırların hararetle beklediği,gecelerin kararıp,artık
güneşe hasretin doruk noktaya vardığı günde,o zat aleme teşrif buyurdular.
Tarih,Miladi
571,Nisan ayının yirmisi,fil vak’asından elli veya elli beş gece sonra,Kameri
aylardan Rebiül Evvel ayının 12. gecesi, Mekke’de,mütevazi bir ev,günlerden
Pazartesi,Seher vakti.”[6]
İnsanlığın dönüm noktası gerçekleşiyordu.
Amine’den
mervidir:”Ben sair hatunlar gibi gebelik zahmeti çekmedim,gebelere arız olan
ağırlıkları görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm. Bir kimse gelip,Ya Amine!
Muhakkak bilmelisin ki sen Hayrul alemin ile hamilesin. Doğduğu vakit adını
–Muhammed- koyasın,dedi. Vakti veladet eriştikte kulağıma büyük bir ses
geldi,ürktüm. Hemen bir ak kuş geldi,kanadıyla arkamı sığadı. Benden,korku ve
ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım,bir beyaz kase ile şerbet sundular. Alıp
içtiğim gibi her tarafımı nur kapladı. O anda –Muhammed-(ASM) dünyaya geldi.
Etrafıma baktım,gördüm ki;Abdi Menaf kızlarına benzer,fakat gayet uzun boylu
bir çok kızlar,beni tavaf ediyorlar. Taaccüb ettim.”Ya Rab! Bunlar kimler
ola!”dedim.[7]
Ebe olan Şifa Hatun;doğuyla batının nurla dolduğunu,Fatıma
Hatun da:Evin nurla dolup,yıldızların salkım salkım dökülecekmiş gibi olduğunu söyleyerek,harika
olaylardan bahsediyorlardı.[8]
Ka’be civarında oturup,sohbet eden dedesi müjdeyi
alıyor,Nur torununa koşarak,onu koklayıp öpüyor ve ona –Muhammed- diyordu.
“Hatemul Enbiya Hazretleri,sünnetli ve göbeği kesilmiş
olduğu halde doğmuştu. Arkasında iki küreği arasında ta kalbinin hizasında bir
nişanesi var idi ki ona (Hatem-i Nübüvvet) ve (Mührü Nübüvvet) denilir.
Hz. Âişe’den mervidir:”Mekke’de bir yahudi var idi.
Veladeti Muhammediye gecesinin ferdası (yarını),mecma-ı Kureyşe (Kureyşin
toplandığı yere) gelip,Bu gece aranızda bir oğlan doğdu mu? diye sormuş.
Evet,Abdullah bin Abdulmuttalibin bir oğlu oldu,demişler.İşte Hatemul Enbiya
odur ve arkasında alameti vardır,diye haber vermiş. Varmışlar,o Hazreti
görmüşler. Yahudi onun şekil ve şemailine bakıp arkasındaki Hatemi Nübüvveti
görünce aklı başından gitmiş ve Nübüvvet,artık Beni İsrail’den gitti. Bundan
sonra başka peygamber gelmek ümidi bitti. Kureyşe bir mertebe devlet ve satvet
elverecek ki,haberi meşrikten mağribe dek erecek,demiş”[9]
Şık ve Satih gibi daha bir çok kahin de ondan,onun
geleceğinden haber veriyorlardı.[10]
Mekke’deki bir adet üzere Peygamberimizde süt
anneye,Halime’ye verildi. Bu,gerek sıhhat için,gerekse köyde yaşayanların
dillerinin bozulmaması açısından faydalı idi. Burada dört yılını geçiren
peygamberimiz bunun önemi hususunda:”Ben aranızda en halis Arabım. Çünkü,
Kureyşliyim. Aynı zamanda,Beni Sa’d bin Bekir yanında süt emdim ve lisanımda
onların lisanıdır.”[11]
Doğmadan önce babasını kaybeden peygamberimiz,altı
yaşında annesini,sekiz yaşında da dedesini kaybetmiştir.
Fakir olan,ancak şefkat bakımından zengin olan Amcası Ebu
Talib’in yanında kalan peygamberimiz oniki yaşında iken amcasıyla Şam’a ilk
olarak ticarete gider.
Ancak yol boyunca gidiş ve konaklayışlarında bir bulutta
onlarla beraber hareket etmekte,şemsiyelik yapmaktadır.
Büyük bir bilgin olan Busra panayırındaki Rahib Bahira
(Buheyra,asıl adı Circis veya Sercis’dir. Avrupalı tarihçiler,Serciyus derler.)[12] nın
dikkatinden bu durum kaçmamaktadır. Bu gariplikteki manayı bilen Buheyra,adeti
değilken,onları toptan davet eder,ancak iş de bir eksikliğin olduğunu
sezince:İçiniz de gelmeyen var mı?deyince,eşyalara bakmak üzere bir çocuğun
olduğunu söylediklerinde,asıl aradığının o olduğunu bilen Buheyra,onu da
getirmelerini söyler.
Efendimizi süzen Buheyra,aradığını bulmuştur. Sorular
sorar,cevaplar alır. Sonunda sırtına bakar,peygamberlik mührünü görür.
Amcasına;Bu senin neyindir? Amcası,Oğlumdur.-deyince;Hayır,o senin oğlun
değil,bu çocuğun babasının hayatta olmaması lazım”deyince,amcası –evet-der.
Bunun üzerine Buheyra amcasına,yahudi milletinin hasud bir millet olduğunu,bunu
gördüklerinde tanıyıp öldürebileceklerini söyleyerek,hemen geri dönmelerini
tavsiye eder ve dönerler.[13]
DOĞUMUNDAKİ HARİKALAR
Doğumu anında alem bir çok şeylere şahit olmuş,harikulade
olaylar vuku bulmuştur. Bunlar ise:
-Kutsal bilinen Sava gölü batmış,Kisra’nın ondört burcu
yıkılmıştır.”Savâ gölünün batıp,İstahrabat’da (Fars vilayeti) ateş perestlerin
bin yıldır yanmakta olan ateşlerinin sönmesi ve hikmeti ise;artık Şam Satih
için Şam değildir.
Sâsanilerden sarsılıp yıkılan ondört burçlar
sayısınca,Kral ve kraliçe gelecek ve artık,olacak olacaktır.”[14]
-Doğduğu gece,ahirzaman peygamberinin doğduğuna işaret
eden bir yıldız doğmuştur.
-Ka’bedeki putlar devrilmiştir. Böylece putperstliğin
tarihin karanlıklara gömülmeye mahkum olacağının işaretiydi. O’nun gelişi,
artık büyük bir müjdenin habercisiydi. O da:”Hak geldi,batıl zail oldu. Batıl
da yok olmaya mahkumdur.”[15]
NESEBİ
Efendimizin 20. dedesi olan Adnan’a kadar soy kütüğü
şöyledir:1)Abdulmuttalib 2)Haşim (Amr)
3)Abdi Menaf (Muğire) 4)Kusayy
(Zeyd) 5)Kilab (Bunun büyük oğlu olan
Kusayy peygamber efendimizin baba tarafından,küçük oğlu Zühre ise ana
tarafından atasıdır.) 6)Mürre 7)Ka’b
8)Lüeyy 9-Galib 10)Fihr (Diğer adı Kureyş olup,kureyş
kabilesinin tümü bunun 7 oğlunun soyundan gelmektedir.) 11)Malik
12)Nadr 13)Kinane 14)Huzeyme
15)Müdrike (Amir) 16)İlyas 17)Mudar
18)Nizar 19)Maadd 20)Adnan[16]
M.Ö.135 yıllarına kadar varıp,kuzeyde bulunan Arapların
da atasıdır.
Tarihçi Taberi ise;bunu Adnan’dan daha ileriye
götürerek,Uded,Humeysa,Selman,Avs,Buzz ve Hz. İbrahim’in 83. kuşakta atası
olduğunu söyler.
Bazı tarihçiler ise;bunu ta Adem’e kadar götürürler.[17]
Peygamber Efendimizin (SAM) Hz. Âdem’e kadar varan
soyunda zina olayına rastlanmaz. Bu konuda peygamberimiz:”Ben,Adem’den babama
ve anneme gelinceye kadar,zinadan değil,hep nikah mahsulü olarak meydana
geldim.”buyurur.[18]
Tarihçi İbni Sa’d’a göre:”Ensab alimlerinden Muhammed bin
Kelbi demiştir ki:”Peygamberin(SAM) 500 büyük annesini tesbit ve kaydettim. Hiç
birinde cahiliyet devri ahlaksızlıklarından ne bir zinaya,ne de başka bir
kötülüğe rastlamadım.”der.[19]
Âdem’in sulbüne varıncaya kadar Rasulullahın bütün
ecdadı,hem meclislerin,hem de harp meydanlarının ileri gelenlerinden idi. Bir
hadiste:”Cenâb-ı Hak İbrahim oğullarından İsmaili intihab etti. (Seçti) İsmail
oğullarından Beni Kinaneyi,Kinane oğullarından Kureyşi,Kureyşden Beni
Haşimi,Beni Haşimden de beni seçti.”buyurmuştur.[20]
ANNE VE
BABASI
Her yönüyle mümtaz olan Hz. Abdullah babasının ve bir çok
insanın sevgisini kazanmış bir kişidir. Her kadın onunla evlenmeye can atar.
Zira ahir zaman nebisinin nuru onun alnında ay ışığı gibi parlamaktadır.
Hatta:”Amine ile evlendiğinde diğerleri evlenemediklerine üzülürler.”[21]
Hz. Amine ile de soyları Kilâb’da birleşir.[22]
Hz. Abdullaha yüz deve kurban edildikten sonra dönerken
bir kadın Hz. Abdullaha yanında kalmasını teklif eder, O’da:”Haram’a
gelince;ölüm onun biraz aşağısındadır. (Yani,harama düşmektense,ölüm evladır.)
O halde şu meydana çıkmıştır ki,benim helal olarak gördüğüm mutlaka helaldir.
(Sen git) dengini ara. Senin istediğin iş nasıl olabilir? Kerim kişi ırzını ve
dinini korur.”
Buradan sonra Zühre oğullarının reisi Veheb bin Abdi
Menaf’ın kızı Amineyle evlenip gerdeğe girdikten sonra,tekrar eski kadınla
karşılaştıklarında o kadın Hz. Abdullaha iltifat etmez. Sebebi
sorulunca;alnında bulunan nurun gitmiş olduğunu söyler.” [23]
İmam Suyûti,Peygamberimizin anne-babasının iman etmiş
olduğunu söyler.”Resul-i Ekrem (SAM)’in peder ve valideleri,ehli necattır ve
ehli cennetdir ve ehli imandır.”[24]
DEDESİ
Asıl adı Şeybe olan Abdulmuttalib peygamberimizin dedesi
olup,asil bir zattır.
Hatta Mekke’de kıtlık olsa,onun hürmetine Allah’dan
yardım isterler ve yağmur yağardı.
Bir gün Haremi Şerifde uyurken gördüğü rüyayı kahinlere
söylediğinde onlar:”Senin neslinden bir çocuk doğacak;yer ve gök halkı ona iman
getirecek.”dediler. [25]
Kureyşin reisi olan bu zata rüyasında zemzem kuyusu
gösterilmiş ve onu bulmakla,senelerdir meçhul olan zemzem bulunmuş,şerefine bir
şeref daha katmıştı.
“Fetret döneminde gelen Abdulmuttalib Hanif dininden
olup,ehli necat,ehli cennetliktir..”[26] Hem
âyette:”Biz bir kavme peygamber göndermedikçe onlara azab etmeyiz.”[27]
Abdulmuttalibin iman etmemiş olduğunu
söyleyenler,Peygamberimizin şu hadisine dayanırlar:”(Abdulmuttalib) Kavmi ile
birliktedir. Evet. Abdulmuttalib de,putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş
olanlar da,cehennemdedir.”buyurmuşlardır.[28]
Amcası ise peygamberimize iman etmemiştir. Ancak O’nu
korumuştur. Cenâb-ı Hak onu zayi etmeyecektir.[29]
“Her ne kadar Hz. Abbas,ölüm esnasında dudağının
kımıldayıp,kardeşinin ağzına kulağını verdiğinde Kelime-i Tevhidi duyduğunu
peygamberimize söylemişse de;Peygamberimiz:”Ben duymadım.”demiştir.[30]
EVLİLİĞİ VE
HZ. HATİCE
Peygamber Efendimiz yirmibeş yaşında iken dul ve zengin
olan kırk yaşındaki Hz. Hatice ile evlenmiştir. O hayatta iken başka kadınla da
evlenmemiştir.
Onun hakkında Peygamberimiz:”Bu dünyadaki kadınlardan
sana İmran’ın kızı Meryem,Huveylid kızı Hz. Hatice,Muhammed’in kızı Fatıma ve
Fir’avn’ın karısı Asiye yeter.”[31]
Hanımları:Hz. Hatice,Zem’a kızı Sevde,Hz. Aişe,Hz.
Hafsa,Zeyneb binti Huzeyme,Ümmü Seleme,Hz. Zeyneb,Ümmü Habibe,Cüveyriye binti
Haris,Hz. Safiyye,Hz. Meymune’dir.
Kızları:Hz. Zeyneb,Hz.
Rukiyye,Ümmü Gülsüm,Hz. Fatıma’dır.[32]
Oğulları: Abdullah (Tayyib-Tahir),İbrahim,Kasım adında da
üç oğlu vardır.[33]
Kasım’la peygamberimiz “Ebul Kasım” diye de isimlendirilmiştir.[34]
-Peygamberimizin çok kadınla evlenmesi –Haşa,sümme haşa-
nefse ve kadına düşkün olmasından değil,belki bir çok hikmete mebnidir.
Mesela:Peygamber hanımı olacak derecede asil bir yapıya sahib olmasıyla
birlikte ilahi akdin gerçekleşmesinden,(Hz. Zeyneb gibi)[35],Onun şahsında kavim ve kabilesinin İslâmiyete
girmesinin sağlanmış olması,İslâmiyetin aileye bakan yönünün korunup,aile
hayatından da ümmetin haberdar edilip,o yöndeki sünnetinin de uygulanmasının
sağlanmış olması,korunmaya muhtaç olması(Ümmü Seleme gibi),Peygamberimizin aile
hayatı ile ilgili tüm bilgiler de Hz. Aişe kanalıyla gelir.
”Bir insanın,nefsani ve şehvani isteklerinin en ateşli
ve uyanık bulunduğu çağ,şüphesiz 15 ila
45 yaşları dönemidir.Eğer Hz.Peygamber (S.a.v),bu dönemde bir çok güzel kadınla
evlenmiş,sonradan onları terk edip daha başka genç ve güzel kadınlar almış
olsaydı,şehvani hisleri tatmin yoluyla ileri sürülen iddialar bir dereceye
kadar haklılık kazanırdı.
Halbuki o böyle yapmamış,tam tersine hayatının son on
yılı içinde (53 ila 63 yaşları)aralarında Ümmü Seleme gibi yaşları hayli
ilerlemiş ve bir çok çocuğu olanlar da dahil,aldığı hanımları ileri yaşlarda ve
dul olarak almıştır.Mesela,Hz.Sevde 53 yaşında ve dul,Hz.Zeyneb binti Huzeyme
60 yaşında ve dul.Ümmü Seleme 4 çocuklu ve 65 yaşında bir dul.Ümmü Habibe 55
yaşında ve dul.Meymune 2 çocuklu ve dul.Bir başka tarihi gerçekte şudur.Bu
hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirinden de ayrılmayı
düşünmemiştir.İşte Peygamber Efendimizin çok evliliklerini tahlil ettiğimizde
karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.”(Peygamberimiz neden çok evlendi…Kitabından..)
Hz.Aişe
ile küçük yaşta iken evlenmemiştir.Zira Hz.Aişe daha önce sözlü idi.Bir müddet
sözlü kaldı.Babası Hz.Ebubekir sözlüsünden rahatsızlık duyunca evliliği iptal
etti.Peygamberimizle önce nişanlandı,bir müddet beklemeden sonra onunla
evlendi.Bu ise 20’ye yakın bir yaştan
sonraya tekabül etmektedir.
Peygamberimiz hanımlarını boşamamıştır.[36]
“Zira böyle olsaydı,yirmibeş yaşında elli yaşına kadar
olan ömrünü kendinden onbeş yaş büyük olan Hz. Hatice ile geçirmemesi
gerekirdi. Bu evlenmeler,mahalli adetlerle izah edilebilir. Nitekim din teessüs
edince,Mekke fethinden sonra Peygamber asla evlenmemiş ve bu sıralarda herkesin
istediği kadar evlenme usulünün kaldırıldığına dair ayetler gelmişti.”[37]
Nitekim denildiği gibi:”Göz,göz ağrısından dolayı güneş
ışığını inkar eder. Ağız da hastalıktan dolayı suyun tadını inkar eder.”[38]
Kişi de iman hastalığından dolayı o zatı görmez ve göremez. Ağzına mı düşmüş.
PEYGAMBERLİĞİ
Yıl miladi 610. peygamberimiz her zaman çekildiği Hira
mağarasında. Evine beş km’lik mesafe.”Hz. İbrahim’in Arabistan’da,çok perdeler
altında gelen Hanif dini üzere,mendub suretiyle ibadet ediyordu.”[39]
Peygamberimiz dağ kovuğuna çekilenlerin ilki de değildir.
O çirkeflerden kaçan Zeyd,Varaka gibi zatlar da vardı.”[40]
Ramazanın onyedi’si Pazartesi gecesi [41],melek
Cebrail ümmi[42]
olan o zata –Oku- [43]diyordu.
Böylece ilk vahiy gelmişti.
Hadisenin cereyanından sonra heyecan ile eve gelen
Efendimiz Hz. Hatice’ye;-beni örtünüz-diyordu. Peygamberliğinin
başlangıcından,Peygamberliği müddetince en büyük desteği olan Hz.
Hatice,peygamberimizi teskin ediyor ve ammi-zâdesi,hristiyan bir bilgin olan
Varaka bin Nevfel’e götürüyordu. O zat’da:Kuddüs! Kuddüs! Bu gördüğün
melek,Yüce Allah’ın Musa peygambere gönderdiği Ruhul Kudüstür,Namusu Ekberdir.
Sen ise bu ümmetin peygamberisin.Ah! Ne olurdu,yeni dine halkı çağırdığın
günlerde bende genç olaydım. Kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman,sağ
olsaydım.”[44]
Gözü görmeyen bu zat,bir çok gözlülerden daha iyi
görüyordu.
Carlyle (1795-1881)’nin dediği gibi:”Muhammed’in dimağına
her dakika hazar ve sefer zamanlarında binlerce sual hücum ediyordu. Ben kimim?
Niçin varım? Bu hudutsuz kâinat ne? Neye inanmalı? Fakat Hira’nın
kayaları,Tur’un göğe yükselen şahikaları veyahut harabeler ve ovalar bu suallere
cevap veriyor muydu? Asla,şu devreden kainat,birbirini kovalayan gece ve
gündüz,pırıldayan yıldızlar,sağnaklar getiren bulutlar..Bunların hiç biri bu
sorulara cevab vermiyordu”[45]
Yirmiüç yılda kendi asrını nurlandıran o zat,bıraktığı
Kitab ve Sünnetle de asırları ışıklandıracaktı,kıyamete dek...
Peygamberimiz peygamberliğinin delili olarak yüzlerce
mu’cize göstermişti.[46]
Kıyamete kadar devam edecek olan en büyük mu’cizesi ise
Kur’an-dır.
Aynı zamanda onun zatı,peygamberliğinin en açık
delilidir. Abdullah bin Revaha’nıın dediği gibi:
Bulunmasaydı bile mu’cizatın hiç biri
Verirdi sana onun ma’sum yüzü haberi.[47]
“O zatın yüzü Bedir’den daha güzel,koku bakımından
misk’den daha hoş,ipekten daha yumuşaktır.”[48]
Kendisi için değil,ümmeti için vardı,helak olurcasına...[49]
O zatın görevi;İnsanları hakka davet ve tebliğ[50] ,
iyiliği emretmek,[51]
Kendisine vahyedilene uymak,[52]
Emredileni söyler,[53]
İnsanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarır,[54]
bütün bunlara mukabil ne bir ücret,ne de bir karşılık istemez.[55]
DİĞER SEMAVİ
KİTAPLARDAKİ DURUMU
Tahrif olmasına rağmen,diğer semavi kitaplarda
Peygamberimize işaretler vardır. Bu hususta Peygamberimiz Kur’an lisanıyla
onlara der:”Kitaplarınızda,benim tasdikim ve evsafım vardır. Benim beyan
ettiğim şeylerde,kitaplarınız beni tasdik ediyor.”[56] Her
ne kadar siz tasdik etmeseniz de...
“De ki;Eğer doğru sözlü iseniz,o zaman Tevratı getirip
onu okuyun.”[57]
Bir çok hristiyan ve yahudi alimleri bunu ikrar
etmişlerdir. Rum Meliki Hirakl’da:”Evet,İsa Aleyhisselam, Muhammed’den haber
veriyor.”demiştir.
İşte Tevrat ve İncil’den ayetler:
-“Artık sizinle çok söyleşmem,zira bu alemin REİSİ
geliyor. Ve ben de,O’nun nesnesi asla yoktur.”[58]
Şu andaki Kitab-ı Mukaddes’le (Tevrat-İncil)
karşılaştırdığımızda orada da aynı ayetlere rastlarız.
-“Ben de Baba’ya yalvaracağım;ve o size başka bir
TESELLİCİ,hakikat ruhunu verecektir.”[59]
-“Amma ben,size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim,size
faidelidir. Zira ben gitmeyince,TESELLİCİ size gelmez.”[60]
-“Bununla beraber ben size hakikatı söylüyorum;benim
gitmem sizin için hayırlıdır,çünkü gitmezsem,TESELLİCİ size gelmez,fakat
gidersem onu size gönderirim.”[61]
-“O dahi geldikte;dünyayı günaha dair,salaha dair ve
hükme dair ilzam edecektir.”[62]
-“Ve o geldiği zaman günah için,salah için,ve hüküm için
dünyayı ilzam edecektir.”[63]
-“Zira bu aleminin reisinin gelmesinin hükmü gelmiştir.”[64]
-“Ve hüküm için,çünkü bu dünyanın reisine
hükmedilmiştir.”[65]
-“Amma o hak ruhu geldiği zaman,sizi bil cümle hakikata
İRŞAD edecektir. Zira kendisinden söylemiyor. Bilcümle işittiğini söyleyerek,gelecek
nesnelerden size haber verecek.”[66]
-“Fakat o,hakikat ruhu,gelince,size her hakikatı YOL
GÖSTERECEK;zira kendiliğinden söylemeyecektir. Fakat her ne
işitirse,söyleyecek;ve gelecek şeyleri size bildirecektir.”[67]
-“Hak Taala Tur-i Sina’dan ikbal edip bize Sair’den tulu
etti ve Fâran dağlarında zahir oldu. (Fâran dağları Hicaz dağlarından ibaret
olup,Peygamberimizin peygamberliğini haber verir.)”[68]
-“Rab Sina’dan geldi,ve onlara Sâir’den doğdu,PARAN
dağından parladı. Ve MUKADDES’lerin on binlerin içinden geldi.”[69]
-Kur’an-da ise Cenâb-ı Hak:”Hatırla ki Meryem Oğlu
İsa:”Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim,benden evvel gelen
Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek AHMED adındaki bir peygamberi de
müjdeleyici olarak geldim.”demişti.”[70]
-MÜJDELEYİCİ vasfı olan peygamberimize Cenâb-ı Hak da:”Ey
Peygamber! Biz seni şahid,müjdeci,uyarıcı;Allah’ın izniyle O’na
çağıran,nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.”[71]
-Hz.
İsa’nın BARNABA adındaki Havarisinin yazmış olduğu İncil,bir çok kişilerce
elden ele dolaşıp,1738’de ünlü kitab bilgini Savoy’lu Prens Eugene’nin
kitaplığıyla birlikte halen Viyana’daki Hofbibliothek’de bulunmaktadır.
Özelliği:Bu
İncil Hz. İsa’nın havarilerinden olan Barnaba tarafından kaleme alınıp,aynı
özelliğini koruyarak gelmiş olmasıdır.
Oysa
diğer dört İncil (Matta-Markos-Luka-Yuhanna) böyle olmayıp,değiştirilmiştir.[72]
Bu kitab
da,peygamberimizin peygamberliğiyle,Allah’ın birliği konusu net olarak
belirtilmiştir.
Peygamberimiz
hakkında iftiralarda bulunulmasına rağmen,[73] bir
çok batılı da Peygamberimizden sitayiş-kârâne bahsediyordu.[74]
Mesela:Prens
Bismark:”Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim Ey Muhammed!(ASM)”
-Edward
Monte:”Resul-i Ekrem idrak ve şuur timsalidir.”[75]
-Âdem’den
beri gelen şahsiyetler içinde yüz kişiyi seçen Şikago Üniversitesi
Prof’larından Psikanalist bir Amerikalı olan Jules Masserman 15-Temmuz-1974’de
–Time- dergisinde:”Liderler nerede?”başlığı altında şöyle diyordu:”belki bütün
zamanların en büyük lideri MUHAMMED idi.”[76]
Kendisi ise bir yahudi..İkinci sırayı Hz. Musa alırken,üçüncü sırayı Hz. İsa
almaktaydı.
Ka’b-ul
Ahbar’dan bir rivayette vardır ki:Buhtun Nasr adında zalim bir kişi gördüğü
rüyayı,Danyal peygambere tevilini sorar,oda tevilinde;”Ahir zamanda zahir olur
bir dindir. Hak Taala Arapdan bir peygamber irsal eder. Cümle dinleri batıl
eder ve nesh eder (ortadan kaldırır.) ve cümle yer yüzünü tutar.”der. Aynı
zamanda cinniler de peygamberimizden haber verirler.”[77]
ŞAHSİYYETİ
Peygamberimiz
umum kainatı kucaklayabilecek ve herkesin kendisiyle hayat bulacağı bir
şahsiyettir.
Bütün
fazilet ve şerefliler onunla şereflenirler.
Bir
batılı:”Hz. Muhammed ilahi öze doğru yönelmiş beşeri bir şekildir.”der.[78] Ve
devamla”Hz. Peygamber her şeyden önce “Beşeri küçüklükle” ilahi sırrı
birleştiren bir sentezdir. Bu sentez yada zıtlıkların
giderilmesi,uzlaştırılması hususu İslâmın belirgin özelliğidir. Ve özellikle
İslâmın –en son din-olma özelliğinden doğmaktadır. Eğer Hz. Peygamber –Hatemul
Enbiya- yada – Hatemul Mürselin- ise,bu onun kendinden öncekilerin hepsinin bir
sentezi olarak gözüktüğü anlamına gelir.”[79]
Bu söz
şunu hatırlatmaktadır:”Muhammedun beşer la kel beşer,bel hüve kel yakut beynel
hacer.”(Muhammed’de insandır,ancak diğer insanlar gibi değil. Belki o taşlar arasında
bulunan (kendiside bir taş olan) Yakut gibidir.)
Hiçbir
peygamberden hata sadır olmaz. Çünkü ilahi koruma altındadırlar. Ancak onlardan
Zelle [80]
denilen durumlar meydana gelir ki,o da –bir nevi- ayağın kayması,ancak
düşmemesidir. Vahiy ile [81]
kontrol edilir,hatırlatılır.[82]
AHLAKI
Hz.
Âişe’nin ifadesiyle:”Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an
ahlakıdır.”buyurur.[83]
Hem:”Kur’an-ın
ahlakıyla ahlaklanınız.”diyen zat,elbette kendisinin ahlakı da Kur’an ahlakı
olacaktır.
İsmet
sıfatı gereği o masum ve korunmuştur. Bütün kötü hasletlerden mahfuzdur. O zat
buyuruyor ki:”İki defa düğüne gitmeye niyetlendim! ikisinde de üzerime öyle bir
uyku çöktü ki,uyudum kaldım. Her ikisinde de uyandığım da düğünün çoktan bitmiş
olduğunu gördüm.” Peygamberlikten önce,çocukluk döneminde olan bu
hal,olabilecek bir günah ihtimalini de engellemiş olmaktadır.
ÜSTÜNLÜĞÜ
Her şey
kendisi için yaratılan bu zat,insanlardan ve peygamberlerden farklı
olarak,üstün vasıflarla donatılmıştır.
Hadis-i Kudsi’de:”Levlake
levlak lema halaktül eflak”(Sen olmasaydın,sen olmasaydın,ben bu kainatı
yaratmazdım.)[84]
Yaratılışa vesile tek o zattır.
Âyet’de:”Andolsun
ki,biz sana tekrarlanan yedi (âyeti) ve büyük Kur’an-ı verdik.”[85]
Yani:”Habibim,biz
sana Kur’an-ı Azimin yedi türlü ayetlerinin ikişer manasını verdik,yani
öğrettik. Biri maddeler ilmi ile bilinir,biri dahi ilmi esma ile bilinir.
Alemi
ğaybdan sana ilimlerin kendisi,Âdem’e de sadece isimleri verilmiştir. İlimlerin
zatı,maddeler ilmidir. Esma,ilmi esmadır.”[86]
Yani Hz.
Âdem’e eşyanın isminin İcmali verilirken,Peygamberimize Tafsili verilmiştir.
Şair:Muhabbetden
Muhammed oldu hasıl
Muhammed’siz muhabbetden ne hasıl...
Hz.
Ali:”Allah,göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili,içinde lamba bulunan
bir kandil gibidir.”[87]
Âyetindeki,-Mişkât- (Kandil) Muhammed’dir.(SAM) Yani Misbahların
misbahıdır.(kandillerin kandilidir,aydınlıkların aydınlığıdır.) Birinci
misbahdan kasıd,Hz.Fatımat-uz Zehra’dır. İkinci misbah ise,benim. Birinci
zücace (cam),Hz.Hasan,(RA) ikinci zücace Hz.Hüseyindir...”[88]
Eğer
kâinattan o zatın(SAM) nuru çıksa gitse,kainat vefat edecektir.
ŞEMÂİLİ
Güzellik
deyince hem Siret (İç güzelliği,ahlak),hem de suret (Yüz,görünüm güzelliği)
güzelliğinin bir arada olması gerekir. Peygamber Efendimiz bu her iki güzelliği
de cem etmiştir.
Yüz
güzelliği deyince hemen akla Yusuf peygamber gelir. Peygamberimiz ise:”Evet,ben
kardeşim Yusuf’dan da güzelim.”buyurmakla,maddi güzelliği da haiz olduğunu
gösterir. Bu konuda Hz.Âişe validemiz:”Mısır kadınları Yusufu görünce ellerini
kestiler,eğer benim Efendimi görselerdi,ellerindeki bıçakları kalblerine
saplarlardı.”der.
O zatın
güzelliğini ne bu diller,ne de bu insanlar övmekten acizdirler. Nitekim
denildiği gibi:”Ben Muhammedi sözlerimle övmedim ve övemedim. Belki sözlerimi
Muhammed’le övmüş,kıymetlendirmiş oldum.”
Elbette
derya kaba sığmaz.
O zatın
ömrü boyunca yaptığı;fiili,hali ve kavli olan sünnetleri başlı başına ciltlerle
kitabları oluşturur.[89]
MEKKE DÖNEMİ
Mekke
şehirlerin anasıdır. Yani:”Ümmül Kurâ”dır O.[90] İlk
kurulan anlamına “Beyt-i Atik”dir O.[91] O
ki;Ka’be’yi kalbinde barındırmaktadır. Hz. İbrahim ve İsmail’e kucak
açmış,Alemlerin Efendisi Peygamber Efendimize de beşiklik yapmıştır.
Kur’an-ın
nüzulüne sahnelik yapmış,beldelerin görmediği müjdelere şahidlikte bulunmuştur.
Kâinatın kalbi,kendisin de çarpmaktadır.
Müslümanlar
ona yönelmiş,onun etrafında pervaneler gibi dönmüş,mevlevi gibi raksetmiştir.
Oradan,alemlere
ve asırlara nur saçılmış,insanlar için Rahmet vesilesi olmuştur.
Bunlarla
beraber,belki de en büyük Hicranı,hüzün ve kederi,kendisiyle kıymet bulduğu
efendisinin orada eziyetlere maruz kalması ve Hicret’e mahkum edilmesidir.
Sadece
bulutlar ağlamaz. Belki de mümkün olsa görebilsek veya bize
gösterilebilseydi,bulut gibi ağlayacak ve ağlayıcı yaşlar dökecekti.
İşte o
şanlı nebi orada,Hicrete kadar iman tohumlarını ekti. İnsanların ebedi
hayatlarının kurtulmasına yardım etti. Ancak onlar her vesile ile onun dünyasını
karartmaya çabalıyorlardı.
O zat
onlara güller atar ve ekerken,onlar ona diken attılar,eziyet ettiler.
12 yıl
süreyle her türlü zorluklara,ambargolara,işkencelere sabretti. Hep kendisini
öldürmeye çalışanları,diriltmek için... Ve öyle de oldu... Onlar,O’nda
dirildiler.
Nihayet
doğup büyüdüğü,atalarının diyarı olan Mekke’den,onun bu soğuk halinden
Medine’nin sıcaklığına,sıcak kucağına Hicret’e mecbur edildi. Haşin yerden,Enis
yere göç etti.
HİCRETİ
Peygamberimiz
622 yılında Mekke’den Medine’ye Hicret ederken,ileriye dönük inkilabların temel
taşlarını atıyordu. İslam devleti kuruluyor,kabuğunu kırıb dışa açılış
gerçekleşiyordu. İslâmiyeti ruhen ve bedenen uygulayarak,yaşama
gerçekleşiyordu. İlahi esaslarda o minval üzere nüzul ediyordu.
Medine de
inen ayetler insanlığının hayatının temel unsurları ve kurallarını
oluşturuyordu.
Hicret’de
Allah için Çile vardır. Bir bedeldir Hicret. Hicret’de güçsüzlerin
güçlülere,hakkın haksızlara hakimiyeti vardır.
Hicret’de:”Müşriklerin
alay,dayak,küfür,hakaret,boykot ve öldürmeye varıncaya kadar yaptıkları
işkencelerden kurtuluş söz konusudur.”[92]
Hicret,sabırla
başlar,cihad ve mücadele ile devam eder. İmanla karşı konulur.
Hicret,İbni
İshak’ın dediği gibi:”Sadece,herkesçe maruf ve meşhur olan Habeşistan ve
Medine’ye değil,hayat emniyetinin ve dini yaşama imkanının bulunduğu ’Her bir
cihete’ yapılmıştır.”[93]
Hicret;Rahmettir,İbrettir,Fedakarlıktır,Yüksek
idealler ve fikirler uğruna candan ve canandan geçmektir.
Hicret’in
mükafatı Allah’adır.[94]
“Bedir
arslanları,Uhut şehitleri,Hendek hesaplaşması,Büyük fetih (Mekke),Havazin
(Huneyn) çağrısı,Mute azmi ve Tebük ruhu bu derin hicret dayanışmasının
meyveleridir.”[95]
İlahi
emir neticesinde gerçekleşen Hicret’de af ve müsamaha,mühlet tanıma vardır.
Siyasette,harbte,bir çok dalda sünbül verecek dahilerin hatırı uğruna her şeyi
sineye çekiş,öldürme değil,dirilmek uğruna ölmek vardır.
Hicret;İsar
hasleti olan kardeşliğin,kardeşin nefsini kendi nefsine tercih edişin,kıyamete
kadar sürecek esası vardır.[96]
İhtilafa
değil ittifaka,birleştirmeye ve kaynaştırmaya vesiledir. Evs ve Hazreç iki
büyük kabileleri gibi...
Hicret;mağlub
gidenlerin,galib dönüşüdür. Başı zahmet,neticesi rahmet...[97]
Hicret;sevenle
sevilen,Allah’
Hicret;asırlara
bir mesajdır. Çekirdeğin ağaca dönüşmesidir. Hapisten hürriyete uçuştur.
Hicret;Kaçış
değil,dönüştür,oda emniyetle...[98]
Hicret;bir
ümid,bir ışık,bir doğuş,bir gelişme ve büyümedir.
Hicret’de
cehennemi netice verecek,doğuracak her türlü kötülüklerden iyiliklere geçiş vardır.
Çaresizlik anında bir çaredir. Öyle ki,en son öldürmeye teşebbüslerinde,[99]bir
çıkıştır.
Efendimiz
Hicretle sanki şöyle bir ders vermektedir:”Eğer ben hak üzere olmasaydım, bu
kadar zorluklara ve her şeyi terk etmeye kadar gidilir miydi? Tahammül edilir
miydi?
Hicret’le;cemaat,Cuma’,[100] ve
cami ruhu ortaya çıkmakta,doğrudan doğruya Allah’a yöneliş[101]
gerçekleşmekteydi.
Hicret;”Dünyanın
değil,dinin kurtarılışıdır.”[102]
Artık;Kur’an
bunu teşvik ediyor ve etmekteydi ve de etmektedir.[103]
Başlı
başına büyük bir mana taşıyan ve müessese olabilecek hicret,sadık arkadaşın
refakatinde başarıyla aşılıyor. Müşriklerin temsilcisi olan Süraka hezimete
uğruyor,o da hicretten dersini alıyordu
Hicret
esnasında Peygamberimizin yerini söyleyenlere 100 deve mükafat veriliyordu. “Bir
çoban bunları gördükten sonra Kureyş’e haber vermek için Mekke’ye gitmiş.
Mekke’ye dahil olduğu vakit,ne için geldiğini unutmuş. Ne kadar çalışmış
ise,hatırına getirememiş. Mecbur olmuş dönmüş. Sonra anlamış ki ona
unutturulmuş.”[104]
Hicret’de
tebliğ vardır. Nitekim:”Cafer’i Tayyar (Necaşinin huzurunda) ayetleri
okuduğunda papazların gözlerinden yaşlar akmıştı.”[105]
MEDİNE DÖNEMİ
Medine;İslâmiyetin
filizlenip dal budak saldığı medeni bir şehirdir. Cenâb-ı Hak Kelamında, 5
yerde ona yer vermiştir.[106]
Peygamberimiz
622 yılındaki Hicretinden,vefatı olan 632 yılına kadar Medine’de kalmıştır.
Mekke’de
atılan İlk İslamiyet tohumunun meyve verdiği ve oradan aleme ve asırlara,gök
ehline ve cennet ehline dal budak saldığı mübarek bir şehir...
Dışa
açılıp devletlere Tebliğlerin yapılıp,onları İslâma davet dönemi. Nitekim;628
yılında bir Arab gemisinin Medine’nin iskelesi Yenbu’dan,Kanton’a geldiği ve
Çin İmparatoru Te-tsug’a Peygamberimizin mektubunun ulaştırıldığı
bildirilmektedir.[107]
Mekke’deki
müşrikine karşı,Medine’de ekseriyetle var olan münafıklardı. “Müslümanlar ise
Medine’lilerin ancak onda birini oluşturuyorlardı.”[108]
Medine’deki
münafıkları kıyaslama açısından:”Hasan-ı Basri’ye;Şimdi münafık kalmadı mı?
dediklerinde cevaben:Eğer mevcud münafıklar helak olsaydı (çokluklarından
dolayı) ve ortada kalsaydılar yollarda gezmekten çekinirdiniz.” Veya”Eğer
münafıkların kuyruğu olsa adım atacak yer bulamazdınız.”der.[109]
Eğer onun
zamanı öyle ise,acaba Medine’nin durumu nasıl idi?
Münafık
kafirden daha şiddetli ve tehlikelidir. “Peygamberimiz Mekke’de sabrı,Hicreti
tavsiye ederken,burada enerjik ve aktif bir siyaset takib etmiştir. İhtiyatlı
politika izlemiştir.”[110]
Ekseriyetle
İmani konular Mekke’de,hukuki ve muamelata taalluk eden konular da Medine’de
tesis etmiştir.
SAVAŞLARI
Peygamberimiz
Medine’ye geldikten sonra,müşrikler işin peşini bırakmamış,ferdi olarak galebe
edemedikleri o zatı,artık ordu halinde bulmuşlardı.
Bedir,(624)Uhud,(625)Hendek.(627)
Her üç savaşta da küffar müslümanların üç katı idi.
Müslümanlar
her üç savaşta da müdafaada olup,küffara mühlet tanımış,Mekke’nin fethiyle
atağa geçip ve galibiyetle bir süre maddi kılıncı kınına koymuştur. Sulh ve
Cihad Peygamberi.
Zaten
Mekke döneminde de bunu yapmış,imansız olarak ölmelerini değil,imanlı olarak
İslâmın safına geçmelerini sağlamıştır. Uhud’daki mağlubiyette de bu sır
vardır. Zira harb dahisi,İslâmın kılıcı olan Halid bin Velid ve Siyaset dahisi
Amr ibni As ve sahabenin büyüklerinin müşrikler içinde bulunmasından,Cenâb-ı
Hakkın hikmeti onların izzetini kırmamak ve İslâmiyeti kılınç korkusuyla
değil,hakikatını görerek girmeleri için nihayet de mağlubiyeti netice
vermiştir.[111]
B E D İ R : Hicretin
2. senesi,17 Ramazan,Cuma. Miladi,13-Mart-624.
Akif’in şiirinde:”Bedrin
arslanları” diye tavsif ettiği Bedir savaşına katılanlar,Allah tarafından üç
bin melekle desteklenmişlerdir.
Âyette:”Muhakkak
ki siz Bedirde zayıf durumda iken Allah size yardım etmişdi de muzaffer
olmuştunuz. Öyleyse Allah’dan korkun ki,O’nun yardımına şükretmiş olasınız. O
zaman sen mü’minlere:”Rabbinizin gökten indirdiği üç bin melekle yardıma
gelmesi size yetmez mi?”diyordun.”[112]
U H U D : Hicretin 3.
senesi,7 Şevval,Miladi 625.
Rasulullah
Uhud da mağlub olacağının rüyasını görmüş ve ashabına sabr-u sebat etmelerini
tavsiye etmişti.
Ancak bu
emre uymama harbin neticesini değiştirmiş,galib iken mağlub olunmuştur. İbret
alınması bakımından,emre uymamanın dünyada dahi neticesinin husran olduğunu
bildirmiş oluyordu. Bu savaşta:”yeni müslüman olduğundan bir kere olsun,ibadet
edemeden şehid olan Amr ibni Sabit’de vardı.”[113]
Bu
savaşta Rasulullah için en hazin olan Seyyid-üş Şüheda amcası Hz. Hamza’yı
kaybedişidir.
H E N D E K :
Hicretin 5. senesi,29 Şevval. Miladi 24-Ocak-627.[114]
Selman’ı
Farisi’nin teklifi üzerine Medine’nin etrafına –karşıya geçilemeyecek enlik
de,içinden çıkılamayacak derinlik de- hendekler kazılarak,oyalanmaya gidildi.
Cenâb-ı Hakkın şiddetli bir rüzgar göndermesiyle de perişan olan müşrikler
bütün ağırlıklarını bırakarak dönmüşlerdir.
Dikkat
çekilen bir noktada;Rasulullahın İstişare’ye [115]vermiş
olduğu önemden dolayı,İstişare kararlarına,çoğunluğun kararlarına uyarak onu
tatbik etmesidir.
Ve
peygamberimiz Savaşta namazı kılmış,terk etmemiştir.[116]
“Harb bir
hiledir.”(Buhari) Hakikatınca,müslümanlarla anlaşmayı bozub,Kureyş’lilerle
ittifak eden Kureyza yahudileri ve Katafan oğulları Medine’nin etrafını
muhasara altına almışlardı.
Müslüman
olduğu yahudi ve müşriklerce bilinmeyen Nuaym bin Mesud peygamberimizden aldığı
izinle,Kureyş’lilerle yahudilerin arasını açarak,büyük bir tehlikeyi de önlemiş
oluyordu.[117]
Hendek’ten
sonra bir seferle anlaşmayı bozan Kureyzalılar da memleketlerinden sürüldüler.[118]
KRALLARA TEBLİĞ
Daveti umumi olan Peygamberimiz Medine döneminde Heraklius,Necaşi,Mukavkıs gibi kişilere,onların dillerini bilen sahabelerle mektublar göndererek,onları İslâma davet etmiştir.