- İNSAN VE
HAKİKATI -
Her
insan kendisini bulduğu kadar bilmekte, bildiği kadar da bulmaktadır. Bir
birleriyle orantılıdır. Bilmesi ve bulmasıyla kendi hattını çizmektedir. Hattı kendisini
bildiği yere kadardır. Ve bulduğu yerdedir. O kendisidir,kendiside odur. Karşılık olarak bulduğun,kendini
bildiğin kadardır. Karşılığın ne ise osun. O sen,sen osun. Yukarıdakini
haksızca aşağıya indirmek nasıl haksızlık ise,aşağıdakini de layık olmadan
yukarıya çıkarmak o derece haksızlık olur. Mareşalı er,eri mareşal yapmak gibi.
Âyet-de;”İnsanlardan
bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan
bir takım kimseler vardır.”[1]
İnsanlar
dışarıyı tanımaya çalışıp,projelerini yapıp keşfettikleri kadar, iç
dünyalarından da haberdar olmaları gerektir. Ondandır ki, bu dökülüş ve
yıkılışlar hastahanelere, hapishanelere,intiharlara ve çıldırmalara neden oluyor.
Her gün deprem oluyor iç alemimizde. Alemimizde tekrar kaldırılmayan
çöküntüler,çökmüşlükler. Madden,manen,ahlaken,değerler itibariyle kurtarma çalışmaları yapılırsa, alttan tekrar çıkacak
ve depreşecek yıkılmaları önlemeli,yıkıntıları kaldırmalı.
Vusulsüzlüğümüz
usulsüzlüğümüzdendir. Sonuca varamayışımız ölçü ve denge içerisinde bir harekette bulunmamamızdandır. Her insanın
kendisine sorması gerek; Ben kimim? Kimim ben, bütün atomları toplayan bir
bütün mü? Hücreler ülkesinin ruh padişahı mı? Dağınıklıkları toplayan,hükmeden
bir hakim mi?
Ve
nereye gittiğine bakmalı! Kopukların,kopuklukların mekanı,kopanların beldesi
olan cehenneme mi? Allah ile bağlantısını koparan zâniler,hırsızlar yurdunun
bağlantısızlarına mı? Hatları kopuk,ne arayabiliyorlar,ne de
aranabilmektedirler.
Veya
gidilen yer bir dostlar meclisimidir? Ora ki;” Cennetteki nimetlerle
dünyadakiler arasında isimlerinden başka bir benzerlik yoktur.”[2]
“Muhakkak
ki cennetin kokusu beş yüz senelik mesafeden işitilir.”[3]
Her bir kişiye verilecek cennetlerinde 500 sene genişliğinde olacağına ima ve
işarettir.
“Sen
(iman etmelerine) düşkün olsan bile yinede insanların çoğu iman edecek
değillerdir.”[4]
Ancak
Rezervasyonların yaptırılması gerekmektedir. Evet,gelişin kesilmesi,gidişin son
bulması muayyen ve mukadderdir. Dünya ve kainat ölümüyle bunu te’yid edecektir.
Cennet,cehennem ve arasata da Rezervasyonlar yapılmış ve de hala bu işlem devam
etmekle yerler hazırlanmaktadır.
Ayarları
bozulmaya kabil olan insanların bu dünyaya gönderilmelerindeki amaç da –tabir
caizse- Rot-Balans ayarlarının yapılması içindir. Çünki insanlar ayar ayara
olup,hepsi bir ayarda değillerdir. Bir yanda ayarı yüksek,öbür yanda ayarı
düşük,bir diğeri de ayarsız...
Mesela,birbirine
zıt gibi görülen ruhla bedenin ayarlanması... Ruh,ruh olacak olmasa da,ruhuna
ruh katacak bir değeri bulmuştu.. beden.. fiziki yapı.. ruhun bekası ve
yükselişi uğruna her türlü fedakarlığa katlanan bir vücut..beden. Beden ruh
için toprak oldu,gübre oldu..çiçekdanlık oldu..ruhu inbat etti,yeşertti.
Zirveye çıkmaya ilk basamak ve adım oldu beden. İnsanı cinlerden üstün kılan
onun bu cesed vesilesine vasıta olan bu vuslatından dolayı idi. Huzura,çıplak
ve soyulmuş soyut fakirliği içinde değil;beden zenginliğinde kabul
ediliyor,kabul görüyordu. Beden ruha bir bağ olmakla beraber çok hakikatlarla
onu bağlıyor,adeta tanıştırıyordu. O bir ayak bağı değil, hakikat bağı
oluyordu. Beden ruhun çilesi idi. Hamdım..Piştim..Yandım.. Ruhun fırını beden..
Ruh
bedensiz,bedende ruhsuz olamaz. İhmal ettik. Yıllardır yanlış uygulanan
politika; bilinmeyen,ar dilen ,geriliğin onda aranması sebebiyle maneviyat
uzaklaştırıldı,maneviyattan
uzaklaşıldı. İlerleyeceğiz,yükseleceğiz zannedildi.
Yanıldık. En büyük yanılgı olan yanılmanın bilinmemesi en büyük yanılgı oldu.
Faturasını millet ödedi. Çünki o biliyordu. Bildiği için veya telafideki
kifayetsizliği çekmesine sebep idi. Bilmeyenler ödetiyor,bilenler ödüyordu.
Bilme bir seviye,düzeltmedeki katkısızlık ise,bir seviyesizlik idi. Seviye ile
seviyesizliğin birleşmesi katmanlı
seviyesizlikten koruyor,cezayı hafifletiyordu. Bazen şefkat tokadı,bazen tâzir
ve azara uğruyordu. Böylece ne beden kazanıldı,nede ruh..
“Başınıza
gelen her musibet,kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Allah çoğunu
affeder.”[5]
Dünyada yapılan yanlışlıklar hukuken bir tazminatı
gerektirdiği gibi,ahirette de bu gibi nice tazminatlarla karşılaşılacaktır.
Dünya
bir imtihan yeridir. Bunun devam edip fevt olmaması imtihanın devamından ve
anlamındandır. Bu dünyadan gidenlerle gelenlerin bir daha görüştürülmemesinde
de büyük bir sır vardır.
Öğretmensiz
talebenin,talebesiz öğretmenin bir manası yoktur. Birbirlerinin
mütemmimidirler. Madem Rasulullah gibi bir muallim ve onun
birinci,ikinci,üçüncü vs. saflardaki öğrencilerin varlığı,bu alemin varlığına ve
devamına bir delildir.[6]
İnsan
Allahın rızasını istemeli. Özellikle 40 yaşına ulaşanın Allahın rızasına uygun
hareket etmesini istemesi[7],bu
kemal yaşının bir gereğidir.
Her
şeye hakikat Çeşm-iyle yani gözüyle bakmalı ve o çeşmeden rahmeti celb edecek
damlalar akıtmalıdır. Olur ki insan kendisini gözden inen damlada kendini
bulabilir. Başta da öyle düşmemiş miydi oluşum rahmine? Rahimde
oluşmuşluğa,rahmin teknesinde,teknede bulmuştuk kendimizi. Tekne kendinde
bulmuştu bizi. O damla biz idik. Biz oldu göz-den akan o damla. Damlayı basite
aldık göl olmadan önce. Meğer okyanustan haber vermekteymiş. Meğer biz,yine
bizdeymişiz,başka yerlerde aradık kendimizi. Bizdeymiş biz. Bendeymiş ben. Göz
yaşı,gönlün yaşı oldu. Gönüldendi. Gönülde bizden ve benden...
Hayatın
her şeyi çekilir,dağ bile olsa. Ancak hazmedemiyorum hazmedilmemeyi.
Hazımsızlıkları mide darlığından,hastalığından ve de en önemlisi beyin
arızasından,veya hınzırlıktan. Mutaassıb,gerici diyenlerin bumu ilericiliği.
İslamiyet
bunu uygulamasıyla göstermiştir ki,içerisinde bulunan herkese karşı hazımlı
olmuş,onlara müsamaha göstermiştir. Seviyeli olan insan her şeye karşıda hazımlı olur,onu teşhis ve tesbit ile tayin
eder. Seviyeden uzak kalan insan ise; üzerinde bulunan her türlü seviyeliliğe
karşı antipati duyar,baştan reddederek,kesip atar. Seviyesizliğini devam
ettirir.
Hazımsızlığı
fıtrat ve fıtri yapı reddeder. Fıtrata uygun her şey,hazma uygun gerçeklerdir.
Çok noktadan yaralı olan toplumumuzda bu hazımsızlık hazımsızlığı görülmekte ve
yaşanmaktadır.
Yılların
yıllanmış tahrib ve ihmalinin açtığı yara, biri birini ve müsbet hareketlerini
hazmedememeyi netice vermiştir.
17-9-1999