Düşünüyorum
da,bir asırdır yapılanları,yazılanları,söylenip
uygulananları kitaplaştırmaya kalksak,yüzlerce ve binlerce cilt kitap tutar.
Zira
asrımız,asırların özetidir.
Bir
kitabın ön-söz ve son-sözü,o kitabın özeti sayılır. Ve
o kitap son söz-de bütün konuların özetleri olarak kısaca anlatılır.
Asrımız
da her alanda,branşta özetlenmekte ve son-lanmaya
doğru gitmekte ve de götürülmektedir.
Şimdiye
kadar gelen asırlar,hep proğramlarını son-a ve sonuca
göre ayarlayıp,uygulamışlardır. Sonucun belirlenmesi yönünde uygulamada
bulunulmuştur. Çünkü;Hüküm sonuca göredir. Sonuç hükmü
belirler. Nitekim hükmün sonucu belirlediği gibi. Netice
hükme göredir. Hükmü netice belirler.
Geçmiş
de;asırlarda olan olaylar,asrımızda;yıllara,aylara ve
hatta hafta,gün ve saatlere sığdırılmaktadır.
Günde
bir ve bazen birkaç gündem oluşmaktadır.
Gün,gündemi belirleyenin oluyor.
Yirminci
asrın gününü ve gündemini DİN oluşturmakta ve belirlemektedir.
Menfilerin
gündemini dini oluşumların tedirginliği oluştururken,müsbetlerinkini
de hizmetleri daha,daha nasıl hizmet edebilirim-ler...
Madde
bütün hızı ve ağırlığıyla işgal etmeğe çalışsa,sun’i
oluşturmalarla günü ve gündemi kendi üzerine çekse de fıtri olmayıp,gerçek
kalmayıp,geçici olarak,hakiki olaraktan güne ve gündeme hakimiyet kurup
damgasını vuramamaktadır.
İnsanlık
tarihi Hz. Âdem’le başlayıp,gündemi din açmış
olup,Son-u yine Din-le kapanmaktadır. Leh’de,aleyh’de;Din
hedef veya hedeftedir.
Leh-de
çalışanlar onu müsbet olarak gündemde tutup,tealisine
çalışırken;
Aleyh’de
çalışanlar da,şuursuz olarak Din-in gündemde
tutulmasına,konuşulmasına sebeb olmaktadır.
Birincisi;Müsbet çalışmalarıyla,iyi niyetiyle cennete layık
olup,liyakat kesbederken;
İkincisi;Menfi çalışmaları,kötü niyetiyle cehenneme muvafık
ve uygun,ehil bir hal alır.
Peygamber
Efendimizin buyurduğu gibi:”İnsanlar madenler gibidirler.”
Kafir
kömür madenine dönüşürken,mü’min imanı ve imandaki
rütbesiyle altun ve elmas madenlerine terfi eder. Ayarını yükselttiği gibi,düşürür de...
Şeyy...
Acaba ayarımız kaç-da? Ne kadar yükseltmekteyiz acaba?
Zira
Efendimiz (SAM),her gün 70 defa tevbe etmekteydi. Sürekli,her
günde inişi olmayan sürekli yükseliş içerisinde idi o... O İsmet sıfatı gereği
günahtan masum ve korunmuş olduğuna göre günahtan tevbe değil,aynı seviyede
kalmayıp,iki günü birbirine eşit olup zararda olan gibi kalmayarak,sürekli bir
yükselişin içerisinde idi.
Biz
ne kadar çıkmaktayız? Sevabımızın azlığından dolayı mı tevbe etmekteyiz,yoksa
günahımızın çokluğundan mıdır tevbemiz? Nasıl çıkmaktayız? Çıkışlarımızın
sür’ati ne derece de? İnişimiz kaç km. hız da?Yoksa
müsavi mi? Acaba üç çıkıp bir mi iniyoruz? Veya bir çıkıp üç mü iniyoruz?
Bunu
kendimizden de anlayabiliriz! Cemiyetin gidiş ve gidişatından da tesit
edebiliriz. Ancak şu bir gerçek
ki;sür’at asrındayız. Günahda da sür’atteyiz,sevabta
da sür’atteyiz...
6-7-1996
MEHMET ÖZÇELİK