PEYGAMBERLERE
İMAN
Hadiste:”Biz
peygamberler topluluğu evlatlar gibiyiz,dinimiz birdir (baba gibi)”buyurulur.
Her yönüyle
temelde birleşen bu zatlar,mümtaz özelliklere sahiptirler.[1]
Onlara
iman;imanın esasındandır.[2]
Nebi;Haber
getiren,[3] haber veren [4] anlamınadır.
Nebi;yeni
bir kitab ve şeriatla gelmeyip,kendinden evvelki rasulün getirdiği kitab ve
şeriatı devam ettirendir.[5]
Böylece;Allah
taâlanın kullarına dinlerini bildirmek için görevlendirdiği muhterem ve
günahtan korunmuş kimselerdir.
Cenâb-ı Hak
Kur’an-ı Kerimde beşerin hidayet ve salâhına,düşmüş oldukları zulmet ve
bataklıktan kurtulmalarına,hâsılı o kavmin ve ümmetin birer güneşi olan
peygamberlerden ve nebilerden bahsederken şöyle buyurmaktadır:”İnsanlar bir tek
ümmetti. (Kimi iman etmek,kimi küfre sapmak suretiyle ihtilafa düştüler.)
Binaenaleyh Allah (rahmetinin) müjdeciler (i,azabının) haberciler (i) olmak
üzere (onlara) peygamberler gönderdi. Ve beraberlerinde –insanların ihtilafa
düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm vermek için- hak (ve gerçek)
kitablarda indirdi.”[6]
Kur’an-ı
Kerim dört esası takib etmektedir. Bunlar;Tevhid,Haşir,Nübüvvet ve Adâlettir.
Peygamberlik Kur’anın dörtte birini oluşturmaktadır.Peygamberler;”Nev’i beşerin
en nurani ve en mükemmeli”[7] olup,hepsi Tevhid
hakikatını dâva etmekte müttefik olarak,”Beşeri, hayvaniyet mertebesinden
melekiyet derecesine çıkarmak için,onları imanı billaha davet ile ders
veriyorlar.”[8]
Peygamberlerin meslek ve ibadetteki farklılıkları
konusunda Bediüzzaman hazretleri şu tesbiti yapar:”
İtikad ve amelde, usûl ve ahkâm-ı esasiyede peygamberlerin hepsi daimdirler,
sabittirler, müttehiddirler. İhtilaf ve tefavütleri, ancak füruattadır. Zâten
zamanların tebeddülüyle, füruatın da tebeddül ve tegayyürü tabiî bir şeydir.
Evet mevasim-i erbaada tedavi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle uğrar.
Meselâ, kışın giyilen kalın elbise yazın tebeddüle uğrar; veya kışın güzel
tesiri olan bir ilâcın, yazın fena tesiri olur, kullanılmaz. Kezalik kalb ve
ruhların gıdası olan ahkâm-ı diniyenin füruatı da, ömr-ü beşerin devreleri
itibariyle tebeddüle uğrar.”[9]
Zamanımıza
kadar gelen bir çok hadisler ve alimlerin vermiş oldukları haberlerle sabittir
ki,nebiler,kendilerine nebilik gelmeden öncede bir çok noksan sıfatlardan
münezzehtirler.
Şifâ adlı
kitapta denilmiştir ki;Peygamberler nübüvvetten önce Allahı ve sıfatını
bilmemekten ve bu gibi şeylerde de şüpheye düşürmektende masumdurlar.[10]
Kelime
olarak insan;Nisyan kökünden türetilip,unutkan mânasına unutucu olmasından
devamlı hata işlemeye müsait ve mübtela,böyle bir insana karşı Cenâb-ı Hak:” Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan kudret-i
ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz.”[11]
Amma nebinin kadından veya köleden olup olmayacağına gelince;Nebi;asla,kadın
ve köle olamamakta,fakat şu sayacağımız dört kadına gelince,bunda ihtilaf
edilmektedir. Bunlar;Meryem,Âsiye,Sâre,Hacerdir. Allame Mutginus Sırac bin
Mülgin-Umdetül Ahkâm- adlı kitabın şerhinde;Havva ve Mûsa (AS) nın annesinide
eklemiştir.[12]
Peygamberlerin sayısı konusunda Peygamberimizin şöyle
buyurduğu rivayet edilmektedir:”Yüz yirmi dört bin” Bir rivayette de:”İki yüz
yirmi dört bin” Fakat en iyisi peygamberleri sayı ile sınırlamamaktır.[13]
Kur’an-ı Kerimde ismi zikredilen peygamberlerin sayısı
25-tir. Üç kişi hakkında da peygamber veya veli olmaları hususunda ihtilaf
edilmiştir. İhtilaf edilenler ise;Uzeyr,Lokman,Zülkarneyn.
Peygamberlerin sayısı bu kadar çok olduğu halde,insanlar
tarafından pek azının bilinmesinin sebebini,İmamı Rabbani şöyle izah
etmektedir:”Hindistanda çok peygamberler gelmiştir. Fakat bazılarının ya hiç
ümmeti olmamış,veyahut dâveti belli birkaç kişiye münhasır kalıp fazla şöhret
bulmamıştır.Yahutta bunlara nebi ismi verilmemiştir.”[14]
Peygamber gönderilmeyen bir devri veya kavmi,tarihin
sayfalarını açıp baktığımızda göreceğimiz durum gayet vahimdir. Çünki;eliyle
yoğurmuş olduğu hamurdan mamul bir puta Allah diyerek tapıyor ve acıktığında da
yardım taleb ettiği putu yiyiyor!
Cehaletin eseri olarak kızını diri diri toprağa gömmekten [15] bir
eseri tereddüt göstermiyor. İşte bundan dolayıdır ki,peygamberlik müessesesinin
ne derece ehemmiyet ve lüzumu görülmektedir.
Cenâb-ı Hak bir âyette:”Biz hiçbir ümmeti,kendilerine
peygamber göndermedikçe azab etmeyiz.”[16]
buyurmaktadır. Bundan da anlaşılmaktadır ki;mücâzat peygamberlerin
gönderilmesiyle olmaktadır.
Allahı bilme hususunda ise;Maturidi ve bazı ehli sünnet
ulemasına göre;insan aklı,yalnız başına Allahı bilebilmek ve bulabilmek kabiliyetinde
olduğundan,fakat Allaha imanın dışındaki dinin teferruatına aid amellerinden
mesul değildir. Ahirettede ehli necattır. Cehennem azabından kurtulur.[17]
İnsanlar
üstünlük derecelerine göre üç kısma ayrılır:
1-Noksan ve
aşağı derecede olan Avâm tabakası.
2-Zâtında
mükemmel olup,başkasını mükemmel kılmaya kâdir olmayan orta derecedeki evliya
tabakası.
3-Hem kendi
zâtında en mükemmel sıfatlara sahib,hemde başkasını mükemmel yapmaya kâdir en
yüksek derecedeki enbiya tabakası.[18]
Peygamberlerin gönderilmesindeki bir hikmette:” İşte nev'-i beşer bi'set-i enbiya ile, sırr-ı teklif ile,
mücahede ile, şeytanlarla muharebe ile kazandıkları yüzbinlerle enbiya ve
milyonlarla evliya ve milyarlarla asfiya gibi âlem-i insaniyetin güneşleri,
ayları ve yıldızları mukabilinde; kemmiyetçe kesretli, keyfiyetçe ehemmiyetsiz
hayvanat-ı muzırra nev'inden olan küffarı ve münafıkları kaybetti.”[19]
Ehemmiyet
kemiyette yani sayı çokluğunda olmayıp,belki keyfiyette,değer ve kalitede
olmasından enbiyaların gönderilmesi mahzâ rahmettir.
Misal olarak:” Meselâ:
Yüz hurma çekirdeği bulunsa, toprak altına konup su verilmezse ve muamele-i
kimyeviye görmezse ve bir mücahede-i hayatiyeye mazhar olmazsa, yüz para
kıymetinde yüz çekirdek olur. Fakat su verildiği ve mücahede-i hayatiyeye maruz
kaldığı vakit, sû'-i mizacından sekseni bozulsa, yirmisi meyvedar yirmi hurma
ağacı olsa, diyebilir misin ki "Suyu vermek şer oldu, ekserisini
bozdu"? Elbette diyemezsin. Çünki o yirmi, yirmi bin hükmüne geçti.
Sekseni kaybeden, yirmi bini kazanan, zarar etmez; şer olmaz. Hem meselâ: Tavus
kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibariyle beşyüz kuruş eder. Fakat o
yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa; yirmisi, yirmi tavus kuşu
olsa, denilebilir mi ki: "Çok zarar oldu, bu muamele şer oldu, bu
kuluçkaya kapanmak çirkin oldu, şer oldu"? Hâyır öyle değil, belki
hayırdır. Çünki o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dörtyüz kuruş fiatında
bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu
kazandı.”[20]
“İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan
ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif
ve ba's-i enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka
açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve
kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktı. A'lâ-yı illiyyîndeki Ebu
Bekr-i Sıddık'ın ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehl'in ruhuyla bir seviyede
kalacaktı.”[21]
Bu cihetle
peygamberler altın ile kömürü birbirinden ayırarak tasfiye vazifesinide
görmektedirler.
Rasullere[22] iman,imanın
rüknü,dinin emri ve farzdır.[23]
Ömer Nesefi
–Metni Akâid- adlı eserinde özetle:Melekler ve cinler nurani varlık
olmaları,devamlı hazır olup görülmemeleri,insani hallerden uzak olup,maddi
hayatta diğer insanlar gibi,gerek alış verişlerinde,gereksede tezevvüc gibi
durumların olmamasından dolayı Cenâb-ı Hak hikmeti muktezasınca,tebliği
risaletten örnek olduğu gibi,yaşayışıyla ümmetine gerek dahilde (evde),gerekse
hariçde (dışarda,çarşıda,pazarda) örnek olabilmesi için,beşere yine beşer olan
peygamberleri müjdeleyici ve korkutucu ve insanların din ve dünya işlerinde
muhtaç olacakları şeyleri beyan etmek için beşerden göndermiştir.
Rasûl-Rusul-Risalet-Mürsel
gibi;gerek müfred,gerek cemi’,gerek masdar ve gereksede mef’ul olarak Kur’an-ı
Kerimde 374 defa [24] zikredilmiştir.
Rasullerin
313 tane olduğu,nebilerin ise yüz yirmi dört bin-den fazla bulunduğu rivayetler
arasındadır. Kur’anda ise ayrı ayrı zikredilerek birbirine atfedilmiştir.
Birinin diğerine atfı ise,ayrı ayrı mefhumlar olduğunu gerektirmektedir. Fakat
Kur’anda aynı mânaya geldiği yerlerde vardır. Yani farklılığı rasulün yeni bir
şeriat getirmiş olması,nebinin ise,daha önce getirilen şeriatla amel
edip,tebliğ etmiş olmasıdır.[25]
Mümtaz bir
şahsiyete sahib olan peygamberler,şu beş sıfata
hâizdirler:Sıdk-Emânet-Fetânet-İsmet-Tebliğ sıfatlarıdır.
Peygamberler
vahye [26] mazhardırlar.
Şeriattaki
ifadesiyle:Dilediği ahkâmı,esrar ve hakâikı peygamberâni
zîşânına,rüya,ilham,kitab,irsali melek tariklerinden biriyle Cenâb-ı Hakkın
i’lam ve ifham buyurmasıdır.[27]
Vahiyde
ikiye ayrılır:1)İlâhi vahiy. 2)Gayrı ilâhi vahiy.
Gayrı ilâhi
vahiy,Kur’an-da iki yerde geçmektedir:1)Zekeriya peygamberin kavmine yaptığı
vahiy olup,îma ve işaret mânasınadır.[28]
2)İns ve
cin şeytanların birbirlerine karşı yaptıkları vahiydir.[29]
İlâhi vahiy
ise:1) Cansız olan arz ve semaya hitaben vâki olan vahiyler.[30]
2)Canlılardan
bal arısına olan vahiy.[31]
3)Meleklere
olan vahiy.[32]
4)Havârilere
[33] ve Mûsanın annesine
olan vahiy.[34]
5)Hakiki
vahiy olup,Cebrâil tarafından peygamberlere aid olan vahiy.[35]
Hz.Peygambere
(SAM) vahiy şu şekillerde gelirdi:
1)Uyanık
halinde iken gördüğü sadık rüyalardır.
2)Uyanıkken
melek görünmeksizin kalbe ilâhi vahyi ilkâ ederdi.
3)(Genç ve
yakışıklı bir sahabi olan) Dıhye suretinde vahiy getirirdi.
4)Çıngırak
sesine benzer sesle gelirdi.
5)Cebrâil
heyeti asliyesiyle görülüp ilâhi emri duyurmasıdır.
6)Hz.
Peygamberi uyanıkken Allah taâla ile konuşması şeklinde vuku bulan vahiy.
7)Cebrâlin
Hz. Muhammede uyku halinde iken vahiy getirmesidir.[36]
Evet vahiy;Ruh
gibi esrarı ilâhiyedendir. Vahiy Allah ile peygamber arasında kalmış bir sır
olduğundan [37],şimdiki
modern ilimler yolu ile açıklamaya kalkmak mümkün değildir.
Her ilim
erbabı kendi sahası içerisinde yapmış olduğu araştırma ve ilimde,mütehassıs
olduğu dalda ancak söz sahibi olabilir. Aksi takdirde diğer sahalarda da sözüm
geçebilir,yapabilirim diyecek olsa hâli şu misale benzer;
Bir
kasabın,nasıl olsa ben et kesmekte mâhirim. Neresinin kaburga ve omuz olduğunu
bilirim. Binaenaleyh bir cerrahında yaptığını yapabilirim,demeye kalkması
kendisini en azından gülünç duruma düşürecek ve böyle bir şeye tevessülü
halinde hastanın ölümüne sebeb olacaktır.
Aynen
böylede,vahiy sahası Allah ile peygamberlerin sahası olup,sözde onlarındır.
Bunun hakkında,malumatın ötesinde söz söylemek abes olacaktır.
Vahiy ile ilhamın farklarına gelince:” Birincisi:
İlhamdan çok yüksek olan vahyin ekseri melaike vasıtasıyla ve ilhamın ekseri
vasıtasız olmasıdır.
Meselâ: Nasılki bir padişahın iki suretle konuşması ve
emirleri var. Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyet-i umumiye haysiyetiyle bir
yaverini bir valiye gönderir. O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetini
göstermek için bazan vasıta ile beraber bir içtima yapar. Sonra ferman tebliğ
edilir. İkincisi: Sultanlık ünvanı ile ve padişah-ı umumî ismiyle değil, belki
kendi şahsı ile hususî bir münasebeti ve cüz'î bir muamelesi bulunan has bir
hizmetçisi ile veya bir âmi raiyetiyle ve hususî telefonu ile hususî
konuşmasıdır.
Öyle de Padişah-ı Ezelî'nin umum âlemlerin Rabbi ismiyle
ve kâinat hâlıkı ünvanı ile vahiy ile ve vahyin hizmetini gören şümullü
ilhamlarıyla mükâlemesi olduğu gibi, her bir ferdin ve her bir zîhayatın Rabbi
ve Hâlıkı olmak haysiyetiyle hususî bir surette fakat perdeler arkasında
onların kabiliyetine göre bir tarz-ı mükâlemesi var.
İkinci
fark: Vahiy gölgesizdir, safidir, havassa
hastır. İlham ise gölgelidir, renkler karışır, umumîdir. Melaike ilhamları ve
insan ilhamları ve hayvanat ilhamları gibi çeşit çeşit hem pekçok enva'larıyla
denizlerin katreleri kadar kelimat-ı Rabbaniyenin teksirine medar bir zemin
teşkil ediyor.”[38]
Mu’cize;Dâvayı
nübüvvetin isbatı için,münkirleri ikna etmek içindir. İcbar değildir. Öyle ise
dâvayı nübüvveti işitenler için ikna edecek bir derecede mu’cize göstermek
lazımdır.
Mu’cize;beşerin
tâkatının üzerinde hârikulade bir durum olup,ilâhi bir ikram ve peygamberliğe
zâhir bir delildir.
Peygamberler
için mu’cizeler haktır.[39]
Cenâb-ı Hak
peygamberleri;âdetleri yırtan ve bazen mu’cizelerle onları te’yid edip kuvvetlendirmiştir.[40]
Yani beşerin devamlı ünsiyet ettiği durumların
dışında,mesela;peygamberimizin (SAM) avucunda küçük taş ve toprak düşmana top
ve gülle hükmünde,onları inhizama (karışıklığa) sevketmesi,[41] aynı avucunun
parmağıyla kameri iki parça etmesi,[42] “ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir
orduya içirmesi;(oysa âdet üzere parmaklarda kan cereyan etmektedir. Akacak
olsa kanın akması gerekirken,âdetin zıddına berrak suyun akması) ve aynı el,
hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir
mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu
küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve
tesbih ederler. Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş
ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük
bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur. Ve celal ile
kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile
döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o
zâtın Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık
bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet
derecesinde anlaşılmaz mı?..”[43]
Elbette her
akıl sahibi tarafından anlaşılacaktır...
Bilhassa
Kur’an,umum peygamberlerin göstermiş olduğu mu’cizeleri zikredip,hikmetlerinide
şöyle gösterir ki:Hz. Süleyman (AS) ın iki aylık bir yolu bir günde,kısa
zamanda katetmesi,insanları teşviken;-Ey insanlar. Çalışın..sizde iki aylık bir
yolu bir günde kesebilecek bir duruma gelebilirsiniz.
Çünki
peygamberler ahiretin rehberleri oldukları gibi,maddi hayatın,medeniyetinde üstadlarıdırlar.
Hz. Mûsa
(AS) nın Âsasıyla taşa vurarak 12 yerinde çeşmenin fışkırması (12 kabile
olup,her bir kabile bir çeşmeden birbirleriyle kavga etmesizin,istifade
etmesi),bugünkü artezyenlere işaret etmektedir.Sondaj makinalarıyla yerin
derinliklerinde bulunan petrol gibi sıvı şeylerden de istifadeye teşvik
etmekte,yol açmaktadır.
Hz.
İsa(AS)nın en müzmin dertlere devâ bulması,ölüleri diriltmesi,insanların
nisbîde olsa;kanser ve diğer ağır hastalara çare bulmaları,ölüme kısa bir
müddette olsa hayat rengi vermelerine bir işarettir.
Hz. Davud
(AS) un demiri hamur gibi yoğurması,demirin eritilerek her şekle sokulacağına
işaret etmektedir Ve hâkeza. Nitekim zamanımızda sanayinin temelini demir
teşkil etmektedir.
Bugünkü fen
ve tekniğin ilerlemesiyle yapılan şeyler mu’cize olmayıp,bir tekâmüldür. Çünki
mu’cizeyi canlı bir şey olarak tasavvur edecek olursak,medeniyetin harikaları
ona mukabil bir gölge ve ona ulaşmak kudreti beşerin fevkindedir. Onlar
mu’cizeleriyle son hududunu çizmiş olmaktadırlar. Küçük bir örneğini yakalamış
olmaktadırlar.
Teknoloji
hem peygamberleri tasdik etmekte,hemde onların işaret ettikleri noktalara
maddende ulaşmakla maddi saadeti yakalayabileceğini göstermektedir Onların
mânevi yönlerine de uyan beşeriyet hem maddi hemde mânevi,dünya ve ahiret
saadetlerini yakalamış olacaktır.
İ S T İ D R A C
Hakkı ve hakiki değeri
olmadığı halde kabiliyetsizliğine rağmen,bir kimsenin bir çok nimete mazhar
olması ve bu sebeble küfür ve isyana devam ile azab ve gadabı ilâhiyyeye
yaklaşmasıdır.
Yani,derece
derece düşüşü netice vermektedir.
“Keramet
ile müşerref olanın nefsi emmaresi bâki ise,kendine güvenmek,nefsine itimad
etmek,gurura düşmektir.”[44]
Kur’an-ı
Kerimde:”Âyetlerimizi yalan sayanları biz bilmeyecekleri noktalardan derece
derece (yavaş yavaş) helâke yaklaştırırız.” [45]Birbiri ardınca
kendilerine nimetler gelir,onları, haklarında Allahın dâimi lutfu sanırlarda
şımarırlar. İşte o zaman üzerlerine Allahın azabı hak olur.(Beyzavi)
Dahhak
diyor:Bunun mânası,onlar mâsiyeti tazeledikçe bizde nimetlerimizi
yenileriz,demektir.
Rivayete
göre Hz. Ömer-ül Fâruk (RA),Kisrânın hazineleri kendisine gelince;Ya rab,bir
istidraca uğramış olmaktan sana sığınırım. Çünki senin ‘senestedricühüm’
buyurduğunu işittim.,demiştir.[46]
Başka bir
âyette:”Artık bu sözü (Kur’anı) yalan sayanları bana bırak. Biz
onları,kendilerinin bilmeyecekleri bir cihetten,derece derece azaba
yaklaştırıyoruz.”[47]
Buna
–istidrac- derler ki bu,bir kul günahını tazeledikçe Cenâb-ı Hakkın onun
sıhhatini,ikbalini,devlet ve nimetini artırması,onun
şükrünü,tevbesini,istiğfarını unutturması,bu suretle onu gazab ve azabına
derece derece yaklaştırması ve nihayet ansızın onu yakalaması demektir.[48]
Hadiste:”Kulun
mâsiyetlerinde devam ve ısrar etmesine rağmen,Allahın onu dünyadan ne arzu
ederse verdiğini görürsen bu,ancak ondan (Cenâb-ı Haktan) bir istidracdır.”[49]
İsyanda
olanların,bu nimetlerin kendilerine gelmesiyle azgınlıklarını
artırarak,bunların Allahın bir eseri nimeti ve kendisine
yaklaştırmasıdır,zannederler.
Oysa bu
Allahın kendisinden uzaklaştırmasıdır. Yani istidracdır.[50]
Binaenaleyh;hadislerde haber verildiği
üzere,Fir’avn,iblis,deccal gibi Allah düşmanlarında görülen harikaları,mu’cize
adı verilmeyip ihtiyaçlarının giderilmesidir. Mesela;firavunun nil nehrine
emrederek istediği tarafa akıtması ve deccalın bir adamı öldürüp geri
diriltmeside birer istidracdır.[51]
MEHMET ÖZÇELİK
[1] Bak.Konularına
Göre Kur’an-ı Kerim Fihristi.Nevzat Yüksel.sh.72-76,392-394.
[2] Age.44-45.
[3] Peygamberlik ve
Peygamberler.Muhittin Bahçeci.sh.72.1977.İstanbul.
[4] Ehli sünnet
akâidi.İmam Ebu Yüsr Muhammed Pezdevi.(421-493 / 1027-1099) Terc.Doç.Şerafettin
Gölcük.sh.320.1980.İst.
[5] Yeni
Lugat.Abdullah Yeğin.sh.534.1983.İst.
[6] Kur’an-ı Hakim
ve Meâli Kerim Hasan Basri Çantay.Bakara.213. 1 / 57.1980.İst.
[7] Âsa-yı Mûsa.B.Said
Nursi.sh.111.Envar Neşr.1996.İst.Aynıeser.1978.İst.sh.100,Bak.Tefsiri
Kebir.Fahreddini Râzi.Terc.Heyet. 15 / 8.
[8] Âsa-yı
Mûsa.age.sh.112.
[9] İşarat-ül
İ’caz.B.Said Nursish.27.1978.İst.
[10] Envârul
Muhammediye minel Mevâhibül Ledünniye.sh.401.Hicri.121.Beyrut.
[11]
Mektubât.B.Said Nursi.sh.454.Yeni Asya neşr.1994.İst.
[12] Şerhul
Emâli.Aliyyül Kâri.sh.21.Fazilet Neşr.İst.
[13] Fıkhı
Ekber.İmamı Âzam.Aliyyül Kâri Şerhi.sh.151.1979.İst.Bak.Akâidi Şerhi
Kesteli.Taftazani.sh.169.İst.
[14] Peygamberler
Tarihi.B.Ateş,M.Dikmen.sh.35.1981.İst.Bak.Mektubat.age.sh.361.
[15] Tekvir.8.
[16] İsra.15.
[17] Bak
Peygamberler tarihi.age.sh.41.
[18]
Usûliddin.Fahreddin Muhammed bin Umerel Hatib-ur
Râzi.sh.93.Ezher.-Veşussanadıkıyye-
[19]
Mektubat.sh.41.
[20]
Mektubat.age.sh.41.
[21] Age.41.
[22] Bak Yeni
lugat.age.sh.581.
[23] Ehli Sünnet
akâidi.age.sh.320.
[24] Mu’cemül
Müfehres li elfazil Kur’an-il Kerim. Muhammed Fuâd
Abdulbâki.sh.314.Beyrut/Lübnan.
[25] Peygamberler
tarihi.age.sh.75.
[26] Tefsir
Usûlü.Prof.İsmail Cerrahoğlu.sh.37.1983.Ankara.
[27] Yeni Lugat.age.sh.753.
[28] Meryem.11.
[29] En’am.112.
[30]
Fussilet.11-12.
[31] Nahl.68-69.
[32] Enfal.12.
[33] Mâide.111.
[34] Kasas.7.
[35]
Nisa.163,Şûra.51,Bak.Tefsire Giriş.Mehmet Sofuoğlu.sh.9.1981.İst.
[36] Tefsir
Usûlü.age.48.
[37] Age.44.
[38] Şualar.B.Said Nursi.sh.105,1960.İst,Yeni
lugat.age.sh.754.
[39] Fıkhı
Ekber.age.sh191.
[40] Mecmuâtül
Mütûn.Metni AkâidÖmer Nesefi.sh.8.Fazilet neşr.
[41]
Enfal.17,Muhtasar Tefsiri İbni Kesir.(Arapça) 2 / 93, H. 1400. Beyrut, Müsned.
Ahmed İbni Hanbel. 1 / 456.1982.İst.
[42] Kamer.1,Tefsiru
Kur’anil Azim. 4 / 261.Beyrut.Hadis Ravileri.Enes bin Mâlik,Cübeyr bin
Mut’im,Abdullah bin Abbas,Abdullah bin Ömer,Abdullah bin Mes’ud.
[43] Mektubat.age.sh.124.1979.İst.Aynı eser.Yeni Asya neşr.sh.141.h1994.İst.
[44] Yeni
lugat.istidrac bahsi.
[45] A’raf.182.
[46] Hâzin.Kur’an-ı
Hakim ve Meâli Kerim.age. 1 / 248.
[47] Kalem.44.
[48] Beyzavi-Râzi-Medarik-Ebussuud-Kâmusı
Arabi.
[49] İmam
Ahmed-Taberani-Beyhaki-Ukbe bin Âmir,Kur’an-ı Hakim ve Meâli Kerim.age. 3 /
1078.
[50]
Keşşaf.Zemahşeri.(Arapça) 4 / 133.Beyrut.Bak.Müsned.age. / 145.1982.İst.