RAHMANIN      ARÞI        KALB

 

         Hadis-i Kudsi’de:”Ben yer ve göðe sýðmadým,mü’min kulumun kalbine sýðdým.”buyurulur.

            Allah Kainatý Arþ’dan idare eder.[1] genel tasarruf merkezidir arþ. Kalb ise,ilahi tecellinin,ma’rifetin,imanýn arþýdýr. Ýlahi tecellinin mü’mindeki tasarruf mekanizmasýdýr kalb...

            Tecelli zattan varlýklara doðru gelir ve olur. Ma’rifet ise eþyadan zata doðru olur.[2]

            Yani;-Heme Ost –Her þey O,deðil,-Heme Ezost-dur,Her þey O’ndandýr. O’ndan eþyaya,eþyadan O’na gidiþ farký.

            Kalb;yöneldiði yere yani kabile,mukabil bulunduðu duruma göre ad almaktadýr. Ýman,salihat ve küfür,fýsk,fücur gibi tavýrlar kalbin aldýðý veya takýndýðý tavrýn adýdýr. Kalb sadece buna aynalýk yapmaktadýr.

            Tecelli;kalbe göre tecelli eder,þekil alýr,kesifleþir,kokar veya kokuþur. Güneþin doðmasýyla bazý maddelerin taaffun edip,kokuþmasý gibi... Eþyanýn deðiþik þekillerde görülmesi;eðrilik ve doðruluk güneþin doðmasýndan dolayý deðildir,belki o eþyanýn yapýsýndan kaynaklanmaktadýr.”De ki:Herkes,kendi mizaç ve meþrebine göre iþ yapar.”[3]

            Ýlâhi tecellinin esma ile tezahür etmesiyle,Cemal’de,Celal’de tecelli etmekte,görünene göre,edilen doðrultusunda tecelli etmekte,tecelliye göre de þekil almaktadýr.

            “Allah kimin gönlünü Ýslâma açmýþsa o,Rabbinden bir nur üzerine olmaz mý?”[4]

            Sadýr yani Kalb o nurla görür ve o nurla görülür.

            Kalb;melekut ve metafizik alemindendir. Akýl ise,kalbin bu alemdeki sözcüsüdür.

            Ýnsan; burayý,madde alemini temsil eden akýl ve metafizik alemi temsil eden kalbin tezevvücünden tevellüd etmiþtir.

            Akýl Hikmet üretirken,kalb hakikat üretir. Kalb hakikatý temsil eder.

            Akla giren bilgi,kalbden marifet olarak çýkar.

            Kalb,Allah’ýn nüzul ettiði makam. Tenezzülatý ilahi. Kalbler Ancak Allah’ýn zikriyle tatmin olur.”[5] Kalbin tatmin merkezi. Kalb O’nsuz olamýyacaðý gibi,O’da kalbsiz bilinmemekte ve görünüp anlaþýlmamaktadýr.

            Kalb ebediyet boyutlarýnda uçarken,akýl ayaðýyla yürür,kanatsýzdýr,uçamaz.

            Kalb,sonsuz olan Allah’ý içerisine alýrken,akýl zorlanmakta,ihata edememekte,duvarlarýný zorlamaktadýr.

            Akýl dünya eþyasýyla avunabilirken,kalb dünyaya aid þeylere teveccüh etmemektedir.

            Vahiy;akýl eliyle kalbe sunulur. Kalb vahiyle beslenir. Vahiy,aklýn elinden tutup,gidemeyeceði karanlýk ve aþýlmaz noktalarýn aþýlmasýnda yardýmcý olur. Mücerred akýl kördür. Vahiy onun gözüdür. Akýl da vahyin ayaðýdýr. Hayatýn devamý,göz ve ayaðýn beraberliðiyle sürdürülebilir.

            Hakikatlar kalbin mahsulüdür. Kalbsiz hakikat,hakikat deðildir.

            Evliyanýn terakkisi kalb iledir. Allah’a yakýnlýk ve Allah’ýn yakýnlýðý yani Kurbiyet ve Akrebiyet kalb iledir.

            Akýl filozoflarý doðururken,kalbde peygamberleri netice verir. Ýkisinin birleþmesiyle hikmet sahibi hakimler ortaya çýkar. “aklý aydýnlatan fen ilimleridir,kalbi aydýnlatan din ilimleridir. Ýkisinin birleþmesiyle hakikat tecelli eder.”

            Kalb fýtrattýr,fýtrat Ýslâmiyettir.

            Barajýn türübünleri  kalbi temsil eder. Baraja gelen sular vahyin güç kaynaðýdýr. Iþýk ise,akýl ve organlardan çýkan enerjilerdir.

            Organlar kalbde beslenirler.

            Mehmet Feyzi Efendi der:”Kalb,ruhla cesed arasýnda bir berzahtýr.”[6]

            Gerçek hayata giden yol kabirden geçer. Cesed kalbin kabridir. Orada terbiye edilmektedir.

            Kalb,vücudun sultaný,iç ve dýþ organlar onun azalarýdýr.

            Kalb,sürekli maneviyatla beslenirse geliþir,büyür,kuvvetleþir,görüþ boyutlarý artar. ötelerin ötesine geçebilir. Kalb için bir mani yoktur.

            Kalbin Allah’a vesileliði duadýr. Temizlenmesi ise Tevbe ve Ýstiðfardýr. Tevbe zahiri günahý iþlemekle olmasý beklenilmez ve þartda deðildir. Amaç tevbe ile O’na yönelmek,Tazarru ve Niyazda bulunmaktýr. Efendimiz(ASM):”Ben günde 70 defa Tevbe ediyorum.”derken,masum olduklarý bilindiði üzere,Tevbe ile her gün 70 mertebe kalbin terakkisine,Allah’a olan yakýnlýða vesile oluyorum,demektir.

            Hadis mucibince;Ýþlenilen her bir günah (bir sis ve bulut gibi kalbin üzerinde) bir leke oluþturur. (Tevbe ve istiðfar ile) Ýzale edilmediði takdirde o büyür. tevbe onu siler. Kalb iyi olduðu zaman bütün vücutta iyi olur. O kötü olduðu zaman bütün vücutta kötü olur.

            Hadiste:”Günah;kalbinde tereddüt oluþturan þeydir.”buyurulur.

            Haramlar kalbi kasavetleþtirir.[7]

            Takva;Kalbin safiyetidir. Kirlerden korunmasý ve arýnmasýdýr.

            Peygamberimiz duada:”Ey kalbleri çeviren Allahým! Kalbimi dinin üzere sabit kýl.”[8]

            Hadiste:”Kalbler,Rahmanýn iki parmaðý arasýndadýr. Onlarý istediði gibi çevirir.”[9]

            Kalb,maddi kaný vücuda pompalayýp hayatý saðladýðý gibi,maddi yönüyle de Çam kozalaðý özelliðinin ötesinde manevi ve ebedi hayatýn hayatýný idame etme özelliðine sahibdir. O bir latife-i Rabbaniyedir.

            Kalb;kelime anlamý itibariyle, sabit olmayýp,halden hale deðiþmesi ve dönüþmesi demektir.

            Dünyada her an kýbleye dönük olarak namaz kýlýnmaktadýr. Dünyanýn dönmesi,kýbleyi ters tarafa çevirmez. Hep ayný sabit kalýr. Kalb’de kýblesi olan ma’rifetullah yönünde devamlý dönmektedir. Rýza-i Ýlahiye uygun olmayan her þey onu kýbleden çevirmede etkili olur. Namaz da kýble nasýl esas ise,kalbin kýblede kalmasý esastýr.

            Evlilikte de esas olan eþin;Kalbe mukabil aynalýk yapan,karþýlýðýný bulan bir kalb olmasýdýr.

            Maddi kalbin durmasýyla ,manevi kalb varlýðýný devam ettirir. Duran onun maddi cihetidir.

            Ýbadet ve maneviyat kalbi beslerken,[10] günahlar onu zayýflatýr,hýrpalar. Neticede vahim bir sonuç olarak;”Kalbin mühürlenmesine”[11],manevi hayatýnýn bitmesine neden olur. Kalp yani bozuk,geçmez bir para gibi olur.

            Kalb bilgisayarýn Hard Diskidir. Bilgi ve beceri ile Word’a alýnan bilgiler hayat monitöründe yansýr. Virüsler;kalbin hastalýklarý,[12]  onun eðriliði,[13] katýlýðýdýr.[14] Günahlar çoðaldýkça,virüsler artar.[15] Proðramlarý anlamsýzlaþtýrýr ve bozar.[16] Kalbleri bilen Allah,[17] devamlý onu temizlemeyi diler.[18]

            Ýman kalbe aid bir duygudur. Dilin söylediðinin kalb tarafýndan onaylanmasý gerekir. Münafýk aðzýyla söyleyip,kalbiyle onaylamaz.[19]

            Kur’an-da kalble ilgili bir çok ayet mevcuttur.

            Þeytan içten elde ettiði nefis ile,bütün kuvvetiyle kalbe hücum eder.

            Allah kalbi yüceltmeyi amaçlarken,þeytan onu yýkmayý hedefler.

            Sevgi-Ýman-Merhamet gibi tüm güzellikler kalbin meyvesidir.

            Kalb çekirdeði ve onun açýlmýþ hali olan aðacý,Ýslâmiyet ile sulanýrsa geliþir,cennet ve Cemalullah gibi neticeleri netice verir.

            Kalb dünyaya kalýbýný almak üzere gönderilmiþtir.

            Ana trafo olan kalb Allah tarafýndan irade edilmiþ,onun vesileliði ile Allah ve insan arasýnda irtibat tesis edilmiþtir. Allah,kalbi kendisiyle irtibatlandýrmýþtýr. Bu baðýn kopmasý demek,dünyadan yer çekimi  kanununun kalkmasýyla fezada,boþlukta uçarken,kalbin kopukluðu yokluða doðru gidiþe neden olur.

            Bu durumda Allah’ýn rahmeti devreye girerek,onu yokluktan kurtarýr,cehennem ile baðlar.

            Namazýn þartý istikbali kýble,fesadý ise kýbleden çevrilmedir. Kalbin hayatý Allah’a yönelme iledir,fesadý ise yönün çevrilmesi ve baðýn kopmasýdýr.

            Günahlar þeytanýn avlayýp yakalamak için kurmuþ olduðu tuzaklar ve oltalardýr.

            Lümme-i Þeytaniye;doðrudan þeytanýn aldatmak ve kandýrmak üzere süsleyerek insan kalbine atmýþ olduðu þüphe ve vesvese gibi aldatýcý,þaþkýn kýlýp ayak kaydýrýcý fýsýltýlarýdýr.

            Allah buna karþý melek ilhamýyla koruma altýna alýr,muhafaza eder. 

            Büyük insan olan kainatta arþ ve onun büyüklüðü ile beraber merkeziyyet özelliði ne ise;küçük kainat olan insanda da kalbin özelliði ve önemi odur.

            Küçük kainat olan insanýn kalb sarayýnda oturan ruh sultaný aklýn vezirliðiyle,duygularýn yardýmcýlýðýyla dünya bahçesinden ma’rifet çiçeklerini dermektedir.

            Eserlerinde kalbe büyük önem veren Bediüzzaman Hazretleri özetle þöyle bahseder:

            Kalbin hasseleri olan vazifeli latifelerden akýl,ruh,sýr,nefis gibi duygularla beraber Kamil bir insan olabilmenin yolu;

“Eðer insan yalnýz bir kalbten ibaret olsaydý; bütün mâsivayý terk, hattâ esma ve sýfâtý dahi býrakmak, yalnýz Cenâb-ý Hakk'ýn zâtýna rabt-ý kalb etmek lâzým gelirdi. Fakat insanýn akýl, ruh, sýr, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hassalarý vardýr. Ýnsan-ý kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus ayrý ayrý tarîk-ý ubudiyette, hakikat canibine sevk etmek ile sahabe gibi geniþ bir dairede, zengin bir surette, kalb bir kumandan gibi, letaif askerleriyle kahramanane maksada yürüsün. Yoksa kalb, yalnýz kendini kurtarmak için askerini býrakýp tek baþýyla gitmek, medar-ý iftihar deðil, belki netice-i ýzdýrardýr.”[20]

            Tarikatta kalbi iþlettirmekle amaçlanan;” zikr-i kalbî ile ve tefekkür-ü aklî ile kazandýðý teveccüh ve huzur ve kuvvetli niyetler vasýtasýyla, âdetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelât-ý dünyeviyesini, a'mal-i uhreviye hükmüne getirip sermaye-i ömrünü hüsn-ü istimal etmek cihetiyle, ömrünün dakikalarýný hayat-ý ebediyenin sünbüllerini verecek çekirdekler hükmüne getirmektir.”[21]

            Kâmil insanýn seyri:” Seyr-i sülûk-u kalbî ile ve mücahede-i ruhî ile ve terakkiyat-ý maneviye ile, insan-ý kâmil olmak için çalýþmak; yani hakikî mü'min ve tam bir müslüman olmak; yani yalnýz surî deðil, belki hakikat-ý imaný ve hakikat-ý Ýslâmý kazanmak; yani þu kâinat içinde ve bir cihette kâinat mümessili olarak, doðrudan doðruya kâinatýn Hâlýk-ý Zülcelaline abd olmak ve muhatab olmak ve dost olmak ve halil olmak ve âyine olmak ve ahsen-i takvimde olduðunu göstermekle, benî-Âdemin melaikeye rüçhaniyetini isbat etmek ve þeriatýn imanî ve amelî cenahlarýyla makamat-ý âliyede uçmak ve bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak, belki de o saadete girmektir.”[22]

“Ýnsanýn çekirdeði olan kalb, ubudiyet ve ihlas altýnda Ýslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nuranî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir þecere-i nuranî olarak yeþillenir ki; onun cismanî âlemine ruh olur. Eðer o kalb çekirdeði böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkýlab edinceye kadar ateþ ile yanmasý lâzýmdýr.”[23]

“Kalbin umûr-u dünyeviye ile kasden iþtigal etmek için yaratýlmýþ olmadýðý þöylece izah edilebilir:

            Görüyoruz ki, kalb hangi bir þeye el atarsa, bütün kuvvetiyle, þiddetiyle o þeye baðlanýr. Büyük bir ihtimam ile eline alýr, kucaklar. Ve ebedî bir devamla onun ile beraber kalmak istiyor. Ve onun hakkýnda tam manasýyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlý þeylerin peþindedir, talebindedir. Halbuki umûr-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa, kalbin istek ve âmâline nazaran bir kýl kadardýr. Demek kalb, ebed-ül âbâda müteveccih açýlmýþ bir penceredir. Bu fâni dünyaya razý deðildir.”[24]

“Aklým yürüyüþ yaparken, bazan kalbimle arkadaþ olur. Kalb zevkiyle bulduðu þeyi akla veriyor. Akýl bervech-i mutad bürhan þeklinde bir temsil ile ibraz ediyor.”[25]

“Ýþte Kur'an-ý Hakîm, þu manayý ihtar ile þöyle bir ders veriyor ki, der: Ey Benî-Ýsrail ve ey Benî-Âdem! Kalb katýlýðý ve kasavetinizle öyle bir Zât-ý Zülcelal'in evamirine karþý itaatsizlik ediyorsunuz ve öyle bir Þems-i Sermedî'nin ziya-yý marifetine gafletle gözlerinizi yumuyorsunuz ki, Mýsýr'ýnýzý Cennet suretine çeviren Nil-i Mübarek gibi koca nehirleri, âdi camid taþlarýn aðýzlarýndan akýtýp mu'cizat-ý kudretini, þevahid-i vahdaniyetini o koca nehirlerin kuvvet ve zuhur ve ifazalarý derecesinde kâinatýn kalbine ve zeminin dimaðýna vererek, cin ve insin kulûb ve ukûlüne isale ediyor. Hem hissiz, camid bazý taþlarý böyle acib bir tarzda mu'cizat-ý kudretine mazhar etmesi; Güneþin ziyasý Güneþi gösterdiði gibi, o Fâtýr-ý Zülcelal'i gösterdiði halde, nasýl onun o nur-u marifetine karþý kör olup görmüyorsunuz?”[26]

            “Hem meselâ: Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn bir mu'cizesine dair:

¬yÁV7!ö¬–²)¬@¬"ö|«#²Y«W²7!ö|¬[²&­!«:ö«‹«I²"«ž²!«:ö«y«W²6«ž²!öΛ¬I²"­!«:  

Kur'an, Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn nasýl ahlâk-ý ulviyesine ittibaa beþeri sarihan teþvik eder. Öyle de, þu elindeki san'at-ý âliyeye ve týbb-ý Rabbanîye, remzen tergib ediyor. Ýþte þu âyet iþaret ediyor ki: "En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise ey insan ve ey musibetzede benî-Âdem! Me'yus olmayýnýz. Her dert, -ne olursa olsun- dermaný mümkündür. Arayýnýz, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür." Cenab-ý Hak, þu âyetin lisan-ý iþaretiyle manen diyor ki: "Ey insan! Benim için dünyayý terk eden bir abdime iki hediye verdim. Biri, manevî dertlerin dermaný; biri de, maddî dertlerin ilâcý... Ýþte ölmüþ kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüþ gibi hastalar dahi, onun nefesiyle ve ilâcýyla þifa buluyor. Sen de benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalýþ, bul! Elbette ararsan bulursun."[27]

“Bir harfte meselâ "kalb-i beþer"de þu âlem-i kebirin safahatýnda tecelli ve ihata eden bütün esmanýn âsârýný göstermek”[28]

“Muhabbet, þu kâinatýn bir sebeb-i vücududur. Hem þu kâinatýn rabýtasýdýr. Hem þu kâinatýn nurudur, hem hayatýdýr. Ýnsan, kâinatýn en câmi' bir meyvesi olduðu için, kâinatý istila .......Samed âyinesi olan bâtýn-ý kalb ile sanem-misal dünyevî mahbublara perestiþ etmek, o mahbublarýn nazarýnda sakildir ve istiskal eder, reddeder. Zira fýtrat, fýtrî ve lâyýk olmayan þeyi reddeder, atar. (Þehvanî sevmekler, bahsimizden hariçtir.)”[29]

“Kalb ve ruh ve sýrrýn derece-i hayatlarýna çýk, bak; ne kadar geniþ bir daire-i hayatlarý var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel; onlar için haydýr, hayatdar ve mevcuddur.”[30]

“Âyine-i kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbaniye ile bir tezahürdür ki; herkes istidadýna ve tayy-ý meratibde seyr ü sülûküne, esma ve sýfâtýn tecelliyatýna nisbeten cüz'î ve küllî o Þems-i Ezelî'nin nuruna ve sohbetine ve münacatýna mazhariyeti var. Galib-i esma ve sýfâtýn zýlalinde giden velayetlerin derecatý bu kýsýmdan ileri gelir.”[31]

“Ve o kâinatýn meyvesi olan insan, þu kesret-i mevcudat içinde, vahdeti gösterdiði gibi; kalbi dahi, iman gözüyle kesret içinde sýrr-ý vahdeti görür.”[32]

            kalbin bâtýnýna, baþka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünki bâtýn-ý kalb, âyine-i Samed'dir ve ona mahsustur. «t²[«7¬!ö@«X­"±¬h«T­<ö@«8öÅ`­&ö«:ö«tÅA­&ö@«X²5­+²*!öÅv­ZÁV7«!öde.”[33]

Ýmanýn yeri kalbdir; dimað ise oluyor ma'kes-i nur-u iman.”[34]

insanýn kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir.”[35]

“Makine-i insaniyenin merkezi ve zenbereði olan kalbi, tarîkat vasýta olup iþletmesiyle ve o iþletmekle, sair letaif-i insaniyeyi harekete getirip, netice-i fýtratlarýna sevk ederek hakikî insan olmaktýr.”[36]

“Evet günah kalbe iþleyip, siyahlandýra siyahlandýra tâ nur-u imaný çýkarýncaya kadar katýlaþtýrýyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiðfar ile çabuk imha edilmezse, kurt deðil, belki küçük bir manevî yýlan olarak kalbi ýsýrýyor.”[37]

“Kebairi iþlemek, imansýzlýktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle akýl ve kalbin maðlubiyetinden ileri gelir.”[38]

Sual: Þeytanýn kalbinde marifet var mýdýr?

            Cevab: Yoktur. Çünki san'at-ý fýtriyesi iktizasýnca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri daima küfrü tasavvur etmekle meþgul olduðundan, kalbinde veya fikrinde boþ bir yer marifet için kalmýyor.”[39]

“Kalb imanýn mahalli olduðu gibi, en evvel Sâni'i arayan ve isteyen ve Sâni'in vücudunu delailiyle ilân eden, kalb ile vicdandýr. Zira kalb, hayat malzemesini düþünürken, en büyük bir acze maruz kaldýðýný hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadý; kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandýrmak,arttýrmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadý aramaya baþlar. Bu noktalar ise, iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ý takaddümü vardýr.”[40]

“Ve keza o kalbin öyle bir kabiliyeti vardýr ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vâhid-i Ehad'den baþka merkezinde bir þeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir þeye razý olmuyor.”[41]

            “Ýnsanýn çekirdeði olan kalb, ubudiyet ve ihlas altýnda Ýslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nuranî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir þecere-i nuranî olarak yeþillenir ki; onun cismanî âlemine ruh olur. Eðer o kalb çekirdeði böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkýlab edinceye kadar ateþ ile yanmasý lâzýmdýr.”[42]

“Evet iman kalbde, kafada daimî bir manevî yasakçý býraktýðýndan fena meyelanlar histen, nefisten çýktýkça "yasaktýr" der, tard eder kaçýrýr. “[43]

            “Evet insanýn fiilleri kalbin, hissin temayülatýndan çýkar. O temayülat, ruhun ihtisasatýndan ve ihtiyacatýndan gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayýr ise yapar, þer ise kendini çekmeðe çalýþýr.”[44]

           

                                                                                                          17-2-2001     

                                                                                              MEHMET    ÖZÇELÝK



[1] Allah’ýn arþý Ýstivasý. Hak Dini Kur’an Dili. E.Hamdi Yazýr. 1 / 290, 3 / 2175-2177,  4 / 2758,  6/ 4190,  7 / 5171, 8 / 5323,Ýmam-ý Malik’in Ýstivayý izahý. 3 / 2180, Kürsi-Arþ hakkýnda Hadis., 2 / 854-856. Arþ;Selefiyyece,Allah’ýn Arþa istivasýna inanmak farz,mahiyeti hakkýnda soru sormakta bid’attýr. Ýlmihal. ÝSAM. 1 / 24.

[2] Bak.Feyizli sözler. Rafet Küllüoðlu.47-48.

[3] Ýsra.84.

[4] Zümer.22.

[5] Ra’d.28,Enfal.10,Al-i Ýmran.126.

[6] Feyizler.(V) M.Özdað.191.

[7] Kütüb-ü Sitte. prof.Ý.Canan. 12 / 323.

[8] Age. 10 / 289, 17 / 500.

[9] Age. 10 / 289, 17 / 500.

[10] Ra’d.28,Nahl.106.

[11] Bakara.7,Ðafir.35.

[12] Bakara.10,Ahzab.32,Tevbe.125.

[13] Bakara.93.

[14] Bakara.74,Al-i Ýmran.159.

[15] Bakara.283.

[16] A’raf.179.

[17] Ahzab.51.

[18] Ahzab.53.

[19] Al-i Ýmran.167,Maide.41,Enfal.49.

[20] Sözler.B.Said Nursi.sh.495.27.sözün zeyli.3.sualin cevabý.Osmanlýcasý.sh.167.

[21] Mektubat.440

[22] Mektubat.440-441.

[23] Mesnevi-i Nuriye.107.

[24] Age.109-110.

[25] Age.220.

[26] Sözler.251.

[27] Age.255.

[28] Age.295.

[29] Age.358.

[30] Age.474.

[31] Age.562.

[32] Age.614.

[33] Age.640.

[34] Age.732.

[35] Mektubat.443.

[36] Age.456.

[37] Lem’alar.9.

[38] Age.77.

[39] Ýþarat-ül Ý’caz.67.

[40] Age.77.

[41] Mesnevi-i Nuriye.117.

[42] Age.117.

[43] Hutbe-i Þamiye.76.

[44] Age.76.