ÇAKANLAR   VE   ÇAKILANLAR

 

            Dünyayı kokutanlar, kendileri kokanlardır.

            Günahlar birer kir ve  kokudurlar: kendileri kokarlar ve etrafı  da kokuturlar. Günahı nisbetinde igrenç kokar  ve igrençleşirler .

 Bunlar yükseklerden düşüp yere çakılanlardır . Başkalarını da  yere çakmaya çalışan  , çakıl yapılı çakıcılardır.

İnsanlar iki kısımdır, bir kısmı isyansız insanlar. Bunlar hakiki insanlardır.

Diğeri  nisyan içinde , isyankar , insan isminin  müsemması olan insan isimli varlıklardır.

Her ikisi de fıtratına yönelir ve fıtratının gereği olur ve yaşar.

Kömür ruhlu bu insanlar , cehenneme hatap  yani odun olmaya  müstahak kimselerdir. Nitekim dünyada da odun gibi yaşayıp , beton gibi düşünüş içerisinde yaşadılar. Kendi kafir, küfrü beton...

Ve bunlar:”Her kes bizim gibi olsun.”der ve o minval üzere çalışır. Öyle ki o uğurda hayatını bile ortaya koyar. Yani;gir cehenneme,al hayatımı. Yönel cehenneme,al malımı. Boz fıtratını,al evladımı.

Yeter ki benim gibi ol,al her şeyimi...

Ne kadar  da fedakar mı diyorsunuz?

Hayır! Hiç de fedakar ve vefakarlığın sözü ve sözleri değildir. Bu sözler müflisin,hiçbir şeyi olmayanın,verebilecek değerlerden mahrum olan ve kalanların sözleri ve onlar için söylenenlerin sözleridir...

Bunlar dünyaya gelirken,kendilerine verilen değerlerini bitirip,geriye bir şey bırakmayanların sözleridir.

Kısaca;minarenin başından düşüp de,kuyunun dibine çakılanların çakmalarından çıkan sönük ışıklı sözleridir.

Güneş ve ışığı nerede,çakmak ve çaktığı nerede?

Minarenin tepesindeki ezan ve onun ilanı nerede? Kuyunun dibinde olanın ve çıkardığı cırtlak ses nerede?

Eynes-serâ mines-süreyya....

 

                                                                                                          6-7-1996

                                                                                              MEHMET   ÖZÇELİK