PKK-nın
başı olarak seçilen Abdullah Öcalan;iç ve dış birikmiş öclerin alınması için
biçilmiş bir kaftandı.
Kendisi
1949 yılı Urfa/Halfeti/ömerli köyünde doğup,annesi Türkmen,babası kürt asıllı bir
kişidir.
Marksist,Leninist
bir düşünceye sahip olup,” Marksist temele dayalı bir sistem kuracaktık.”der.
Kendisini
tanıtırken:” Üniversite son sınıfa kadar ilk ondan aşağı hiçbir zaman düşmedim.
Liseye kadar Dinin etkileri vardı. yetmişlerde solculuğa ve o dönem
kürtçülüğüne ilgim gelişti. Kişi olarak müminceydim.”[1]
Hayatının
değişiminin 1970-de başladığını ve gelişimini şöyle izah eder:” O sıralarda
elime –Sosyalizmin Alfabesi-diye bir kitap geçti. Kitabı okuduktan sonra her
şey değişti.”
Necip
Fazılın konferanslarını dinleyip-seven,Maltepe camiinde namaz kılan Öcalanın
hayatında 80 öncesi sosyalist,Marksist kitapların basım ve okutturulmasının
büyük etkisi olmuştur. O etki hala devam etmektedir.
1980-den
sonra biten Sosyalist ve marksist düşünce,1970-lerde elde ettikleri sermayeyi
sürdürmektedirler. Bu faaliyetin gelişmesindeki en önemli amilde;ihmal ve
önemsememek idi. Kendi
içerisinde bir bocalamada olan bu insan inancını da şöyle tasvir ediyor:” Bir
–Tanrı- fikri ne zaman,nasıl oluştu? Bir çok evreden geçer ve tanrı kelimesiyle
neyin kastedilmek istenildiği halen tam tanımlanmış değildir. Bilimi en çok
geliştiren bir Einstein’da da tanrı fikri vardır,her ilkel doğa kuvvetini bir
tanrı gibi gören kişide de bir tanrı fikri vardır. Ama aralarında fark vardır.
‘Doğayı yöneten kuvvet’ veya’ doğa kanunları’ diye bir tanımdan bilimde
bahsediyor. Demek istediğimiz ‘Tanrı-Allah’ kavramı bile henüz gelişimini
sürdürmektedir ve sürdürmekten geri kalmamaktadır. Ama her şeyi böyle bir fikre
bağlı olarak ele alıp gelişimini böyle izah etmek pek mümkün görünmüyor. Burada
devreye felsefe giriyor. Felsefe biraz daha bilimselliğe yakındır ve doğanın
gelişim esaslarını belirlemeye çalışır.”[2]
Siyasal
Bilgiler Fakültesi 4.sınıfdan ayrılmadır. 7 Nisan 1972-de Ankara
Üniversitesinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını protesto ile eyleme
katılarak 7 ay Mamak cezaevinde yatmış1973-de de örgütün kurulmasında ilk
adımını da atmış oldu. Kendisi ise ifadesinde PKK-nın 1970-lerde ortaya
çıktığını da söyler.[3]
Tahliyesinde
Dönemin savcısı Baki Tuğ-a Mit-den giden bir yazının sebeb olduğu ifade
edilmektedir.
Öcalan-ın
hanımı olup daha sonra araları açılsa ve yurt dışına kaçsa da Kesire,mit-de
görevli mit mensubunun kızıdır.
İç-den
veya dış-dan beslenilen karga Apo ve PKK,şöhreti yükseltilen alçak..
PKK;27-Kasım-1978-de
Diyarbakır-Lice ilçesi,Ziyaret (Fis)köyünde illegal olarak kuruldu.
Ve
15-Ağustos 1984-de de Hakkari-nin şemdinli ilçesinde askeri birliklere yönelik
faaliyetleri gerçekleştirip,körfez krizinin boşluğundan istifade ile bölgeye
yerleşti.
12-Eylül-1980
darbesine kadar Türkiye de ve daha sonra da Suriye üzerinden Lübnan Bekaa
vadisindeki Filistin kamplarında faaliyet göstermeye başladılar.
Suriye
de ise,Suriye gizli örgütü el-Muhaberat-ın karşısında bir apartmanda
kalıyorlardı.
24-Mayıs-1993-de
Elazığ-Bingöl karayolunda 33 er,3 öğretmen ve 2 sivil hunharca katledildi.
94-95-de
Tuncelide ki karakolları basıp,köyleri yakarak,yolları kestiği yıllardır.
Doğu
meselesi;geçmişten günümüze devam edip ‘Şark meselesi’olarak tarihe geçmiş bir
çözümsüzlüğün uzantısıdır. Bir yandan da kaşınmaya ve kaşımaya müsait bir alan.
İ. Bardakçı-nın ifadesiyle;son 120 yıldan bu yana Kürtler batılılar tarafından
beş defa aldatılmışlardır. Kürt devleti sevdasıyla.[4]
Kardavi
kürt meselesi konusunda; Arap milliyetçiliğine karşı bir reaksiyon olarak
doğduğunu söyler.
Abdulhamid
Han-ın kürtler konusunda bölgede yerleştirdiği ‘Hamidiye alayları’ ile bir
yandan yumuşama olurken,diğer yandan da Ermeni-Rus işgalinde önemli rol
oynadılar.
‘Bağımsız
kürt devleti’ demek, ‘Bağımsız İngiliz Petrol Devleti’ demektir. Bu hayal ile;
Bu hayal ile 1923-den 1938-e kadar 17 kürt isyanı ve de 1925 Şeyh Said
isyanıyla sünniler,Dersim isyanıyla da aleviler tahrik edildi.[5]
Öcalan
itirafında;1925 Kürt isyanı gibi bir isyanı başlatmak için Yunanistanın
kendisini teslim ederek kürtlerin ayaklanmalarını sağlamak için kompla
yaptığını,tıpkı Musul ve Kerkükü elimizden çıkaran İngilizlerin ayaklandırmaları
gibi...
İngiliz
dış işleri bakanlığı arşivlerinden alınan belgelerde İskoç kilisesine bağlı
İngiliz miyoner Joseph Plum Cochbran’ın sağlık ekibinde görevli olarak 1884-de bölgeye gönderildiği
belirtiliyor.
Ünlü
Coğrafyacı Elize Reclus notlarında,1.Dünya savaşında bölgede misyoner faaliyetlerine hız
verildiği,müttefiklerin halkı Osmanlı devletine karşı ayaklandırmak için kilise
ile iş birliği halinde olduğunu ifade etmektedir.
Ve İngiliz
casus subaylarından Lawrence’in İngilterenin Galler bölgesinde 1888 yılında
doğan Thomas Edward’ın İskoçyalı bir rahibeyle evlenebilmek için Lawrence
(Lavrens)soyadını aldığı ve Hristiyanlığın koyu bir taasuba sahip Cizvit
tarikatının okuluna girdiği burada iyi bir
eğitim ve öğretim gördükten sonra casusluğa başladığı da ifade ediliyor.[6]
Kürtlerde;Cehalet,fakirlik
ve ihtilaf tohumlarının ekildiğini ifade eden Bediüzzaman,kürtleri devamlı ikaz
etmiş,başlarına geleceklere karşı onları uyarmıştır.
19-
Mayıs-1908-de ‘Şark ve Kürdistan Gazetesi’nde de yayınlanıp,hükümet
sekreterliğine verdiği yazısında şöyle demektedir:
“
Şu cihanı medeniyette ve şu asrı terakki ve musabakatta sair ihvan gibi yek
ahengi terakki olmak ( İleri medeniyetler seviyesine çıkmak) için,himmeti
hükümetle Kürdistanın kasaba ve kurasında (köylerinde) mekatib (mektebler)
tesis ve inşa buyurulmuş olduğu ayn-ı şükranla meşhud (görünmüş) ise de,bundan
yalnız Lisan-ı Türkiye aşina etfal (Çocuklar) istifade ediyor. Lisana aşina
olmayan evlad-ı Ekrad (Türkçe bilmeyen Kürt çocukları) yalnız medarisi ilmiyeyi
madeni kemalat (Medrese ilimlerini gelişmenin kaynağı) bilmeleri ve mekatib
muallimlerinin lisanı mahalliye adem-i vukufları (öğretmenlerin kürtçe
bilmemeleri) cihetiyle,maariften mahrum kalmaktadır.
Bu
ise vahşeti,keşmekeşi;dolayısıyla Garbın şematetini (gürültü patırtısını) davet
ediyor. Hem de ahalinin vahşet (yabanilik) ve taklid hal-i ibtidasında (taklid
ilkelliğinde) kalmaları cihetiyle evham ve meşkukun (kuruntu ve şüphelerin) te’siratına
hedef oluyor.
Eskiden
beri her vecihle Ekrad-ın madununda (Kürdlerin gerisinde) bulunanlar;bu gün
onların hal-i tevakkufta (duraklamada) kalmalarından istifade ediyor. Bu
ise,ehli hamiyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta,Kürdler için müstakbelde bir
darbe-i müdhişe (Dehşetli bir darbe) hazırlıyor gibi ehl-i basireti dağdar
etmiştir.”[7]
Bediüzzaman
Kürdlüğünden önce Seyyid olup,anne ve baba tarafından hem Haseni,hem de
Hüseynidir. Ve Al-i Beyttendir.
Kürdler
içinde dünya ya gelen Bediüzzaman Türk ve Kürd kardeşliğinin tesisine
çalışmasıyla Seyyidliğinin gereğini yapmıştır.
Birileri
hizmet edeyim derken hezimet etmektedir. Murat Bardakçının ısrarla Bediüzzamanı
Kürd olup kürtçü olmadığı ve hiçbir suretle bunu ortaya koyacak telkinatta
bulunmamasına rağmen;hem Kürtçülükle itham etmesi,hem de;” Kürtçülükten
Evliyalığa Geçiş” ifadesiyle yapıcı değil,yıkıcı bir tavırda bulunmaktadır.[8]
Müsbet
olmayan tahrik edici ırkçı tavırlar,zıt kutupları canlandırıp uyandırarak
fitneye ve kutuplaşmaya yol açarlar.
Bediüzzaman
hayatı boyunca Türk-Kürt-Arap ittifakını temine çalışmış ve onların dilleriyle
onlara hitabede bulunmuştur. Başka dilde olanları bilgilendirmek için onların
dillerince onlara hitap etmek ne derece gerekli ise; İslamiyete ve bilgiye
belki de en fazla ihtiyacı olan Kürt milletine de Bediüzzaman hitab etmiş,ikaz
ve tavsiyelerde bulunmuştur.
İşte
onlara yaptığı Kürtçe hitabesinin Türkçeye çevrilmiş şeklinin ne derece yapıcı
ve onların buna ne derece muhtaç olduklarının bir göstergesidir:
“
Ey Kürt halkı! İttifakta kuvvet,ittihatta hayat,kardeşlikte saadet,hükümette
selamet vardır. İttihat bağını ve muhabbet şeridini sağlam tutun,ta ki sizi
beladan kurtarsın.
İyi
kulak verin,size bir şey söyleyeceğim: Biliniz ki üç cevherimiz vardır;bizden
muhafazalarını isterler.
Birincisi,İslamiyettir;ki,
binler ve binlerce şehidin kanları,ona paha ve bedel olmuştur.
İkincisi,İnsaniyettir;
ki, halkın nazarında akıllıca hizmetlerle,yiğitliğimizi ve insanlığımızı
dünyaya gösterelim.
Üçüncüsü,Milliyetimizdir;
ki,bize üstün meziyetler vermiştir. Bizden öncekiler,iyilikleriyle yaşıyorlar.
Biz kendi gayretimizle milliyetimizi muhafaza ederek,onların ruhunu
kabirlerinde şad etmeliyiz.
Bunun
ardından,bizim üç düşmanımız var;bizi harab ediyorlar.
Biri,Fakirliktir.
İstanbuldaki kırk bin hammal,bunun delilidir.
İkincisi,
Cehalet ve okumamışlıktır;ki, içimizden,bin de bir kişinin bile gazete
okumayışı,bunun bir delilidir.
Üçüncüsü,
Düşmanlık ve İhtilaftır;ki, bu dahili düşmanlık,kuvvetimizi kaybettiriyor,bizi
terbiyeye müstahak kılıyor ve hükümet te insafsızlığından bize zulmediyor.
Siz
eğer bunları işittiyseniz,biliniz,bizim yegane çaremiz şudur ki: Biz,üç elmas
kılıncı elimize alalım,ta ki bu üç cevherimizi elden çıkarmış olmayalım;bu üç
düşmanı üstümüzden atalım.
Birincisi
adalet,maarif ve okuma kılıcıdır.
İkincisi,ittifak
ve milli muhabbettir.
Üçüncüsü,her
kes kendi işini bizzat kendisi yapsın,sefiller gibi başkasının kudretinden ümit
beklemesin ve sırtını hiçbir vasiyete dayamasın.
Son
olarak da: Okumak,okumak,okumak... El ele vermek,el ele vermek,el ele
vermek...”[9]
Tarihin
çeşitli dönemlerinde kullanılan Kürtler nitekim 17-Mayıs 1639 yılında Kasr-ı
Şirin anlaşmasıyla, IV. Murad-ın 40 günlük kuşatmasıyla ele geçirilen
Bağdad,Arap ve Kürtlerin çıkardığı ardı arkası kesilmeyen karışıklıklara sahne
olmuştur.[10]
Bu
günkü senaryolar olan kürtleri kullanarak ve yine onları öldürerek;kürt devleti
kurma aldatmacalarıdır.
Bir
kanser hücresi gibi musallat olan PKK,kangren olan bir vücut parçası gibi
bünyede bulunan,bünye dışından da yamalanan PKK,elbetteki birden-bire ot gibi
yerden türemedi,sinek gibi üremedi. Yıllar öncesinden beri
Marksist,Leninist,Sosyalist,Kominist,Maocu gibi ideolojilerin 1980-den sonra
zahiren susmasının yanında hakikat da bir cephe değişikliği,bir siyaset
oyunu,farklı bir misyon ile sahaya çıkmasından başka bir şey değildir.
Rusya
büyüyen değil,küçülen Türkiye- yi ister. Türk Cumhuriyetlerine lider ve
yardımcı olmasını,kuvvetlenmesini elbette istemez. Bu kendisi için ölüm ve bitiş
fermanıdır. Böylece PKK bir kez daha menfaatların odaklandığı ve güçlendiği bir
merkez olmuştur.
Nitekim
bu insanlara ısındırma kitapları olarak bir yandan Yalçın Küçük-ün kitapları
okutuluyor, bir yandan silahları olan tahrik ile üniversitelerde dersler
protesto edilip engellemelerle insanların PKK-ya katılımı sağlanıyordu.
Önemli
olanı PKK-yı üreten kaynaklarıdır. İnançlı,namazlı,oruçlu bir insan
olup,Malatya-Akçadağ öğretmen okuluna gittikten sonra PKK-ya katılan Elazığlı
C.Bayık,bunu öğretmenlik mesleğine tercih ediyordu.[11]
İşin garib tarafı;bu insanlar üniversiteyi ve bir yerleri bitiren insanlar!
Kusur buralarda da aranmalıdır.
Solcuların
fakirlik edebiyatı PKK-nın da edebiyatının temelini oluşturmakta idi. Bazan da
sağ cepheye geçerek “ Bu devlet dinsizdir.” düşüncesini kullanıyorlardı.
PKK,mağdur
ve mazlum,ekonomik zorluklar içinde olan işsiz,cahil,fakir denilen köylü
insanları kullanıyordu. Yani taraftarlarının çoğu,yılların ihmalinin
biriktirdiği yer olan;maddi-manevi eksikliklerin yeri olan doğu ve Güney doğu
bölgesi idi. Kundaktaki çocuklardan kendi adamlarına kadar insanları canice
öldürüyordu. Ve öldürdüğü adamlarına da –ajan- damgasını vuruyordu.
Nitekim
PKK-nın ikinci adamı Şemdin Sakık,kendine ters bakan Yılmaz adındaki
arkadaşının kollarını,bacaklarını kırdırtıp,sonunda gözlerini yanan ateşte
patlatarak ajan olduğunu söylettirmesine rağmen,onun son sözü ‘Ben ajan
değilim.’olmuştur.
Elemanları
açlık içerisinde bırakılıyor,ekmek çalan arkadaşları acımasızca öldürülüyordu.
PKK
komutanı olan Sami Demirkıran itiraflarını –özetle-şöyle anlatıyor:
PKK-ya
dayaktan dolayı katıldığını,İsmail Beşikci-nin kitaplarını okuduklarını, Musa
Anter-i okuttuklarını,İçinde fare pislikleri olan hamurlar verdiklerini ve
yediklerini,Halktan vergi topladıklarını,yiyeceklerin tırlarla geldiğini,
sığınaklarda Marks ve Lenin-in eserlerini okuttuklarını,kızların her yönüyle
harcandıklarına şahit olduğunu,örgütün yöneticilerinin dinsiz olup,örgütün
içinde müslümanlığın olmadığını,Allahı inkar etmeme yüzünden gözünün önünde bir çoklarının öldürüldüğünü,
sol örgütlerde yoğrulup,üniversiteden ayrılma,dağa çıkan bazı kızların
durumunun hiç de arzu ettikleri gibi olmadığını, PKK-lının değil kızlarla
beraber olmak, erkeklerle homoseksüel içerisinde olduğuna şahit olduğunu,
sürekli kendilerine Öcalan-dan eylem emrinin geldiğini,yapmayanlara da ağır bir
şekilde küfrettiğini, Sol derneklerin ilk basamağı oluşturduğunu, hedeflerinin
öğretmenler olduğunu şu itiraflarıyla ikrar eder:” Bitlis-in Yolalan köyünü
bastık. 3 öğretmeni ve sekiz aylık hamile bir kadınla iki yaşında kızını
öldürdük. Kızın elinde ve ağzında ekmek kırıkları vardı. Arkadaşlar,yemek
yerken öldürmüşlerdi.”
PKK-ya
her türlü maddi-manevi Yunan desteğinin olduğunu söyleyen itirafçı;” Ölen
kürt,öldüren kürt,kaybeden de kürt.. PKK-yı katliamlar bitirdi.” diyor ve
örgütün durumunu:” Her kes örgütten kaçmak için çare arıyordu. Ama ölümü göze
almak vardı. Çünki çoluk-çocuk demeden yaptığımız katliamlar bizi bitirmişti.
Uğruna savaştığımız halkın gözünde artık sıfırdık.”[12]
Bir
ermeni gibi,kestiği insanın kulağını cebinde taşıyacak kadar
canavarlaşıyorlardı. Ve bunlar bunu hak arama uğruna,kürtleri koruma gayesiyle
yine onlara yapıyorlardı.
Bu
faaliyet bazı meşru hakları,ğayrı meşru yoldan temine yöneldi. Meşrulukta bir
tahrikten ibaret idi. Çünki biriken bir çok hesaplar PKK çatısında toplanmış
oldu.
Üniversite
öğrencisi olan bu insanların hedefi de,sosyalizmi getirmek idi.[13]
Olay
bu kadarla kalmadı. Eroin,silah gibi mafyanın da işine yaradı. Bir Alman
İstihbarat şefi:” Bizim PKK ve Dev-Sol-un üst kademesiyle bir sorunumuz yok.
Bizim asıl sorunumuz alt kademelerle uyuşturucu dağıtımını onlara
yaptırıyorlar.”[14]
PKK-nın
uyuşturucu,haraç ve soygunlarla yıllık gelirleri 90 milyon dolar idi.
Fransız-Paris
Match dergisinde yayınlanan araştırma sonucu raporuna göre;Avrupaya giden
eroinin yüzde 70-i Türkiye üzerinden pazarlanmakta,İran ve Yunanistan yoluyla
kazanılan bu kazançla PKK silah alıp,masumları öldürüyor.[15]
Bunu
ört bas etmek için irtica yaygaraları,meçhul cinayetler ki,hep meçhul
kalıp,milletin üzerine gidildi,PKK-ya dolaylı olarak adam kazandırıldı.
Toplumun baş örtüsü, İmam-Hatibler ve Kur’an Kursları gibi hassas noktalarına
saldırıldı
Bunlarda
uğraşılırken,bir yandan nazarlar gerçek uğraşılması ve çözüm bulunması
gerekenlerden çevriltmiş olundu.
Siyaset
de ve toplumda curcuna ve stresler yaşatıldı. Su bir türlü durulmadı. Buda
balık avlayıcılarına yaradı. Toplum avlandı,ağa takıldı. Kurtulmaya
çalıştı,çırpındı. Netice büyük kayıpla sonuçlandı.
PKK
bir piyondu. Bu piyonu kullanan işi bittikten sonra o aleti de atacak,onu da
parçalayacaktı. Neticede onu da yaptı. PKK aletiyle toplumu yaraladı. Sonra da
onu kırıp,attı.
Bunun
dışındakiler hep senaryo, hep laftan ibaret idi. Öyle de olduğu görüldü.
PKK
bitince her şey bitmeyecek. Yeri geldiğinde o yine kullanılacak veya yerine
başka şeyler ikame edilecektir.
Rum-Yunan
tarafından en büyük desteğini alan PKK; “ Ermeni-Asala ve
Marksist-Leninist,Maocu Kürt PKK teröristlerine maddi desteğini esirgemeyen”[16],bir
destek içinde bulunmaktadır. Yani;” PKK,Yunan-Rum taşeronu olarak
kullanılmaktadır.[17]
Yunanistanın
haftalık gazetesi “ To Vima”gazetesinin de belirttiği gibi:” Yunanlıların
Türkiyedeki kürtlere Irak ve İran-daki kürtlerden farklı davranmalarının
Türklere olan düşmanlıklarından”kaynaklandığını yazar.[18]
Bu
destektir ki; A.Öcalanın yakalanmasıyla telaşa düşen Yunanistan iki şeyin açığa
çıkmasından tedirginlik duymaya başladı; PKK-nın yunanistan da eğitilmiş
olması,diğeri,A.Öcalanı teslim etmeleri.
A.Öcalan
ifadesinde;Suriye halkı ve Yunanistan halkından da yardım gördüğünü ifade
etmiştir.
Yunanistanın
kendilerine maddi yardımla beraber,komutanlarının da yardımcı olduklarını
itiraf eden Öcalan, Suriyenin de maddi olmayıp,lojistik destekte bulunduklarını
söyler.
Suriyenin
PKK ile uyuşturucu ticareti karlarının bir kısmı da Hamas-a aktığı
belirtilmektedir.[19]
Suriyenin
PKK-ya doğrudan destek olması ile,Türkiye de;Suriye misali azınlığın lideri
Hafız Esad liderliğindeki zorba bir idarenin aynısının gerçekleştirilmeye çalışılması
arasında bir ilgi söz konusudur. Alevi-Sünni ayırımı,devleti ele geçirme
iddiaları gibi senaryolarla bu fikir beslenmektedir.
Etraf
toz-dumana bulandırıldı. Çeşitli zamanlarda olduğu gibi,90-dan sonra da çok kimseyi
konuşturmak üzere yine alevilik gündeme getirildi. Olumlu-olumsuz çok şeyler
konuşuldu,konuşturuldu. Bunlar ilerisi için delil olarak kullanılmaya
çalışılacak. Aralar ve açıklar daha fazla açılması için böyle yollara baş
vuruldu.
Netice;pek
bir şey yok. Ancak bu hiçbir şey yok anlamına değildir. Daha sonraları ısıtmak
üzere dolaba kaldırılmaktadır.
Nitekim
Emekli General Matafias Öcalana danışmanlık yapmıştır.
Haçlı
zihniyeti ve seferberliğinin diğer adı olan Suriye ve PKK, Semih Sancar Paşanın
da ,haritalarına Hatayı da almaları karşılığında :” Seyredeceklerine gelip de
alsalar ya.. Hatayı haritalarından seyredeceklerine gelip de alıverseler ya..”
mertçe,kalmışsa mertlik.
Her
ne kadar Öcalan Ermenilerle ilişkisinin kesilmesini,Güneydoğuyu da içine alan
bir haritayı kabul etmemek olarak söylese de[20];
Emekli Büyükelçi İ.B.Olgaçay,Batı-nın kendi eliyle besleyip büyüttüğü kürt
devletini,zamanı geldiğinde tanıyacağını,böylece Irak-ın parçalanacağı,Sevr-den
hiçbir zaman vaz geçmemiş bir batı karşısında Türkiye-nin hafızasını kaybetmiş
insan gibi davrandığını belirtip;” Türkiye-nin dış politikası ipotekler
altında,rahat hareket edemiyor. Zeli operasyonundan gurur duydum. Fakat bu
operasyonda kullanılan silahlar ve istihbarat bakımından Türkiye-nin payının
çok az olduğu unutulmamalı.”demektedir.[21]
Güneri
Civaoğlu Hyatt Regency oteli-nin 11.katında bir dairedeki ABD kuvvetleri ordu
sözcüğü merkezinde yapılan konuşmada:” Amerikalı Yarbay ile duvara asılı dev
Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elinin avuç içini Musul-Kerkük vilayeti
olan geniş alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle,kelimeleri tane tane seçerek
anlatıyor:” İŞTE! KÜRT DEVLETİ BURADA KURULUR... Savaş bitecek,Saddam çökmüş
olacak. Bu yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun bir boşluk
doğacak. Kürtler, bir devlet kurarak,buradaki boşluğu dolduracaklar. Belki,
Türkiye-den de toprak isterler...”
Ona
anımsatıyorum: Türkiye,bunu kabul etmeyeceğini,açıklamış bulunuyor...
Amerikalı
Yarbay,” O zaman çarpışacaksınız!”diyor.
Soruyorum:”
Türkiye-nin düzenli
orduları,silahları,topları,zırhlıları,tankları,uçakları,füzeleri var. Böyle bir
büyük güce nasıl karşı koyarlar? Hem gerek İran,gerek Suriye,Irak’ın toprak
bütünlüğü için tavır koymuş bulunuyorlar. Onlarında bölgede bir kürt devleti oluşmasına
göz yumacaklarına nasıl ihtimal veriyorsunuz?
Amerikalı
Yarbayın verdiği yanıt düşündürücüdür:” Irak-ın kuzeyindeki kürtlerinde yakında
çok silahları olacak. Saddamın bıraktığı silahlar,onlara kalıyor. Belki
Türkiyede sizinkilerden bile ileri silahlar olacak.
Uçakları,tankları,füzeleri,zırhlıları,helikopterleri,hava limanları vs...”[22]
Nasıl
ki Almanyayı kendisine bir üs ve taban olarak kullanmaya çalışan PKK-ya karşı
Almanya da onu Amerika ya karşı –ben de varım-diyerek kullanmaya çalıştı.
1918
Sevr anlaşmasında alınan memleketin bölünmesi dış destekli olarak devam etti ve
40 bine yakın insan öldürüldüğü halde buna ilgisiz kalmakla kalmadı,hamilikte
yaptı.
Doğunun
hali ortada,PKK bir şey yapmadı,hep yaktı-yıktı. Kimsede kendisini samimi
bulmadı. Ne fikirde,ne de uygulamada. 1925-deki harekette de başta Musul ve
Kerkük-de kaybedilmişti. Şimdiki kayıp ise ondan geri değil,gayet ileridir.
Fakirliğe
karşı sanatla,cehalete karşı marifet ve irfanla,ihtilafa karşı ittifak
noktaları öne çıkarılmakla yapılabilirdi. Öyle yapılmayıp,hastalığı arttırıcı
ve müzminleştirici yollara gidildi.
Avrupa
sempatizanlarından büyük yardım gördüğünü ifade eden Öcalan,28-29-Şubat-99-da
savcılara yazdığı 3 sayfalık dilekçesinde,batılıların büyük oyunlarının
olduğunu ifade etti.
Böylece,alet
ettiği insanlara karşı,alet olduğunu anlayan Öcalan,çelişkili de
olsa,çekileceğini ifade ediyordu.[23]
Oysa
T. Özal-ın kendisine 1993-deki tutanakta(Sh.23) ,ateş kes-haberini gönderdiği
halde anlaşmaya uyduğunu söyleyen Öcalan, Başbağlar katliamı konusunda
ise,bundan habersiz olduğunu ve bunun Sivas-Madımak otelinde yanan 37 kişiye
bir misilleme olduğunu da söylemektedir. Özellikle Yunanistanın 93-den itibaren
girişilen barış eğilimine taraftar olmadığını söyledi.[24]
PKK-nın
görünen yönünden ziyade görünmeyen yönüdür. Nitekim; B.Baykam-ın “68-li
Yıllar”adlı kitabında Hasan Yalçın-ın yapıp anlattıklarını yazıyor:” 1971-de
Doğu Perinçek-in önderliğinde Söke dağlarında silahlı mücadeleye giriştik...
Beş parmak dağlarında,o zamanki partimizle. Köylüleri ayaklandırmaya çalıştık.
Köylüleri silahlı mücadeleye hazırlama şeklinde bir olay.”,” Biz bütün
gücümüzle halkı silahlandırmaya çalışıyorduk.”[25]
Yakalandığındaki
itiraflarında ise; 1978 Kasım ayından itibaren PKK-nın başı olup,ağırlığının
devam ettiğini söyledi.
Menfaatlar
doğrultusunda bir çok devletlerle ilgisinin olduğunu;
İran-da
PKK-nın hastanesinin olduğu,16 PKK kampının var olduğu,[26]Yunanistan,Güney
Kıbrıs ve kiliselerden yardım aldıklarını;
Ağır
silahların temini,teröristlerin eğitimini Yunanistanın bunu ticari olarak
üstlendiğini;
Uyuşturuculardan
bağış aldıklarını;
Solcuların
yardım ettiklerini;
Kırıkkale
silah fabrikasını arkadaşlarının bombaladığını;
Med
TV. ve HADEP PKK-nın gelirleri ile kurulduğunu;
Asala’yla
1980-de görüştüğünü;
Olof-Palme
su-i kastı konusunda,Avrupa da PKK-nın şiddetlere karıştığı ve olof-palme-ye
katıldığını ve tehdit ettiğini;
Libya
ile ilişkilerinin uzun yıllar devam ettiğini;
Prof.
Yalçın Küçük-ün kendisine yakalanmaması için yerini değiştirmesini söylediğini;
1990
yılından itibaren ihtilafların olup,lider durumunda olanların öldürüldüğünü;
1984-de
Eruh ve Şemdinli baskınıyla terörü başlattıklarını;
Karadeniz
bölgesinde Türkiye Devrim Partisi,Tikko,DHKP-c ve Devrimci Halk Partisi ile
lojistik destek seviyesinde bir ilişkilerinin bulunduğunu;
Ve
örgütten birinci derece de sorumlu olan bu şahsın geç kalınmış olan sözü
ise,işin şiddetle halledilmeyeceği,fikirle açıklanabileceği ve kendisine
müsaade edildiği takdirde böyle yapacağını 15 yıl sonra 40 bine yakın insan
öldükten sonra geç kalınmış bir itiraf olarak söylemiştir.
Böylece
PKK ile beslenenler;meçhul cinayetler,eroin,mafya ve bir çok izm-lerin ortak
bir simgesini oluşturmuştur.[27]
Nitekim
Öcalan ikinci duruşmasında üzerinde önemle durduğu iki nokta ki;
Biri;
İngiliz politikası,dış güçlerin desteği. Apo karnını kaşağılamaktan
yorulunca,İtalya ya kaşağılanmaya gitti. Zaten batının her zamanki
adetidir;kaşımak ve kaşağılamak.. kendisinin belirlediği düşmanını aşağılamak..
İkincisi;Tehdit
olarak da olsa,kendi gitse de artarak bunun devam edeceğini
söylemesi,affedilmesi halinde ise bunu çözeceğini ifade etmesi samimi olmasa da
bir gerçeğe ışık tutmaktadır.
Nitekim
vatana hizmet etmekten,PKK-yı 3 ayda dağdan indirmekten yalvarır ifadelerle dem
vuran Apo;nihayet idam kararının okunmasıyla[28],son
sözünü söyleyerek gerçek yüzünü göstermiştir:” Gelecek barışta
değil,savaştadır.”
Artık
Apo miadını doldurmuştu...
PKK-nın
ikinci adamı olan Ş.Sakık ise;İnsan Hakları Derneği Başkanı için “ Benden daha
fazla PKK-lıdır.”, “ İşbirlikçi” ifadelerini kullandı.[29]
KKK.Org.A.Ateş-in
16-Eylül-1998-deki Suriye sınırında söylediği:” PKK destekçisi Suriye,sabrımızı
taşırmaya başladı.”
Ve
Cumhurbaşkanı S.Demirel-in:” Suriye ye mukabelede bulunma hakkımızı saklı
tuttuğumuzu ve sabrımızın taştığını ilan ediyorum.”sözleri Apo-nun ininden
çıkışını ve yakalanışını hızlandırmıştır.
ABD-nin
de yardımıyla 16-Şubat-1999-da Kenya-da
Yunan elçiliğinden çıkarılarak uçağa götürüldü. Mossad ve FBI-nında
karıştığı ifade edilir.[30]
Böylece;1984-1999
yılları arasında 15 yıl devam eden PKK ve onun başı A. Öcalan-ın 15-2-1999-da
gece 2-3 sıralarında yakalanmasıyla durulur gibi oldu. ancak bu sonuç değildir.
Asıl bundan sonra yapılması gerekenlerin yapılması lazımdır.
Bediüzzamanın
tesbitince;Cehalet,Zaruret(Fakirlik) ve İhtilaftan kurtarılıb;
İlim,eğitim,marifet ile,fakirlikten kurtarılarak maddi refahın kazandırılması
ve ekilen ihtilaf tohumlarının bertaraf edilerek yerine kardeşlik duygularının
yeşertilmesine çabalamak gerekir.
En
az ifadeyle;PKK için harcanan kadar,onun olmaması için yatırımlarla
zenginleştirilmesi demektir. 15 yılda maddi verdiği zarar Yüz milyar Dolar
(Şimdiki ifadeyle)34,5 Katrilyon. Bu ise;Türkiyenin dış borcunun tamamını,iç
borcunun üç katını,ihracatının ise dört katını sağlamaktadır. Bu parayla;345
adet Ereğli demir çelik,590 tane Tofaş otomobil fabrikası yapılabilir. Ve 600
milyon kişinin asğari ücretten maaşı ödenebilirdi.[31]
PKK 15 yıl ve maddi kayıplara neden olmakla kalmadı. Bıraktığı boşluklar
ki;ailelerin dağılması kolayca kapatılmayacak derin yaraların açılması, bir
misal olarak;1990 yılında Adana-ya,Doğu ve Güney Doğudan göç edenlerin toplam
sayısı;490.520-dir.[32]
“
Aç canavara karşı muhabbet ve sevgi beslemek,onun iştahını açar,döner dişinin
kirasını da ister.”
Türkiye
de; 1923-37 yıllarında 114,1938-60-da 176,1960-61-de 25,1961-71-de
55,1971-80-de 17,1980-82-de 13,1983-84-de 2 kişi idam edilmiştir.[33]
APO- PKK – KÜRT DEVLETİ VE
DIŞ GÜÇLER
BESLENİLEN
KARGANIN İNTİKAMI VE DÖNÜŞÜ
Büyümeye aday olan bir devletin önündeki en büyük
engel;mertçe değil,hainane yolun yolcularının adıdır PKK.
Bir
asırdır süren hedef birdi;Bunalımı oluşturacak zemini oluşturmak,kendisiyle
uğraşan bir devlet meydana getirmek..
PKK-nın
temelinde 1980 öncesinin sol zihniyeti vardır. Bu zihniyet bu sefer başka bir
adla dahi olsa teri boş bırakmayacaktır. Bazan devleti,bazan orduyu kışkırtıp,tahrik ve simsiyonculuk ile yani
devletle milletin kapanmaya çalışılan
arasını açmak ve boşluklar oluşturmak!
B.
Ecevit bir sözünde, A. Öcalan-ın yakalanması ile alakalı olarak Mit Müsteşarı
Şenkal Atasagun-a:” ......... Mit-in siyasal etkiler olmadığı sürece ne kadar yararlı
hizmetler vereceği bir kez daha görülmüş oldu.” dedi.[34]
Mit
için böyle olduğu gibi,devlet içinde aynı şey geçerlidir. Halkıyla uğraşan bir
devlet değil,işiyle uğraşan bir devlet olmak,yeter.
Apo
beslendi. Ama bir ilkokul öğretmeni, ama bir lise öğretmeni, ama bir üniversite
öğretim görevlisi tarafından???
Bir
Marksist,Leninist, Sosyalist ve Kominist olarak! O böyle bir bataklığın sadece
şişirilmiş bir elemanıdır. Hesapların kendi üzerinde birleştiği bir leştir.
Geçmişten
ders almayan Kürt milletinin,bir kürt devleti olma hayallerine karşı ağızlarına
çalınmış bir bal ile felaket yoluna sürülmüşlerdir.
Büyük
boşluklar ,küçük boşluklardan çıkar. Nasıl ki PKK,Apo-nun da iade ettiği gibi;
Silahları körfez savaşından sonraki boşluktan istifadeyle Irak-dan satın
aldığını söylemesi gibi... ve,İnsanların yurt dışına çıkışına yardım ettik...
İnsan ticareti yapmış olabiliriz... Hollanda da siyasi eğitim yaptık. Bundan
Hollanda yetkililerinin haberi olabilir... İRA, ETA, Kızıl Tugaylar, Hizbullah
ve İbda-C gibi yurt dışı örgütlerle
ilişkimiz olmadı.. ne kadar doğru? Sözde sürgündeki Kürt parlamentosu benim
talimatımla kuruldu,makhemede söyledi.
Terörün
içine düşen bir insanın tanışacağı ve irtibat kuracağı insanlarda elbetteki yer altı dünyasının kirli işlerine
bulaşmış insanlar olacaktır. İşte Apo-da uyuşturucudan zenginleşen Hasan
Keyfo-dan kendisine tıbbi destekde bulunan Mediko İnternational-a kadar
herkesle görüşmüştür.
Hadep
ve İHD ile ilişkisinin olduğunu ve Roja Welat isimli gazetelerinin bulunduğunu
ve Mezepotamya Kültür derneklerinin faaliyette bulunduğunu ifade etti.
Eroin
mafyasının bir geçiş noktasında kendisini bir maşa olarak kullanmasına
rağmen,kendisinin de onlar tarafından techiz edilip,silah ve para kazanmasının
bir hesabıdır bunlar.
Ermeninin
geçmişte yapıp da başaramadığı hıncının
tekrarından ibaret bir oyundur bu.
Rusun,önünde
engel teşkil ettiğine inandığı,güçsüz düşürüldüğünde kendisinin
kuvvetleneceğine inanmasıyla Türkiye yi
bir yıpratma çabasıdır bu.
Rusya
gitti,bitti. Kazuratından başka geriye ne bıraktı. Bizdeki uzantısı olan
solculuk ideolojilerinden -çığırtkanlık dışında- miras olarak neyi ve kimi
bıraktılar? Lenini mi? Marksı mı ? Maoyu mu? Gezmişi mi? Yoksa zulümlerini ve
isyanlarını mı geleceğe aktardılar? Zaten kendi sermayesi olmayan,ne
bırakabilir ki? Kin ve nefretten başka! Ancak bu menfi yaralar kaldı...
Yunanistan
ise; her türlü silah,para ve askeri desteğiyle süper olma hayalinin bir
neticesidir bu. İnanmaktadır ki; Her dönemde Türk milleti,kendi önünde bir engeldir.
Bu ise maniyi defetme çabasıdır.
Kıbrıs
da, Çanakkale ve Balkanlar da,kısaca bütün savaşlarda esirlere,düşmanımıza bile
müşfik davrandık. PKK-nın vahşi hareketi belli ki bu toprağın insanının
hareketi değildir. İçinde Yunanı, Bulgarı, Sırbı, Rusu, Ermenisi karışmış Zaten
yakalananların bazılarının sünnetsiz olması bunu doğrulamaktadır.
Yakalandığında
üzerinden Lazaros Mavros adına düzenlenmiş Kıbrıs Rum kesiminden bir gazeteciye
ait pasaport çıkmıştır.
Böylece
destekçileri;Başta Suriye,maddi-manevi destekçisi.. Yunanistan ikinci
sırada.. Takviyesi;Lübnandan, İran,
Ermenistan, Rusya ise,takviye güçlerinin kanalları...
Değişik
hesapları olup,geçmişte yaraları ve hesapları olanların gocundukları ve bir
çatı rolünü oynayan PKK çatısında
birleşilen ortak düşmanlar noktasını oluşturmaktadır PKK.
A.
Öcalan temelin kurulmasını KGB-ye atfeder.[35]
Proje, Rus üst düzey yetkililerinin
kurmasıyladır.
Ve
kamplarını doğuda,batıda ,güney ve kuzeyde kurarak yerini sağlamlaştırmaya
çalışmıştır. Bunu sadece zorbalıkla ve öldürerek,anarşi çıkararak yapmakla
kalmayıp,dünya çapında da resmiyet değerlendirilmiş ve siyaset kullanılmıştır.
Yani
oyun tek yönlü değil,çok hesaplı... Borcu olanların alacaklı pozisyonu
içerisinde birleşerek hesap sorma dalaveralarının bir neticesidir.
M.
Sever-in “ Kürt Sorunu” adlı kitabında “ PKK, yoksa dış mihrakların,hedeflerine
ulaşabilmek için ortaya çıkardıkları bir kukla mı? Bir Piyon,bir hayali düşman
mı? PKK hareketine bakıyorsunuz,içinde Mossad ajanları var, sünnetsiz ermeniler
var, Mit-in adamları var.”[36]
Prof.
Ö. Aksu 21-2-1999 günü STV-de saat 11-30-da yaptığı bir konuşmada anlattığı bir
hatırasında,özetle; Almanya da 6 yıldır bakanlık yapmış olan kişiyle çarşıda
gezerken yürüyüş yapan PKK-lıların durumu ve buna neden müsaade ettiklerini
sorduğunda o kişinin verdiği ibretli cevabı şöyle nakletti:” Elbette müsaade
ederiz. Siz Amerikaya yönelirseniz,biz de bunlara müsaade ederiz. Hatta öyle ki
onların içerisinde sadece PKK-lılar değil,onlardan görünen başka unsurlarda
vardır!” İşte Almanya nın Türk milletini kendine çekme hesabı.
İtalya
geçmişten beri menfaatını bizim zararımızda aramış,Apo-yu sahiblenmiştir. Ancak
buda ters tepmiş,menfaatı aleyhine zarar olarak dönmüştür.
İran,Irak
ve Suriye süregelen mevzi-i komşu kavgalarını,Azerbeycan hesabı, Rus
beraberliği hareketlerini bir koz olarak Türk milletinin aleyhine kullanmasının
bir neticesidir.
Amerika
ise menfaatını ve ileriye dönük hesabının üzerine siyasetini oturtturmaktadır.
Rusyanın tekrar eski gücünü elde etmemesi için Türk milletine yönelir. Kürt
devletine tarafsız değildir. İsrailin hakimiyeti uğruna Türk milletinin
mahkumiyetine sebeb olabilecek hareketlerde bulunur. Ancak menfaatına
Türkiyenin kendisi için güçlü köprü olma ve Irakı rahatça kontrol edebilme
düşüncesi ağır basınca menfaatına yönelir.
9-Ekim
1998 de Suriye-den kaçıp,1,5 ay İtalya da bir villada kalarak,Kenya-da
yakalanıp 15-Şubat-1999-da Türkiye ye getirilen A. Öcalan-ın artık misyonunu
tamamladığına inanıldı. Türk milletine verilen 15 yıllık ve 40 bine yakın
kayıbla maksat hasıl olduğuna inanılmıştı.
Yakalanışı
konusunda ise şunları söyledi:” Avrupada genel olarak benimle ilgilenen
NATO-nun çekirdek birimidir. Kenya-ya gönderildiğimde beni karşılayan
Yunanistan büyükelçisi Kostulas,2NATO’da 20 yıldır seni sürekli araştıran
birimin başında idim. Seni gökte ararken,yerde buldum’dedi. Rusya İMF’den kredi
alabilmek için bu komploda rol almıştır. Almanya insani sorumluluğundan
kaçmış,İtalya cesur davranamayarak,Demokrasi geleneğine uymamıştır. İtalyan
hükümetini de aşan bir Gladio birimi Roma sürecinde belirleyici rol almıştır.
Üç
NATO-da çalışan Yunanistan İstihbarat Şefi olan Baby, Kalenderis ve Kostulas
tarafından Türkiye ye getirildiğinde:” Bu bir oyundur. Biz bu oyunu bozacağız.
Kardeşi kardeşe kırdırtmayı hedefliyorlar.’oldu. Nihayetinde bu oyunu
gördüm.”dedi.
“
İsrail –Suriyeyi kendine çekmek için bu komploda yer almıştır. İsrail-in
oyunuyla ilgili sorumlu kişisi David İrvin’dir. Halen komployu gerçekleştiren gücün,kontrolü
kendi ellerinde tuttuğunu düşünüyorum.”dedi.[37]
Bu
süreç içerisinde,uçakta memleketini sevdiğini[38],31-Mayıs-1999-da
Mudanyada ki yargılanması sırasında sürekli idam edilmemesi gerekliliğinden
bahsedip :” İdam edilirsem çok kan akar.” tehdidiyle sırtlanlar gibi iki
yüzlülüğünü bir kere daha gösterdi. Zira bir yandan,örgütün tek sorumlusunun
kendisi olduğunu söyleyip,diğer yandan da öldürmelerde kendisinin bulunmadığını söylemekle,sorumlu
başın,sorumsuz bağlıları olduklarını göstermiş olmaktadırlar.
Ve
bunca hezimetten sonra uçaktaki konuşmasında “Hizmete hazırım.” deyip de tehditlere devam etmesi,mahkemede şehit
ailelerinin derin üzüntü ve acılarını paylaştığını ve özür dilediğini
söylerken,PKK durmadı,PKK saldırılara devam etmiş olmasıyla bukelemun ve
kuklalığını bir defa daha tekrarlamış oldu.
İdealsiz
ve fikirsiz,havaya göre şekil almakta,ancak istediği yine önde kalmaktadır.
Gayri
meşru yolla hedefe varılmaz. Düz yol uzun olsa da,kısa olan mayınlı yoldan daha
kısadır.
Belki
de hesapta cephe değişikliği de söz konusudur. PKK-yı siyasi bir platforma
oturtturmak. Meseleyi Türkiye ile PKK arasında olmaktan çıkarıp bir dünya
platformuna oturtturma düşünceleri. Bunda da her yolu deneyerek içten ve dıştan
desteklerle bayraklaştırmaya çalışma çabaları.
Dağılan
veya başı koparılan PKK-nın yerine başka bir hizbin ikame edilmesi. Ancak
şu bir gerçektir ki;yeri boş
bırakılmayacaktır. Şu anda Suriye kenara itilse de,İran,Irak,Ermenistan,nadasa
bırakılacak olan Yunanistan,Rusya zaman zaman devreye konulacaktır.
Apo-nun
yeri doldurulabilir mi? Kendisi dolu olmadığından boşun yeri ancak uzun yıllar
sürecek şişirmelerden,reklamlardan sonra olabilir! Doldurma kalite yönünden
olmayıp,birikim yönünden önem arz etmektedir.
Menfaat
hesaplarının çatışması ve çarpışması söz konusudur. Bu doğrultuda;bizler diğer
devletlere karşı onu bir koz olarak kullanabiliriz. Nitekim onlarda Apo-nun
yakalanıp idam edilmesiyle daha iyi bir hesabı gündeme getireceklerini
düşünebilirler! Böylece bir düşünceye bir çok kuvvet kazandırabilir,uyuyanlar
uyandırılabilir,dünyada bir infiale sebeb olabilirler! Mesele hesapların
birleşeceği bir senaryoyu oluşturmak.
Anlaşılan
o ki;şimdiye kadar verilen her türlü destek,destek verenlerce çekilmiş,en
azından gevşetilmiştir ki;Apo-yu ele verdi.
İşin
diğer bir garabet noktası;yakalanan A. Öcalanın ilk konuşmasında annesinin Türk
olduğunu,Türk milletinin hizmetinde bulunacağını ifade etmekle,adeta geçmişini
bir anda inkar edip,idealinin de bitmiş olduğunu gösteriyordu. Bunun şahsi
olarak zilletinin ötesinde,düşündürücü bir noktası;bir hiç uğruna savaş!
Arkasından binlercesini sürükleme! Sürükleyici vasfının olmamasına rağmen
sürüklenmeler!
Baş
koptu.. vücut şaşkın.. çırpınma içerisinde. Çare;basiretli düşünce,akıllıca
tedbirler...
PKK
mensupları; bir aldanılmışlık uğruna sefaleti yakalamış ve de oynamıştır.
Bunlarla beraber sun-i dostlar ve dostluklar her alanda PKK- ya akmaktaydı.[39]
Burada
ve bu işte G. Azak-ın ifadesiyle; Yunanistanın hedefi – Megal-i İdea – Büyük
idealleri olan,hedefi gerçekleştirmek[40]
Sol-da
olsun,sağ-da olsun haklı olarak “ Gizli Güç” den ve “ Gizli Komite” den
bahsedilir. Doğrudur.
Bunun
da iki yönü vardır= Biri;işin önüne çıkmayıp,uzaktan kumanda edenler.
Diğeri; en önemli olanıdır ki; bu güç maddi
değil,manevidir. Manevi ağırlığın bir tezahürüdür. Kelime-i
habisenin,menfiliklerin,ihmallerin,küfürlerin,cehaletliklerin,şükürsüzlüklerin,bil-cümle
kusurların Kelime-i Tayyibe olan imana,ibadete,şükre,Helal
rızka,sevaba,bil-cümle tüm güzelliklere galebe ve üstün gelmesinden ibarettir.[41]
Habis
ruhların;insi ve cinni şeytanların da yardımıyla oluşacak olan menfur
hadiselerin vukuundaki rolleridir.
Sonuçta;
Apo operasyonuyla dünyada oluşan büyük yankı,[42]
arkasından mahkemenin sıhhati için dava sürerken jet hızıyla meclisten geçirilen
kanunla DGM-deki askeri hakimin devreden çıkarılıp,sivil hakimin geçmesi,Ankara
2 nolu DGM tarafından idama çarptırılıp, 25-Kasımda da Yargıtay 9. Ceza dairesi
tarafından idamı onaylanmış oldu.
İçte
ve dışta buna tepki gösterenler evvela binlerce feryatlardan birisi olan Yıldız
(Hemşire) Namdar-ın mahkemedeki şu feryadına kulak versinler. Apo-yu düşündürüp
başını eğdiren bu feryat,bir nebzede olsa onlara da faydası olabilir;”
Hayallerimi kaybettim. İnsanlıktan çıkmış, öldürmekten başka bir şey bilmeyen
bu canavarlar... Bu kin ve nefret niye? Ekmek veren bu devleti yıkmak
istemeleri,askeri,polisi öldürmeleri neden? Hani insanlık,insan hakları...
Sadece adalet diyoruz. Bizler insan değil miyiz? Murat kocamdı,canımdı,her
şeyimdi. Kürt-Türk diye hiçbir ayrım yapmadı. Askerlerine yol parası verdi.
Yemin ediyorum hiç kimseye ayrım yapmadı. İnsanlık bu mu? O da anasını
özlemişti. İzne gidiyordu. Erzincan-ı geçtiğimiz de yolumu kestiler,kimlik
sordular. Adını söyleyerek, (Murat) dediler. Tuhaf bir şeyler vardı
çevirenlerde... Şerefli Türk askerlerinin elbiseleri vardı üzerlerinde. Ben
şüphelenmiştim. Babam ve halam da aynı arabadaydı. Ancak Murat çok sakindi.
Bana,ellerimi tutarak, ( Sakin ol hayatım,bir şey yok.) diye bizi,beni teskin
ediyordu. ( Murat bunlar terörist) diyordum. İnsanlıktan çıkmışlardı. Biraz
gittiğimizde yolun her tarafını çevirmişler ve bütün araçları durdurmuşlardı.
Çocuklar,babam ağlıyordu. Arabadan indirip götürdüler,orada yalvarıyordum. Bizi
dinlemediler.”
Namdar-ın
bu sözleri mahkemedekiler ve heyetin duygulanmasına sebeb olup,Yıldız Hemşire
elinde Türk bayrağı ve Kocasının resmiyle Öcalana hitaben:” Biz size ne
yaptık.Çok acı çekiyorum. Biz hiç kimseye bir şey yapmadık.” Öcalan oturduğu
yerden eğilerek:” Acılarını paylaşıyorum .” dedi. Ve Yıldız Hemşire konuşmasını
ağlayarak bitirmekle kalmadı,sadece mahkemedekileri değil,tüm Türkiye ve
dünyadakilere hüzünlendirdi ve ağlattı. Kalbsizler müstesna!
1980
–den önce hem dili,hem de onun neticesi olan terörün, 80 sonrası iflas eden
fikrinden dolayı eli kanlandı.
Şimdi
ise oda iflas etti.
Kanlandıracak
neyi kaldı?
Yaprak
dökümü gibi dökülmeye başladı. Önce ikinci adamı Şemdin Sakık, sonra birinci
adam? Apo ve Avrupa sorumlusu...
Bunca
insanı öldüren kişiye karşı batı merhamete geldi! Affını isteyerek, idam
edilemeyeceğini ısrarla belirterek,tehdit unsuru bile yaptı.
Batı
kendileri böyle bir durumla karşılaşmış olmaları halinde hiç tereddütsüz
hapiste iğne ile öldüreceklerini,mahkemeye bile çıkarmayacaklarını ifade
ederken,
Amerika
da 4- Mart- 1999 günü bankayı soyup,müdürünü öldürenlerden Walter LaGrand-ın
infazı 40 kişinin huzurunda şöyle gerçekleşti:”
Gaz
odasının kapıları sıkıca kapandı ve Savcının işaretiyle idam başladı Walter-in
koltuğunun altındaki su ve sülfirik asit dolu kaba yavaş yavaş siyanür
kapsülleri atıldı. Karışımdan yükselen duman odaya yayıldığında Walter,başını
sallayarak öksürmeye,boğulur gibi sesler çıkarmaya başladı. Birkaç dakika sonra
başı önüne düştü. Artık sürekli öksürüyordu. İki dakika sonra başı yukarı kalktı
ve hemen düştü. Walter artık öylece kalmıştı. Sadece istem dışı omuzları
oynuyor,can çekişiyordu. Ölümü tam 18 dakika sürdü.”[43]
“ Aç
canavara karşı tahabbüb; (muhabbet ve acıma) merhametini değil,iştihasını
açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.”[44]
Bu
konuda Kur’an-ı Kerim-de:” Eğer Allah-a ve Ahiret gününe iman ediyorsanız,
Allahın hükmünü uygulama işinde sakın acıma hissi sizi etkisi altına alıp da uygulamayı
engellemesin. Hem onların bu cezalandırılmalarında mü’minlerden bir cemaat da
bulunup şahid olsun.”[45]
PKK-NIN ARKASINDAKİLER
Dünyada
bazı çözülmelerle beraber kirli işlerin hızla devam etmekte olduğuna şahit
olmaktayız.
Pakistanın
dindar devlet başkanı içten ve de Amerikanın planı neticesinde; General Durani
planı ve “Yarbay Afzal Mahmut tarafından uçağın bagaj bölümüne bomba konulmuş
ve Binbaşı Amer tarafından da pilot kabinine zehirli gaz kapanı
yerleştirmişti.” ve sert bir ifadeyle de denetlemeler engellenmişti.
Ve
uçak kalktıktan sonra Ziya-ül Hak ile beraber “ 10 General,17
Albay,yarbay,teğmen,pilot ve teknisyenin yanı sıra,bu hadise de ABD-nin
büyükelçisi ile bir Amerikalı Tuğgeneral de hayatını kaybetmiş olmasına rağmen”
göz yumulmuş ve mesele kaza süsü verilerek ört bas edilmiş idi.
Zira
Ziya-ül Hak Allah-a yeminle ifade ediyordu ki;” İslami devlet sisteminin tüm
kurumlarını çok yakın zamanda uygulamaya koyacağız.”[46]
Bizdeki
kirli işlere,meçhul cinayetlere ve Susurluk olaylarına ne kadarda benziyor!
Özal-ın ifadesiyle:” Vay canına! neler oluyor da biz bilmiyormuşuz.” Çünki
sadece kanunsuzlukların yapılmasıyla kalmıyor,bunlar kanun adına yapılıyordu.
Bağlantılardaki
kirli ilişkiler,bir yerlerde birbirleriyle sürtüşüyor,bağlanıyor.
Cem
Ersever-in hanımının bir yandan Suriyeli oluşu, Yeşil (Mahmut Yıldırım) in
Suriye gizli servisi ile bağlantısı ve Suriye deki PKK-lıları tesbit etme,sözde
lafları... diyen Emniyet İstihbarat dairesi
Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı.
Jitemci
Binbaşı Ahmet Cem Ersever-in yanında operasyonlara katılan Yeşilin faili
meçhullerin arkasında meçhullere karışıp,para babalığına kaynaklık etmesi...
Ve
MİT-in operasyonun da:” Bir ton C-4 patlayıcı yüklü münibüs ile binlerce km.
yol kat edecek bir kişi aradık. Yeşili bulduk. Yeşili bu iş için kullandık.”
Beş
kişi devredeydi; Apo telefonla konuşurken,yüz metre ileriye park edilip
patlatılan münibüs zarar vermemiş,APO-da kurtulmuştu.
Emniyet
ve Jandarma ile de çalışmıştır. Ve Yeşilin yurt dışında görevlendirilmesi ile
eski bir müsteşarın imzalayıp,haftada da 500 Dolar harcırah ödenmiştir.
Kasım
1996-da o zamanın Başbakanı Mesut Yılmazın Budapeşte de burnuna yemiş olduğu
yumruğun; gazeteci Necdet Açan-ın da tesbitiyle, Yeşilin 23-Kasım 1998 günün de
Macar hava yollarına ait bir uçakla İstanbuldan Budapeşteye
indiği,28-Kasım-1998-de de tekrar Ankara Esenboğaya indiği de belirtilmektedir.[47]
Eşref
Bitlisin çantasındaki evraklarından dolayı öldürülmesi gibi,iki gün sonra
mahkemeye çıkacak olan Ersever-in öldürülmesi de konuşmasından çekinildiği
sebebiyle idi. PKK gibi bu olayda da Çekiç Güc-ün elinin olduğu değil ehlince
belki herkesçe de bilinmekteydi. Bu ikilinin beraberlikleri ve bazı belgeleri
deşifre etme durumları öldürülmelerine sebep oldu.[48]
Ve
Çekiç Güç bu işlerini 36. Paralelde bazı örgütlerle organize etmekteydi.[49]
Bir
yandan konuşturmamak için bazıları öldürülürken,diğer taraftan öldürülmesi
halinde konuşabileceklerin çıkacağı veya hesaplaşmaların başlayabileceği düşünceleri,işleri bir türlü
sonuca bağlamamaktadır.
Ermeni
kuvvetlerin ateşelerimizi öldürmeleri
üzerine,Asala-ya karşı devlet tarafından kullanılıp,Mit ve Emniyetle
irtibatlı olan ve PKK-ya karşı istihbari işlerde de devreye giren; 3 Kasım 1996
yılında Susurluktaki kaza ile ölerek büyük patlak veren Abdullah Çatlı olayı.
14
bin faili meçhulün olduğu Türkiye de,perdenin aralanmasına sebep olan
Susurluğun; “ Susurluk Amerikancı bir çeteydi.” diyen Mahir Kaynak,5 Kasım 1993
Susurluk Kronolojisinin 28 Ekim 1997 yılına kadar ki ve oradan günümüze,sır
perdeleri aralanmaya çalışılsa da gizliliğini ve kirliliğini devam
ettirmektedir.[50]
Mafyanın
Avrupa da ki önemli bir üssü olan Budapeşte de 24 Kasım 1996-da Mesut Yılmazın
saldırıda burnuna yumruk yemesi ve başbakan olmasına rağmen bir neticenin
çıkmaması.
Bütün
bunlar bize N. Erbakan-ın şu sözünü hatırlatmaktadır:” Devlet içinde kontrolsüz
güçlerin savaşı var.”[51]
Böylece
hem şahitler,hem de maşalar teker teker yok edilmeye çalışılmaktadır.[52]
Meclisi
Mit-e inceleten 1974-78 dönemi Mit Müsteşarı emekli Orgeneral Hamza Gürgüç:”
Ümit kaynağımız olan Parlamentonun bünyesini tetkik ettirdim. Karşıma çıkan
tablo korkunçtu. Yer altı örgütlerinin her cinsinden en az bu örgütlerin
sempatizanı diyebileceğim kişiler mahdut sayıda da olsa, legal partiler
şemsiyesi altında parlamentoya girmişti. Ayrıca legal partilerin hali de
ortadaydı. Araştırmadan çıkardığım sonuç. TBMM’nin bu haliyle işe yaramayacağı
idi. Bu sonucu ilgili makamlara resmen ulaştırdım.”[53]
1966-dan
itibaren 9 Martçı Cemal Madanoğlu-nun ekibinde 4 yıl bilinmeden kalıp Mit-e
devamlı bilgiler gönderen ve deşifre edilen Mit elemanı Mahir Kaynak susurluk
konusunda şöyle demektedir:” Çete içinde bir takım ordu mensupları rol
almıştır,bunda hiç şüphe yok. Ama o zaman ordu meseleyi Güneydoğu da PKK’ya
karşı yürütülmüş bir müzakere olarak telakki ediyordu. Çetenin işlediği suçlara
da göz yumuluyordu. Bir yıl önce ordu şöyle bir yargıya vardı: Çete dediğimiz
olgu sadece Güneydoğu Anadolu ile meşgul olmuyor,orayı bahane edip bir siyasi
yapı oluşturuyor. Bu yapı askerlerin siyasi gücünü kırmak amacına yöneldiği
gibi Türkiye yi de belli bir istikamete götürmek amacını taşıyor. Bunun üzerine
ordu yabancı ülkelerin beklediği rollerin bir kısmını kendisi üstlendi. Sonra
da çeteyi tasfiyeye girişti.”[54]
9-Martla,Baas
tipi bir rejim gerçekleşmeyince, 28-Şubatla adeta rövanşı alınıyordu.[55]
Devleti
yıkmak gerekçesiyle genç Teğmen iken ordudan atılan[56]
Ali Kırca,kendisi:” Ben militanlık yaptım,oto galerisi soymaktan
yargılandım;ama bu 4 yıl önce değil 19 yıl önceydi. 19, 4-ten büyüktür
dolayısıyla.”[57]
Devrimlerini
anlattıkları 69 subayın bildirisi içerisindeki bir cümlesinde:” Meydan boş
değildir. Tüfeklerimizdeki mermi,mermilerimizdeki barut,yüreklerimizdeki
ateş,yeter sizlere.”[58]
Eski
Genel Kurmay Başkanı Org. Doğan Güreş; Ordunun kesinlikle darbe yapmayacağını
belirterek;Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarısı neticesinde oyunun bozulup, PKK
devletinin kurulmasını önlediklerini söylemektedir.[59]
UĞUR MUMCU
3-11-1996-da
Balıkesirin-Susurluk ilçesinde Mersedes marka bir arabanın kamyonla
çarpışmasıyla susurluk olayı,ölen ve yaralananların derin ilişkilerinin önemli
kilidini oluşturmaktaydı. Bir nebzede olsa devliğe soyulanlar devrildi,perdeler
aralandı.
PKK-nın
uzantısını aralamak ve belgelemekte olan Gazeteci-Yazar U. Mumcu-nun böyle bir
işe girişmiş olması ,bazılarını fazlasıyla tedirgin etti. Bu korku onu
öldürmeye kadar götürdü.
Ancak
işin en garibi bu ve bunun gibi bir çok cinayetin faillerinin neyin altında
meçhul oldukları,hep meçhul kaldı. Öyle de kalacak gibi. Neden mi??? İşte;
Eşi
anlatıyor:” Sayın Ecevite gittim. Emir buyursanız olay bir daha gözden
geçirilse. Ecevit:” Bana da su-i kast düzenlendi. O su-i kastı sorgularken
duvarlarla karşılaştım. Uğur bey de arı kovanına çomak sokmuştu.”[60]
Kardeşi
Avukat Ceyhan Mumcu:” Uğur, Apo ile Mit arasındaki ilişkiyi sonuçlandıracağı
sırada öldürüldü. Eğer öldürülmeseydi,birkaç gün içinde Apo-yu devlet içindeki
bir kesimin koruduğunu TV-de açıklayacaktı. Uğuru bütün kirli ilişkilerini ortaya
çıkardığı için Behcet Cantürk öldürttü. Cantürke bu ihaleyi devlet içindeki
çetelerin verdiğine inanıyorum.”[61]
Mumcu-nun
ölümünden önceki konuşmalarının Ankara Telekom tarafından yanlışlıkla!
silinmesi,Soruşturmayı yapanların ayrılması,sürülmesi ve öldürülmesi işin
vehametini göstermektedir.
Araştırmasında
Gladio-Mafya-P2-Mason Locası skandalı sonrası İtalyada yaptığı araştırmalarıyla
irtibatlandırıyordu.
Faili
meçhul cinayetleri araştırma komisyonu başkanı Sadık Avundukoğlu:” En önemli
engellemeler DGM Savcıları Nusret Demiral ve Ülkü Coşkun-dan geldi. MİT-in PKK,
Hizbullah ve İslami hareket örgütü
içinde adamları var.”[62]
Eyüp Aşık ise:” Devletin bazı makamları bu işi biliyorlar. DGM Başsavcısı “ Bu işle uğraşmayın”dedi. Netice itibariyle devl