Başta peygamberler bu mesleğin öncülüğünü yapmışlardır.
Ve sahifelerle başlayan peygamberlik,kemal manada kitapla yani Kur’an-ı
Kerim-le son bulmuştur,doruk noktaya ve zirveye ulaşmıştır. Ulül-azim peygamberlere
özellikle kitab gönderilmiştir.
124 bin peygamber bu tebliğ müessesini işletmişlerdir.
Dünya
hayatı öğretmen ve kitabla başlamış ve onunla son bulmuştur.
Bir
öğretmen insanları sonsuza,ebediyete sevk edip gönderen bir şahsiyettir. Kendi müessiriyetinin
kuvvetine göre,tesirinin de nerede biteceği asla bilinemez.. Ebede kadar
gidebilir.
Kendisine
tesiri olmayanın,başkasına tesir etmesi düşünülemez. Cahil cahil olanı
aşamayacağından,bilgili olan da tesir icra edemez. İlim ve bilgide adım atamayan,ilerilere
nasıl sıçrayabilsin,ulaşabilsin?
Öğretmen;talimiyle
ve talim ettiği şeylerin kapasite ve kalitesi nisbetinde öğretmendir.
İlk
talim olayı Allah’ın Hz. Âdem ve onun şahsında zürriyetine “Eşyanın isimlerini
talim”[1]
ile başlar.
Talimden
amaç,taallüm yani öğrenmektir. Bundan gayede öğrenilmesi gerekeni öğrenmektir.
Ve o öğrenilenle Allah bilindiği nisbette[2]
bir değer taşır,aksi takdirde bir yüktür.[3]
Öğretmen;öğrettikleriyle
gizli olan,kapalı bulunan kabiliyet değerlerini açmış olmaktadır.
İnsan
kabiliyetleriyle insandır. Onların açılmasıyla da insan-ı kamil yani mükemmel
bir insan olur.
Bu
hizmetinden dolayıdır ki;dünyada her şeye kıymet biçilebilse de,öğretmene ve
öğrettiklerine kıymet biçilemez.
Allah’ın
Cebrail aracılığıyla bildirmesinden saadet asrı oluşuyor. Cehalete üstün
geliyor.
Öğretmenler
bu peygamber mesleğiyle kıymet bulmakta,kıymetlenmektedirler.
Kur’an-ı
Kerim-de peygamberler anlatılırken:”Onların ücretlerinin Allah’a aid
olduğu..”ifade edilir.[4]
Öğretmeninde
birinci vasfı bu olmalıdır. Bu gaye zihninde yer etmelidir. Madde ise vesilelik
de kalmalıdır ki;o vasfa ulaşılabilsin...
Öğretmen
devamlı araştırma ve çalışmalarıyla kendilerini yenilemelidirler. Ta ki kendisi
de başkalarını yenileyebilmiş olsun. Aksi takdirde kendisi okuma arzusu
içerisinde olmayıp okumayan ir öğretmen;talebelerine de okuma ve öğretme
arzusunu aşılayamayacağından,soğuk demiri döven demirci gibi,havanda su
dövecektir.
Aileler,bir
hamur haline gelmiş veya getirilecek durumda olan çocuklarını öğretmene teslim
ederek;istediği şekilde yoğurmasına,şekil ve biçimlendirmesine zemin
hazırlarlar.
Ancak
kolay bir olay değildir. Anne ve babalar bir iki kişiye bakmaktan aciz
kalırlarken;öğretmen yüzlercesiyle muhatab olmaktadır. Oda her cins,her tip
çehre,talebe sayısınca kabiliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır.
İlk
okuldaki çocuğun durumu biraz daha farklı ve hassas olduğundan,çocuk da o
dönemde mayalanır. Ya bir mayası bozuğa rast gelirse,seyreyle
gümbürtüyü,seyreyle... Çünkü:”Arı su içer bal akıtır. Yılan su içer zehir
akıtır.” İkisi için de su sudur. Ancak yapının bozukluğu,birini bala
dönüştürürken,diğerini zehire dönüştürmektedir.
Nitekim
öyle zehir kusan birisiyle seksenin sonunda karşılaşmış,kustuğu zehiri
iğrenerek yüzüne savurmuştuk. İlk okul talebesine sınıfta Allah’tan şeker
istemelerini,daha sonra da zehirini kusmak üzere kendisinden istemelerini ve
cahiliyet dönemlerinde olduğu gibi,şeker vererek zehirini kusmaktan geri
durmuyordu.
Evet,cennet
ucuz olmadığı gibi,cehennem dahi lüzumsuz değildir.
Hz.
Ali’nin:”Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”Bu kolay bir şey olmasa gerek!
Harfin niteliğine ve kalitesine göre değişiklik arz eder.
Kiminin
öğrettiğinden köle olunurken,kimininkinden de düşman. Kimininki köle
yaparken,kimininki de kölelikten âzad
ettirir.
Yunusumuzun
ifadesiyle:”İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen,ya
nice okumaktır.”
Öğretmen
talebesine,evvela -kendisini tanıttırıp,bildirmeli,Rabbisini bildirmelidir.
Aksi takdirde kişiyi Allah’a götürmeyen ilim,ilim olmadığı gibi,ilmi
gölgelemektir.Bu duygu temel olarak öğrencinin ruhunda yer ettirilmelidir.
Zira:”Aklı
aydınlatan fen ilimleridir. Kalbi aydınlatan din ilimleridir. İkisinin
birleşmesiyle hakikat ortaya çıkar. Birbirlerinden ayrıldıkları
takdirde;birincisinden şüphe ve inkar,ikincisinden de taassub ve cehalet
çıkar.”
Öğretmenin
hiçbir meslek erbabıyla kıyaslanmayacak derecede bir imtiyazı vardır.
Bundandır
ki;milletlerin ıslahı da,ifsadı da öğretmenin eliyledir.
Öğretmen
toplum vücudunun beyin yapısıdır. O bozuldu mu,tüm vücut bozulur. O iyi oldu mu
tüm vücut iyi olur,sağlığına kavuşur.
Öğretmen;koyun
gibi olmalı,kuş gibi olmamalı. Çünkü koyun yavrusuna saf ve berrak,hazmedilmiş
bir sütü verirken,kuş yavrusuna kusmuntusunu verir.
Öğretmen
de ilmin özünü ve özetini vermelidir. Kısır ve kışırlarla uğraşmamalıdır.
Öğretmen;bulunduğu
makamın ehemmiyetindendir ki;yeri ya minare başıdır,ya da kuyu dibidir.
İkisinin ortası yoktur. Ya zirvededir,ya da çukurda. Ortada tutunacak ve
duracak bir yerde yoktur. Ancak diğer her mesleğin ortasını bulmak mümkündür.
Öğretmenlik;Allah’ın
kevni yani tabiattaki ve Kur’an-daki âyetlerinin okunduğu meslek.
Allah’ın
rızasının kazanılıp,gayeler üstü bir gaye. Gaye peşinde koşanların,kendini bir
davaya adamışların,hedefi tayin edilmişlerin topluluğu.
Öğretmenlik;Kur’an-ın
ilk emri olan:”Oku” emrinin icra edildiği mahal.
Öğretmenlik:”Beşikten
mezara kadar ilim tahsil ediniz.”emrinin uygulama sahası. “İlim Çin-de dahi
olsa alınız,öğreniniz.”hakikatının ifa edildiği yer.
Öğretmenlik:”Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[5]
Elbette bir olmaz. Çünkü biri biliyor,diğeri bilmiyor.
Öğretmenlik;gecenin
karanlığını izale edip,bedeviyetten medeniyete geçiş noktası,geçmişle gelecek
arasında bir köprü,insan psikolojisini bilerek manevi alemine girme,tedavi
merkezi.
Öğretmenlik;anarşinin
kaynaklandığı girdapları beş reçete ile teşhis ve tedavi eder. Bunlar;Hürmet,Merhamet,İtaat,Emniyet,Helal
ve Haramı bilip haramdan kaçınmayı öğretir. Toplumda sevgi,saygı,muhabbet
duygularını yetiştirir ve yeşertir.
Öğretmenlik;bir
fidanın hassasiyetle büyütüldüğü bir meslektir. Yaptığım bir ankette özetle
çocuklar şu üç şeyi istiyorlardı:İlgi-Bilgi-Sevgi...
Hasılı
öğretmenlik;Matkapla değil,suyla taşı delme sanatıdır.
M.
Baudier-in ifadesiyle:”Türk milletinin başarılarına şaşırmamak lazım. Çünkü
onlar elit kadroları nasıl yetiştireceklerini,gençleri nasıl disipline
edeceklerini biliyorlar. Yine onları mükemmel insan haline
getirirken,kabiliyetlerine göre taltif etmesini biliyorlar.”[6]
Öğretmenin
kıymetinin düşmesi,öğretmenin kıymetini bilenlerin sayısını arttırmıştır. Bunun
telafisi;devlet ve öğretmen ikilisinin ciddiyetiyle mümkündür.
Madem
millet bozulmuştur. Bu öğretmenin ve öğretmenlik mesleğinin ifsad edilmesinden
kaynaklanmaktadır.
O
halde meseleye bozulduğu yerden ve noktadan başlanılması gerektir. Kaybedilen
bir şey,kaybedildiği yerde aranır ve aranmalıdır.
Bedir’de
esir düşen her bir müşriğe on müslümana okuma yazma öğretmesi halinde serbest
bırakılması şartı getirilmişti.
Osmanlıda
öğretmen farklı idi. Medreselerin genelde bir ağırlığı ve kalitesi vardı.Oradan
ayrılanlar ehil ve ehliyetli idiler. Maddi ve manevi donanmış kimseler olarak
ayrılırlar,mezun edilirlerdi.
Bizde
ise eğitim bir asırdır kimliğini bulamamış,ters yüz olmuş ve edilmiştir.
Hala,neler yapalımlarla değil,nasıl yapalımlarla meşgul olunmaktadır. Yaz boz
tahtası gibi...
Eğitimin
çizgisi kesin olarak belirlenmelidir. Milletin mukaddesatıyla tam bir uyum
içerisinde olmalı,asrın teknik ve teknolojisine ayak uydurmalı,gerisinde
kalmamalıdır. Öğretmen tam olarak yetiştirilmeli,mesleğinde branşlaşmış
olmalı,öğretmen-öğrenci monotonluktan kurtarılmalıdır.
Eğitim
tüm kurumlarıyla;veli,öğrenci iletişimi ve bağlantısı
koparılmamalı,talebe-öğretmen,öğretmen-idareci ve zincirleme olarak münasebet
tesis edilmelidir.
Zira
eğitimdeki kopukluk ve boşluk,toplumun her kesimine yansır. Nitekim köy
enstitüleri bunun hazin bir neticesidir.
Bir
asırdır eğitim,pusulasız olarak,okyanusun dalgaları arasında,daha doğrusu
ırmağın sularında,rüzgarın sevk ettiği yöne doğru yol almaktadır.
Eğitimin
hedefi ve gayesi yetmiş yıl önce,o dönemin şartlarında ve seviyesinde alınan kararlar
doğrultusunda devam etmektedir.Oysa öyle bir zaman içerisinde bulunmaktayız
ki;değil yetmiş yıldaki değişiklikler,artık yetmiş saat ve günde büyük
değişikliklerle karşılaşmaktayız.
Yetmiş
yıl,bir asır öncesinden alınan Tevhid-i Tedrisatı,ısrarla devam ettirmek,daha
mükemmelini aramamak,eğitime yapılacak en büyük
bir zarar olacaktır. Konuşulması ve de ileriye dönük olarak daha
başarılı sistemlerin düşünülmesi gerekir.
Zira;son-u
ilk belirler.İlk-ler,ilkeller ve ilk eller;bulundukları pozisyona göre de
toplumların sonlarını belirlerler.
Bu
gidiş nereye? Ve ne zamana kadar?
MEHMET ÖZÇELİK