-“Zavallı Emin Çölaşan”diye
başlıyordu yazısına Yeniden Doğuş Partisi Lideri Hasan Celal Güzel Ayaş
cezaevinden yazdığı uzunca yazısında..[1] Gençlik
devresinden ta Özal sayesinde ayakta durma dönemlerine kadar kin ve düşmanlığa
tahrik edici özelliğini dile getiriyordu,zaman ve delilleriyle.
-Doğu Perinçek;en çok malum
olup meçhuller içerisinde kalan Maocu ve İşçi partisinin genel başkanı bu şahıs,1980
sonrası 12-Eylül ve Kenan Evren,Özal,Amerika ve CIA düşmanlığı üzerine hedefini
bina etmiştir.
“Atatürkçü düşünce
derneği,Doğu Perinçek başkanlığındaki işçi partisinin arka bahçesi haline
getirilmiştir.”[2]
Kendisi sosyalist
olup,8-Nisan-1972’de “Şafak bildirisi”ni kaleme alan bir kişi olarak İstanbul
Hukuk Fakültesi asistanlığından ihraç edilmiştir.
Devrimci liderlerdendir.[3]
1988-de MİT-ten ayrılan Mehmet Eymür İnternet ATİN
sitesinde Perinçek ile ilgili uzunca yazılarından yaptığımız alıntılarda özetle:
25-9-2000-de
|
"Doğu
Perinçek ’in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı
doğrudur. Doğu Perinçek bana siz bu şekilde muvaffak olamazsınız, benim
siyasî yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur şeklinde telkinlerde
bulunuyordu." Bu ifade Abdullah Öcalan’a ait. DGM savcıları tarafından İmralı
Cezaevi’nde alınan ilk ifadeleri. Perinçek'in "Apo ile yakınlaşma bir devlet göreviydi. Kardeş
kanının durdurulması için bu görevi kabul ettim. Bu gizli bir görevdi, onun
için daha fazla açıklama yapamam. Genelkurmay'ın konudan haberi var.
Ciya'cı ve şeriatçı çevreler beni yıpratmak için sık sık bu resimleri
yayınlıyorlar" Perinçek, 17 Haziran
1942'de Gaziantep'te doğumlu. Baba adı Sadık, anne adı Lebibe. Evli, dört
çocuk sahibi. İkinci eşi Şule Perinçek, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu,
gazeteci. Çocukları Zeynep, ODTÜ mezunu, Kiraz, Boğaziçi Üniversitesi
mezunu, Mehmet, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde ve Can. Doğu
Perinçek Almanca ve biraz İngilizce biliyor. Perinçek'in baba tarafı
Erzincan, anne tarafı Malatya'dan. Babası yargıçlık yapan
Perinçek'in gençlik yılları Ankara'da geçmiş. Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesini bitirmiş. Perinçek'in Hukuk
Fakültesinden ilginç dönem arkadaşları var. Bunlardan birisi MİT Müsteşar
Yardımcısı Mikdat Alpay. O da Perinçek'in anne tarafı gibi Malatyalı. Perinçek'in yabancılarla
ilişkisi ilk 1962 yılında başlıyor. O yıl Hukuk Fakültesi öğrencisi Perinçek,
Almanya'ya gidiyor. Oradaki yaşantısı pek belirgin değil. 1963 yılında tekrar
Türkiye'ye dönüyor. Bilinen tek şey "Almanca" öğrendiği. 1964'de Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Perinçek Kamu Hukuku kürsüsüne
asistan oluyor. Bu arada Perinçek'in
Almanya'ya gidiş gelişleri devam ediyor. Bu gidiş-gelişleri şekillendirmek
için Perinçek 1967'de Almanya'da, pek itibar görmeyen ve belli bir faaliyeti
olmayan "Türk Toplumcular Ocağı"nı kuruyor. 1968 de ise
"Türkiye'de Siyasi Partilerin İç Düzeni ve Yasaklanması Rejimi"
isimli doktora tezini vererek "Hukuk Doktoru" ünvanını alıyor. Perinçek Hukuk Doktoru
oluyor ama, hayatı hep "hukuk dışı" işlerle geçiyor. Baba Sadık Perinçek
1961'de Ankara'da, Ekrem Alican, Prof.Aydın Yalçın, Hikmet Belbez, Raif
Aybar, Yüksel Menderes, Emil Galip Sandalcı, İhsan Hamit Tigrel, Fahreddin
Kerim Gökay'le Yeni Türkiye Partisini kurarken, aynı günlerde Avni Erakalın,
İbrahim Güzelce, Şaban Yıldız, Kemal Nebioğlu, Rıza Kaus, Kemal Türkler,
İstanbul'da Türkiye İşçi Partisi (TİP)'ni kuruyorlar. Doğu Perinçek bu
arada bazı dergilerde "E. Tüfekçi" takma adı ile yazılar
yazıyor. Yazılarının hedefi Mihri Belli ve MDD hareketi. Perinçek aynı dönemde
Türk solunda önemli diğer bir isim Behice Boran'a da yanaşıyor. Boran'ın
çıkardığı "Dönüşüm" dergisine yazılar yazıyor. Mihri Belli'nin
"Sosyalist Devrim Stratejine" karşı geliştirdiği "Millî
Demokratik Devrim (MDD) Stratejisi nedir? MDD'ye göre, devrime,
iki aşamada ulaşılacaktır. İlk aşamada feodalizm, emperyalizm ve
işbirlikçi üçlüsüne karşı "millî burjuvazi" ve "büyük
burjuvazi"nin bir kısmı da dahil olmak üzere bütün sınıf ve tabakaların
birleşik mücadelesi öngörülmektedir. Bu mücadele sonucunda
varılacak nokta, burjuva demokratik devrimi ile eş değerli, ancak dünya
proleter sosyalist devriminin bir parçası olan "Millî Demokratik
Devrimdir". İlk aşama birleşik
cephenin iktidar olması, ikinci aşama ise sosyalist devrimdir. Nitekim, 1968'deki
"üniversite işgalleri" ve büyük "gençlik hareketleri"
sırasında Dev-Genç'in başında Perinçek var. Mihri Belli, ekibini
parçalamak isteyen Perinçek'ten şüphelenmişti. Perinçek'in gizli servislere
hizmet ettiğini ilk teşhis eden Mihri Belli'dir. Belli, Perinçek'e "CIA'nın Maocusu" adını taktı ve bunu bir yazısında da açıkça belirtti. Perinçek, 1968'in Kasım
ayında "Aydınlık Dergisini" yayınlamaya başladı, 21 Mayıs 1969'da
yasadışı Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi'ni (TİİKP) kurdu, aynı yılın
Temmuz ayında İşçi-Köylü gazetesini çıkardı. Perinçek 1970 sonrasında, sol darbe
hazırlıkları içinde bulunan ordu mensupları ile işbirliğinde bulundu. Ancak
bu ekibin beklediği gelişme olmadı, Karşı taraf bu hazırlığı haber almıştı ve
12 Mart 1971 günü askeri ihtilali gerçekleştirdiler. 1972 mayısında yakalanan
sanık Perinçek için Savcı, şöyle diyordu: "Fikri yapısı itibariyle Marksist, Leninist,
Maoist görüşleri benimsemiş bulunan sanığın, devrimin ancak illegal bir parti
ile başarılabileceği fikrinden hareketle; yasadışı parti faaliyetlerinde
bulunduğu, kurulan bu illegal partinin ideolojisinin Marksist, Leninist, Mao
Zedung düşüncesinde olduğu, Türkiye'nin sınıf şartlarına dayandırılacağı, bu
suretle proleterya diktatörlüğünün kurulacağı, halk ihtilalinin zafere
ulaşması için mücadele edileceği, nihai hedefin komünizmi gerçekleştirmek
olduğu, sanık tarafından bu partinin Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi
olarak açıklandığı... Partinin yan destek kuruluşları olan İhtilalci Köylü
Birlikleri, İşçi Köylü Silahlı Birlikleri ve İhtilalci Gençlik Birliği'ni
teşkil edip planladığı, sanığın bunlardan gayri, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne
sızarak kendi fikriyatı istikametinde olan bir kısım subaylar vasıtasıyla
parti için gerekli olan bazı hüviyet, izin kağıdı, talimname, elbise vs.
teminine ve sosyalist fikirlerin ordu içinde yayılmasına çalıştığını, ilerisi
için bu yolla silah teminini düşündüğünü..." Sanık Perinçek ise, kendini
ve örgütünü savunuyordu: "Ordusu, polisi,
hapishaneleri ve bürokrasisiyle halkımız üzerinde ağır bir yük olan hakim
sınıfların devleti nasıl yıkılacak? Halka acı veren bu zulüm mekanizması,
toplumsal gelişmenin önünde bir engel olarak duruyor. Bu devleti devrimle
yıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Hakim sınıfların zorbalığı karşısında,
halkın gizli teşkilatlanması kadar meşru bir şey olamaz... Proletarya ve halk
yığınları, ezilmemek ve zalimlerin saltanatını yıkmak için gizli teşkilat
kurar. Hakimiyet verilmez, alınır. Büyük davalar ancak ve ancak halk
yığınlarının silahlı mücadeleleri yoluyla kazanılır." İki sene sonra genel af çıktı ve Perinçek 1974 Temmuz ayında serbest. kaldı. |
Peki, yıllardır belli bir çizgiyi tutturamayan, bir gün
Marksist, bir gün Anti-Sovyet, bir başka gün Mao'cu, PKK'cı olan, bir
"özeleştiri" yapıp kılıktan kılığa giren Doğu Perinçek kim?
Doğu Perinçek 1969 yılında Milli Demokratik Devrim
konusunda Mihri Belli ile arasında görüş ayrılığı çıkması üzerine, bir sol
grubun liderliğini üstlenmişti. 1978 yılında Perinçek Siyasi bir parti kurdu ve
genel başkanlığını üstlendi.
Partinin amaçları arasında " fırsat kollamak,
uzun süreli bir çalışma ve mücadele yürütmek, düşmanı daraltmak,
birleşebilinecek bütün güçlerle birleşmek" gibi yöntemler vardı. Legal
olanaklar sonuna kadar kullanılarak güçlenmeli, silahlı eylemler ilerideki
aşamada düşünülmeliydi.
12 Eylülden sonra Perinçek, hemen taktik değiştirdi.
Partisine, yasalara dikkat edilmesini, yönetim aleyhine herhangi bir tavır
alınmamasını, aleyhte söz söylenmemesini tembih ediyordu. Taktikleri fayda
vermedi, askeri yönetim diğerleri gibi bu partiyi de kapattı.
Perinçek, 1988'de yeni bir parti kurdu.
|
||||
"TÜRKİYE'NİN POL POT'U
Perinçek tarafından yayınlanan ve
1993'ten sonra süresiz olarak kapatılan 2000'e Doğru Dergisi dikkatli bir gözle
incelendiğinde baştan sona Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak ve terör örgütü
PKK'ya destek vermek amacını güttüğü ortaya çıkıyor. Derginin 29. sayısında
"Kürt Erlere Nöbet Tutturulmuyor" başlığı ile yayınlanan kapak
dosyasında açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri'ne iftira atılmış ve ordu bünyesinde
ikilik çıkarılmak istenmiş, daha sonraki sayılarda da bu propaganda
geliştirilerek devam ettirilmişti." (Aksiyon 2-8 Mayis 1998 Sayı
178)
Mihri Belli
"CIA'nın Maocusu"
Kamuran Duyar (Eski
Aydınlıkçı)
"Tatlı su sosyalistidir.
Ortalık duru iken en hızlı sosyalist kendisidir. Ancak oligarşinin kaşları
çatılınca kapılarında nöbet tutmaya başlar, her türlü hizmetini yapar.
Oligarşinin kitleler üzerinde yürüttüğü dezenformasyon operasyonunda en büyük
laikçiliği üstlenir. Sabah Mao, öğlen Şerif Hüsnü, akşam M. Kemal, gece
Çavuşesku posteri taşıyan Perinçek..." (Akit
17 Mart 1998)
“Türkiye
Cumhuriyeti'ni yıkarak Seriat devleti kurmak için ayaklanma hazırlığında olduğu
açıklanan Hizbullah terör örgütünü kurup yöneten asker orijinli bir ekibin
yayın kadrosunu Doğu Perinçek ve
Yardımcısı Hasan Yalçın'ın yönettiği açığa
çıktı. Aydınlık isimli ekibin Jandarma, MİT ve polis içindeki uzantıları
araştırılıyor. Bu ekibin dış güçlerin hizmetinde olduğu ve yalan haber üreterek
Türkiyenin gündemini karıştırmak ve istikrarsızlık yaratmakla görevli bulunduğu
MİT Kontr Terör eski başkanı tarafından
saptanmıştı.
Perinçek grubunun
Susurluk sonrasında da olayları saptırarak asıl failleri gizlemeye çalıştığı ve
grubun arkasında Türkiye'de istikrarsızlık yaratmaya çalışan bazı yabancı
istihbarat teşkilatlarının bulunduğu belirlendi.”
21.03.2000
Bekaa 1991
Bazen resimler, sayfalarca
yazıdan, saatlerce konuşmadan çok daha fazla mana ifade edebiliyor. Şu resme
bakın. Terörist örgütün şeref komutanı Perinçek , pusu kurup Mehmetciği şehit
eden kanlı elleri nasıl da heyecanla sıkıp kutluyor. Biraz sonra Öcalan'dan alacağı
"PKK'ya üstün hizmet ve sadakat" madalyasının heyecanı bütün
benliğini kaplamış. İşte Perinçek, işte ordusu.
|
|
||||||
Bulmaca |
17.08.2000 |
||||||
|
|
|||||||
Sadece sarıldığı omu? İşte
bir örneği daha;Doğu perinçek sırp kasabı Slobodan Miloseciç-in devrilmesine
üzüldü.ve bunu emperyalist bir oyun olarak aydınlık dergisinde değerlendirdi.ve
meşrulaştırmak için savunmasını,bunu hile ile para vadiyle amerikanın yaptığını
püskürerek ifade etti.[4]
-Nesim Malki;yer altı
olaylarının karanlık bir yüzü..Yahudi bir iş adamı olup.28-11-1995’de Bursa’da
çapraz ateşle arabasında ölü bulundu ve borç kayıtlarının olduğu defterde bu
arada kayboldu. Arkasında Alaattin Çakıcı-nın da olduğu belirtilip,Erol
Evcil-in Malkiye 95 yılı itibariyle 2,5 trilyon borçluydu.[5]
Bu zeytin kralının
yolsuzlukların kaynağı olan Susurluk-un aydınlatılmasında [6]kilit
bir isim olduğu ifade edilmektedir.
Ali Bulaç-ın tarihe not düştüğü
köşesindeki yazısında;[7]Malki
cinayetinin azmettiricisi ve birçok suçlardan aranan Evcil-in zamanın Bursa
valisi Orhan Taşanların Bursa’da başlattığı irtica yaygaraları ve İmam-Hatib
öğrencilerinin sınıfa alınmaması ve hatta bundan dolayı alınmayan bir kız
öğrencinin dışarıda geçirdiği bir kaza neticesinde ayağını kaybetmesi ve atılan
dayaklar... Ancak bir yıldır dünyada kırmızı bültenle aranan Evcil-in Bursa’da
gizlendiği ortaya çıktı. Çıkışı da Orhan Taşanlar-ın merkeze alınan valiler
içerisinde oluşundan sonra ortaya çıktı.
İnsanların nazarlarını bir
tarafa çevirip yönlendirerek,bir takım işler yapma senaryoları! İrtica
bahane,işler şahane!
-Mahir Kaynak;Üniversite
lakabıyla öğretim görevlisi ve MİT ajanı olan bu zat;”Deşifre olmasam solda
liderdim.”der.[8]
Kaynak-ın bilgi
sızdırması,MİT-e önceden haber vermesiyle 9-Martçı Cemal Madanoğlu-nun
muhtırası engellenmiş,ancak 3 gün sonra ordu 12-Mart –1971 muhtırasını
yapmıştır.
Ve iki gün önce
Demirel-e;”Müsterih olsun”darbe olmayacağını söyliyen Cumhurbaşkanı Cevdet
Sunay,2 gün sonra 12-Mart-1971’de MİT müsteşarı Fuat Doğu’yla Demirel-e
gönderdiği mesajda;-İstifa etmesini-söylüyordu.
Ve öncesinde Talat Aydemir
ve arkadaşlarının 22-Şubat-1962’deki yaptığı askeri müdahale başarısızlıkla
neticelenmiş;21-Mayıs-1963’deki 2. darbe girişimi de Aydemir ve binbaşı Fethi
Gürcan-ın askeri mahkemedeki idam edilmesiyle de son bulmuştur.
-MİT;”Osmanlı devletinin son
yıllarında,siyasi birliğin korunmasını sağlamak,ayrılıkçı hareketleri önlemek
ve yabancı ülkelerin ortadoğudaki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karşı
koymak amacıyla kurulan teşkilatı mahsusa,modern anlamda ilk Türk Gizli
servisiydi.”[9]
Sultan Reşad’ın onayıyla
kurulan bu teşkilatın başına da Sultan Abdulhamid-in Kuşcubaşı-sının oğlu olan
Eşref Sencer Kuşcubaşı getirilmiş ve 1965-de de meclisin kabulüyle MİT yani
Milli İstihbarat Teşkilatı kurulmuştur. Fevzi Çakmak’ın girişimiyle de 1927’de
istihbarat ve istihbarata karşı koyma adıyla “Milli Emniyet Hizmeti”adıyla MAH
kurulmuştur.
-Faik Bulut;Kendi ifadesiyle:”Sosyalist
olup,Atatürkçü değil”[10]
Amcası oğlu feridun
Bulut,kendisini bir takım çevrelere iyi görünmek için dinsiz göstermeye
çalıştığını ve kendisinin;”Çocukluğunda Allah’a inanırdı. Ama 1980 öncesinde
Filistin kurtuluş örgütü(FKÖ)kamplarında eğitim gördü. Müslümanların
yanında,İsrail askerlerine karşı savaştı ve burada yaralanarak esir düştü.”diye
tanımlar.[11]
Bir taraftan aleviliğe
taraftarlılıkla aleviler kışkırtılırken,diğer taraftan da;yazdığı “Ali’siz
Alevilik”kitabı ve paneldeki konuşmasıyla da;”İlk alevileri ateş kuyusuna
atarak diri diri yakan”ifadeleriyle Hz.Ali’yi böyle göstermekle bir yandan da
bir boşluk ve inançsızlık içerisine yitilmektedirler.[12]
Perinçek-in Aydınlık’ından
gelme olup;din,ordu ve alevi konularını ele almakla o alanda oturan ve Prof.
İzzettin Doğan’ca da alevi olmadığını söyleyerek kabul etmediklerini ve onun
ateist olduğunu açıkça söylediğini nakleder.[13]
-İsmail Nacar;Eğitimin
kişiliği pekiştirici bir fonksiyonu oluşturmaması,kaypak zeminden dolayı
kaypaklıklara şahit olmaktayız. İslamcı yazar adıyla tanınan bu şahsın hayatına
baktığımızda;”Sahte kahraman Atatürk”yazısından,Malatya Turan emeksiz lisesinde
Hüseyin Kemal Abas öğretmenin cinsel organını kesme olayına
karışması,ülkücülerle irtibat kurması,Vehhabilerle irtibatını devam
ettirmesi,İran-la ilgi duyup bağlantı kurmasına ve siyasi parti kurma
çabalarından,Apo ile görüşme arayışlarına ve telefon görüşmesi yapmasına kadar
farklı mekanlarda bulunmakla bir şey olma yolunda her şey olmaya doğru gidiş ve
her şey de olamayış.[14]
-Haşmet Atahan;Türkiyenin
ızdırabı yetiştiremediklerinden,bir şey yapayım kalıbından gelen hareketle,her
şey olabilecek bir sistemin aksaklığının neticesidir. 68’liler vakfı başkanı
Kemal kod adlı bu şahıs ki MİT’in;”içişleri bakanlığına gönderdiği 15-Aralık-1
tarihli yazıda,(da belirtildiği üzere)”Şam ve Hame’de bulunan ve sıkıyönetim
komutanlıklarınca aranan anarşistler”den biri olarak ismi geçmektedir. Bir
yandan da “arsa mafyası ve dolandırıcı adam”olarak da itham edilmektedir.[15]
-Cemal Abdunnasır;Sosyalist
olan bu zatın kominist-sosyalist tavrından etkilenen;Cezayirde
cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Hüvari Bu Medyen’de etkilenmiş ve
memleketinde uygulamıştır.[16]
-Doğan Güreş;Devamlı öğle
yemeklerini mehmetçikle aynı karavanada yediğini söyleyen dönemin genelkurmay
başkanı Güreş paşa,tugay komutanının ısrarı üzerine yeni açılan gazinoda yemek
yemeye giderken askerlerin askerlerin yemek yemeye hazırlandığını görünce karar
değiştirir ve ısrar üzerine çayı gazinoda içerler.Olayı şöyle anlatır:”Ben ve
Fisunoğlu kahve,Karadayı çay söyledi. kahveyi içecekken burnuma acaib bir koku geldi’ Bunda deterjan
var. Çaycıyı çağırın.’ dedim. Tabii,çaycılar firar etmişler. Sonradan
çaycıların tuzluk,yemekler,çay,kahve her şeye siyanür koyduğu ortaya çıktı.
Yemeği Mehmetçikle değil de burada yeseydik kurtuluş yoktu. Bizi Mehmetçiğin
duası kurtardı. Buna çok inanıyorum.”
Daha sonra bu iki PKK’lıdan
birisi Maraş dağlarında vurulur,diğeri de yakalanır.[17]
-H.Yusuf Gökalp;Tarım ve köy
işleri bakanı. “Türkiye 2000 Hayvancılık Kongresi”nde içtiği içki ile gündeme
gelince,kendisini görüntüleyen gazeteye 6 milyarlık sus payı reklam
verilince,konu kapatılmış oldu. [18]
-Ali Bulaç;Oğuzhan Asiltürk
RF-nin kapatılmasına sebeb olanın “Ali Bulaç suç işledi,RF
kapatıldı.”sözünün,Bulaç kendisi iki cümlelik Medine vesikası adlı çalışmanın
taslağa eklenmeden kaynaklandığını ve bunun suç teşkil edilemiyeceğini söyler.
Geçmişine çizgi çeken Bulaç
şuna dayandırır:”Artık geçmişte MNP-MSP ve RF çizgisinde teşekkül eden ve
bugünde FP-nin bir türlü yakasını bırakmayan siyasetin miadı dolmuştur.”[19]
-Hizbullah;Eski istihbaratçı
M. Kaynak-ında dediği gibi;”Devlet hizbullah’a müsamaha gösterdi.”[20]
PKK ile beraber ele
alındığında görülür ki;başlangıçta PKK’ya karşı kullanılırken,hizbullahda
PKK’ya karşı devleti kullanmış oldu. Şu anda yapılan ise;kullanılan aracın
aradan kaldırılma faaliyetidir. Maşanın kırılmasıdır.
Bu ifrat hareket,kendisi
gibi düşünüp hareket etmeyenleri tefritte görerek imhayı meşru görmektedir.
Asıl önemli olan ise;cephede görünen ve görüntüden ziyade,geriden kumanda
edenin kullanımındadır. M. Kaynak;bu olayların hizbullahın üzerine yıkmak
olup,onlar tarafından işlenmiş olduğunu da zannetmediğini,adeta bu olayların
yabancılar (sermayeleri)için evin temizlenme faaliyeti olduğunu ifade eder.
PKK ve Hizbullahın hedefi
aynı;devleti yıpratmak,sonuç da yıkmak. Biri kürt devletini,diğeri İran-misal
islam devleti kurma düşüncesi.
1993’de Mit müsteşarlığından
emekli korg. Teoman Koman hizbullah diye bir şeyin olmadığını söylerken,Batman
emniyet müdürü Öztürk şimşek:”Nasıl gidelim,bu bölgedeki hizbullah karargahı
JİTEM binasının hemen yanında bulunuyor;biz ne zaman operasyona kalkışsak
derhal müdahale ediliyor.”
Hizbullahın korunmasında
daha sonra vurulan Binbaşı Ahmet Cem Sever olduğu “Eğitenin de yeşil kod adıyla
Mahmut yıldırım-ın bulunduğu”söylenmektedir.[21]
Şiddeti hedef alan
hizbullah;bu noktada hem PKK ile hem de ermeni komitecileri ile
birleşmektedirler. Ancak biri zahiren dini kendine uydurmaya
çalıştığı,diğerleri dinsiz,marksist ve Leninist bir hizbe hizmet ettiğinden bu
noktada birbirlerinden ayrılmaktadırlar. İkisi de bir kişilik ve bir kimlik
arayışının içerisinde olup,bulamamanın hırçınlığını yapmaktadırlar. üçüncü
şahıs olan devletinde o kişiliği vermemesi veya verememesi onları isyana
itmektedir.
Bunlarla beraber,her
ikisinde de ya doğrudan ermeni kimliğiyle veya dönme adıyla ermenilerin
bulunması düşündürücüdür. İşin boyutunu arttırmakta,dünya çapında bir
organizeyi düşündürmektedir.
Ş.Urfa emniyeti terörle mücadele
şubesinin hazırladığı kitapçıkta hizbullah için”Örgüt şeması,CIA ve MOSSAD
yapılanmasına benzer”denilmektedir.
“Örgütün Ermenistandaki
yezidi kürtler ile bağlantısını hizbullahın beyin takımında yer alan Ermeni
kökenli Hacı İnan’ın sağladığı ifade ediliyor. İddialara göre,hizbullah lideri
Hüseyin Velioğlu,Türkiyedeki Yezidilerin bir kısmını örgüte
katarken,İnan,örgüte ermenistan,Suriye ve Irak’tan eleman getirerek paralı
asker gibi kullanılmasına ön ayak oldu.”
Yezidiler;bir yandan
inançsız,satanist,şerri temsil eden yaratıcının hakimiyeti,HZ. Ali’nin Allah
oluşu gibi sapık inançlara sahiplerdir. Yani PKK’nın uzantısı olan bu akımda
değişen vitrin,içeridekiler hep aynı,tarzlar da farklılıklarla
sergilenmektedir.[22]
-Kürt devleti;ABD-nin
bilinen gazetelerinden ’The Washington Post’taki bir haberde:”Kuzey
Irak’ta,Bağdat yönetimiyle bağlantısı giderek gevşeyen bir ‘Kürt devletinin’
oluşmakta olduğu”yapılan uygulamalar olan,bombalama ve anborgalar ile
gerçekleştirilmeye çalışıldığı belirtildi.[23]
Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh
Said’in kendisine katılmasını istemesini reddetmiş ve şu cevabı vermiştir:”
Türk milleti asırlardan beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapmıştır.. Çok
veliler yetiştirmiş veşehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç
çekilmez. Biz müslümanız. Onlarla kardaşız. Kardaşı kardaşla çarpıştıramayız.
Bu şer’an caiz değildir. kılıç harici düşmana karşı çekilir. Dahilde kılıç
kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz,Kur’an ve iman
hakikatlarıyla,tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale
etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır. Birkaç cani yüzünden
binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir.”[24]
Bediüzzaman bunu tasvib
etmediği gibi,vazgeçirmeye de çalışarak:”Ben o hadiseye iştirak etmediğim gibi,iştirak
edenlere de teessüf ettim.”der.[25]
Bediüzzaman istanbulda
hamallara yaptığı hitabede:”Türkler bizim aklımız biz onların kuvvetiyiz.”der.[26]
Urfa’nın Türk,Arap,Kürt gibi
müslüman kardeşleri birleştirmeye vesile olacağından bahsediyordu”Bediüzzaman.
ve”Nasıl bir zamanlar İstanbul şehri alem-i İslâma merkez olmuştu Öyle de
İnşaallah bir zaman gelir,Ankara şehri de onun gibi İslam alemine bir merkez
olacak.”
-“Tanrı’nın on emri’ni
yenileme Harekatı;adlı tarikatın bu amaçla toplu intihara giriştiği Uganda’da
65 ceset bulundu ve Kanungu’da da 17-Mart’ta bir kilisede düzenlenen ayin
sırasında 78’i çocuk 330 kişi kundaklama sonucu yanarak ölmüş ve toplam diğer
yerlerde yaptıklarıyla 500 kişi tesbit edilmiştir. Hak adına yapılan haksızlık.
Mehmet Moğultay;”10 yıldır,20
yıldır,30 yıldır hükümetten uzaktık. Hayır,yapılacak en akıllı hareket kendi
devr-i iktidarında örgütleneceksin,kadrolaşacaksın ve bu kadrolar günün birinde
gelecek,büyüyecek ve senin yolunu açacak. Hükümetten 5 bin kişilik kadro
çıkardım. 1970’lerden bu yana biz devletin hiçbir kadrosuna giremedik. Şimdi
3,5 yıllık iktidarımızda Seyfi Oktay zamanında 2 bin civarında hakim alındı. Bu
kadrolar ileride yeşerecek demokrat insanlardır. Yaptığım suçsa bu suçu
işlemeye devam edeceğim. Bu makamı asla terk etmeyeceğim. 5 bin tane infaz
koruma memuruna (gardiyan) ihtiyacımız var. Bunların düzenlemesini yaptım. olur
mu öyle şey? İnfaz koruma memurlarının sınavları yapıldığı söyleniyor. peki ne
yapmalıydım? Anadolu’dan İstanbul’a gelenler,Tunceli’de evlerini göçlerini
bırakanlar,Kars’dan,Ardahan’dan,Siiirt’ten,Batman’dan İstanbul’a gelen insanlar
aşsız mı kalsın,işsiz mi kalsın? Çalışma bakanlığım döneminde örgüte iş
müfettişleri aldım. Şimdi her ilde biz örgütü haberdar ediyoruz,örgütü
bilgilendiriyoruz,örgütün sınava ve kadroya girme olanağını sağlıyoruz. Yanlış
mı yapıyoruz? Bazı delege arkadaşlar bu kürsüye çıkarak benim savcılara baskı
yaptığımı söylüyorlar. Bunları buralara taşımayın.”[27]
GEÇMİŞDEN GÜNÜMÜZE HABERLER (ARTIK HÜKÜMSÜZDÜR)
-“CHP
hükümetinin ikinci gününde Alaşehir’de evlere baskın yapan emniyet
kuvvetleri,Nur Risalelerini zaptetti. Evlerinde kitap bulunduran iki kişiyi
mahkeme tevkif etti.
-Sovyetler
birliği kominist partisi yayın organı “New Times”,Ruslardan bağımsız bir Avrupa
kominizmini savunan İspanya kominist partisi lideri Carillo-yu suçladı.”[28]
-“İçişleri
bakanı Necdet Uğur,Valilere gönderdiği genelgede şehirler arası otobüslerdeki
ayet ve Hadis levhalarının kaldırılmasını istedi.
-Millet
meclisinde Ecevit’den İngiliz dergisi “the economist”te yer alan,Ecevit2in
güvenoyuna milletvekillerini ikna etmek için 30 milyon lira ayırdığı yolundaki
iddiaların doğru olup olmadığı soruldu.
-Üstünel-in
iddialarını cevaplandıran Nahit menteşe;”Vadesi gelip de ödenmemiş tek kuruş
borç yoktur.”dedi. Menteşe,Üstünel-in 1,5 ay önce yabancı para kaynaklarıyla
temasa geçtiğini itiraf ettiğine dikkati çekerek”Bu temasları ne sıfatla
yapmıştır?”diye sordu.
-Fransa’nın
Afrika’daki sömürgesi Cibuti.115 yıl bağımlılıktan sonra istiklaline kavuştu.”[29]
-“Hükümet
proğramı üzerindeki görüşmelerde 163. madde ile yağmur duasına
çıkanların,”Selâmun aleyküm”diyen öğretmenlerin bile suçlandığını belirten
Demirel bu maddenin değiştirileceğini açıkladı.
-Hükümet
proğramının görüşülmesi sırasında CHP grubu adına konuşan Ali Nejat
Ölçen,Demirel’in ailesinin İslâmköye Orta Asya’dan değil,Yugoslavya’dan
geldiğini iddia etti. İddiayı cevaplandıran Demirel Türkiye tarihinin geçmişini
özetledikten sonra,”Eğer bu sözler beni taltif için söylenmişse taltife hak
kazanmış değilim. tezyif için söylenmişse o bölgede bulunan milyonlarca
Müslüman Türk namına tezyife isyan ediyorum.”dedi.[30]
“Dış
politika da 1977,Sovyetler için talihsiz bir yıl oldu.”[31]
“Türkiye
ye girmesi yasaklanan TAN gazetesi sahibi karı-koca Zekeriya ve Sabiha
Sertel-in Türkiye ye girmesi yasaklanıp,hiçbir içişleri bakanı buna müsaade
etmediği halde Asıltürk-ün onayıyla 1977/3-Mart’ta girmesine müsaade
edilmiştir.”[32]
“Arkadaşımız
Necmettin Şahiner’in gazetemizin altıncı sayfasında yayınlanan röportajının bir
kısmı oldukça dikkat çekti ve basında yankılar yaptı. O kısımda Bediüzzaman
Said Nursi’yi anlatan İslâmköylü Abdullah Çavuş (Kula) hatıralarının bir
kısmında şöyle diyordu:”Üstad bir mektub yazmıştı. 50 yıldır mektubu
saklıyordum. Mektubta İslâmköyünden bir insan çıkacak,bu milletin başına
geçecek. Eğer Kur’an-a dayanmazsa neticesi vâhimdir.”
Yazının
gazetede yayınlanmasından bir gün sonra MSP’nin resmi yayın organı Milli
Gazetede partilerin amblemleri sıralanırken AP’nin kıratı ters çevrilmiş ve
aynı zamanda Selahaddin Çakırgil imzasıyla:”Bediüzzamanı kurtaralım” başlıklı
bir makale yayınlanmıştı. Makalede yukarıya aldığımız kısım ele alınarak bundan
kasıt Başbakan Süleyman Demirel olduğu belirtildi. Bu beyanları siyasi açıdan
yorumlayan yazar Bediüzzaman’a bir de,”Müneccimlik”yakıştırmıştı.
Arkadaşım
Ümit Şimşek ise;”Müneccimlik”değil,keramet başlıklı bir makaleyle bu yazıya
Yeni Asya’da cevap vermişti.
Daha
önce seçime doğru sayfamızda aynen yayınladığımız üzere Yavuz Donat
1-Mayıs-1977 tarihli Tercüman’da Şahiner’in yazısıyla Milli gazetede kıratın
ters çevrilmesini alakalı bularak Vitrin-ine almıştı.
2-8-1977
tarihli haftalık Yankı dergisindeki yankılar şöyledir:”Bir gün islâmköyden
birisi çıkacak. Bu memleketin başına geçecek. Şayet Kur’an hükümlerine uyarsa
muvaffak olacak,olmazsa akibeti kötü...”Bundan yarım asır kadar önce Nur
tarikatının kurucusu Said-i Nursi-yi yukarıya bir bölümünü aldığımız sözleri de
içeren bir mektub yazmış. Her nedense posta dağıtıcısı bu mektubu muhatabına
götürüb vermemiş. ama şimdi seçimlerin yaklaştığı günlerde bu mektubu açıklama
gereği duymuş.
Bu
mektubu okuyucularına açıklayan gazete sonraki yayınlarda ise,Demireli
hafızlarla yaptığı bir görüşmenin haberini:”Demirel=Kur’an-a hizmet şereftir.”başlığı
ile veriyor. AP-yi destekleyen dini çevrelerin bu hareketi ne derece etkili
olur belli değil.”
-Son
bir yankı da MSP yayın organlarından Yeni Devir-den kunduracı
ayakkabıdan,kütüphanecide kitaplıktan iyi anlarda,bazıları nedense ehil olmadıkları
işlere karışırlar. Nurculukla ve Risale-i nurla hiçbir alakası olmayanlar
Nurculara akıl vermeye kalkışıyorlar. Akıl verirken de ellerine,yüzlerine
bulaştırıyorlar. Yayınlarımızdan hayli rahatsız olduğunu yazısından anladığımız
Sadık Albayrak 5-Mayıs-1977 tarihli yazısında sözü Bediüzzaman Said Nursiye
getirerek şöylece ahkam kesiyor:”O ki,beynamazın,dinsizin,şer’i şerifin
olanlarla mücadele verdi.”Hadi şu şer’i şerifin karşısında olanları anladıkta
Bediüzzamanın mücadele ettikleri arasında yer alanlarda”Beynamazın”ve”Dinsizin”karşısında
yer alanların kimler olduğunu anlayamadık.”[33]
“Bingöl
belediye başkanı Selahaddin Aydar hakkında,1994 yılında Milli Gençlik
Vakfınca Diyarbakır’da düzenlenen Said-i
– Nursi-yi anma toplantısında yaptığı
bir konuşmadan dolayı,Diyarbakır DGM’de dava açılmıştı. TCK’nın 312/2 sayılı
maddesi gereğince yargılanan Aydar,10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.”[34]
“Urfa
devlet hastahanesindeki ameliyatta Mahmut Tuncer isimli bir talebenin
barsaklarından
“Demirel,anarşinin
elebaşısı CHP’dir”dedi.[36]
“....Sol
gazeteler ile CHP lideri feryadı bastı:”Hükümet ege adalarında gözümüzün
olmadığını açıklamalıdır.”
....karşı
çıkanların kim olduklarını söylemeye bile lüzum yok esasında. Biri Yunanlıyı
kardeş ilan eden Ecevit..Diğeri ise Yahudi asıllı Abdi İpekçi..ve diğer
dönmeler...”[37]
Cahit
Sıtkı’dan: “Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.”
ve:“Ayva
sarı,nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nereden çıktı bu cenaze?Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüğüm tarumar?
Neylersin ölüm her kesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kim
bilir nerde,nasıl kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”
“Büyük randevu...Bilmem nerede,saat kaçta?
Tabutumun
tahtası,bilsem hangi ağaçta?
N.Fazıl:”
Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş,ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki,bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.”
Y.Kemal:”Biçare
gönüller!Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki;giden sevgililer dönmiyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki
yerinden,
Bir çok seneler geçdi,dönen yok
seferinden.”
“Tenha
sokakta kaldım
Oruçsuz
ve neşesiz
Yurdun bu iftarından uzak
kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı ruhuma bir
gurbet akşamı
Madem ki böyle duygularım
kaldı çok şükür.”
-“SHP
örgütü tarafından “Laikliğe ve Atatürke saldırılar karşısında”pasif kalmakla
eleştirilen SHP genel merkezi,”şeriata hayır,aydınlığa evet”demek için bu gün
anıtkabirde,SHP’nin,hilafetin kaldırılmasının 70’inci yıldönümüne denk
getirdiği saygı duruşunun mitinge dönüşeceği iddia ediliyor.”[38]
-B.
Ecevit:”SHP kürtleri değil,bölücüleri meclise soktu.”
-“CHP’nin
Osmaniye’de oy oranını arttırmasının gösterdiği adayın kimliğiyle ilgili olduğu
konuşuluyor. İlahiyatçı bir adaya sahib olan CHP,”Allah aşkına”diye başlattığı
seçim propagandası süresince RP,DYP’den farksız bir şekilde dini duyguları ön
plana çıkartan konuşmalar yaptı. CHP adayı halkın duygu ve düşüncelerini
biliyordu. Ama,maalesef onun en büyük handikapı,CHP’nin başka yerlerdeki tavrı
ve yıllarca dinden uzak görünmeye çalışmasının getirdiği zorluklardı. Eğer bu
zorluklar olmasaydı CHP’nin bilhassa Osmaniyedeki oyu daha yüksek olurdu!..
Umarız
son seçim CHP’ye halkı karşısına almanın değil,yanına almanın hayırlı olduğunu
hatırlatması yönünden faydalı olmuştur.. CHP’yi,Osmaniyedeki adayı seçiminden
dolayı kutlamak gerekiyor..”[39]
Eski
MİT’çi M. Kaynak;çıkardığı olaylarla solda toparlanma çabası içerisine giren
CHP’nin,Türkiye de sol öğrencilerin arkasında olduğunu ve darbecilerin de
hamisi olduğunu delilleriyle söyler.
Sol-Kemalist
Toktamış Ateş der:”Atatürk-ün uygulamalarını elbette her yerde ve haklı bir
biçimde savunuruz. toz kondurtmayız. Ama o uygulamaları günümüze taşımak
istersek hem Atatürkün gerisine düşeriz,hem de çağın gerisine düşmüş
oluruz...olmaz öyle şey...”[40]
-CHP
70 yıldır ne yapmış,ne proje üretmiş ki kavgadan,maneviyata baskıdan başka?.
-Lenin
1920-lerdeki bir makalesinde:”Afrika,kominist olursa,Avrupa olgun bir meyve
gibi avucumuza düşer. Paris-e giden yol Cezayir’den geçer.”der.[41]
-“Son
yirmi senedir (1977-lerdeki hesaba göre) Beyaz sarayın sahipleri hep fakir ana
babaların çocuklarıdır. Misal mi istiyorsunuz?
İşte
ömrü kışlalarda ve savaş meydanlarında geçen Eisenhower!
İşte
bir zamanların manifaturacısı truman!
İşte
dünün bakkal çırağı Nixon!
İşte
okul harçlığını kazanabilmek için lokantalarda bulaşıkçılık yapan Ford!
Ve
işte trenlerde fıstık satarak bu günkü makama ulaşan yeni ABD başkanı Jimmy
Carter!”[42]
“Sosyalizmi
tatmak kolaydır,zor olan ondan kurtulmaktır.”(Belinkov)[43]
“Taksim
mitinginde ‘141-142-ye hayır’ pankartı taşıyan palabıyık bir işçiye sordu
arkadaşımız.
-Nedir
bu 141-142? Omuzlarını kaldırdı,ilgisiz.Bana ne?
-Arkadaş
ısrar etti=Öyleyse niçin taşıyorsunuz? Sana ne?
-Bir
başka işçiye yaklaştı=Nedir pankarttaki yazının mahiyeti?
-Anlamirem
begüm,mahiyet ne demeye geliy?
-yani
pankarttaki,141-142-rakamlarını soruyorum,neyin nesidir?
-Bilgiç
bilgiç başını salladı. Cahilsem hepten,bu 141-142 hükümetin maddesidir. bunlar
kalkınca ırahatça gece kondu kuracağız,bolca yevmiye alacağız,efendime
süleyim,işte,iyi olacak babo.....
Daha
soracaktı,arkadaş tatmin olmamıştı.ama işçilerle konuştuğunu gören Disk
militanlarından biri,ite kaka uzaklaştırdı onu. düşüne düşüne yürüdü. Korkunç
bir oyuna alet ediliyordu Türk işçisi.
-CHP
Tokat milletvekili Şahin Ulusoy2dan 1996 yılı ekonomik çözümlerden bir
reçete:”Camiye her girişten 50 bin lira alınsa,günde beş vakit camiye giden bir
kişi toplam 250 bin lira ödeme yapar. Türkiye2de bulunan 70 bin camiye her gün
ortalama 100’er kişinin gittiğini varsayarsak,elde edilecek yıllık gelir
ortalama 638 trilyon liraya ulaşır.”dedi.
1)Acaba
sayın Ulusoy camiye giden 100 kişinin içinde kendilerini saymaktalar mı?
2)Acaba
bunu camiye gidenlerden değil de,sigara,içki gibi zararlı içecek ve uygulamalar
için teklif etseler,hem o insanları tehlikeden,hem de toplumu kurtarmış
olmazlar mı?Yoksa kendi cebinden mi çıkmış olur da ona yanaşmaz?
3)Zaten
camiye gidenler her fedakarlığı yapmaktadırlar. Acaba gitmeyenler için bir
çare,çözüm ve teklifte bulunsalar,daha köklü bir çözüm olmaz mı? Veya
gitmeyenlerden alsalar daha çok toplamış olmazlar mı? belki de bu bahane ile
kendileri de gelmiş olurlar,en azından para vermemek için!
4)Ulusoy
bey! Milletin ruhu ve kalbinden parça kopararak değil de,akli ve mantıki
çözümler bulursa daha insani ve köklü bir hareket içine girmiş olmaz mı? Yoksa
köksüzlerin akibetinden mi korkmaktalar?
11-6-2000 / MEHMET
ÖZÇELİK
[1] Bkn.Zaman gazt.17-01-2000.
[2] İftiranın değişmeyen mantığı.L.E.webb.53.
[3] Kimse kızmasın kendimi yazdım.H.cemal.55,60,96.
[4] Bak.Zaman gazetesi.8-10-2000.
[5] Bkn.Zaman gaz.1-11-1999.
[6] Bak.agg.
[7] Bkn.Agg.6-11-1999.
[8] K.K.K.Yazdım.age.439.
[9] Bkn.Zaman gaz.31-8-1998.
[10] İftiranın değişmeyen mantığı.L.E.Webb.44.
[11] Bak.zaman gaz.30-6-1999.
[12] Bkn.agg.13-8-ve-14-8-,22-6-1999.
[13] Bkn.agg.24-6-1999.
[14] Bkn.Agg.24-6-1999.
[15] Bkn.agg.22-6-1999,26-6-1999.
[16] Bkn.İslam Ans.İSAM. 19 / 64-66.
[17] Bkn.zaman gaz.9-4-2000.
[18] agg.9-4-2000.
[19] Agg.1-2-2000.
[20] Yeni Şafak gaz.23-1-2000.
[21] Agg.23-1-2000,taha Kıvanç.
[22] Bak.Zaman gaz.10-2-2000.
[23] Agg.1-2-2000.
[24] Yeni asya gaz.10-9-ve-11-9-1994.
[25] Agg.12-9-dan-15-9-1994,Bkn.eski yazı Lem’alar.736,Emirdağ Lahk. 1 / 144.
[26] Agg.10-9-1994,Asar-ı Bediiyye.A.Badıllı.359,Bak.Hutbe-i Şamiye.B.S.Nursi.56.
[27] Zaman gaz.21-6-1999.