Hadis-i Kudsi’de:”Ben yer ve
göðe sýðmadým,mü’min kulumun kalbine sýðdým.”buyurulur.
Allah
Kainatý Arþ’dan idare eder.[1] genel
tasarruf merkezidir arþ. Kalb ise,ilahi tecellinin,ma’rifetin,imanýn arþýdýr.
Ýlahi tecellinin mü’mindeki tasarruf mekanizmasýdýr kalb...
Tecelli
zattan varlýklara doðru gelir ve olur. Ma’rifet ise eþyadan zata doðru olur.[2]
Yani;-Heme
Ost –Her þey O,deðil,-Heme Ezost-dur,Her þey O’ndandýr. O’ndan eþyaya,eþyadan
O’na gidiþ farký.
Kalb;yöneldiði
yere yani kabile,mukabil bulunduðu duruma göre ad almaktadýr. Ýman,salihat ve
küfür,fýsk,fücur gibi tavýrlar kalbin aldýðý veya takýndýðý tavrýn adýdýr. Kalb
sadece buna aynalýk yapmaktadýr.
Tecelli;kalbe
göre tecelli eder,þekil alýr,kesifleþir,kokar veya kokuþur. Güneþin doðmasýyla
bazý maddelerin taaffun edip,kokuþmasý gibi... Eþyanýn deðiþik þekillerde
görülmesi;eðrilik ve doðruluk güneþin doðmasýndan dolayý deðildir,belki o
eþyanýn yapýsýndan kaynaklanmaktadýr.”De ki:Herkes,kendi mizaç ve meþrebine
göre iþ yapar.”[3]
Ýlâhi
tecellinin esma ile tezahür etmesiyle,Cemal’de,Celal’de tecelli
etmekte,görünene göre,edilen doðrultusunda tecelli etmekte,tecelliye göre de
þekil almaktadýr.
“Allah
kimin gönlünü Ýslâma açmýþsa o,Rabbinden bir nur üzerine olmaz mý?”[4]
Sadýr
yani Kalb o nurla görür ve o nurla görülür.
Kalb;melekut
ve metafizik alemindendir. Akýl ise,kalbin bu alemdeki sözcüsüdür.
Ýnsan;
burayý,madde alemini temsil eden akýl ve metafizik alemi temsil eden kalbin
tezevvücünden tevellüd etmiþtir.
Akýl
Hikmet üretirken,kalb hakikat üretir. Kalb hakikatý temsil eder.
Akla
giren bilgi,kalbden marifet olarak çýkar.
Kalb,Allah’ýn
nüzul ettiði makam. Tenezzülatý ilahi. Kalbler Ancak Allah’ýn zikriyle tatmin
olur.”[5]
Kalbin tatmin merkezi. Kalb O’nsuz olamýyacaðý gibi,O’da kalbsiz bilinmemekte
ve görünüp anlaþýlmamaktadýr.
Kalb
ebediyet boyutlarýnda uçarken,akýl ayaðýyla yürür,kanatsýzdýr,uçamaz.
Kalb,sonsuz
olan Allah’ý içerisine alýrken,akýl zorlanmakta,ihata edememekte,duvarlarýný
zorlamaktadýr.
Akýl
dünya eþyasýyla avunabilirken,kalb dünyaya aid þeylere teveccüh etmemektedir.
Vahiy;akýl
eliyle kalbe sunulur. Kalb vahiyle beslenir. Vahiy,aklýn elinden tutup,gidemeyeceði
karanlýk ve aþýlmaz noktalarýn aþýlmasýnda yardýmcý olur. Mücerred akýl kördür.
Vahiy onun gözüdür. Akýl da vahyin ayaðýdýr. Hayatýn devamý,göz ve ayaðýn
beraberliðiyle sürdürülebilir.
Hakikatlar
kalbin mahsulüdür. Kalbsiz hakikat,hakikat deðildir.
Evliyanýn
terakkisi kalb iledir. Allah’a yakýnlýk ve Allah’ýn yakýnlýðý yani Kurbiyet ve
Akrebiyet kalb iledir.
Akýl
filozoflarý doðururken,kalbde peygamberleri netice verir. Ýkisinin
birleþmesiyle hikmet sahibi hakimler ortaya çýkar. “aklý aydýnlatan fen
ilimleridir,kalbi aydýnlatan din ilimleridir. Ýkisinin birleþmesiyle hakikat
tecelli eder.”
Kalb
fýtrattýr,fýtrat Ýslâmiyettir.
Barajýn
türübünleri kalbi temsil eder. Baraja
gelen sular vahyin güç kaynaðýdýr. Iþýk ise,akýl ve organlardan çýkan
enerjilerdir.
Organlar
kalbde beslenirler.
Mehmet
Feyzi Efendi der:”Kalb,ruhla cesed arasýnda bir berzahtýr.”[6]
Gerçek
hayata giden yol kabirden geçer. Cesed kalbin kabridir. Orada terbiye
edilmektedir.
Kalb,vücudun
sultaný,iç ve dýþ organlar onun azalarýdýr.
Kalb,sürekli
maneviyatla beslenirse geliþir,büyür,kuvvetleþir,görüþ boyutlarý artar.
ötelerin ötesine geçebilir. Kalb için bir mani yoktur.
Kalbin
Allah’a vesileliði duadýr. Temizlenmesi ise Tevbe ve Ýstiðfardýr. Tevbe zahiri
günahý iþlemekle olmasý beklenilmez ve þartda deðildir. Amaç tevbe ile O’na
yönelmek,Tazarru ve Niyazda bulunmaktýr. Efendimiz(ASM):”Ben günde 70 defa
Tevbe ediyorum.”derken,masum olduklarý bilindiði üzere,Tevbe ile her gün 70
mertebe kalbin terakkisine,Allah’a olan yakýnlýða vesile oluyorum,demektir.
Hadis
mucibince;Ýþlenilen her bir günah (bir sis ve bulut gibi kalbin üzerinde) bir
leke oluþturur. (Tevbe ve istiðfar ile) Ýzale edilmediði takdirde o büyür.
tevbe onu siler. Kalb iyi olduðu zaman bütün vücutta iyi olur. O kötü olduðu
zaman bütün vücutta kötü olur.
Hadiste:”Günah;kalbinde
tereddüt oluþturan þeydir.”buyurulur.
Haramlar
kalbi kasavetleþtirir.[7]
Takva;Kalbin
safiyetidir. Kirlerden korunmasý ve arýnmasýdýr.
Peygamberimiz
duada:”Ey kalbleri çeviren Allahým! Kalbimi dinin üzere sabit kýl.”[8]
Hadiste:”Kalbler,Rahmanýn
iki parmaðý arasýndadýr. Onlarý istediði gibi çevirir.”[9]
Kalb,maddi
kaný vücuda pompalayýp hayatý saðladýðý gibi,maddi yönüyle de Çam kozalaðý
özelliðinin ötesinde manevi ve ebedi hayatýn hayatýný idame etme özelliðine
sahibdir. O bir latife-i Rabbaniyedir.
Kalb;kelime
anlamý itibariyle, sabit olmayýp,halden hale deðiþmesi ve dönüþmesi demektir.
Dünyada
her an kýbleye dönük olarak namaz kýlýnmaktadýr. Dünyanýn dönmesi,kýbleyi ters
tarafa çevirmez. Hep ayný sabit kalýr. Kalb’de kýblesi olan ma’rifetullah
yönünde devamlý dönmektedir. Rýza-i Ýlahiye uygun olmayan her þey onu kýbleden
çevirmede etkili olur. Namaz da kýble nasýl esas ise,kalbin kýblede kalmasý
esastýr.
Evlilikte
de esas olan eþin;Kalbe mukabil aynalýk yapan,karþýlýðýný bulan bir kalb
olmasýdýr.
Maddi
kalbin durmasýyla ,manevi kalb varlýðýný devam ettirir. Duran onun maddi
cihetidir.
Ýbadet
ve maneviyat kalbi beslerken,[10]
günahlar onu zayýflatýr,hýrpalar. Neticede vahim bir sonuç olarak;”Kalbin
mühürlenmesine”[11],manevi
hayatýnýn bitmesine neden olur. Kalp yani bozuk,geçmez bir para gibi olur.
Kalb
bilgisayarýn Hard Diskidir. Bilgi ve beceri ile Word’a alýnan bilgiler hayat
monitöründe yansýr. Virüsler;kalbin hastalýklarý,[12] onun eðriliði,[13]
katýlýðýdýr.[14]
Günahlar çoðaldýkça,virüsler artar.[15]
Proðramlarý anlamsýzlaþtýrýr ve bozar.[16]
Kalbleri bilen Allah,[17]
devamlý onu temizlemeyi diler.[18]
Ýman
kalbe aid bir duygudur. Dilin söylediðinin kalb tarafýndan onaylanmasý gerekir.
Münafýk aðzýyla söyleyip,kalbiyle onaylamaz.[19]
Kur’an-da
kalble ilgili bir çok ayet mevcuttur.
Þeytan
içten elde ettiði nefis ile,bütün kuvvetiyle kalbe hücum eder.
Allah
kalbi yüceltmeyi amaçlarken,þeytan onu yýkmayý hedefler.
Sevgi-Ýman-Merhamet
gibi tüm güzellikler kalbin meyvesidir.
Kalb
çekirdeði ve onun açýlmýþ hali olan aðacý,Ýslâmiyet ile sulanýrsa
geliþir,cennet ve Cemalullah gibi neticeleri netice verir.
Kalb
dünyaya kalýbýný almak üzere gönderilmiþtir.
Ana
trafo olan kalb Allah tarafýndan irade edilmiþ,onun vesileliði ile Allah ve
insan arasýnda irtibat tesis edilmiþtir. Allah,kalbi kendisiyle
irtibatlandýrmýþtýr. Bu baðýn kopmasý demek,dünyadan yer çekimi kanununun kalkmasýyla fezada,boþlukta
uçarken,kalbin kopukluðu yokluða doðru gidiþe neden olur.
Bu
durumda Allah’ýn rahmeti devreye girerek,onu yokluktan kurtarýr,cehennem ile
baðlar.
Namazýn
þartý istikbali kýble,fesadý ise kýbleden çevrilmedir. Kalbin hayatý Allah’a
yönelme iledir,fesadý ise yönün çevrilmesi ve baðýn kopmasýdýr.
Günahlar
þeytanýn avlayýp yakalamak için kurmuþ olduðu tuzaklar ve oltalardýr.
Lümme-i
Þeytaniye;doðrudan þeytanýn aldatmak ve kandýrmak üzere süsleyerek insan
kalbine atmýþ olduðu þüphe ve vesvese gibi aldatýcý,þaþkýn kýlýp ayak kaydýrýcý
fýsýltýlarýdýr.
Allah
buna karþý melek ilhamýyla koruma altýna alýr,muhafaza eder.
Büyük
insan olan kainatta arþ ve onun büyüklüðü ile beraber merkeziyyet özelliði ne
ise;küçük kainat olan insanda da kalbin özelliði ve önemi odur.
Küçük
kainat olan insanýn kalb sarayýnda oturan ruh sultaný aklýn
vezirliðiyle,duygularýn yardýmcýlýðýyla dünya bahçesinden ma’rifet çiçeklerini
dermektedir.
Eserlerinde
kalbe büyük önem veren Bediüzzaman Hazretleri özetle þöyle bahseder:
Kalbin
hasseleri olan vazifeli latifelerden akýl,ruh,sýr,nefis gibi duygularla beraber
Kamil bir insan olabilmenin yolu;
“Eðer
insan yalnýz bir kalbten ibaret olsaydý; bütün mâsivayý terk, hattâ esma ve
sýfâtý dahi býrakmak, yalnýz Cenâb-ý Hakk'ýn zâtýna rabt-ý kalb etmek lâzým
gelirdi. Fakat insanýn akýl, ruh, sýr, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve
hassalarý vardýr. Ýnsan-ý kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus
ayrý ayrý tarîk-ý ubudiyette, hakikat canibine sevk etmek ile sahabe gibi geniþ
bir dairede, zengin bir surette, kalb bir kumandan gibi, letaif askerleriyle
kahramanane maksada yürüsün. Yoksa kalb, yalnýz kendini kurtarmak için askerini
býrakýp tek baþýyla gitmek, medar-ý iftihar deðil, belki netice-i ýzdýrardýr.”[20]
Tarikatta kalbi iþlettirmekle
amaçlanan;” zikr-i kalbî
ile ve tefekkür-ü aklî ile kazandýðý teveccüh ve huzur ve kuvvetli niyetler
vasýtasýyla, âdetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelât-ý dünyeviyesini,
a'mal-i uhreviye hükmüne getirip sermaye-i ömrünü hüsn-ü istimal etmek
cihetiyle, ömrünün dakikalarýný hayat-ý ebediyenin sünbüllerini verecek
çekirdekler hükmüne getirmektir.”[21]
Kâmil insanýn seyri:” Seyr-i sülûk-u kalbî ile ve mücahede-i
ruhî ile ve terakkiyat-ý maneviye ile, insan-ý kâmil olmak için çalýþmak; yani
hakikî mü'min ve tam bir müslüman olmak; yani yalnýz surî deðil, belki
hakikat-ý imaný ve hakikat-ý Ýslâmý kazanmak; yani þu kâinat içinde ve bir
cihette kâinat mümessili olarak, doðrudan doðruya kâinatýn Hâlýk-ý Zülcelaline
abd olmak ve muhatab olmak ve dost olmak ve halil olmak ve âyine olmak ve
ahsen-i takvimde olduðunu göstermekle, benî-Âdemin melaikeye rüçhaniyetini
isbat etmek ve þeriatýn imanî ve amelî cenahlarýyla makamat-ý âliyede uçmak ve
bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak, belki de o saadete girmektir.”[22]
“Ýnsanýn çekirdeði olan kalb, ubudiyet ve
ihlas altýnda Ýslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nuranî,
misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir þecere-i nuranî olarak yeþillenir
ki; onun cismanî âlemine ruh olur. Eðer o kalb çekirdeði böyle bir terbiye görmezse,
kuru bir çekirdek kalarak nura inkýlab edinceye kadar ateþ ile yanmasý
lâzýmdýr.”[23]
“Kalbin umûr-u dünyeviye ile kasden
iþtigal etmek için yaratýlmýþ olmadýðý þöylece izah edilebilir:
Görüyoruz ki, kalb hangi bir þeye el
atarsa, bütün kuvvetiyle, þiddetiyle o þeye baðlanýr. Büyük bir ihtimam ile
eline alýr, kucaklar. Ve ebedî bir devamla onun ile beraber kalmak istiyor. Ve
onun hakkýnda tam manasýyla fena olur. Ve en büyük ve en devamlý þeylerin
peþindedir, talebindedir. Halbuki umûr-u dünyeviyeden herhangi bir emir olursa,
kalbin istek ve âmâline nazaran bir kýl kadardýr. Demek kalb, ebed-ül âbâda
müteveccih açýlmýþ bir penceredir. Bu fâni dünyaya razý deðildir.”[24]
“Aklým yürüyüþ yaparken, bazan kalbimle
arkadaþ olur. Kalb zevkiyle bulduðu þeyi akla veriyor. Akýl bervech-i mutad
bürhan þeklinde bir temsil ile ibraz ediyor.”[25]
“Ýþte
Kur'an-ý Hakîm, þu manayý ihtar ile þöyle bir ders veriyor ki, der: Ey
Benî-Ýsrail ve ey Benî-Âdem! Kalb katýlýðý ve kasavetinizle öyle bir Zât-ý
Zülcelal'in evamirine karþý itaatsizlik ediyorsunuz ve öyle bir Þems-i
Sermedî'nin ziya-yý marifetine gafletle gözlerinizi yumuyorsunuz ki,
Mýsýr'ýnýzý Cennet suretine çeviren Nil-i Mübarek gibi koca nehirleri, âdi
camid taþlarýn aðýzlarýndan akýtýp mu'cizat-ý kudretini, þevahid-i vahdaniyetini
o koca nehirlerin kuvvet ve zuhur ve ifazalarý derecesinde kâinatýn kalbine ve
zeminin dimaðýna vererek, cin ve insin kulûb ve ukûlüne isale ediyor. Hem
hissiz, camid bazý taþlarý böyle acib bir tarzda mu'cizat-ý kudretine mazhar
etmesi; Güneþin ziyasý Güneþi gösterdiði gibi, o Fâtýr-ý Zülcelal'i gösterdiði
halde, nasýl onun o nur-u marifetine karþý kör olup görmüyorsunuz?”[26]
“Hem meselâ: Hazret-i Ýsa
Aleyhisselâm'ýn bir mu'cizesine dair:
¬yÁV7!ö¬–²)¬@¬"ö|«#²Y«W²7!ö|¬[²&!«:ö«‹«I²"«ž²!«:ö«y«W²6«ž²!öΛ¬I²"!«:
Kur'an,
Hazret-i Ýsa Aleyhisselâm'ýn nasýl ahlâk-ý ulviyesine ittibaa beþeri sarihan
teþvik eder. Öyle de, þu elindeki san'at-ý âliyeye ve týbb-ý Rabbanîye, remzen
tergib ediyor. Ýþte þu âyet iþaret ediyor ki: "En müzmin dertlere dahi
derman bulunabilir. Öyle ise ey insan ve ey musibetzede benî-Âdem! Me'yus
olmayýnýz. Her dert, -ne olursa olsun- dermaný mümkündür. Arayýnýz, bulunuz.
Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür." Cenab-ý Hak, þu
âyetin lisan-ý iþaretiyle manen diyor ki: "Ey insan! Benim için dünyayý
terk eden bir abdime iki hediye verdim. Biri, manevî dertlerin dermaný; biri
de, maddî dertlerin ilâcý... Ýþte ölmüþ kalbler nur-u hidayetle diriliyor.
Ölmüþ gibi hastalar dahi, onun nefesiyle ve ilâcýyla þifa buluyor. Sen de benim
eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalýþ, bul! Elbette
ararsan bulursun."[27]
“Bir harfte meselâ "kalb-i
beþer"de þu âlem-i kebirin safahatýnda tecelli ve ihata eden bütün esmanýn
âsârýný göstermek”[28]
“Muhabbet,
þu kâinatýn bir sebeb-i vücududur. Hem þu kâinatýn rabýtasýdýr. Hem þu kâinatýn
nurudur, hem hayatýdýr. Ýnsan, kâinatýn en câmi' bir meyvesi olduðu için,
kâinatý istila .......Samed âyinesi olan bâtýn-ý kalb ile sanem-misal dünyevî
mahbublara perestiþ etmek, o mahbublarýn nazarýnda sakildir ve istiskal eder,
reddeder. Zira fýtrat, fýtrî ve lâyýk olmayan þeyi reddeder, atar. (Þehvanî
sevmekler, bahsimizden hariçtir.)”[29]
“Kalb
ve ruh ve sýrrýn derece-i hayatlarýna çýk, bak; ne kadar geniþ bir daire-i
hayatlarý var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel; onlar için haydýr,
hayatdar ve mevcuddur.”[30]
“Âyine-i
kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbaniye ile bir tezahürdür ki; herkes istidadýna ve
tayy-ý meratibde seyr ü sülûküne, esma ve sýfâtýn tecelliyatýna nisbeten cüz'î
ve küllî o Þems-i Ezelî'nin nuruna ve sohbetine ve münacatýna mazhariyeti var.
Galib-i esma ve sýfâtýn zýlalinde giden velayetlerin derecatý bu kýsýmdan ileri
gelir.”[31]
“Ve o
kâinatýn meyvesi olan insan, þu kesret-i mevcudat içinde, vahdeti gösterdiði gibi;
kalbi dahi, iman gözüyle kesret içinde sýrr-ý vahdeti görür.”[32]
“ kalbin bâtýnýna, baþka muhabbetlerin
girmesine meydan verme. Çünki bâtýn-ý kalb, âyine-i Samed'dir ve ona mahsustur.
«t²[«7¬!ö@«X"±¬h«T<ö@«8öÅ`&ö«:ö«tÅA&ö@«X²5+²*!öÅvZÁV7«!öde.”[33]
“ Ýmanýn yeri kalbdir; dimað ise oluyor
ma'kes-i nur-u iman.”[34]
“ insanýn kalbi binler âlemin harita-i
maneviyesi hükmündedir.”[35]
“Makine-i
insaniyenin merkezi ve zenbereði olan kalbi, tarîkat vasýta olup iþletmesiyle
ve o iþletmekle, sair letaif-i insaniyeyi harekete getirip, netice-i
fýtratlarýna sevk ederek hakikî insan olmaktýr.”[36]
“Evet
günah kalbe iþleyip, siyahlandýra siyahlandýra tâ nur-u imaný çýkarýncaya kadar
katýlaþtýrýyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiðfar
ile çabuk imha edilmezse, kurt deðil, belki küçük bir manevî yýlan olarak kalbi
ýsýrýyor.”[37]
“Kebairi
iþlemek, imansýzlýktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle
akýl ve kalbin maðlubiyetinden ileri gelir.”[38]
“ Sual: Þeytanýn kalbinde marifet var mýdýr?
Cevab: Yoktur. Çünki san'at-ý fýtriyesi
iktizasýnca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri daima küfrü tasavvur
etmekle meþgul olduðundan, kalbinde veya fikrinde boþ bir yer marifet için
kalmýyor.”[39]
“Kalb
imanýn mahalli olduðu gibi, en evvel Sâni'i arayan ve isteyen ve Sâni'in
vücudunu delailiyle ilân eden, kalb ile vicdandýr. Zira kalb, hayat malzemesini
düþünürken, en büyük bir acze maruz kaldýðýný hisseder etmez, derhal bir
nokta-i istinadý; kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandýrmak,arttýrmak) için
bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadý aramaya baþlar. Bu noktalar ise,
iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ý takaddümü
vardýr.”[40]
“Ve keza o kalbin öyle bir kabiliyeti
vardýr ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve
Vâhid-i Ehad'den baþka merkezinde bir þeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir
bekadan maada bir þeye razý olmuyor.”[41]
“Ýnsanýn çekirdeði olan kalb,
ubudiyet ve ihlas altýnda Ýslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse,
nuranî, misalî âlem-i emirden gelen emr ile öyle bir þecere-i nuranî olarak
yeþillenir ki; onun cismanî âlemine ruh olur. Eðer o kalb çekirdeði böyle bir
terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkýlab edinceye kadar ateþ
ile yanmasý lâzýmdýr.”[42]
“Evet iman
kalbde, kafada daimî bir manevî yasakçý býraktýðýndan fena meyelanlar histen,
nefisten çýktýkça "yasaktýr" der, tard eder kaçýrýr. “[43]
“Evet insanýn fiilleri kalbin,
hissin temayülatýndan çýkar. O temayülat, ruhun ihtisasatýndan ve
ihtiyacatýndan gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayýr ise yapar,
þer ise kendini çekmeðe çalýþýr.”[44]
17-2-2001
MEHMET ÖZÇELÝK
[1] Allah’ýn arþý Ýstivasý. Hak Dini Kur’an Dili. E.Hamdi Yazýr. 1 / 290, 3 / 2175-2177, 4 / 2758, 6/ 4190, 7 / 5171, 8 / 5323,Ýmam-ý Malik’in Ýstivayý izahý. 3 / 2180, Kürsi-Arþ hakkýnda Hadis., 2 / 854-856. Arþ;Selefiyyece,Allah’ýn Arþa istivasýna inanmak farz,mahiyeti hakkýnda soru sormakta bid’attýr. Ýlmihal. ÝSAM. 1 / 24.
[2] Bak.Feyizli sözler. Rafet Küllüoðlu.47-48.
[3] Ýsra.84.
[4] Zümer.22.
[5] Ra’d.28,Enfal.10,Al-i Ýmran.126.
[6] Feyizler.(V) M.Özdað.191.
[7] Kütüb-ü Sitte. prof.Ý.Canan. 12 / 323.
[8] Age. 10 / 289, 17 / 500.
[9] Age. 10 / 289, 17 / 500.
[10] Ra’d.28,Nahl.106.
[11] Bakara.7,Ðafir.35.
[12] Bakara.10,Ahzab.32,Tevbe.125.
[13] Bakara.93.
[14] Bakara.74,Al-i Ýmran.159.
[15] Bakara.283.
[16] A’raf.179.
[17] Ahzab.51.
[18] Ahzab.53.
[19] Al-i Ýmran.167,Maide.41,Enfal.49.
[20] Sözler.B.Said Nursi.sh.495.27.sözün zeyli.3.sualin cevabý.Osmanlýcasý.sh.167.
[21] Mektubat.440
[22] Mektubat.440-441.
[23] Mesnevi-i Nuriye.107.
[24] Age.109-110.
[25] Age.220.
[26] Sözler.251.
[27] Age.255.
[28] Age.295.
[29] Age.358.
[30] Age.474.
[31] Age.562.
[32] Age.614.
[33] Age.640.
[34] Age.732.
[35] Mektubat.443.
[36] Age.456.
[37] Lem’alar.9.
[38] Age.77.
[39] Ýþarat-ül Ý’caz.67.
[40] Age.77.
[41] Mesnevi-i Nuriye.117.
[42] Age.117.
[43] Hutbe-i Þamiye.76.
[44] Age.76.